|
Malazgirt
Zaferi’nden sonra yapılan anlaşmaya Bizans’ın yeni yönetimi
uymayınca, Sultan Alp
Arslan
komutanlarına Anadolu’nun tamamen fethedilmesi emrini
vermişti. Alp Arslan’ın yerine geçen
Melikşah
zamanında da bu fetih hareketleri devam ettirildi.
Kutalmışoğlu Süleymanşah ve kardeşi
Mansur gibi
hanedan üyeleri ile Artuk Bey, Tutak, Danişment Gazi,
Mengücek, Ebulkasım gibi
komutanlar
emrindeki Türkmenlerle Anadolu içlerine akınlar
düzenlediler. Anadolu’nun fatihi olan bu
değerli
komutanlar veya oğulları hâkim oldukları bölgelerde kendi
devletlerini kurdular.Bu devletler,
Anadolu’da
kurulan ilk Türk devletleridir. Melikşah’ın ölümünden sonra
(1092) bu Türkmen beylikleri
daha bağımsız
hareket etmişlerse de çoğu siyasî bakımdan Irak
Selçuklularına bağlıydılar.
Anadolu’nun
Türkleşmesinde önemli rol oynayan ilk Türk devletleri,
genellikle küçük, mahallî
devletlerdi.
Ancak Saltuklular, Danişmentliler, Mengücekler ve Artuklular
diğerlerinden daha güçlü
idi. Zamanla
Türkiye (Anadolu) Selçukluları, bu devletler üzerinde
hâkimiyetini kurarak, Anadolu’da
Türk birliğini
sağlamıştır.
a-Danişmentliler (1072- 1178)
Sivas merkez
olmak üzere Tokat, Niksar, Amasya ve Kayseri
civarında
kurulmuştur. Devletin kurucusu Melikşah'ın komutanlarından
Danişment Gazi Ahmed
Bey'dir.
Rivayete göre Türkmenlere öğretmenlik yaptığı için Dânişmend
Gazi diye anılan Ahmed
Bey,Türkiye
Selçukluları Sultanı Süleymanşah’ın ölümüyle nüfuzunu daha
da artırdı. Ankara,
Kastamonu,
Çankırı’yı ele geçirdi. I.Kılıçarslan ile beraber Haçlılara
karşı savaştı ve Antakya Haçlı
Prensi
Bohemond’u esir ederek Malatya’yı ele geçirdi. Yerine geçen
oğlu Gazi Bey zamanında
devlet en
güçlü devrini yaşamıştır (1104). Öyle ki Türkiye
Selçukluları ve Bizans’ın iç işlerine
müdahale eder
oldular. Gazi Bey, Haçlılardan Konya’nın geri alınmasına
(1116) ve taht
mücadelesinde
desteklediği I.Mesud’un burada sultan ilân edilmesine yardım
etti. Danişmentliler,
her zaman
Haçlılara ve Bizans’a karşı başarılar kazanmışlar ve
fethettikleri toprakların Türkleşmesini
sağlamışlardı.
Bu sebeple Türkiye Selçukluları, Türkler arasında itibarı
çok fazla olan Danişmentlileri
en büyük
rakipleri olarak görmüşlerdir. Nitekim taht mücadelelerinden
faydalanan II.Kılıçarslan,
Danişmentli
şehirlerini ele geçirerek bu devlete son vermiştir (1178).
Saltuklular (1072-1202)
Beyliğin
merkezi olan Erzurum ve civarı, Alp Arslan’ın
komutanlarından Ebûlkasım Saltuk tarafından fethedilmişti .
Oğlu Ali Bey ise devletin asıl kurucusu
sayılır. Ali
Bey’in oğlu İzzettin Saltuk zamanında Saltuklular en güçlü
dönemlerini yaşamışlardır
(1132-1174).
Bayburt, Kars, Oltu, İspir, Tercan ve Trabzon havalisi
beyliğe dahil edilmiştir. İzzettin
Saltuk,
bölgedeki diğer Türk beyleri ile iş birliği yaparak
Gürcülere karşı başarılı savaşlar yaptı.
Ayrıca Trabzon
Rumlarıyla da mücadele etti. Gürcüler üzerine sefere çıkan
Türkiye Selçukluları
hükümdarı II.Süleyman
Şah, Saltuklu Beyi Melikşah’tan Erzurum’u alarak bu devlete
son vermiştir
(1202).
c-Mengücekler (1072-1228)
Alp Arslan’ın
komutanlarından emir Mengücek, Erzincan ve Kemah çevresini
fethederek bu devletin
temelini
atmıştır. Beylik hakkındaki ilk bilgiler oğlu İshak
zamanında başlar (1118-1142).
