YERALTI ZENGİNİ YERÜSTÜ FAKİRİ TÜRKMENİSTAN

Bekir  GÜNAY

İkinci Dünya savaşının galiblerince çizilen 20.yüzyıl dünyasında, 1989larda hesapda olmayan bir şey cereyan etti.Galiblerden birinin yerini terk etmesi kurulu dengenin sarsılmasına sebebiyet verdi.Dünya alışık olmadığı iki kutubdan tek kutubluğa geçiş süreçide başlamış oldu.Bu süreçde yeniden yapılanma koridoruna giren, SSCB sonunda parçalanarak, Rusya’ya dönüşdü.Sovyetlerin hızlı düşüşü batıyı olduğu gibi ortaya yeni çıkan Türkî[1]devletleride çok şaşırttı.Onların  poltitik durumlarından ziyade ellerindeki yeraltı  kaynaklarının pozisyonu, 21.yüzyıldaki durumları, 1990 sonrası uluslararası politikanın öncelikli   halledilmesi gereken meseleler haline  geldi.

            Mevcut  doğalğaz, özellikle petrol   rezervlerininin sonları görülmeye başladığı  şu sıralarada Türkistandaki  yeraltı kaynaklarının bakirliği,   dünyadaki petrol,güç dengesini sallamaya başladı.Hassaten 21.yüzyıl dünyasında  enerjinin kısa vade de petrol ,doğalğaz vs.ye  duyulan ihtiyaçın devam edileceği  düşünüldüğünde burada zenginliğin  kimlere ait olacağı tartışmanın odak noktası oluşturmaya başladı.

            İşte bu tartışmaların  merkezinde, Ortaasyadaki  yeni Türk devletleri ve yeraltı kaynağı bakımından en zenginleri olan Azerbaycan,Kazakistan ve Türkmenistan  yer almaktadır.

            Dünyanın yeni enerji  arayışları ışığında, çevre dostu  kaynaklara  “Doğalğaza” yönelmeleri  ister istemez  gözlerin  dünyanın en zengin  ikinci doğalğaz  gücü  konumundaki  Türkmenistan’a yönelmeye neden olmaktadır.Bu bağlamda Türkmenistan’ın doğalğaz,siyaset,dış politika  üçgeninde,21.yüyılda varolma mücadelesini  tahlil etmeye çalışacağız.

 

            BAĞIMSIZLIĞINA KADAR TÜRKMENİSTAN TARİHİNE KISA BAKIŞ

 

            VII.yüzyılda bir Soğut  mektubunda  geçen Türkmen[2] kelimesi ağırlıklı olarak müslüman Oğuzlar için kullanılmaya başlamıştı.Safevilerin saldırısı sonuçu,Türkmenler diğer Türk boyları  gibi Merv  bölgesine  geçtiler.Burada,Oraz han[3]başkanlığında inşa edilen  kaleler 1860’lara kadar fasılalılarla  süren Fars  tehdidini önleyici unsurlar haline geldi.Türkemenler bu saldırılarda sonunda  Kuşid Han’ın önderliğinde  bağımsızlığını ilan ettiler.Bundan sonraki Türkmen ve diğer Türk  boylarının tarihinde  günümüze kadar  Rusya’yı görmek zorunda kalacaklardır.

            Küçük Moskova  Knezliğinden başlayan Rusya  devleti[4] 17. Yüzyıl sonlarına kadar kendi içerisindeki var olma  süreçini tamamladıkdan sonra, büyük devlet  olma  aşamasına girmeye başlar.Bu aşamada açılım yapabilmesi için  üç aks karşısından  durmaktaydı. Birincisi doğu Avrupa ,ikincisi Güneyi Osmanlı, üçüncüsüde Kafkasya,Asya aksıdır.Bu  düzlemde 17.yüzyıl sonu 18.yüzyıl  kadar Doğu Avrupa’ya doğru  yayılma temayülleri ,18. Yüzyılda Avrupa’daki  güçlü devletlerin  karşı koymasıyla,durma noktasına  gelen Rusya, bütün açılım hattını Güneye  Osmanlı’ya  kaydırır.Osmanlı’da  uzun süre  Rusya’nın  genişleme  trendine   gem vurur.Bu bağlamda, Rusya’nın rahat çıkış  yapacağı en önemli hat, Kafkasya,  Asya  hattı kalmıştır.Bu hattın kapısıda İran-Asya-Hazar düzlemini kontrol altında tutan Türkmenistandır.[5]Nitekim, bunun farkında olan Ruslar,1873 Mayısında Hive’yi ele geçirirler.Akabinde, 1879’da Göktepe’ye hücumlarını Nurverdi Hanın oğlu Berdi Murad’ın  gayretleriyle, başarısızlıkla sonuçlanır.Fakat, Rusların   Türkistan’a olan ilgileri giderek artı.  1880 Haziranında Skobelev  idaresinde tekrar Türkmen topraklarına  çok kanlı bir  şekilde  girdiler.1881’deki  çatışmalarda 26 bin Türkmeni  öldürdüler.

            Bu sıralarda dünyadaki mevcut  statükonun belirlendiği Berlin kongresinde, Rusya’ya  Osmanlı üzerinden güneye inme  hülyasının set vuruldu.Bunun üzerine Çarlık,  bütün gücünü Ortaasya’ya İran,Afganistan  hattına  yoğunlaştırdı.Nitekim, bu çabaların sonuçu, Rusya 1884 yılında Türkmenistan’ı Nurverdi Han’ın dul eşi Gülcemal hanımla imzaladığı anlaşmayla Türkmenistan’ı teslim aldı.[6]

            1990’lara kadar sürecek Türkmenistan’daki Rus hakimiyeti fiilen başlamış oldu.Türkmenistan, bu işğale   tarihin akışında zaman zaman başkaldırdı.1916’da başlayan Türkistan Millî ayaklanması bunun en güzel  örneğidir.Bolşevik  ihtilalinden sonra  da süren  bu istiklal  harbine Enver paşanın  komutasında başarısızlıkla sonuçlandı.

1917’de Özbek ve Yamut Türkmenleri arasında başlayan sürtüşmelerin çatışmaya  varması üzerine  Türkmen Cüneyd Han’ın Hive’ye yürüyerek şehre  girmesi  üzerine, Rusya’nın    müdahalesi  sonunda, Hive  1920’de Ruslar tarafından  işgal edildi.Buna karşı  Türkmen ve Özbeklerin  birlikde hareket edip, Rusya’dan ayrılma   girişimleri olsa da bir sonuç elde edemeyerek, 1924 yılında Türkmenistan Sovyet  Sosyalist Cumhuriyeti kuruldu.1927’lerde Cüneyd Han’ın, bir kez daha Rusya’ya karşı  giriştiği,  mücadeleyi  kaybetmesi üzerine Türkmenistan tamamen SSCB’nin kontrolü  altına alınarak, ülke  beş bölgeye ayrıldı.[7]

              Türkmen  Komünist Partisi(TKP), 13 Mayıs 1925 tarihinde kuruldu.Komünist partisi diğer ülke partilerine göre sık sık Moskova’nın idaresine girmediğinden dolayı eleştirildi.Zaman zaman milliyetçilikle suçlandı.Nitekim, 1937-38’de Türmen  Yüksek  Sovyet başkanı Nedirbay Aykatov ile devlet başkanı Gaygısız Atabay buyüzden sürgüne gönderildiler.Türkmenlerin 1948’lerde  hala Sovyetleşmeye karşı direndikleri  gözlenir.1950’lerde TKP sekreteri Suhan Babayev, ideoloji başkanı Nurcemal’e “Burjuva  milliyetçiliği”suçlaması yapması ilginçdir. 

