|
FENER RUM PATRİKHANESİ VE PONTUS'U CANLANDIRMA HAYALİ
Din, Bilim ve Çevre Sempozyumu (20-28 Eylül 1997)
Salim GÖKÇEN*
Giriş
"Ortodoks dünyası"nın merkezi olarak görülen
İstanbul'daki Fener Rum Patrikhanesi'nin Türkiye'nin
etrafında oluşturulmaya çalışıldığı öne sürülen bir
"Ortodoks çemberi" çabalarının başı olduğu yönündeki
spekülasyonlar, bu kuruluşun asıl amacının ne olduğunu
kavramamızı zorlaştırmaktadır.
Ülkemizde çevre konusuyla ilgili olarak yaptığı
çalışmalarıyla tanınan Patrik Bartholomeos, 20 Eylül
1997 tarihinde, Trabzon'a uğraması sırasında bazı
nümayişlere maruz kalarak protesto edilmişti. Türk
basınının bir kısmı bu olayı, İngiliz gazetesi "The
Guardian"ın olaya yer vermesi üzerine manşetlerine
taşıyarak, bu nümayişçileri ayıplamışlardı.
Oysa yapılması gereken, Patrikhane hakkında ileri
sürülen iddiaların tarihi bilgiler ve bugünkü veriler
itibariyle doğru olup olmadığı hakkında bir bilimsel
tartışma ortamı yaratmaktı. Çünkü, mesele tek başına
"ayıp oldu" mantığıyla izah edilemez. Eğer Patrikhane
kendisine atfedilen eleştirileri hak ediyorsa, o
takdirde yapılanlar şekil açısından yanlış olsa bile
kabullenilebilir.
Yunanistan'ın Pontus konusunu giderek yaygın bir
propaganda malzemesi olarak kullandığı ve bir sorun
haline getirerek uluslararası platformlara taşıma
gayreti içinde bulunduğu günlerde, Avrupa Komisyonu ile
Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi'nin birlikte
düzenledikleri "Din, Bilim ve Çevre Sempozyumu",
Yunanistan'ın Pontus propagandasının bir ürünü olarak
değerlendirilebilir (1).
Sempozyumun altında yatan gerçekleri anlayabilmemiz için
zaman tünelinde bir seyahate çıkıp, hafızamızı kontrol
etmemiz gerekmektedir. Fener Rum Patrikhanesi ve
Yunanistan'ın tarih boyunca ortak hareket ve tavır
içerisinde bulundukları olaylar, bu sürecin
açıklanmasında bize yardımcı olacaktır.
Ortodoksluk ve Ortodoks Kilisesi
Birleşik bir isim olan "Ortodoks" kelimesi, Türkçe'de
pek kullanılmayan bir yazım tarzı içinde verilir. Kelime
küçük "o" ile yazıldığında evrensel bir karakter kazanır
ve bütün hayatın hemen her alanında kullanılan bir sıfat
niteliğine bürünür. Örneğin "ortodoks olmayan bir
astronomi anlayışı" denildiğinde; alışılagelmiş,
kalıplaşmış astronomi anlayışından farklı olan astronomi
anlayışı tanımlanmış olur. Benzer şekilde, ideolojiler
için de "ortodoks" deyimi kullanılabilir. "ortodoks
marksizm" ya da "ortodoks komünizm" denildiğinde temel
eserlere kelime kelime bağlılık anlamındaki ideolojik
yapılanma anlaşılır. Günlük hayatta; örneğin modada, "o
şahıs ortodoks renkleri tercih ediyor" denildiğinde
sözkonusu kimsenin tercihen sade ve siyah ya da çok koyu
renk giyimi tercih etmekte olduğu belirtilmiş olur.
Ancak kelime büyük "O" ile yazıldığında, sadece "Doğu
Ortodoks Kilisesi"ni ifade eder. Türkçe için çok önemli
sayılmayan bu ayrım, Batı dünyası için temel bilimin ön
koşullarından biridir (2).
Herhangi bir dinin, ideolojinin ya da dünya görüşünün
Ortodokslaşabilmesi için, belirli bir şahsın ya da
birimin kendisini en üst otorite ilân etmesi
gerekmektedir. Diğer bir deyişle, tüm yetkiyi kullanma
hakkını kendisinde gören bir otorite merciinin ortaya
çıkmış olması Ortodoksluğun kurulabilmesi için gereken
ön şarttır. Bir şahıs ya da bir birim kendisini yetkinin
kaynağı olarak ilân edip kabul ettirmişse, Ortodoksluk
başlamış olur, ettirememişse Ortodoks olunmaz (3).
Ortodoks Kilisesi denildiğinde onunla birlikte akıllara
hemen Doğu Roma İmparatorluğu gelmektedir. Ortodoksluk,
Doğu Roma İmparatorluğu ile özdeşleşmiş bir dinsel
akımdır. Bu nedenledir ki; Ortodoks Kilisesi'nin tarihi,
Doğu Roma İmparatorluğu'nun tarihinden ayrı olarak ele
alınamaz. Çünkü dünyaya Ortodoksluğu armağan eden de,
onu koruyup, geliştirmiş olan da Doğu Roma İmparatorluğu
ve onu yönetmiş olan hanedanlardır.
Lozan Barış Konferansı'na Kadar Fener Rum Patrikhanesi
Fener Rum Patrikhanesi'nin tarihi, ülkemiz için âdeta
baştan sona bir ihanet ve entrikalar tarihidir. Bu
nedenle bugünkü Fener Rum Patrikhanesi'nin durumuyla,
ülkemiz için onun geçmişten günümüze yürüttüğü
faaliyetlere bakmak gerekmektedir.
Fener Rum Patrikhanesi'nin dindışı siyasi faaliyetleri
1453'te Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u aldıktan sonra
Rum-Ortodoks cemaatini teşkilâtlandırıp, başlarına
Patrik seçtirerek, "millet başkanı" statüsüyle hem
ruhani, hem de cismani yetkiler vermesiyle başlar (4).
Patrikhane, Doğu Roma İmparatorluğu zamanında bile o
kadar geniş imtiyazlara sahip değilken, zamanla bu
imtiyazlar Osmanlı Devleti'ne karşı bir silah olarak
kullanılmış, Patrikhane, kilise çevresinde toplanan
halkın milli duygularını sürekli körükleyerek, Megali
İdea fikrini empoze etmiş; Yunanca öğrenimini öne
sürerek bunu, Rumluk ve Yunanlılık için bir araç olarak
kullanmıştır.
Osmanlı Devleti'nin zayıflaması ile birlikte, Doğu Roma
İmparatorluğu'nu yeniden kurmak ve Megali İdea'yı
gerçekleştirmek için faaliyetlerinde bir adım daha
ilerleyen Fener Rum Patrikhanesi, Osmanlı Devleti
içindeki azınlıkları kışkırtarak kiliseler vasıtasıyla
Yunan milliyetçiliğinin güçlenmesine girişmiştir (5).
Patrikhane, faaliyetlerine Megali İdea yolunda devam
ederek, Etnik-i Eterya Cemiyeti'ni kurdu. Patrik ve
diğer kilise mensupları bu cemiyetin mensupları,
kiliseler ve okullar da cemiyetin tabiî bir şubesi gibi
çalıştılar. Patrik Grigorius, bizzat Rumları isyana
teşvik ettiği gibi, tarihimizde kendi adını taşıyan
"Mora İsyanı"nın da tezgahlayıcısı oldu. 1821'de II.
Mahmut'un Sadrâzamı Bendereli Ali Paşa tarafından
basılan Patrikhane'de, gerçekleştirilen Mora İsyanı'nın
plânına ilişkin belgelerin bulunması üzerine Patrik
Grigorius suçlu bulunarak "kin kapısı" adı verilen
Patrikhanenin kapısı önünde idam edildi.
Ancak 1832'de Mora İsyanı'nın bir sonucu olarak
Yunanistan, Osmanlı Devleti'nden ayrıldıktan sonra
Patrikhane nezdinde Megali İdea yolu açılmış
görülmekteydi. Bunun sonucunda Yunanistan'ın yayılma
politikası; Patrikhane'nin katkıları ve diğer Balkan
devletlerinin birleşmesiyle gerçekleşmeye başladı.
Nitekim, Girit İsyanı'nın tezgahtarlığını da Fener-Rum
Patrikhanesi yapmıştır. Fener Patrikhanesi, bunu takip
eden yıllarda kiliseleri ve okulları birer silah deposu,
papazlarını ise Megali İdea için savaşacak bir asker
haline getirmek için çabalamıştır (6).
Yunanistan askerinin İzmir'e çıktığı günlerde, Türk
düşmanı Athenagoras, Atina Metropolidi Meletios'un
yanında Yunanistan kilisesi Sen Synod Meclisi'nin
sekreterliğini yapmakta ve Yunanistan'ın başında da
Eleutherios Venizelos, Türkiye'nin paylaşılması
görüşmeleri için Paris Barış Konferansı'nda
bulunmaktaydı.
1919 Şubatında Venizelos, Barış Konseyi'nden, İzmir
başta olmak üzere Anadolu'nun batı bölgesi, Edirne,
bütün Trakya ve İstanbul'un Yunanistan'da bırakılması
isteğinde bulunuyordu (7) .
Atina- Fener Rum Patrikhanesi ittifakının bir sonucu
olarak 13 Ekim 1919'da Fener Rum Patrikhanesi batılı
devletlere gönderdiği bir muhtıra ile Anadolu'da
başlayan Kuva-yı Milliye hareketinin aslında Türk
barbarlığından başka bir şey olmadığını ileri sürerek,
Rumlar'ın kurtuluşunun ancak batılı devletler tarafından
Anadolu'nun işgal edilmesine bağlı olduğunu bildirdiler.
Patrikhane'nin hazırladığı bu bildiri, Atina Metropolidi
Meletios tarafından İngiltere ve Amerikan yönetimine
ulaştırılarak Hıristiyan dünyanın acil müdahalesi
istendi (8).
Anadolu içlerinde savaşın gittikçe hız kazandığı
günlerde (Nisan 1920), San Remo Konferansı'nda varılan
kararlar gereğince; Edirne, İzmir, Çatalca'ya kadar
Trakya bölgesi Yunanistan'a veriliyor (9);
Alaşehir, Balıkesir, Bandırma ve Bursa'nın düşmesi ile
de Atina'da şenlikler düzenleniyor ve düzenlenen bu
merasimlere 38 metropolit katılıyordu. Athenagoras da,
bu şenlikler esnasında hocası olan Meletios'un Fener Rum
Patrikliği'ne getirilmesi için kulis faaliyetleri
yürütüyordu.
8 Aralık 1921'de, Meletios Patrik ilân edildi ve 6 Şubat
1922'de Marsilya'dan İstanbul'a geldi. İstanbul Rumları
bunu, işgal kuvvetlerinin teminatı altında gösterilerle
kutladılar (10).
Meletios'un Patrikliği'ni Osmanlı Hükümeti tanımayınca
Patrik Vekili Metropolit Nikola şöyle bir açıklama
yapmıştır: "Fener Rum Patrikhanesi, Başkan Wilson
tarafından milletlerin kendi mukadderatlarına hakim
olmaları prensibine dayanarak 6 Mart 1919'da Türk
boyunduruğundan kurtulduğunu ve anavatanı Yunanistan'a
iltihak ettiğini ilân etmiştir". Bu karar Bâb-ı Âli'ye
resmi yollarla duyuruldu. Aynı zamanda Fener Rum
Patrikhanesi'nin Türk Hükümeti ile her türlü bağlarını
kopardığı da bir muhtıra ile büyük devletler
temsilciliklerine tebliğ edildi (11).
Patrik Meletios, Patriklik makamına oturduğu andan
itibaren yaptığı çalışma ve faaliyetlerle asıl niyetinin
ne olduğunu açıkça göstermiştir. 16 Mart 1922'de,
ihanetinden dolayı idam edilen Patrik V. Gregorius için
asıldığı yerde küçük bir kilise yaptıracağını açıklayan
Meletios, bunun ardından İstanbul Rum Kadınlar
Cemiyeti'ne yaptığı ziyarette Anadolu'da savaşan
Yunanistan askerine yardım kampanyasının
genişletilmesini, bu yolda Patrikhanenin bütün kutsal
eşyalarını bile satacağını bildirmiş, ertesi gün
toplanan St. Synod Meclisi, Anadolu'da bulunan
Yunanistan ordusuna telgraf çekilmesi kararını almıştır
(12).
Ancak, Haziran 1922'ye gelindiğinde genel durum Türk
milletinin lehine gelişmeye başlayınca; Emperyalist
Devletler, Türk askerinin direnişi karşısında Yunanistan
askerinin çekilmek zorunda kaldığını anlamışlardı. Bu
gelişme Patrik Meletios'u oldukça tedirgin etmiştir.
Meletios, bunun üzerine İngiltere Başbakanı Lloyd
George'a bir telgraf çekerek; "İstanbul ve Anadolu
Rumluğunun Türk Milli Mücadelesine terk edilemeyeceğinin
ilân edilmesini" talep etmiştir. İşin başından beri
Lloyd George ve Dışişleri Bakanı Lord Curzon tarafından
desteklenen Meletios'un bu defa güvendiği İngiliz
efendileri, yanında yer almayacaklar ve "...Bırakın
Anadolu'da bu işi silah halletsin" diyeceklerdir.
Büyük Taarruz'un zaferle neticelenmesinin ardından artık
her şeyin bittiğini anlayan Patrik Meletios ve sekreteri
Athenagoras, Rum milletine yayınladıkları beyannâmede
son gelişmelerin sükunetle karşılanmasını ve Tanrıya
bağlanılması gerektiğinden bahsederek âdeta geleceğin
hesabını yapmaya başlamışlardır (13).
1922 yılının son günlerine gelindiğinde artık her şey
netleşmiş Anadolu'da emperyalist güçler ve onların
işbirlikçileri tamamen susturulmuştu. Bunu hayli önceden
fark eden Patrik Meletios, zaten yumuşatmaya başladığı
tavrını Türk zaferinden sonra tamamen değiştirerek,
Ankara ve Mustafa Kemal Paşa nezdinde Türkler'le
barışmaya yönelmiştir. Meletios'un nazarında artık;
"Türkler barbar olmadığı gibi Mustafa Kemal Paşa da
dünyanın en büyük kahramanlarından biridir" (14).
