Türkiye'de Irkçılık -Turancılık Konulu Bir Doktora Tezi Türkçülerin Faşist Taklitçi Oldukları İddiası

Prof. Dr. R.Oğuz TÜRKKAN

 

Bundan oncekı yazımda, Boğaziçi Üniversitesi'nde Günay Göksu Özdoğan'ın "The Case of RacismTuranism: A Radical Variant of Turkish Nationalism" adlı doktora tezini incelerken "İlmî bir araştırmaya taraflı yaklaşım doğru mu?" sualini sormuştum.
Bu îngilizce yazılmış araştırmanın 1931-1944 bölümüne gelince, bu şüphemin daha da arttığını gördüm. Belki en önemli belirtisi, sayın Özdoğan'ın "Faşist" etiketini Türkçüler hakkında bol bol kullanışıdır (özellikle Atsız'a, sah. 214; benim hakkımda sah. 342, ve Emine Işınsu'yla İskender Öksüz'ün yayınladıkları 'Töre" dergisini "Türkçü Faşist yayın" diye takdim edişi: sah. 391).
1938-1939'da çıkardığım Ergenekon dergimi pek iyi incelemiş kullandığım çeşit çeşit müstear (takma) adların bile bana ait olduklarını uslübundan farketmiş ama, her sayısında "Faşizm Tehlikedir!" başlıklı makalelerimi görmemezlikten geliyor. Ve bu dergiye de "Façist" damgası basıyor! Ergenekon'un o zamanki hükümetçe, "Alman dostluğunu zedeleyen yayın" gerekçesiyle 4. sayıda kapatıldığını da bilmezlikten geliyor.
Atsız'ın eğitim hakkındaki görüşlerini naklederken, "Nazi eğitim rejimiyle aynı" iddiasında bulunuyor (sah. 200 ve ötesi). Tabiî ben de bu görüşteymişim. Atsız'ın Komünizm aleyhindeki yazılarından sonra, 1943'de yayınlanan "Kızıl Faaliyet" kitabımı "esas kaynak" diyerek ele alıyor ve şu hükmü veriyor: "0 dönemin en aktif Türkçüsü Reha Oğuz Türkkan, faşist, mantıksız "irrational" kelimesini kullanıyor bir komünizm düşmanlığı sergiliyor" (sah. 228, 230 ve ötesi).

TÜRKÇÜLÜK FELSEFEDEN YOKSUNMUŞ

Bu kişi (Günay Özdoğan'ın kız mı, erkek mi olduğunu öğrenemedim), 1940'da yayınlanan "Türkçülüğe Giriş" kitabımı da faşizan olarak eleştiriyor. Kafasını, oradaki antropolojik araştırmalarıma takmış, fakat sah. 232, 233'de, Nadir Nadi'yi hedef alarak, Nazizmin ve Alman rejiminin propagandasını yapmanın vatana ihanet olabileceğini yazdığımı sanki görmemiş! Aynca, Türkçülüğün, Ziya Gökalp hariç, hiç felsefî, sosyal ve ilmî doktrin yanı olmadığını iddia ediyor (sah. 245). Türkçüler hep şiirle, sloganla, tarihle meşgulmuşlar.
Çelişkiye düştüğünü farketmeden (sah. 248), Atsız'ın Gustave Le Bon, benim de Gobineau'nun sosyal doktrinlerini takip ettiğimizi (sah. 254), 1939 tarihli "Dört İçtimaî Mesele" kitabımda sosyal konuları işlediğimi, "Türkçülüğe Giriş" (1940) kitabımda ise, Gökalp'tan sonra "ilk doktrin eseri" olma iddiasıyla ilmî yaklaşıma kalkıştığımı küçümser bir havayla yazıyor (1946 tarihli "İleri Türkçülük" kitabımı ise atlıyor).
1990'da yazılan bu doktora tezi, bibliyografyasında 1988'e kadar birçok kaynaklara atıf yaptığı halde, Ayhan Tuğcugil'in çok esaslı bir doktrin çalışması olan "Türk Milliyetçiliği Fikir Sistemi" kitabını (1977) görmemiş veya görmek istememiş. Peyami Safa'nın ''Millet ve Insan" ve "Türk înkılabına Bakışlar" (1938), Mahmut Esat Bozkurtun "İnkılap Tarihi" (1940), Mehmet İzzet'in "Milliyet Nazariyeleri ve Millî Hayat" (1969, yeni baskı), Remzi Oğuz Ank'ın "Coğrafyadan Vatana" (1969), Sadri Maksudî Arsal 'ın "Milliyet Duygusunun Sosyolojik Esasları" gibi pek çok Türkçü yayını kaynakçasına bazılarını aldığı halde Türk Milliyetçiliğini temelsiz, doktrinsiz, ilmî temelden yoksun görmek, bir doktora çalışmasına hele bu derece geniş çaplı bir araştırmaya yakışmaz.

