|
Değişen ve gelişen Orta Doğu ve Orta Asya
jeopolitiğinde Türkiye, hitap ettiği 250 milyonun
üzerindeki Türk varlığı, 6-7 milyon kilometrekarelik
kendi sahası, yaklaşık 5 milyon kilometrekarelik
muhtemel etki sahası nedeniyle, güç merkezleri
açısından ihmal edilemeyecek bir devlettir.
Ülkemizin yaklaşık 20 yılına, 30 cana ve 110 milyar
dolar servetine mal olan PKK ve Kürtçülük olayları,
değişen Orta Doğu jeopolitiğinin sonucu olarak
şimdilik -nispeten de olsa- etkisini kaybetmiştir.
Tüm olumsuzluklara rağmen dünyanın en güçlü ilk 20
ekonomisine sahip olması, bölgemizde hedefleri olan
güç odakları açısından göz ardı edilemeyecek bir
durumdur.
Dünyadaki gelişmeleri kendi arzuları doğrultusunda
yönlendirmek durumunda olan güç odakları, ülkemizin
parlak geleceğini kendi istedikleri doğrultuda
şekillendirebilmek için yeni problemler yaratmaktan
çekinmemektedirler. Batıdan Yunanistan, Almanya ve
ABD'nin desteklediği; son derece hareketli olan
Kafkasya ile tarihî coğrafî yakınlığı, Karadeniz
bölgemizin hedef alınmasında temel sebeptir. Bu
noktada kaşınmak ve yeni bir mücadelenin temeli
olması doğrultusunda yaratılmak istenen Sünnî-Alevî
ayrımının, Türk milleti tarafından engellenmesi
önemli bir stratejik adım olmuştur. Bu sonuçta
katkısı olan tüm aydınlarımıza şükranlarımızı
sunarız.
Şüphesiz Pontusçuluk çalışmaları sayısal olarak
henüz ciddî boyutlara ulaşmamıştır. Bu konudaki
hassasiyeti de abartarak olumsuzluğun propagandasına
sebep olmamak gerekir. Ancak, unutulmaması gerekir
ki: 1960'lı yıllarda Doğu ve Güneydoğuda başlayan
Kürtçülük çalışmalarına dikkati çeken büyük dâvâ
adamı ATSIZ'ı 141 ve 142. maddeden hapse mahkûm eden
yaklaşım; 1970'lerde A.Ö.'ın etrafındaki 3-5 kişiyi
ciddiye almayan ve hattâ devlet kurumlarında(?)
görevlendiren anlayış, 1984'te Şemdinli ve Eruh
baskınlarında gösterilen"3.5 eşkıyanın işi"
söylemleri bu yüce devlet ve millete çok pahalıya
patlamıştır. Pontusçuluk çalışmalarına dikkat çekmek
isteyen tüm çalışmaların amacı, bu devletin yeni bir
20 yılının, 30.000 canının, 110 milyar dolarının
kaybolmaması; parlak geleceğinin engellenmemesi
içindir.
Pontus: Adı, Coğrafya ve Nüfusu
"Pontus" veya "Pontos" kelimesi Yunanca'da "Deniz"
anlamına gelmektedir. Tarih içerisinde Karadeniz'in
güneydoğu kısımlarına, bu arada Karadeniz'e de
verilmiş coğrafî bir addır. Kelime en eski
dönemlerde daha çok "Pont(us) Euksinos" şeklinde
kullanılmıştır. "Euksinos" sözü ise, "Karanlık,
uğursuz" anlamı taşımaktadır.
Kuzey ve doğu yönlerinden Türklerle çevrili olduğu
binlerce yıllık sürede, bölge "Karadeniz" olarak
anılmıştır.
Tarihî süreçte Kelkit havzasından Sinop'a kadar
uzanan, Sivas, Tokat ve Trabzon, Giresun, Ordu,
Samsun, Sinop, Gümüşhane, Şarkî Karahisar, Tokat,
Amasya, Çorum, Yozgat, İspir, Bayburt, Refahiye,
Sivas, Koçgiri, Hafik, Yenihan, Tosya, Taşköprü,
İnebolu'yu da içine alan bölgenin Pontus olduğu
iddiaları bulunmakla birlikte; 200 yıllık tarihî
süreçte "Pontus ve Pontusçuluk" yaklaşımlarında
Samsun-Merzifon-İnebolu merkez olmuştur. Son 50
yılda ise Pontusçu çalışmalarda Trabzon ve Doğu
Karadeniz'in hedef alındığını görmekteyiz.
