|
Batý Türklüðünün
en kalabalýk ve güçlü kesimi olan Oðuzlar , II. Göktürk
Devleti ve Uygur Kaðanlýðý
zamanýnda daha
batýya göç etmek zorunda kalmýþtý. IX. ve X. yüzyýllarda
gerçekleþen ikinci göçte,
Guz adýyla
anýlan bir kýsým Oðuz kitleleri Doðu Avrupa'ya kadar
ilerlemiþ, asýl kitle ise Seyhun
nehri
civarýnda kalmýþtýr .
Seyhun
bölgesine gelen Oðuzlar, X. yüzyýlda kýþlýk merkezleri
Yenikent olan bir siyasî teþkilât
oluþturmuþlardýr. Baþkanlarýna Yabgu denildiði için bu
devlete de Oðuz Yabgu Devleti adý verilmiþtir.
Devletin
sýnýrlarý Seyhun'dan Hazar Denizi'ne kadar uzanmaktaydý.
Ancak Oðuz
Yabgulularýnda asýl siyasî ve askerî güç yabgudan çok sübaþý,
yani ordu komutanýnýn
elindeydi.
Selçuklu Devleti'ne adýný veren Selçuk Bey ve babasý Dukak
da sübaþý görevinde olup,
Oðuz yabgusu
ile aralarýnda gizli bir mücadele söz konusuydu. Nitekim
kaynaklarda adý
belirtilmeyen
Oðuz yabgusu, bir Türk zümresi üzerine sefer yapmak
isteyince sübaþý Dukak bu
sefere itiraz
etmiþ ve bu yüzden aralarýnda kavga olmuþ ve gizli mücadele
böylece gün yüzüne
çýkmýþtýr. Bu
olay Dukak'ý sübaþýlýktan etmiþse de, onun ve ailesinin
Oðuzlar arasýndaki itibarýný
artýrmýþtý.
Nitekim ölümünden sonra oðlu Selçuk da sübaþýlýk görevine
getirilmiþ, devletin askerî
gücünü eline
geçirmiþti. Sübaþý Selçuk ile yabgunun arasý da açýlmýþ, hem
bu yüzden hem de yer
ve otlak
darlýðý yüzünden, Selçuk ve emrindekiler Maverâünnehir'e göç
etmek zorunda kalmýþlardýr.
Selçuk Bey'in,
Seyhun nehri kenarýndaki Cent þehrine göçü (960) Selçuklu
Devleti'nin ortaya
çýkmasýný
saðlayacak önemli bir geliþmedir. Cent'te halkýn büyük bir
kýsmý Müslüman idi. Selçuk ve
kendine baðlý
olanlar, eski inanýþlarýyla benzerlik gösteren bu dine sýcak
bakýyorlardý. Kýsa bir süre
sonra
Ýslâmiyet'i kabul ettiler. Böylece siyasî ve sosyal yönden
de yeni bir kimliðe ve güce sahip
olmuþlardý.
Nitekim Selçuk Bey, Oðuz yabgusunun yýllýk vergiyi almak
için gönderdiði memuru,
kafire haraç
verilmeyeceðini söyleyerek Cent'ten kovdu. Müslüman olmayan
Oðuzlarla mücadele
etmekten
kaçýnmadý. Böylece Ýslâm ve Türk dünyasýnda þöhreti gittikçe
yayýldý.
Müslümanlýðý
kabul eden Oðuz kitlelerinin kendisine katýlmasýyla Selçuk
Bey, gücünü her geçen
gün daha da
artýrmaktaydý.
Sayýlarýnýn
gittikçe artmasý üzerine Selçuk Bey , Samaoðullarý
hükümdarýndan kendilerine yeni bir
yurt
gösterilmesini istedi. Buhara yakýnlarýndaki Nûr kasabasý
yurtluk olarak gösterildi. Seyhun'u
geçen Oðuzlar,
Nûr kasabasýna yerleþti. Buna karþýlýk Karahanlýlarla
çarpýþan Samanoðullarýna
yardým edildi.
Ancak Samanoðullarý Devleti kýsa bir süre sonra yýkýldý
(999). Ülke Karahanlý ve
Gazneliler
tarafýndan paylaþýldý. Yüz yaþýný geçmiþ olan Selçuk Bey
1009 tarihin de Cent'te vefat
etti.
Selçuk Bey'in
4 oðlu vardý: Mikâil, Arslan (Ýsrail), Yusuf ve Musa. En
büyük oðlu Mikail babasý
hayatta iken
bir savaþta ölmüþtü (998). Bu sebeple Tuðrul ve Çaðrý
adýndaki iki oðlunu Selçuk Bey
yetiþtirmiþtir. Yabgu unvanýný taþýyan Arslan, babasýnýn
ölümü üzerine baþa geçti. Diðer kardeþi
Musa ise onun
yardýmcýsý durumundaydý.
Arslan Yabgu,
Maverâünnehir'i ele geçiren Karahanlýlarla mücadele etti.
Karahanlýlara karþý isyan
eden Ali Tegin
ile ittifak kurdu. Buhara'yý ele geçirdiler. Bu güç
birliðine karþý Gazneli Sultan
Mahmut ve
Karahanlý Yusuf Kadýr Han anlaþmaya vardýlar. Gazneli
Mahmut, görüþmek isteði ile
yanýna
çaðýrdýðý Arslan Yabgu'yu tutukladý ve Hindistan'ýn
kuzeyindeki Kalincar Kalesi'ne hapsetti
(1025). Arslan
Yabgu 7 sene kaldýðý bu kalede öldü(1032).Tuðrul ve Çaðrý
Beyler, amcalarý Arslan
Yabgu'nun
tutuklanmasý üzerine fiilen Oðuzlarýn liderleri durumuna
geldiler (1025) .
Ancak geleneðe
uygun olarak diðer amcalarý Musa'yý yabgu ilân ettiler.
Arslan Yabgu'nun
ölümünden
sonra Selçuklularda kýsa süren bir daðýnýklýk yaþandý .
Arslan Yabgu'ya baðlý
Türkmenlerin
bir kýsmý, Gazneli Mahmut'un izniyle Horasan' a geçti.
Bunlar ileride Selçuklularýn Irak
ve Horasan
kolunu oluþturacaklardýr. Arslan Yabgu ile ittifak kurmuþ
olan Buhara hâkimi Ali Tegin,
Tuðrul ve
Çaðrý Beylerin kendine baðlý kalmasýný istiyordu. Buna karþý
çýkan Tuðrul ve Çaðrý Beyler
ile Ali Tegin
arasýnda þiddetli muharebeler cereyan etti. Selçuklular
Harezm bölgesine çekilmek
zorunda kaldý.
Gazneli Valisi Harezmþah Altuntaþ'ýn gösterdiði bölgeye
oturdular (1030 ). Ancak
daha sonra,
artan Gazneli tehlikesine karþý Selçuklular, Ali Tegin ve
Harezm valisi ile ittifak kurdular.
Harezm'de Cent
Hâkimi Þah Melik tarafýndan 7-8 bin Türkmen'in öldürüldüðü
korkunç baskýn(1034),
ve
müttefikleri Harzemþah Harun ve Ali Tegin'in ölümleri (1035)
üzerine, Selçuklular Horasan'a
geçmek zorunda
kaldýlar.
Tuðrul ve
Çaðrý Beylerin beraberlerinde Musa Yabgu ve Ýbrahim Yýnal
kuvvetleri olduðu hâlde, Gazneli
hâkimiyetindeki Horasan'a giriþleri, Gazneli sultaný Mesut'u
oldukça telâþlandýrdý. Çünkü daha önce
bu bölgeye
gelen Türkmenler, Gaznelileri çok uðraþtýrmýþtý. Bu sebeple
Gazneli Mesut büyük bir
ordu
hazýrladý. Ancak Nesa yakýnlarýnda yapýlan savaþta
Selçuklular bu orduyu aðýr bir yenilgiye
uðrattý
(Haziran 1035). Gazneli Mesut, Selçuklulara bazý bölgeleri
býrakmayý kabul etti. Fakat
Selçuklularýn
kazandýðý zaferi duyan Oðuz kitleleri bölgeye akmaya
baþlamýþtý. Bu durum karþýsýnda
Gaznelilerden
yeni bölgeler istendi. Bu isteði geri çeviren Gazneli Mesut,
Selçuklularýn üstüne
yeniden bir
ordu gönderdi. Serahs yakýnlarýnda yapýlan savaþta
Selçuklular yine büyük bir zafer
kazandý (Mayýs
1038). Horasan'ýn tamamý Selçuklu hâkimiyetine geçti.
Selçuklular baðýmsýzlýklarýný
ilân ederek
ilk idarî düzenlemeleri yaptýlar. Tuðrul Bey ele geçirilen
Niþapur'u devlet merkezi ilân
etti.
Horasan'ý
kaybeden Gazneli Sultaný Mesut, Selçuklulara kesin bir darbe
indirmek için ordusunun
baþýna geçti.
Sefer esnasýnda katýlanlarla birlikte Gazneli ordunun
mevcudu 100 bine ulaþmýþtý.
Selçuklu
kuvvetleri ise ancak 20 bini bulan hafif süvarilerden
oluþmaktaydý. Bu dengesizlik sebebiyle
Selçuklu
ordusu yýpratma savaþý vermeyi uygun bulmuþtu. Bu sebeple
ordu çöllere doðru çekildi.
Niþapur'a
giren Gazneli Mesut, Selçuklu ordusunu takibe koyuldu.
Selçuklu birliklerinin vur-kaç
taktiði ile
iyice yýpranan Gazne ordusuna karþý meydan savaþý yapma
zamanýnýn geldiðine karar
veren Çaðrý
Bey nihayet Merv yakýnýndaki Dandanakan Hisarý önünde
Gaznelileri karþýladý. Üç gün
süren savaþ
sonucunda Gazneli ordusu aðýr bir yenilgiye uðratýldý (22-24
Mayýs 1040). Gazneli
Mesut
beraberindeki 100 kadar atlý ile ancak kaçabildi ise de
Hindistan'a giderken kendi adamlarý
tarafýndan
öldürüldü.
Dandanakan
Savaþý, Selçuklular için bir dönüm noktasý olmuþtur. Aslýnda
Serahs Savaþý'yla fiilen
kurulmuþ olan
devlet, bu savaþ neticesinde hukuken baðýmsýzlýðýný
kazanmýþ, bölge ülkeleri ve halife
Selçuklu
devletini tanýmýþtýr. Böylece bölgedeki en büyük güç hâline
gelen Selçuklular, Türkleri bir
bayrak altýnda
toplamaya baþlayacak ve Ýslâmiyet'in öncülüðünü
üstleneceklerdir.
Dandanakan
Savaþý'nýn hemen ertesinde Tuðrul Bey Selçuklu Sultaný ilân
edildi. Merv'de yapýlan
kurultayda
devlet teþkilâtý düzenlendi. Selçuklu ülkesi ve ele
geçirilmesi plânlanan memleketler
Selçuklu
hanedanýna mensup üç lider arasýnda taksim edildi. Buna göre
merkezi Merv olmak üzere
Ceyhun ve
Gazne arasýndaki bölge Çaðrý Bey'e; Herat merkez olmak üzere
Bust -Sistan arazisi
Musa Yabgu'ya
verildi. Tuðrul Bey Sultan unvaný ile baþkent Niþapur'da
kaldý, Irak kendisine
baðlandý.
