|
Amerikalı
soykırımı tarihçisi Guenter Lewy Aksiyon’a önemli
açıklamalarda bulundu. “Soykırımı kararlarının hukuki
bağlayıcılığı yok.” diyen Lewy’e göre, Osmanlı’da
bırakın Ermeni soykırımını, bunun niyeti bile yoktu.
“Tarihi parlamentolar değil, biz yazacağız.” diyen Lewy,
Ermeni soykırımı kararlarının Türk milliyetçiliğini
kabartmak için ortaya atıldığını ileri sürüyor.

Soykırımı alanında Amerika’nın önde gelen
akademisyenlerinden biri olan Prof. Dr. Guenter Lewy,
“Osmanlı Türkiye’sindeki Ermeni Katliamları: Tartışmalı
bir Soykırımı-The Armenian Massacres in Ottoman Turkey:
A Disputed Genocide” isimli kitabıyla Ermeni soykırımı
iddialarının çürük delillere dayandığını ortaya koydu.
Üstelik bunu Avrupa Birliği ülkeleri ve ABD başta olmak
üzere 17 ayrı ülkenin parlamentosunda soykırımı tanınsın
karar arı açıklanırken yaptı. Kuşkusuz Lewy, 1915’te
yaşananlar ve Anadolu’daki Ermeni olaylarıyla bugün
ilgilenmeye başlamadı. 52 yıllık akademik hayatını
soykırımı araştırmalarına adayan bir bilim adamının
belgeler üzerinden ortaya koyduğu tespitler tartışma
platformlarına daha yeni yeni taşınıyor. Massasuchets
Üniversitesi siyaset bilimi öğretim üyesi Guenter
Lewy’nin, kitabında ulaştığı sonuçlar başta Ermeni
diasporası olmak üzere tarihçiler arasında tartışılmaya
devam edecek. Ancak onun da dediği gibi “Tarih bilim
adamlarının mutabakatı ve belgelerle yazılacak,
parlamentoların kararlarıyla değil.” Gazi Üniversitesi
ve Avrasya Bir Vakfı’nın davetlisi olarak ikinci kez
Türkiye’ye gelen Lewy ile Ankara’da Estergon Kalesi’nde
kitabını ve Ermeni soykırımı iddialarını konuştuk.
-Kitabınızdaki temel iddia nedir?
Soykırımının ne olduğu ya da olmadığı değil önemli olan.
Benim amacım soykırımı neydi ne değildi sorusuna
girmeden; neden, niçin ve nasıl 1915 olayları oldu bunu
ortaya koymak. Bu trajik olayları böyle daha iyi
anlayabiliriz. Son kitabım bu iddiaları ortaya koymak
adına yapılmış bir başlangıçtır.
-‘Soykırımı merkezli tartışmalar’ yerine olayların ve
ölümlerin sebeplerine yönelik inceleme ve araştırmaları
tavsiye ediyorsunuz. Neden?
Olayı kategorilere ayırmak en büyük hata çünkü.
Kategoriler yerine olayın kendisini anlamak lazım.
Neden, niçin ve nasıl oldu? Bu soruların cevabı
verilmeden olayı bir kategori içine sokmak kesinlikle
doğru değil. Soykırımı kavramı olayı anlamamıza yardımcı
olmuyor. Tam tersine, fikir alışverişini ve karşılıklı
görüşmeleri önlüyor. Çünkü soykırımı kavramına takılan
kimse hadisenin neden, niçin, nasıl olduğu üzerinde
durmuyor. Oysa asıl önemli olan bu. Bir başka tabirle
soykırımı kavramı olayı anlamamızın önündeki en büyük
engel. Eğer biz bunu bir tarihsel olay olarak ele
alırsak, bu hem Türk hem Ermeni tarafının birbirlerini
ve yaşananları daha iyi anlamalarını sağlayacak sonuçlar
doğuracak.
-Hangi devletlerin arşivlerini inceleme fırsatı
buldunuz?
Amerikan, Türk, Alman, Rus, İngiliz arşivlerini gördüm.
Ermeni arşivlerine de ulaşmak isterim tüm detaylarıyla.