Patrik Meletios yeni Türk hükümetiyle iyi ilişkiler
kurmak ve ihanetleri için buradan daha iyi bir ortam
bulamayacağının idrakiyle, gazetelere ardarda verdiği
demeçlerle âdeta bir Türk milliyetçisi kesilir. Fakat
1923'te Lozan görüşmelerinin seyri, Meletios'u yerinden
edecek gibi görünmektedir. Nitekim, Mustafa Kemal Paşa,
22 Ocak Bursa konuşmasında Patrikhane meselesini gündeme
getirerek, Patrikhane'nin hiçbir imtiyazının
olamayacağını bildirmişti (15).
Lozan Görüşmeleri'nde Fener Rum Patrikhanesi
Patrikhane meselesi Lozan görüşmelerinde "Azınlıklar Alt
Komisyonu"nda gündeme geldi (16). İki numaralı
Türk temsilcisi Doktor Rıza Nur, İstanbul Rumları'nın
yerlerinde kalmalarını isteyen Yunanistan heyetine,
bunun ancak Patrikhane'nin Türkiye sınırları dışına
çıkmasıyla mümkün olabileceğini savunuyordu. Yunanistan
temsilci heyeti ise Patrikhane'nin İstanbul'dan
uzaklaştırılmasını öngören bir anlaşmaya taraf
olmayacağını söylüyordu. Yunanistan heyetine göre bu
kurum Türk'tü, Yunanistanlı değildi; bu yüzden
Yunanistan'ın bu anlaşmayı imzalamasının hiçbir değeri
olmayacaktı (17).
Patrikhane konusunda İsmet (İnönü) Paşa da Antlaşmanın
imzalanmasından yirmi gün önce şu beyanâtta bulunmuştur:
"Biz, Rumlar'ın ve sâir anâsırın umûr-ı mezhebiyelerine
tamamen hürmetkârız ve onların kiliselerine kemâfi's-sâbık
riayet edeceğiz. İstedikleri reîs-i rûhânîyi intihâb
hakkını hâiz olduklarını kabul ve teslîm ederiz. Ancak
Patrikhane müessese-i hâzırâsının ibkâsına kat'iyen
muvâffakat edemeyiz. Patrikhane müessesesi zaten hukûken
tebeddül edecektir. Patrikhane'nin dahili meclisleri-
ki, rûhânî, cismanî ve muhtelit meclislerden ibarettir-
artık bugünkü şekilde kalamaz. Çünkü ortada artık
Anadolu ve Rumeli Metropolitleri yoktur. Patrikhane,
devletin Hudûd-ı hâzırâsına ve Rumlar'ın ancak
İstanbul'da bulunabilmesine göre tebdîl-i şekil ve
mâhiyet mecbûriyetindedir. Patrik Efendi'nin artık
İstanbul'da işi yoktur. Bu, bir şahıs meselesi değildir.
Bir müessese meselesidir ve bu müessese, arzettiğimiz
esbâbdan nâşî behemehâl değişmelidir" (18).
Yunanistan başdelegesi Eleutherios Venizelos, I.
Komisyon'da yaptığı konuşmada; "...Patrik, IV. ve V.
yüzyıllardaki büyük gelişmelerinden ötürü Roma
Kilisesi'nin de katılmasıyla bütün Hıristiyan
kiliselerinin kararıyla Evrensel Patriklik'e (Patriarcal
Oecumenique) yükseltilmiş olan İstanbul'un- başka
deyimle, Yeni Roma'nın- başpiskoposudur. Dünyada hiç
kimse bu iki görevi birbirinden ayıramaz." (19)
demiştir.
İngilizler, Lozan Görüşmeleri sırasında, Türkler'in
askeri ve diplomatik haberleşmesini dinleyip deşifre
edebiliyorlardı. Bu sayede, Lord Curzon ve Rumbold,
Türkler'in konumunda bir esneklik olabileceği zamanlarda
Türk başdelegesi İsmet Paşa'yı sıkıştırmanın akılsızca
olacağı zamanları doğru saptayabiliyorlardı (20).
Tartışmalar yüzünden müzakerelerin kesilme tehlikesi
başgösterince Lord Curzon; "Eğer Patrikhane'nin bir
tahrik göbeği olduğu doğru ise, bu Patrikhane'nin siyasi
imtiyazlarını değiştirmek ve kaldırmak için sebep
olabilir. Ama Patrik'in rûhânî ve kiliseye ait
imtiyazlarını kaldırmaya sebep olamaz. Eğer din ve
kilise salâhiyetleri yok olursa medeniyet dünyasının
vicdanı kanar" (21) şeklinde bir fikir beyân
etmiştir.
Hem katılan bütün devletlerin muhalefeti, hem de
İngiltere başdelegesi Lord Curzon'un kesin tavrı
nedeniyle Türk Heyeti esneklik göstermek zorunda kaldı.
Bu arada Venizelos; "...Yunanistan temsilci heyetinin-
Türk Hükümeti Lord Curzon'un teklifine katılırsa-
şimdiki patriğin çekilmesini kolaylaştıracak biçimde
davranmaya hazır olduğunu" da sözlerine ekliyordu
(22).
Sonunda Türk Heyeti, Osmanlı döneminde bütün
ayrıcalıkların kaldırılıp, yalnızca dini yetkileri ile
sınırlı kalması koşuluyla Patrikhane'nin İstanbul'da
kalmasını kabul etti. Başdelege İsmet İnönü de bu
konudaki sözleri "sözlü senet" olarak kabul ettiğini
bildirdi (23).
Lozan Antlaşması'na Göre Patrikhane'nin Durumu
Fener Rum Patrikhanesi, tek başına bir kurum olarak
Lozan Antlaşması'nda yer almamıştır. Yani Lozan
Antlaşması, Patrikhane'yi ne ismen ne de özel bir
şekilde zikrederek bununla ilgili bir hüküm koymuş
değildir. Durum böyle olunca Ortodokslar'ın Ekümenik
Patrikliği'nin bir ibadet kurumu olarak Lozan
Antlaşması'nda herhangi bir teminat ve koruma altına
sokulmamış olduğu açıktır. Patrikhane'nin tek sığınağı,
Türk Hükümeti'nin ve Türk milletinin hoşgörülüğü olarak
öngörülmüştür (24).
Lozan Antlaşması'nın 38. Maddesi; bütün Türk
vatandaşlarının din, mezhep ve inanç hürriyetinden söz
ederken, bu hürriyetleri ve bu hususiyetlerden doğan
hakları "kamu düzeni" şartına bağlamıştır. Kamu düzeni
şartı modern kamu hukukunda devlet egemenliğinin en
tabiî ve en temel yetkilerinden biridir. Hiçbir devlet,
hürriyetin kullanılması pahasına kendi kamu ve toplum
düzeni ile güvenliğinin tehlikeye girmesine göz yumamaz.
Yine Lozan Antlaşması'nın 39. Maddesinde; "Bütün Türk
halkının din ayrımı yapılmaksızın kanun nazarında eşit
olacağı" esası kabul edildiğine göre, aynı hakların
yanında aynı yükümlülüklere de sahip olmak
gerekmektedir. Türk kanunlarının yüklediği
mükellefiyetlere, hangi nitelikle olursa olsun her Türk
kurumu tabi olurken, Müslüman olmayan vatandaşlara ait
bir kurumun bu mükellefiyetin dışında kalması Lozan
sisteminin kabul etmediği bir durumdur. Bu noktayı da
Patrikhane'nin unutmaması gerekmektedir (25).
Sonuç olarak Fener Rum Patrikhanesi İstanbul'daki
Rumlar'ın özel kilisesinden ibarettir. Bu ve buna benzer
kiliselerle kurumlar ve içindeki personelin çalışması
Türk kanunlarına bağlıdır. Esasen başta Patrik olmak
üzere diğer papazlar ve dini kişiler, Türk
tabiîyetindedirler ve böyle olmak zorundadırlar (26).
Lozan Sonrası Patrikhane ve Patriklerin Faaliyetleri
Lozan'da varılan sözlü anlaşmanın ardından Türkiye
Cumhuriyeti Hükümeti, Patrik seçimini denetlemeye
başlamıştır. İstanbul Valiliği 6 Aralık 1923 günü
Patrikhane'ye gönderdiği yazıda, Patrik adayının Türkiye
vatandaşı olması ve seçim sırasında Türkiye'de görevli
bulunması gerektiğini bildirmiştir (27). Bu arada
Patrik IV. Meletios, Barış Antlaşmasının,
imzalanmasından sonra istifa etmek zorunda kalmıştır.
Yerine İstanbul Valiliği'nin bildirisine uygun olarak
Kadıköy Metropolidi Grigorios 6 Aralık 1923 günü patrik
seçilmiştir. Bundan sonraki seçimde Türkiye'nin denetimi
zorlanmak istenmiştir. Türkiye'nin istemediği Konstantin
Araboğlu, patrik seçilmiş, Türkiye de Araboğlu'nu 29
Ocak 1925'te trene bindirerek Selanik'e göndermiştir
(28).
Sonuçta Araboğlu'nun yerine İzmir Metropolidi Vasilios
ile Kadıköy Metropolidi Ioakim, patriklik için aday
olmuşlar; ancak Türk Hükümeti, Kurtuluş Savaşı sırasında
Patrikhane'nin bastığı ve Türkler'in Rumlar'a mezalim
yaptığını iddia eden "Kara Kitap"ın yazarı olduğu
gerekçesiyle Ioakim'i istememiş ve III. Vasilios patrik
seçilmiştir (29).
Bu dönemden sonra, Türkiye ile Yunanistan arasında iyi
ilişkiler kurulmaya başlandığından Patrik'e Türkiye'de
itibar gösterilmeye başlanmıştır. Lozan'dan sonra
"Başpapaz" olarak hitap edilen patriklere 7 Ocak 1930'da
seçilen Fatios'tan itibaren Türk makamları "Patrik" diye
hitap etmeye başlamışlardır. Bu arada Türkiye'ye gelen
Yunanistan Başbakanları, örneğin Venizelos (1931) ve
Çaldaris (1933-1934) Patrik'i Fener'de ziyaret
etmişlerdir (30).
İkinci Dünya Savaşı ile birlikte bir canlanma içerisine
giren Patrikhane'nin bu hareketliliği, ABD'yi rahatsız
etmeye başlamıştır (31). 21 Şubat 1946'da Patrik
seçilen Maksimos'un Sovyet yanlısı olduğu iddiaları
üzerine ABD el altından yeni aday arayışına girmiş ve
sonunda Kuzey ve Güney Amerika Başpiskoposu Athenagoras
üzerinde anlaşmaya varılmıştır. Patrik Maksimos, 1948'de
istifa ettirilerek Athenagoras patrikliğe getirilmiştir
(32).
Bunun tam anlamıyla bir "ABD Operasyonu" olduğunu
söyleyebiliriz. Yeni patriğin kim olacağı ABD tarafından
belirlenmiştir. Athenagoras ile beraber Patrikhane, "Uluslararasılaşmış"
ve devreye ABD girmiştir. Bu dönem artık ABD'nin
Patrikhene ile doğrudan ilgilenmeye başladığı dönemdir.
Bunun temel nedeni Stalin'in II. Dünya Savaşı'ndan
itibaren Rus kilisesinin üzerindeki baskıları
hafifletmeye başlaması, buna karşılık olarak da, bu
kilisenin "Komünizme muhalefet"ten vazgeçmesidir (33).
Athenagoras, 1972'deki ölümüne kadar süren patrikliği
döneminde Hıristiyan dünyası ile önemli olaylar meydana
gelmiş, Papa VI. Paul ile Kudüs'te görüşmüş, ardından
Papa, İstanbul'u ziyaret etmiş ve Vatikan ile Fener
karşılıklı olarak Aforozları kaldırmışlardır (34).
16 Temmuz 1972'de patrikliğe Gökçeada ve Bozcaada
Metropolidi Dimitrios seçilmiştir. Bu dönemde Papa II.
Jean Paul 29 Kasım 1979'da İstanbul'a gelmiş, bu arada
Patrik; 1987'de Moskova'yı, 1990'da da ABD'yi ziyaret
etmiştir. Bu ABD ziyareti, Patrikhane açısından bir
dönüm noktasıdır. Doğu Bloku'nun çöküşü ve bu
topraklardaki insanların dine dönüş eğilimi, ABD'yi yine
Patrikhane ile ilgilenmeye itmiştir. Ancak bu ilgi, bu
ziyaretle birlikte açık bir desteğe dönüşmüştür (35).
Dimitrios, 3 Ekim 1991'de ölmüş, yerine 22 Ekim 1991'de,
1940 Gökçeada doğumlu olan Kadıköy Metropolidi
Bartholomeos (Vartholomeos) Patrik seçilmiştir (36).
Bartholomeos'nun dönemi, Patrikhane trafiğinin
hızlandığı, Patrikhane'nin hızla dışa açıldığı çok
hareketli bir dönemdir. Öncekilerine göre, oldukça genç
yaşta Patrik seçilen Bartholomeos, uluslararası
konjonktürün de yarattığı koşullarla popülaritesini
gittikçe arttırmaktadır (37).
Ekümeniklik Meselesi
Türkiye, Fener Rum Patrikhanesi'nin Lozan Barış
Konferansı'nda yapılan sözlü anlaşmaya saygı
göstermesine dikkat etmektedir. Buna göre Fener Rum
Patrikhanesi, Türkiye'de kalan Rum azınlığın dini
hizmetlerini yerine getirmekle yetinmelidir. Oysa
Patrikhane tarihten gelen bir alışkanlıkla halen "ekümenik"
olduğunu iddia etmekte, Türkiye ise bu iddiayı kabul
etmemektedir (38).
"Ekümene" (Gr.Oikoumene, Oikoumenos); eski Grekçe'de
"sürekli yerleşim alanı" anlamına gelmektedir. Kalıcı
yerleşim görmüş toprak bütünlüğünü ifade eder. Bu
nedenle de "uygarlık" kavramıyla bağlantılıdır. Aynı
zamanda üstün bir kültürün ifadelendirilişi "Ekümene"
kavramıyla anlatılır (39).
