|
1-GÖKTÜRK DEVLETİ
Türk Tarihîndeki
Önemi: Türk sözünü ilk defa resmî devlet adı olarak kabul
edenler Göktürklerdir.
Böylece
devleti ifade etmesi bakımından siyasî bir anlamı olan Türk
kelimesi bu sayede bütün bir
milletin adı
olmuştur.
A-ERGENEKON
Göktürk Menşe
Efsaneleri ve Ergenekon Destanı'na Göre Türklerin Tarih
Sahnesine Çıkışı
Göktürklerin
"Kurttan Türeyiş"lerine dair Çin kaynaklarında da geçen üç
efsane vardır. Aslında bu
efsanelerin
hemen hemen aynısı M.Ö. 119'da Hunlar tarafından büyük bir
yenilgiye uğratılan Wu-
sunlar için
söylenir. Efsaneye göre Hunlar bir taarruz neticesinde Wu-sun
kralını öldürmüş, onun
oğlu Kun-mo
küçük olduğu için Hun hükümdarı ona kıyamamış ve çöle
atılmasını emretmiş. Küçük
Kun-mo dişi
bir kurt tarafından emzirilmiş ve bu olayı uzaktan seyreden
Hun hükümdarı, çocuğun
kutsal biri
olduğuna inanarak, büyüdüğünde onu Wu-sunların kralı yapmış,
içinden Göktürkleri de
çıkaran,
Çinlilerin Kao-çı (Yüksek Tekerlekli Arabalılar) ve T'ieh-li
(Tölös) dedikleri, Orhun nehrinden
Volga
kıyılarına kadar geniş bir alana yayılan bu güçlü Türk
kavimler topluluğu için de "kurttan
türeyiş"
efsanesi aynı motifi işler. Çin'deki Toba sülalesi devri
kaynaklarında efsane özetle şöyle
anlatılır: "Kao-çı
kağanının çok akıllı iki kızı varmış. Öyle iyi kalpli ve
akıllılarmış ki, babaları onların
ancak tanrı
ile evlenebileceklerini düşünerek, kızlarını bir tepeye
götürmüş. Ancak tepeye ne tanrı
gelmiş ne de
onlarla evlenmiş. Kızlar burada beklerken ihtiyar bir erkek
kurt tepede dolaşmaya
başlamış.
Küçük kız, kardeşine bu kurdun tanrının kendisi olduğunu
söyleyerek tepeden inmiş ve
kurtla
evlenmiş. Bu suretle Kao-çı halkı bu kız ve kurttan
türemiş.".
Bu efsanelerin
tekamül etmiş şekli, tarihî realiteye de uygun olarak,
Göktürk menşe efsanelerinde
ve Ergenekon
Destanı'nda görülür. M.S.570'te ortaya çıkan Çin'deki Sui
Sülâlesi devrinde
Göktürklerle
yakın münasebet kuran Çinliler, Türklerden öğrendikleri
efsaneyi tarih yıllıklarında not
etmişlerdir.
Efsane şöyledir:
"...
(Göktürklerin) ilk ataları Hsi-Hai, yani Batı Denizi'nin
kıyılarında oturuyorlardı. Lin adlı bir
memleket
tarafından, onların kadınları, erkekleri, büyüklü-küçüklü
hepsi birden yok edilmişlerdi.
Yalnızca bir
çocuğa acımışlar ve onu öldürmekten vazgeçmişlerdi. Bununla
beraber onun da kol ve
bacaklarını
kendisini Büyük Bataklığın içindeki otlar arasına
atmışlardı. Bu sırada dişi bir kurt peyda
olmuş ve ona
her gün et ve yiyecek getirmişti. Çocuk da bunları yemek
suretiyle kendine gelmiş ve
ölmemişti. (az
zaman sonra) çocukla kurt, karı koca hayatı yaşamaya
başlamışlar ve kurt da
çocuktan gebe
kalmıştı. (Türklerin eski düşmanı Lin devleti, çocuğun hâlâ
yaşadığını duyunca)
hemen kendi
adamlarını göndererek, hem çocuğu hem de kurdu öldürmelerini
emretmişti. Askerler
kurdu öldürmek
için geldikleri zaman, kurt onların gelişinden daha önce
haberdar olmuş ve kaçmıştı.