Danişmentlilerin hâkimiyetini tanıyan İshak’ın ölümünden
sonra devlet iki kola ayrıldı (1142).
Oğullarından
Davud Erzincan ve Kemah’a; Süleyman ise Divriği’ye hkim
oldu.
1-Erzincan-Kemah Kolu; Şebinkarahisar’ı da içine alan bu
kol, Alaaddin Keykubad tarafından
ortadan
kaldırıldı (1228).
2- Divriği
Kolu: Bu kol hakkında fazla bir bilgi olmamakla birlikte,
1250 yılına kadar Selçuklu
hâkimiyeti
altında varlığını sürdürdüğü bilinmektedir.Mengücekler
zamanında özellikle Erzincan ve
Divriği birer
kültür ve ticaret merkezi durumuna gelmiştir.
d-Artuklular (1101-1409 )
Devlet adını
Oğuzların Döğer boyundan Eksük-oğlu Artuk Bey’den alır.
Anadolu’nun fatihlerinden
olan Artuk
Bey, hizmetlerinden dolayı Suriye Meliki Tutuş tarafından
Kudüs valiliğine getirilmişti.
Ancak Kudüs’ün
Fatımîlerin eline geçmesi üzerine (1098) Artuk’un oğulları
Sökmen ve İl-Gazi burada
tutunamadılar.
Suriye’nin kuzeyi ve Güneydoğu Anadolu bölgesine geldiler.
Selçuklular tarafından
kendilerine
verilen bölgede, üç kol hâlinde, Artuklu devletini kurdular
.Hasankeyf-Amid (Diyarbakır)
Artuklu Kolu
(1101- 1231): Artuk Bey’in oğlu Sökmen tarafından
Hasankeyf’te (Hısn-ı Keyfâ)
kuruldu.
Nurettin Mehmet zamanında, Selahaddin Eyyubî‘nin de
yardımıyla Diyarbakır (Amid) ele
geçirildi
(1183) ve burası Artukluların merkezi oldu. Eyyubîler
Hasankeyf ve Amid’i ele geçirerek bu
kola son
verdiler (1231).Sökmen ve oğulları Haçlılar’a karşı
mücadeleleriyle ün kazandılar. Nitekim
Sökmen,
Türkmen liderlerinden Çökürmüş ile birlikte, Urfa Haçlı
Kontu II.Boudain’i esir etmeyi
başarmıştır.Artuklular
zamanında Diyarbakır ve çevresi Türk kültürünün en önemli
merkezi hâline
gelmişti.Mardin Artuklu Kolu (1108-1409):Artuklu şubeleri
içerisinde en güçlü ve uzun ömürlü kolu
oluşturur .
Artuk Bey’ in diğer oğlu İl-Gazi tarafından Mardin’de
kurulmuştur(1108). İl-Gazi Halep
halkının
isteği üzerine Halep’e girmiş ve oğlu Temurtaş’ı burada
bırakmıştır. Oğlu Temur- taş, İl-Gazi
gibi bölgedeki
Haçlılarla mücadele etmiş; 1144’de Urfa’yı Haçlılardan
alması İslâm dünyasında
sevinçle
karşılanmıştır.Güçlü devletler arasında kalan Mardin
Artukluları, Eyyubîler ve Selçukluların
hâkimiyetini
tanımışlardı. 1243’ de ise İlhanlılar’a bağlandılar .
Nihayet, Mardin’i alan Karakoyunlular
bu devlete son
verdiler (1409). Harput Artuklu Kolu (1185-1234): Hasankeyf
koluna hükümdar
olamayan
Ebûbekir, Harput’a gelerek, Harput Artuklu kolunu kurmuştur
(1185). Alaaddin
Keykubad’ın
Harput’a girmesiyle bu kol sona ermiştir (1234).