Bu hayâlî ülkenin başkenti olarak da Samsun
gösterilmekte ve yüzölçümü 70.000 km2 olarak kabul
edilmektedir. Rum ve Yunan kaynakları 20. yy'ın
başında bölgede, 700.000 Rum ve 422.000 Türk
bulunduğunu iddia etmelerine karşın; 1914'te yapılan
nüfus sayımında Sivas, Kastamonu ve Trabzon
vilâyetlerindeki Rum nüfus sayısının 361.656;
Türklerin ise 3.263.396 kişi olduğu tespit
edilmiştir. (Bölgedeki Rum nüfusun genele oranı %
9.97'dir.) 1897 tarihli Vital Cuinet'in "Sarı
Kitap"ında verilen rakamlar da buna yakındır. Bu
nüfustan önemli bölümü Yunanistan'a göç etmiştir.
Nitekim 1928 Yunanistan nüfus sayımı
istatistiklerine göre Karadeniz'den göç edenlerin
sayısı 182.169'dur. Ek olarak, 1922-1928 yılları
arasında ABD, Kanada ve Avustralya gibi ülkelere göç
edenler de eklendiğinde rakam 210.000 ulaşmaktadır.
Pontusçu Örgütler ve Faaliyetleri
Yazılı kaynaklarda geçen ilk pontusçu faaliyetler,
-Yunanistan'ın bağımsızlığı ve Doğu Roma
İmparatorluğu'nun yeniden ihya edilmesi amacıyla-
ilk kez 18. yüzyılda kurulan ve 1798'de dağıtılan,
gizli bir ihtilâl örgütü olan Etniki Eterya (Etniki
Hetairla) çalışmalarıdır. (Rus Çarı I. Aleksandr, bu
örgütün gizli genel başkanı idi.) Yunanistan'ın
bağımsızlığını almasından sonra görülen ilk Pontusçu
faaliyetler ise, (Yunan Megalo İdeasının bir bölümü
olarak) 1829 yılına kadar uzanmaktadır. Günümüze
kadar yoğunlaşarak gelen Doğu Karadeniz
Bölgesi'ndeki Pontusçuluk çalışmaları, -tümüyle-
başta Yunanistan olmak üzere bazı batılı devletlerin
kışkırtması ve örgütlemesiyle yürütülmüştür.
Etniki Eterya ile başlayan çalışmalarda tarihî
süreçte ismi duyulan, resmî kayıtlara geçmiş
faaliyetleri saptanan örgütlerden en önemlileri:
Etniki Eterya, Filiki Eterya, Mavri Mira, Asya-yı
Sugra, Rum-Yunan Müdafaa-i Milliye Örgütü, Rum-Yunan
İttihad-ı Millî Örgütü, Rum İzci Örgütleri,
Yunan-Rum Salib-i Ahmer örgütü, Trakya Komitesi, Rum
Matbuat Örgütü, Beyoğlu Rum Edebiyat Örgütü, Kordos
Komitesi'dir.
1840 yılına kadar "Megalo İdea" amacına paralel
olarak çalışan derneklerin, Anadolu'da doğrudan
Karadeniz'i hedef alan çalışmaları (Pontusçu
faaliyetler) ilk kez 1840 yılında "Merzifon Amerikan
Koleji"nde okuyan Rumlar tarafından atılmıştır.
1904'te ilk kez İnebolu'da Amerikalı Rum
göçmenlerden rahip Klematyos tarafından kurulan
Pontus Kulübü ile legalleşen çalışmaları, aynı yıl
Merzifon Amerikan Koleji'nde kurulan Rum İrfan
Kulübü ve Pontus Kulübü ile devam etmiş; daha sonra
bunlara Pontus Oerfas Müzik Kulübü ve Pontus Spor
Kulübü katılmıştır. Bu çalışmalarla, Merzifon'da
100'e yakın Rum genci yetiştirilmiştir. 1908'de
Müdafaa-i Meşruta adını alan örgüt, 1910'da "Pontus"
adlı bir mektup yayımlamıştı.
