|
YERALTI ZENGİNİ YERÜSTÜ FAKİRİ
TÜRKMENİSTAN
Bekir GÜNAY
İkinci Dünya
savaşının galiblerince çizilen 20.yüzyıl dünyasında,
1989larda hesapda olmayan bir şey cereyan etti.Galiblerden
birinin yerini terk etmesi kurulu dengenin sarsılmasına
sebebiyet verdi.Dünya alışık olmadığı iki kutubdan tek
kutubluğa geçiş süreçide başlamış oldu.Bu süreçde
yeniden yapılanma koridoruna giren, SSCB sonunda
parçalanarak, Rusya’ya dönüşdü.Sovyetlerin hızlı düşüşü
batıyı olduğu gibi ortaya yeni çıkan Türkîdevletleride
çok şaşırttı.Onların poltitik durumlarından ziyade
ellerindeki yeraltı kaynaklarının pozisyonu,
21.yüzyıldaki durumları, 1990 sonrası uluslararası
politikanın öncelikli halledilmesi gereken meseleler
haline geldi.
Mevcut doğalğaz, özellikle petrol rezervlerininin
sonları görülmeye başladığı şu sıralarada Türkistandaki
yeraltı kaynaklarının bakirliği, dünyadaki petrol,güç
dengesini sallamaya başladı.Hassaten 21.yüzyıl
dünyasında enerjinin kısa vade de petrol ,doğalğaz
vs.ye duyulan ihtiyaçın devam edileceği düşünüldüğünde
burada zenginliğin kimlere ait olacağı tartışmanın odak
noktası oluşturmaya başladı.
İşte
bu tartışmaların merkezinde, Ortaasyadaki yeni Türk
devletleri ve yeraltı kaynağı bakımından en zenginleri
olan Azerbaycan,Kazakistan ve Türkmenistan yer
almaktadır.
Dünyanın yeni enerji arayışları ışığında, çevre dostu
kaynaklara “Doğalğaza” yönelmeleri ister istemez
gözlerin dünyanın en zengin ikinci doğalğaz gücü
konumundaki Türkmenistan’a yönelmeye neden
olmaktadır.Bu bağlamda Türkmenistan’ın doğalğaz,siyaset,dış
politika üçgeninde,21.yüyılda varolma mücadelesini
tahlil etmeye çalışacağız.
BAĞIMSIZLIĞINA KADAR
TÜRKMENİSTAN TARİHİNE KISA BAKIŞ
VII.yüzyılda
bir Soğut mektubunda geçen Türkmen
kelimesi ağırlıklı olarak müslüman Oğuzlar için
kullanılmaya başlamıştı.Safevilerin saldırısı sonuçu,Türkmenler
diğer Türk boyları gibi Merv bölgesine
geçtiler.Burada,Oraz hanbaşkanlığında
inşa edilen kaleler 1860’lara kadar fasılalılarla
süren Fars tehdidini önleyici unsurlar haline geldi.Türkemenler
bu saldırılarda sonunda Kuşid Han’ın önderliğinde
bağımsızlığını ilan ettiler.Bundan sonraki Türkmen ve
diğer Türk boylarının tarihinde günümüze kadar
Rusya’yı görmek zorunda kalacaklardır.
Küçük Moskova Knezliğinden başlayan Rusya devleti
17. Yüzyıl sonlarına kadar kendi içerisindeki var olma
süreçini tamamladıkdan sonra, büyük devlet olma
aşamasına girmeye başlar.Bu aşamada açılım yapabilmesi
için üç aks karşısından durmaktaydı. Birincisi doğu
Avrupa ,ikincisi Güneyi Osmanlı, üçüncüsüde
Kafkasya,Asya aksıdır.Bu düzlemde 17.yüzyıl sonu
18.yüzyıl kadar Doğu Avrupa’ya doğru yayılma
temayülleri ,18. Yüzyılda Avrupa’daki güçlü
devletlerin karşı koymasıyla,durma noktasına gelen
Rusya, bütün açılım hattını Güneye Osmanlı’ya
kaydırır.Osmanlı’da uzun süre Rusya’nın genişleme
trendine gem vurur.Bu bağlamda, Rusya’nın rahat çıkış
yapacağı en önemli hat, Kafkasya, Asya hattı
kalmıştır.Bu hattın kapısıda İran-Asya-Hazar düzlemini
kontrol altında tutan Türkmenistandır.Nitekim,
bunun farkında olan Ruslar,1873 Mayısında Hive’yi ele
geçirirler.Akabinde, 1879’da Göktepe’ye hücumlarını
Nurverdi Hanın oğlu Berdi Murad’ın gayretleriyle,
başarısızlıkla sonuçlanır.Fakat, Rusların Türkistan’a
olan ilgileri giderek artı. 1880 Haziranında Skobelev
idaresinde tekrar Türkmen topraklarına çok kanlı bir
şekilde girdiler.1881’deki çatışmalarda 26 bin
Türkmeni öldürdüler.
Bu sıralarda dünyadaki mevcut statükonun belirlendiği
Berlin kongresinde, Rusya’ya Osmanlı üzerinden güneye
inme hülyasının set vuruldu.Bunun üzerine Çarlık,
bütün gücünü Ortaasya’ya İran,Afganistan hattına
yoğunlaştırdı.Nitekim, bu çabaların sonuçu, Rusya 1884
yılında Türkmenistan’ı Nurverdi Han’ın dul eşi Gülcemal
hanımla imzaladığı anlaşmayla Türkmenistan’ı teslim
aldı.
1990’lara kadar sürecek Türkmenistan’daki Rus hakimiyeti
fiilen başlamış oldu.Türkmenistan, bu işğale tarihin
akışında zaman zaman başkaldırdı.1916’da başlayan
Türkistan Millî ayaklanması bunun en güzel
örneğidir.Bolşevik ihtilalinden sonra da süren bu
istiklal harbine Enver paşanın komutasında
başarısızlıkla sonuçlandı.
1917’de Özbek
ve Yamut Türkmenleri arasında başlayan sürtüşmelerin
çatışmaya varması üzerine Türkmen Cüneyd Han’ın
Hive’ye yürüyerek şehre girmesi üzerine, Rusya’nın
müdahalesi sonunda, Hive 1920’de Ruslar tarafından
işgal edildi.Buna karşı Türkmen ve Özbeklerin birlikde
hareket edip, Rusya’dan ayrılma girişimleri olsa da
bir sonuç elde edemeyerek, 1924 yılında Türkmenistan
Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kuruldu.1927’lerde Cüneyd
Han’ın, bir kez daha Rusya’ya karşı giriştiği,
mücadeleyi kaybetmesi üzerine Türkmenistan tamamen
SSCB’nin kontrolü altına alınarak, ülke beş bölgeye
ayrıldı.