e-Sökmenliler (1100-1207)
Sultan Alp
Arslan’ın yeğeni Kutbettin İsmail’in komutanlarından Sökmen
El -Kutbî tarafından, Van
Gölü
havzasında kurulmuştur. Sökmen, Müslüman Mervanoğulları’ndan
Ahlat’ı alarak burayı merkez
yaptığından bu
beyliğe Ahlat Şahlar veya Ermen Şahlar da denilmektedir. Son
Sökmen beyi
İzzettin
Balaban zamanında idare Eyyubîler’in eline geçmiştir. (1207)
Togan-Arslanoğulları-Dilmaçoğulları
(1084-1394)Bitlis-Erzen dolaylarında kurulmuştur. Beyliğe
adını
veren
Dilmaçoğlu Mehmet Bey, Malazgirt Savaşı’na katılmış
komutanlardandır. 1104 yılında başa
geçen Mehmet
Bey’in oğlu Togan Arslan, büyük bir üne sahipti. Bu sebeple
kendi soyundan gelen
Erzen beyleri
için Togan-Arslanoğulları denmiştir. Gürcü ve Haçlılarla
mücadele eden bu beylik,
oldukça uzun
ömürlü olmuştur. Selçuklulardan sonra Harzemşah ve İlhanlı
hâkimiyetine girmişler;
Akkoyunlular
tarafından beyliğe son verilmiştir (1394).
f-İnaloğulları (1103-1183)
Diyarbakır ve
çevresinde kurulmuştur. Suriye Selçuklu meliki tarafından
Amid (Diyarbakır) valiliğine
getirilen Tuğ
Tegin, Haçlılarla mücadele için ayrıldığı şehri Türk
beğlerinden İnal’a vermişti. İnal Bey
1103’de
Amid’de kendi hükûmetini kurdu. Yaklaşık 80 yıl süren
beylik, Amid’in Selahaddin Eyyubî
tarafından ele
geçirilmesiyle sona ermiştir (1183). İnaloğulları, Amid’de(Diyarbakır)
birçok eser
bırakmıştır.
Onlar zamanında şehirde 40 bin ciltlik bir kütüphane
kurulmuştur.
g-Çubukoğulları (1085-1113)
Beyliğe adını
veren Emir Çubuk, Anadolu’nun fethinde ve özellikle Amid’in
(Diyarbakır) ele
geçirilmesinde
önemli rol oynamıştır. Bir ara Selçuklular adına Amid askerî
valiliğine de getirilen
Emir Çubuk,
Harput merkez olmak üzere Palu, Arapkir ve Çemişkezek’te
kendi hükûmetini
kurmuştur.
Oğlu Mehmed Bey zamanında Artuklu Belek Gazi, Harput’u ele
geçirerek beyliğe son
vermiştir
(1113).
İnançoğulları (1262-1335)
Kurulduğu
yerden dolayı Lâdik -Denizli Beyliği adıyla da bilinir. Bu
bölge Malazgirt Savaşı’ndan kısa
bir süre sonra
Türkleşmiştir. Nitekim Denizli bölgesine 200 bin çadır
halkının yerleştiğini dönemin
kaynakları
yazar.
1262 yılında
Selçuklulara karşı ayaklanarak, İlhanlı hâkimiyetine geçen
Mehmet Bey, devletin
kurucusudur.
Mehmet Bey’in torunu olan İnanç (Yinanç) Bey, beyliğe ismini
vermiştir.
Germiyanlıların ilhakıyla İnançoğulları beyliği sona
ermiştir (1335).
ğ-Çaka Bey (1081-1097)
İzmir ve
çevresinde kurulduğundan İzmir Beyliği olarak da anılır.
Oğuzların Çavuldur boyuna mensup
olan Çaka Bey,
uzunca bir müddet kaldığı İstanbul’dan kaçarak, İzmir’ e
gelmiş ve burada beyliğini
kurmuştur
(1081). Bizans tahtını ele geçirmek için Peçeneklerle
ittifak kurmuşsa da amacına
ulaşamamıştır.
Ancak oluşturduğu donanma ile Midilli, Sakız, Sisam, Rodos
gibi Ege adalarını ele
geçirmiştir .
Bu güçlü düşmandan kurtulmak isteyen Bizans, damadı olan I.Kılıçarslan’ı
aleyhine
kışkırtmıştır.
Bir rivayete göre Kayınpederi Çaka Bey’i yanına çağıran I.
Kılıçarslan, onu hileyle
öldürtmüştür.