"Ekümenik" (Gr.Oecumenicus); kelime anlamıyla "ekümene"den
türetilmiştir. Cihanşümul, evrensel, dünya çapında
anlamında kullanılır. 20. yüzyılda ise Protestan ve Doğu
Ortodoks Kiliselerinin kurdukları mezheplerarası
farklılıkları mahfuz tutarak Hıristiyanlığı yaymak
amacına yönelik olan Kiliselerarası Birliği ifade eder.
Bu ekümenik hareketin merkezi İsviçre'nin Cenevre
şehrindedir. Cenevre'de egemen olan Protestan etiğinin
Calvinist Kilisesi ile bağlantılıdır. Almanya'da ise
yine Protestan kiliselerinden olan Lutheran Kiliseleri
ile bağlantılıdır. Fener Rum Patrikhanesi de bu
hareketin öncülerindendir.
Ekümenik, bu kilise hareketi içinde "strateji" anlamında
kullanılır. Kilise sayesinde çok önemli bir rol oynayan
strateji kavramı ilahiyata değil, dünyevi yönetim
literatürüne aittir. Dolayısı ile kilise siyasetinde
"strateji", siyaset aracılığı ile Hıristiyan
misyonerliğini özellikle gençler arasında
yaygınlaştırmaktır. Bu hareketin içinde fiilen yer alan
ve bu stratejiyi icra eden şahıslara "ekümenist"
denilir. Bu ekümenik ideolojiye de "Ekümenekolizm"
denilmektedir (40).
Fener Patrikhanesi, bu ideolojinin yeryüzündeki Ortodoks
temsilcisidir. Bu nedenledir ki; günümüzde Fener Rum
Patrikhanesi, bir dinin olmaktan çok bir ideolojinin
siyasi strateji üretim merkezi durumundadır.
Türkiye Cumhuriyeti'nin Patriğin ekümenik ünvanını
tanımak için hukuki bir sorumluluğu yoktur. Lozan
Konferansı'nda yapılan sözlü anlaşmaya göre de;
Patrikhane'nin İstanbul'da kalması, dünya işlerine
karışmaması şartına bağlanmıştı.
Günümüzde ekümenizm ile Türkiye Cumhuriyeti içindeki ve
dışındaki Ortodoks kiliselerinin birleştirilmesi söz
konusudur. Patrik Bartholomeos, 5 Mayıs 1997 tarihli
TIME dergisinde çıkan demecinde; "Ortodoks
Hıristiyanlara, doğu-batı yakınlaşmasını sağlamada özel
bir görev düştüğüne inanıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti gibi
bizim de her iki dünyada ayağımız var" demiştir. Böyle
bir görev siyasi bir faaliyettir. Bu faaliyetin Amerika
ve Rusya'daki Ortodoks kiliselerinin aralarındaki
ilişkileri de kapsadığı hatırlanırsa, Türkiye bakımından
siyasi niteliği açıktır.
Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra Moskova Ortodoks
Patrikliği, Rusya içinde yeniden öne çıkmıştır.
Uluslararası alanda rol oynamak istemektedir. Bu gelişme
İstanbul ve Moskova Patriklerini karşı karşıya
getirmektedir. 1997 yılı Haziran ayında Moskova Patriği
II. Alexios; "Ekümenizm, tehlikeli ve hiçbir biçimde
kabul edilemez" şeklinde bir açıklamada bulunmuştur.
Bununla birlikte, Türkiye'nin Rusya ile ilişkileri bir
çok problemle doludur. Bunlara bir de iki Ortodoks
kilisesi arasındaki sürtüşmeleri eklemek Türkiye'ye bir
yarar sağlamaz, Patrikhane, yeniden dünya işlerine
katılmak istiyorsa bu faaliyeti New York'ta daha etkili
bir biçimde yapabilir. İstanbul'da kalmak istiyorsa
dünya işlerinden elini çekmesi gerekmektedir (41).
Türkiye, Lozan Barış Konferansı'nda Patriğin siyasi
faaliyetlerinden şikayetçi olmuştu. Şimdi Patrikten
siyasi yardım istemek geçmişteki tecrübemiz ile tutarlı
değildir. Türkiye-Yunanistan ilişkileri ya da Avrupa
Birliği gibi konularda Patrikhane'yi kullanmak, onu
siyasetin içine çekmek anlamına gelir ki; bu da
Patrikhane'nin ekümenizm yolunda almak istediği en
önemli mesafedir.
Günümüzde Fener Rum Patrikhanesi ve Ortodoksluk üzerinde
tartışılan konu; Patrikhane'nin statüsünün yükseltilerek
güçlendirilmesidir. Bu konuyu ABD Başkanı Bill Clinton,
1994 yılı Mart ayında Başbakan Tansu Çiller'e yazdığı
mektupla gündeme getirmiştir (42).
Clinton mektubunda; Patriğin sıkıntılarının
azaltılmasını istemiş, ancak bu sıkıntıların neler
olduğu mektupta dile getirilmemiştir (43).
Clinton'un Fener Rum Patrikhanesi ile ilgilenmesinin en
önemli nedenlerinin başında, Amerika'da çoğu Anadolu'dan
göçmüş yaklaşık 5 milyon Rum kökenli Ortodoks'un
bulunması ve bunların verdiği oyların seçimlerde etkili
olması önemli bir etkendir (44).
İstanbul Valiliği'nin Patriğin seçimi hakkında
Patrikhaneye 1970'de bildirdiği ilkelere göre patrik
adayının Türk vatandaşı olması şarttır ve bu ilkelere
göre Patriği İstanbul'daki ve İmroz'daki metropolitler
Fener Rum Patrikhanesi'nde toplanarak gizli oy ile
seçmektedirler. Bu seçim sisteminin değiştirilmesi,
Fener Rum Patriğinin dünyada, bu arada Amerika'da
bulunan kendisine bağlı Ortodoks kiliselerinin
temsilcilerinden oluşan bir dini meclis tarafından
seçilmesi istenmektedir (45). Dünyada yaklaşık
150 milyon Ortodoks bulunmaktadır. Bunların 125 milyonu
Rusya'da yaşamaktadır. Diğer 25 milyon Ortodoks,
dünyanın değişik yerlerinde Rum ve Rus göçmenlerinin
oturdukları ülkelere yayılmışlardır. Fener Rum
Patrikhanesi, yeni seçim sistemi ile gerçekten ekümenik
olacak ise Rusların da söz sahibi olmak isteyecekleri
unutulmamalıdır.
Patrik Bartholomeos'nun isteklerinden birisi de
Heybeliada Ruhban Okulu'nun tekrar açılmasıdır.
Bartholomeos bunun; "dinsel inanca gerçek saygının
ifadesi olarak Türkiye'nin Avrupa'daki imajı bakımından
çok olumlu" olacağına inanmaktadır. Bu durum hiç
kuşkusuz Patrikhane'nin tarihi imajını canlandıracaktır
(46).
Fener Patrikhanesi, gerçekte Hıristiyan aleminde özel
statüdeki bir kiliseyi temsil etmektedir. Lozan'da
azınlıkların varlığı ve hakları kabul edilmiş ve fakat
çok önemlidir ki; Fener Patrikhanesi sadece bir
azınlığın kilisesi olarak belirtilmiştir. Gerçekten de
Fener Patrikhanesi, statüsü itibariyle bir azınlık
kilisesidir. Fener'in iddia ettiği gibi "ekümenik
kilise" değildir. Evrensellik iddiasındaki Fener
Patrikhanesi gerçekte bir azınlık kilisesi olduğunu
bilerek kelimenin tam anlamıyla siyasi ve ideolojik
faaliyetler yürütmektedir. Diğer bir deyişle Fener
Patrikhanesi; "dini siyasete alet eden" bir kurum
özelliğini kazanmıştır.
Fener Rum Patrikhanesi'nin ruhani lideri I. Bartholomeos
kendisinin "Ekümenik Patrik" sıfatı ile kabul edilmesini
istemekte ve bu alanda yoğun çalışmalar yapmaktadır. 19
Nisan 1994'te AB Parlamentosu'nda bu sıfatla bir konuşma
yapmıştır. Bu konuşmada Patriğin neler söylediği önemli
değildir. Önemli olan, Patriğin statüsünün AB
Parlamentosu tarafından kabul edilmesidir (47) .
Yunanistan'da yayınlanan "To Vima" gazetesinin 20 Eylül
1995 tarihli "Patrikhane ve Türkiye'nin Gerçek Siyasi
Çıkarları" başlıklı yazısında; "BM, Avrupa Parlamentosu,
Dünya Kiliseler Birliği Konseyi, dünyadaki bütün
Ortodoks kiliseler, ABD Başkanı, Papa (Vatikan),
Patrikhaneyi Ortodoksların merkezi olarak kabul
ediyorlar..." denilmekte ve Türkiye'nin de bu gerçeği
kabul etmesi istenmektedir.
Pontus Meselesi
"Pont", "Pontus" veya "Pont Euxin", eski Yunanlılar'ın
Karadeniz'e verdikleri bir isimdir ve genellikle bu
terim Doğu Karadeniz sahilleri için kullanılmaktadır
(48). İstanbul'da yayınlanan Patris Rum Gazetesi'nin
17 Ocak 1919'daki bir yazısına göre, hayali Pontus
Devleti'nin sınırları, Paris'te bastırılan haritada şu
Türk bölgelerini sınırları içine almaktadır: Trabzon,
Giresun, Ordu, Samsun, Sinop, Gümüşhane, Şarki Karahisar,
Tokat, Amasya, Çorum, Yozgat sancaklarının tamamı,
Erzurum vilâyetinin İspir ve Bayburt kazaları, Erzincan
Sancağının Refahiye ve Kuruçay kazalarının tamamı, Sivas
vilâyeti ile Koçgiri, Hafik, Yenihan kazaları kısmen,
Kastamonu vilâyetinin Tosya, Taşköprü kazalarının
tamamı, kısmen İnebolu kazası. Bu hayali ülkenin
başkenti olarak da Samsun gösterilmekte ve yüzölçümü
70.000 km2 olarak kabul edilmektedir (49).
Tarihi Pontus Krallığı, M.Ö. 301'de Pers Satrapı'nın
oğlu I. Mithridates tarafından kurulmuş ve M.Ö. 64 veya
63'te yıkılmıştır (50). Daha sonra Doğu Karadeniz
Bölgesi'nde, Doğu Roma'nın zayıflaması ile Trabzon
Devleti (1207-1461) kurulmuştur. Doğu Roma Prensi Alexy
Komnen tarafından kurulan bu devlet ile önceki Pontus
Krallığı arasında herhangi bir ilişki mevcut değildir
(51).
Mahmut Goloğlu Fransız kaynaklarına dayanarak, daha
Pontus Krallığı'nın kurulduğu dönemde bölgede oturmakta
olan halkın üç bölüm olduğunu, bunların; İranlılar, kıyı
şehirlerinde Rumlar ve bölgenin asıl yerli halkı olan
Turanlılar olduğunu ileri sürmektedir (52). Diğer
taraftan bölgede Hıristiyanlığın yayılmasından önce
Grekler'in ve Fenikeliler'in kıyı şehirlerinde koloniler
kurdukları bilinmektedir (53). Bölge halkı, Roma
hakimiyetine girmesine paralel olarak Hıristiyanlaşmaya
başlamış, Trabzon Devleti döneminde buraya bir kısım
Doğu Roma soyundan gelen aileler de yerleştirilmiştir
(54). Bölgenin bu karışık sosyal yapısından dolayı
Hıristiyanlığı kabul eden Ortodoksların tamamının Grek
asıllı olduklarını söylemek mümkün değildir (55).
1080 yıllarından itibaren Kıpçak Türkleri'nin bölgeye
gelmeleri, diğer taraftan Moğol baskısından kaçan
Türkmenler'in bir kısmının bölgeye yerleşmeleri,
bölgenin daha Trabzon Devleti yıkılmadan Türkleşmesine
yol açmıştır (56). 1461 yılında da bölgenin
Osmanlılar tarafından fethinin ardından Doğu Roma
kalıntıları ortadan kalkmıştır.
Doğu Karadeniz Bölgesi'nin gerek siyasi tarih, gerekse
sosyal yapı açısından Rumlarla ciddi anlamda bir
ilişkisi bulunmamaktadır. Bölgede kurulan ilk Pontus
Krallığı ile 1207'de kurulan Trabzon Devleti'ni
birbirine karıştıran Rumlar, ortaya bir Rum-Pontus
Devleti çıkarmışlar ve buna dayanarak 20. yüzyılda bu
devleti canlandırma iddiası ile Karadeniz kıyılarında
bir Rum-Pontus Devleti kurma hayaline kapılmışlardır
(57).
Doğu Karadeniz kıyılarında bir Pontus-Rum Devleti'nin
kurulması fikri, Yunanistan'ın bağımsızlığını kazandığı
yıllara dayanmaktadır. Bölgede bir Pontus Devleti'nin
kurulması Megali İdea'nın hedeflerinden biri olmuştur
(58). Nitekim bağımsız Yunanistan'ın kurulduğu
1830'lu yıllardan sonra Doğu Karadeniz bölgesine karşı
ilgi artmıştır. 1870'ten sonra da özellikle
Yunanistan'dan gelen Rumlar'ın sayıları artmış, Atina'da
yerleşmiş siyasi kişiler, Samsun'u merkez yaparak
çalışmaya başlamışlardır (59) . Pontusçuluk
konusunda siyasi bir hareketin mümkün olabileceği fikri
de 1908 yılında II. Meşrutiyet'in ilânından sonra açıkça
ortaya atılmaya başlamıştır. Bölgede ilk silahlı çeteyi
de Amasya Metropolidi Germanos 1908 yılında Samsun'da
kurmuştur (60). Trabzon'daki Yunanistan
Konsolosluğu da 18 Ekim 1912'de Trabzon Metropolidine
bir tezkere yazarak, Yunanistan Kralı I. Yorgi'nin isim
günü olan 23 Nisan'da Aya Gregorios Kilisesi'nde tören
yapılmasını istemiş ve böylece konu tamamen bir
Yunanlılık konusu haline gelmeye başlamıştır (61).
