|
Pontus Hayali
Pontus meselesi, çok kısa olarak Yunanlıların Trabzon
Rum Devletini yeniden kurma hayalleridir. Bu hayal
uğruna yaptıkları ve yapmak istediklerinin kilometre
taşlarını size özetleyelim.
Yunanlılar daha Osmanlı idaresi altında iken gizli
örgütler kurarak İmparatorluktan ayrılmak için gizli
faaliyetlerde bulunuyorlardı. Bu gizli örgütlerin
başında 1789'da kurulan ETNİKİ ETERYA (Yunan Milli
Cemiyeti) geliyordu. Bu cemiyetin gayretleri sonucu
İngiliz, Fransız ve Rusların da yardımlarıyla 24 Nisan
1830'da bağımsızlıklarına kavuştular. Bundan sonra
gayretlerini büyük Yunanistan'ı kurma, Bizans'ı
canlandırmaya çevirdiler. Bu hayallerini ancak MEGALO
İDEA (Büyük Ülkü) nın uygulanması ile başarabilirlerdi.
MEGALO İDEA'NIN yeni hedefleri ve faaliyet programları:
1-MORA YARIMADASINDAKİ RUMLARA İSTİKLALLERİNİ
KAZANDIRMAK; bunu 24 Nisan 1830'da gerçekleştirdiler.
2-BATI TRAKYA VE SELANİK'İN ALINMASI; bunu 1912-1913
Balkan Harbi sonunda aldılar.
3-EGE DENİZİ'NDEKİ ADALARI ALMAK; İngilizler 1865
senesinde Ege adalarının bir kısmını yunanlılara hediye
olarak verdiler.
4-ONİKİ ADALARIN ALINMASI; İkinci Dünya Savaşı sonunda
İtalyanlardan aldılar.
5-GİRİT ADASI'NIN ALINMASI; 1912-1913 Balkan Harbi
sonunda aldılar
6-BATI ANADOLU'NUN ALINMASI; (İzmit-Antalya hattının
dışında kalan kısım) Kurtuluş Savaşı'nda yenildikleri
için alamadılar.
7-TRABZON RUM PONTUS DEVLETİNİN TEKRAR KURULMASI
8-KIBRIS ADASI'NIN ALINMASI; Teşebbüs ettiler. 1974
barış Harekatı'nda yenildiler, alamadılar.
9-İMROZ-BOZCAADA, ÇANAKKALE BÖLGESİNİ ALMAK;
10-İSTANBUL'U ALARAK BİZANS İMPARATORLUĞUNU TEKRAR
KURMAK.
Bu programın ilk beş maddesini uyguladı ve başardılar.
Geri kalan maddeleri Türklerin en zayıf zamanında
almaları için, çocuklarına, gençlerine, evde, okulda,
kiliselerde anlatır, öğretir, nasihat ederler. Bunu bir
kan davası gibi nesilden nesile aktarırlar.
İşte bu faaliyet programının 7'inci maddesi, Karadeniz
bölgesi ile ilgilidir.
KARADENİZ'DE GİZLİ FAALİYETLER VE ÇETELER
Yunanlılar, MEGALO İDEA'nın yedinci maddesini yürürlüğe
koymak için 1840 senesinden itibaren çalışmalara
başladılar.
1840 yılında RİZE-İSTANBUL arasındaki Karadeniz
kıyılarında eski Yunanlılığı diriltmek için çalışan Rum
topluluğu vardı. Bu maksatla Amerikalı Rum göçmeni rahip
KLEMATYOS ilk Pontus toplantısını İnebolu'da şimdi
halkın "MANASTIR" dediği tepede yaptı. Üyelerine zaman
zaman ve ayrı ayrı yerlerde gizli çete teşkilatı kurarak
alınan kararların uygulanmasını öğütledi.
PONTUS CEMİYETİNİN KURULMASI
Karadeniz bölgesinde eskiden Pontus adı verilen yörede,
Rumların, ayrı bir devlet kurma amacı ile MERZİFON
Amerikan Koleji'nde 1904 senesinde kurdukları bir
örgüttür. Teşvik eden bir bölgede yaşayan Ortodoks
Rumlardır.