Çünkü kurdun
kutsal ruhlarla ilgisi vardı. Buradan kaçan kurt, Batı
Denizi'nin doğusundaki bir dağa
gitmişti. Bu
dağ, Kao-ch'ang (Turfan)'ın kuzey-batısında bulunuyordu. Bu
dağın altında da çok derin
bir mağara
vardı. (Kurt) hemen bu mağaranın içine girmişti. Bu
mağaranın ortasında büyük bir ova
vardı. Bu ova,
baştan başa ot ve çayırlıklarla kaplı idi. Ovanın çevresi de
200 milden fazla idi.
Kurt, burada
on tane erkek çocuk doğurdu. (Göktürk Devleti'ni kuran) A-şi-na
ailesi, bu çocuklardan
birinin
soyundan geliyordu."
Efsanede
Türklerin yaşadığı ve göç ettiği yer olarak gösterilen Batı
denizi, kimi tarihçilere göre
Turfan'ın
kuzey batısında yer alan Balkaş gölü veya Aral, hatta Hazar
iken kimi tarihçilere göre de
Isık göldür.
Isık göl ve civarı, Kırgızların millî destan kahramanı olan
Manas'ın da yaşadığı bir
bölgedir.
Ancak burada önemli olan menşe efsanesinin, Göktürklerin
"Ergenekon Destanı"nın ilk
şekli
olmasıdır. Bütün Türk boylarında derin izler bırakan bu
destan, içinde tarihî olayları barındırması
bakımından da
dikkate değerdir. Destan özetle şöyledir:
"Türk
illerinde Göktürk oku ötmeyen, Göktürk kolu yetmeyen bir yer
yoktu. Bütün kavimler
birleşerek
Göktürklerden öç almaya yürüdüler. Türkler çadırlarını,
sürülerinin bir yere topladılar.
Çevresine
hendek kazdılar, beklediler. Düşman geldi. Vuruş başladı. On
gün vuruştular, Göktürkler
üstün geldi."
Düşman, Türkleri er meydanında yenemeyeceklerini
anladığından hileye başvurur ve
Göktürkleri
gafil avlayıp, çadırlarını basar. Büyük bir katliam
gerçekleşir. İl Han'ın küçük oğlu Kayan
(Kıyan) ve
yeğeni Tukuz (Negüz) kadınlarıyla birlikte düşmanın elinden
kaçar ve onların
bulamayacağı
bir yere "Ergenekon" a (Sarp Dağ Beli) gelirler. Burası
geçit vermez, sarp dağlarla
çevrili orta
yeri düz, verimli bir ovadır. Burada bir müddet sonra
nüfusları gittikçe çoğaldığında,
birbirine
akraba, ayrı ayrı "oba"lar oluşturdular. Nihayet dört yüz
yıl sonra kendileri ve sürüleri
Ergenekon'a
sığamaz oldu. Kurultay toplayıp, Ergenekon'dan çıkma
kararına vardılar. Çıkış için tek
bir geçit
vardı fakat burası da demirdendi. Bir demirci ustasının
fikriyle demir dağ büyük bir ateş
yakılıp,
devasa körüklerle harlandırılarak eritildi. Nihayet,
Börteçene (Bozkurt) adlı bir başbuğun
liderliğinde,
Türkler Ergenekon'dan çıkıp bütün dünyaya yayıldılar.
Özetlenen bu
destan, İlhanlı tarihçisi Reşideddin tarafından
nakledilirken, araya Moğollar da
serpiştirilerek, büyük ölçüde tahrif edilmiştir. Ancak
destanda geçen motifler ve çağrıştırdıkları
olaylar,
destanın Göktürklere ait menşe efsanelerinin tekamül etmiş
hâli olduğunu açıkça
göstermektedir. Nitekim Börteçene, Göktürklerin soylarını
dayandırdıkları Asena gibi mübarek ve yol
gösteren bir
kurttur. Hun birliği dağıldıktan sonra, destanın girişinde
belirtildiği gibi, Türkler Altay
dağları
civarına çekilmişler ve bir müddet Juan-Juanlar'ın
hâkimiyeti altında yaşamışlardır.
Demircilikte
ileri giden Göktürkler, Juan-Juan hükümdarının "Sizler
demircilikle uğraşan
kölelerimsiniz" diye aşağılanmalarını hazmedemeyerek, onlara
savaş açmışlar ve yaklaşık dört yüz
yıl süren
suskunluktan sonra, 545 yılında büyük bir zafer kazanarak
istiklâllerinin temelini
atmışlardır.