Bununla birlikte, Yunanistan'ın Megali İdea'yı
gerçekleştirmek üzere, Etnik-i Eterya'dan Mavri Mira'ya
kadar kurdurduğu bir çok cemiyete paralel olarak
Türkiye'de Pontus Cemiyetleri de kurulmaya başlanmıştır.
Bu Pontus cemiyetlerinin temeli 1904 yılında Merzifon
Amerikan Koleji'nde atılmıştır (62).
Birinci Dünya Savaşı sırasında Ruslar'ın Trabzon'u işgal
etmeleri ve Rumlar'ı silahlandırmalarıyla Pontusçuluk
faaliyetleri çetecilik yapmak suretiyle ivme kazanmıştır
(63). Bu faaliyetlerin gerçekleştirilmesinde dini
kuruluş ve din adamlarının rolü en başta gelmektedir.
İstanbul'daki Fener Rum Patrikhanesi de, Pontus Devleti
kurma teşebbüsünde, öncü rol oynayan kuruluşlardan
birisidir.1904 yılında İnebolu'da Manastır denilen
tepede ilk Pontus teşkilâtını kuran da Rahip
Clemeatios'tur (64). Yüksek dereceli Ortodoks
papazları, bilhassa Amasya Metropolidi Germanos ve
Trabzon Metropolidi Chrysanthos, çetelere cesaret vermiş
ve davalarını uluslararası mercîler önünde
savunmuşlardır (65).
Ruslar'ın Karadeniz'den çekilmesiyle birlikte Osmanlı
Devleti, bölgede hakimiyeti yeniden sağladı. Ancak, bu
dönemde Pontusçuluk faaliyetleri de uluslararası bir
boyut kazanmıştır. Nitekim 5 Mayıs 1917'de Tiflis'te
"Yunanistan Kafkaslar Kongresi" yapılmış, 1917 Ekim ayı
ortalarında Atina'da, Karadeniz kıyı şehirlerinde
yaşayan Pontuslular'ın temsilcilerinin katıldığı,
bölgedeki Rumlar'ı bağımsız bir devletin çatısı altında
toplamayı amaçlayan önemli bir kongre yapılmıştır. Ekim
1917'de Paris'te "Pontus Milli Merkezi" kurulmuş, ayrıca
ABD'de de aynı amaçla özel bir komite meydana
getirilmiştir (66). Temmuz 1918'de Pontus'un
bağımsızlığının ve I. Dünya Savaşı'nda Kafkaslar'a giden
Rumlar'ın tekrar eski vatanlarına dönme arzularının dile
getirildiği bir başka Pontus Kongresi de Bakû'de
toplanmıştır (67) ve nihayet 1918 Ekiminde
Batum'da Pontus Milli Merkezi kurulmuştur (68).
Mondros Mütarekesi ile birlikte Rumlar, bölgedeki
faaliyetlerini daha da artırmışlardır. Yunanistan ve
İtilâf Devletleri'nin kışkırtmaları ve yardımları ile
faaliyetlerini hızlandıran Rumlar, bir yandan diplomatik
girişimlerde bulunurlarken diğer yandan da bölgede nüfus
üstünlüğü kurmak amacıyla dışardan göçmen getirmeye
çalışmışlar ve çetecilik faaliyetlerine yönelmişlerdir
(69).
Eleutherios Venizelos'un telkinleriyle, Trabzon
Metropolidi Chrysanthos, Ermenilerle bir "konfederasyon"
oluşturma çabası içine girmiş (70), bu amaçla 14
Kasım 1919'da Batum'a gitmiştir (71). Batum'dan
Tiflis ve Erivan'a geçen Chrysanthos burada, Ermenilerle
federasyon görüşmelerine katılmıştır. Yapılan görüşmeler
sonunda, Ocak 1920'de, Rum-Ermeni Antlaşması
imzalanmıştır. Yunanistan subayı ve Pontus davasının
ileri gelenlerinden Kathenitios ile Ermenistan
temsilcisi General Terminassian arasında imzalanan bu
anlaşma ile Müttefiklerin veya Yunanistan'ın bölgeye
askeri yardım göndermesi kararlaştırılmıştır (72).
Eleutherios Venizelos, bu anlaşmanın Anadolu'daki milli
hareketi, iki ateş arasında bırakarak güçlenmesini
engelleyeceğine ve Doğu'da meydana getirilecek
Rum-Ermeni-Gürcü ittifakının güçlü bir set
oluşturacağına inanıyordu (73).
Doğu Karadeniz Bölgesi'nde, Mütareke döneminde, yoğun
bir şekilde çetecilik faaliyeti gösteren Pontus
çetelerinin sayısı 25 bin civarınaydı (74).
Samsun ve dolaylarında yoğunlaşan bu çetelerin,
Yunanistan'ın, milli kuvvetleri arkadan vurma stratejisi
içinde, Yunanistan ordusu ile koordineli bir şekilde
hareket ettikleri görülmektedir.
Mütareke döneminde, Pontus çeteleri ile savaşacak yeteri
kadar kuvvet bulunmadığından bu çetelerin üzerine
gerektiği kadar gidilememiştir. Mustafa Kemal Paşa'nın
24 Nisan 1920'de TBMM'nde yaptığı konuşmada (75);
Pontus meselesini çözmekle görevli kuvvetlerin büyük bir
komuta altında birleştirilmesi gereğini vurgulaması
üzerine, Pontusçuluk faaliyetlerini köklü bir şekilde
halletmek amacıyla 9 Aralık 1920'de Merkez Ordusu
kurulmuş, komutanlığına da Nurettin Paşa tayin
edilmiştir. 1923 yılının ilk aylarına kadar sürdürülen
mücadele neticesinde Pontus çetelerinin isyanı tamamen
bastırılmıştır (76). Bu olaylar sırasında Pontus
çeteleri tarafından 1.814 Türk öldürülmüş, 3.713 ev
yakılmış, 1.800 civarında gasp ve soygun olayı
gerçekleştirilmiştir (77). Buna karşılık bu
mücadele sırasında 1.118 Rum çeteci öldürülmüştür
(78).
Günümüzde Pontusçu Faaliyetler ve Yunanistan'ın
İddiaları
Yunanistan son günlerde, sözde "Ermeni Soykırımı"
iddialarının dünya kamuoyunda büyük yankı uyandırması
ile birlikte "Pontus Soykırımı" masalını gündeme
getirmekte ve dünyanın dört bir yanında yaşayan
soydaşlarını da yanına alarak, bunu Türkiye aleyhine
propaganda malzemesi olarak kullanmayı sürdürmektedir.
Yunanistan'da Sosyalist PASOK partisi, ilk kez 1981'de
iktidara geldikten sonra Pontus konusu, partinin
Türkiye'yi parçalama politikasının bir malzemesi oldu.
Pontus konusu şimdi yaşadığımızı sandığımız dostluk
döneminde bir de "Soykırım" sözcüğüyle beslenerek
gündemdeki yerini "Pontus Soykırımı" olarak aldı (79).
Yunanistan'da son olarak, 14 Şubat 2001'de Kültür Bakanı
Evangalos Venizelos ve İçişleri Bakan Yardımcısı Kostas
Kaiserlis tarafından hazırlanan ve imzalanan, 14
Eylül'ün; "Küçük Asyalı Yunanlılar'ın Türk Devleti
Tarafından Soykırımını Anma Günü" olarak ilân edilmesi
için Yunanistan Cumhurbaşkanı Kostis Stefanapulos'un
onayına bir Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi sunulmuştur
(80).
Türkiye-Yunanistan ilişkilerini tahrik etmeyi alışkanlık
haline getiren Yunanistanlı politikacılar, Devletin
kontrolünde bulunan "Makedonya Ajansı"nın Internet
dosyasına "19 Mayıs Pontus Soykırımı" başlıklı bir de
dosya ilave ettiler.
Bu dosyadaki bazı bölümlerin tercümesi şu şekildedir
(81):
"1920 Ocak ayında Pontuslu'lar, Ermenilerle birlikte bir
federasyon kurma kararı aldılar. Trabzon Başpiskopos'u
Chrysanthos Filipidis ile Ermenilerin lideri Aleksandr
Hatisyan, Pontus-Ermeni Federasyonu Anlaşması'nı
imzaladılar. Ancak Kasım 1920'de, Ermeni ordusu
Erzurum'da Kemal'in kuvvetleri karşısında yenilip
Türklerle anlaşma imzalayınca Pontuslular tek başlarına
kaldılar."
1993 Ağustosunda "Sümelalı Meryem Ana Vakfı"nın
düzenlediği toplantıda konuşan o tarihteki Yunanistan
Başbakanı Mitsotakis şunları söylemiştir: "Anadolu'daki
Helenizmin bu bölgedeki köklerinden kopmasından 70 yıl
sonra, milletimizin tarihinde bir daha böyle bir trajedi
yaşamaması için dua etmeliyiz. Dedelerimiz, Pontus
topraklarına dönüş hayalini size miras bırakarak
öldüler. Bu mirası kalbinizin içinde koruyun. Pontus'u
ve kökeninizi asla unutmayın. Kaybedilmiş vatanın anası,
Helen ırkının en güzel idealleri ile bağdaşmıştır..."
(82). Bu ve buna benzer görüşler, bir çok
Yunanistanlı parlamenter tarafından sürekli gündeme
getirilmek suretiyle; Yunanistan halkının duyguları
istismar edilmekte ve oy avcılığında malzeme olarak
kullanılmaktadır.
Yunanistan; aynı zamanda, kurduğu ve kurdurduğu Pontus
dernekleri vasıtasıyla turizm mevsimlerinde Doğu
Karadeniz Bölgesi'ne "Unutulmayan Kaybolan Vatanlara
Gezi" adı altında periyodik geziler de düzenleyerek
olayı canlı tutmaya çalışmaktadır (83).
Yunanistan'ın Pontus konusundaki en çarpıcı faaliyeti,
bu amaçla kurdurduğu derneklerdir. Yunanistan, yurt içi
ve dışında toplam 200 civarında Pontus derneği
kurdurmuştur (84). Bu derneklerin, koordineli bir
şekilde çalışmalarını sağlamak amacıyla da federasyon
oluşturdukları dikkat çekmektedir. Oluşturulan bu Pontus
dernekleri federasyonları şunlardır:
• Güney Yunanistan Pontuslular Dernekleri
Federasyonları,
• Rusya Pontuslular Dernekleri Federasyonu,
• Avustralya Pontuslular Dernekleri Federasyonu,
• Ukrayna Pontuslular Dernekleri Federasyonu,
• Almanya Pontuslular Dernekleri Federasyonu,
• ABD ve Kanada Pontuslular Dernekleri Federasyonu,
• Gürcistan Pontuslular Dernekleri Federasyonu,
• Pontuslular Dernekleri Pan-Helenik Federasyonu,
• Kazakistan Elen Cemaatleri Federasyonu,
• Ermenistan Pontuslular Birliği,
• Kıbrıs Pontuslular Birliği.
Yunanistan'da, bu dernek ve federasyonlar vasıtasıyla
periyodik olarak ülke içinde ve dışında uluslararası
"Pontus Helenizmi Kongreleri" düzenlenmektedir. Bu
kongrelere Başbakan dahil üst düzey devlet görevlileri
bizzat katılmakta ve teşvik etmektedirler.
Yapılan bu kongrelerde ve yayınlanan kitap, makale ve
bildirilerde Türkler'in 350 bin Pontuslu'ya soykırım
uyguladığı iddia edilmektedir. Bu soykırımın iki aşamada
gerçekleştiği; birincisinin 1916-1918 yılları arasında
I. Dünya Savaşı sırasında, ikincisinin de Türk Milli
Mücadelesi döneminde 1919-1923 yılları arasında olduğu
iddia edilmektedir. Ayrıca, Türkiye'de yaşayan 700 bin
Pontuslu'dan 350 bininin katliam ve sürgün metodlarıyla
yok edildikleri ve ancak 180 bininin Yunanistan'a
dönebildiği belirtilmektedir. Türkiye'nin bu soykırımı
tanıması ve tazminat ödemesi talep edilmekte, bununla
birlikte Türkiye'nin Pontus Soykırımı'nı tanımadığı
müddetçe Avrupa Birliği'ne kabul edilmemesi için Avrupa
ülkeleri nezdinde propagandalar yapılmaktadır. Ayrıca
konu ile ilgili olarak Yunanistan içinde, Avrupa
Parlamentosu merkezinde, İngiltere'de Almanya ve
Moskova'da çeşitli sergiler düzenlenmektedir (85).
Bu iddialara rağmen bilindiği üzere, Mütareke döneminde
Doğu Karadeniz bölgesinde 250-260 bin civarında Rum
yaşamaktaydı. Justin Mc. Carthy'e göre bu rakam 260 bin
313'tür (86). Dolayısıyla 350 bin Rum'un
yaşamadığı bir bölgede 350 bin kişinin soykırıma
uğradığını iddia etmek hayal ürünü olmaktan ileriye
gitmemektedir. Bununla birlikte mübadele yoluyla
Yunanistan'a giden Pontuslular'ın sayısı 1928 Yunanistan
Nüfus Sayımı istatistiklerine göre 182 bin 169'dur
(87). Bu rakama 1922'den itibaren 1928'e kadar
ölenlerin sayısı da eklendiğinde miktar 200 bin
civarında olmaktadır. Bununla birlikte 1922-1928 yılları
arasında ABD, Kanada ve Avustralya gibi ülkelere göç
edenler de eklendiğinde rakam 210 bin civarına
ulaşmaktadır (88). Yaklaşık 260 bin insandan 210
bini Yunanistan ve diğer ülkelere göç ettiğine göre kaç
kişinin öldüğü veya kaybolduğu kendiliğinden ortaya
çıkmaktadır.
Bütün bu iddiaların yanında Türkler'in kaybı hiç hesaba
katılmamaktadır. Pontus bölgesi olarak iddia edilen
yerlerden Kastamonu ve Trabzon'daki savaşlar olmasaydı
1922 yılında yaşaması gereken nüfus ile yaşayan nüfus
arasında büyük farklar bulunmaktadır. Türkler'in kaybı
oldukça fazladır (89). Bu kayıp Türk nüfusun
önemli bir kısmının, "Pontuslu çeteler"in ellerinde
hayatlarını yitirdikleri gerçeği inkâr edilemez bir olgu
olarak önümüzde durmaktadır. (90) .
