|
Odaklanma
uyarısı
Ermeni meselesinin Türkiye’nin önünde çok önemli
görüldüğünü belirten Prof. Özdemir, “Biz bu meseleye
odaklanırken Türkiye’de başka problemler de olabilir.
Buna karşı dikkatli olmalıyız. Osmanlı Devleti’nin son
dönem yöneticilerinin karşılaştığı problemlerle bugünkü
problemler arasında çok büyük benzerlikler var” dedi.
Bizim kendi tarihimizi Fransız İhtilali merkezli olarak
açıkladığımızı ifade eden Özdemir, “Fransız
İhtilali’nden 1918’e kadar Osmanlılar, Rusya ile 7 savaş
yapmış ve bunlardan 6’sını kaybetmiştir. Bu savaşlardan
sonra yapılan anlaşmalarda ise azınlıklara karşı
yabancılara müdahale hakkı verilmiştir” dedi. 1885
yılında Van’da bir Ermeni partisi kurulduğunu ve bunu
1887 ve 1890’da farklı yerlerde kurulan iki partinin
takip ettiğini belirten Özdemir, şöyle devam etti: “Bu
partilerin kurulmasının ardından 1890’da isyanlar
başlamıştır. Bunlar arasında padişaha suikast girişimi
bile var. 1914 yılında ise savaş başlamış ve seferberlik
ilan edilmiş, bu sürede 5 büyük Ermeni ayaklanması
olmuştur. Bu ayaklanmaların başında ise Osmanlı Meclis-i
Mebusanı’nda görev yapan Ermeni asıllı Karakin
Pastırmacıyan ve diğer Ermeni mebuslar vardır. Şimdi
sözde Ermeni soykırımından bahsedenler, Ermeni yanlısı
lobiler bu ayaklanmalardan ve katledilen on binlerce
Türk vatandaşından bahsetmiyorlar” diye konuştu.
Bunu ispatlayamazlar
Türkiye’nin dünyada en alçakça, en utanmaz iftiraya
maruz kalan devlet olduğunu ifade eden Prof. Özdemir
şöyle konuştu: “Eğer ortada devlet tarafından yapılmış
soykırım varsa bunun ispatlanması gerekir. Bu ortaya
atılan belgelerin sahte olduğu ortaya çıkartılmıştır.
Artık bu olayla ilgili yeni kavramlarla açıklama yapmak
gerektiğini düşünüyorum. O dönemde İngilizler tarafından
yapılan karartmalar bizim tarafımızdan
kaldırılamamıştır. O dönemde bu zulmü yaşayanların
yaşadıkları yeni kuşaklara anlatılamamıştır. Bu belki
yeni neslin kin gütme düşüncesinden arındırılması
içindir. Ama Osmanlı Devleti’nin o dönemde uyguladığı
tehcir, sadece Ermenilere karşı uygulanmamıştır. Bu
zorunlu göç o zaman bazı Araplara karşı da yapılmıştır.
Sonra Ermeniler, Bizans döneminde de tehcire uğramıştır.
Yine Rusya o dönemde 700 bin Türk’ü göçe zorlamıştır.”
Sanal bellek oluşturuldu
Prof. Özdemir, bu araştırmaları birileri için değil,
gelecek kuşaklar için yaptıklarını ifade ederek, “Bir
sanal bellek oluşturulmuş ve bu bir sanal dine
dönüştürülmüştür. Bu sanal dinin de inananları vardır ve
maalesef bizim aydınlarımızdan ve bilim adamlarımızdan
da buna inananlar var. Bu sanal dinin mensubu bazı
Ankara Üniversitesi öğretim elemanları hazırladıkları
kitaplarda akıl almaz ifadelere yer verdiler” şeklinde
konuştu. Ermenilerin o dönemde yaptıkları katliamların
Genelkurmay Arşivi belgeleriyle yayınlanmakta olduğuna
dikkat çeken Özdemir, “Biz diğer taraftan Ermeniler’in
bütün iddialarını topluyor ve bunlara karşı belgeleri
ortaya koyuyoruz. Mesela Lozan’da Ermeni kafilelerin
Türkiye’ye toplu olarak dönmelerinin mümkün olmadığı
masaya vurularak anlatılmıştır. Ancak bu kafilelerin
nereye gittiği daha sonra araştırılmamıştır” diye
konuştu.
Gereken cevap verilecek
Yapılan araştırmaların bilimsel seviyesinin daha yükseğe
çıkarılması gerektiğini belirten Prof. Dr. Hikmet
Özdemir, “Bu konuda birçok üniversitemizde çok ciddi
çalışmaları olan arkadaşımız var. Fakat bu sayının daha
çok olması gerekir. Geçmişte dışarıya gönderilen doktora
öğrencilerinin konularına YÖK hiç karışmadı. Hatta sözde
soykırımı iddia edenlerin yanına doktora öğrencisi
gönderildi. Bizim 1. Dünya Savaşı ile ilgili
araştırmalarımız da yeterli değil. Ancak biz öğretim
üyeleri olarak bu konuda gerekli çalışmaları yapacağız,
bundan kimsenin kuşkusu olmasın. Bu konuda insanların
bilgilendirilmesi ise ayrı bir konu ve öncelikle ders
kitaplarımız elden geçirilmeli. Yurt dışı çalışmaları
içinse siyasiler ve sivil toplum kuruluşlarına büyük
görev düşüyor. Bunun için de önce insanların
bilgilendirilmesi gerekir. Belki ileride Türkiye’den
tazminat ve benzeri talepler de olacaktır. Ancak Türkiye
bunlara karşı koyacak bilimsel varlığa sahiptir” dedi.