Reşideddin'in de Camiü't-Tevarih'te yazdığı üzere,
Ergenekon'dan çıkış, bir bayram
olarak
kutlanmış, önce Türk kağanı, ardından beyler, bir parça
demiri ateşe salıp kızdırdıktan sonra,
örs üstünde
çekiçleyerek, Ergenekon'u Türk an'anesinde canlı
tutmuşlardır.
Göktürk
hükümdarlık ailesi Aşına soyundan gelmekteydi. Yukarıda
ifade ettiğimiz efsanelere göre
Aşına soyu
dişi bir kurttan türemişti ve bu inanış sebebiyle de Göktürk
Devleti alâmeti, altından kurt
başlı sancak
olmuştur. Ergenekon efsanesi, Hun devletinin yıkılmasından
sonra, Türklerin yaşadığı
zorlukları
anlatmaktadır. Dolayısıyla, tarihen yaşanmış olaylar,
Göktürklerin, Hun devletinin bir
devamı olarak
ortaya çıktıklarının bir delilidir. Nitekim devlet
yapılanmasının Hunlarla aynı olması da
bu fikri
kuvvetlendirir.
B-BİRİNCİ
GÖKTÜRK KAĞANLIĞI
Göktürkler'in
tarih sahnesine çıktıkları sıralarda Orta Asya Moğol asıllı
Juan-Juanların hâkimiyetinde
idi.
Göktürkler de Altay dağları civarında, önemli bir siyasî güç
hâlinde onlara bağlı olarak
yaşıyorlardı.
Bu esnada geleneksel sanatları demircilikle uğraşan
Göktürkler, Juan Juanların
silâhlarını
imal etmekteydiler.
Göktürkler,
daha 534 yıllarında Çin ile diplomatik ilişkiler kuracak
güce erişmişlerdi. Bu sıralarda
başlarında
Bumın bulunuyordu. Bumın, bir Türk boyu olan Töleslerin
isyanını bastırması karşılığında
Juan Juan
Kağan'ının kızı ile evlenmek istedi. Ancak bu isteğinin
kabaca geri çevrilmesi üzerine
Bumın, üst
üste vurduğu darbelerle onların bütün topraklarını ele
geçirmiş ve kağanlarını da
öldürmüştür.
552 yılında meydana gelen bu olayla Göktürk devleti de
kurulmuş oluyordu. İl-Kağan
ûnvanını alan
Bumın, devletinin merkezî olarak da, Büyük Hun devletinin
merkezinin bulunduğu
Ötügen'i
(Orhun ırmağının hemen batısı) seçti.
Türk devlet
geleneğine göre devlet doğu ve batı olmak üzere iki kanat
hâlinde teşkilâtlanmaktaydı.
Devletin batı
kanadı doğunun yüksek hâkimiyetini tanımak durumundaydı.
Bumın doğuda
kağan olduğu zaman, küçük kardeşi İstemi de Yabgu unvanıyla
devletin batı
kanadının
başına geçti. (552-576). Bumın Kağan'ın devleti kurduğu yıl
içerisinde ölmesi üzerine
yerine oğlu Ko-lo
(Kara) kağan olmuştur. Ancak O'nun da erken ölümü ile kısa
süren kağanlığının
ardından,
Bumın' ın diğer oğlu Mukan Kağan'ı (553-572), devletin doğu
kanadının başında görüyoruz.
Onun zamanında
İstemi Yabgu batı kanadını yönetmeye devam etmiştir. Mukan
Kağan, devleti
daha da
güçlendirerek, hâkimiyetini genişletmiş ve Çin üzerinde
baskı kurmuştur.
Devletin batı
kanadını idare eden İstemi Yabgu, kısa zamanda, Altayların
batısını Isık göl ve Tanrı
dağlarına
kadar hâkimiyeti altına aldı. batıdaki faaliyetleri
sonucunda, Orta Çağ'ın en büyük iki devleti
Sasani ve
Bizans imparatorlukları ile ilişkiler kuruldu. İpek Yolu'nu
ellerinde tutan Akhun (Aftalit)
devleti,
Sasanilerle iş birliği yapılarak ortadan kaldırıldı .