Türkmen Komünist Partisi(TKP), 13 Mayıs 1925 tarihinde
kuruldu.Komünist partisi diğer ülke partilerine göre sık
sık Moskova’nın idaresine girmediğinden dolayı
eleştirildi.Zaman zaman milliyetçilikle
suçlandı.Nitekim, 1937-38’de Türmen Yüksek Sovyet
başkanı Nedirbay Aykatov ile devlet başkanı Gaygısız
Atabay buyüzden sürgüne gönderildiler.Türkmenlerin
1948’lerde hala Sovyetleşmeye karşı direndikleri
gözlenir.1950’lerde TKP sekreteri Suhan Babayev,
ideoloji başkanı Nurcemal’e “Burjuva
milliyetçiliği”suçlaması yapması ilginçdir.
Rusların,
Türkmenistan’ın bu kontrolsüz tutumuna karşılık; 1960-
1970 yıllarında hızla “Sovyetleştirme” hareketine
yöneldikleri görülür.Kapatılan camiler yanında,dini
hayatın göstergeleri olan, sünnet, cenaz törenleri
yasaklanır.Türkmen halkı bunda çare bulmakta geçikmez.1990’larda
kadar sünneti, çocuklarını hastalık bahanesiyle
götürdükleri hastanelerde ameliyat adıyla Türkmen
doktorlarca sünnet ettimişlerdir.
Okullarda okutulan “Ateistlik” derslerinde, çocuklara
dini motiflerden kurtarma çabalarına girişilir.Bugün
garibdir, Türkmenistan’da Atesit dersi veren
öğretmenler, İslâm dinini öğretmektedirler.
İkinci Dünya savaşı sonrası Stalinist politikalar
sonuçu; kültürel,etnik, ekonomik olarak cumhuriyetler
birbirleriyle, harmanlamaya tabii
tutulurlar.Burada, gaye bir cumhuriyet tek başına bir
şey yapamaması tezidir.Türkmenistandaki mevcut nufüs
dengeleri, Türkmenlerin aleyhine yavaş yavaş
değiştirilmeye başlanır.Türkmen, aydın ve bürokratlar
resmi ad olarak Rusca isimler almaya başlarlar.İlerlemek
isteyen bürokratlar, yakın takipe alınarak, hayatlarında
İslâmi motif olanlar derhal görevlerinden
uzaklaştırılırlar.Evliliklere müdahale edilerek,
Türkmenlerin Ruslarla evlenmeye zorlanırsa da bunu halk
bazında hayata geçiremezlerZira, Aksakallı dedelerin
kırsalda İslâmiyeti canlı tutmaları Rusların işlerini
zorlaştırır.
BAĞIMSIZ TÜRKMENİSTAN
1985’de
Gorbaçov’un Glsanost ve Perstroykayla, açıklık
ile yeniden yapılanma sözlerini, SSCB’de kamu önünde
yüksek sesle tartışmaya başlar.Rusya, Lenin sonrasi
gelişmelerle ideolojik düzlemde, Stalin sonrası da,
siyasal ve ekonomik boyutta kendi sonunu hazırlamaya
başlamışdı.Gorbaçov’un ifadesiyle “ SSCB uzaya giden
gemiyi yaptı ama Halkın temizliği için sabunu yapamadı”sözleri,
SSCB’yi en iyi tanımlayan cümleler olsa gerekitr.Gorboçav,SSCB
‘nin gelecek de var olması için, açıklık politikası
yanında, devleti yeniden yapılandırma gerektiğini
vurgulayarak, bu konuda çalışmalara girişti.Bu durum,
sıkıştırılan SSCB’de mengenin gevşemesiyle çözülme
reaksiyonu başlattı.
1989
yılında, SSCB’deki genel yumşamadan Türkmenistan’da
nasibini aldı.Türkmenistan hükümeti aldığı kararla,
Türkmen dilini Rusça ile birlikde cumhuriyetin resmi
dili haline getirdi.Bu bağımsızlık yolunda atılan ilk
ve en önemli adım oldu.
TÜRKMENBAŞI
İLE BAĞIMSIZ TÜRKMENİSTAN’A
Küçük yaşta
öksüz büyüyen Saparmurat Niyazov,1980-84 yıllarında
tarih sahnesindeki yerini alır.Bu tarihlerde Aşğabat
kenti, komitesi birinci sekreterliğine yükselen
Türkmenbaşı,1985 yılında bakanlar komitesi başkanlığına,
aynı yılın aralık ayında da Türkmenistan Komünist
partisi birinci sekreterliğine gelir.13 Ocak 1990
tarihinde Türkmenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti
devlet başkanlığına seçilir.
Türkmenistan 27
Ekim 1990 tarihindeki seçimlerle oyların %98.3 alan
Türkmenbaşı SSCB’de seçimle gelen ilk devlet başkanı
olarak, 27 Ekim 1991’de yapılan halk oylmasıyla
Türkmenistan’ın bağımsızlığını ilan eder.
18 Mayıs 1992
tarihinde Türkmenistan yeni anayası kabul edilir.21
Haziran 1992’de bağımsız Türkmenistan devlet
başkanlığına seçilir.Bu arada, Türkmenistan Komünist
Partisi aralık 1991’de, XXV.kongresinde kendini fesh
ederek, yerine Türkmenistan Demokratik Partisi kurulur.
TÜRKMENİSTAN’IN İDARİ YAPISI
Türkmen
Anayası başkanlık sistemini
öngörmektedir.Cumhurbaşkanına geniş yetkiler verir.Cumhurbaşkanı,
bakanlar kuruluna başkanlık eder.Başkan meclis onayına
sunmak üzere kanun yapma yetkisine sahibdir.Başbakan
yardımcıları,bakanlar,belediye başkanları,
valiler,Yüksek mahkeme başkanları cumhurbaşkanınca
seçilir.Başkan gerek gördüğünde meclisi fesh etme
yetkisine de sahibdir.
Türkmenistan’da
yasama gücü cumhurbaşkanı ile birlikde beş yıl seçilen
“Halk Maslahatı” ile “Meclis” tarafından
yürütülür.Önemli kararları halk maslahatınca alınır.