Bütün bu tarihi ve ilmi gerçeklere rağmen, Türkiye ile
gerginlik ve sürtüşmeyi milli bir politika haline
getiren Yunanistan, "19 Mayıs" gününü sözde "Pontus
Soykırımını Anma Günü" olarak kabul eden bir yasa
çıkarmıştır. 24 Şubat 1994 tarihinde Yunanistan
Parlamentosu'nda oybirliği ile kabul edilen bu yasa, 7
Mart 1994 tarihinde Yunanistan Cumhurbaşkanı tarafından
onaylanarak, yürürlüğe girmiştir. Bununla birlikte, 19
Mayıs gününün milli bir bayram olarak anılması, bütün
eğitim kurumlarında konuyla ilgili konuşmalar yapılması
ve kiliselerde ayinler düzenlenmesi ön görülmüştür
(91).
Çevre ve Vahiy Sempozyumu (23 Eylül 1995)
1995'in ilk aylarında Fener Patrikhanesi'nin iki
numaralı ismi John Pergamon başkanlığında Londra'da bir
araya gelen birkaç kişi, üç yıldır Türkiye'de fırtınalar
koparan bir girişimin çerçevesini çizecekti.
"Metropolit" unvanını taşıyan Pergamon'un yanı sıra,
Türkiye'den Mehmet Dülger, İsrail'den Prof. Daniel Amit
ve Yunanistan'ın eski Başbakanı Andreas Papandreu'nun
oğlu Prof. Georges Papandreu gibi isimler bir masanın
etrafında bir araya geldiler (92).
Fener Patrikhanesi, popülaritesini artıracak bir girişim
başlatmak amacındaydı. Dünyada giderek yayılan
çevrecilik hareketleri ile bir bağlantı kurularak bu
sağlanabilirdi. Ancak, Patrikhane'nin öncülük edeceği
bir çevrecilik etkinliği daha başlangıçta sancılı
başladı. Londra'daki toplantıda İslam ve Musevi
dünyasından da isimler olduğu halde sürekli "kilise"den
söz edilmekteydi. İlk itiraz sesleri o toplantıda
bulunan Mehmet Dülger ve Daniel Amit'ten geldi. Mehmet
Dülger, "Ben kiliseye değil camiye gidiyorum.", Daniel
Amit de, "Ben de havraya gidiyorum." dedi. Dülger
devamla, "Burada üç semavi dini birlikte zikredin"
uyarısında bulundu (93).
1995'te Adalar Denizi'ndeki Patmos Adası'nda yapılan
"Çevre ve Vahiy Sempozyumu" işte böyle başladı. Bu
toplantıya, dünyanın dört bir tarafından Yunanistan
sempatizanı olarak tanınan önemli kişiler ile
Türkiye'den Fener Rum Patriği Bartholomeos, Rahmi Koç,
Mehmet Dülger, Prof. Kriton Curi ve Prof. Orhan Uslu
katılmışlardır (94). Ancak yine, "Vahiy" derken,
Saint John'un mesajlarını içeren İncil'in son kitabı
(Kıyamet kitabı) esas alınmıştı. Toplantıya Vatikan'ın
üç numarası Cardinal Etchageray'ın yanı sıra, ABD
Başkanı Bill Clinton'ın çevreden sorumlu yardımcısı da
katıldı. Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz ise
önce daveti kabul etmesine karşılık kamuoyunda yükselen
tepkiler üzerine bu toplantıya katılmadı. Tepkiler,
Fener Patrikhanesi'nin, Ortodoks dünyası üzerindeki "ekümenik"
konumunu güçlendirerek bunu Türkiye nezdinde
"resmileştirmek" için bu girişimleri başlattığı
noktasında yoğunlaşıyordu. Bu girişim, dış dünyada da
hemen yankısını bulmuştur. İngiltere Prensi Philip,
Patrik Bartholomeos'ya, "İlk defa bir kilise, ruhani
alanın dışında sosyal hayattaki bir probleme de el
attı." iltifatında bulunmuştur.
Tören günü Patmos Adası, Doğu Roma ve Yunanistan
bayraklarıyla donatılmıştı. Patriği, Patmos Adası'na
götüren Yunanistan'ın tahsis ettiği "Aleksandros"
(İskender) adlı yat, Çanakkale Boğazı'ndan çıktıktan
sonra iki adet Yunanistan muhribi tarafından karşılanmış
ve törenin yapılacağı adaya kadar refakât edilmiştir
(95).
Patrik, Devlet Başkanı protokolüyle karşılanmış, 21 pare
top atılmış, Yunan marşı çalınmış ve bir Korgeneralin
eşlik ettiği askeri kıtayı teftişi sırasında, askerleri
selamlarken, elindeki haçı havaya kaldırarak onları
takdis etmiştir (96).
Türkiye'ye karşı düşmanlıklarıyla tanınan Yunanistanlı
Ortodoks din adamları da bu törendeki yerlerini
almışlardı. Patriği karşılayanların başında Başbakan
Papandreu'nun eşi Dimitra Liani de bulunmaktaydı.
Ertesi gün, 24 Eylül 1995 sabahı bir manastırda yapılan
çok gizli toplantıya yalnızca Avustralya, Amerika,
Kıbrıs Rum Kesimi, Sırbistan, Orta Doğu ve Afrika'daki
Ortodoks kiliselerin Patrik ve Başpiskoposları
katılmışlardı. Toplantının yapıldığı bina askeri kordon
altına alınmış ve hiç kimse yaklaştırılmamıştı (97).
Hıristiyan Ortodoks ittifakının varlığı o gün Patmos
Adası'nda yapılan gizli toplantıdan sonra peşpeşe
gündeme gelen olaylarla sık sık duyuldu. Yunanistan 1996
Aralık ayında, AB'ye üye ülkelerin Hıristiyan Demokrat
Partileri'nin milletvekillerini, Selanik'te düzenlenen
bir toplantıya davet etmişti. Bu toplantının konusu
"Hıristiyan Ortodoksluğun dünyaya yayılması ve özellikle
Avrupa'ya yayılması" idi. Bu arada Yunanistan'ın ABD,
Kanada, Avustralya, Afrika ve çok sayıda Yunanistan
vatandaşının yaşadığı Avrupa ülkelerindeki
parlamentolara kendi adamlarını atamak için seçim
kampanyalarına destek verdiğini de hatırlatmamız
gerekmektedir.
Türkiye ile Yunanistan'ı sıcak bir çatışmanın eşiğine
getiren "Kardak Kayalıkları Olayı" günlerinde, Kardak'a
bir adım mesafede bulunan Patmos Adası'nda, "Vahiy ve
Çevre" sempozyumunun düzenlemesinden sonra, yine aynı
çerçeve içerisinde Yunanlı bir armatörün tahsis ettiği
gemiyle Patmos Adası'ndaki sempozyuma katılanların
iştirak ettikleri Trabzon gezisi de, ilginç bir döneme
rastlamıştır.
O günlerde, Yunan propaganda mekânizmasının Pontus
konusunu gündeme getirmesini tesadüf olarak kabul etmek
mümkün değildir. Bu arada, Atina'da Yunanca yayınlanan
Kürdistan'ın Sesi dergisinin kapağında da bir PKK'lı
teröristin lav silahıyla hedef aldığı bir Trabzon
haritasının yer alması da ilginçtir (98).
Din,
Bilim ve Çevre Sempozyumu (20-28 Eylül 1997)
Karadeniz'e kıyısı olan 6 ülkenin limanlarında yapılan
ve Selanik'te sona eren 1,5 milyon dolarlık, Karadeniz
konferanslar dizisi işte bu girişimin ikincisiydi ve bu
kez "Din, Bilim ve Çevre" adını almıştı. Sempozyum,
Giritli bir armatöre ait olan Yunanistan bandıralı El.
Venizelos Gemisi'nde gerçekleşmiş ve ilk durak olarak
Trabzon Limanı seçilmiştir.
20 Eylül 1997'de başlayan "Din, Bilim ve Çevre
Sempozyumu", 28 Eylül 1997'ye kadar devam etmiş ve Batum,
Novorossisk, Yalta, Odessa, Köstence, Varna, İstanbul ve
Selanik limanlarında birer oturum gerçekleştirilmiştir.
Sempozyum, Avrupa Birliği'nin yürütme organı olan Avrupa
Komisyonu'nun Başkanı Jacques Santer ve Fener Rum
Patriği Bartholomeos'nun himayesini sağlamıştır. Avrupa
Komisyonu'nun yanı sıra, Dünya Bankası, Birleşmiş
Milletler Çevre Programı ve Yunanistan Ticaret
Bankası'nın da desteğini alan sempozyumda 300'ün
üzerinde katılımcı ve 107 gazeteci yer almıştır (99).
Trabzon Limanı'nda başlayan sempozyuma katılan heyete
bir gurup yöre halkı tarafından aleyhte tezahüratlarda
bulunulmuştur (100). Bu nedenle heyetin yapmayı
plânladığı şehir gezisi iptal edilmiştir (101).
Programa göre Trabzon'daki akşam yemeğinde "Pontik dans"
gösterisi yapmak için gemiye çıkması gereken folklor
ekibi de "resmi izin" olmayınca gelememiştir (102).
Sempozyumun gemideki açılış konuşmasını yapan Patrik
Bartholomeos, Karadeniz'in kirliliğine değinmiş ve; "İki
yılda bir yapılan bu sempozyumun ilkini Ege'de yaptık.
Her iki yılda bir yapmaya da devam edeceğiz" şeklinde
bir konuşma yapmış, ayrıca sempozyuma davet edilmesine
rağmen katılmayan Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e, El.
Venizelos Gemisi'nin Türk limanlarına girişlerinden ve
geçişlerinden doğan yaklaşık 100 bin dolarlık bedellerin
alınmaması için gösterdiği ilgiye teşekkür etmiştir
(103).
Pontus Rum Devleti'ni canlandırma hayali peşindeki
Yunanistan'ın organize ettiği "Karadeniz'i Kurtaralım"
gezisinde; Patrik Bartholomeos'nun Odesa'da Rus Ortodoks
Patriği Alexios ile buluşması da oldukça ilginçtir. İki
Patrik Odesa'da yaptıkları görüşmede Pan-Ortodoks
birliğini görüşmüşlerdir. Konuyla ilgili olarak, Moskova
Patrikhanesi Sözcüsü; "Görüşmede; ikili ilişkiler,
Ortodokslararası işbirliği ve Pan-Ortodoks birliğinin
yanısıra Heterodoksi (Kilisenin koyduğu kurallara
muhalefet) problemleri üzerinde durulacağını"
belirtmişti (104).
Sempozyumun sonuç bölümü de ilginç gelişmelere sahne
oldu. Karadeniz'le hiçbir ilgisi olmayan Selanik, böyle
bir sempozyumda çok önemli olaylara ev sahipliği yaptı.
Fener Patrikhanesi ile Moskova Patrikliği arasındaki
çekişme, Selanik'te açıkça görüldü. Sempozyumun sonuç
bildirisinin okunduğu Selanik Üniversitesi Filozofi
Okulu'nun konferans salonunda, Fener Patriği
Bartholomeos'nun arkasında Gürcistan, Romanya ve
Bulgaristan patrikleri yer alırken, bölünmüş durumdaki
Ukrayna Patrikliği'nden kimse yoktu. Bartholomeos ile
görüşmek için Odessa'ya gelen Moskova Patriği Alexios da
karşılama töreni için limana bir temsilci heyeti
göndererek kilisede beklemişti. Ortodoks dünyasındaki
hiyerarşide "Atina Başpiskoposluğu" ile çok alt
sıralarda yer alan Yunanistan, 35 yıl aradan sonra ilk
kez Selanik'e gelen bir Fener Rum Patriği'ni "devlet
töreni" ile karşılayarak, Patrikhane'nin Ortodoks
dünyasına yönelik projesine destek verdi. El. Venizelos,
Adalar Denizi'nde Yunanistan karasularındayken, iki adet
Yunanistan savaş gemisi de gece yarısı selam durarak
gemiye bir süre eşlik etti. Yunanistan Cumhurbaşkanı
Stefanopulos, Selanik'teki devlet töreninde, iki yıl
önce İngiltere Prensi Philip'in kullandığı sözlerin bir
benzerini konuştu: "Ortodoks Kilisesi'nin günümüzün
dünyevi sorunları ile de ilgilendiğini ispat
ediyorsunuz... (105)"
Sempozyuma katılanlar, 28 Eylül 1997 günü öğleden sonra
saat:14.00'de Selanik'te Doğu Roma İmparatorluğu
döneminde inşa edilmiş olan Ayios Dimitrios kilisesinde
yapılan dini törene de katıldılar (106).
Törende; Yunanistan Cumhurbaşkanı, bakanlar, parti
liderleri, generaller, PKK ile yakın ilişkileri bilinen
milletvekilleri, AB ülkelerinin Selanik konsoloslarıyla,
sempozyum gezisine katılan Türk misafirler hazır
bulundular. Ayios Dimitrios Kilisesi'nde yapılan bu
ayin, Türkiye Cumhuriyeti Devleti üzerinde oynanan
oyunların nereye doğru gittiğini bir kez daha gözler
önüne sermiştir.
Ayinde sahnelenen görüntüler yapılan konuşmalar ve hatta
dualar, Yunanistan'ın Patrik Bartholomeos'yu kullanarak
Türkiye'ye yeni yaralar açmak çabası içinde bulunduğunu
bir kez daha ortaya koymuştur.
Patrik Bartholomeos'nun yönettiği dini ayinde Selanik
Kilisesi'nin başpapazı Hz. İsa'nın esir İstanbul'u Türk
işgalcilerin ellerinden kurtarması için dua etti ve Doğu
Roma İmparatorluğu'nun merkezi olan İstanbul'daki
Patrikhane'de gerçekleştirilemeyen bu ayinin Doğu Roma
İmparatorluğu'nun ikinci payitahtı olan Selanik'te
yapılmasının büyük anlam taşıdığını belirtti.
Bartholomeos; ayini, üzerinde çift başlı Doğu Roma
kartalı bulunan altın kaplamalı bir tahttan yönetti.