1910'lu yıllara kadar kültürel çalışmalarla zaman
geçiren Pontusçu dernekler; bu yıllarda
Yunanistan'ın verdiği ekonomik ve eğitilmiş insan
gücü destekleri ile çetecilik çalışmalarına
başlamışlardır. Bölgede ilk silâhlı çetenin kuruluş
tarihi ise (Yunanistan'ın silâhlı mücadele için
Samsun'a gönderdiği 130 subay-çete reisi ile
birlikte) 1908'dir. Doğu Karadeniz Bölgesi'nde,
Mütareke döneminde yoğun faaliyet gösteren Pontusçu
çetecilerin sayısı 25 bin civarındadır. Bu cümleden
olarak, 1920'ye gelindiğinde Merzifon civarındaki
Pontusçu Rum çete sayısı 130, Havza'da ise 43'tür.
1920'de, Merzifon'da Pontusçuluk çalışmalarını
devlete ihbar ettiği gerekçesiyle, Merzifon Amerikan
Koleji öğretmenlerinden Zeki Bey'in öldürülmesi ile
ciddî bir karşı mücadele başlamıştır. Bu olaylar
sırasında, tüm Karadeniz bölgesinde Pontusçu Rum
çeteciler tarafından 1.814 Türk öldürülmüş, 3.713 ev
yakılmıştır. Bu mücadele sırasında 1.118 Rum çeteci
öldürülmüştür.
Günümüzde Pontusçu Faaliyetler
Günümüzdeki Pontusçuluk çalışmaları ağırlıklı
olarak, yabancı devletlerde ve yurt içinde
gerçekleştirilenler başlıkları altında
incelenmelidir. Hemen belirtelim ki; Pontusçuluk
akımına dinî bir veche vermek ve kiliseleri olayın
içine çekmek isteyen kurum ve kişiler de önemli
roller oynamaktadır.
Almanya:
Yakın tarihte Pontusçuluk konusunda en yoğun
faaliyet gösteren devletlerin başında gelmektedir.
AB'nin merkezini oluşturmak iddiasındadır. Yaşlanmış
ve gücü azalmış Avrupa medeniyetinin yeni kaynaklara
açılım yollarının başında gelen Anadolu ve T.C.'ne
özel ilgi göstermektedir. Gerek 1. ve gerekse 2.
Dünya savaşlarından sonra güçlenme dönemlerinden
itibaren Türkiye ve Orta Doğu'da (yakın zaman içinde
Orta Asya da bu alana dahil olmuştur.) söz sahibi
olmaya çalışmaktadır.
Denebilir ki Türkiye'deki her ayırımcı ve
huzursuzluk yaratan olayların destekleyicisi
durumundadır.
Almanya bu tutumuyla, 1950'li yılların sonundan
itibaren, millî bütünlüğümüz açısından ciddî
sorunlara neden olmaktadır. Alman Parlâmentosu üyesi
Roth'un deklare ettiği "Türkiye'de Hristiyanlar
meclise giremiyorlar". tezi veya Diyarbakır Belediye
Başkanına hitaben kullandığı, "Sayın Büyükelçi"
hitabının iyi niyet ve karşılıklı olması gereken
millî bütünlüğe saygı esasları ile uyuştuğunu
söylemek imkânsızdır.
Öte yandan Almanya, gizli servisi ve değişik
vakıfları aracılığıyla, Pontusçu faaliyetleri
desteklemekte ve hattâ plânlayıp yürütmektedir. Bu
cümleden olarak, Bundesnachrichtendienst (BND- Batı
Alman Gizli Servisi) üyesi olan Wolfgang Feurstein
laz dili ve kültürünün Türk millî kimliğinden ayrı
olduğunu ispatlamaya ve bu görüşünü yaygınlaştırmaya
çalışmaktadır. İleri sürdüğü "Kaçkar Kültür Halkası"
teorisi çerçevesinde etnik ayrımcılık gayreti
içerisindedir. Türkiye'ye sayısız kereler
giriş-çıkış yapan söz konusu kişinin 20 yıl önce
ülkeye girişi yasaklanmış olmasına karşın; çevresine
aldığı çok az sayıda kişi ile çalışmalarına devam
etmektedir. Önder Soysal, Neal Ascherson, Cengiz
Kibaroğlu ve Ali İhsan Aksamaz'ın aktif olarak
katıldığı bu çalışmalarla laz dili ve alfabesi
yaratılmaya çalışılmakta; Almanya'da basılan
kitaplar ve periodikler gizli olarak Türkiye'ye
sokulup dağıtılmaktadır.