Meclis beş yıllık
çalışma dönemini kapsayan bir şekilde faaliyetlerini
sürdürür.Elli milletvekili vardır.Milletvekilerine başka
işlerde çalışma yasağı getirilmişdir.Türkmenistan
Demokrat partisi ile yerel makamlarca belirlenen
adayların çoğu Türkmen Demokratik partisi
üyesidir.Milletvekillerin % 95’i Türkmen, % 2’si Rus ,%
3’de Özbekdir.Türkmenistanda Demokratik partisi
dışında muhalif, “ Ağızbirlik hareketi” ile “Demokratik
partisi” vardır.
Türkmenbaşı
ülkenin kalkınma hızını sağlayabilmesi için ülkede
istikrarın şart olduğu düşüncesiyle,Türkmenistan’daki
etnik unsurlarla Türkmen kabileleri arasında muhtemel
sürtüşmelere zemin hazırlayıcısı kaygısıyla, çok
partili sisteme sıcak bakmamaktadır.
Sefermurat,ülke
kalkınması için belirlediği “On yıl Refah proğramı(on
yıllık Abadancılık)”uygulamasında çok kararlı olduğunu
görülmektedir.Sefermurat’ın iktidara başladığı ilk
yıllarda Mafia’nın etkinliği “göze göz dişe diş”
denebilecek uygulamalarla önlenmiştir.Hırsızlık
vs.ye halkın önünde uygulanan, sert cezalar sonucu bugün
Türkmenistan diğer BDT ülkelerine göre güven
içindedir.Bu arada gençler arasında mafia kanalıyla,
fazlaşan içki ve uyuşturucu salgını(Afganistan bol
mikdarda uyuşturucu gelmektedir.)önleme çalışmalarıda
devam etmektedir.Türekmenbaşı, Rus hanımla evli
olmasına rağmen iktidara geldiği günden beri hanımını
Moskova’da tutmaktadır.Bunun yanında, işlerini yapmayan
bakanları canlı yayında azarlayıp, görevden alması
alışılmadık, bir uygulama olsa da Türkmenistan halkı
tarafından başkan desteklenmektedir.
Türkmenistan’da
ordunun durumunu da kısaca vurgulamakta fayda
vardır.Millî ordunun kurulmasına öncelik verildiği
görülmektedir.Komuta kademelerindeki, Rus personelin
sayısı giderek azaltılırken, Temmuz 1992’de Rusya ile
yapılan anlaşmaya göre Türkmenistan ordusu iki
devletin ortak komutasında olması
kararlaştırılmıştır.1993 yılında yapılan başka bir
antlaşmayla,Türkmen ordusu ve sınır muhafızlarının
komutası Türkmenlere bırakılmıştır.Türkmen ordusunda
komuta kademesinde, 4500 civarındaki Rusların 1999’a
kadar kademeli olarak azaltılması
kararlaştırılmıştır.Ülke nüfusunun (1995 verilerine
göre 4.5milyon)mevcut coğrafya’ya(488.100km2)göre
az olması, savunmada Türkmenistan’a mecburen Ruslarla
ortak yol takib etmeye itmekdir.
Türkmenbaşı
ilerde doğması muhtemel Rus tehdidine karşılık,
Türkmenistan’ı İsviçre’den sonra Dünya’da ikinci “
Tarafsız devlet” statüsüne getirmiştir.
PETROL ,SİLAH,
PARA VE GÜÇ
On dokuzuncu
yüzyıldan itibaren, dünya siyaset sahnesinde yeraltı
kaynaklarının rolü giderek belirgin bir hal almaya
başlamıştır.Sanayi devrimi sonrası başlayan, yeni
çağın teknik gelişmelerine paralel olarak, kömür,petrol
çağın saygın aktörleri konumuna gelmişler.
Bu aktörlere
sahib olmaya çalışan yapımcılar, onların uğruna
dünya’yı kana boyayan filmleri sahneye koymada
zorlanmamışlar.Kömür için, Fransa ve Almanya, bir ve
ikinci dünya savaşında, Osmanlı devletinin
parçalanmasında bile petrolün sınırları belirlediğini
de görmek mümkündür.(Sykes-Picot antlaşmasında olduğu
gibi)Petrol
için, 20.Yüzyıldaki büyük savaşlar, son olarak Körfez
krizi bu bağlam söylenecek örnekler arasındadır.Denilebilirki;
Yirminci yüzyıl, uluslararası ilişkilerde ana
belirleyici unsur petrol ve diğer yeraltı kaynakları
olmuştur.
Yalta sonrası
dünyanın mevcut güçlerce(İngiltere,ABD ve SSCB)
tarafından nüfûz alanlarına bölünmesinde, yeraltı ve
yer üstü kaynaklarının durumu(petrol,altın,su)önemli
olmuştur.45 sonası dünyanın en zengin petrol
yataklarını barındıran Ortadoğu, önceleri İngiliz ABD
sonraları da ABD’nin sömürge alanı olarak görülürken,
Ortaasya’daki petrol yatakları da diğer ortak SSCB’ye
bırakılmıştır.
1950’lerden
itibaren Ortadoğu’da petrol rezervlerini kontrol eden
suni devletciklerin hemen hepsi ABD kontolündedir.Zaman
zaman (Nasır,Kaddafi,Saddam örneğinde) Arap dünyasının
çıkışları, sömürgeci efendiye bir sonuç almamıştır.
1970’lerde
Araplar ellerindeki petrolü silah olarak kullanmayı
fark etmeleri de sonuçu değiştirmemiştir.1970-80 ve
günümüz politikası, ateş ve barut daima yan yana tutmaya
özen göstermiştir.İki dünya savaşı sonrası Ortadoğu’da
oluşturulan suni devletler, rejimlerini silahla ayakda
tutma bilinçi,”petrol ver ,silah al, iktidarda
kal”söylemiyle devam etmektedir.
Dünyadaki
petrol üretiminin yarısından fazlasını karşılayan
Ortadoğu’da, Körfez krizini 1989 sonrası tek
kutupluluğa geçiş süreçinde ABD’nin dünyanın yeni
efendisi olduğunu göstermek için organize ettiği
bilinmektedir.Burada yine petrolün Saddamla beraber baş
rolü oynadığını görmekteyiz.