Toprakları Ceyhun nehri (Amuderya) sınır
olmak üzere
iki devlet arasında paylaşıldı (557). Böylece Göktürkler
egemenliklerini Kuzey
Hindistan'daki
Keşmir bölgesine kadar uzatacaklardır.
Göktürkler'le
Sasaniler'in arası İpek Yolu meselesinden dolayı bozuldu.
Sasanilere karşı Bizans ile
iş birliğine
yönelen İstemi, İstanbul'a bir elçilik heyeti gönderdi.
İmparator II.
Justinos tarafından kabul edilen bu heyet, aynı zamanda Orta
Asya'dan Doğu Roma'ya
giden ilk
resmî heyetti (568). Bizans da ipek ticaretinde Sasaniler'in
aracılığından memnun değildi.
Bu sebeple
Göktürklere karşı bir elçilik heyeti göndererek iki devlet
arasında ittifak yapıldı (571). Bu
ittifak
neticesinde 571 yılında 19 yıl sürecek olan Sasani-Bizans
savaşları başlamıştır. Bu savaşlar
her iki
devleti de sarsmış ve İslâmiyet'in İran'da yayılıp
yerleşmesinde büyük rol oynamıştır. Dünya
tarihinde çok
önemli gelişmelere yol açan bu duruma, İstemi'nin batı
siyasetinin katkısı büyüktür.
Mukan Kağan'ın
572 yılında ölmesi üzerine Göktürk tahtına kardeşi Ta-po
geçti. Ağabeyinden
sağlam bir
devlet düzeni devralan Ta-po, daha çok kültür meseleleri ile
uğraşmıştır. O'nun
zamanında, Çin
edebiyat ve fikir eserleri Türkçeye tercüme edilmiştir. Ta-po
devri Göktürk
kağanlığının
en parlak devri olmakla birlikte çöküşün de başladığı
devirdir. O kağanlığın kendi
idaresinde
bulunan doğu kanadını ikiye ayırarak doğu tarafındaki kısma
kardeşi Ko-lo'nun oğlu
İşbara'yı,
batıdaki kısma küçük kardeşi Jo-tan'ı tayin etti. Ayrıca
Türk töresi ile çelişen Budizm'i
benimsemiş
olması hata olarak kabul edilmektedir. Çünkü büyük sürülere
sahip olan atlı ve savaşçı
Türklerle, et
yemeyen, hayvanları bile öldürmeyen Budistler'in temel
inançlarının uyuşmasının hiç
imkânı yoktu.
Göktürk
Kağanlığının doğu kanadında bu zayıflama belirtilerinin
görüldüğü bir sırada batı kanadının
başında
bulunan İstemi Yabgu öldü (576).
İstemi'nin
yerine kağanlığın batı kanadının başına oğlu Tardu geçti
(576- 603). Kağanlığın doğu
kanadında ise
Ta-po Kağan'ın 581 yılında ölmesi üzerine yerine kardeşinin
oğlu İşbara kağan oldu.
İşbara'nın
kağanlığı devrinde, batı kanadında görev yapan Tardu,
ihtirası yüzünden doğunun
üstünlüğünü
tanımaması üzerine devlet 582 yılında resmen ikiye ayrılmış
oldu.
C-DOĞU GÖKTÜRK
KAĞANLIĞI
İşbara'nın
kağanlığı zamanında Çin'in Doğu Göktürk Devleti üzerinde
baskısını artırdığını görüyoruz.
Onun 587
yılında ölümünden sonra, başa geçen kağanlar zamanında bu
baskı ve Çin'e has
entrikalar
artarak devam etmiştir. Devlet Şi-pi Kağan devrinde
(609-619) toparlanır gibi olmuş ise de,
onun ölümü ile
Çin tehdidi kendini tekrar göstermiştir. Nihayet Kie-li,
kağanlığı zamanında, 630
yılında
yapılan bir savaşta yenildi ve yakalanarak Çin'e gönderildi
. Bu tarih, Doğu Göktürkleri'nin
istiklalinin
de sonu kabul edilir.
630 yılında
başlayan Çin hâkimiyeti yarım yüzyıl sürdü. Bu süre
içerisinde Çin'e karşı birçok
ayaklanma
gerçekleşmesine rağmen, bunların hepsi Çinliler tarafından
kanlı bir şekilde bastırılmıştır.