Patriğin ayakları altına serilen halılar ise çift başlı
Doğu Roma kartalı ile bezenmişti. Patriğin tahtının iki
yanında bulunan yine üzerinde Doğu Roma
İmparatorluğu'nun sembolleri ile süslenmiş daha mütevazi
tahtlarda ise Bulgaristan, Sırbistan ve diğer bazı
Balkan ülkelerinin başpapazları oturmaktaydı. Kilisede
yaratılan görüntü Ortodoks Doğu Roma İmparatorluğu ve
ona bağlı Balkan ülkelerindeki eyaletlerinin başında
bulunan kilise temsilcilerinin bir araya gelişleri
şeklindeydi.
Dini törenin sonlarına doğru Patrik Bartholomeos,
yaptığı konuşmada; Hz. İsa'nın doğumunun 2000. yılına
girerken Ortodoksluğun yaşatılması için bir birlik
içinde faaliyetlerin arttırılması gerektiğini söyledi ve
kendisine verilen değerli taşlarla süslü bir asadan,
mücadelesinde güç alacağını belirtti (107).
Bu dini ayinden çıkan sonuç, Yunanistan'ın Doğu Roma'yı
hortlatma ve Hıristiyan Ortodoks ülkelerini de yanına
çekerek, bir cephe oluşturmak gayreti içinde olduğu
şeklindedir. Ortodoks din adamlarının beşyüz yıldır Doğu
Roma İmparatorluğu'nu yeniden kurmak için Türk
Devleti'nin zayıf olduğu dönemlerde sürdürdükleri
faaliyetler, 2000'li yıllarda da aynı hızla devam
etmektedir.
Bugün tartışmalar, iki temel görüş üzerinde
odaklanmaktadır. Birinci görüşe göre, etrafı bir
Ortodoks çemberi ile kuşatılmak istenen Türkiye (108),
Yunanistan ve Rusya'nın oyununa geliyor; Fener
Patrikhanesi ve Patrik bu oyunda meş'um bir rol
oynuyorlar. İkinci görüş ise, Fener Patriğinin Türk
vatandaşı olmasından hareketle, Türkiye'nin dünya
dengeler oyunundaki rolü de göz önünde bulundurularak,
bu tür girişimlerden endişe edilmemesi doğrultusundadır.
Hatta, ikinci görüşten yana olanlar, "Patrik'ten
yararlanmalıyız" bile demektedirler (109). Bu tür
tartışmaları "Din, Bilim ve Çevre Sempozyumu"nun
yapıldığı 20-28 Eylül 1997 ve sonraki günlerde Türk
basınının köşe yazılarında yoğun bir şekilde
görmekteyiz.
Kuşkuların ikinci yüzünde ise, Fener Patrikhanesi'nin
niyetleri yatmaktadır. Fener Patriği Bartholomeos,
seleflerinden çok daha faal bir insan; yerinde
duramayan, sürekli hareket halinde, yurt içi ve
uluslararası temaslarının yoğunluğu hayret verecek
boyutlarda olan bir diplomat görüntüsü sergilemektedir.
Patrik bununla birlikte; Lozan'da kilisesine çizilen dar
sınırları zorlamakta ve resmen verilmeyen "ekümenik"
sıfatını fiilen kullanmaktadır.
Patrik Bartholomeos, bu çevre etkinliğinin
güzergâhındaki Ortodoks dünyasında kendisini
güçlendirmek niyetinde olduğunu hiç gizlememiştir.
Sempozyumu, "Ekümenik Patrik" sıfatı ile açan
Bartholomeos, Yalta'daki kilisede yapılan ayin sırasında
açıkça "Ortodoks dünyasında birliği sağlamaya geldim"
sözlerini kullanmıştır. Bu sözlerin Yalta'da
kullanılması ilginçti; çünkü, Ukrayna Kilisesi için
Fener Patrikhanesi ile Moskova Patrikliği arasında bir
çekişmeden söz edilmekteydi. Rusya, Hıristiyan Ortodoks
dünyasındaki kiliseler hiyerarşisinde beşinci sırada yer
alan Moskova Patriği Alexios'u Ukrayna ve Estonya
kiliselerinin de hamisi haline getirerek yükseltmenin
hesaplarını yaparken, Fener Patriği Bartholomeos,
zincirin halkalarını birleştirmeyi hesaplamaktaydı
(110).
Patrik (111), Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına ve
Türkiye'nin taraf olduğu (Lozan dahil) uluslararası
anlaşmalara göre İstanbul Valiliği ve Fatih
Kaymakamlığı'na bağlı Rum kökenli 3 bin civarında
vatandaşın dini lideri olması gerekirken 150 milyon
Ortodoks'un lideri rolünü oynamaktadır (112).
Bütün bunların ışığında, "Din, Bilim ve Çevre
Sempozyumu"nun asıl amacının Karadeniz'i temizlemek
değil, Ortodoks dünyasına bir mesaj vermek ve Karadeniz
üzerindeki Yunanistan emellerinin tarihi perspektifini
bir kez daha hatırlatmak olduğu ortaya çıkmaktadır.
Türk-Ortodoks Patrikhanesi Başkanı Selçuk Erenerol, "Bartholomeos'nun
niyeti Ortodoks dünyasının lideri olmaktır. Bu sempozyum
da çevre kılıfı adı altında düzenlenmiş ekümenlik
zirvesidir" (113) demek suretiyle bu sempozyumun
altında yatan gerçeklerin bir diğer yüzünü ortaya
koymaktadır.
"Din, Bilim ve Çevre Sempozyumu" başlarken Yunanistan
İstihbarat Örgütü'nün Pontus propagandası yapmak
amacıyla Atina'da kurduğu internet sitesinde yer alan
iki harita, amacın ne olduğunu ortaya koymaktadır. Bu
haritalardan birinde Türkiye üzerinde Pontus Devleti'nin
yeri gösterilirken, diğer haritada Yunanistan'ın kurma
hayali yaşadığı Pontus Devleti'nin, hangi Türk illerini
kapsadığı yer almaktadır. Haritada Pontus'un başkenti,
sempozyumun yapıldığı Trabzon ilimiz gösterilmekte,
Samsun da bu hayali devletin sınırları içinde yer
almaktadır.
Sempozyuma katılanları taşıyan Yunanistan bandıralı
geminin adının El. Venizelos olması da bir rastlantı
olmasa gerek. Bilindiği üzere Eleutherios Venizelos,
1919'da Anadolu'yu işgal için Yunanistan ordusunu
İzmir'e yollayan Yunanistan Başbakanıdır. Aynı dönemde
Rumlar'ı ayaklandırıp Pontus Devleti'ni kurmak için
Trabzon ve Samsun'a 100 subay yollayan kişi de yine
Venizelos'tur. Kıbrıs'ta çok sayıda Türk'ü katleden EOKA
terör örgütünü kuran General Grivas da o tarihte
Venizelos tarafından Samsun'a gönderilen subaylar
arasında yer alan bir Teğmendi. Bu nedenle, sempozyumu
düzenleyenlerin Yunan bandıralı yüzlerce geminin içinde
El. Venizelos'u seçmelerinin oldukça manidar olduğunu
söylemek mümkündür.
Bunun yanında, Patriğin özel davetlisi olarak geziye
katılan Avrupa Komisyonu Başkanı Jacques Santer'in bir
Yunanistan hayranı olduğu ve her fırsatta Türkiye'ye
Yunanistan'ın bir parçası gözüyle baktığı da
unutulmamalıdır.
Bölge halkının gösterdiği tepki üzerine El. Venizelos
Gemisi'nin, sözde Türkler'in kendilerini öldürmelerinden
korkan Pontuslu Rumlar'ın göç ettikleri Batum, Yalta,
Odessa, Köstence, Varna ve Selanik'e gitmesi de,
rastlantılar serisinin bir devamı olmasa gerek, Bütün bu
saydıklarımızdan sonra adı Karadeniz ve Trabzon ile uzak
yakın bir ilişkisi bulunmayan "Din, Bilim ve Çevre
Sempozyumu"nun Yunanlıların Pontus emellerinin bir ürünü
olmadığını kimse iddia edemez.
Sempozyum'da Patrik Bartholomeos için "the ecumenical
patriarch" (Evrensel Patrik) tabiri kullanılmıştır.
Yunan İstihbarat Teşkilatı'nın amacının dışına çıkarak
dağıttığı haritaların da Karadeniz'i "Pontus Gölü"
olarak göstermesi düşündürücüdür.
Sonuç
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, hiçbir din ve kültürü baskı
altına almamayı bir gelenek haline getirmiş ve bunu
anayasal hak haline dönüştürmüştür. Fener Rum
Patrikhanesi, Türkiye'nin bu hoşgörülü politikası
sayesinde varlığını bugüne kadar sürdürmüştür. Ancak
bütün bunlara rağmen Patrikhane, Türkiye Cumhuriyeti'ni
bölmek ve parçalamak isteyen başta Yunanistan olmak
üzere birçok ülke ile gizli ilişkiler içine girmiştir.
Fener Rum Patriği Bartholomeos, 7 Mayıs 2000 tarihinde
Kapadokya'da yaptığı ayinde; "Eskiden Hıristiyan
toplulukların yaşadıkları bölgelerde yeniden
Hıristiyanların yaşamalarına izin verilmelidir" şeklinde
konuşarak amaçlarını açıkça ortaya koymuştur. Yunan
Başpiskoposluğu'nun da Patriğin bu görüşüne destek verir
biçimde 2000 yılı boyunca Anadolu kiliselerinde dini
törenler düzenleme çabası içine girmesi de bir tesadüf
sayılmamalıdır.
Patrikhane, Birleşmiş Milletler, Avrupa Parlamentosu ve
Dünya Kiliseler Birliği gibi çok sayıda kurum ve
kuruluşla ilişkiye girerek, Vatikan benzeri bir devlet
örgütlenmenin temelini atmaya çalışmaktadır. Bu tür
çalışma ve faaliyetlerin altında yatan amaçlardan birisi
de, Fener Rum Patrikhanesi'nin "Ortodoks Dünyanın
Lideri" imajını vermektir.
Son yıllarda Ermeniler'in dünya kamuoyunu yanlarına
almak amacıyla, Türkiye'de Ermeni soykırımı yapıldığı
yolundaki yalan ve iftira dolu kampanyalarının ardından,
bazı ülkeler, bu yönde destekleyici uygulamalar
başlatmış ve bazı kararlar almışlardı. Yunanistan'da
bunu bir fırsat bilerek, I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş
Savaşı yıllarında, Türkler tarafından Anadolu Rumları'na
-özellikle Doğu Karadeniz Rumları'na- yönelik soykırım
yapıldığı yolunda iftiralarını ortaya atmaya
başlamışlardır.
Tarihin gerçeklerinden uzak ve iftira dolu bu iddiaların
aksine; asıl katliam ve soykırım hareketine Anadolu
Türklüğü maruz kalmıştır. Gerek Karadeniz bölgesindeki
Pontus çeteleri gerekse daha sonra İzmir'e çıkan ve
Anadolu'nun içlerine kadar ilerleyen Yunanistan ordusu
bu hareketlerin doğrudan içinde bulunmuşlardır.
Bugün dünya kamuoyunu etkilemek amacıyla her türlü
çağdaş iletişim araçlarını kullanan Yunanistan, aynı
zamanda Fener Rum Patrikhanesi'ni de bu olayların içine
çekmek suretiyle dini ajitasyon yöntemlerinden de
faydalanmaktadır.
21. Yüzyıla girdiğimiz şu günlerde Doğu Karadeniz
bölgesinde hayali bir Pontus Devleti kurma emelleri
içinde bulunan Yunanistan'a en güzel cevabı,
Türklüğünden hiç kimsenin şüphe duymadığı ve tarih
boyunca Türklüğünü muhafaza etmiş yöre insanı 20 Eylül
1997 tarihinde vermiştir.
---------------------------------------------------
*
Atatürk Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi
Enstitüsü Öğretim Elemanı.
1) Kendi kamuoyunda Türkiye düşmanlığını körüklemeye
çalışan ve yayılmacı emellerini her vesile ile ortaya
koyan Yunanistan, 14 Haziran 1997'de Meclis Başkanı
Kaklamanis tarafından İskeçe'de açılışı yapılan "Pontus
Anıtı" ile Türkiye'ye karşı hasmane duygularını ortaya
koymuştur. Bu sözde anıt, Batı Trakya Türk Azınlığı'nın
yaşadığı İskeçe'ye yerleştirilmiştir. Bu sözde anıta
verilen ad, kaidesinde yer alan harita, ibare ve
simgeler, Türk toprakları üzerindeki Yunan emelleri
gibi, komşu ülkeler arasındaki uygar ilişkileri
düzenleyen toprak bütünlüğüne saygı, iyi komşuluk gibi
temel ilkelere Yunanistan'ın kendini bağlı
hissetmediğini göstermesi bakımından da ibret verici
bulunmaktadır. Bu sözde anıtın açılışını yapmak
suretiyle Yunanistan Parlamentosu Başkanı Kaklamanis,
Yunanistan Parlamentosu'nun Türkiye'ye karşı her
harekete kucak açma geleneğini de sürdürmüştür. Press
Releases of the Turkish Ministry of Foreign Affairs
(18.06.1997). Bu konu için ayrıca bkz.Türkiye,
30.09.1997.
2) Ortodoks kelimesi "Ortho" ve "Doxology" kelimelerinin
bir araya gelmesinden oluşmuştur. Ortaçağ Fransızcasında
"Orthodoxe", Latincesinde "Orthodoxus", Grekçesinde "Orthodoxein"
şeklinde yazılmıştır. Ortho, eski Grekçe'ye
Sanskritçe'den geçmiş bir kelimedir. Kelime anlamıyla
düzgün, tam, doğru demektir. Doxology ise, en doğru
anlamıyla, Tanrı'ya şükran veya Tanrı'nın güzelliklerini
övmek amacıyla yazılmış mersiye demektir. Bu nedenledir
ki; Ortodoks Kiliseleri esas itibariyle dualarla,
mersiyelerle, törenlerle, kutsamalarla yüklü
kiliselerdir. Aytunç Altındal, Türkiye ve Ortodokslar,
Anahtar Kitaplar, İstanbul, 1995, s.14-15.