Bu çalışmalar sonucunda, 1992'de İstanbul
Üniversitesinde ilk lazca bildiri dağıtılmış,
1994'te lazca duy-anla anlamına gelen "OGNİ" dergisi
yayınlanmaya başlamıştır. (Daha sonra bu dergi
mahkeme kararı ile yasaklanmıştı.) Hâlen bu
çalışmalar giderek artan yoğunlukta devam
etmektedir.
Öte yandan, söz konusu ekip Türk diye bir milletin
olmadığını, Anadolu'daki Türk varlığını (milletini)
Atatürk'ün içki sofralarında zorlama ile yarattığı
ifadelerini tahkir ve tahrik edici bir üslûpla ifade
etmektedir: "... Bu arada bir sıradan katil diktatör
çıkıp, içki sofrasında uydurduğu ve o ülkenin hiçbir
halkının dili, dini, genel olarak kültürü ve tarihi
ile hiçbir alâkası olmayan bir uydurma ulus
tasarlasın. Bu ulusa gerçek dışı bir tarih uydursun.
Bir dil uydursun...... İçki sofrasında uydurulan bu
ulus zırvasına dayanan proje önce Kürt ulusal
mücadelesinin yükseldiği 1984 sonrası dönemde yerle
yeksan oldu..."
ABD:
19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Yakın Doğu
ve Asya'ya açılmanın kapısı olarak gördüğü
Türkiye'ye yoğun bir kültürel saldırı uygulamıştır.
Osmanlı İmparatorluğu'nun son yıllarında
Anadolu'daki Amerikan kolejlerinin sayısının 250
civarında oluşu dikkati çekmektedir. Bunların içinde
3'ü ayrımcı faaliyetlerde son derece önemli roller
üstlenmişlerdir. Harput Amerikan Koleji'nin Ermeni
ve Kürt ayrımcılar, Merzifon Amerikan Koleji'nin
Pontusçular, Robert Koleji'nin ise Bulgar ayrımcılar
konusundaki faaliyetleri inkâr edilemez
gerçeklerdir. Bu noktada 1904'te ilk kez İnebolu
Pontus Kulübünün Amerikalı Rum göçmenlerden rahip
Klematyos tarafından kurulması; Merzifon Amerikan
Koleji müdürü White'ın, kulüplerin kurulması ve
gelişmesine yaptıkları yönlendirici katkıları,
bilinen tarihî gerçeklerdir.
Hemen belirtelim ki: ABD'nin günümüzdeki
çalışmalarında, Rum-Yunan lobisinin etkisi son
derece büyüktür. Bu cümleden olarak, Lozan
Antlaşması'nın Amerikan Senatosunda hâlâ kabul
edilmemiş olması dikkat çekicidir. Bunun sonucu
olarak Rum Ortodoks Kilisesi patriğine ilk kez
uluslararası kimliğin verilmesinin de Amerika'da
oluşu, son derece önem taşımaktadır.
1999'da ABD büyükelçisinin Karadeniz'deki
vatandaşlarının durumunu görmek amacı ile, Trabzon'a
yaptığı gezide (bölgede sadece 2 adet ABD vatandaşı
vardı.) sorduğu: "Karadeniz'de Hristiyan var mı?",
"Bölgede Müslümanlaşmamış Rum ve Hristiyan var mı?"
sorularını kendi vatandaşları ve iyi niyetle
bağdaştırmak mümkün değildir.
Bölgede, ABD kuruluşları tarafından, bilimsel
araştırma kisvesi altında antropolojik çalışmalar
yapılmaktadır. Örnek olarak Karadeniz yöresindeki
koroner kalp hastalığı risklerini araştırmak
bahanesiyle, "Gladstone Institutes University of
California" 2001 başında Trabzon ve yöresinden kan
örnekleri toplamıştır. Araştırmanın amacı ve
sonuçları bilinmemektedir. Aynı çalışmanın devamı
olarak deklare edilen 2. çalışma için istekte
bulunulmuş; ancak devletimizin izin vermemesi
üzerine gerçekleşmemiştir.