Taşnak arşivleri çok önemli. Tarih araştırmaları tek
belge üzerinden yapılmaz zaten, kesinlikle kıyaslamalar
yapılmalı.
-Birinci Dünya Savaşı sırasındaki Ermeni ölümlerinin
Osmanlı hükümetince önceden planlanmış ve kasıtlı
katliamlar olduğunun kanıtlanmadığını makalelerinizde
yazıyorsunuz. Genel hatlarıyla bunun için delilleriniz
nelerdir? Osmanlı’daki yer değişiminin (tehcir)
soykırımı olmadığının bazı somut delilleri var.
Bunlardan biri İstanbul, İzmir, Halep’teki Ermenilere bu
olaylar sırasında dokunulmuyor. Bu Hitlerin Berlin ve
Münih’teki Yahudileri rahat bırakması gibi bir şey. Bu
mümkün mü? Eğer soykırımı olsa buradakiler de yok
edilirdi. İkincisi -ki bazı Ermenilerin yeni yeni
tartıştığı bir konu bu- Osmanlı Hükümeti’nin Ermenileri
ölüm yolculuğuna çıkardığı söyleniyor. Yolculuk zordu,
şartlar zordu. O dönemde ulaşım imkanları son derece
sınırlıydı ama mali imkanları olan Ermenilere
demiryolunu kullanma imkanı tanındı. Yani burada amaç
Ermenileri öldürmek, yok etmek değildi. Öyle olsa
bunlara izin verilmezdi.
-Bu yönde başka deliller var mı?
Soykırımı için gereken planın olmadığını gösteren bir
başka delil ise göç ettirilen Ermenileri korumak için
jandarmanın görevlendirilmesi ve bunların görevlerini
yapması. Bazı jandarmaların başlarındaki komutanlardan
dolayı saldırgan olduğu, olumsuz sonuçların çıktığı da
vaki. Çerkezler ve Kürtlerin konvoylara saldırması,
jandarmayla işbirliği yapması gibi şeyler var. Bu açıkça
Osmanlı merkezî otoritesinin bir planının olmadığını,
ama yerel koşullara göre Ermenilere farklı muameleler
yapıldığını ortaya koyuyor. Ana hatlarıyla bu üç delil
soykırımı niyetinin bile bulunmadığını gösteriyor.
-Tehcir ya da soykırımı iddiaları tartışılırken en çok
rakamlar gündeme geliyor. Sizce 1915 olaylarında
ölenlerin sayısı gerçekte nedir?
Savaştan önceki Ermeni nüfusu ile ilgili kesin bir rakam
veremiyoruz. Çünkü bu tartışmalı bir konu. Fakat benim
araştırma ve kaynaklardan çıkardığım sonuç, savaş öncesi
Ermeni nüfusunun 1,6 milyon kişi olduğu, bunun yüzde
40’ının çeşitli nedenlerden öldüğüdür. Ölüm
nedenlerinden birincisi yaygın hastalıklar, ikincisi
kasdî öldürme, üçüncüsü açlıktır. Bu üç nedenden dolayı
600 bin civarında Ermeni ölmüştür. Ama bu ölümlerde
soykırımı kastı ya da buna ait deliller yoktur.
-Kimilerine göre sıra dışı bu bilimsel tespitlerinizi
Ermeni lobisinin en etkin olduğu yerlerden birinde,
ABD’de yapıyorsunuz. Bu teziniz nasıl karşılandı?
Tepkiler yok mu?
Amerika’daki en büyük sorunum beni dinleyecek adam
bulmakta zorlanmam. Tezlerimi anlatacak ortam ve kişi
bulmakta zorlanıyorum. Çünkü benim görüşlerim, sorunuzda
da belirttiğiniz gibi genel eğilime ters. Soykırımının
olmadığını söylüyorum. Kitabımı basacak yayıncı
bulamadım ilk zamanlar. Sonunda Utah Üniversitesi
neşretti.
-Soykırımı yok dediğiniz için tehdit alıyor musunuz?
Radikal Ermenilerden korkuyor musunuz?