Çeþitli bölgelere gönderilen diðer hanedan üyeleri de Sultan
Tuðrul'un emrine verildi. Bunlar
daha sonra
Büyük Selçuklulara baðlý kalmakla beraber kendi devletlerini
kurdular.
Hanedan
üyeleri kendilerine ayrýlan topraklarý birer birer zapt
ediyordu. Doðuda yapýlan seferlerde
Çaðrý Bey
Gaznelileri tamamen Horasan'dan çýkardý, Belh þehrini ele
geçirdi. Karahanlýlarý barýþ
yapmak zorunda
býraktý. Çaðrý Bey'in oðlu Yakutî Hint denizi kýyýlarýndaki
Mekran'ý aldý. Diðer oðlu
Kara Arslan
Kavurd ise Buveyhîler'in hâkimiyetindeki Kirman'ý , Hürmüz
Emirliði'ni ve Umman'ý
Selçuklu
idaresine baðladý. Tuðrul ve Çaðrý Beylerin birlikte çýktýðý
seferde Harezm bölgesi tamamen
Selçuklulara
geçti. (1043)
Tuðrul Bey
Ýran'daki birçok bölgeyi bizzat çýktýðý seferle ele geçirdi.
Tuðrul Bey'in üvey kardeþi
Ýbrahim Yýnal,
Ýran'ýn en önemli merkezlerinden Rey þehrini zapt etti ve
Tuðrul Bey'i buraya davet
etti. Tuðrul
Bey, fetih bölgelerine daha yakýn olmasý sebebiyle Niþapur'
u býrakarak, Rey'i devletin
yeni baþkenti
yaptý .(1042)
Tuðrul Bey
zamanýnda Bizans ve Gürcülere karþý da büyük baþarýlar
saðlanmýþtý. Arslan
Yabgu'nun oðlu
Kutalmýþ ve Ýbrahim Yýnal, Bizans-Gürcü kuvvetlerini
Pasinler Savaþý ile büyük
bir hezimete
uðrattýlar (1048). Bu savaþta Gürcü Kralý Liparit esir
edilmiþ; Ýstanbul'daki yýkýk bir
caminin
onarýmý ve Tuðrul Bey adýna burada hutbe okunmasý þartýyla
serbest býrakýlmýþtýr. 1054
yýlýnda Tuðrul
Bey Azerbaycan'daki mahallî hükümdarlarý itaat altýna
aldýktan sonra Anadolu'ya
yönelmiþ ve
Malazgirt'i kuþatmýþtýr. Ancak kýþýn yaklaþmasý üzerine geri
dönmüþ, Yakutî'yi
Anadolu
akýnlarýný devam etmekle görevlendirmiþtir. Tuðrul Bey,
Abbasi Halifesi Kaim bi-
Emrullah'ýn
isteði üzerine, Þiî Büveyhoðullarýnýn tehdidi altýndaki
Baðdat'a 1055 ve 1058'de iki kez
girmiþ ve
böylece "doðunun ve batýnýn hükümdarý" unvanýný bizzat
halifeden alarak, Selçuklularýn
Ýslâm
dünyasýnýn koruyucu liderliðini üstlendiðini kabul
ettirmiþtir.Devletin kuruluþunda önemli rol
oynayan Çaðrý
Bey 1060'ta ve Sultan Tuðrul Bey ise 1063'de öldü. Çaðrý Bey
cesareti ve
kumandanlýðý,
Tuðrul Bey ise adaleti ve siyasî zekâsýyla, II. Göktürk
Devleti'ndeki Bilge ve Kül-
Tigin
kardeþleri hatýrlatan büyük þahsiyetlerdir.
Tuðrul Bey' in
çocuðu yoktu.Bu sebeple Selçuklu tahtýna Çaðrý Bey'in büyük
oðlu Süleyman'ý
vasiyet
etmiþti. Ancak Çaðrý Bey'in diðer oðlu Alp Arslan bunu kabul
etmedi. Henüz çocuk
yaþtayken
babasýný temsil eden Alp Arslan, Karahanlý ve Gaznelilere
karþý baþarýlar elde etmiþ,
onlarý itaate
zorlamýþtý. Bu sebeple Selçuklu tahtýnýn hakký olduðunu
düþünüyordu. Ayný zamanda
Arslan
Yabgu'nun oðlu Kutalmýþ da kendini sultan ilân etmiþti.
Askerlerin desteklediðini alan Alp
Arslan,
Kutalmýþ'ýn isyanýný bastýrdý ve Rey'de tahta çýktý.
Nizamülmülk'ü vezirliðe getirdi (1064).
Alp Arslan,
devlet nizamýný saðlar saðlamaz Azerbaycan ve Anadolu
üzerine sefere çýktý. Tuðrul ve
Çaðrý Beyler,
henüz devlet kurulmadan bu bölgelere akýnlar düzenlemiþler,
kalabalýk Türkmen
kitleleri
batýya yönelmiþlerdi. Bu sebeple Alp Arslan, yeni fetih
alaný olarak Anadolu'yu seçmiþtir. Alp
Arslan
Azerbaycan ve Kafkasya'da birçok kaleyi ele geçirdikten
sonra Doðu Anadolu'ya girdi.
Hýristiyanlýðýn doðudaki en güçlü kalesi olan Ani'yi
þiddetli bir kuþatmadan sonra ele geçirdi.
Ardýndan
Kars'a girdi (1064).1065 yýlýnda, atalarýnýn ilk yerleþtiði
þehir olan Cend'e gitti ve Kýpçaklarý
hâkimiyeti
altýna aldý. Kirman Meliki Kavurd'un isyanýný da bastýran
Alp Arslan, böylece devletin doðu
sýnýrlarýnýn
emniyetini saðlayarak, bütün gayretini Anadolu'ya sarf
etmeye baþladý.
Sultan Alp
Arslan Azerbaycan üzerinden Malazgirt'e gelerek burayý kýsa
sürede ele geçirdi .
Ardýndan
Ahlat, Meyafarikin (Silvan), Amid (Diyarbakýr) ve havalisini
fethetti .
Sultan, Abbasi
halifeliðini tehdit eden Mýsýr Fatimî Devleti'ne karþý
sefere hazýrlandýðý sýrada Bizans
Ýmparatoru
Romen Diyojen'in Doðu Anadolu'ya ilerlediðini öðrendi. Þam'a
yürümekten vazgeçen
sultan, hýzla
geri döndü ve Malazgirt'te Bizans ordusunu aðýr bir
yenilgiye uðrattý. Bu savaþ sonuçlarý
itibarýyla
Dandanakan'dan sonra cereyan eden en önemli meydan
savaþýdýr. Bu savaþtan sonra
Türkler için
Anadolu'da yeni bir dönem baþlar.Sultan Alp Arslan,
Malazgirt'ten sonra çýkan
karýþýklýklarý
bastýrmak amacýyla Maverâünnehir üzerine sefere çýkar. Ancak
burada esir alýnan bir
kale komutaný
tarafýndan hançerlenir ve 25 Kasým 1072'de vefat eder .
Alp Arslan,
kendinden sonra tahta geçmesi için oðlu Melikþah'ý veliaht
olarak hazýrlamýþtý. Nitekim
Alp Arslan'ýn
ölümü üzerine Melikþah henüz 18 yaþýnda iken sultanlýða
getirildi (1072). Melikþah
öncelikle
sýnýrlara tecavüz eden Karahanlý ve Gazneliler'i yenerek,
barýþa zorladý. Ardýndan amcasý
Kavurd'un
isyanýný bastýrdý (1073).
Devlet merkezi
Rey'den daha güneydeki Ýsfahan'a taþýndý. Bizans'ýn
Malazgirt'ten sonra anlaþmaya
uymamalarý
üzerine Anadolu akýnlarý hýzlandýrýldý. Kutalmýþ'ýn oðullarý
ve bazý Türkmen reisleri Batý
Anadolu'ya
kadar akýnlar düzenlediler. Bu arada Türkmen liderlerinden
Atsýz Suriye'yi ele geçirdi.
Kudüs þehri
Fatýmîlerden alýndý. Melikþah, kardeþi Tutuþ'a Suriye'nin
idaresini verdi (1078).
Anadolu
fatihlerinden Artuk Bey, Melikþah'ýn emriyle Arabistan
Yarýmadasý'ndaki Hicaz, Yemen ve
Aden'i
Selçuklu topraklarýna kattý.
Melikþah
1087'de çýktýðý sefer sonucunda Karahanlýlarýn doðu kolunu
da hâkimiyeti altýna aldý.
Sultan
Melikþah henüz 38 yaþýnda iken zehirlenerek öldü ( 1092).
Melikþah
zamanýnda Büyük Selçuklu Devleti en geniþ sýnýrlarýna
ulaþmýþtýr. Bu sýnýrlar, batýda
Anadolu ve
Mýsýr'dan, doðuda Balkaþ ve Isýk gölüne; kuzeyde
Kafkaslardan güneyde Arabistan
Yarýmadasý'na
kadar uzanmaktaydý.
|
Büyük
Selçuklu Devleti'nin Daðýlýþý |
Melikþah
döneminde Selçuklu Devleti en parlak yýllarýný yaþamýþtýr.
Ancak Melikþah'ýn ölümünden
sonra geliþen
bazý olaylar devletin gücünü kýrar. Büyük Selçuklularýn
daðýlýþýný hýzlandýran
geliþmeleri
þöyle sýralayabiliriz :
Haçlý
Seferleri: Türklerin Anadolu'yu fethi ve Bizans'ý tehdit
etmesi, Kudüs'ün Müslümanlarýn eline
geçmesi gibi
sebepler, Hristiyan dünyasýný ortak hareket etmeye
yöneltmiþti. Melikþah'ýn ölümüyle
baþlayan taht
mücadelelerini fýrsat bilen Hristiyanlar, haçlý seferlerini
baþlattýlar (1096). Suriye ve
Filistin'in
büyük bölümü Haçlýlarýn eline geçti.
Bâtýnîlik
Hareketleri: Mýsýr'daki Þiî Fatýmîler, Selçuklu Devleti'ni
zayýflatmak ve kendi
propagandalarýný yapmak için adamlar yetiþtiriyordu. Bu
kiþiler Ýslâmiyet'le tamamen ters düþen
inanýþlar
taþýdýklarýndan Bâtýnî adýyla anýlmýþlardýr. Bunlardan biri
de Hasan Sabbâh'dýr.
Cahil kitleler
arasýnda taraftarýný artýran bu kiþi Hazar'ýn güneyinde yer
alan Alamut kalesini ele
geçirmiþ ve
burayý üs olarak kullanmýþtýr (1090). Haþhaþ gibi
uyuþturucularla kendine baðladýðý
fedaîler
vasýtasýyla, devletin ileri gelenlerine suikastlar tertip
etmiþlerdir. Nitekim Melikþah'ýn ünlü
veziri
Nizamülmülk de bu fedaîler tarafýndan öldürülmüþtür.
Melikþah bu
kötülük yuvasýný yýkmak için Türkmen reisi Kýzýl Sarýg'ý
Alamut'a yollamýþ, fakat
sultanýn ölümü
üzerine kuþatma kaldýrýlmýþtýr. Batýnîlik hareketi XIII.
yüzyýl ortalarýna kadar
faaliyetine
devam etmiþtir.