1990’ların
dünyasında petrol kontol altına alınmışdır.Silah,para ve
güç ilişkisinde efendilerin elindedir.Kurulan bu
sistemde, ikinci gücün hesablanamayan düşüşü üzerine
onun kontrol ettiği yeraltı ve yerüstü kaynakların
durumu, sistemin geleceğini tehlikeye
düşürmüştür.Günümüz olayları bu sisemin yeni efendinin
isteğine göre dizayn edilme çabalarında başka seyler
değilidr.
İşte bu
dizaynda(Körfez krizi sonrası) Ortadoğu’dan sonra sıra
Ortaasya’ya gelmişdir.21.Yüzyılda buraları kim kontrol
edecek sorusunun cevapları ve hazırlıkları günümüzde
yapılmaya başlanmıştır.
YERALTI ZENGİNİ
YER ÜSTÜ FAKİRİ TÜRKİSTAN
Ortaasya denince
günümüzde petrol ve boru hatlarının ilk önce akla
gelmesi vazgeçilmez bir şartlanma olsa gerekdir.Bu
şartlanmayı bölgenin jeolojik yapısında aramak
lazımdır.SSCB’nin parçalanmasından sonra ortaya çıkan
devletlerde petrol,doğalgaz rezervleri açısından üç ülke
ön plana çıkıyor.Azerbaycan,Kazakistan ve
Türkmenistan.Bu ülkelerdeki mevcut rezervlerin yanında,
bugünkü işletmelerinde geri teknolojiyle, beraber
ortaya çıkan rakamlar, 2000’li dünyasının kaynak
ihtiyaçının yavaş yavaş bu bölgeye kayacağını
göstermektedir.Şimdi mesele buralara kim sahib
olacak.Zira, buraları kontrol eden, 2050-2100
dünyasındaki enerji kaynaklarına da hükm etmiş olacakdır.
AZERBAYCAN
Ortasya’da en
zengin petrol rezervine sahib ülkelerin başında
Azerbaycan gelir.1990 sonrası Azerbaycan’daki iç ve dış
gelişmeler petrolle direk ilişkilidir.Halk desteği ile
iktidara gelen Halk cephesinin lideri Elçibey’in sonu da
petrol boru hatlarında mevcut payı Türkiye lehine
fazla vermesiyle olmuştur.Rus tarafından başı, önce
Karabağ’da Ermenilerle belaya sokulan Elçibey, halk
indindeki itibarı düşürüldükden sonra ardı arkası
yapılan darbeler sonunda, Rus desteği ile Aliyev’i
iktidarı bırakmak zorunda kalmıştır.Kardeş katliamından
çekinen Elçibey’in Nahçıvan’a çekilmesi akabinde, Aliyev
ipleri eline alır almaz,ilk yaptığı iş petrol boru
hatları antlaşmasını istenilen şekilde yeniden
düzenlemek olmuştur.
20 Eylül 1994
tarihinde, Azerbaycan petrol şirketi SOGAR ile 12
yabancı petrol şirketinin 30 yıl süreli antlaşmasında,
ABD şirketleri arslan payını (%60)alırken ikinci payı
Rus Lukoil (%10 )sonra Azerbaycanında verdiği oranla %
15 hatta 20lere ulaşmıştır. Türkiye’ye verilen oran ise
% 6.75 de olmuştur.Aliyev,
topu konsorsiyuma atarak üzerindeki baskıları
hafifletmeye çabalarken, bu seferde baru hatlarının
güzergahı sorunu başlamıştır.Rus tezi ,ABD destekli Türk
tezi tartışmaları
zamanla kanlı boyutlara ulaşır.Çeçenistan’daki savaş,
Gürcistan’da Edward Şevardnadze’ye yapılan suikasd,
Türkiye’deki Bakü ve Ceyhan yolunda hızlanan PKK terörü,
Rusya’ca desteklenen S-300’lerde hep aynı olayın
değişik boyutlarıdır.
Sonuçunun,
1998 sonlarında belirleneceği güzergah yanında, yine bu
yılın sonuna doğru Azerbaycan’daki seçim heyecanı
ülkedeki hesaplaşmayı yine gün yüzüne çıkarmıştır.Elçibey’in
Bakü’ye gelişi,Aliyev’in önce aday olmayacağını
açıklayıp sonra vazgeçmesi Elçibey’in seçimleri protesto
edeceği söylentileri Azerbaycandaki petrolün son
yansımaları olarak karşımıza çıkmaktadır.
KAZAKİSTAN
Petrol
karmaşasında fazla gürültünün olmadığı tek ülke
Kazakistan’dır. Azerbaycan’dan sonra ikinci zengin
rezervlere sahib ülke olan Kazakistan, Türkistan
ülkeleri içerisinde Rusya’nın en fazla asimile edip,
kontolünde tuttuğu memlekettir. Rusya, buradaki güçünü
bugün hala muhafaza etmektedir.Nitekim,Rusya’dan
sonra en fazla Rus nüfusunun yaşadığı Kazakistan’da
ülke yönetiminde Rus tesiri devam etmektedir.Devlet
başkanın yardımcısının Rus olması, Rusya’nın uzay üssü
yanında, önemli nükleer tesislerinin bu ülkede olması
bunun çarpıcı örnekleridir.
Azerbaycan’a
karşılık Kazakistan’daki Rusya’nın etkinliği, Tengiz
bölgesindeki boru hatlarını işletmesindeki
konsorsiyumda da kendini göstermektedir.Konsorsiyum’la,
Kazakistan arasında 1992 yapılan sonra Rusya’nın
baskısıyla, 6 Aralık 1996 yeniden imzalanan antlaşmada,
Rusya’nın payı Kazakistan’ı da dahil edersek % 60’ları
bulmuşdur.Buna karşılık ABD,İngiltere şirketlerinin payı
% 7.5’lerde kalmıştır.Diğer tarafdan, Rusya’nın
Transneft şirketiyle , hem işletici, hem ortak
konumuyla etkinliğinin bariz olarak artığı da
görülmektedir.
Tüm bu petrol
yataklarının Hazar’da olması kavganın merkezinin
burası olacağını görüşü kuvvetlendirmektedir.Bu kavgada
bir başka ülkede dikkati çekmekedir o da
Türkmenistan’dır.
ASYA’NIN DOĞALGAZ
ZENGİNİ TÜRKMENİSTAN
Toplam
yüzölçümünün 4/5’i çöl olan bu ülkede, tarıma
elverişli olan sadece %3’dir.Türkistan ülkeleri içinde
ikinci büyük pamuk üreticisi Türkmenistan’ın esas güçü
yerin altında yatmaktadır.