Yunanistan:
Türkiye-Yunanistan ilişkilerini tahrik etmeyi
alışkanlık hâline getiren Yunanistanlı
politikacılar, medyatik yakınlaşmalara rağmen
anti-Türk politikalarını sürdürmektedirler.
Örnek olarak: 1993 Ağustosunda "Sümelalı Meryem Ana
Vakfı"nın düzenlediği toplantıda konuşan o tarihteki
Başbakan Mitsotakis şunları söylemiştir:
"Anadolu'daki Helenizmin bu bölgedeki köklerinden
kopmasından 70 yıl sonra, milletimizin tarihinde bir
daha böyle bir trajedi yaşanmaması için dua
etmeliyiz. Dedelerimiz, Pontus topraklarına dönüş
hayâlini size miras bırakarak öldüler. Bu mirası
kalbinizin içinde koruyun. Pontus'u ve kökeninizi
asla unutmayın. Kaybedilmiş vatanın anası, Helen
ırkının en güzel idealleri ile bağdaşmıştır..."
24 Şubat 1994 tarihinde Yunanistan Parlâmentosu'nda
"19 Mayıs" gününü sözde "Pontus Soykırımını Anma
Günü" olarak kabul eden bir yasa kabul edilmiştir.
Oybirliği ile kabul edilen bu yasa, Mart 1994
tarihinde cumhurbaşkanı tarafından onaylanarak,
yürürlüğe girmiştir. Söz konusu yasa ile, 19 Mayıs
gününün millî bir bayram olarak anılması, bütün
eğitim kurumlarında konuyla ilgili konuşmalar
yapılması ve kiliselerde ayinler düzenlenmesi ön
görülmüştür. Yakın tarihte, (Eylül 1998) Kültür
Bakanı ve İçişleri Bakan Yardımcısı tarafından
hazırlanan, "14 Eylül Küçük Asyalı Helen'lerin Türk
Devleti Tarafından Soykırımını Anma Günü"
kararnamesi Şubat 2001'de cumhurbaşkanına
sunulmuştur. Uluslararası plâtformdaki yumuşamaların
ve baskıların sonucu olarak kararnamenin ismi "14
Eylül Küçük Asya Felâketi Sırasında Hayatını
Kaybedenleri Anma Günü" olarak değiştirilmiştir.
Siyasî plâtformda Demokratik Bölgesel Birlik Partisi
(Başkanı Haralambidis'tir), parlâmento bünyesindeki
çalışmaların en önde gelen plânlayıcısıdır.
Yunanistan'ın Pontus konusundaki en çarpıcı
faaliyeti, bu amaçla kurdurduğu derneklerdir.
Yunanistan, yurt içi ve dışında toplam 176 Pontus
derneği kurdurmuştur (son bilgilere göre 200'ü
aştığı ifade edilmektedir). Bu derneklerin,
koordineli bir şekilde çalışmalarını sağlamak
amacıyla da federasyon oluşturdukları dikkat
çekmektedir.
Sivil toplum örgütlerinden "Kentro Pontokon Meleto"
(KEPOME-Pontus Etütler Merkezi), Kuzey Yunanistan
Dernekleri Federasyonu, Atina Sürmene Pontuslular
Birliği çalışmalarında aktif rol oynamaktadır. Bu
cümleden olarak, son kuruluş "İki Cephede Mücadele"
adıyla hazırladığı kitabı 2.000 adet bastırmış ve
propaganda amacı ile ilgili olabilecek kişi ve
kuruluşlara ücretsiz olarak dağıtmıştır.
Yunanistan'da, bu dernek ve federasyonlar
vasıtasıyla periyodik olarak ülke içinde ve dışında
uluslararası "Pontus Helenizmi Kongreleri"
düzenlenmektedir. Bu kongrelere Başbakan dahil üst
düzey devlet görevlileri bizzat katılmakta ve teşvik
etmektedirler.