Ýç
Mücadeleler: Selçuklu Devleti'nin daðýlmasýnda esas rol
oynayan, kendi aralarýndaki mücadeleler
olmuþtur. Taht
kavgalarý, baðlý beyliklerin baðýmsýzlýðýný ilân ederek
birbirleriyle mücadele etmeleri ve
isyanlar
ülkenin düzenini bozmuþtur .
Melikþah'ýn
ölümü üzerine Selçuklu tahtýna oðlu Berkyaruk geçmiþti
(1092). Fakat Suriye Selçuklu
Meliki Tutuþ
yeðeninin hükümdarlýðýný kabul etmeyerek, taht üzerinde hak
iddia etti. Tutuþ,
Berkyaruk ile
yaptýðý savaþý kaybetti ve öldü (1095). Bu zafere raðmen
Bâtýnî ve Haçlý hareketleri
karþýsýnda
baþarýlý olamayan Berkyaruk, henüz 25 yaþýnda iken öldü
(1104). Berkyaruk'tan sonra
Selçuklu
tahtýna kardeþi Mehmet Tapar geçti (1104-1118) . Haçlýlar ve
Gürcülere karþý bazý baþarýlar
kazanýldýysa
da iç mücadeleler birliðin saðlanmasýný engelliyordu.
Mehmet
Tapar'ýn ölümünden sonra tahta oðlu Mahmut geçmiþti.
Melikþah'ýn diðer oðlu Horasan
Meliki Sencer
kendini sultan ilân etti ve Mahmut'u himayesine aldý (1119).
Böylece Sencer büyük
sultan
olurken, Mahmut Irak Selçuklu Sultaný olarak kalýyordu.
Selçuklu baþkentini Merv'e taþýyan
Sultan Sencer,
Büyük Selçuklu Devleti'nin son büyük hükümdarýdýr. Onun
zamanýnda devlet tekrar
eski gücünü
toparlamaya baþlamýþtýr. Bu sebeple Sultan Sencer zamaný
için ikinci imparatorluk
devri adý
verilir.
Sultan Sencer
henüz Horasan meliki iken Gaznelileri ve Karahanlýlarý,
1121'de ise Afganistan'daki
Gurlu
Devleti'ni kendine baðlamýþtýr. Ayrýca Selçuklu ülkesinin
tamamýnda hâkimiyet kurarak birliði
saðlamýþtý.
Fakat 1141 yýlýnda doðudan gelen Kara-Hýtaylar 'a karþý
yaptýðý Katavan Savaþý'nda
yenilince
itibarýný kaybetti. Maverâünnehir Kara-Hýtaylarýn eline
geçti . Ülkede tekrar otorite boþluðu
doðdu. Nitekim
Ýran asýllý memurlarýn fazla vergi istemesi üzerine,
devletin asýl unsuru olan Oðuzlar
(Türkmenler )
isyan ettiler, daha fazla toprak istediler. Sultan Sencer
soydaþý olduðu Oðuzlara esir
düþtü (1153).
Oðuzlar Horasan bölgesini ellerine geçirdiler. Sultan Sencer
serbest býrakýldý. Fakat
bir müddet
sonra öldü. Sencer'in ölümüyle Büyük Selçuklu Devleti fiilen
son bulmuþtur
(1157).Büyük
Selçuklu Devleti, Karahanlýlar ve Gazneliler ile baþlayan
Türk-Ýslâm devlet geleneðini
saðlam
temellere oturtan ilk büyük cihan devletidir. Daha sonra
kurulan Türk devletlerine her
açýdan örnek
olmuþlardýr .
|
Büyük
Selçuklulara Baðlý Devletler |
Dandanakan
Savaþý'ndan sonra yapýlan kurultayda ülkenin çeþitli
bölgelerine hanedan üyelerinin
idareci olarak
gönderildiðini belirtmiþtik. Gönderildikleri bölgelerde,
devlete baðlý kalmak þartýyla
kendi
idaresini kuran bu kiþiler, Melikþah'ýn ölümünden sonra
(1092) baðýmsýzlýklarýný ilân etmeye
baþlamýþlardýr. Bu dönemde ülke dörde bölünmüþtür: Irak ve
Horasan, Kirman, Suriye ve
Anadolu.
Irak ve Horasan Selçuklularý (1092-1194)
Irak ve
Horasan Selçuklu Devleti'nin merkezi durumundaydý. Sultan
Mehmet Tapar'dan sonra
Selçuklu
tahtýna geçen oðlu Mahmut tahta geçtiði sýrada amcasý Sencer
Horasan meliki idi.
Sencer
Mahmut'u tahttan indirdi ve himayesine aldý. Mahmud, merkezi
Hemedan olan Irak
Selçuklu
Devleti sultanlýðýna getirilirken, Sencer büyük sultan
sýfatýyla Horasan'daki Merv'de tahta
oturdu. (1119)
Irak Selçuklularý, Azerbaycan'dan Fars bölgesine, Horasan
Selçuklularý ise
Maverâünnehir'den Afganistan'a kadar uzanan bölgeleri içinde
barýndýrmaktaydý. Irak
Selçuklularýnýn son sultaný III. Tuðrul devrinde yönetim
aslýnda atabeylerin eline geçmiþti. Sultan
Tuðrul'un
Harezmþah Tekiþ'e yenilmesiyle Irak Selçuklularýnýn
topraklarý Harzemþahlara geçti
(1194).
Kirman Selçuklularý ( 1092-1187)
Çaðrý Bey'in
oðlu Kavurd , Selçuklularýn Kirman kolunun baþý idi. Ýran'ýn
güneyinde yer alan
Kirman'dan
baþka Fars, Hürmüz ve Umman'ý da zapt etmiþti. Birkaç kez
isyan eden Kavurd
Sultan
Melikþah tarafýndan boðdurulmuþtu. Yerine geçen oðullarý
Selçuklulara baðlý kaldýlar. Bir
ara
Gurlular'ýn hâkimiyetine giren Kirman Selçuklularýna Oðuz
Baþbuðu Dînar tarafýndan son
verilmiþtir
(1187).
Suriye
Selçuklularý ( 1092-1117)
1077 yýlýndan
beri Suriye Selçuklu meliki olan Tutuþ, kendini sultan ilân
ederek, Berkyaruk'un
üzerine
yürümüþ, fakat yenilmiþti (1095). Oðullarýndan Rýdvan
Halep'te, ve Dokak Þam'da
hâkimiyetlerini ilân ettiler. Halep hakimi Rýdvan Haçlýlarla
mücadele etti. Bir ara sýnýrlarýný Güney
Anadolu'ya
kadar geniþletti. 1117'ye gelindiðinde her iki bölgede de
hâkimiyet, atabeylerin eline
geçmiþti.
Türkiye
Selçuklularý (1075-1308)
Türkiye
Selçuklularý kolu, Arslan Yabgu'nun oðlu Kutalmýþ'ýn
neslindendir. Kutalmýþ'ýn oðlu
Süleyman Þah
1075'te Ýznik'i almýþ ve oðlu I. Kýlýçarslan burada
hükümdarlýðýný ilân etmiþtir (1092).
Daha sonralarý
Konya baþkent olmuþtur. Türkiye Selçuklularý Ýlhanlýlar
tarafýndan ortadan
kaldýrýlmýþtýr
(1308).
Atabeylikler
Ülke idaresini
öðrenmek için çeþitli bölgelere gönderilen þehzadeleri
eðitmek ve onlara vekillik
etmekle
görevlendirilen tecrübeli komutanlara atabey denilmektedir.
Atabeyler Selçuklu Devleti'nin
zayýfladýðý
zamanlarda bölgedeki gücünü ve nüfuzunu artýrarak, idareyi
tamamen ellerine
geçirmiþlerdir. Böylece atabeylik adý verilen sülâleler
ortaya çýkmýþtýr. Büyük Selçuklular
zamanýnda
ortaya çýkan atabeylikler þunlardýr:
Salgurlular
(1147-1284)
Oðuzlarýn
Salgur (Salur) boyundan Atabey Sungur tarafýndan
kurulmuþtur. Güney Ýran'daki Fars
bölgesinde
kurulduðu için Fars Atabeyliði olarak da bilinir. Merkezi
Þiraz idi. Ýlhanlýlarýn
hâkimiyetinden
sonra 1284'te sülâle sona ermiþtir.
Ýldenizoðullarý (1146-1225)
Ýldenizliler
veya Azerbaycan Atabeyliði de denir. Kýpçak Türklerinden
Þemseddin Ýl-deniz'in kurduðu
Atabeyliðin
merkezi Tebriz idi. Zamanla çok güçlenen ildenizliler,
Azerbaycan'dan baþka bütün
Irak'a,
Hemedan ve Ýsfahan'a da hâkim oldular. Celâlettin Harzemþah
1225'de Tebriz'i ele geçirince
bu atabeylik
sona ermiþ oldu.
Beg-Teginoðullarý
(1146 -1232)
Musul Atabeyi
Zengî'nin valilerinden Beg-tegin oðlu Zeyneddin Ali Küçük
tarafýndan kurulmuþtur.
Merkezi Erbil
olup, Þehr-i Zor, Hakkari, Sincar ve Harran atabeyliðin
sýnýrlarý içerisindeydi. Ülkeyi 44
yýl baþarýyla
yöneten Kök-Böri, Anadolu Selçuklularýna baðlýydý. Ölünce,
vasiyeti gereði Erbil
Abbasi
halifeliðine verildi (1225).
Böriler (Þam
Atabeyliði) (1128-1154)
Suriye
Selçuklularý'nýn Þam kolu, Atabey Tuðtekin tarafýndan
yönetiliyordu. Oðlu Tacü'l-mülk Böri
babasýnýn
ölümü üzerine idareyi ele aldý. Pek güçlü olmayan bu
atabeylik, Zengî Atabeyi Nureddin
Mahmut
tarafýndan ortadan kaldýrýldý (1154).
Zengîler
(1127-1259)
Melikþah'ýn
Halep Valisi Ak-Sungur'un oðlu Ýmadeddin Zengi'nin Musul
valiliðine getirilmesiyle
kuruldu
(1127). Haçlýlara karþý verdikleri mücadelelerle öne
çýkmýþlardýr. Ýmadeddin Zengî,
Haçlýlardan
Urfa'yý alýnca Avrupalýlar II. Haçlý Seferi'ni
düzenlemiþlerdir (1137). Zengî'nin ölümünden
sonra
atabeylik Musul ve Halep olmak üzere iki kola ayrýldý
(1146). Halep'teki oðlu Nureddin
Mahmut haçlý
kontluklarýna karþý baþarýlý mücadeleler verdi. Þam'daki
Börileri kendine baðladý.
Haçlýlarla iþ
birliði yapan Mýsýr Fâtýmî Devleti'ni ortadan kaldýrdý
(1171). Nureddin Mahmut ölünce
atabeylik
Eyyûbî ailesine intikal etti (1174). Nihayet 1259'da
Ýlhanlýlar atabeyliðin tamamýný iþgal
ettiler.
SAVAÞA HAZIRLANIÞ
Bizans Ýmparatoru
Romanos Diogenes, 1070-1071 yýlý kýþýnda, Türkleri
imparatorluk topraklarýndan tamamen atmak üzere bir ordu
topladý. Bu ordu, Britanya, Kapadokya, Kilikya ve Trabzon
gibi bölgelerden temin edilmiþ; Bulgar, Slav, Alman, Frenk,
Gürcü, Ermeni, Hazar, Peçenek, Uz ve Kýpçak asýllý
askerlerden oluþuyordu. Ýkiyüzbin kiþilik bu ordu ile
Diogenes, Selçuklularýn üzerine yürüdü.