Bunlar
içerisinde en dikkat çekeni, Kürşad isimli bir Türk
prensinin 39 arkadaşı ile kalkıştığı
ayaklanmadır.
Bu ayaklanma hepsinin kahramanca ölümü ile sonuçlanmıştır.
Ancak bu tür
hareketler,
Türklerin hürriyet ve istiklâl arzularını sürekli canlı
tutmuştur.
D-BATI GÖKTÜRK
KAĞANLIĞI
582 yılında
ikiye ayrılan bu iki Göktürk kanadı, hâkimiyet mücadelesi
yüzünden birbirlerinin
düşmanı hâline
gelmişlerdi. Batı Göktürkleri'nin başında bulunan İstemi
Yabgu'nun oğlu Tardu, bir
yandan doğuya
üstünlüğünü kabul ettirmek için uğraşırken, bir yandan da
batıda yeni fetihlere
girişmişti. Bu
faaliyetleri neticesinde Maverâünnehir ve Harezm bölgesi
yanında Ötügen, Kuzeybatı
Moğolistan ve
Kaşgar'a kadar hâkimiyetini genişletti. Ancak Tardu, Göktürk
birliğini sağlamak için
çok şiddetli
davranıyordu. 601 yılında Çin başkenti yakınlarında yapılan
savaştan sonuç
alınamaması
pek çok Türk ve yabancı kavimlerin isyanına sebep oldu.
Tardu, bu isyancılar ile baş
edemeyerek 603
yılında tarih sahnesinden çekildi. Tardu'dan sonra Batı
Göktürkleri'nde iç
karışıklıklar
uzun yıllar devam etti. Bir ara Tardu'nun torunu olan Tong-Yabgu
zamanında (619 -630)
devlet nizamı
sağlanmış ise de 630 yılında bir mücadelede ölmesi, Batı
Göktürklerinin sonunu
hazırlamıştır.
630 yılı Göktürk tarihî için kara bir yıl olmuş, her iki
Göktürk devleti de aynı yıl
içerisinde
Çin'e bağlanmıştır.
E-İKİNCİ
GÖKTÜRK KAĞANLIĞI
630 yılında
başlayan 50 yıllık esaret döneminde Çin, Türk kavimlerini
durmadan yerinden oynatır,
parçalar ve
böler. Yapılan ayaklanmalar da çok kanlı bir şekilde
bastırılır. Ancak bu baskı ve şiddet
dönemi
Türklerin millî benliklerini yok edemez. Aksine Türklerdeki
millî şuuru daha da perçinler.
Türklerin bu
devirde içine düştükleri hüzün ve kederin, acıklı ve ibret
dolu ifadelerini Orhun
Kitabeleri'nde
görmek mümkündür.
II. Göktürk
Kağanlığı, baskı ve zulüm devirleri ardından 681 yılında
Göktürk hanedan soyu Aşına'dan
gelen Kutlug
tarafından kuruldu. Kutlug, az zamanda akıl hocası Tonyukuk
ile kağanlığı, Ötügen
başkent olmak
üzere yeniden teşkilâtlandırmıştır. Bu sebeple Kutlug
Kağan'a İl'i=devleti derleyip
toplayan
manasına İlteriş ûnvanı verildi. Ordu ve diplomasi işlerini
Bilge Tonyukuk'a bırakan İlteriş
Kağan, kardeşi
Kapagan'ı da şat tayin etti. Devlet kurulduktan sonra, elli
yıllık esaret hayatının
acısını
çıkarmak ve Türklerin kırılan gururlarını tamir etmek için
Çin'e karşı sayısız akınlar yapıldı.
Hatta bu
akınların birinde 23 Çin şehrinin tahrip edildiği ve
Okyanus'a kadar ulaşıldığından
bahsedilmektedir. Orhun Kitabeleri'nde İlteriş Kağan'ın en
büyük destek ve yardımcılarından birinin
eşi İlbilge
Hatun olduğu belirtilmektedir.
İlteriş Kağan
692 yılında öldüğü zaman Göktürk Devleti eski haşmet ve
gücüne erişmiş bulunuyordu.
Yerine biri 8
yaşında Bilge, diğeri 7 yaşında olan Kül Tigin adlı
oğullarının yaşlarının küçüklüğü
sebebiyle,
kardeşi Kapagan, kağan oldu (692-716).