Merzifon Amerikan Koleji Müdürü WHITE, Hıristiyan
azınlıklar arasında milliyetçilik düşüncesi güçlenmeye
başlayınca, tüm Hıristiyan azınlıkların Osmanlı
idaresinden kurtulması için desteklenmesini öneriyor ve
yardım ediyordu. Bu maksatla okulda Pontus adlı spor
dernekleri kuruldu. Bu derneklere öğrenciler kaydedildi
ve eğitildi. Bu örgüt bine yakın Pontus ideali ile dolup
taşan Rum gencini yetiştirdi. Bu okulun o devirde
denetlenmesi, kontrol edilmesi mümkün değildi çünkü Türk
yetkililer giremezdi. Onun için okulun otomobilleri
Rumlara silah ve cephane taşıyabiliyordu.
Aynı maksatla 1908'de "MÜDAFAA-İ MEŞRUTE" adlı ihtilal
yapma maksatlı teşkilat kuruldu. Bu teşkilattan başka,
zenginlerden para toplayan ve gereğinde ölüm kararı
verebilen terörcü "Mukaddes Anadolu Rum Cemiyeti" diye
ikinci bir cemiyet kuruldu.
TÜRK
GELENEĞİNE SAHİP RUMLAR ÖLDÜRÜLDÜ
1910'da Pontus adından dergi yayınlanmaya başlandı.
Pontus cemiyeti, düşlediği Pontus devletinin haritasını
yaptı. Bu haritada kurulacak devletin merkezi Samsun
olmak üzere Batum'dan İnebolu'ya kadar
(Kastamonu-Çankırı, Yozgat,
Sivas-Tokat-Amasya-Çorum-Gümüşhane-Erzincan) bölgeyi
kapsıyordu.
Ayrıca bölgede Rum nüfusunu arttırmak için KORDOS adlı
bir komite kuruldu. Bu komite Yunanistan ve Kafkasya'dan
Rumları getirip bölgeye yerleştiriyordu. Nitekim daha
önce Samsun yöresinde Hıristiyan nüfusu, Müslüman
nüfusun onda biri (1/10) kadardı. Bu örgüt ve
İstanbul'daki Patrikhane'nin teklifi Yunanistan'ın
yardımı ile Samsun Bölgesi'ne dışardan 30 bin yabancı
Rum getirildi. Buna rağmen bölgede 180 bin Müslüman'a
karşı 60 bin Hıristiyan vardı. Bölge Rum ve Ermenileri
Türkçe konuşurdu. Yunanistan'dan gelen Papaz ve
öğretmenler, Rumlara Türkçe'yi yasaklayıp Rumca konuşma
mecburiyetini getirdiler. Türk geleneklerine sahip ve
Türkçe konuşan birçok Rum'u öldürdüler.
Sayımlarda rum nüfusunu kasıtlı olarak şişirip fazla
gösterirlerdi. Azınlık oldukları halde Wilson
Prensipleri'ne göre bağımsızlık isteyeceklerdi. Bunun
bir örneği Trabzon'da görüldü. Ruslar Trabzon'u işgal
gedince Rumlar çoğunlukta olduklarını iddia ederek,
mahalli idareyi istediler. Rum Trabzon Metropoliti
Hirisantos Rusların da işine geldiği için idareyi eline
aldı. Birçok ilçe belediye meclislerini böyle ele
geçirdiler.
Batum'da Rum asıllı Rus General Anonya komutasında 12
bin kişilik Rumlardan oluşan Tümen kuruldu. Rusya'da
devrim olunca, bu Tümen dağıldı. Rum askerleri boşta
kalınca Pontus çeteleri olarak kıyılarımıza çıkarak
faaliyet göstermeye başladılar.
1918 Kasım'ında Marsilya'da Pontus Kongresi yapıldı; bu
kongreye tüm Avrupa, Amerika ve Türkiye'deki Rum
Pontus'cular katıldılar. Kongre Başkanlığını Giresun
eski Belediye Başkanı Konstanidis yaptı. Bu zat
Fransa'da Pontus propagandası yapar, gazetelere yazı
yazarak kamuoyu oluşturmaya çalışırdı. Ayrıca komite
başkanı olarak Rus hariciye komiseri TROÇKİ'ye telgraf
göndererek Pontus'u desteklemesini ve yardım etmelerini
istedi.