3) Altındal, a.g.e., s.15.
4) Osmanlı Devleti'nin ibadet hürriyeti yanında, din
eğitimi veren okullara müdahale etmemesi, her kilisenin
yanında birer okul açılması, bu okulların Patriğin
kontrolüne bırakılması, devletin Ortodoks-Rum cemaate ve
Fener Rum Patrikhanesi'ne vermiş olduğu imtiyazlardan
sadece bir kaçıdır. http://www.turkatak.gen.tr/guncel/rum.htm
(16.03.2001).
5) Bu sebeple 1657'de ilk defa ciddi bir biçimde Osmanlı
Devleti ile Patrikhane'nin arası açıldı ve Patrik III.
Parthenios kendine bağlı Eflak ve Boğdan Voyvodalarını
isyana teşvik ettiğinden Köprülü Mehmet Paşa tarafından
ihaneti ortaya çıkarılarak Parmakkapı'da idam ettirildi.
Geniş bilgi için bkz. Erol Cihangir, Papa Eftim'in
Muhtıraları ve Bağımsız Türk-Ortodoks Patrikhanesi,
Turan Yay. İstanbul, 1996, s.3-4.
6) Nitekim, Yunanistan askerinin İzmir'e çıkışının
ardından Metropolit Hrisostomos, dini ayin düzenleyerek
Rumlar'ın Yunanistan ordusuna gönüllü olarak katılmaları
için kampanya başlatmıştır. Geniş bilgi için bkz.
Süreyya Şahin, Fener Patrikhanesi ve Türkiye, Ötüken,
İstanbul, 1996, s.164-218.
7) Venizelos'un "Greece at the Peace Conference"
başlıklı istekleri Kuzey Epir, Oniki Ada, Gökçeada,
Bozcaada, İzmir ve havalisi ile Ayvalık'ı içine
alıyordu. Geniş bilgi için bkz. M. Murat Hatipoğlu,
Türk-Yunan İlişkilerinin 101 Yılı (1821-1922), TKAE Yay.
Ankara, 1988, s.80-81.
8) Cihangir, a.g.e., s.5; Mesut Çapa, Pontus Meselesi /
Trabzon ve Giresun'da Milli Mücadele, TKAE Yay. Ankara,
1993, s.38.
9) Harry N. Howard, "Paris - San Remo - Sevr'de
Türkiye'yi Yok Etme Plânları", Belgelerle Türk Tarihi
Dergisi, S.35, (Ağustos, 1970), s.34-45.
10) Meletios, Osmanlı-Türk vatandaşı olmamasına rağmen
dışarıdan tayinle gelmiştir. Bu durum, bugün olduğu gibi
o gün de hukuka aykırıydı. Ancak o günden sonra kimi
zaman açık-kapalı baskıyla, kimi zamanda kitaba
uydurularak, Fener Rum Patrikhanesi milletlerarası
anlaşmalara aykırı olarak dışardan tayin edilmişlerdir.
Cihangir, a.g.e., s.6-7.
11) Cihangir, a.g.e., s.7.
12) General Populas kanalıyla ulaştırılacak bu
telgrafta, Patrikhane ve Rum milletinin Yunanistan
ordusunun arkasında olduğu yer almaktaydı. Cihangir, a.g.e.,
s.8-9.
13) Cihangir, a.g.e., s.9-10.
14) Patrik Meletios verdiği beyanâtta şöyle demektedir:
"Eğer Mustafa Kemal Paşa, Rum milletinin sürgün edilmesi
meselesinde bu kadar ağır davranmasaydı dünyanın en
büyük kumandanlarından biri olarak onu ilk önce ben
selamlardım. Mustafa Kemal büyük bir fatihtir, fakat
yenilgiye uğrayanları bağışlarsa ve doğuda barışı
sağlarsa şan ve şöhreti daha da artacaktır. İntikam
hisleri büyük adamlara yakışmaz. İnanıyorum ki; Mustafa
kemal Paşa için yüceliğini ispatlayacağı gün bugündür.
Sonra geç olacaktır" bkz. İleri, 29 Ekim 1922
15) Cihangir, a.g.e, s.11.
16) Lozan Konferansları / Tutanaklar-Belgeler, (haz.Seha
L.Meray-Osman Olcay), Takım:1, c.I, Kitap:1, AÜSBF Yay.
Ankara, 1969, s.328.
17) Yorgo Benlisoy-Elçin Macar, Fener Patrikhanesi,
Ayraç, Ankara, 1996, s.48.Patrikhane konusunda Mustafa
Kemal Paşa da, 25 Aralık 1922'de Le Journal gazetesi
muhabiri Paul Heriot'ya Çankaya'da verdiği beyanâtta
şunları söylemektedir:
"Bir fesad ve hıyânet ocağı olan ve memleketimize nifak
tohumları eken, uyuşmazlıklar yaratan, Hıristiyan
hemşehrilerimizin huzur ve refahı için de uğursuzluğa ve
felâkete sebep olan Rum Patrikhanesi'ni artık
topraklarımız üzerinde bırakamayız. Bu tehlikeli
teşkilâtı memleketimizde muhafazaya bizi mecbur etmek
için ne gibi vesile ve sebepler gösterilebilir?
Türkiye'nin Rum Patrikhanesi için arazi üzerinde bir
sığınılacak yer göstermeye ne mecburiyeti var? Bu fesad
ocağının hakiki yeri Yunanistan değil midir? Büyük
Millet Meclisi tarafından idare edilmekte olan yeni
Türkiye, Bâb-ı Âli'nin taht-ı idâresindeki eski Osmanlı
İmparatorluğu değildir.Yeni Türkiye, şeref ve haysiyet,
kudret ve kuvvetini müdrik ve hukûkunu muhâfaza için
mevcûdiyetini tehlikeye atmaya hazır ve âmâdedir". bkz.
Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, (haz.Nimet Arsan), III,
AAM Yay. Ankara, 1997, s.79.
18) Şahin, a.g.e., s.264.
19) Lozan Konferansları, s.328; Rıza Nur anılarında,
Patrikhane'nin gönderilmesi için ortada bir karar
olmadığını bunu bir pazarlık kozu olarak kullanmak
istediğini yazmaktadır: "...Patrikhane'nin İstanbul'dan
gitmesi bizim zararımızadır. Çünkü bu yılan yuvası
pençemiz altında durmalıdır. O vakit deliğinden
çıkarmayız. Eğer kovarsak Aynaroz'a yerleşir, istediği
gibi zehrini saçar" bkz. Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım,
II, İstanbul, 1992, s.288-289.
20) Benlisoy-Macar, a.g.e., s.49;
21) Şahin, a.g.e., s.329.
22) Lozan Konferansları, s.329
23) Benlisoy-Macar, a.g.e., s.49; Böylece Patrikhane'nin
-Osmanlı Devleti zamanında verilen bütün imtiyazları
kaldırılarak- siyasî ve idarî mahiyette olan işlerle
uğraşmamak, sadece dinî ibadetlere ait hizmetleri yerine
getirmek şartıyla -yalnız dinî konular çerçevesinde
kalacağı yolundaki sözler senet olarak kabul edilerek-
bir lûtuf eseri olmak üzere kalması kabul edilmiştir.
Geniş bilgi için bkz. Şahin, a.g.e., s.367.
24) Şahin, a.g.e. s.276-277.
25) Adnan Sofuoğlu, Fener Rum Patrikhanesi ve Siyasi
Faaliyetler , Turan Yay. İstanbul, 1996, s.141.
26) Sofuoğlu,a.g.e., s.141-142.
27) Benlisoy-Macar, a.g.e., s.50.
28) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Araboğlu'nun 1923
tarihli "Yunanistan ve Türk Halklarının Mübadelesi"ne
ilişkin sözleşmesinin 2. Maddesinin (b) paragrafında
yazılı "30 Ekim 1918 tarihinden evvel İstanbul'da oturan
Yunanistanlı" şartını yerine getirmediği için mübadele
dışında bırakılamayacağını ileri sürmüştür. Geniş bilgi
için bkz. Suat Bilge, Büyük Düş, Ankara, 2000,s.254.
29) Benlisoy-Macar, a.g.e., s.52.
30) Benlisoy-Macar, a.g.e., s.52; Bilge, a.g.e. s.255.
31) Savaş sonunda Türkiye ile Yunanistan, Sovyet tehdidi
ile karşı karşıya kalmışlardı. Bu dönem, Truman
Doktrini'nin (Batı'ya Yaklaşma) getirdiği hava ile
Türkiye-Yunanistan ilişkilerinin sıcak olduğu bir
dönemdir. Geniş bilgi için bkz. Benlisoy-Macar, a.g.e.,
s.53.
32) Bilge, a.g.e., s.256; ABD'nin Rusya'da oluşan yeni
siyasal yapılanma ortamında Patrikhane'yi Rusya'ya karşı
bir silah olarak kullandığı Athenagoras'ın şu sözleri
ile gerçeklik kazanmaktadır: "Ben, Truman Doktrini'nin
dini bölümünü teşkil etmekteyim". http://www.turkatak.gen.tr/guncel/rum.htm.
(16.03.2001)
33) Benlisoy-Macar, a.g.e., s.53; Athenagoras, Patrik
seçilecek kişinin Türkiye vatandaşı olma zorunluluğu
nedeniyle hemen Türkiye vatandaşı yapılmış ve 1 Kasım
1948'de patrik seçilmiştir. 26 Ocak 1949'da ABD Başkanı
Truman'ın özel uçağı ile Türkiye'ye gelen Athenagoras,
Cumhurbaşkanı İsmet İnönü tarafından kabul edilmiş ve
kendisine Truman'ın özel mektubunu iletmiştir. Geniş
bilgi için bkz. http://www.inaf.gen.tr/turkish/newslet/tn1031.htm
(21.05.1999).
34) Athenagoras'ın patrikliği döneminde 6-7 Eylül
Olayları meydana gelmiş, Kıbrıs Sorunu bu patrik
döneminde başlamış ve 1964'te yaklaşık 12 bin Yunanistan
vatandaşının sınırdışı edilmesi yine bu dönemde
yaşanmıştır. Geniş bilgi için bkz. Benlisoy-Macar, a.g.e.,
s.54-55.
35) Benlisoy-Macar, a.g.e., s.55.
36) Gökçeada'da doğan ve Heybeliada Ruhban Okulu'nu
birincilikle bitiren, yeni Patrik, 2 Kasım 1991'de
görevi devraldı.(Ailesi Kadıköy'de oturuyor. Annesi
Meropi Arhondoni, Babası ? , Kardeşleri: Zaharo- Taso
Anastasiadis, Niko Arhondoni, Andon Arhondoni)
Bartholomeos, 1963-1968 yılları arasında askerlik
dönüşü, Patrikhane'nin sağladığı burs ile yurtdışına
gönderildi. Sırasıyla, Pontifical Oriental Institute,
Roma (Italya); The Ecumenical Institute, Bossey (Isviçre)
ve University of Munich (Isviçre)'de eğitim gördü. The
Oriental Institute of The Gregorian University'de
doktora yaptı. Daha sonra sıkça başvuracağı, "Kutsal
Kanunların Kodifikasyonu ve Ortodoks Kiliseleri'nin
Şeriatı" konulu doktora tezini hazırladı. Bu çalışmaları
sırasında Türkçe hariç 6 dili (Yunanca, Latince,
Fransızca, Ingilizce, Italyanca ve Almanca) akıcı bir
şekilde kullanmayı öğrendi. Eğitim ve dil olarak
yetişmesini Avrupa'da tamamlayınca, 1968 yılında tekrar
Istanbul'a alındı. Heybeliada Ruhban Okulu'nun Dekan
Yardımcılığı'na getirildi. Hamisi Athenagoras tarafından
Archimandrite makamına yükseltildi. Athenagoras vefat
edince, yerine 1972 yılında I. Dimitrios patrik seçildi.
Yeni patrik, Patrikhane Özel Bürosu'nu kurarak başına
Bartholomeos'yu getirdi. Dimitrios, 1973'te sağ kolu
Bartholomeos'yu Metropolit seviyesine yükseltti.
Bartholomeos, Ocak 1990'da Kadıköy Metropolitliği'ne
atanıncaya kadar, Patrikhane Özel Bürosu Başkanlığı
görevini sürdürdü. Bartholomeos, Patrikhane Özel
Bürosu'ndaki görevi boyunca, kendisini manastıra
kapatıp, ibadet eden bir ruhban olmadı. 1968'den 1991
yılına kadar din adamından çok, bir diplomat gibi
çeşitli uluslararası organizasyonlarda görev aldı. "Society
of Canon Law of the Oriental Churches (Doğu Kiliseleri
Dini Kanunları Toplumu)" adlı birliğin kurucu üyesi
oldu. Başkan yardımcısı olarak görev yaptı. The World
Council of Churches (Dünya Kiliseler Birliği)'nde 8 yılı
başkan yardımcılığı olmak üzere 15 yıl görev yaptı.
1990'da "Ortodoks Diasparası" için oluşturulan "Kutsal
ve Büyük Synod için Ortodokslararası Komite"nin de
başkanlığına getirildi. 2 Kasım 1991'de Patrik makamına
gelince, yıllardır uluslararası toplantılarda edindiği
tecrübe ve çevre birikimini kullanmaya başladı. Göreve
geldiğinden bugüne kadar Moskova'dan Etiyopya'ya,
Ingiltere'den Japonya'ya kadar bir çok ülkeyi ziyaret
etti. bkz. http://www.biyografi.net (13.03.2001)
37) Benlisoy - Macar, a.g.e., s.56.
38) Bilge, a.g.e., s.258.
39) Altındal, a.g.e., s.159.
40) Altındal, a.g.e., s.160.
41) Bilge, a.g.e., s.259.
42) Clinton'un mektubu;
"Coğrafi itibarla Türkiye, uluslararası komşuluk
açısından zor bir bölgededir ve ABD, Türkiye
ilişkilerini ikili olarak ve NATO aracılığı ile
sürdürecektir... Bu bölgedeki gerilimi en aza indirmek
için Yunanistan dahil, Türkiye'nin bütün komşuları ile
birlikte çalışması Türkiye'nin yararına olacaktır.
