|
PONTUS İDDİALARI
Pontus
meselesi, 19. yüzyılın ilk çeyreğinde başlayan ve 1830
yılında Yunanistan’ın bağımsızlığı ile sona eren Yunan
İsyanı ve bu isyanı yönlendiren Megali İdea (Büyük
İdeal)in bir gereği olarak ortaya çıkmıştır. Bu mesele,
özellikle İstanbul Ortodoks Rum Patrikhanesinin büyük
çabaları sonucu 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren
iyice kökleşmiştir.
Yunanistan’ın
Osmanlı Devleti aleyhinde batılı devletlerin ve
Rusya’nın yardımıyla toprak koparmak suretiyle giderek
büyümesi, Rum azınlıkların yaşadığı yörelerde büyük bir
heyecana ve ileriye dönük gizli yapılanmaya neden oldu.
Bu yörelerden biri de Rum azınlığın % l0’dan daha az bir
nüfus potansiyeline sahip olduğu İnebolu’dan Batum’a
kadar uzanan Karadeniz Bölgesidir. Patrikhanenin
kışkırtması ile bölgede merkezi Samsun ya da Trabzon
olacak bağımsız bir Pontus Devleti kurmak ve bunu
ileride Büyük Yunanistan’la birleştirmekti.
Pontus
Devletinin hayata geçirilmesi için Yunanistan ve
patrikhanenin faaliyetleri bölgede yaşayan hıristiyan
Rum azınlık üzerinde Yunan propagandası ve Helenleştirme
siyaseti yoğunluk kazandı. Bu propagandaya Avrupa
ülkelerine yerleşen zengin Rumlar da finansal kaynak
sağlamaktaydı. Pontus’un sınırlarını belirleyen harita
ve broşürler yayınlanarak Rum azınlığı bilinçlendirmeye,
onları azınlık olmalarına rağmen ütopik vaatler vererek
silahlanmaya ve isyana yönelttiler. Yayınladıkları
haritalarda Karadeniz Bölgesi, Sivas ve Yozgat
vilayetleri hayali Pontus Devleti’nin sınırları
içerisinde belirtilmekteydi.
Birinci
Dünya Savaşı esnasında Rusya’nın Giresun sınırlarına
kadar Doğu Karadenizi işgal etmesi, bölgedeki, özellikle
de Trabzon’daki Rumları oldukça şımarttı. Bu heyecanla
hareket eden Rumlar, Rusların da göz yummaları ile Türk
halkına saldırılarını artırdılar. Zaten büyük bir kısmı
işgal nedeniyle batıya muhacir olarak göç eden Türkler,
bu saldırılara karşı koymaya çalıştılar. Fakat Rusların
1917 Bolşevik İhtilaliyle dağınık biçimde işgal ettiği
toprakları terk etmesi sonucu bölge yeniden Türklerin
kontrolüne girdi.
Osmanlı
Devleti’nin Birinci Dünya Savaşından Mondros Mütarekesi
ile yenik ayrılması sonucunda, mütareke şartları hiç
tavizsiz uygulamaya koyuldu. Galip devletlerin katılımı
ile gerçekleştirilen Paris Barış Konferansında
Türkiye’ye yönelik paylaşma planları ele alınırken,
azınlık durumundaki Ermeniler ve Rumlar da Wilson
ilkeleri gereğince bağımsızlık talepleri ile dikkat
çekmeye çalıştılar. Rumlar Paris’te isteklerine devam
ederken, Samsun ve çevresinde çetecilik faaliyetleri ile
Türk köylerini yok etmeye başladılar.
Paris
görüşmelerinde İngiltere ve Fransa, doğuda kurulacak
Ermenistan Devleti’nin yaşayabilmesi için Trabzon’un bu
devletin sınırlarına katılmasını önerdiler. Buna
şiddetle itiraz eden Patrikhane ve Pontuscular bölgede
Ermenilerin Rumlara nazaran çok daha küçük bir azınlık
olarak bulunduklarını bildirerek, Trabzon’un kendilerine
bırakılmasını tekrarladılar.