 

Rusların, Türkmenistan’ın bu kontrolsüz  tutumuna karşılık; 1960- 1970 yıllarında  hızla “Sovyetleştirme” hareketine  yöneldikleri görülür.Kapatılan camiler yanında,dini hayatın göstergeleri olan, sünnet, cenaz törenleri yasaklanır.Türkmen halkı  bunda çare bulmakta geçikmez.1990’larda kadar sünneti, çocuklarını hastalık bahanesiyle götürdükleri hastanelerde ameliyat adıyla  Türkmen doktorlarca sünnet ettimişlerdir.

            Okullarda okutulan “Ateistlik” derslerinde, çocuklara dini motiflerden kurtarma çabalarına girişilir.Bugün garibdir, Türkmenistan’da Atesit dersi veren öğretmenler, İslâm dinini öğretmektedirler.[8]

            İkinci Dünya savaşı sonrası Stalinist  politikalar sonuçu; kültürel,etnik, ekonomik olarak cumhuriyetler birbirleriyle, harmanlamaya tabii tutulurlar.Burada, gaye bir cumhuriyet tek başına  bir şey yapamaması tezidir.Türkmenistandaki mevcut nufüs  dengeleri, Türkmenlerin aleyhine  yavaş yavaş değiştirilmeye başlanır.Türkmen, aydın ve bürokratlar resmi ad olarak Rusca isimler almaya başlarlar.İlerlemek isteyen bürokratlar, yakın takipe alınarak, hayatlarında İslâmi motif  olanlar derhal görevlerinden uzaklaştırılırlar.Evliliklere müdahale edilerek, Türkmenlerin Ruslarla evlenmeye  zorlanırsa da bunu halk bazında hayata geçiremezlerZira, Aksakallı dedelerin kırsalda İslâmiyeti canlı tutmaları Rusların işlerini zorlaştırır.

           

            BAĞIMSIZ TÜRKMENİSTAN

 

1985’de Gorbaçov’un  Glsanost ve Perstroykayla, açıklık  ile yeniden yapılanma sözlerini, SSCB’de kamu önünde  yüksek sesle  tartışmaya başlar.Rusya,  Lenin sonrasi gelişmelerle ideolojik düzlemde, Stalin sonrası da, siyasal ve  ekonomik  boyutta  kendi sonunu  hazırlamaya başlamışdı.Gorbaçov’un ifadesiyle “ SSCB uzaya giden gemiyi yaptı ama Halkın temizliği için sabunu yapamadı”sözleri, SSCB’yi  en iyi tanımlayan  cümleler olsa gerekitr.Gorboçav,SSCB ‘nin gelecek de var olması için, açıklık politikası yanında, devleti  yeniden yapılandırma gerektiğini vurgulayarak, bu konuda çalışmalara girişti.Bu durum,    sıkıştırılan SSCB’de mengenin gevşemesiyle çözülme reaksiyonu başlattı.

            1989 yılında, SSCB’deki genel yumşamadan Türkmenistan’da nasibini aldı.Türkmenistan hükümeti aldığı kararla, Türkmen dilini Rusça ile birlikde  cumhuriyetin resmi dili haline getirdi.Bu bağımsızlık  yolunda atılan  ilk ve en önemli  adım oldu.

           

 

TÜRKMENBAŞI İLE BAĞIMSIZ TÜRKMENİSTAN’A

 

Küçük yaşta  öksüz  büyüyen Saparmurat Niyazov,1980-84  yıllarında tarih sahnesindeki yerini alır.Bu tarihlerde Aşğabat  kenti, komitesi birinci sekreterliğine yükselen   Türkmenbaşı,1985 yılında bakanlar komitesi başkanlığına, aynı yılın  aralık ayında da  Türkmenistan Komünist  partisi birinci sekreterliğine gelir.13 Ocak 1990  tarihinde Türkmenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti devlet başkanlığına seçilir.[9]

 Türkmenistan 27 Ekim 1990  tarihindeki seçimlerle oyların %98.3 alan  Türkmenbaşı SSCB’de seçimle gelen ilk devlet başkanı olarak, 27 Ekim 1991’de  yapılan halk oylmasıyla  Türkmenistan’ın bağımsızlığını ilan eder.

18 Mayıs 1992 tarihinde Türkmenistan yeni anayası kabul edilir.21 Haziran 1992’de  bağımsız Türkmenistan devlet başkanlığına seçilir.Bu arada, Türkmenistan Komünist Partisi aralık 1991’de, XXV.kongresinde kendini fesh ederek, yerine Türkmenistan Demokratik  Partisi kurulur.

           

            TÜRKMENİSTAN’IN İDARİ YAPISI

 

            Türkmen  Anayası başkanlık sistemini öngörmektedir.Cumhurbaşkanına geniş  yetkiler verir.[10]Cumhurbaşkanı, bakanlar kuruluna başkanlık eder.Başkan  meclis onayına sunmak üzere kanun yapma yetkisine sahibdir.Başbakan yardımcıları,bakanlar,belediye başkanları, valiler,Yüksek mahkeme başkanları cumhurbaşkanınca seçilir.Başkan gerek  gördüğünde meclisi fesh etme yetkisine de sahibdir.

Türkmenistan’da yasama gücü cumhurbaşkanı ile birlikde beş yıl seçilen “Halk Maslahatı” ile “Meclis” tarafından yürütülür.Önemli kararları halk maslahatınca alınır.

Meclis beş yıllık çalışma dönemini kapsayan bir şekilde faaliyetlerini sürdürür.Elli milletvekili vardır.Milletvekilerine başka işlerde çalışma yasağı  getirilmişdir.Türkmenistan Demokrat partisi ile yerel makamlarca  belirlenen adayların çoğu Türkmen Demokratik partisi üyesidir.Milletvekillerin % 95’i  Türkmen, % 2’si Rus ,% 3’de  Özbekdir.Türkmenistanda Demokratik partisi dışında  muhalif, “ Ağızbirlik hareketi” ile “Demokratik partisi” vardır.

Türkmenbaşı ülkenin kalkınma hızını sağlayabilmesi için ülkede istikrarın şart olduğu düşüncesiyle,Türkmenistan’daki etnik unsurlarla Türkmen kabileleri arasında  muhtemel sürtüşmelere zemin  hazırlayıcısı kaygısıyla, çok  partili sisteme sıcak bakmamaktadır.