Rum Pontus Cemiyeti, Pontus Devletini kurmak için
Yunanlıların ETNİKİ ETERYA Cemiyeti ile de sıkı
işbirliği içinde idi. Onlara destek sağlıyor, bölge
hakkında bilgi veriyor, onların personeline eğitim
yaptırıyor böylece Pontus azim ve kararlılığını ayakta
tutmaya çalışıyordu. Bu maksatla Amasya ve Samsun
bölgesi Rum Metropoliti (din görevlisi) YERMANOS düzenli
olarak Pontus propagandası yapıyordu. Samsun Tütün
(Reji) Fabrika Müdürü TOKAMANİDİS, Komite Başkanı idi,
aynı zamanda Anadolu Rumları ile haberleşme ve
koordinasyon görevini yapıyordu.
Pontus Cemiyeti'nin aldığı kararları yürürlüğe koymak
için SOHOMİ ve BATUM'da birkaç bin silahlı Rum toplandı.
Başlarına da HARALAMBOS adında biri getirildi. Bu
Rumlara silahlı saldırı, I.Dünya Savaşı'nda Kafkas Türk
birliklerinden alınıp Batum'da depolanan silahlardan
temin ediyorlardı. Samsun ve civarında çete
faaliyetlerini kolay yapabilmeleri için bölgede
temsilcilikler açıp "göçmenleri besleme" veya "Kızıl
Haç" heyetleri arasında bölgeye giriyorlardı.
İngilizlerin Samsun'daki temsilcisi Yzb. SOLTER, bölge
Rumlarını gizlice teşkilatlandırıyor ve onlara silah
dağıtıyordu.
4
Mart 1919'da (Yunanlıların bağımsızlık günü) Karadeniz
Bölgesinde özellikle Samsun'da Pontus için büyük
gösteriler yaparak, Türklere gözdağı vermeye çalıştılar.
Yunanlı Alb. ZİMRAKAKİS Pontus Jandarma Teşkilatını
kurup kontrolü elinde tutmak için EYFEL adlı Yunan
torpidosu ile Trabzon'a ve bölgeye bol miktarda Yunanlı
subay gönderdi.
Karadeniz Bölgesinde özellikle Samsun, Çarşamba, Bafra,
Erbaa, Zile ve Tokat yörelerinde geniş ve etkili şekilde
Rum çete faaliyetleri başlatıldı. Türk köyleri silahsız
gençleri askerde olduğu için koruması zayıftı. Köylerde
yaşlılar, çocuk ve kadınlar vardı. Bu eksik ve kötü
şartlara rağmen,çetelere vargüçleri ile direniyorlardı.
Rum çetelerin 6-7 bini bulan mevcutları çeşitli
takviyelerle 25 bine ulaşmıştı. Silah yardımı da
gördüklerinden Türk köylerini sindirip nüfus bölgelerini
genişletmeye çalışıyorlardı.
30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi sonunda itilaf
devletleri, Trabzon merkez olmak üzere Pontus devletini
kurmak için harekete geçtiler. Özellikle İngilizlerden
destek gören Pontus çeteleri faaliyetlerini artırdılar.
Türk köyleri bu çetelere sınırlı ve yöresel milislerle
karşı koyuyorlardı. Bu milis kuvvetlerden en önemlisi
Giresun'daki Topal Osman Ağa'nın kuvvetleri idi. Osman
Ağa zengince bir ailenin çocuğu olduğu halde, (Bedel
kullanmadı) gönüllü Balkan Harbi'ne gitmiş, orada
ayağından yaralandığı için bu lakabı almıştı. Kendisi
son derece cesur ve atak bir yapıya sahipti.
RUM
PONTUS İLAN EDİLDİ
1914-1915 senelerinde bölgede yaşanan Ermeni olaylarında
çok etkin olmuş, bu yüzden de mahkum bile olmuştu. Rum
çeteleri çok azıtıp, köy ve kasabaları basıp yakıp
yıkmaya başlayınca yöre idareci ve esnafı Osman Ağa'yı
kasabayı Rum çetelerinden koruması için göreve davet
ettiler. Daveti kabul eden Osman Ağa milis kuvvetleri
ile Rumlara ağır darbeler indirerek onları sindirdi.
Bölgede hakim güç oldu ve ünü bütün Karadeniz'e yayıldı.
Kuvvetlerine 42 P.A. numarası, kendisine de fahri
Yarbay'lık rütbesi verildi. Bu alay daha sonra Merkez
Ordu Komutanlığı'nın emrine gitmek üzere Ümit Vapuru ile
Samsun'a sevk edildi.