Hayır, korkmuyorum. 1980’li yıllarda daha çok Türk
diplomatlara yönelik silahlı saldırılar yapmışlar. Tamam
bu doğru. Ama bugünlerde silahtan çok kalem
kullandıklarını görüyorum (gülüyor), o yüzden problem
yok. Ben bilim adamıyım, işimi yaparım.
-Avrupa Parlamentosu ‘Türkiye’nin AB üyeliği için Ermeni
soykırımının tanınması ön şarttır’ mealinde bir karar
aldı. Bu konuda AP ve bazı ulusal parlamentoların aldığı
kararların hukuki bir değeri var mı?
Bence bu tarihî bir konudur. Parlamentoların işi değil.
Fikir beyan edemezler bu konuda. Hukukî bağlayıcılığı da
yoktur. Parlamentolar bundan kaçınmalıdır.
Akademisyenler de açık uçlu ve dış baskılardan uzak
olmalı. Tarih, tarihçilerin mutabakatıyla yazılmalı,
parlamento kararlarıyla değil.
-Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın iki ülke arasında
tarihçilerden meydana gelecek bir komite oluşturulması
teklifine Erivan’dan olumlu cevap alınamadı. Teklifi ve
sonucunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu çok heyecan verici bir teklif. Bence başbakanın bu
yöndeki girişimi yerinde bir görüş. Olması gereken de
bu. Onların bu cevapsızlığı sürpriz değil. Diaspora’daki
Ermenilerin bu teklifi neden olumlu karşılamadıklarını
da anlıyorum. Çünkü onlara göre herhangi bir tartışma
olması için soykırımını Türk tarafının kabul etmesi
gerekiyor. Türk tarafı buna zorlanıyor. Böyle
düşünüyorlar. Ancak, tarihî konularda görüş
alışverişinde bulunmalı. Bunu ihmal etmeye iki tarafın
da lüksü yok.
-Ankara-Erivan arasında siyasi ilişkiler dondurulsa da
iki ülkenin karşılıklı olarak yıllık 50 milyon doların
üstünde dolaylı ticaret hacmi gözleniyor. Sivil
inisiyatif, işadamlarının girişimlerini nasıl
değerlendiriyorsunuz?
Sivil diyalog ve ticari ilişkinin olması çok güzel.
Umarım politikacılar ve bilim adamları da aynı ihtiyacı
görüp bu adımları atabilirler.
-İki halk arasındaki problemlerin çözümünü nerede
görüyorsunuz?
Hazır bir cevabım yok bunun için. Ankara’ya gelirken
daha iyimserdim. Ancak gördüm ki, bu sorunun çözümü çok
kolay olmayacak. Türkiye’de bu konuda ciddi bir
milliyetçi kabarma var. Bunu AP girişimleri ve
Diaspora’nın Başbakan Erdoğan’ın tekliflerine olumlu
cevap vermemesi nedeniyle yükselen bir milliyetçilik
olarak görüyorum. Bunu Ermeniler de oturup düşünmeli.
Karşılıklı kapıların açılması ve ilişkilerin sürmesi
için Başbakan Erdoğan’ın önerisine belirli olumlu
cevaplar vermek zorundalar.
GUENTER LEWY KİMDİR?
1923’te Almanya’da doğdu. Nazi Rejimi’nin ortalığı
kavurduğu yıllarda 10 yaşındaydı. Baskılara
dayanamayarak ailesiyle 1939’da Filistin’e, oradan
ABD’ye göç etti. İkinci Dünya Savaşı’nın en acı
sonuçlarından biri olan Yahudi Soykırımı’nda
akrabalarını, en yakını olarak amcalarını kaybetti. 1953
yılında Columbia Üniversitesi’nde akademik hayata
adımını atarken, kendi tabiriyle ‘arkasında bıraktığı
acı anılar onu tarihin, tarihçiliğin kucağına itti.’
Almanya ve İspanya’da o dönemde yaşananlarla ilgili
kitaplara, onlarca bilimsel araştırma ve makaleye imza
attı. En son Ermeni Soykırımı iddialarının delilsiz
olduğunu ortaya koyan kitabını yayımladı. Halen
Massasuchets Üniversitesi’nde siyaset bilimi profesörü
olarak görevini sürdürüyor.
 |