Yunanistan ile olan ilişkilerinizdeki en son gerilimi
azaltmak üzere Hükümetiniz tarafından bazı sembolik
adımlar atılabilir. Bu konuda şu anda bazı gelişmeler
kaydedilmesinin denenmesi kanaatindeyim. Bu sembolik
adımlardan bir tanesi İstanbul'daki Rum-Ortodoks
Patrikhanesi olabilir ve bu kurumun işlerlik kazanması
hususunda mevcut olan bazı zor koşulları
kolaylaştırmanın yollarını göz önünde bulunduracağınızı
ümit ediyorum" bkz. Sabah, 24.03.1994.
43) Clinton mektubunda, Patriğin sıkıntılarının neler
olduğunu belirtmemiş, ancak daha sonra, Yunanistan
Başbakanının Washington'u ziyareti sırasında
sıkıntıların azaltılması için Patrikhane'nin statüsünün
değiştirilmesi ve patriğin ekümenik ünvanının
tanınmasını istediğini açıklamıştır. İstek, Lozan Barış
Konferansı'nda yapılan sözlü anlaşmanın Rumlar yararına
tek taraflı değiştirilmesidir. Türkiye yararına karşıt
olarak ne düşünüldüğü ise açıklanmamıştır. Bilge, a.g.e.,
s.260
44) Bu mektup yazılmadan bir müddet önce Kanada ve ABD
Ortodoks kiliselerinin başı olan Metropolit Yakovas,
Clinton ile bir görüşme yapmış, mektubun yazımı da bu
ziyaretten sonra gerçekleşmiştir. Mektubun asıl
İngilizce metninde Fener Rum Patrikhanesi terimi "Church
of Greece" yani, "Yunanistan Kilisesi" olarak yer
bulmuştur. Bu ifade yanlış olduğu gibi aynı zamanda
Lozan'a da aykırı düşmektedir. Geniş bilgi için bkz.
Altındal, a.g.e., s.145-146.
45) Bilge, a.g.e., s.261.
46) Bilge, a.g.e., s.262.
47) Altındal, a.g.e., s.148.
48) Yılmaz Kurt, Pontus Meselesi, TBMM Yay., Ankara,
1995, s.60. Eski çağlarda Grekler Karadeniz'e "deniz"
manasında olan "Pontus" adını vermişlerdir. Karadeniz'in
güney sahillerine de aynı isim verilmiş, bölge
sakinlerine de "Pontuslu" denilmiştir. Geniş bilgi için
bkz. P. Minas Bijişkyan, Pontos Tarihi, (çev. Hrand D.
Andreasyan), Çivi Yazıları, İstanbul, 1998, s.15.
49) Abdülhaluk Çay, "İhanet Şebekeleri", Türk Kültürü,
Sayı:227, Ankara, 1982, s.312; Tayyip Gökbilgin, Milli
Mücadele Başlarken, İş Bnk. Yay. I, Ank.1959, s.34;
Hamit Pehlivanlı, "Tarih Perspektifi İçerisinde Pontus
Olayı", Pontus Meselesi ve Yunanistan'ın Politikası, AAM
Yay. Ankara, 1999, s.82.
50) Encyclopedia Britannica: http://corporate.britannica.com/corporate_info/employment/index.htm
(13.03.2001); Catholic Encyclopedia: http://www.newadvent.org/cathen/p.htm.
(13.03.2001).
51) Mahmut Goloğlu, Anadolu'nun Milli Devleti Pontus,
Ankara, 1973, s.149.
52) Goloğlu, a.g.e., s.XVI, 78.
53) Yusuf Sarınay, "Pontus Meselesi ve Yunanistan'ın
Politikası", Pontus Meselesi ve Yunanistan'ın
Politikası, AAM Yay. Ankara, 1999, s.2-3.
54) Stefanos Yerasimos, "Pontus Meselesi (1912-1923)",
Toplum ve Bilim, Sayı:43/44, (Güz 1988-Kış 1989), s.34.
55) Yusuf Sarınay-Tahir Sünbül, Emperyalizm ve Büyük
Hayal, Günce Yay. Ankara, 1999, s.87.
56) Geniş bilgi için bkz. Salim Cöhçe, "Doğu Karadeniz
Bölgesi'nin Türkleşmesinde Kıpçaklar'ın Rolü", I. Tarih
Boyunca Karadeniz Kongresi Bildirileri (13-17 Ekim
1986), Samsun, 1988, s.479-484.
57) Sarınay, a.g.m., s.4.
58) Nurettin Türsan, Yunan Sorunu, Ankara, 1987,
s.28-54; Selahattin Salışık, Türk-Yunan İlişkileri
Tarihi ve Etnik-i Eterya, Kitaş Yay. İstanbul, 1968,
s.143-164.
59) Sarınay, a.g.m., s.6.
60) Yerasimos, a.g.m., s.36.
61) Kurt, a.g.e., s.141-142; Sarınay, a.g.m., s.6-7.
62) M. Kemal Atatürk, Nutuk, II, İstanbul, 1973, s.626;
Kurt, a.g.e., s.141; Salışık, a.g.e., s,44.
63) Sarınay, a.g.m., s.9; Yerasimos, a.g.m., s.38-39.
64) Goloğlu, a.g.e., s.236; Pehlivanlı, a.g.m., s.85.
65) Pehlivanlı, a.g.m., s.86.
66) Yerasimos, a.g.m., s.41; Sarınay, a.g.m., s.11.
67) Sarınay-Sünbül, a.g.e., s.98.
68) Sarınay, a.g.m., s.13.
69) Sarınay, a.g.m., s.13-14; Çapa, a.g.e., s.38.
70) Abdullah Saydam, "Kurtuluş Savaşı'nda Trabzon'a
Yönelik Ermeni-Rum Tehdidi", Pontus Meselesi ve
Yunanistan'ın Politikası, AAM Yay. Ankara, 1999,
s.132-137.
71) Bu arada 18 Aralık 1919'da Batum'da Pontus-Rum
Hükümeti kurulmuştu. bkz. Atatürk, a.g.e., II, s.627;
Gotthard Jaeschke, Türk Kurtuluş Savaşı Kronolojisi, I,
TTK, Ankara, 1989, s.81.
72) Saydam, a.g.m., s.136; Salahi Ramadan Sonyel,
Kurtuluş Savaşı ve Dış Politika, I, TTK, Ankara, 1973,
s.172.
73) Saydam, a.g.m., s.140-142.
74) Türk İstiklâl Harbi, İstiklâl Harbinde Ayaklanmalar,
VI, Gn.Kur. HTD, Ankara, 1974, s.144-145; Mahmut Goloğlu,
Erzurum Kongresi, Ankara, 1968, s.26.
75) TBMM Zabıt Ceridesi, I, Ankara, 1959, s.9.
76) TİH, VI, s.145-151.
77) Kurt, a.g.e., s.X.
78) TİH, VI, s.150-151.
79) http://www.inaf.gen.tr/turkish/newsbul/thaber.htm
(21.05.1999).
80) Akşam, 11.02.2001, Hürriyet, 11.02.2001, Türkiye,
11.02.2001, 14.02.2001.
81) Bu arada Yunanistan Savunma Bakanı Akis Tsohacopulos,
19 Mayıs günü Selanik'te yaptığı bir konuşmada
"Türklerin artık Pontuslu Elenlerin ve Ermenilerin
Soykırımını kabul etmeleri zamanı gelmiştir" demiştir.
http://www.inaf.gen.tr/turkish/newsbul/thaber.htm
(21.05.1999).
82) http://www.enfal.de/tarih10.htm (20.05.1999).
83) Sarınay, a.g.m., s.59.
84) Cem Başar, Terör Dosyası ve Yunanistan, INAF Yay.
İstanbul, 1993, s.173-174.
85) Sarınay, a.g.m., s.56.
86) Justin Mc. Carthy, Müslümanlar ve Azınlıklar,
İnkılâp Yay., İstanbul, 1998, s.95.
87) Mc. Carthy, a.g.e., s.138
88) Pehlivanlı, a.g.m., s.100.
89) Mc. Carthy, a.g.e., s.145.
90) Savaşsız 1922'de olması gereken ve 1922'de gerçekte
varolan rakamlar arasındaki fark, Kastamonu: 350.053,
Trabzon: 204.130, Mc. Carthy, a.g.e., s.145.
91) Sarınay, a.g.m., s.57.
92) Zaman, 07.10.1997.
93) Zaman, 07.10.1997.
94) Hürriyet, 24.09.1995.
95) Patriği taşıyan geminin Ada'ya yanaşması sırasında
görülen manzara birçok gerçeği de gözler önüne
sermekteydi. Bu toplantıda sergilenen görüntüler,
Türkiye'ye yönelik bir gözdağı niteliği taşımaktaydı.
http://www.inaf.gen.tr/turkish/newslet/tn1031.htm
(21.05.1999).
96) Hürriyet, 24.09.1995.
97) http://www.inaf.gen.tr/turkish/newslet/tn1031.htm
(21.05.1999).
98) Dergi kapağı için bkz. http://www.inaf.gen.tr/turkish/teror/171097/kapak.gif
(21.05.1999).
99) Hürriyet, 21.09.1997, Milliyet, 20.09.1997,
21.09.1997, Ortadoğu, 21.09.1997, Sabah, 21.09.1997,
Türkiye, 21.09.1997, Zaman, 21.09.1997.
100) Acaba adı "ATATÜRK" olan ve içlerinde Müslüman din
adamlarının da bulunduğu bir Türk gemisi ile Adalar
Denizi'ndeki adalara, Batı Trakya'ya gidilseydi ve her
limanda Türk sanat eserleri heyetçe ziyaret edilseydi,
bu heyet çiçekle mi karşılanırdı?
101) Gemide sempozyuma katılan konuklara bir eğlence
düzenlenmiş fakat eğlenceyi takip etmek isteyen Türk
basın mensupları gemiye alınmamıştır. Türkiye,
22.09.1997.
102) Trabzon Valisi İsmet Gürbüz Civelek Avrupa Konseyi
Yerel Yönetimler Kongresi nedeniyle, Strasbourg'da
bulunduğu sırada yöneltilen bir soruya karşılık;
toplantının başta uluslararası kurallara ve Lozan
hükümlerine uygun yapılması gerektiği yolunda daha önce
uyarıda bulunduğunu belirterek, ziyaret edilecek
yerlerin de ibadet yeri değil, müze statüsünde olduğunun
altının önemle çizildiğini söylemiştir. Vali ayrıca,
folklor ekibinin "Pontus Dansı" sergilemek istediğini
buna da müsaade edilmediğini belirtmiştir. Ortadoğu,
30.09.1997.
103) Zaman, 21.09.1997.
104) Bartholomeos ile Alexios II arasındaki toplantının
Haziran 1997'de Avusturya'da yapılmasının plânlandığı
ancak Bartholomeos'nun bu ülkede düzenlenen Avrupa
Kiliseler Forumuna katılmaması nedeniyle gerçekleşmediği
kaydedildi. Ortadoğu, 21 Eylül 1997.
105) http://www.inaf.gen.tr/turkish/newslet/tn/001.htm
(21.05.1999).
106) Söz konusu ekip, iki yıl önce Adalar Denizi'nde
Patmos Adası'nda toplanmış ve akabinde katılan
delegelerin kanalıyla Adalar Denizi'nin Yunanlılığı, tüm
dünyada propaganda malzemesi olarak kullanılmıştır.
http://www.inaf.gen.tr/turkish/newslet/tn/001.htm
(21.05.1999).
107) http://www.inaf.gen.tr/turkish/newslet/tn/001.htm
(21.05.1999).
108) Mustafa Necati Özfatura, "Türkiye Ortodoks
Kıskacında", Türkiye, 22.09.1997.
109) Zaman, 02.10.97.
110) Ortodoks dünyasında, kiliseler arasındaki hiyerarşi
şöyle sıralanmaktadır: 1) Fener Rum Patrikhanesi
(İstanbul), 2) İskenderiye Patrikliği, 3) Şam Patrikliği
(Önceden Antakya Patrikhanesiydi, Hatay Türkiye'ye
katılınca Şam'a taşındı) 4) Kudüs Patrikliği, 5) Moskova
Patrikliği, 6) Sırp Patrikliği, 7) Romanya Patrikliği,
8) Bulgaristan Patrikliği, 9) Gürcistan Patrikliği.
Yunanistan, Kıbrıs Rum Kesimi ve Arnavutluk ise
Patriklik düzeyinde değil, "Başpiskoposluk" düzeyinde
daha alt sırada bu hiyerarşide yer almaktadırlar. Zaman,
07.10.1997.
111) Patrik Bartholomeos Anayasa, Lozan Antlaşması, 3335
Sayı ve 26.03.1997 tarihli yasa, 2908 sayılı Dernekler
Kanunu, Türk Medeni Kanunu'na göre kurulan Vakıfların
eylemlerini düzenleyen 25.07.1970 tarih ve 7-1066 sayılı
Tüzük'e göre Bakanlar Kurulu'nun izni olmadan
uluslararası faaliyetler yapamaz.
112) Daha önceki yıllarda Fener Rum Patrikhanesi'nin
uluslararası nitelikte organizasyon yapmasına, "Patriğin
ekümenlik kimliğini tescil olur" gerekçesiyle izin
verilmemekteydi.
113) Ortadoğu, 29.09.1997; Erenerol, 1994 yılında bir
sempozyumda da şunları söylemişti: "Barhtolomeos,
ekümenik patrik ünvanına sahip olduğu takdirde, ilk
icraat olarak ruhban okulunu açacaktır. Ruhbanlar için
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olma mecburiyeti kalkacak,
dolayısıyla dışarıdan ögrenci ithal edecekler. En
korkulan nokta ise bunun Vatikan usulü olmasıdır. Bu
noktaya gelindiği an "Istanbul bizimdir" deyip mal
varlıklarını talep edecekler. Zaten İstanbul için
Konstantinopol lâfını kullanmaları da bugünlere hazırlık
yaptıklarını gösteriyor. Atina'da İstanbul'daki Rum mal
varlığı ile ilgili çalışmalar vardır. Münasip zamanda La
Haye Adalet Divanı'na gideceklerdir. 1995'den sonra
Ortodoks Fener Rum Patrikhanesi "han" olmuştur..." |