İngilizler durumun umdukları gibi gelişmemesinden ve
tersine dönmeye başlamasından rahatsız oldular.
Rumlardan da şikayet gelmeye başlamıştı. Bunun üzerine
Osmanlı Hükümetine "Karadeniz Bölgesi'nde Rumların can
ve mal güvenliğinin kalmadığı, güvenlik sağlanamadığı
taktirde Mondros Mütarekesi'nin 7'inci maddesi gereği,
bölgeye asker çıkarıp işgal edeceklerine" dair bir nota
verdiler.
Bu nota Mustafa kemal Paşa'nın 9'uncu Ordu Müfettişi
olarak Samsun'a gönderilmesine ve onun tarafından
Kurtuluş Savaşı'nın başlatılmasına vesile oldu.
Olayların böyle gelişmesine bakarak kurtuluş Savaşı'na
Karadeniz halkının Rumlarla mücadelesinin ortam
hazırladığını söyleyebiliriz.
Anadolu'da bu olaylar olurken 18 Ekim 1919'da Batum'da
fiilen Rum Pontus Cumhuriyeti'nin kurulduğu ilan edildi.
PONTUS AYAKLANMASI
Batı Anadolu'da Yunanlılarla çok şiddetli savaşlar devam
ederken, Doğu Karadeniz Bölgesi'nde rum çeteleri
faaliyetlerini artırarak planlı şekilde saldırılara
başladılar. Kuvvetlerini, fiilen savaşanlar, lojistik
destek sağlayanlar, siyasi ortamı oluşturmak için
propaganda yapanlar diye üç grupta toplamışlardı.
Bu planlı saldırılar ayaklanma niteliği taşıyordu.
Ankara Hükümeti 1920 senesi başında bu Rum
başkaldırısını çok ciddiye almış bu olayın üzerine
gitmeye karar vermişti. Çünkü Pontus cemiyetinin
yönlendirdiği silahlı çete grupları Samsun-Tokat-Amasya
yörelerinde baskınlarını artırarak sürdürüyor ve çok
zayiat verdiriyorlardı. Yalnız Samsun'da 699 Türk
vatandaşı öldürülmüş, 59 kişi yaralanmış, 15 kişi dağa
kaldırılmış, 13 kadının ırzına geçilmiş, 2 milyon
değerinde hayvan kaçırılmış, 2 milyon altın değerinde
nakit ve mal almışlardı.
Sonuçta; 1641 vatandaş öldürülmüş, 323 kişi yaralanmış,
3723 ev bark yakılıp yıkılmıştı. Bu tehlikeli gelişmeler
karşısında çok sıkışık durumda olmasına rağmen Ankara
Hükümeti, merkezi Erzurum'da bulunan 9'uncu Ordu
Komutanlığı'na (Komutan Yakup Şevki Paşa), Erzurum'daki
XV. Kolordu'yu (Komutanı Kazım Karabekir Paşa) Trabzon
Bölgesindeki "Köroğlu" ve "Eftaldi" çetelerini, merkezi
Sivas'taki 3'üncü Kolordu'ya (Komutanı Alb. Refet Bey)
Samsun Bölgesindeki Rum çetelerini takip ve temizleme
görevini verdi.
SONUÇ
1
Aralık 1922'de Lozan Konferansı'nın birinci kısım
toplantılarında 13 ayrı oturum sonunda TÜRK-YUNAN AHALİ
MUBADELESİ anlaşması kabul edildi. Bu karar gereği
Trabzon vilayetinde (o zaman Samsun'dan Rize'ye kadardı)
yaşayan 193 bin Rum, 1923 yılı başında vapurlarla
Yunanistan'a göç ettiler. Bu mubadele sonucu, Karadeniz
Bölgesinde Rum ahalisi kalmadı.
1915 senesinde de Ermeni Tehçiri (zorunlu göç) olayı ile
bölgede yaşayan 68 bin Ermeni güneye nakledilmişti.
Böylece Rum çeteleri kendi açtıkları kuyuya kendileri
düşmüş, Rum Devleti kuralım derken yerlerinden oldular.
Akıttıkları binlerce insan kanını göç etmeleriyle ödemiş
oldular.
Ancak bölgeyi ne Rumlar, ne de Ermeniler unutmadılar.
Bizler de şunları hiç unutmayalım: Birinci Dünya Savaşı
sona erince Osmanlı İmparatorluğu ile itilaf devletler
10 Ağustos 1920'de SEVR Anlaşması'nı imzaladı. Bu
anlaşmayı Ankara TBMM Hükümeti tanımadı ve imzalamadı.