Bizans imparatoru
Türklerin sýk sýk Anadolu þehirlerine akýnlar düzenlemesini
önlemek istiyordu. Selçuklularý tam anlamý ile yenilgiye
uðratmak, Orta Asya içlerine kadar sürüp atmak amacýný
taþýyordu.
Alparslan’ýn bu
savaþtaki amacý ise Anadolu’nun kapýlarýný bir daha
kapanmamak üzere açmak, kesin biçimde Anadolu’yu ele
geçirmek idi. Bu savaþta Türkler yenilirse yeniden Orta Asya
içlerine çekilecekler, Bizanslýlarý yendikleri takdirde
Anadolu’yu yurt edinmiþ olacaklardý.
Bizans Ordusu,
Kýzýlýrmak vadisini izleyerek Sivas’a, daha sonra Erzurum’a
ulaþtý. Sultan Alparslan ise Van Gölü kýyýsýndaki Ahlat’tan
hareket ederek Muþ ili yakýnlarýndaki Malazgirt’e vardý.
Alparslan, Romanos Diogenes’in yanýna elçi göndererek barýþ
önerisinde bulunmuþtu. Ancak Bizans imparatoru bu öneriyi
kabul etmemiþ, elçiye þöyle demiþti: “Sultanýnýza
söyleyin, kendisi ile barýþ görüþmelerini Rey’de yapacaðým.
Ordumu Isfahan’da, hayvanlarý ise Hemedan’da kýþlatacaðým.”
Alparslan bu
cevaptan çok müteessir oldu ve caný sýkýldý. Sultanýn
müteessir olduðunu gören imamý ve fâkihi Ebû Nasr Muhammed:
“Sen Allah’ýn zafere ulaþtýracaðýný ve diðer dinlere
üstün kýlacaðýný vaad ettiði bir din uðrunda savaþýyorsun.
Umarým Allah-u Teâlâ bu fethi sana nasip edecektir. Cuma
günü zeval vaktinden sonra hatiplerin minberde olduðu ve
mücahitler için Allah’a duada bulunduklarý ve dualarýn kabul
edildiði saatte düþmana hücum et!” dedi. Savaþ,
kaçýnýlmaz bir duruma gelmiþti.
Alparslan,
Malazgirt Meydan Savaþý’ndan önce bütün tedbirleri almýþ,
gereken her türlü hazýrlýðý yapmýþtý. Ünlü veziri Nizâmül-Mülk’ü
Hemedan’a gönderdi. Çýkacak herhangi bir karýþýklýðý
önlemesi ve istenirse yeni asker yollamasý için tembihte
bulundu.
Ayrýca Bizans
kuvvetlerinin gücünü öðrenmek için bir öncü kuvveti Bizans
ordusuna gönderdi. Bu keþif sýrasýnda bir Bizans komutaný
yakalandý. Ondan edinilen bilgilere göre Alparslan gereken
önlemleri aldý. Ýkiyüzbin kiþilik orduya ellibin kiþilik bir
kuvvetle nasýl karþý koyulacaðýnýn plânlarý yapýldý. 25
Aðustos 1071 günü askerlerinin moral gücünü arttýrmak için
devamlý tekbir getirmelerini, düþmanlarýn morallerini bozmak
için de sürekli boru ve davul çalmalarýný, oklar atmalarýný
emretti.
Alparslan,
ordusunu dört gruba ayýrmýþ, bu düzen içinde mevziye
girmiþlerdi. Merkez yani orta kýsýmdaki kuvvetlerin baþýnda
Alparslan bulunuyordu. Bu kesimdeki kuvvetler diðerlerinden
çok zayýftý. Esas büyük kuvvetler ise, sað ve sol yanda
bulunuyordu. Bunlar savaþ sahasýnýn yanlarýndaki tepelerde
mevzilenmiþlerdi. Dördüncü grup kuvvetler ise, zamaný
gelince kuþatma harekâtýna giriþerek düþmaný arkadan
çevireceklerdi.
26 Aðustos 1071
tarihinde baþta halife olmak üzere bütün Ýslâm âlemi,
camilerde cuma namazýný kýlýyor, Kur’an okuyor, Türk
ordusunun zaferi için dua ediyordu.
Alparslan beyaz
bir ata binmiþ, kefene benzeyen beyaz bir elbise giymiþ,
atýnýn kuyruðunu kendi eliyle baðlamýþ, silahlarýný
kuþanmýþtý. Bu da sultanýn, askerin baþýnda bizzat
savaþacaðýný gösteriyordu.
MALAZGÝRT MEYDAN
SAVAÞI
26 Aðustos 1071
cuma günü ellibin kiþilik ordusu ile Malazgirt Ovasý’nda
cuma namazýný askerleri ile birlikte kýlan Alparslan,
namazdan sonra askerleri ile helâllaþtý. Bütün ordu
Alparslan’ýn neler söyleyeceðine kulak kesilmiþti. Alparslan
þunlarý söyledi:
“Askerlerim!
Yiðitlerim! Bugün burada ne emreden bir sultan, ne de emir
alan bir asker vardýr. Bugün ben sizlerden biriyim ve
sizlerle birlikte savaþacaðým. Bugün burada Allah’tan baþka
bir sultan yoktur. Biz ne kadar az olursak olalým, düþman ne
kadar çok olursa olsun, bütün Müslümanlarýn, zaferimiz için
dua ettikleri þu anda, kendimi düþman üzerine atacaðým. Ya
zafer kazanýrýz, ya þehit olarak cennete gideriz. Ýsteyen
benimle gelsin, isteyen geri dönsün. Ben memleket için,
Ýslâm için ölüme koþuyorum. Beni takip edenler ve
kendilerini Yüce Allah’a adayanlardan þehit olanlar
Cennet’e, sað kalanlar ise ganimete kavuþacaklardýr.
Ayrýlanlarý ahirette ateþ, dünyada da alçaklýk
beklemektedir.
Ey askerlerim! Eðer þehit
olursam bu beyaz elbise kefenim olsun. O zaman ruhum göklere
yükselecektir. Benden sonra oðlum Melikþah’ý tahta
çýkartýnýz ve ona itaat ediniz. Zaferi kazanýrsak istikbal
bizimdir.”
Daha sonra atýndan inerek secdeye kapandý ve þöyle dua etti:
“Yâ Rabb! Seni
kendime vekil yapýyorum. Azametin karþýsýnda yüzümü yere
sürüyor ve senin uðrunda savaþýyorum. Ey Allah’ým! Niyetim
halistir, bana yardým et. Sözlerimde hilaf varsa beni
kahret.” diyerek, gözleri dolu dolu, secdeden baþýný
kaldýrdý.
Savaþ
baþladýðýnda Alparslan az bir kuvvetle düþmana karþý
saldýrýya geçti. Romanos Diogenes, olanca kuvvetiyle
Selçuklu ordusunun merkez kýsmýna yüklendi. Alparslan,
ordusunu Turan Taktiði gereðince geriye çekti. Bu sahte geri
çekiliþi bir bozgun zanneden imparator, Selçuklu ordusunu
takip ederek Alparslan tarafýndan önceden hazýrlatýlan
pusulara kadar geldi. Türklerin saðdan ve soldan bir hilâl
þeklinde kendisini çember içerisine aldýðýnýn farkýna bile
varmamýþtý. Bu kýskaç harekâtý ile daha sonra Bizans
ordusunu arkadan çevirmeye yöneldi. Bizanslýlar tuzaða
düþtüklerinin farkýna vardýlar, ama iþ iþten geçmiþti. Bu
arada, Selçuklu komutanlarýnýn Türkçe olarak verdikleri
komutlardan etkilenen Bizans ordusundaki Peçenek ve Uz
Türkleri’nin at sürerek Selçuklu ordusu tarafýna geçmesi
üzerine durum Bizanslýlar için daha da kötü bir boyuta
varmýþtý.
Savaþ alaný
sayýlamayacak kadar çok cesetle dolmuþtu. Kýlýçlarýn
þakýrtýsý, atlarýn kiþnemesi, yaralýlarýn iniltisi birbirine
karýþmýþtý. Bizans ordusunun yedek kuvvetleri geri kaçmýþ,
ordu tam bir bozguna uðramýþtý.
Bu arada Bizans
imparatoru da esir alýndý. Alparslan, imparatorun huzuruna
getirilmesini emretti, getirilince de elindeki kamçýyla
imparatora üç defa vurdu ve: “Sana barýþ için elçi
gönderdiðim halde reddetmedin mi?” dedi. Bunun üzerine
imparator: “Azarlamayý býrak da, ne yapacaksan yap!”
diye cevap verdi. Alparslan ona: “Sen beni esir almýþ
olsaydýn ne yapardýn?” diye sordu. Ýmparator:
“Kötülük yapardým.” diye karþýlýk verdi. Alparslan bu
defa: “Peki benim sana ne yapacaðýmý zannediyorsun?”
diye sorunca imparator: “Beni ya öldürürsün, ya da Ýslâm
ülkelerinde teþhir edersin, yahut da uzak bir ihtimal
olmakla beraber, affeder, fidye ve vergi alýr, beni kendine
vekil tayin edersin.” cevabýný verdi. Bunun üzerine
Alparslan: “Ben de zaten bundan baþka bir þey
düþünmedim.” diye cevap verdi.
Alparslan,
imparatorla birbuçuk milyon dinar kurtuluþ akçesi ödemesi,
istediði zaman kendine Bizans askeri göndermesi ve Bizans
ülkesindeki bütün esirleri serbest býrakmasý þartýyla bir
anlaþma yaptý. Daha sonra onu bir çadýrda misafir edip
yanýna yol masrafý olarak onbin dinar verdi ve ülkesine
gönderdi.
SAVAÞIN SONUÇLARI
Malazgirt
Zaferi’nden sonra Anadolu’nun kapýlarý tamamen açýlmýþtýr.
Türk akýncýlarý çok kýsa bir zaman sonra Ýznik ve civarýný
alarak buralarý vatan edinmiþlerdir.
Zaferden sonra
Sultan Alparslan, Anadolu’nun Türkleþmesi ve Ýslâmlaþmasý
için Türkmen beyleri ile birlikte pek çok Türkmen
derviþlerini de görevlendirerek mânevi fethin kapýlarýný
açmýþtýr.
Ayrýca her tarafa
fetihnameler gönderilmiþ, baþta Baðdat olmak üzere bütün
Ýslâm âleminde þenlikler düzenlenmiþtir.