NURİ PAŞA'NIN ALMANYA MACERASI

Nuri Killigil (Enver Paşa'nın kardeşi Nuri Paşa) hakkında da yanlı bir tutum göze batıyor (sah. 172, 178, 179).
I. Dünya Savaşı'nda Hitler Almanyası zaferden zafere koşarken ve Sovyet Rusya içerlerine girerken, Kızılordudan milyonlarca esir almışlardı. Bunların arasında onbinlerce Türk de vardı (Azerîler, Özbekler, Kazaklar... v.b.). Berlin'in Dış İşleri Bakanlığının "Doğu Toprakları" sorumlusu Rosenberg, bunları ünlü bir lider altında organize edip Ruslara karşı sürme planını Bakanı Ribbentrop'a ve Hitler'e kabul ettirmişti. Buna en uygun kumandan olarak, 1. Dünya Savaşı sonunda Bakü'ya giren ve "Turancı" Enver Paşa'nın kardeşi olan Nuri Paşa'yı düşünmüşlerdi. Paşa, Berlin'e çağnldı ve müzakereler başladı.
Yanlı araştırmacılar bu tarihî olayı burada durdururlar bir filmi yarıda kesmek gibi. Ve demek isterler ki "Türkiye'de Türkçüler Nazilerle işte böyle işbirliğine girmişlerdi." Bunu vaktiyle Uğur Mumcu yapmıştı. Şimdi doktora tezinde de bu taktiği görüyoruz. Oysa hikayenin devamı var. Bunu bilmeme sebep, rahmetli Nuri Paşayla o 1940'lı yıllarda tanışıklığımdı. Paşanın Berlin'e gitmesiyle dönmesi bir olmuştu. Konuyu takipte kararlıydım, çünkü Cumhuriyette "askerî" yazılar yazan ve Nazi ordularının adeta propagandasını yapan H. Emir Erkilet Paşa'dan şüpheleniyor ve onun bir Nazi "Beşinci Kolu" olmasından korkuyordum. Nuri Paşayla onun "Silah Fabrikasında" (daha sonra infilak eden ve onun da orada vefatına sahne olan yerde) buluştuk. Bana Alrnanlarla konuşmalarını anlattı. Hitler'in ve Ribbentrop'un talimatıyla Rosenberg, kurtulacak Türk yurtlarına bağımsızlık verileceğine dair hiç teminata yanaşmamış. Paşa, bu ordunun başına geçme şartı olarak, Türk yurtlarının Alman sömürgesi olmayacağına, bağımsızlıklarına saygı gösterileceğine dair garanti verilmesini ve dünyaya ilan edilmesini istemiş.
Rosenberg ve daha sonra görüştüğü Ribbentrop "Şimdi sırası değil, hele işe girişin, Sovyetler yenilsin, o zaman düşünürüz" gibi kaçamaklarla onu oyalamaya kalkınca Nuri Paşa işi orada kesip Türkiye'ye dönmüş. Nitekim Nuri Killigil hiçbir zaman öyle bir görev almadı.
O "yarım hikaye" yi Uğur Mumcu yazdığında, bildiklerimi Cumhuriyet'e yollamıştım. Yayınlamadılar, ben de Tercüman'a verdim. İşte aynı gerçeği saklama taktiği doktora tezinde karşımıza çıkıyor.