Ancak bazı kaynaklarda Çaka Bey’in ölmediği ve Bizans
donanmasının
kuşatmasındaki
İzmir’i teslim ettiği yazar (1097).Çaka Bey, Anadolu’daki
ilk Türk denizcisi, kurduğu
donanma ise
ilk donanma olarak kabul edilmektedir.
h-Tanrıvermişoğulları
Çaka Bey’in
İzmir’de hâkimiyetini kurduğu yıllarda Tanrı-bermiş adlı bir
Türk komutanı da ele
geçirdiği
Efes’te beyliğini kurmuştu. Bizans’ın sahil bölgelerine
yolladığı donanma Efes’i ele
geçirince bu
beylik de ortadan kalkmıştır ( 1097).
ANADOLU BEYLİKLERİ'NDE TEŞKİLAT VE KÜLTÜR
Anadolu
Beylikleri'nin ilk teskilâtlari asiret gelenegine dayanmakta
idi. Anadolu Selçuklulari zamaninda sinirlara yerlestirilen
Türkmen asiretleri savas zamanlarinda reislerinin emrinde
sefere giderler ve savastan sonra da hükümdar tarafindan
asiret beyine ikta edilmis olan yerlerine dönerlerdi.
Anadolu
Selçuklu sultanlari, çesitli zamanlarda Anadolu'ya gelmis
olan Türkmen asiretlerinin bir çogunu Bizans Imparatorlugu
ve Kilikya Ermeni Kralligi ile olan sinirlara
yerlestirmisler, buradaki araziyi asiret beylerine ikta
olarak vermislerdi. Bu Türkmen beyleri daha sonra
bagimsizliklarini kazanmaya baslayinca Anadolu Selçuklu
teskilâtini taklid ederek saray ve tesrifat usulleri meydana
getirmislerdir.
Beylikler
Devri, XIII. yüzyilin sonunda Anadolu Selçuklu Devleti'nin
zayiflayarak yikilisindan sonra Anadolu'nun çesitli
bölgelerinde kurulan ve eski kaynaklarda "Tevâif-i mülûk"
diye anilan Türk beyliklerinin egemen oldugu bir dönemdir.
Bu dönem Anadolu-Türk tarihi bakimindan oldukça önem
tasimaktadir. Çünkü, 1018'de baslayan ve 1040'a kadar süren
ilk akinlarin ardindan 1071 Malazgirt zaferiyle Anadolu
kapilari Türklere açildi. Anadolu'da ilk büyük Türk devleti,
Türkiye Selçuklulari kuruldu. Iste beylikler bu devletin
birer unsuru idiler. Türkiye Selçuklu Devleti'nin zayiflayip
ortadan kalkmasindan sonra bagimiz birer devlet haline gelen
ve sayilari büyüklü-küçüklü olmak üzere yirmiyi geçen bu
Türk beyliklernin devlet teskilâti ve kültürü, Büyük
Selçuklu ve Türkiye Selçuklulari ile geliserek Osmanlilara
ulasan Türk-Islâm kültürünün bir ara dönemini olusturur.
IDARI TESKILÂT
Anadolu
Beylikleri'nde devlet, daha önceki Türk beyliklerinde oldugu
gibi hükümdar ailesinin ortak mali sayiliyordu. Devleti aile
arasindan seçilen reis idare ederdi. Ailenin en yaslisina
veya en nüfuzlusuna "ulu beg" denirdi. Ulu Bey hükûmet
merkezinde oturur, kardes ve çocuklari ise vilâyetlere
gönderilirdi. Ulu bey unvani daha çok halk ve asiret
arasinda kullanilir; tesrifat, ferman, sikke, hutbe ve
kitabelerde ise "emir-i a'zam" veya "sultan-i a'zam"
tabirleri tercih edilirdi.
Anadolu
beyliklerinde, Selçuklularda oldugu gibi merkezde devlet
islerini yürütmek için bir divan teskilâti kurulmustu.
Divanin basindaki reise genellikle "vezir" veya "sahib-i
a'zam" denirdi. Emrinde bir kalem heyeti bulunan divan
reisleri devletin kanun ve nizamlarinin tatbikiyle
ugrasirlardi. Devletin mali isleri ise Divân-i Istifâ
denilen ayri bir divan tarafindan yürütülürdü. Hükümdarin
emir ve fermanlarini yazmak için Insa Divani ile adli ve
askeri islere bakan ayri makamlar vardi. Vilâyetlerdeki
sehzâdelerin emirleri altinda da merkezdeki divanin ayni,
fakat daha küçük sekilleri bulunurdu.