Yunanistan; aynı zamanda, kurduğu ve kurdurduğu
Pontus dernekleri vasıtasıyla turizm mevsimlerinde
Doğu Karadeniz bölgesi'ne "Unutulmayan Kaybolan
Vatanlara Gezi" adı altında periyodik geziler de
düzenleyerek olayı canlı tutmaya çalışmaktadır.
Geziler sırasında tanıştıkları gençleri eğitim ve
maddî destek vaadiyle kandırarak Yunanistan'a
götürmektedirler.
Yunanistan'ın Ankara Büyükelçiliği 2000-2001 ders
yılı içinde lisans ve yüksek lisans düzeyinde devlet
bursu vermek için Karadeniz Teknik Üniversitesi'ne
teklif yapmıştır. Teklif üniversite yönetimince
reddedilmiştir. Keza Yunanistan'ın Trabzon
Konsolosluğu açma isteği de reddedilmiştir.
Türkiye'deki 72 üniversite içinde KTÜ'nin tercih
edilmesi dikkat çekicidir. Bu çalışmaların Yunan
gizli servisi aracılığıyla yürütüldüğüne dair
kuvvetli kanıtlar bulunmaktadır. Nitekim Yunan gizli
servisinde görevli olan Kalenderides'in
organizasyonu ile Karadenizli 2000 civarında genç
(özellikle Trabzon ilçelerinden Of, Vakfıkebir,
Tonya başta olmak üzere) eğitim amacı ile
Yunanistan'a götürülmüştür.
Öte yandan, eski Pontus kültürünün canlandırılması
amacına yönelik olarak, Rumcadan gelen yer
isimlerinin muhafazası ve artırılması, göç eden
Rumların mal varlığının araştırılması,
"Müslümanlaşmış Rumlar" iddiaları için sözde
kanıtlar yaratılmaya çalışılması, kandırılan
gençlerin teşkilâtlandırılması dikkatleri
çekmektedir.
Yurt içi:
25-29 Ekim 2000'de İstanbul'da yapılan Organ Nakli
Kuruluşları Koordinasyon Derneği II. Kongresinde
"Çukurova yöresindeki HLA antijenlerinin dağılımı ve
diğer bölgelerden farklılıkları" başlıklı bildiride
kullanılan ifadeler çarpıcıdır. Söz konusu bildiride
"Etnik köken açısından heterojen bir yapısı olan
Türk toplumunda yöreler arası HLA sıklığında
farklılıklar"dan bahsedilmekte; "Çukurova bölgesinin
HLA antijenleri, Türkiye'nin güney bölgesinde
Antalya'nınkine daha yakın, kuzey batıda bulunan ve
Türkiye'nin genelini temsil edebilen sonuçlarıyla
farklı olduğu görüldü." denmektedir.
1997 yılında Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi'nde,
zamanın cumhurbaşkanı himayelerinde olduğu
belirtilerek Karadeniz'in Özelliklerini Koruma
Derneği (KÖK) tarafından gerçekleştirilen kurultayın
dergisinde, bölücülüğe ve Pontusçuluğa zemin
hazırlayıcı ifadeler bulunmaktadır. Söz konusu
derneğin başkanının bir eski parlâmenter olmasına
(Ali Rıza Uzuner), cumhurbaşkanının himayelerinde
yapılarak makamın adının kullanılmış olmasına, bir
eski başbakanın dergide mülâkatının bulunmasına
karşın; "Her Karadenizli laz değil" başlığı ile
yazılan makalede "Bu çeşitlilik, Doğu Karadeniz'in
etnik yapısı içinde geçerli. Doğudan başlayarak ilk
beş ilçenin sahil kesiminde lazlar yaşar.......
Artvin'de Gürcüler var. Eskiden Ermeniler de varmış,
ama kalmamış....... Daha batıya doğru ise eskiden
Rumlar varmış, onlar da kalmamış, ama hâlâ Rumca
konuşulan köyler var....... Velhâsıl biraz gayret
ederseniz Türklere bile rastlayabilirsiniz bu
coğrafyada! (Şaka şaka. Özellikle Ordu ve Giresun'da
çok sayıda varlar)........ Hemşinlilerin dili de
tamamen ayrıdır; Bir Ermeni lehçesi, Hemşinliler
Müslümanlaşmış Ermenilerdir......" denilmektedir.