Tepki anlayacakları dilden olmalıydı
Yurt dışındaki Türklerin de bu konuda bir şeyler
yapabilmeleri için öncelikle yeterli bilgiye sahip
olması gerektiğini belirten Prof. Özdemir, “Bu konuda
aleyhimizde alınan kararlara karşı anlayacakları dilden
tepkiler dile getirilmeliydi. Her kuşak kendisine, ‘ben
bu vatanda yaşamayı hak ediyor muyum’ diye sormalı.
Cumhuriyeti kuranlar bu kuruluşu hak etmiştir ama
sonraki kuşaklar bu soruyu kendilerine sormalıydı.
Mesela Mustafa Kemal, Amasya Genelgesi’nde niçin sadece
Müslüman unsurları göreve çağırıyor? Çünkü diğer
unsurlar sınırın öteki yanına geçmiş ve birlikte
yaşadığı köyleri basıyordu. Şebinkarahisarlı Adranik
isimli Ermeni, hem batıda Osmanlı’ya karşı silahlı
mücadele vermiş, hem de doğuda aynı şeyi yapmıştır.
Teşkilat-ı Mahsusa örgütü padişahın fermanı ile kurulmuş
ve o dönemde Osmanlı topraklarındaki her türlü yabancı
hareketi takip etmiştir. Ama bu bütün Osmanlı toprakları
için geçerlidir, sadece Ermenilere yönelik değildir”
şeklinde konuştu.
Topyekûn bir ayaklanma vardı
“Tehcir uygulamasında yanlışları olanlar yargılanmıştır”
diyen Özdemir, şöyle devam etti: “O dönemde 5 merkezde
ayaklanma olmuştur. Bu ayaklanmalardan birisi Van’da
olmuştur. Bu ayaklanma tehcir kararından önce
yapılmıştır. Van’ın Belediye Başkanı Osmanlı’ya bağlı
bir Ermeni’ydi ve bu kişi Ermeni isyancılar tarafından
öldürüldü. Bu ayaklanmayı gerçekleştiren Ermeni
Komitesi, farklı Ermeni kaynaklarına göre 700 ya da 3
bin Osmanlı askerini şehit etmiştir. O halde böyle bir
olay nasıl gerçekleşiyor. Demek ki, topyekun bir
ayaklanma var. Dolayısıyla bu konularda bizim hiçbir
tereddütümüz yok. Ayaklanan Ermenilerin düşmanlarla
irtibatları konusunda da hiçbir tereddütümüz yok. Şunu
belirtmeliyiz; bu konuda çalışmak isteyen bilim
adamlarımızın gerekli diğer disiplinleri de bilmesi
gerekir ya da ilgili her branştan uzmanın yer aldığı
heyetler halinde çalışma yapmak gerekir. Yani bilimsel
bir disiplin içinde çalışılması gerekir.”
Arşiv çalışmalarını da değerlendiren Prof Özdemir,
“Arşivlerimiz ve arşiv çalışmalarımız bu konuda yeterli.
Ancak elde edilen dokümanları bilimsel olarak hazırlayıp
batı dillerinde sunmak önemli. Bu konuyu salt bilimsel
olarak ele alan yabancı uzmanlar da var ancak bu
kimseler hakkında dava açılıyor ve dışlanıyorlar. Fakat
bu herkesten çok bizim sorumluluğumuzdadır ve bu bizim
için bir namus borcudur” dedi.
Bin yıl daha beklersiniz
Medeniyetler Çatışması’nı da değerlendiren Prof. Dr.
Hikmet Özdemir, bunun bir çeşit misyoner faaliyetleriyle
derlenen ve çoğu asılsız, bilimsel olmayan dokümanlarla
ortaya çıktığını ifade etti. “Bu büyük bir oyun” diyen
Prof. Özdemir şunları söyledi: “Biz bu konuların
açıklığa kavuşması için ortak komisyon kurulmasını
istiyoruz. Eğer bizim hatalarımız varsa bize bunu
söylesinler. Ama onlar bunu kabul etmiyor, akıllarınca
soykırımını kabul etmişler. O zaman başka kapıya... Daha
bin yıl beklersiniz. Bize doğuda Ermeniler’in yaşadığını
söylüyorlar. O halde Erivan’da da Türkler yaşıyordu,
bunlar nerede. Erivan’daki camiler nerede? Biz savaş
kayıplarımız hakkında araştırma yapmadık ama şunu ortaya
koyduk; savaş yıllarında sadece salgın hastalıklardan
440 bin asker kaybettik. Çanakkale cephesinde 57 bin
asker çatışmada, 52 bin de hastalıktan öldü. Doğuda 4
yıl içinde tifüsten 120 bin asker öldü. Savaşın
başlamasıyla birlikte 350-400 bin Ermeni, kuzeye göçtü.
Sonra da bu gidiş-gelişler devam etti. Bu
gidiş-gelişlerde kaç insan öldü, bunu nasıl tespit
edeceksiniz. Ayrıca doğuda ve güneyde Osmanlı ordusuyla
savaşanlar Ermenilerdi. Hem de bu topraklarda yaşayan
Ermenilerdir.”
Tamamen asılsız
“1.5 milyon Ermeni’nin öldürüldüğü” iddiasının tamamen
asılsız olduğunu ifade eden Prof. Özdemir, “O dönemde bu
bölgede yaşayanların tamamı bile belki bu kadar değildi.
Savaş olmayan yerlerdeki Ermenilerin niçin tehcir
edildiği soruluyor. O zaman nerede savaş yoktu ki, kim
bunun cevabını verebilir. Son olarak biz diyoruz ki,
gelin bunu birlikte araştıralım; yoksa daha bin yıl
beklersiniz...”
01 şubat
2006-türkiye
 |