Vilâyetleri
idare etmek ve böylece devlet islerine alismak için
gönderilen sehzâdeler eger küçük iseler, yanlarina
hükümdarin güvendigi birisi "Ata Bey" veya "Lala" unvaniyla
tayin olunur ve sehzâde büyügünceye kadar, hatta yetistikten
sonra da devlet islerini bu Lala idare ederdi. Vilâyetlerde
Divân-i Istifâ'nin reisine bagli tahsil memurlari bulunur ve
bunlar topladiklari parayi verilen emre göre gereken yerlere
dagitirlardi. Ser'î islere ise Kadilar bakar ve sahislar
arasindaki hukuki meseleleri hallederlerdi. Vilâyetin askerî
ve güvenlik islerinden ise Subasilar sorumlu idiler.
SARAY TESKILÂTI
Anadolu
Beylikleri'ndeki saray teskilati, devlet teskilâtinda oldugu
gibi Anadolu Selçuklu Devleti'nin saray teskilâtindan
alinmistir. Sarayda hâcib, mîrâhur, çasnigîr, candar,
sarabdâr, rikâbdar ve musâhib gibi görevliler bulunurdu. Ibn
Battuta meshur seyahatnâmesinde Anadolu beyliklerinin saray
teskilati hakkinda bilgi vermistir.
Anadolu
Beylikleri'nde ordu, hükümdarin atli ve yayalardan meydana
gelen hassa birlikleriyle beylerin tîmârli sipahileri ve
çerik denilen asiret süvârilerinden meydana gelmisti. Savas
zamanlarinda bu orduya gönüllü olarak bir takim yardimci
kuvvetler de katilirdi. Ümerâ adi verilen maiyet beyleri
derecelerine göre kendilerine verilen tîmâr nisbetinde asker
beslemekle yükümlü idiler.
Savas üç kisma
ayrilir, ordunun önünde Çarhaci veya Talia denilen öncü
kuvvetleri, arkasinda ise ihtiyat kuvvetleri bulunurdu.
Bu ordunun
merkezindeki kuvvetlere hükümdar, kollara da sehzâdeler
kumanda ederdi. Bütün ordunun emirine subasi denilirdi.
Anadolu beyliklerinde ordu silâh olarak ok, yay, kiliç,
kalkan, kargi, hançer, zirh, çomak, balta, mancinik ve
arrâde kullanirdi. Ayrica birliklerin davul, kös, zurna,
nakkâre, zil ve borulardan meydana gelen mehterleri vardi.
Anadolu Beylikleri'nin denizle baglantisi olanlarinda
donanma teskilâti da kurulmustu. Bati Anadolu'da Karasi,
Saruhan, Aydin ve Menteseogullari'nin, güneyde Akdeniz
sahilinde Hamid ve kuzeyde Pervaneogullari'nin ve daha sonra
Candarli Beyligi'nin donanmalari oldugu bilinmektedir.
Beylikler dahilindeki ahîlerin de askerî teskilâta benzer
mükemmel silahli ordulari oldugu bilinmektedir. Ancak bunlar
daha çok mahallî inzibat kuvveti olarak görev yapmaktaydilar.
ILIM VE KÜLTÜR
Anadolu
Beylikleri'nde XIV. ve XV. yüzyillarda ilim ve fikir hayati
parlak bir sekilde devam etmis, belli basli Anadolu
sehirleri birer ilim merkezi haline gelmisti. Anadolu
hükümdarlari, çesitli ilim adamlarini bir araya toplayarak
onlari ihsan ve iltifatlarla tesvik etmislerdir. Ayrica bu
ilim adamlarinin talebe yetistirebilmeleri için medrese,
kütüphane, imaret ve misafirhaneler kurmaya büyük önem
göstermislerdir. Anadolu beylerinin bu yakin ilgileri
sayesinde tip, astronomi, riyâziye, edebiyat, tarih,
tasavvuf ve dinî konularda pek çok eser kaleme alinmistir.
Bu dönemde Konya, Kayseri, Nigde, Sivas, Kastamonu, Sinop,
Kütahya, Bursa, Iznik, Kirsehir, Amasya, Ankara gibi baslica
Anadolu kentleri birer bilim merkezi olmuslardi.
Anadolu
Selçuklulari zamaninda Mevlâna Celâleddin Rumî ile parlak
bir düzeye ulasan tasavvuf cereyani beylikler döneminde de
ayni gelismeyi göstermis ve Anadolu'nun manevî hayatinda
büyük etkiler meydana getirmistir.