Azerbaycan ve
Kazakistan’a nazaran petrol konusunda fazla şanslı
olmayan Türkmenistan’ın tüm rezervleri, Hazar denizinin
güney doğu kıyıları arasında yer alan akarsu
havzasındadr.19 tane petrol ve gazyatağı bulunan
Türkmenistan’ın batısında, Kızılkum,Buğdaylı bölgesinde
de 12 tane yatağı mevcuttur.Türkmenistan’ın esas
yeraltı zenginliği olan Doğalgaz, Rusya’dan sonra
potansiyel,rezerv açısında ikinci sırada yer almaktadır.Shatlı,Sovetabad,Naip,Samantepe,Sakar
ve Kotuntepe gaz rezervleri toplam 2700milyar m3
,yıllık üretim 100milyon m3 civarındadır.
TÜRKMENBAŞI’NIN
ÜLKESİNDEKİ FAALİYETLERİ
Türkmenbaşı’nın
diğer ülke cumhurbaşkanlarından farkı halkı ile
bütünleşmiş imajını içeri ve dışarıya vermesidir.Türkmenbaşı’nın
hedeflediği 10 yıllık refah proğramında, gelişme hzını
yakalamış,yeraltı kaynaklarını yerüstü zenginliğe
dönüştürmüş, 21.yüzyılın demokratik,tarafsız Ortaasya
İsviçresini oluşturmakdır.Bu rüyanın gerçekleşmesinde
en önemli unsur petrol ve doğalgazı, en kısa sürede
paraya dönüşterek ülke ekonomisine kazandırmakdır.
Zengin
yeraltı kaynakları yanında Sefermurat, ülke nüfusunun
genç olması gelecek Türkmenistan’ın en önemli
güçlerinden biridir.Bunun farkında olan cumhurbaşkanı
başta Türkiye olmak üzere ABD ve Avrupa ülkerine
gönderilen öğrenci göndermektedir.Sayıları binleri
geçen bu öğrencilerden sadece Türkiye’de için 4binin
civarındadır.Bunların özellikle ekonomi,işletme
,bankacılık okumaya yöneltilmesi ülkenin gelecekde,
serbest piyasa ekonomisine geçiş hazırlıkları
sinyalleri olarak değerlendirilmektedir.
ÜLKE İÇİNDEKİ
GELİŞMELER
Ülkeyi geniş
yetkilerle donatılmış cumhurbaşkanın idare ettiği
Türkmenistan’da bağımsızlık sonrası çalışmalar, ülkenin
biran önce kalkınmasına endekslenmiş durumdadır.
Kalkınmayı sağlayabilmek için memleketin tamamen
seferber edildiği, bir devlet modelinde etnik yapıyı
bozabilecek,sert ekonomik ve siyasi kararları
eleştirecek muhalefet yok denecek kadar azdır.Türkmenbaşı,
On yıllık Refah proğramı kapsamında ülkedeki bu
olumsuz görüntünün kalkacağını inanmaktadır.
Geniş yetkilerle
donatılan Sefermurat iktidara geldiği ilk günlerde yoğun
olarak rüşvet ve Mafia ile uğraşmış.Mafia konusunda
aldığı sert önlemler yol aldığı gibi, rüşvet konusunda
etkin mücadele ettiği görülmektedir.Ülkede tam
manasıyla inşaattan teknolojiye bir kalkınma hamlesi
müşahade edilmektedir.
Öte yandan,
Ruslaşmayan Türkmenlerde geleneksel yapının hala
etkinliğini koruması üzerine, cumhurbaşkanı
Aksakallıların oluşturduğu meclisi sık sık toplayarak
onları dinleyip, on yıllık refah proğramının
eksikliklerini telafi etmektedir.
Türkmenbaşı’nın ülke içindeki en önmeli handikaplarında
biride Ruslardır.Mevcut nüfus içinde, diğer Türkistan
ülkelerine nazaran az olan Ruslar(%6.7),
hala kilit noktalarda görev yapmaktalar.Başkan, bunun
halkda doğurduğu antipatiye en aza indirmek için
özellikle yurtdışından gelen öğrencileri bakanlıklarda
hızla görevlendirerek, Rusların sayısını azaltmaya
özen göstermekdedir.Ayrıca etkili bakanlıklara Türkiye
Cumhuriyeti vatandaşlarını bakan yardımcılıklarına
getirerekRusları
bypasslamaya çalışmaktadır.
Sefermurat
ülkenin refahı için en önemli kaynağı doğalgaz olarak
görmektedir.Tabii bunun yanında, pamuk ve petrol
konusunda yapılan yatırmları unutmamak
gerekir.Özellikle, pamuk ülkede işlenip,dünya
pazarlarına satılmasında Türk işadamlarının hatırı
sayılır çalışmaları vardır.
Kalkınmayı
hızlandıran faktörlerden biride hiçşüphesiz
yollardır.Bu konuda, demiryolları hususunda
Türkemnistan şanslıdır.Ülkedeki yük sevkiyatında
Demiryollarının payı % 80’lerin üzerindedir.Taşınan ürün
bakımından pamuk birinci sırayı alırken, petrol ve
doğalğaz borularla sevk edilmektedir.
Ülkenin
kalkınmasının da motor unsuru konumuna gelecek güç hiç
şüphesiz doğalgazdır.Amaç bunun en kısa sürede, en
fazla boru hattlarıyla, büyük devletlerin rızası
alınarak, dünya piyasalarına ulaştırmaktır.
TÜRKMEN
DOĞALGAZININ DÜNYA’YA ULAŞMA MACERASI
Elinde
işlenmemiş altın,büyük abilerine bunu kaptırmadan
kuyumcuya götürmeye çalışan küçük çocuğun durumu
neyse, bugün Türkmenistan’ın pozisyonuda aynıdır.
Altının kuyumcuya ulaşmasında abilerin çocuğa bakışı
ve yaklaşımlarını tek tek tahlil etmekde fayda vardır.