Sefermurat,ülke  kalkınması için belirlediği “On yıl Refah proğramı(on yıllık Abadancılık)”uygulamasında çok  kararlı olduğunu görülmektedir.Sefermurat’ın iktidara başladığı ilk yıllarda Mafia’nın etkinliği “göze göz dişe diş”  denebilecek uygulamalarla önlenmiştir.[11]Hırsızlık vs.ye halkın önünde uygulanan, sert cezalar sonucu bugün Türkmenistan diğer BDT ülkelerine göre güven içindedir.Bu arada gençler arasında mafia kanalıyla, fazlaşan içki ve uyuşturucu salgını(Afganistan bol mikdarda uyuşturucu gelmektedir.)önleme çalışmalarıda devam etmektedir.Türekmenbaşı, Rus hanımla  evli olmasına rağmen iktidara geldiği günden beri hanımını Moskova’da tutmaktadır.Bunun yanında, işlerini yapmayan bakanları canlı yayında azarlayıp,  görevden alması  alışılmadık, bir uygulama olsa da Türkmenistan halkı  tarafından  başkan  desteklenmektedir.

Türkmenistan’da  ordunun durumunu da kısaca vurgulamakta fayda vardır.Millî ordunun kurulmasına öncelik verildiği görülmektedir.Komuta  kademelerindeki, Rus personelin sayısı giderek azaltılırken,  Temmuz 1992’de  Rusya ile yapılan  anlaşmaya göre  Türkmenistan ordusu iki devletin  ortak  komutasında olması kararlaştırılmıştır.1993 yılında  yapılan başka bir antlaşmayla,Türkmen ordusu  ve sınır  muhafızlarının komutası Türkmenlere  bırakılmıştır.Türkmen ordusunda komuta  kademesinde, 4500 civarındaki  Rusların 1999’a kadar kademeli olarak  azaltılması kararlaştırılmıştır.Ülke  nüfusunun (1995 verilerine göre 4.5milyon)mevcut coğrafya’ya(488.100km2)göre az olması,  savunmada Türkmenistan’a mecburen Ruslarla ortak yol takib etmeye itmekdir.

Türkmenbaşı ilerde doğması muhtemel Rus tehdidine  karşılık, Türkmenistan’ı İsviçre’den sonra Dünya’da ikinci “  Tarafsız devlet” statüsüne getirmiştir.

 

PETROL ,SİLAH, PARA VE GÜÇ

 

On dokuzuncu  yüzyıldan itibaren, dünya siyaset sahnesinde yeraltı kaynaklarının rolü giderek belirgin bir hal almaya başlamıştır.Sanayi  devrimi sonrası  başlayan, yeni çağın teknik gelişmelerine paralel olarak, kömür,petrol çağın saygın  aktörleri konumuna gelmişler.

Bu  aktörlere sahib olmaya çalışan  yapımcılar, onların  uğruna dünya’yı kana boyayan filmleri sahneye koymada zorlanmamışlar.Kömür için, Fransa ve Almanya, bir ve ikinci dünya savaşında, Osmanlı devletinin parçalanmasında bile  petrolün sınırları belirlediğini de görmek mümkündür.(Sykes-Picot antlaşmasında olduğu  gibi)[12]Petrol için, 20.Yüzyıldaki büyük savaşlar, son olarak Körfez krizi bu bağlam söylenecek örnekler arasındadır.Denilebilirki; Yirminci yüzyıl, uluslararası ilişkilerde  ana belirleyici unsur petrol ve diğer  yeraltı kaynakları olmuştur.

   Yalta sonrası dünyanın mevcut  güçlerce(İngiltere,ABD ve SSCB) tarafından nüfûz alanlarına bölünmesinde, yeraltı  ve yer üstü kaynaklarının durumu(petrol,altın,su)önemli olmuştur.45 sonası dünyanın en zengin petrol  yataklarını barındıran Ortadoğu, önceleri İngiliz ABD sonraları da ABD’nin sömürge alanı olarak görülürken, Ortaasya’daki petrol  yatakları da diğer ortak SSCB’ye bırakılmıştır.

1950’lerden itibaren  Ortadoğu’da petrol rezervlerini kontrol eden suni devletciklerin  hemen hepsi ABD kontolündedir.Zaman zaman (Nasır,Kaddafi,Saddam örneğinde) Arap dünyasının çıkışları, sömürgeci efendiye   bir sonuç  almamıştır.

1970’lerde Araplar ellerindeki  petrolü silah olarak kullanmayı fark etmeleri de sonuçu değiştirmemiştir.1970-80 ve günümüz politikası, ateş ve barut daima yan yana tutmaya özen göstermiştir.İki dünya savaşı sonrası Ortadoğu’da oluşturulan suni devletler, rejimlerini silahla ayakda tutma  bilinçi,”petrol ver ,silah al, iktidarda kal”söylemiyle devam etmektedir.

Dünyadaki  petrol üretiminin  yarısından fazlasını karşılayan  Ortadoğu’da, Körfez krizini 1989 sonrası tek kutupluluğa  geçiş süreçinde ABD’nin dünyanın  yeni efendisi olduğunu göstermek için organize ettiği bilinmektedir.Burada yine petrolün Saddamla beraber baş rolü oynadığını görmekteyiz.

1990’ların dünyasında petrol kontol altına alınmışdır.Silah,para ve güç ilişkisinde efendilerin elindedir.Kurulan bu sistemde, ikinci  gücün hesablanamayan düşüşü üzerine onun kontrol ettiği yeraltı ve yerüstü  kaynakların durumu, sistemin geleceğini tehlikeye düşürmüştür.Günümüz olayları bu  sisemin yeni efendinin  isteğine göre dizayn edilme çabalarında başka seyler değilidr.

İşte bu dizaynda(Körfez krizi sonrası) Ortadoğu’dan sonra sıra Ortaasya’ya gelmişdir.21.Yüzyılda buraları kim kontrol edecek sorusunun cevapları ve  hazırlıkları günümüzde yapılmaya başlanmıştır. 

 

YERALTI ZENGİNİ YER ÜSTÜ FAKİRİ TÜRKİSTAN

 

Ortaasya denince günümüzde petrol ve  boru hatlarının ilk önce akla gelmesi  vazgeçilmez bir şartlanma olsa gerekdir.Bu şartlanmayı bölgenin jeolojik yapısında aramak lazımdır.SSCB’nin parçalanmasından sonra ortaya çıkan devletlerde petrol,doğalgaz rezervleri açısından üç ülke ön plana çıkıyor.Azerbaycan,Kazakistan ve Türkmenistan.Bu ülkelerdeki mevcut rezervlerin yanında, bugünkü  işletmelerinde geri teknolojiyle, beraber  ortaya çıkan rakamlar, 2000’li dünyasının kaynak ihtiyaçının yavaş yavaş bu bölgeye kayacağını göstermektedir.Şimdi mesele buralara kim sahib olacak.Zira,  buraları kontrol eden, 2050-2100 dünyasındaki enerji kaynaklarına da hükm etmiş olacakdır.