ALPARSLAN’IN
ÞEHÝD EDÝLÝÞÝ
1072 yýlýnda
Mâverâünnehr’e sefere çýkan Alparslan’ýn huzuruna hain bir
kale komutanýný getirdiler. Alparslan dört kazýk çakýlarak
komutanýn el ve ayaklarýnýn bunlara baðlanmasýný emretti,
bunun üzerine komutan: “Ey korkak! Benim gibi bir adam
böyle öldürülür mü?” diye cevap verdi. Bu sözlere çok
sinirlenen Alparslan eline ok ve yay alarak muhafýzlara
komutanýn serbest býrakýlmasýný emrini verdi. Ancak o güne
kadar hedefini hiç þaþýrmayan Alparslan’ýn attýðý ok
komutana isabet etmedi. Komutan hemen Alparslan’ýn üzerine
saldýrdý. Tahtýnda oturan Alparslan komutanýn kendisine
doðru geldiðini görünce ayaða kalkýp tahtýndan inmek istedi,
ancak bu sýrada ayaðý sürçerek yere düþtü. Bunun üzerine
üzerine çullanan komutan, yanýnda bulunan býçaðýný
Alparslan’a saplayarak onu yaraladý. Alparslan bu olaydan
sonra þöyle dedi:
“Her nereye
yönelsem ve hangi düþman üzerine yürümek istesem daimâ
Allah’tan yardým dilerim. Dün bir tepeye çýktým, ordunun
azametinden ve askerlerimin çokluðundan dolayý altýmda yer
titriyordu. Kendi kendime: ‘Ben bütün dünyaya hükmeden
biriyim, bana hiç kimsenin gücü yetmez.’ dedim. Bu yüzden
Allah-u Teâlâ beni yarattýklarýnýn en zayýfý karþýsýnda âciz
býraktý. Allah’tan maðfiret diler ve bu düþüncemden dolayý
beni affetmesini niyaz ederim.”
Ve bu olaydan
dört gün sonra Cenâb-ý Hakk’ýn rahmetine eren Sultan
Alparslan, Merv’de bulunan babasýnýn yanýna gömüldü.
AHLÂK VE
VASIFLARI
Sultan Alparslan
iyiliði, merhameti, düþkünlere yardýmý ile tanýnmýþtýr.
Ýslâmiyet’e ve cihada son derece baðlý idi. Allah’tan
korkar, her iþinde O’na tevekkül ederdi.
Çok cesur, yiðit,
kudret ve azamet sahibi bir kiþiliðe sahipti. Heybetinin
yanýnda adeleti ile de ün yapmýþ, affedici ve müsamaha
sahibi olduðunu defalarca ispatlamýþtý. Çok dindardý ve dinî
hükümlerin tam sadakatla uygulayýcýsý olarak tanýnýyordu.
Onun bu yönü, halk arasýnda veli derecesine yükseltilmesine
ve þahsýna pek çok kerametler isnat edilmesine sebep
olmuþtur.
Ýslâmiyet’in
henüz girmediði ülkelerde fethettiði her þehre derhâl bir
cami yaptýrdýðý, askerî faaliyetlerinden dolayý yeterince
fýrsat bulamadýðý imar iþleri ile ilim, fikir ve sanat
adamlarýný toplayýp devlet himayesi altýna almak gibi sosyal
faaliyetleri de veziri Nizâmül-Mülk’ün eliyle yürüttüðü
bilinmektedir.
Jurnalcilerden
biri veziri Nizâmül-Mülk aleyhinde bir yazý yazmýþ, yazýda
Sultan’ýn memleketlerinde ne kadar malý olduðunu ve ne gibi
vergiler aldýðýný anlatmýþtý. Yazý, Alparslan’ýn namaz
kýldýðý yere býrakýlmýþtý. Sultan onu alýp okudu, sonra da
Nizâmül-Mülk’e verip: “Bu mektubu al, eðer bunu
yazanlarýn yazdýklarý doðru ise ahlâkýný güzelleþtir,
durumunu düzelt; eðer yalan söylüyorlarsa onlarýn hatalarýný
baðýþla ve onlarý öyle mühim iþlerle meþgul et ki, insanlarý
aldatmaya vakit bulamasýnlar” dedi. Bu sözü, onun keskin
zekâsý ve merhametine bir delildir.
Alparslan çok
sadaka verirdi. Her Ramazan ayýnda onbeþbin dinar sadaka
daðýtýrdý. Sarayýnda, günde elli koyun kesilen bir imaret
bulunurdu ve ayrýca adlarý listeler halinde tanzim edilen
fakirlere harçlýk daðýtýlýrdý. Bununla beraber ülkesinin
hiçbir yerinde cinayet ve gaspçýlýk
|
Devlet
Teþkilatý Kültür ve Medeniyet |
Devlet
Teþkilatý: Selçuklularý meydana getiren Oðuzlar, Orta
Asya'dan Maveraünnehir ve Horasan'a gelince bütünüyle
Ýslamiyeti kabul ettiler. Müslüman olmalarýyla eski bozkýr
kültürünün Ýslama aykýrý olmayan müesseselerini
sentezleþtirdiler. Türk Devlet geleneðinin esasýný teþkil
ettiði Selçuklu devlet teþkilatý; Karahanlý, Sâmânlý,
Gazneli ve Abbasî devletleri teþkilatlarýndan geniþ ölçüde
faydalanmýþ ve bunlarý kendi bünyesinde mükemmel bir surette
uygulamýþtýr.
Hükümdar:
Töre ve müesseselerin tanýdýðý haklarla devletin tek
hakimidir. Sultan ünvanlý hükümdarlara genellikle
Sultanülâzam denilirdi. Türklerdeki Hâkan veya Kaðan,
batýdaki imparator kelimesinin karþýlýðýdýr. Sultan, Türkçe
adýnýn yanýnda Ýslamî ad da taþýrdý. Halife tarafýndan künye
ve lakap da verilirdi. Sultan merkezde oturur, ülke
topraklarý hanedan mensuplarýnca idare edilirdi. Merkeze
baðlý beylik ve atabeglikler vardý. Sultanýn hakim olduðu
ülkelerde adýna hutbe okunur ve para basýlýrdý. Fermanlara
ve dîvanýn kararlarýna büyük sultanýn imzasý yerine tuðra
çekilip, tevkiî (niþan) yazýlýr ve emir ondan sonra
yürürlüðe girerdi. Harplerde ve devlet ileri gelenleriyle
yaptýðý seyahatlerde, hakimiyet iþareti olarak, baþýnýn
üstünde atlastan veya altýn sýrmalý kadifeden yapýlmýþ çetr
(hükümdar þemsiyesi) tutulurdu. Çetre, sultanýn ok ve yaydan
meydana gelen armalarý iþlenirdi. Hükümdarlýk sarayýnýn
kapýsýnda veya saltanat çadýrýnýn önünde, namaz
vakitlerinde, günde beþ defa nevbet (mehter) çalýnýrdý.
Sultan, haftanýn belirli günlerinde devlet ileri
gelenleriyle yüksek mevkili memur ve kumandanlarý huzuruna
kabul edip, ülke meselelerini görüþür ahalinin halinden
haberdar olurdu.
Saray Teþkilatý:
Sarayda sultanýn ailesi ve maiyeti otururdu. Saray teþkilatý
ve teþrifatçýlýk, önceleri Oðuz töresine göre yapýlýrken,
sonralarý Ýslamî hüviyet kazandý. Sarayda, sultanla dîvanlar
arasýndaki irtibatý Hâcibü'l-hacib denilen Hâcib saðlar;
örfî meselelerin hallinde kadýya da yardýmcý olurdu.
Hâcibler, sultanýn güvendiði kiþiler arasýndan seçilirdi.
Emîr-i Candâr:
Saray muhafýzlarýnýn baþý olup, maiyetindeki hassa
birlikleriyle sarayýn ve sultanýn emniyetini saðlamakla
görevliydi. Silahdar, merasimlerde sultanýn silahlarýný
taþýrdý ve silahhanedeki muhafýzlarýn âmiriydi.
Emîr-i Alem:
Sultanýn "Rayet-i Devlet" denilen bayraðýný, saltanat
sancaklarýný taþýmak ve muhafaza etmekle görevliydi. Emîr-i
alemin maiyetinde alemdarlar vardý. Yasacý, bayrak ve nevbet
takýmýný muhafaza ve idare ederdi.
Câmedâr:
Sultanýn elbiselerinin muhafýzýydý. Emîr-i meclis, sultanýn
ziyafetlerini hazýrlatýp, teþrifatçýlýk yapardý. Emîr-i
Çeþnigîr, sultanýn yemeklerini hazýrlayan ve sofra
hizmetlerini yapan çeþnigirlerin amiriydi. Þerabdar-ý has,
sultanýn þerbetlerini hazýrlamakla, haftanýn belirli
günlerinde toplanan mecliste ve yemeklerde hizmetle
görevliydi. Serhenk (Çavuþ), törenlerde ve sultanýn
seyahatlerinde yol açardý. Ayrýca, Abdâr, Emîr-i Âhur,
Üstadüddâr, Vekîl-i Has, Emîr-i Þikâr, Bazdâr ve Nedimler de
sarayda vazifeli kiþiler arasýndaydý.
Hükûmet:
Büyük dîvan denilen "dîvan-ý saltanat"ta devletin umumi
iþleri görüþülüp yürütülürdü. Selçuklularda büyük dîvandan
baþka, devletin malî, askerî, adlî ve diðer iþlerine bakan
dîvanlar da vardý. Dîvan baþkaný, sultanýn mutla vekili olan
Sâhib, Sâhib-i Dîvan ve Hâce-i Büzürg de denilen vezirdi.
Vezir bir tane olup, alâmet olarak destâr (sarýk) ve altýn
divit verilirdi. Vezirin dividi, Devâtdâr'da olup, ayný
zamanda sýr kâtipliði de yapardý.
Selçuklularda,
Ýstifâ dîvaný, malî iþlerle ilgilenir, en önemli üyesine
Müstevfî denirdi. Tuðra dîvaný, ferman, berat, menþur,
mektup dahil, yazýþmalara tuðra çekerdi. Ýþraf dîvaný;
Müþrif-i memâlik de denilen müþrifin âmirliðinde genel
teftiþ yapardý. Dîvan-ý arz'a, Arzü'l-ceyþ baþkanlýk ederdi.
Emîr-i ariz de denilen bu zatýn baþkanlýðýndaki teþkilat,
millî savunma hizmetleri ve ordunun ihtiyaçlarýný
karþýlamakla vazifeliydi. Þehzadelerin yetiþmesiyle
ilgilenen atabegler, eyalet merkezlerinde güvenlik
hizmetleriyle ilgilenen ve þýhne (veya þahne) denilen askerî
valiler, mülkî idareden mesul olan âmiller ve zabýta
hizmetleriyle "emr-i bi'l ma'rûf ve nehy-i ani'l-münker"
(iyiliði emredip kötülükten sakýndýrma) görevini üstlenmiþ
olan muhtesipler de hükümet teþkilatý içinde yer alýrdý.
Adlî Teþkilat:
Adliye; þer'î ve örfî kazâ olmak üzere ikiye ayrýlýrdý.
Þer'î davalara kadýlar bakardý. Kâdý'l-kudât denilen baþ
kadý, Baðdat'ta bulunur, merkezde mahkeme baþkanlýðý
yapardý. Baþ kadý, diðer kadýlarý da teftiþ ederdi. Kadýlar,
þer'î davalar, tereke (miras), hayrât ve vakýf iþlerine
bakarlardý. Selçuklu Türkleri, Hanefî mezhebinde
olduklarýndan, davalar ve meseleler, bu mezhebin hükümlerine
göre halledilirdi. Yanlýþ bir karar verilmiþse, öteki
kadýlar, durumu sultana bildirerek, düzeltme yapýlýr,
hatanýn önüne geçilirdi. Kadýlarýn yetiþmesine çok dikkat
edilirdi.