RUSYA
1920’lerden sonra
Ortaasya’daki özellikle, Türkmenistan’daki güçünü
perçinleştiren Rusya, Yalta konferansı sonrası
kendisine düşen arka bahçesinde düzenleme işlerine
girişir.Bu düzenlemede,bahçıvan Stalin’in uyguladığı
Harmanlama yönetiminden bahsetmek
gerekmektedir.Politikanın özü hiçbir cumhuriyette
mahalli güçler etkin olmayacak, ne nüfusda ne
ekonomide.Önce nüfusun fazla olduğu ülkelerde zorla
göçlere tabi tutularak hiçbir cumhuriyet kendi
memleketinde fazla olamaz.Mevcut nüfusu dengelemek için
bölgeye Rus ve diğer cumhuriyetlerden insanlar
getirilerek suni etnik yapılar oluştulur.Bunun yanında,
tüm ülkeler birbirine ekonomikmen bağımlı hale
getirilirler.Bir cumhuriyetde üretilen mal diğerinde
işlenir.Cumhuriyetler arasında,Rusça ve Ruble’nin
yaygınlaşması yanında, ekonomide mal takası uygulanır.
Yeraltı
kaynakları bakımından zayıf olan batıdaki cumhuriyetler,
doğudaki Türkistan ülkelerindeki petrol ve doğalgazı
borularla, Moskova’nın kontrolünde mal takasıyla
satarlar.(Örneğin Türkmenistan verdiği gaza karşılık
Ukrayna’dan et almaktadır,ortada para yokdur.)Bu
sistemde yolların kesiştiği yer Moskova’dır.
“...Türkmenistan 1996 yılı başlarında sadece doğalgaz
satışından BDT ülkerinde bir milyar dolar alacaklı
çıkmıştır.Bu ülkelerin ödeme gücü olmadığı için
Türkmenistan 1995 yılında doğalgaz üretimini 30 milyar
m3 azaltmak zorunda kalmıştır.Çünkü ekonomik
sisteminin değiştirilmesini finansa edecek kadar gelir
elde edememiştir.Rusya bu durumdan istifade
etmektedir.Piyasanın çok altında olan ve 10 milyar m3
kapsayan fiyatlar üzerinde pazarlık yapmıştır...”
1989’da SSCB’nin
parçalanmaya başladığı sırada, yıkılan sistemde ekonomik
açıdan ençok zararlı çıkan ülke Rusya olmuştur.Bunu
telafi etmek için, çoğu zaman siyasi ve askeri güçünü
kullanmakdan çekinmemektedir.(Azerbaycan’daki Bakü
katliamı ,Çeçenistan’daki savaşda olduğu gibi)Buraların
hala kendisinin sorulduğunu, altını kalın harflerle
çizerek dünya’ya göstermektedir.Rusya ,21.yüzyılda var
olmak istiyorsa Ortaasya’yı gözden çıkarmamaktadır.
Bu bağlamda
Türkmenistan’a gelince, Rusya’dan sonra BDT(Bagımsız
Devlet Topluluğu) içinde ikinci büyük doğalgaz zengini
olan ülkenin doğalgaz borularının hepsi Rusya’dan
geçmektedir.Rusya’ya giden gazlar Türkiye vs. ülkelere
zaman zaman Rus gazı olarak satılmaktadır.Bu ticaretten
en çok zararlı çıkan ülke hep Türkmenistan
olmuştur.Bugün hala Ukrayna,Moldavya’ya ,Rusya’ya
sattığı gazların parasını Türkmenisan alamamıştır.
Değişen
dengelerde, değişmiyen tek şey Rusya’nın Ortaasya’daki
güçüdür.21.yüzyılda bu bölge üzerine yapılacak
politikalarda Rusya daima hesapa katılmak
zorundadır.Nitekim, bunun ilk sinyalleri, Azaerbaycan ve
Kazakistan petrolleri ve boru güzergahının tesbiti
konusunda, Çeçenistan devlet başkanıyla, Gürcistan
başkanı Edward Şevardnadze’ye yapılan suikasdlarda
açıkça göstermiştir.
Bu kadar
acımasız yapılan savaş karşısından Sefermurat’ın gaz
boruların güzergahı konusunda Rusya’dan aykırı politaka
gütmesi beklenemez.
Türkmenistan
ordusunun kilit noktalardaki Rusların yanında, ülkenin
etkin konumlarındaki Rusların olması Türkmenbaşı’nın
Rusya’ya paralel bir politika izlemesini de
zorlamaktadır.
ABD
90’lı yıllardan
sonra dünya’nın tek gücü konumuna gelen ABD,
Ortaasya’nın bakir zenginliklerine adım adım sahib
olurken, Rusya’yı ürkütmemeye özen göstermektedir.Şu
anda ABD ve Rusya, Azeri ve Kazak petrollerine
kilitlendiklerinden Türkmenistan’ın poziyonu rahat
gözmektedir.19.Yüzyıldaki Bağdat-Berlin demiryolu
projesinde görülen devletlerin mücadeledisinin aksine,
20.yüzyılın son on yılındaki petrol kavgasında,
devletlerin geri plana çekilip, şirketlerin ön plan
geçdiklerini görmekteyiz.Devletler bir manada kaçak
dövüşnekteler.ABD bölgede direk varlığını hissettirmek
yerine zaman zaman taşeron olarak kullandığı Türkiye’yi
daima yedekde tutarak,Ortaasya’da çalımlar atmaya devam
etmektedir. (Son zamanlarda İsrailinde aynı politikaya
güderek,Türkmenistan’la yakınlaşmakda olduğu
görülmektedir.)Niye böyle bir yol takipi sorusuna
verilen cevap Ortaasya’daki kan bağı yanında,
komünstlerin izlerinin hala belirgin olmasıdır.
ABD, Ortaasya
politikasında Rusya her zaman vardır.Her ne kadar SSCB
yıkılmış olsa da Rusya’nın sıradan bir ülke konumuna
indirilmemesi gerekmektedir.Nitekim,G-7 artı 1 ile Rusya
içlerine dahil edilmesi bunun bir uzantısıdır.Çünkü onu
orda yok saymak, Ortaays politikalarının ölü doğması
demektir.Bu amaça paralel olarak ekonomik,siyasi ve
askeri olarak Rusya’nın yeri dolduralamaz.Burada üstün
olan ABD ,güçlü Rusya yerine, kontrol altında tutulan
Rusya’yı daima tercih etmektedir.O yüzdendirki, ABD ve
AB, Yeltsin’in her tavrını destekleyip, kredi
musluklarını sonuna kadar açık tutmaktadır.
Rusya yanında,
ABD’nin Ortaasya’da hesapa katması gereken bir diğer
güçde İran’dır.Humeyniyle beraber yolları ayrılan, iki
eski dost şimdi iki azılı düşman konumunda olsalarda
Ortaasya’da kontrollü bir politika izlendiği
görülmektedir.Özellikle, sınırdaş olması hasebiyle,
İran Türkmenistan’a karşı daha tavizkar bir politika
izlemesi ABD’nin Ortaasya’daki etkinliğini azaltmaya
önelikdir.