 

AZERBAYCAN

 

Ortasya’da en zengin petrol rezervine sahib ülkelerin başında  Azerbaycan gelir.1990 sonrası Azerbaycan’daki  iç ve dış gelişmeler petrolle direk ilişkilidir.Halk desteği  ile iktidara gelen Halk cephesinin lideri Elçibey’in sonu da petrol boru hatlarında mevcut payı Türkiye  lehine  fazla vermesiyle olmuştur.Rus tarafından başı, önce Karabağ’da Ermenilerle belaya sokulan  Elçibey, halk indindeki itibarı düşürüldükden sonra ardı arkası  yapılan  darbeler sonunda, Rus desteği ile Aliyev’i iktidarı bırakmak zorunda kalmıştır.Kardeş katliamından çekinen Elçibey’in Nahçıvan’a çekilmesi akabinde, Aliyev ipleri eline alır almaz,ilk  yaptığı  iş petrol  boru hatları antlaşmasını istenilen  şekilde yeniden düzenlemek olmuştur.

20 Eylül 1994 tarihinde, Azerbaycan petrol şirketi SOGAR ile 12  yabancı  petrol  şirketinin 30 yıl süreli antlaşmasında, ABD  şirketleri arslan payını (%60)alırken ikinci payı Rus Lukoil (%10 )sonra Azerbaycanında verdiği oranla  % 15 hatta 20lere ulaşmıştır. Türkiye’ye verilen  oran ise % 6.75 de olmuştur.[13]Aliyev, topu konsorsiyuma atarak üzerindeki baskıları hafifletmeye  çabalarken,  bu seferde  baru hatlarının güzergahı sorunu başlamıştır.Rus tezi ,ABD destekli Türk tezi tartışmaları[14] zamanla kanlı boyutlara ulaşır.Çeçenistan’daki savaş, Gürcistan’da Edward Şevardnadze’ye  yapılan  suikasd,  Türkiye’deki Bakü ve Ceyhan yolunda hızlanan PKK terörü, Rusya’ca desteklenen S-300’lerde hep  aynı olayın değişik boyutlarıdır.[15]

Sonuçunun, 1998 sonlarında belirleneceği güzergah yanında, yine bu yılın sonuna doğru Azerbaycan’daki seçim  heyecanı  ülkedeki hesaplaşmayı yine gün yüzüne  çıkarmıştır.Elçibey’in  Bakü’ye gelişi,Aliyev’in önce aday  olmayacağını açıklayıp sonra vazgeçmesi Elçibey’in seçimleri protesto edeceği söylentileri  Azerbaycandaki petrolün son yansımaları olarak karşımıza çıkmaktadır. 

 

 

KAZAKİSTAN

 

Petrol karmaşasında fazla  gürültünün olmadığı tek ülke Kazakistan’dır. Azerbaycan’dan sonra ikinci zengin rezervlere sahib  ülke olan Kazakistan, Türkistan  ülkeleri içerisinde Rusya’nın  en fazla asimile  edip, kontolünde tuttuğu memlekettir. Rusya, buradaki güçünü bugün  hala  muhafaza etmektedir.Nitekim,Rusya’dan sonra  en fazla Rus nüfusunun yaşadığı Kazakistan’da ülke yönetiminde  Rus tesiri devam etmektedir.Devlet başkanın yardımcısının Rus olması, Rusya’nın uzay üssü yanında, önemli  nükleer tesislerinin bu ülkede olması bunun çarpıcı örnekleridir.

Azerbaycan’a karşılık Kazakistan’daki Rusya’nın etkinliği, Tengiz  bölgesindeki  boru hatlarını işletmesindeki konsorsiyumda da kendini göstermektedir.Konsorsiyum’la, Kazakistan arasında 1992 yapılan sonra Rusya’nın  baskısıyla, 6 Aralık 1996 yeniden imzalanan  antlaşmada, Rusya’nın  payı Kazakistan’ı da dahil edersek % 60’ları bulmuşdur.Buna karşılık ABD,İngiltere şirketlerinin payı % 7.5’lerde kalmıştır.Diğer tarafdan, Rusya’nın  Transneft  şirketiyle , hem işletici, hem ortak konumuyla etkinliğinin bariz olarak artığı da görülmektedir.[16]

Tüm bu petrol  yataklarının Hazar’da olması  kavganın merkezinin  burası olacağını görüşü kuvvetlendirmektedir.Bu kavgada bir başka  ülkede dikkati çekmekedir o da Türkmenistan’dır.

 

ASYA’NIN DOĞALGAZ ZENGİNİ TÜRKMENİSTAN

 

Toplam yüzölçümünün 4/5’i çöl olan  bu ülkede, tarıma elverişli  olan sadece  %3’dir.Türkistan ülkeleri içinde ikinci büyük pamuk üreticisi Türkmenistan’ın  esas güçü yerin altında yatmaktadır.

Azerbaycan ve Kazakistan’a nazaran  petrol konusunda fazla şanslı olmayan Türkmenistan’ın tüm rezervleri, Hazar denizinin güney doğu kıyıları arasında yer alan  akarsu havzasındadr.19 tane petrol ve gazyatağı bulunan Türkmenistan’ın batısında, Kızılkum,Buğdaylı bölgesinde de 12 tane  yatağı  mevcuttur.Türkmenistan’ın esas  yeraltı zenginliği olan Doğalgaz, Rusya’dan sonra potansiyel,rezerv açısında ikinci sırada yer almaktadır.[17]Shatlı,Sovetabad,Naip,Samantepe,Sakar ve Kotuntepe gaz rezervleri toplam 2700milyar m3 ,yıllık üretim 100milyon m3 civarındadır.

 

TÜRKMENBAŞI’NIN ÜLKESİNDEKİ FAALİYETLERİ

 

Türkmenbaşı’nın diğer ülke cumhurbaşkanlarından farkı  halkı  ile bütünleşmiş imajını içeri ve dışarıya  vermesidir.Türkmenbaşı’nın hedeflediği 10 yıllık refah proğramında, gelişme hzını yakalamış,yeraltı kaynaklarını yerüstü zenginliğe  dönüştürmüş, 21.yüzyılın demokratik,tarafsız  Ortaasya İsviçresini oluşturmakdır.Bu  rüyanın gerçekleşmesinde en önemli  unsur petrol ve doğalgazı, en kısa sürede paraya dönüşterek ülke  ekonomisine kazandırmakdır.

Zengin yeraltı kaynakları yanında Sefermurat, ülke nüfusunun genç olması gelecek Türkmenistan’ın en önemli güçlerinden biridir.Bunun farkında olan cumhurbaşkanı başta Türkiye olmak üzere ABD ve Avrupa  ülkerine gönderilen  öğrenci göndermektedir.Sayıları  binleri geçen bu öğrencilerden sadece Türkiye’de için 4binin civarındadır.Bunların  özellikle  ekonomi,işletme ,bankacılık  okumaya  yöneltilmesi ülkenin gelecekde, serbest piyasa ekonomisine geçiş hazırlıkları  sinyalleri olarak değerlendirilmektedir.