TOPRAK IDARESI
Anadolu
Beylikleri'nde toprak idaresi Selçuklular'da oldugu gibi
ikta (timâr), mülk ve vakif olmak üzere üç kisimdan meydana
geliyordu. Sehir ve kasabalarda her sanat erbabinin
kendilerine mahsus teskilâtlari vardi. Bu teskilât hem
mensuplarinin haklarini korur, hem de üretilen malin
kalitesini kontrol ederdi. Kent ve kasaba halki ser'i ve
örfî vergilerini kime ayrilmis ise ona verirlerdi. Köylülere
gelince, kendilerine verilen ve aslinda devlete ait olan
topragi islemekle yükümlüydüler. Topragi isledigi sürece
toprak kendisinde kalir, ogul ve torunlarina geçerdi. Köylü
isledigi topragin vergisini devletin gösterdigi kimseye
verirdi. Reaya, ikta reayasi, vakif reayasi ve malikane
reayasi olmak üzere baslica üç kisma ayrilmisti. Köylü kimin
reayasi ise topragini kullanma iznini ondan alir ve
vergisini ona öderdi. Bazi köyler, meselâ derbend beklemek,
madenlerde çalismak, av kuslari yetistirmek gibi hizmetler
karsiliginda vergilerden muafti. Ilim ve din adamlari da her
türlü vergiden muaf tutulmaktaydi.
Anadolu
Beylikleri zamaninda sanayi, ticaret ve ziraate de büyük
önem verilmisti. Anadolu Selçuklulari zamaninda ülkeyi dogu-bati,
kuzey-güney yönlerinde kesen yollar ve bu yollar üzerinde
bulunan kervansaraylar beylikler döneminde de varliklarini
devam ettirmislerdir. Bu dönemde Anadolu'nun her yaninda
Ahîler'in esnaf örgütlerine rastlaniyordu. Her türlü sanat
erbabini içine alan bu teskilâtin kendine özgü bir örgütü
vardi.
Beylikler
devrinde ekonomik hayatin temelini ziraat olusturmaktaydi.
Ülkenin iklim sartlarina bagli olarak çesitli bölgelerde
tahil, her çesit meyve, pamuk, ipek yetistiriliyor ve
hayvancilik yapiliyordu. Elde edilen ürünün büyük bir kismi
iç tüketimi karsiliyor, geri kalani ise komsu ve Avrupa
devletlerine satiliyordu. Bu dönemde baslica ticaret
merkezleri Karadeniz kiyisinda, Trabzon, Samsun ve Sinop;
Ege denizi kiyisinda Foça, Izmir ve Ayaslug (Seçuk); Akdeniz
kiyisinda Antalya ve Alanya; Iç Anadolu'da ise Sivas,
Kayseri ve Konya idi. bunlar arasinda Sivas Anadolu'nun en
önemli ticaret merkezi idi. Çesitli ülkelerden buraya gelen
müslüman tüccarlar ile Ceneviz ve Venedik tüccarlari büyük
kafileler halinde Sivas'a gelirler ve burada mal alir veya
satarlardi. Satilan mallar arasinda her çesit kumas, hali,
kilim, ipek ve pamuk bulunmaktaydi. Germiyan, Denizli ve
Alasehir'de dokunan kumaslar dis pazarlarda rahatlikla alici
bulurdu. Bunun yaninda Diyarbakir, Siirt, Alasehir ve
Balikesir yörelerinde üretilen ipek ve ipekli kumaslar
Istanbul ve Avrupa pazarlarina gönderiliyordu.
Beylikler
devrinde Anadolu'da dokunan hali ve kilimler saglam olusu ve
güzelligi ile Avrupa'da bile ün kazanmisti. Bu dönemde
Anadolu'da dokunan kilim ve halilarin Avrupa'nin yani sira
Suriye, Misir, Irak, Hindistan ve hatta Çin'e kadar
gönderildigi bilinmektedir.
Anadolu
Beylikleri zamaninda Kütahya, Ulukisla, Amasya ve Bayburt
çevresinde çikarilan gümüs madeni ile Foça, Sarki Karahisar,
Ulubat ve Kütahya'da elde edilen sap madenleri dis ülkelere
satilmaktaydi. Bunlardan baska Germiyan atlari, çesitli av
kuslari, koyun ve keçi de önemli miktarda gelir getiriyordu.
Bütün bunlar, Anadolu Beylikleri devrinde halkin refah
içinde yasadigini göstermektedir. |