Örfî
mahkemelerin baþýnda, Emîr-i dâd denilen adalet emîri
bulunurdu. Bunlar, devlete, kanunlara ve emirlere karþý
gelenlerin davalarýna, siyasî suçlara bakarlardý. Bir nevi
olaðanüstü mahkemeler demek olan Dîvan-ý mezalim'e baþkanlýk
ederlerdi. Kazaskerler (Kadýaskerler), ordu mensuplarýnýn
davalarýna bakardý. Dine aykýrý görülen her harekete
muhtesip, anýnda müdahale ederdi. Adliye mensuplarý,
baðýmsýz olup, büyük dîvana ve eyalet dîvanlara baðlý
deðildiler.
Ordu:
Devletin temeli olan ordu, Hassa ordusu ve timarlý
sipahilerden meydana eliyordu. sarayda özel oarak
yetiþtirilip, doðrudan sultana baðlý olan Gulamân-ý saray
askerleri çeþitli milletlerden seçilirdi. Bunlar senede dört
defa maaþ alýrlardý. Hassa ordusu; melik, vali, vezir ve
diðer yüksek rütbeli devlet memurlarýnýn emri altýnda, her
an harekete hazýr askerler olup maaþlýydýlar.
Sipahiler;
süvari kuvvetleriydi. Sipahi ordusu mensuplarýndan her biri,
ülkenin çeþitli bölgelerinde kendilerine tahsis edilen
topraklarýn (ikta=dirlik) gelirlerinden geçimlerini
saðlýyordu. Selçuklular, askerî iktalar sayesinde, maaþ
ödemeden bir orduyu beslemiþ, mühim bir Türkmen nüfusunu
topraða ve devlete baðlayarak iskân etmiþti. Bu sayede
üretimin artmasýný, halk ile hükümet arasýnda yeni askerî ve
idarî bir kadronun kurulmasýný temin etmiþti. Bin süvariden
fazla asker besleyen ikta sahipleri vardý. Büyük
Selçuklularda ordu mevcudu, 400.000'e kadar çýktý. Bunun
46.000'i merkezde, geri kalaný devletin diðer bölgelerine
daðýlmýþ durumdaydý. Ýkta sistemiyle, ülke menfaatlerini
âhenkleþtirip, kudretli askerî ve idarî teþkilata sahip
oldular. Ayný sistem, Osmanlýlarý da etkiledi. Halk
arasýndan Haþer denilen ücretli askerler de alýnýrdý. Ayrýca
gönüllü Gâziyân ve çeþitli askerî sýnýflar da vardý.
Selçuklu
ordusunun gezici hastaneleri ve Çerge denilen hamamlarý
vardý. Orduda hafif silah olarak ok, yay, kýlýç, kalkan,
mýzrak, harbe, sökü, bozdoðan da denilen topuz, gürz, balta,
nacak, çekre, zemberek, pala, cevþen (zýrh) ve çokal
kullanýlýrdý. Ordunun silahlarý ülke içinden, en iyi malzeme
kullanýlarak, sanatýnda pek mahir ustalar tarafýndan imal
edilirdi. Büyük Selçuklularda deniz kuvvetleri olmamasýna
raðmen, baðlý devletlerde vardý. Ordunun ihtiyacýnýn
karþýlanmasý ve meselelerin halline Dîvanü'l-ceyþ bakardý.
Sosyal Hayat:
Selçuklularda sýnýfsýz bir cemiyet hayatý vardý. Sosyal
yapý, Ortaçað Avrupasý'ndan tamamen ayrýdýr. Toplum;
Selçuklu hanedaný ve mensuplarý baþta olmak üzere askerî ve
mülkî rical ile devlet teþkilatý dýþýnda kalan ahaliden
meydana geliyorsa da, Avrupa'daki gibi sýnýf, Hindistan'daki
gibi kast sistemi mevcut deðildi. Hanedan ve devlet ileri
gelenlerinin büyükyetkileri olmasýna raðmen, þehirde ve
köyde yaþayan halkýn, kanun karþýsýnda hak ve vazifeleri
vardý. Þer'î hükümler karþýsýnda herkes eþitti. Köylü hür
olup, topraðýn hâs ve ikta oluþuna göre hükümetin himayesi
altýnda çalýþýrdý. Vergisini verirdi. Mülk, topraklar,
veraset yoluyla çocuklara geçerdi.
Ýktisadî ve
Ticarî Hayat:
Selçuklularýn hakim olduðu Horasan, Ýran, Irak, Anadolu ve
diðer Ortadoðu ülkeleri bu devirde, ekonomik bakýmdan en
yüksek seviyeye çýkarak, milletler ve kýtalar arasý
ticarette köprü görevi görüyordu. Selçuklu ülkesinin her
türlü ziraî mahsulün yetiþmesine müsait iklim, coðrafî ve
doðal zenginliklere sahip olmasý sayesinde bol mahsul
yetiþiyordu. Tahýl sýkýntýsý çekilmeyip, o günkü þartlarda
fiyatý da ucuzdu. Ülke içinde ve dýþýnda, kýtalar ve
milletlerarasý ticareti emniyetle saðlayan yol ve
kervansaraylar yapýlmýþtý.
Yabancý
ülkelerle ticarî anlaþmalar yapýlýp, çok düþük gümrük
tarifeleriyle ihracat ve ithalat teþvik edildi. Karada
eþkiyanýn ve açýk denizlerde korsanlarýn tecavüzlerine
uðrayan tüccarýn zararýnýn, hazineden tazmin edilerek
garanti altýna alýnmasý ticaretin geliþmesinde çok etkili
oldu. Devletin tüccara garantisi, her türlü emniyet, huzur
ve imkânýnýn yanýnda ayrý bir teþvikti.
Ticaretin
geliþmesi, gümrüklerin azlýðý, üretimin bolluðu, otlak ve
hayvanlarýn çokluðu sebebiyle, Selçuklu ülkesinde zenginlik
ve refah vardý. Bol buðday, pirinç ve pamuk tarýmý
yapýlýyordu. Çok hayvan yetiþtirilip diðer ülkelere
satýlýyordu. Bakýr, demir, gümüþ ve dokuma sanayii için þap
madeni çýkarýlýyordu. Halý, pamuk ve yünlü dokuma denizci
örtüleri, ipek kumaþlar, ipek tül ve mendil dokunup ihraç
ediliyordu. Kâþihanelerde zarif çiniler imal edilip,
selçuklu eserlerini süslüyordu. Yapýlan ve satýlan mallar,
sýký kontrolden geçerdi. Her zanaat kolu, bir lonca
teþkilatýna baðlýydý. Loncalar, meslek ve erbabýný kontrol
altýnda tutardý. Lonca reisine Ahî, ahîlerin reisine de Ahî
Baba denirdi. Bu teþkilat daha sonra Osmanlýlara geçti.
Esnaf ve tüccar mallarýnýn alýnýp satýldýðý, tanýtýldýðý,
mahallî, millî ve milletlerarasý pazarlar kurulurdu.
Selçuklular, þeker ve nadide eþya alýp, at, halý, ipek ve
maden satarlardý. Devletin gelir kaynaklarý, arazi vergisi
olan harac, ziraat vergisi olan öþür, iltizam, ganimet,
baðlý ve komþu devletlerin hediye ve yýllýklarý idi. Hayat
pahalýlýðý, yok denecek kadar az olup, 1056 ile 1113 yýllarý
arasýndaki yetmiþbeþ senelik fiyat yükselmesinin oranýnýn
toplamý yüzde onu geçmemiþtir.
Ýlim:
Selçuklular, Ýslama tam baðlý, itikatta ve amelde Ehl-i
sünnet mezhebine mensuptular. Türkler ekseriyetle itikatta
Matüridî, amelde Hanefî mezhebindendir. Ülkede kýsmen de
itikatta Eþ'arî ve amelde Þafiî ve diðer hak mezhep
mensuplarý da vardý. Batýnîler gibi sapýk fýrkalar varsa da,
bunlarla âlimlar ve devlet mücadele halindeydi. Devlet, ilim
ve âlimlerin yanýnda olup, geliþmesi için bütün imkânlarýný
seferber etmiþti. Dinî eðitim ve öðretimin yapýldýðý
medrese, tekke ve zaviyeler ülkenin her tarafýnda yaygýndý.
Selçuklu
medreselerinde, dinî ve fennî bütün ilimler, konunun
mütehassýslarý tarafýndan okutulurdu. Selçuklular zamanýnda
deðerli âlimler yetiþip, halâ deðerini koruyan orijinal
eserler yazýldý. Ebü'l-Kasým Abdülkerim Kuþeyrî, Ebu Ýshak
Þirazî, Ebu Meâlî Cüveynî, Ýmam-ý Gazalî, El-Hatîbî,
Abdullah-ý Ensarî, Vâhidî, Fahru'l-Ýslam Pezdevî, Serahsî,
Yûsuf-i Hemedanî, Þehristânî, Ýmam-ý Begavî, Kâdý Beydâvî,
Abdülkâdir-i Geylanî, Nizamülmülk dahil daha pek çok âlim,
Büyük Selçuklu ve onlara baðlý devletlerde çok hürmet ve
himaye görüp, deðerli eserler vererek insanlýða hizmet
etmiþlerdir.
Selçuklular,
Ýslamî ilimlerin eðitim ve öðretiminin yapýldýðý ve zamanýn
fen bilimlerinin öðretildiði çeþitli fakültelere sahip,
üniversite mahiyetinde büyük medreseler yaptýrdýlar. En
büyüðü, Baðdat'taki
Nizamiye
Medresesi
olup, Ýsfehan, Niþabur, Belh, Herat, Basra ve Amul'da
benzerleri vardý. Buralarda aklî ve naklî bütün ilimler
öðretilirdi. Medreselerde, mütehassýslarýnca okutulan
riyaziye (matematik), hey'et (astronomi), hendese
(geometri), cebir, fizik, kimya sahalarýnda derin âlimler
yetiþti. Rasathaneler kurularak, gök cisimlerinin
hareketleri izlendi ve esaslý takvimler yapýldý. Bu
sahalarda, edebî yönüyle de tanýnan Ömer Hayyam, Muhammed
Beyhekî, Ebü'l-Muzaffer Ýsferâyinî, Vâsýtî, Ahmed Tûsî ve
daha pek çok âlim yetiþip deðerli eserler verdiyse de,
onüçüncü yüzyýlda Ýslam ülkelerindeki
Moðol tahribatý
sebebiyle, bunlardan faydalanma imkâný büyük ölçüde
kaybolmuþtur. Yazýlan pek deðerli eserler, Moðollarýn kanlý
çizmeleri altýnda heba olmuþtur.
Selçuklu
sultan ve devlet adamlarýnýn destek ve himayesiyle kýymetli
edebiyatçý ve þairler yetiþmiþtir. Selçuklu sarayýnda,
devlet teþkilatýyla edebiyat çevrelerinde genellikle Farsça,
medrese çevrelerinde Arapça, Selçuklu hanedaný ve Türkmenler
arasýnda ve orduda da Türkçe konuþulup yazýlýrdý. Nazým ve
nesir sahasýnda kýymetli kitaplarýyla tanýnan Meþhur Bostan
ve Gülistan sahibi Sadi-i Þirazî, Ömer Hayyam, Enverî, Lami-i
Cürcânî, Ebyurdî, Ezrâkî gibi edip ve þairler, nesir ve
nazým eserler verdiler. Gazâ ve fetih ruhunu canlý tutan
destanî eserler yazdýlar. Ýlmî eserlerde olduðu gibi, edebî
eserlerin bazýlarý, Moðol tahribatý sebebiyle ele
geçmemiþtir.