 

 ÜLKE İÇİNDEKİ GELİŞMELER

 

Ülkeyi geniş yetkilerle donatılmış  cumhurbaşkanın idare ettiği  Türkmenistan’da bağımsızlık sonrası  çalışmalar, ülkenin biran önce  kalkınmasına endekslenmiş durumdadır. Kalkınmayı sağlayabilmek için memleketin tamamen seferber edildiği, bir devlet modelinde etnik yapıyı bozabilecek,sert ekonomik ve siyasi kararları eleştirecek muhalefet  yok denecek kadar azdır.Türkmenbaşı, On yıllık Refah proğramı  kapsamında  ülkedeki bu olumsuz  görüntünün kalkacağını inanmaktadır.

Geniş yetkilerle donatılan Sefermurat iktidara geldiği ilk günlerde yoğun olarak rüşvet ve Mafia ile uğraşmış.Mafia konusunda aldığı sert önlemler yol aldığı gibi,  rüşvet konusunda  etkin mücadele ettiği görülmektedir.Ülkede  tam manasıyla inşaattan teknolojiye  bir kalkınma hamlesi müşahade edilmektedir.

Öte yandan, Ruslaşmayan Türkmenlerde geleneksel  yapının hala etkinliğini  koruması üzerine,  cumhurbaşkanı Aksakallıların oluşturduğu meclisi sık sık toplayarak  onları  dinleyip, on yıllık refah proğramının eksikliklerini telafi etmektedir.

Türkmenbaşı’nın ülke içindeki en önmeli handikaplarında biride Ruslardır.Mevcut nüfus  içinde, diğer Türkistan ülkelerine nazaran az olan  Ruslar(%6.7)[18], hala kilit noktalarda  görev yapmaktalar.Başkan, bunun  halkda  doğurduğu  antipatiye en aza indirmek için özellikle yurtdışından gelen öğrencileri bakanlıklarda hızla  görevlendirerek, Rusların sayısını azaltmaya  özen  göstermekdedir.Ayrıca  etkili bakanlıklara Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını bakan yardımcılıklarına getirerek[19]Rusları bypasslamaya  çalışmaktadır.

Sefermurat ülkenin refahı için en önemli  kaynağı  doğalgaz olarak  görmektedir.Tabii bunun yanında, pamuk ve petrol konusunda yapılan yatırmları unutmamak gerekir.Özellikle,  pamuk  ülkede işlenip,dünya pazarlarına satılmasında Türk işadamlarının hatırı sayılır  çalışmaları  vardır.[20]

Kalkınmayı hızlandıran faktörlerden biride hiçşüphesiz  yollardır.Bu konuda,  demiryolları  hususunda  Türkemnistan şanslıdır.Ülkedeki yük sevkiyatında Demiryollarının payı % 80’lerin üzerindedir.Taşınan ürün bakımından  pamuk birinci sırayı alırken,  petrol ve doğalğaz  borularla sevk edilmektedir.

Ülkenin  kalkınmasının da motor unsuru konumuna gelecek  güç hiç şüphesiz  doğalgazdır.Amaç bunun en kısa sürede, en fazla boru hattlarıyla, büyük devletlerin rızası alınarak, dünya  piyasalarına ulaştırmaktır. 

 

TÜRKMEN DOĞALGAZININ DÜNYA’YA ULAŞMA MACERASI

 

Elinde  işlenmemiş altın,büyük abilerine bunu kaptırmadan kuyumcuya  götürmeye  çalışan  küçük  çocuğun durumu  neyse,  bugün Türkmenistan’ın pozisyonuda aynıdır. Altının  kuyumcuya  ulaşmasında abilerin  çocuğa bakışı ve  yaklaşımlarını tek tek tahlil etmekde fayda vardır.

 

RUSYA

 

1920’lerden sonra Ortaasya’daki  özellikle, Türkmenistan’daki güçünü perçinleştiren Rusya,  Yalta konferansı sonrası kendisine  düşen arka bahçesinde düzenleme işlerine girişir.Bu düzenlemede,bahçıvan Stalin’in uyguladığı Harmanlama  yönetiminden bahsetmek gerekmektedir.Politikanın özü  hiçbir  cumhuriyette mahalli güçler etkin olmayacak, ne nüfusda   ne ekonomide.Önce nüfusun fazla olduğu ülkelerde zorla  göçlere tabi tutularak hiçbir cumhuriyet kendi memleketinde fazla olamaz.Mevcut nüfusu dengelemek için bölgeye Rus ve diğer cumhuriyetlerden insanlar getirilerek suni etnik yapılar  oluştulur.Bunun yanında, tüm ülkeler birbirine ekonomikmen  bağımlı hale getirilirler.Bir cumhuriyetde üretilen mal diğerinde işlenir.Cumhuriyetler arasında,Rusça ve Ruble’nin yaygınlaşması yanında, ekonomide mal takası  uygulanır.

Yeraltı kaynakları bakımından zayıf olan batıdaki cumhuriyetler, doğudaki Türkistan ülkelerindeki petrol ve doğalgazı borularla, Moskova’nın kontrolünde mal takasıyla satarlar.(Örneğin Türkmenistan verdiği gaza karşılık Ukrayna’dan et almaktadır,ortada para yokdur.)Bu sistemde yolların  kesiştiği yer Moskova’dır. “...Türkmenistan 1996  yılı başlarında sadece doğalgaz satışından BDT ülkerinde bir milyar  dolar alacaklı çıkmıştır.Bu ülkelerin ödeme  gücü olmadığı için Türkmenistan 1995  yılında doğalgaz üretimini 30 milyar m3 azaltmak zorunda kalmıştır.Çünkü ekonomik sisteminin değiştirilmesini finansa edecek kadar gelir elde edememiştir.Rusya bu durumdan istifade etmektedir.Piyasanın çok altında  olan ve    10 milyar m3 kapsayan fiyatlar  üzerinde  pazarlık yapmıştır...”[21]

1989’da SSCB’nin  parçalanmaya başladığı sırada, yıkılan sistemde ekonomik açıdan  ençok zararlı çıkan  ülke Rusya olmuştur.Bunu telafi etmek için,  çoğu zaman siyasi ve askeri  güçünü kullanmakdan  çekinmemektedir.(Azerbaycan’daki Bakü katliamı ,Çeçenistan’daki savaşda olduğu gibi)Buraların hala  kendisinin sorulduğunu, altını kalın harflerle  çizerek dünya’ya  göstermektedir.Rusya ,21.yüzyılda  var olmak  istiyorsa Ortaasya’yı gözden çıkarmamaktadır.

Bu bağlamda Türkmenistan’a gelince,  Rusya’dan sonra BDT(Bagımsız Devlet Topluluğu)  içinde ikinci büyük doğalgaz zengini  olan ülkenin  doğalgaz  borularının hepsi Rusya’dan geçmektedir.Rusya’ya giden gazlar Türkiye vs. ülkelere zaman zaman Rus gazı olarak satılmaktadır.Bu ticaretten en çok zararlı çıkan ülke   hep Türkmenistan  olmuştur.Bugün hala Ukrayna,Moldavya’ya ,Rusya’ya sattığı  gazların parasını Türkmenisan  alamamıştır.