Böylece fiilen ölü doğmuş olan bu anlaşmanın bir
maddesine göre Doğu Anadolu, Ermeni ve Kürt'ler arasında
taksim edilmişti. Daha sonra Ankara Hükümeti ile
imzalanan LOZAN Anlaşması (24 Temmuz 1923) SEVR'i
kökünden bozmuş ve bugünkü sınırları içerisinde modern
Türkiye'yi yaratan anlaşma oldu.
SEVR Anlaşması imzalanırken, Yunanlılar Batı Anadolu'yu,
bütün Ege Adalarını (Kıbrıs hariç) ve İstanbul'u
alabilmek için batılı dost ve müttefiklerine şirin
görünmek ve onların takdirlerini alabilmek için Pontus
meselesini ikinci plana atmış, gündeme getirmemişlerdi.
Daha şirin görünüp batılıların sempatisini kazanmak için
(Doğu Karadeniz'i) Ermenilere liman ve dünyaya
açılmaları için vermeyi teklif ettiler ve bu teklifi de
kabul ettirdiler.
Yunanlıların bu teklifi nedeniyle temsilcileri VENİZELOS
Sevr Konferansı'nda en çok takdir toplayan politikacı
oldu. Yunanlılar Kurtuluş Savaşı'nda yenilip hayalleri
yıkılınca tekrar başa dönüp Pontus meselesini gündeme
getirerek sıcak tutmaya başladılar.
GEÇMİŞTEN ALINACAK DERS
Batılılar (Avrupalılar) Türkiye'nin güçlenmesini,
büyümesini 30-40 sene sonra kalkınmış, 100 milyonluk
Türk Devleti olmasını, kendi geleceklerine tehlike
olarak gördükleri için asla istemezler. Onlar tarihteki
Haçlı zihniyetiyle "Şark meselesini" sürekli sıcak
tutmak için fırsat buldukça kurcalarlar. Şark
meselesinin özünde Türkleri Avrupa'dan daha sonra da
Anadolu'dan atmak yatar. Bunun mümkün olmayacağını
bildikleri için daha çok din, ırk, inanç ayrımı yaparak
veya İslam dinini politika konusu haline getirip kardeş
kavgalarına sürüklemek ve bu suretle Türkiye'nin
güçlenmesini sekteye uğratmaya çalışırlar.
Önce deneyip uygulayamadıkları SEVR Antlaşması'nı gizli
veya dolaylı olarak gündeme getirip, uygulama ortamı
yaratmayı sürekli denerler. Dün EOK ve ASALA gibi bugün
de PKK'nın taşeron olarak kullanılması, Güneydoğu
Anadolu'da "Siyasi Çözüm" ve "Kültürel Otonomi" gibi
sloganlarla yeni ortam arayışına girmeleri bundandır.
PKK'yı Yunanistan ve Ermenistan'ın gizli veya açıktan
desteklemesinin altında Yunanlılar için Pontus hayali,
Ermeniler için SEVR'de kendilerine verilen Doğu
Karadeniz toprakları yatar.
Kürtlerle hiçbir ilgisi olmayan Karadeniz bölgesine
PKK'nın sıçrama arzusu bu iki devletin çıkarı ve desteği
ile olmaktadır. Bunlar Türkiye'nin en zayıf anında
uygulanacak planlardır. Bu nedenle siyasi görüşlerimiz
ne olursa olsun, hepimiz bu konuları bilerek, birlik ve
beraberlik içinde olmalıyız. Aksi taktirde Avrupa
Parlamentolarında etkin hale gelen Komünist ve Yeşiller
fırsat buldukça Türkler aleyhine çalışacaklardır.
APO canisine siyasal kimlik kazandırma gayretleri ve
Güneydoğu bölgemizin geri kalmışlığını Kürt sorunu
olarak takdim edip bunu da uluslar arası tartışmaya açma
hesapları hep bu sinsi politikanın unsurları olarak
bilinmelidir.
Bunları bilerek hareket ettiğimiz, oyunlara gelmediğimiz
taktirde Türkiye'nin gelişmesi, büyümesi ve
kuvvetlenmesi hiç kimse tarafından önlenemeyecektir.
Türkiye, uniter bir devlettir ve öyle de kalacaktır. |