Mimarlýk ve Sanat:
Selçuklu mimarî ve sanat eserlerinin çoðu birer þaheserdir.
Batýnîler, Moðollar ve asýrlarýn tahribatýna raðmen
kalabilenleri uzmanlarýnca halâ hayranlýkla incelenmektedir.
Selçuklu sarayý, köþk, medrese, cami, mescit, türbe, kümbet,
kervansaray, ribat, han çarþý, týp fakültesi mahiyetinde her
biri þifa yurdu olan hastane, kaplýca, hamam, çeþme, ev,
yol, kale, sur, kule, tersaneler ve diðer sosyal, sivil ve
askerî eserler belli baþlý Selçuklu mimarî eserlerini
oluþturur. Kitabe, hat, tezhip, süsleme, minyatür, çini,
halý, kilim ve seccadeler ise Selçuklu eserlerine ayrý bir
zenginlik kazandýrýr. Çadýr þeklinde yapýlan kubbeler de
Selçuklu mimarî eserlerinin bir baþka zarafet ve ihtiþam
örneðidir. Çadýr þeklinde kubbe, türbelerde çok
kullanýlmýþtýr. Sultan, evliya, âlim, devlet adamlarý ve
hürmete lâyýk kiþiler adýna yapýlan muhteþem türbeler,
ülkenin her tarafýnda mevcuttu.
Ýlk Büyük
Selçuklu hükümdarý Tuðrul Beyin, Rey'de Künbed-i Tuðrul,
Ýsfehan, Hemedan ve Merv'de diðer sultanlarýn muhteþem
türbeleri çok süslü, kýymetli eþya ve mefruþatla doluydu.
Baðdat'ta Ýmam-ý Azam Ebu Hanîfe'ye ve Necef'te Hazret-i
Ali'nin makamýna muhteþem türbe ve külliyelerin Sultan
Melikþah tarafýndan yapýlmasý, Selçuklularýn Sahabe-i Kiram,
Ehl-i Beyt, âlim ve muhterem zatlara saygýlarýndandýr.
Selçuklular, Merv, Rey, Ýsfehan, Hemedan, Baðdat ve
Niþabur'da muhteþem saraylar ve camiler inþa ettiler.
Ýsfehan ve
Baðdat'ta rasathaneler kurularak, mîladî Gregorien
sisteminden daha saðlam ve hassas olan Celalî Takvimi,
Sultan Melikþah'ýn "Celaleddin" lakabýna nisbetle
hazýrlandý. Ýsfehan ve Baðdat'ta, büyük þehirler de dahil,
ülkenin her tarafýnda þaheser vasýfta büyük ve muhteþem
camiler yapýldý. Selçuklular zamanýnda, iki bin kiþinin
namaz kýlabileceði, yirmi bin kiþinin vaaz dinleyebileceði
kadar büyük camiler yapýldýysa da, bu muhteþem eserler,
Batýnîler ve Moðollar tarafýndan tahrip edilmiþtir.
Melikþah'ýn Ýsfehan'da yaptýrdýðý Ulu Cami (Mescid-i Cuma),
Batýnîler tarafýndan kundaklandý. Yanan beþyüz yazma, paha
biçilmez Kur'an-ý Kerim dýþýnda cami, bir milyon altýn
sarfla tamir edildiyse de eski halini alamamýþtýr.
Han,
kervansaray, çeþme, yol, köprü, ribat, hankâh, hamam, cami
ve medreseler ülkenin her tarafýnda yaygýndý. Selçuklularda
hükümetin imar ve inþaat iþlerini
Emîr-i mîmar yönetiminde bir heyet kontrol ve nezaret
ederdi. Ayrýca, büyük abidevî eserlerin, ihtiyaçlarý vakýf
gelirinden karþýlanan, daimî bir mimarlarý bulunurdu.
Selçuklular Ýslâmiyete tam baðlý, îtikâtta ve amelde Ehl-i
sünnet mezhebine mensuptular. Türkler ekseriyetle îtikâtta
Mâtürîdî, amelde Hanefî mezhebindendir. Ülkede kýsmen de
îtikâdda Eþ’arî ve amelde Þâfiî ve diðer hak mezhep
mensuplarý da vardý. Bâtýnîler gibi sapýk fýrkalar varsa da,
bunlarla âlimler ve devlet mücâdele hâlindeydi. Devlet, ilim
ve âlimlerin yanýnda olup, geliþmesi için bütün imkânlarýný
seferber etmiþti. Dînî tahsil ve terbiyenin yapýldýðý
medrese, tekke ve zâviyeler ülkenin her tarafýnda yaygýndý.
Selçuklu medreselerinde dînî ve fennî bütün ilimler, konunun
mütehassýslarý tarafýndan okutulurdu. Selçuklular zamânýnda
kýymetli âlimler yetiþip, hâlâ deðerini muhâfaza eden
orijinal eserler yazýldý. Sofiyye-i aliyyeden, Þâfiî fýkýh
âlimi olup, Risâle-i Kuþeyriyye sâhibi Ebü’l-Kâsým
Abdülkerîm Kuþeyrî (986-1074); Et-Teysir Tefsîri müellifi
Ebû Nasr Abdürrahîm; Þâfiî fýkýh âlimlerinden ve Baðdat’taki
Nizâmiye Medresesi müderrislerinden Ebû Ýshâk Þîrâzî (?-
1083); pekçok eser sâhibiEbû Meâli Cüveynî (?- 1085); Ýslâm
âlimlerinin en büyüklerinden, pekçok sâhada eser sâhibi
Nizâmiye Medresesi Müderrisi Ýmâm-ý Gazâlî (1059-1111);
Nizâmiyye müderrisi ve Þâfiî âlimlerinden Fahr-ül-Ýslâm
Abdülvâhid (?- 1108); Hanefî âlimlerinden Kâdýlkudât
el-Hatîbî (?- 1079); Te’arrûf kitabý þârihi ve
Menâzil-üs-Sâyirîn sâhibi Þeyhülislâm Abdullah-ý Ensârî
(1005-1088); meþhur Besit, Vesît ve Vecîz tefsirlerinin
sâhibi Vâhidî (?- 1075); Hanefî fýkýh ve tefsir âlimi
Fahru’lislâm Pezdevî (1009-1089); Hanefî âlimlerinden Câmi-u
Kebîr, Câmi-u Sagîr, Siyer-i Kebîr, Muhtasar-ý Tahâvî
þerhleri ve Mebsut, Kafî Þerhi, Muhit kitaplarýnýn
sâhibiSerahsî (?- 1090); Hanefî âlimlerinden ve evliyânýn
büyüklerinden Zînet-ül-Hayât, Menâzilü’s-Sâyirîn ve
Menâzilü’s-Sâlikîn sâhibi Yûsuf-i Hemedânî (1048-1141);
büyük fýkýh ve kelâm âlimlerinden ve meþhur Milel Nihâl
kitabý sâhibi Þehristânî (1076-1153); Þâfiî fýkýh, hadis ve
tefsir âlimlerinden ve Me’âlimü’t-Tenzîl Tefsiri ile Mesâbih
hadis kitaplarýnýn yazarý Begavî (?- 1122); Þâfiî
âlimlerinden ve tefsîr ilminin üstâdlarýndan
Envârü’t-Tenzîl, Tavâliü’l-Envâr kitablarýnýn sâhibiKâdý
Beydâvî; Kâdirî yolunun önderi, fýkýh ve hadis ilimlerinde
müctehid Abdülkâdir-i Geylânî (1077-1166); Nizâmülmülk
(1018-1092) dâhil daha pekçok âlim Büyük Selçuklu ve onlara
baðlý devletlerde çok hürmet ve himâye görüp, kýymetli
eserler vererek insanlýða hizmet etmiþlerdir.
Bunlarý Türkiye Selçuklularý devrinde; evliyânýn
büyüklerinden ve gönül sultâný Mevlânâ Celâleddîn-i Muhammed
Rûmî (1207-1273) ve oðluSultan Veled (1227-1307); evliyâdan
Þems-i Tebrîzî (?- 1247) tâkip etmiþtir.
Selçuklular, Ýslâmî ilimlerin öðretim ve eðitiminin
yapýldýðý ve zamânýn fennî ilimlerinin öðretildiði çeþitli
fakültelere sâhip, üniversite mâhiyetinde büyük medreseler
yaptýrdýlar. En büyüðü, Baðdat’taki Nizâmiye Medresesi olup,
Ýsfehan, Niþabur, Belh, Herat, Basra ve Amul’da nümûneleri
vardý. Buralarda aklî ve naklî bütün Ýslâmî ilimler
okutulurdu. Medreselerde, mütehassýslarýnca okutulan Ýslâmî
ilimlerin yardýmcýsý riyâziye (matematik), hey’et
(astronomi), hendese (geometri), cebir, fizik, kimyâ
sâhalarýnda derin âlimler yetiþti. Rasadhâneler kurularak,
gök cisimlerinin hareketleri tâkip edildi ve esaslý
takvimler yapýldý. Bu sâhalarda, edebî cephesiyle de tanýnan
Ömer Hayyam, Muhammed Beyhekî, Ebü’l-Muzaffer Ýsferâyinî,
Vâsýtî, Acâ’ibü’l-Mahlûkat sâhibi Ahmed Tûsî ve daha pekçok
âlim yetiþip, kýymetli eserler verdiyse de, on üçüncü asýrda
Ýslâm ülkelerindeki Moðol tahribâtý sebebiyle, bunlardan
faydalanma imkâný kaybolmuþtur. Yazýlan pek kýymetli
eserler, Moðollarýn kanlý çizmeleri altýnda hebâ olmuþtur.
Selçuklu sultan ve devlet adamlarýnýn destek ve himâyesiyle
kýymetli edip ve þâirler yetiþerek çok güzel eserler meydana
getirildi. Selçuklu sarayýnda, devlet teþkilâtýyla edebiyât
çevresinde umûmiyetle Farsça, medrese çevresi Arabça,
Selçuklu Hânedâný ve Türkmenler arasýnda ve orduda da Türkçe
konuþulup yazýlýrdý. Nazým ve nesir sâhasýnda kýymetli
kitaplarýyla tanýnan meþhûr Bostan ve Gülistân sâhibi
Sa’dî-i Þîrâzî, Ömer Hayyam, Enverî, Lâmi-i Cürcânî,
Ebü’l-Me’âli Nahhâs, Ebû Tâhir Hâtûnî, Ebyurdî, Habbâriyye,
Ezrakî gibi edip ve þâirler, nesir ve nazým eserler
verdiler. Gazâ ve fetih rûhunu canlý tutan destânî eserler
yazdýlar. Ýbn-i Hassûl’un Risâle-i Melikþâhiyye, Ebû Tâhir-i
Hâtûnî’nin Târih-i Âl-i Selçuk, Muizzî’nin Siyer-i Fütûh-i
Sultan Sencer, Hemedâni’nin Unvalü’s-Siyer, Ýbn-i Funduk
Beyhekî’nin Meþârib-üt-Tecârib, Zînetü’l-Küttâb li
Ka’ini’nin Kitâb-ý Metâhirü’l-Etrâk, Ýmâdeddîn-i
Ýsfehânî’nin Zübdetü’n-Nüsra, Ýbn-i Cevzî’nin Muntazam, Sýbt
Ýbn-i Cevzî’nin Mir’atü’z-Zamân, Ýbn-i Bibî’nin
El-Evâmirü’l-Alâiyye, Ýbn-i Esîr’in Kâmil ve Üsüdü’l-Gâbe
târih alanýnda yazýlmýþ eserlerdir. Ýlmî eserlerde olduðu
gibi, edebî ve târihî eserlerin bâzýlarý, Moðol tahribâtý
sebebiyle ele geçmemiþtir.
|
Selçuklu
Devletinin kurucusu. Oguzlarin Kinik boyundan Selçuk
Beyin torunudur. Babasinin adi Mikail’dir. Muhtemelen
993 yilinda dogdu. Babasi Mikail, gazâ akininda sehit
düsünce, dedesi Selçuk’un yaninda büyüdü. Çocuklugu
Cend’de geçti. Büyük bir îtinâ ile yetistirildi.