Türkmenbaşı’nın
dış politikasında, özellikle enerji politikasında,
gerçekçi bir çizgi izlediği görülmektedir.Türkmenistan
ilerlemesi için mutlaka doğalgazı satmak zorunda ve
bunu yaparkende, mutlaka büyüklerin izinini almak
gerektiğini, onlara belirli paylar vermek zorunda
olduğununda farkındadır.
Nitekim,
Türkmenbaşı’nın 21 Nisan 1998’de ABD’ye yaptığı
çalışma ziyaretinde, gerek başkanla yaptığı görüşmede,
gerek John Hopkins üniversitesinde ve diğer bazı
üniversitelerde yaptığı konuşmalarda, ABD’nin bölgedeki
etkisini belirterek, doğalgaz için bir manada geçiş
vizesini almaya çalışmıştır.
TÜRKİYE
Yıllarca SSCB’nin
yıkılmayacağı üzerine poitika yapan Türkiye ülkenin
yıkılışıyla, tam bir saşkınlık yaşamıştır.Paniki
üzerinden attıkdan sonra oluşturulmaya çalışılan,Ortasya
politikası bir ara Özal’ın şahsı ile götürülmeye
çalışılmışsa da sonra içi doldurulmayan “Çin seddinden
Adriyatike”söylemiyle idare edilmektedir.
Türkeye ilk
zamanlarda Abi edasıyla yaklaştığı Türkistan’a
günümüzde itibarını kaybetmiş, bir abi görüntüsü
çizmektedir.Bu abilik yıllarında Türkiye ve
Türkmenistan özellikle, ekonomik ilişkileri geliştirme
aşamasında etkin işbirliğine girdiklerini
görüyoruz.Nitekim,Türkmenistan’ın güneyinde Souvetabad
ve Dovuletanbat sahalarında üretilen doğalgazın,
Türkiye’de kaynak çeşitlemesi ve 2000’li yıllarda
oluşacağı tahmin edilen doğalgaz açığının karşılanması
amacıyla, İran üzerinden boru hattıyla Türkiye’ye
taşınması amaçlanan çalışmalara başlanmıştır.Bu gaye
ile 7 kasım 1990’da işbirliği antlaşmasıyla, gazın kağıt
üzerindeki macerası akabinde Aşgabat’ta imzalanan
“Türkmenistan’dan Türkiye’ye doğalgaz gönderilmesi
antlaşmasıyla devam etmiş.Bunu, 4 Ağustos 1993’de
Türkmengaz-Botaş antlaşması,sonunda 19-21 haziran
1994’de Saparmurat’ın Türkiye gezisinde imzalanan
mutabakat zaptının 6.maddesinde gaz konusu
antlaşmalardaki yerini almışdır.
Yapılan tüm bu
antlaşmalara karşı, Türkiye şimdiye kadar elle tutulur,
somut bir adımı hala atamamıştır.Nitekim,bunun farkında
olan, Türkmenistanlı bir yetkili “aynı kandan gelen
farklı ülkeyiz” diyerek abiliğimizin bittiğinin altını
çizerek başka alternatiflerde yeşil ışık
yakmaktadırlar.Türkiye son olarak doğalgaz konusunda,
1997 senesinde Refahyol hükümeti zamanında Erbakan’ın
şaşalı doğu seferinde ABD’nin tepkisi üzerine İran
güzergahını zorlaması hükümetin sonunu
getirmiştir.Yalnız bu adım karşısında, Türkmen
doğalgazının İran üzerinde Türkiye’ye oradan da
Avrupa’ya pazarlanması hususunda boruların biran önce
döşenmesi için atılan somut adımlar Türkiye’de iç
buhranı hazırlamıştır.
Bakü-Ceyhan
hattında olduğu gibi,Türkmen gazı konusunda da ABD topu
İran’a vermeyeceği açıkdır.Nitekim,Bill Clinton’un özel
temsilcisi büyükelçi Morningstar’ın
Türkmenistan-İran-Türkiye hattı için “asla
gerçekleşmeyecek” demesi gayet manidardır.ABD’nin
Azeri petrolü konusunda desteklediği Türk tezi, Bakü-Ceyhan
hattını Türkmen doğalgazının İran’dan geçirilmesi
kousunda karşılıklı koz olarak kullanması Türkiye’yi zor
duruma sokmaktadır.Bunun yanında, İran’la imzalanan
doğalgaz antlaşmasında Botaş’ın belirlenen 1999 kadar
projeyi bitirememe riskine karşı, İran’ın devreye girme
hazırlıkları da göz ardı edilmemektedir.
İRAN
1979’lara kadar
ABD’nin Ortadoğudaki “en sadık” müttefiki olan İran
,Humeyni rejimiyle beraber, iki düşman ülke konumuna
geldiler.Bu iki düşman ülkenin ilişkileri Hatemi’nin
cumhurbaşkanlığıyla, yumşama süreçine girdi.1998’de
Fransa’daki dünya şampiyonasındaki, İran-ABD maçı en
fazla seyredilen maçda olsa da, vitrinde başlayan
ilişkiler ticari bağlamda vitrin gerisinde sürdüğü
bilinmektedir.
İran’ın
Ortaasya’daki faaaliyetlerine bakarsak devrimi ihraç
etmeye çalışan bir ülke potresi yanında, ekonomik
çıkış yolları arayan ülke yönü daha ağır
basmaktadır.İran ırkı olarak sadece Tacikistan’la olan
bağlarını sürdürsede Türkmenistan Ortaasya açılımında
sınır komşusu olarak daha etkin
pozisyondadır.Türkmenistan’a 200 km uzaklıkdaki Meşhed
şehri bavul ticaretindeki etkinliği yanında, İran’ın
Türkmenistan’da Türkiye’den sonra en fazla şirketi (27)
olması da ilişkilerdeki ticari boyutu göstermektedir.
Bunun yanında
İran, imzalanan Türk,İran, Türkmen doğalgaz projesi
paralel olarak, Türkmen İran demiryolu, hızla
bitirilmesinde aktif rol oynamıştır.Doğalgaz ve
petrol konusunda son günlerde, Ruslar tarafından
kaşınan Hazar’ın statüsü konusunda İran’la Türkmen
politikası tezat oluşturmaktadır.İran, Rusya’nın görüşü,
Hazar’ın göl olduğu ve beş kıyıdaş olmayan ülkelerin
dışarıda tutulmasını istemesi manidardır.Öte
yandan, İran’ın zaman zaman Türkmenistan’dan yana tavır
aldığı da gözlenmektedir.