 Değişen dengelerde, değişmiyen tek şey Rusya’nın Ortaasya’daki  güçüdür.21.yüzyılda  bu bölge üzerine yapılacak  politikalarda Rusya daima  hesapa katılmak zorundadır.Nitekim, bunun ilk sinyalleri, Azaerbaycan ve Kazakistan  petrolleri ve  boru güzergahının tesbiti  konusunda, Çeçenistan devlet başkanıyla, Gürcistan başkanı Edward Şevardnadze’ye   yapılan suikasdlarda  açıkça  göstermiştir.

Bu kadar acımasız yapılan savaş karşısından Sefermurat’ın  gaz boruların güzergahı konusunda Rusya’dan aykırı  politaka gütmesi beklenemez.

Türkmenistan ordusunun kilit noktalardaki Rusların yanında, ülkenin etkin konumlarındaki Rusların olması Türkmenbaşı’nın Rusya’ya paralel bir  politika izlemesini de zorlamaktadır.

 

ABD

 

90’lı yıllardan sonra  dünya’nın tek gücü konumuna gelen ABD, Ortaasya’nın bakir zenginliklerine adım adım sahib olurken, Rusya’yı  ürkütmemeye özen göstermektedir.Şu anda ABD ve Rusya, Azeri ve Kazak petrollerine kilitlendiklerinden Türkmenistan’ın poziyonu rahat gözmektedir.19.Yüzyıldaki Bağdat-Berlin demiryolu projesinde görülen devletlerin mücadeledisinin aksine, 20.yüzyılın son  on yılındaki petrol kavgasında, devletlerin geri plana çekilip, şirketlerin  ön plan geçdiklerini görmekteyiz.Devletler bir manada kaçak dövüşnekteler.ABD bölgede direk varlığını hissettirmek yerine zaman zaman taşeron olarak kullandığı Türkiye’yi daima yedekde tutarak,Ortaasya’da çalımlar atmaya devam etmektedir. (Son zamanlarda İsrailinde aynı politikaya güderek,Türkmenistan’la yakınlaşmakda olduğu görülmektedir.)Niye böyle bir yol takipi sorusuna verilen cevap Ortaasya’daki kan bağı yanında, komünstlerin izlerinin hala belirgin olmasıdır.

   ABD, Ortaasya politikasında Rusya her zaman vardır.Her ne kadar SSCB yıkılmış olsa da Rusya’nın sıradan bir ülke konumuna indirilmemesi gerekmektedir.Nitekim,G-7 artı 1 ile Rusya içlerine dahil edilmesi bunun bir uzantısıdır.Çünkü onu orda yok saymak, Ortaays politikalarının ölü doğması demektir.Bu amaça paralel olarak ekonomik,siyasi ve askeri olarak Rusya’nın yeri dolduralamaz.Burada üstün olan ABD ,güçlü Rusya yerine, kontrol altında tutulan Rusya’yı daima tercih etmektedir.O yüzdendirki, ABD ve AB, Yeltsin’in her tavrını destekleyip, kredi musluklarını sonuna kadar açık tutmaktadır.

Rusya yanında, ABD’nin Ortaasya’da hesapa katması gereken  bir diğer güçde İran’dır.Humeyniyle beraber yolları ayrılan, iki eski dost şimdi iki azılı düşman konumunda olsalarda Ortaasya’da kontrollü bir politika izlendiği  görülmektedir.Özellikle, sınırdaş olması hasebiyle,  İran Türkmenistan’a karşı daha  tavizkar bir politika izlemesi ABD’nin Ortaasya’daki etkinliğini azaltmaya önelikdir.

Türkmenbaşı’nın dış politikasında, özellikle enerji politikasında, gerçekçi bir çizgi izlediği görülmektedir.Türkmenistan ilerlemesi için mutlaka doğalgazı satmak zorunda  ve bunu yaparkende, mutlaka büyüklerin izinini almak gerektiğini, onlara belirli paylar vermek zorunda olduğununda farkındadır.

Nitekim, Türkmenbaşı’nın 21 Nisan 1998’de ABD’ye    yaptığı çalışma ziyaretinde, gerek başkanla yaptığı  görüşmede, gerek John Hopkins üniversitesinde ve diğer bazı üniversitelerde yaptığı konuşmalarda, ABD’nin bölgedeki etkisini belirterek, doğalgaz için  bir manada  geçiş vizesini almaya çalışmıştır.

 

TÜRKİYE

 

Yıllarca SSCB’nin yıkılmayacağı üzerine poitika yapan Türkiye ülkenin yıkılışıyla, tam bir saşkınlık yaşamıştır.Paniki üzerinden attıkdan sonra oluşturulmaya çalışılan,Ortasya  politikası bir ara Özal’ın şahsı ile götürülmeye çalışılmışsa da sonra  içi doldurulmayan “Çin seddinden Adriyatike”söylemiyle  idare edilmektedir.

 Türkeye  ilk zamanlarda Abi edasıyla  yaklaştığı Türkistan’a günümüzde itibarını kaybetmiş, bir abi görüntüsü  çizmektedir.Bu abilik yıllarında Türkiye ve Türkmenistan  özellikle, ekonomik ilişkileri geliştirme aşamasında etkin  işbirliğine girdiklerini görüyoruz.Nitekim,Türkmenistan’ın güneyinde Souvetabad ve Dovuletanbat sahalarında  üretilen doğalgazın, Türkiye’de kaynak çeşitlemesi ve 2000’li yıllarda oluşacağı tahmin edilen doğalgaz açığının karşılanması amacıyla, İran üzerinden boru hattıyla Türkiye’ye  taşınması amaçlanan çalışmalara  başlanmıştır.Bu gaye ile 7 kasım 1990’da işbirliği antlaşmasıyla, gazın kağıt üzerindeki macerası akabinde Aşgabat’ta imzalanan “Türkmenistan’dan Türkiye’ye  doğalgaz gönderilmesi antlaşmasıyla devam etmiş.Bunu, 4 Ağustos 1993’de Türkmengaz-Botaş  antlaşması,sonunda 19-21 haziran 1994’de Saparmurat’ın Türkiye gezisinde imzalanan mutabakat zaptının 6.maddesinde gaz konusu antlaşmalardaki  yerini almışdır.

Yapılan tüm bu antlaşmalara karşı, Türkiye şimdiye kadar elle tutulur, somut bir adımı hala atamamıştır.Nitekim,bunun farkında olan, Türkmenistanlı bir yetkili “aynı kandan gelen farklı ülkeyiz” diyerek abiliğimizin bittiğinin altını çizerek  başka alternatiflerde  yeşil ışık yakmaktadırlar.Türkiye son olarak doğalgaz konusunda, 1997 senesinde Refahyol hükümeti zamanında Erbakan’ın şaşalı doğu seferinde ABD’nin tepkisi üzerine İran güzergahını zorlaması  hükümetin sonunu getirmiştir.Yalnız bu adım karşısında, Türkmen doğalgazının İran üzerinde Türkiye’ye oradan da Avrupa’ya pazarlanması hususunda boruların biran önce döşenmesi için atılan somut adımlar Türkiye’de iç buhranı hazırlamıştır.