Âilesinden dînî ve millî terbiye alip, mükemmel silâh
kullanmasini ögrendi.
Selçuk Beyin
vefâtiyla amcasi Arslan Yabgu’nun Selçuklu âilesinin
reisligini almasina, kardesi Çagri Bey ile itiraz
etmedi. Ancak dedelerinin vefâtindan sonra iki kardes
Cend sehrini terk ederek batiya göç ettiler. Burada
Mâverâünnehr hükümdari Ilek Nasr’in kendilerine karsi
düsmanca siyâseti üzerine Çagri Bey ile Karahanli
hükümdari Bugra Hanin ülkesine gittiler. Tugrul Bey,
Karahanlilar ülkesinde haps edildiyse de, Çagri Bey,
Bugra Han ordusunu yenip pekçok esir aldi. Alinan
esirler karsiligi Tugrul Bey serbest birakildi. Tekrar
Mâverâünnehr’e döndüler. Buhara hâkimi Karahanli Ali
Tegin’in aleyhlerine faaliyeti ve yeni durum üzerine
Tugrul Bey çöle çekildi. Çagri Bey de yeni vatan kesfi
için Rum Gazâsina çikti. Iki kardes, Rum Gazâsindan
alinan ganîmetlerle çok zenginlestiler.
Arslan Yabgu,
1205’te Gaznelilerce esir alinip, Hindistan’da haps
edilince, iki kardes ortak iktidar sistemiyle Selçuklu
âilesinin lideri oldu. Liderligi Karahanli Ali Tegin
tarafindan süpheyle karsilaninca, ikili liderlik sistemi
yerine amcalari Musa’yi Yabgu yapip, üçlü iktidar
sistemine geçtiler. 1034 sonbaharinda, Gaznelilerin
müttefiki Oguzlardan Sah Melik, Selçuklulara âni bir
baskin yapinca, zayifladilarsa da, tekrar toplandilar.
On bin kisilik kuvvet toplayarak Gaznelilere âit
Horasan’a girdiler. Gazneli Mes’ûd’un ordusunu 20
Haziran 1035’te Mesâ’da yendiler. Gaznelilerle antlasma
yapip; Nesâ, Ferâve ve Dihistan’i aldilar. Ayrica
TugrulBeye GazneliMes’ûd tarafindan hâkimiyet
alâmetlerinden olan hil’at, at, mensur ve sancak
gönderildi. Tugrul Bey antlasmayla Nesâ’da Gaznelilere
tâbi federal bir devlet kurmus olmasina ragmen, resmî
îlâni yoktur.
Tugrul Bey ve
diger Selçuklu hânedan mensuplari toprak sâhibi olunca,
Oguz boylari ve kabile reisleri yanlarina akin edip,
toplandilar. Tugrul Bey, çok güçlenip, bölgenin nüfûsu
artinca; Gazneli Mes’ûd’a önceki üç sehrin dar geldigini
bildirip, 1037’de Merv, Serahs ve Bâverd’iyi de istedi.
Bu sehirlere karsilik da Gaznelilerin maasli askeri olma
ve Horasan’daki asâyisi temin etme taahhütünde
bulundular. Teklifleri oyalamaya alininca, Tugrul Bey
küçük gruplar hâlinde akin harekâti yaptirdi. Çagri
Beyin idâre ettigi akinlarda Selçuklular Cüzcan, Tâlekan
ve Faryâb’dan Rey’e kadar harekâtta bulundular. Selçuklu
akinlarini durdurmak için Gazneli Mes’ûd’un gönderdigi
ordu Serahs yakininda 1038 Haziraninda yenildi. Zafer
sonrasinda toplanan kurultayda Tugrul Bey, hükümdar îlân
edildi. Bu kurultay karari ve 1038 târihi Selçuklu
Devletinin kurulusu olarak kabul edilir. Tugrul Bey
Nisapur’da kalip, Çagri Bey Merv’de melikler meliki
olarak, askerî harekâtlari idâre ederek ordu
kumandanligi yapti.
Tugrul Beyin
Nisapur’da istiklâlini îlân etmesi, Gazne’de hos
karsilanmadi. Çagri Bey, 1039 yilinda Gaznelilerle iki
kere muhârebe yapip, yenildi. Tugrul Bey ve diger
Selçuklu hânedanlari, Gazneli Mes’ûd’un düzenli ordusuna
karsi gerilla harpleri yapip, onlari yiprattilar.
Gazneli Mes’ûd, antlasma istedi. Tugrul
Bey, Gaznelilerin türlü metodlarla Selçuklulari
Horasan’dan çikarabileceklerini tahmin ederek, zaman
kazanmak ve hazirliklari tamamlamak için çöle çekildi.
Sultan Gazneli Mes’ûd’un 1040 Baharindaki Tûs ve Serahs
istikâmetindeki harekâti üzerine Selçuklular, Tugrul
Beye basvurup, harekete geçmesini istediler. Tugrul Bey,
1040 Mayisinda çölden çikip, Serhas’ta Gazneli ordusuyla
karsilasti. Gazneliler ot ve yiyecek sikintisi
çektiginden Merv’e hareket edince, Tugrul Beyin
kumandasindaki Selçuklular, sagdan ve soldan taarruzla
Gaznelileri tâciz ettiler. Dandanakan Kalesi önünde
yapilan asil muhârebede Gazneliler bozuldular. 23 Mayis
1040 târihinde kazanilan Dandanakan Zaferiyle, Tugrul
Bey tekrar tahta oturdu. Tugrul Bey zafer sonrasinda ele
geçen ganimetle zenginlesip, kumandanlara pekçok
ihsanlarda bulundu. Kurultay toplandi. Kurultayda
devletin temel stratejisi tespit edilip, plânlar
yapildi. Bagdat’taki Abbasî Halifeligine baglilik ve
hürmet ifâde eden mektup gönderildi.
Çagri Beyin 1060’ta vefâtina kadar ortak
iktidar sistemine göre hareket edilmesine ragmen,
devleti temsil yetkisi Tugrul Beye âitti. Tugrul Bey
hükümdarligini ve Selçuklulari maddî güçlerle
kuvvetlendirdigi gibi mânevî olarak da Halîfe, âlim ve
tasavvuf ehlinden destek aliyordu. Tebaasinin refah
seviyesini yükseltip, orduyu askerî sisteme göre
teskilâtlandiriyordu. 1040 Dandanakan Zaferi ve 1043’te
devlet merkezini Rey’e tasimasi sebebiyle Bagdat’taki
Abbâsi Halîfesi El-Kaim’e tekrar bagliligini arz etti.
Tugrul Beyin Abbasî Halîfesiyle münâsebeti Sünnî Islâm
dünyasinda büyük îtibâr kazanmasina sebep oldu. Halîfe
El-Kaim, Tugrul Beyin yanina; büyük Islâm âlimlerinden
olup, sosyal ve devlet idâresi hakkinda
Ahkâm-üs-Sultâniye isimli eserin sâhibi olan Maverdî’yi
gönderdi. Tugrul Bey, ülkesinde hutbeyi Abbasî Halîfesi
adina okuttu; halîfenin zâlim Büveyhîler ve âsîlere
karsi yardim talebini kabul etti. Halîfeye bildirdigi
arz; samimiyetinin ve temiz itikadinin ifâdesi olup,
sunlari ihtivâ ediyordu: Halîfeye hizmet etmek serefine
kavusmak, Mekke’de Hac yapmak ve Hac yollarini
Bedevîlerin taarruzundan korumak, Suriye ve Misir’da
Fâtimîlerle harp etmektir. 1055’te Bagdat’a
gelip, hutbede adi okundu. Selçuklu Hânedani ile
Abbasîler arasinda evlenmeler münâsebetiyle akrabalik
kuruldu. Halîfe, Çagri Beyin kizi Hatice Arslan Hatun
ile 1056’da evlendi. Tugrul Bey de Halîfe’nin kizi ile
1062’de muhtesem bir dügün merâsimiyle evlendi.
Bagdat’tayken zâlim Büveyhîler ve sapik Fâtimîlere karsi
mücâdele edip, Musul ve bölgede Selçuklu hâkimiyetini
tesis etti. Büveyhli hükümdarini öldürerek, Bagdat ve
sünnî âlemini katliam ve tahripten korudu. Selçuklularin
batisindaki Bizans ülkelerine fetih harekâti ve
akinlarinda bulundu. Erzurum Hasankale’ye gelip,
Malazgirt’i fethetmek istediyse de kisin yaklasmasi
üzerine, baharda gelmek üzere kusatmayi kaldirdi. Tugrul
Bey, hâkimiyet ve tahrik sebebiyle kendine âsî olan üvey
kardesi Ibrâhim Yinal’in isyânini 1058’de bastirip, onu
cezâlandirdi.
Tugrul Bey,
devâmli mücâdeleyle geçen uzun yillar sonunda çok büyük
isler basardi. Dünyânin en büyük devletlerinden birini
kurup, Türk Islâm âlemine çok hizmeti geçti.
Mâverâünnehr’den Anadolu’ya, Irak’tan Âzerbaycan ve
Kafkasya’ya kadar olan ülkede huzur ve emniyet tesis
etti. Yirmi sekiz ülkeye kendi hâkimiyetini kabul
ettirdi. Zirâî, ticârî faaliyet neticesinde iktisâdî
hayat gelisip, refah seviyesi yükseltildi. Bizans
akinlarinda çok ganimet alinip, büyük gelir elde edildi.
Devlet teskilâti muazzam sekilde tesis edilip, kuvvetli
temeller üzerine oturtuldu. Selçuklu Devlet Teskilâti,
devrinde ve sonra kurulan Türk ve Islâm devletlerine
nümûne oldu. Tugrul Bey, yirmi bes yil adâlet, ihsan ve
gazâlarla geçen hükümdârliktan sonra, hastalandi. Yetmis
yaslarinda Rey yakinlarindaki yazliginda 5 Eylül 1063
târihinde vefât etti. Tugrul Beyden sonra Selçuklu
tahtina yegeni Alparslan geçti. Tugrul Bey âdil, vakur,
cömert, samimi, iyi ve yumusak huylu bir sahsiyetti.
Halki tarafindan sevilen bir hükümdar ve ordusunca tam
baglanilan kuvvetli bir kumandandi. “Kendime bir saray
yapip da yaninda bir câmi insâ etmezsem, Allahü teâlâdan
utanirim.” sözü Tugrul Beyin dînî duygularini çok güzel
ifâde etmektedir. |
|