TÜRKMENİSTAN’IN
GELECEĞİ DOĞALGAZIN ÇIKIŞINDA
Türkmenistan
coğrafi ve siyasi sınır ülkelerin gaza bakışları,
muhtemel ihtimallerin tahlil ettikdikden sonra
Türkmenistan’ın uyguladığı ve düşündüğü projeler
değerlendirmekde fayda vardır.
Türkmenbaşı ve
Türkmen halkı şunun farkındalar;“Ne zaman genç
eğitilmiş nüfusla,yeraltı zenginliğini yerüstü
zenginliğine transfer ettiklerinde ülkelerine
“Abadancılığın” refahın o zaman geleceğine”inanmaktalar.Bu
refahın gerçekleşmesi için mutlaka eldeki kaynakları
takasla değil, nakit paraya dönmesi gerekmektedir.Peki
bu nasıl olacakdır.Bu soru bugün Türkmenistan’ın millî
bir sorunudur.Bu mesele çok dikkatli izlenen
politikalarla, akılcı işlemlerle çözümlendiği
görülmektedir.Türkmenbaşı gazın dünya pazarlarına
çıkışında Rus ,ABD,Türkiye ,İran kartlarını ve
güçlerini çok iyi bilmektedir.
Türkmenistan’ın
bu ülkelere karşı izlediği politika Rusya’yı hiçbir
şekilde gözardı etmemektir.Ordusundan ,devlet yönetimine
kadar etkin olan Rusya’nın güçünü bilen Türkmenbaşı,
aynı zamanda eski bir kominsttir.Rusya’yı gaz konusunda
mevcut borulardaki çıkışı bozmadan götürmek
taraftarıdır.Rusya’nın tekrar eski güçüne kavuştuğu
vakit askeri olarak dayanma güçü sınırlı olduğundan ,
ülkesini siyasi yollarla korumayı tercih ederek,
Türkmenistan’ı İsviçre modeli gibi”tarafsız ülke”
konumuna getirmiştir.Türkmenistan, gaz konusunda bir
manada, Rusyadaki hatları koruyarak,belki fazla revize
etmeden, parasını isteyerek sürdürmek zorundadır.Bunun
yanında, Türkmenistan Rusya’yı dengelemek için ABD’ye
karşı tavizkar bir politika izlemeye çalışmaktadır.
Temelde, Doğalaz
konusunda Türkmenbaşı, gazı dört bir yandan ve en kısa
yoldan Dünya pazarına çıkarma çabasındadır.Japonların
Çin üzerinden gazı geçirme projeleri,yanında Pakistan’la
imzalanan ve uygulama aşamasındaki 20 milyar m3
doğalgaz antlaşması,İran-Türkmen-Türk projesi ile
birlikde İran üzerinden Basra körfezine inme yolları
hep bu düşüncenin uzantısıdır.
Gazın dünya
piyasalarına en ucuz ulaşma güzergahı coğrafi olarak
İran olarak gözükse de(Basra yoluyla),ABD’nin buna
sıcak bakmadığından en zor yol olmaktadır.Buna karşılık
işin içine Türkiye’de katılarak kan bağı yanında,
ekonomik bağla, ABD’yi hoşnut etme niyetide perde
gerisinde sezilmektedir.Türkmenistan, doğalgazının en
büyük çıkış güzergahı İran ,Türkiye hattı hala
önemini korumaktadır.
Bununla
beraber, Türkmenistan,Afganistan üzerinden Pakistan’a
ulaşacak 2 milyar dolar maliyetli boru hattı projesine
de güvenmektedir.Afganistan’da Taliban’ın tamamının
ülkeye hakim olma ihtimalinin giderek artığı bu aşama
da, tüm Asya ülkelerinin paniklediği durumda,
Türkmenistan’ın Taliban’ın doğalgaz hattını tehdit
etmediğini söylemesi de manidardır.
Tabii burada Taliban’ın arkasındaki ABD ve Pakistan’ın
etkinliğinin Türkmenlerce bilindiği görülmektedir.
GELECEK
TÜRKMENİSTAN’IN
21.yüzyılın en
zengin ülkelerinden biri olmaya aday Türkmenistan’ın
bunu gerçekleştirmesi için, bugünden uyguladığı isbatli
politikaların sonuç vereceği görülmektedir.
Güçlü
Türkmenistan için, genç olan nüfusun dünya’yı tanıması
ve iyi öğretilmesi gerekmektedir ki, bu gayet planlı
(istismar olsada) bir şekilde devam
etmektedir.Yurtdışına giden çocukların ülkelerine
dönmeleri ve vakit kaybetmeden devlet yönetiminde etkin
hale getirilmekdedir.
Ülkedeki Rus
nüfusu giderek azalmaktadır.Ama, Ruslar hala ordu ve
yönetimde söz sahibidirler.Türkmenistan, geleceği için
Rusları kızdırmadan ,kademeli olarak özellikle, ordu
ve ekonomi de kendi insanına
güvenmelidir.Nitekim,çalışmalar, bu yöndedir.
Ekonomi de
yabancı yatırımlar teşviki yanında, Türkmen özel
sermayesinin oluştrulmasının önü yavaş yavaş
açılmalıdır.
Doğalgaz
konusunda tek boru hatlı projeler yerine, birden fazla
alternatifi olan, yabancı yatırmcıları cezbedici
çalışmalar yapıldığı görülmektedir ki doğrusu da budur.
Gaz yanında,
petrol ve özellikle pamukda tekstil sanayindeki ciddi
yatırımlar Türkemnistan’ın geleceğini güven altına
aldığı görülmektedir.
Sonuç olarak
Rusya’nın tekrar eski güçüne gelince, Türkmenistan’a
olan ilgisinin birden bire sert bir biçimde artacağı
düşünüldüğünde, bağımsız güçlü Türkmenistan’ın
oluşturulması için ekonomik gelişmişliğe paralel
olarak,eğitilmiş insan gücüyle, tüm doğalgaz boru
hatttı projeleri hızlı bir şekilde hayata geçirmek
zorundadır.
Unutulmamalıdır
ekonomik güç siyasi ve askeri güçü beraberinde
getirecekdir.
|