3 MAYIS OLAYLARI

23 Türkçünün 3 Mayıs 1944 olaylarından sonra tutuklanıp "IrkçılıkTurancılık Davası" haline dönüşmesi doktora tezinde büyükçe bir yer işgal ediyor. İsmet İnönü'nün tek parti rejiminin Türkçülere darbe vurma girişiminin sebeplerini (Sovyetleri memnun etmek, iç muhalefeti sindirmek.. v.b.) az çok doğru tesbit eden Özdoğan. bunlara ilaveten İnönü'nün Türkçülük aleyhtarlığını ve daha başka şahsî sebepleri herhalde bilmiyordu; bibliyografyasında kayıtlıysa da, herhalde "Tabuduktan Gurbete" (1974) kitabımı dikkatle okumamış. Gene de, "darbe teşebbüsü"ne pek inanmaması ilginç (sah. 190).
Eleştirilmesi gereken şey, tez yazarının bu davayı Türkçülerin "faşist-şovinist" olduklarını iddia edip duran şaibeli savcı Kazım Alöc'ün iddianamesini bol bol kullanırken (sah. 38 ve ötesi) bizim savunmamızdan hiç sözetmemesidir. Belge, bulmak isteseydi, yeterince vardı (savunmam 367 sahife tutmuştu;"Tabutluktan Gurbete" kitabımda, rahmetli Türkeş'in, Nejdet Sançar'ın ve daha pek çoklarının hatıralannda savcının iddiaları çürütülüyordu).

HALKA DÖNÜŞ VE MİLLYETÇİLİK

Doktora tezinde Türk Milliyetçiliği, sosyolojik açıdan ikiye aynlıyor: ''Assimilationist"ler ve "Revivalisfler (sah. 315). Birinciler gene tezin iddiasma göre "Kemalist" felsefeyi, diğeri de "Türkçülüğü" temsil ediyorlarmış. Türkçüler geçmişe yönelik, eski günleri diriltme sevdasında olup, günün gerçek sorunlarıyla ve geleceğin dünyasıyla ilgisizmişler.
Siyasete girmiş, gönüllü kuruluşlarda çalışmış Türkçülerin hedefleri ve kendi bibliyografyasında yer alan "İleri Türkçülük" (1946) kitabım bu iddianın ne kadar asılsız olduğunu gösteriyor.
Türkçülerin "halka dönüş" edebî cereyanlarını ve Atsız'ın 1930'larda Anadolu halkına yönelik yazılarını farketmiş olan Özdoğan'a, hissettiğim solcu kimliğine uygun olarak bunların hoş gelmesi gerekirdi.
Araştırmada sözü edilmeyen bir örnek daha var: Köylü davasını ele alarak Bozkurt'un 2. sayısında (1939'da) yazdığım bir yazı dolayısıyla dergimizin kapatılması ve bir yıllık yargılanma sonunda beraatim de, Türkçülerin sadece Turancılık peşinde olmadıklarının delilidir Ama tezin yazarı, bu halka yönelik faaliyetlerimizi bile, Almanların (Herder v.b.) "Volkish" cereyanına bağlıyor (sah. 274).

TEZDEKİ DİĞER HUSUSLAR

463 sahife tutan bu doktora tezı hakkında daha söylenecek çok şey var. Bir kısmı benim yakından takip edemediğim 1950-1970 yıllarına ait:
Türk Milliyetçiler Demeği ve diğerleri gibi. Buna, 382, 383, 389, 406 v.s. sahifelerinde adı geçen kardeşimiz Altan Deliorman cevap verebilir. Başka araştırmacılar da çok şeyler bulacaklardır.
Tezin son sahifelerine geldiğimizde, Günay Özdoğan'ın vardığı sonuç ifadesi ilginç: doktora tezini yazdığı 1989-1990'daki dünyanın durumuna bakıyor ve dağılma noktasına gelmiş olan Sovyetlerin içindeki farklı halkların özerklik (selfdetermination) nin dengeli bir yapı olduğunu yazıyor. Sovyetlerin sarsılmasıyla Türkiye'de "Türkçülerin şovinist tutuma" girdiğini, pantürkizmin milliyetçiliğe ters düştüğünü, Sovyetlerdeki dar selfdetermination'un daha doğru olduğunu beyan edip noktalıyor.
Bibliyografyasında doğrusu çok çeşitlilik bulunmakla beraber, 1930-1970 arası Marksist yazarların hemen hepsinin mevcut oluşu dikkate değer.
Son söz olarak, 1991'de Ege Üniversitesi'nde Cansever Tanyeri'nin "II. Cihan Harbi sırasıda Türkiye'de Milliyetçi Akımlar" tezinin de incelenmesini tavsiye ederim. Taraf tutmadan, Türkçü akımın nasıl inceleneceğinin, nasıl bilimin sınırları içinde gerçeklerin bulunabileceğinin güzel örneğidir. Dr. Günay Göksu Özdoğan'a da tavsiye ederim.