Ayrıca
Yunan başbakanı Venizelos’u da kendilerine gereken
ilgiyi göstermediklerini ima ederek şiddetle protesto
ettiler. Bu durum, Trabzon üzerinde Ermeni ve Pontus
isteklerini alevlendirdi.
Patrikhane
tarafından Paris’e gönderilen Trabzon Metropoliti
Hrisantos, yaptığı temaslarla durumu kendi lehlerine
döndürmeye çalıştı. Bu görüşmeler neticesinde Ermeniler
istekierinden vazgeçerken, Rumların istekleri
yoğunlaştı. Hrisantos, Paris’ten ayrılıp Trabzon’a
geldikten sonra, ileri gelenlerle yaptığı görüşmelerde,
Paris Konferansında Ermenilerin Trabzon üzerindeki yoğun
isteklerini öne sürdüğü tezierle çürüttüğünü ve bölgede
Türklerin ve Rumların meskun olduklarını belirterek
Trabzonluları sakinleştirmeye çalıştı. Fakat Paris’teki
görüşmeleri basın yoluyla ortaya çıkınca, Trabzonlular
gereken tedbirleri almaya başladılar.
Bu
amaçla Trabzon’da 12 Şubat 1919’da “Trabzon Muhafaza-i
Hukuk-u Milliye Cemiyeti”ni kurdular. pontuscular ise,
bölgede Rum nüfusunu çoğaltmak için Rusya’nın Karadeniz
kıyılarında yaşayan Rumları ve Rusların çekilmesiyle
onlarla birlikte Trabzon’u terk eden Rumları bölgeye
aktarma propagandasına başladılar. Rumların her türlü
gayreti Pontus Devletinin kurulması uğrunaydı. Nitekim
bu gayretler gereken sonuçları vermekten de oldukça
uzaktı
Pontuscuların
bu zararlı ve ayrılıkçı hareketi TBMM Hükümetinin aldığı
önlemlerle 1921 yılında sona erdi. Amasya’da kurulan
İstiklal Mahkemesi, isyana kalkışan Rumların ileri
gelenlerinden büyük bir kısmını yargılayarak gereken
cezaya çarptırdı. Bu olay sonucunda Trabzon ve
civarındaki Hıristiyan ahali ve din adamları TBMM’ne
başvurarak kendilerini boş bir hülya uğruna uçuruma
sürükleyen İstanbul Rum Patrikhanesinden ayrılıp yeni
bir Türk Ortodoks Patrikliği kurulmasını önerdiler.
Patıikhanenin adeta Yunanistan’ın bir propaganda
bakanlığı durumuna geldiğini savunan ahalinin, bu
isteklerinde ne kadar haklı oldukları oldukça açıktır.
Böylece,
19.yüzyılın sonlarından itibaren etkisini hızla
göstermeye başlayan ve kökenleri milattan önce 3.
yüzyılda kurulan Pontus Krallığına bağlanan hareket sona
erdirilmiş oldu. Halbuki bu krallığı kuranlar İranlı bir
aile olup bunların Yunanlılıkla hiçbir alakaları yoktur.
Yüzyıllardır Türklerle iç içe yaşayan Rumların büyük bir
kısım Türkçe konuşmuş ve bir çok yönleriyle Türk
Kültürünü benimsemişlerdi. Fakat Patrikhanenin yürüttüğü
yoğun propaganda bu ateşi körüklemiş ve yine onların
aleyhinde sonuçlanmıştır.
Pontus
sorunu Lozan Antlaşmasından sonra tarihe karışmıştır.
1923’te Rumların, Türk-Rum Nüfus Mübadelesi Sözleşmesi
gereğince, Yunanistan’a gitmeleriyle birlikte bölgenin
nüfusu homojen bir yapıya kavuşmuştur
http://www.ktu.edu.tr
|