Bakü-Ceyhan hattında olduğu gibi,Türkmen gazı konusunda da ABD topu İran’a vermeyeceği açıkdır.Nitekim,Bill Clinton’un  özel temsilcisi büyükelçi Morningstar’ın Türkmenistan-İran-Türkiye hattı için “asla gerçekleşmeyecek” demesi gayet manidardır.[22]ABD’nin  Azeri petrolü konusunda desteklediği Türk tezi, Bakü-Ceyhan hattını Türkmen doğalgazının  İran’dan geçirilmesi kousunda karşılıklı koz olarak kullanması Türkiye’yi zor duruma sokmaktadır.Bunun yanında, İran’la imzalanan doğalgaz antlaşmasında Botaş’ın belirlenen 1999 kadar projeyi bitirememe riskine karşı, İran’ın devreye girme  hazırlıkları da göz ardı edilmemektedir.

 

İRAN

 

1979’lara kadar ABD’nin Ortadoğudaki “en sadık” müttefiki olan İran ,Humeyni rejimiyle beraber, iki düşman ülke konumuna geldiler.Bu iki  düşman ülkenin ilişkileri  Hatemi’nin cumhurbaşkanlığıyla, yumşama süreçine girdi.1998’de Fransa’daki dünya şampiyonasındaki, İran-ABD maçı en fazla seyredilen maçda olsa da, vitrinde başlayan ilişkiler ticari bağlamda vitrin gerisinde sürdüğü bilinmektedir.

İran’ın Ortaasya’daki faaaliyetlerine bakarsak devrimi ihraç etmeye çalışan bir ülke potresi  yanında, ekonomik  çıkış yolları arayan ülke  yönü daha ağır basmaktadır.İran ırkı olarak sadece Tacikistan’la olan  bağlarını sürdürsede Türkmenistan Ortaasya açılımında sınır komşusu olarak daha etkin pozisyondadır.Türkmenistan’a  200 km uzaklıkdaki Meşhed şehri bavul ticaretindeki etkinliği yanında, İran’ın Türkmenistan’da Türkiye’den sonra en fazla şirketi (27)  olması da ilişkilerdeki ticari boyutu göstermektedir.[23]

Bunun yanında İran, imzalanan Türk,İran, Türkmen doğalgaz projesi paralel olarak, Türkmen İran  demiryolu, hızla bitirilmesinde aktif rol  oynamıştır.Doğalgaz  ve petrol  konusunda son günlerde,  Ruslar tarafından kaşınan Hazar’ın statüsü konusunda İran’la Türkmen  politikası tezat oluşturmaktadır.İran, Rusya’nın görüşü, Hazar’ın göl olduğu ve beş kıyıdaş olmayan ülkelerin dışarıda tutulmasını istemesi manidardır.[24]Öte yandan, İran’ın zaman zaman Türkmenistan’dan yana tavır aldığı da gözlenmektedir.

 

TÜRKMENİSTAN’IN GELECEĞİ DOĞALGAZIN ÇIKIŞINDA

 

Türkmenistan coğrafi ve siyasi sınır ülkelerin gaza bakışları, muhtemel ihtimallerin  tahlil ettikdikden sonra Türkmenistan’ın uyguladığı ve düşündüğü projeler değerlendirmekde fayda vardır.

Türkmenbaşı ve Türkmen  halkı şunun farkındalar;“Ne zaman genç eğitilmiş nüfusla,yeraltı  zenginliğini yerüstü zenginliğine transfer ettiklerinde ülkelerine “Abadancılığın” refahın o zaman geleceğine”inanmaktalar.Bu refahın gerçekleşmesi için mutlaka  eldeki kaynakları takasla değil, nakit  paraya dönmesi gerekmektedir.Peki bu nasıl  olacakdır.Bu soru bugün Türkmenistan’ın millî bir  sorunudur.Bu mesele çok dikkatli  izlenen politikalarla, akılcı işlemlerle  çözümlendiği  görülmektedir.Türkmenbaşı  gazın dünya pazarlarına çıkışında        Rus ,ABD,Türkiye ,İran kartlarını ve güçlerini çok iyi bilmektedir.

Türkmenistan’ın bu ülkelere karşı izlediği politika Rusya’yı  hiçbir şekilde gözardı etmemektir.Ordusundan ,devlet yönetimine kadar etkin olan Rusya’nın  güçünü bilen Türkmenbaşı, aynı zamanda eski bir kominsttir.Rusya’yı gaz konusunda mevcut borulardaki çıkışı  bozmadan götürmek taraftarıdır.Rusya’nın tekrar eski güçüne kavuştuğu vakit askeri olarak  dayanma güçü sınırlı olduğundan , ülkesini siyasi yollarla korumayı tercih ederek, Türkmenistan’ı İsviçre  modeli gibi”tarafsız ülke” konumuna getirmiştir.Türkmenistan,  gaz  konusunda bir manada, Rusyadaki hatları koruyarak,belki fazla revize etmeden, parasını isteyerek sürdürmek zorundadır.Bunun yanında, Türkmenistan Rusya’yı  dengelemek için ABD’ye  karşı tavizkar  bir politika izlemeye çalışmaktadır.

Temelde, Doğalaz konusunda Türkmenbaşı, gazı dört bir yandan ve en kısa yoldan Dünya pazarına çıkarma çabasındadır.Japonların Çin üzerinden gazı geçirme projeleri,yanında Pakistan’la imzalanan ve uygulama aşamasındaki 20 milyar m3 doğalgaz antlaşması,İran-Türkmen-Türk  projesi ile birlikde İran üzerinden  Basra körfezine inme yolları hep bu düşüncenin  uzantısıdır.

Gazın  dünya  piyasalarına en ucuz ulaşma güzergahı coğrafi olarak İran olarak gözükse de(Basra yoluyla),ABD’nin buna  sıcak bakmadığından en zor yol olmaktadır.Buna karşılık  işin içine Türkiye’de katılarak kan bağı  yanında, ekonomik bağla, ABD’yi hoşnut etme niyetide perde  gerisinde  sezilmektedir.Türkmenistan, doğalgazının en büyük  çıkış güzergahı  İran ,Türkiye hattı  hala önemini korumaktadır.

Bununla beraber, Türkmenistan,Afganistan üzerinden Pakistan’a  ulaşacak 2 milyar  dolar maliyetli boru hattı projesine de güvenmektedir.Afganistan’da Taliban’ın  tamamının ülkeye hakim olma ihtimalinin giderek artığı bu  aşama da, tüm Asya ülkelerinin  paniklediği durumda,  Türkmenistan’ın Taliban’ın doğalgaz hattını tehdit etmediğini söylemesi de manidardır.[25] Tabii burada Taliban’ın arkasındaki ABD ve Pakistan’ın etkinliğinin Türkmenlerce bilindiği görülmektedir.