Kapagan Kağan
devri, fetihlerin devam ettiği ve Türk birliğinin kurulduğu
bir devir olmuştur.
Kapagan, bu
birliği gerçekleştirmek için gerektiğinde çok şiddetli
davranmıştır. Bu sebeple Kırgızlar,
Türgişler ve
Basmıllar itaat altına alınmış, Karluklar ve Oğuzlar
cezalandırılmıştı. Ayrıca onun
zamanında
tarım reformu ve tohum ıslahı gibi hareketlere de
girişilmişti. Bu amaçla gelişmiş Çin
tarımının
tekniklerinin uygulanması için Çin ile savaşılmıştır.
Kapağan Kağan
716 yılında öldüğü zaman şiddet politikasının bir neticesi
olarak devlet içerisinde
büyük
karışıklıklar baş gösterdi. Yerine geçen oğlu İnal bu
meselelerle baş edecek kabiliyette
olmadığı için
idareyi İlteriş'in oğulları Bilge ve Kül Tigin almak zorunda
kaldılar.
Her ikisi de
amcaları Kapagan'ın kağanlığı zamanında önemli devlet
görevlerinde bulunmuşlar ve
başarı
göstermişlerdi. Bilge, şat ûnvanı ile devletin Batı ( Sol)
kanadının başında bulunmuştu. 716
yılında Bilge,
Kağan olunca küçük kardeşi Kül Tigin, ağabeyinin yerine
devletin batı kanadının
başına geçti.
Kül Tigin aynı zamanda ordunun düzenlenmesi işini de üzerine
almıştı. Babalarının
başveziri olan
Bilge Tonyukuk tecrübeli bir devlet adamı kimliği ile aynı
görevine devam etti.
Eski Türk
devlet anlayışına göre iyi bir kağanın başlıca iki özelliği
olmalıydı: Bilgelik ve alplik. Bu iki
kardeşten
Bilge Kağan, bilgelikle; Kül Tigin ise alpliği, cesareti ile
şöhret kazanmıştır.
Bilge Kağan
zamanında devlet, eski güç ve itibarına kavuştu. Çin ile
ittifak hâlinde olan güçlü Moğol
kabileleri ve
Basmılların oluşturduğu tehdit ortadan kaldırıldı . Böylece
doğuda ve batıda kağanlık
sınırları
doğal sınırlarına kavuşmuş oldu. Bilge Kağan devri
(716-734), İkinci Göktürk Devleti'nin en
parlak devri
olmuştur. Bu başarılar, üç Göktürk büyüğünün; Tonyukuk,
Bilge ve Kül Tigin'in azim,
gayreti ve
hepsinden önemlisi uyumlu çalışmaları ile elde edilmişti .
Önce
Tonyukuk'un 725, sonra Kül Tigin'in 731 yılında ölümü
üzerine, iki büyük yardımcısını
kaybeden Bilge
Kağan da 734 yılında öldü. Bu üç Türk büyüğü adına ayrı ayrı
dikilen kitabeler, bu
çağın ölmez
hatıralarıdır.
Göktürk
Kitabeleri'nde de söylendiği gibi, küçükler, büyükler gibi
yaratılmadığı için, Bilge
Kağan'dan
sonra gelen Türk devlet adamları da bilgisiz ve kötü
olmuşlardı. Ayrıca Dokuz Oğuzlar
yani Uygurlar,
Karluklar ve Basmıllar gibi Türk kavimleri de
güçlenmişlerdi. İşte 743 yılında bu üç
Türk kavminin,
Basmıl Türklerinin başkanlığında toplanıp, Göktürk
Devleti'ni yıkmalarıyla Göktürk
devri de sona
ermiştir.
Başlangıçta
yalnızca akın ve savaşlar için kurulmuş gibi görünen Göktürk
Kağanlığı, artık VIII.
yüzyılda, bir
kültür devleti olma yoluna girmişti. Ayrıca Türkçe konuşan
ve kendilerini birbirine yakın
hisseden bütün
Orta Asya halklarını bir araya getirmişti .
Göktürklerin
kurup geliştirdiği yüksek devlet anlayışı Orta Asya Türk
boylarının kolay kolay
hafızalarından
çıkmamıştır. İşte bu açıdan 744'te kurulan Uygur devleti
Göktürklerin bir devamı gibidir.
|