 

GELECEK TÜRKMENİSTAN’IN

 

21.yüzyılın en zengin ülkelerinden biri olmaya aday Türkmenistan’ın bunu gerçekleştirmesi için, bugünden uyguladığı isbatli politikaların sonuç vereceği görülmektedir.

Güçlü Türkmenistan için, genç  olan nüfusun dünya’yı tanıması  ve iyi  öğretilmesi gerekmektedir ki, bu gayet planlı (istismar olsada) bir şekilde devam etmektedir.Yurtdışına giden çocukların  ülkelerine dönmeleri ve vakit  kaybetmeden devlet yönetiminde etkin hale getirilmekdedir.

Ülkedeki  Rus nüfusu  giderek azalmaktadır.Ama, Ruslar hala  ordu ve yönetimde söz sahibidirler.Türkmenistan, geleceği için Rusları  kızdırmadan ,kademeli olarak  özellikle, ordu  ve ekonomi de kendi insanına güvenmelidir.Nitekim,çalışmalar, bu yöndedir.

Ekonomi de yabancı  yatırımlar teşviki yanında, Türkmen özel sermayesinin oluştrulmasının önü  yavaş yavaş açılmalıdır.

Doğalgaz konusunda tek boru hatlı projeler yerine, birden fazla alternatifi olan,  yabancı  yatırmcıları cezbedici çalışmalar yapıldığı  görülmektedir ki doğrusu da budur.

Gaz yanında, petrol ve özellikle  pamukda tekstil sanayindeki ciddi  yatırımlar Türkemnistan’ın geleceğini güven altına aldığı görülmektedir.

Sonuç olarak Rusya’nın tekrar eski  güçüne  gelince, Türkmenistan’a olan ilgisinin birden bire sert bir biçimde artacağı düşünüldüğünde, bağımsız güçlü Türkmenistan’ın oluşturulması için ekonomik gelişmişliğe paralel olarak,eğitilmiş insan gücüyle, tüm doğalgaz  boru  hatttı projeleri hızlı  bir şekilde hayata geçirmek zorundadır.

Unutulmamalıdır ekonomik güç siyasi ve askeri güçü beraberinde  getirecekdir.


 

[1] Yazının bundan sonraki kısmında Türkî cumhuriyetler yerine Türkistan ifadesi  kullanılacaktır.Türkî kelimesinin Türk Cumhuriyetlerini tam karşılamadığı gibi    oradaki  devletleri  dışlayıcı suni bir ifadedir. Bunun yerine  asırlarca,  Ortaasya’daki Türk devletleri için  kullanılan Türkistan’ı tercih edeceğim, bundan sonra bu sahayla ilgilenlerin Türkî devletler yerine  Türkistan’ı kullanmaları litarütür açısında da  daha uygun olduğu görüşündeyim.Bkz.V.V. Barthold,Mogol İstilasına kadar Türkistan(Haz.Hakkı Dursun Yıldız),İstanbul1981.

 

[2] Sencer  Divitçioğlu,Oğuzdan Selçukluya,İstanbul 1994,s.53.

[3]Saadettin Gömeç, “Tarihde ve Günümüzde Türkmenistan”,Yeni Forum, c.14.,sayı,286,Ankara 1993,s.49

 

[4] Akdes Nimet Kurat,Rusya Tarihi,Ankara 1987,ile aynı yazarın,Türkiye ve Rusya,Ankara 1990

[5] Mehmed Saray,Türkmen Tarihi, İstanbul 1993,s.51

[6]A.Zeki Velidi Togan,Bugünkü Türkili Türkistan ve Yakın Tarihi İstanbul 1981 s.235-236.

 

[7] Nadir Devlet,”Bağımsız Türk Cumhuriyetlerininn Sınırlarının Tarihi Coğrafi ve Etnik Sorunları “,Avrasya Etüdleri,c.1,sayı 4 ,s.33-34

[8] Türkmenistan’da anlatılan ,yaşanılan bir hadiseyi burada zikretmekte fayda var;Ateist dersi veren hoca ilk dersde çocuklara “Allah yok “ anladınız mı diye sorar, çocuklar hayır derler.Hoca tekrarlar.Bu tekrar hocanın ısrarıyla tam on bir ders sürer.Bakar çocuklar kurtuluş yok anladık derler.Bunun üzerine,  hocanın verdiği cevap ilginçdir.”Allaha şükür size bunuda öğrettik”der.Buda biz dersi alanda verenin alt beyinlerinde geleneksel yapıda da olsa inançlarını muhafaza ettiklerini göstermesi açısından ilginç bir örnekdir.

[9] Saparmurat Türkmenbaşı,Garassızlık,Demokratiya,Abadancılık,Ruh yayını ,Aşgabat 1994.

[10] T.C.Dışişleri Bakanlığı,Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı,Türkmenistan Ülke Raporu,Ankara 1996,s.20-21

[11] Türkmenistan’da yaşanan bir hadisede; mafianın bakanın çocuğunu kaçırıp, tüm hapisanelerin boşaltılması  şantajını devlet başkanına bulunur.Türkmenbaşı’nın cevapı gecikmez, canlı yayında Tv ‘ye çıkarak, üç saat içinde çocuğu bırakmazsa bütün  tutukluları öldüreceği tehditi üzerine çocuk serbest bırakılır.

[12] Rıfat Üçoral,Siyasi Tarih,İstanbul 1985,s.398

[13] B.Zakir Avşar,Ferruh Solak,Türkiye ve Türk Cumhuriyetler,Ankara 1998,s.45

[14] Ahmet Davudoğlu,”Orta asya’daki Dönüşüm,Asya İçi Dengeler ve Türkiye”,Yeni Türkiye,Mayıs Haziran 1997,s.916

[15] Ariel Cohen, “Yeni Büyük oyun Avrasyada boru hattı siyaseti”,Avrasya Etüdleri,C.3,Sayı 1,Ankara 1996 ,s.2-14.

[16]Aydın Aydın,”Ortaasya petrolü üzerine zor bir senaryo:Hazar, Akdeniz Mega Projesi” Yeni Türkiye ,Mayıs-Haziran,1997,s.872

[17] Tika,Ülke raporu,s.29.

[18] Tika,ülke raporu,s.19

[19] Milli Eğitim Bakan Yardımcısı Muammer Türkyılmaz dır.

[20]Tika,Ülke  Raporu,s.132-134.

[21]Werner Gupell,”Ortaasya cumhuriyetlerinde Ekonomik gelişme ve entegrasyon”,Avrasya Etüdleri,Sayı 13 Ankara 1998,s.30

[22] 16 Ağustos 1998 Radikal gazetesi

[23]Tika,Ülke raporu,s.130.

[24]Gülnar Nugman,”Hazar Denizinin Hukuki satüsü” Avrasya Etüdleri,sayı 13, Ankara 1998,s.88

[25] 16 Ağustos 1998, Radikal gazetesi