Hemen belirtelim ki, biz bu olayın, eski
cumhurbaşkanımızın bilgileri dışında olduğuna
inanmaktayız. Ancak, ortaya çıkan tablo ayrımcı
faaliyetlerin ulaştığı nokta açısından son derece
düşündürücüdür.
2000 yılında Eskişehir'de cadde ve sokak isimlerinin
dahi değiştirilerek eski Yunan kültürüne ait
isimlerin konulmasını da kabul etmek mümkün
değildir.
1995'te gerçekleştirilen Çevre ve Vahiy
Sempozyumuna, çevrecilik şemsiyesi altında dünyanın
dört bir tarafından Yunanistan sempatizanı olarak
tanınan önemli kişiler ile Türkiye'den Fener Rum
Patriği Barthalomeos ve Rahmi Koç gibi Helenperver
bazı iş adamları katılmışlardır. Bu toplantılarla
patrikhanenin evrensel kimliği kabul ettirilmeye
çalışılmıştır.
Bu çalışmanın devamı niteliğindeki 1997'de yapılan
"Din, Bilim ve Çevre Sempozyumu"nda ise, Karadeniz
kıyısında yerleşmiş olan değişik ülkelerden 8
şehirde (Batum, Novorossisk, Yalta, Odessa,
Köstence, Varna, İstanbul ve Selânik) birer oturum
gerçekleştirilmiştir. Trabzon'da yapılmak istenen
toplantı ve Yunan kültürünü sergilemek isteyen
gösteriler halkın reaksiyonu üzerine iptal
edilmiştir. Bu olaylarda dikkati çeken, bazı iş
adamlarımızın verdikleri maddî-mânevî destek,
gemilerin adının "Elefteros Venizelos" oluşu,
patriğin her gittiği yerde devlet başkanı gibi
karşılanması, elinde çift başlı Bizans kartalı
başlıklı asa taşımasıdır. Bilindiği üzere
Elephtherios Venizelos, 1919'da Anadolu'yu işgal
eçin Yunanistan ordusunu İzmir'e yollayan Yunanistan
başbakanıdır. Aynı dönemde Rumları ayaklandırıp
Pontus Devleti'ni kurmak için Samsun'a 100 subay
yollayan kişi de yine Venizelos'tur. Bu nedenle,
sempozyum için Yunan bandıralı yüzlerce geminin
içinde El. Venizelos'un seçilmesi dikkat
çekmektedir.
Öte yandan Rum Ortodoks Kilisesi ile birlikte
yapılan çalışmalarda hiçbir cemaati bulunmayan
kiliseler dahi yeniden açılmaya, canlandırılmaya
çalışılmaktadır. Bu çalışmalara Yunansever iş
adamlarımız ve bazı sermaye grupları da destek
vermektedir. Rize ve Trabzon'dan başlayıp, Sinop ve
İstanbul'da devam eden bu gayretler özellikle son 10
yılda giderek daha da yoğunlaşmıştır. Örnek olarak,
Silivri'de 1846'da doğan, Atina'da eğitim gören ve
patrikhanede sekreterlik yapan Nectorius, günümüzde
aziz kabul edilerek evi ve Silivri Ayazması restore
edilmektedir.
Yurt içinde uygun kişiler bulunarak Pontus kültürü
canlandırılmaya çalışılmaktadır. Son aylardaki TV
programlarından hatırlayacağımız Yorgo Andreadis,
damadı Turan Paşaoğlu ve çevresi bu çalışmalarda
aktif rol oynamakta; ortaya, yazdığı kitaptaki
bilgilerden haberi olmayan, "Pontus Kültürü" yazarı
Ömer Asan gibi tipler çıkmaktadır. (Kişisel kanımız
Ömer Asan'ın böyle bir kitap yazacak bilgi ve
birikime sahip olmadığıdır).
Ne yapmalı?
1. Karadeniz yöresindeki üniversiteler başta olmak
üzere, tüm üniversitelerimizde sosyal bilimler
sahasında etnoloji, dilbilim, tarih ve sosyoloji
konusunda araştırmalar özellikle desteklenmeli ve
teşvik edilmelidir.
2. Yörede kullanılan ve tarihî süreç içinde Rumcadan
geçmiş kökenli olan tüm yer isimleri Türkçe
karşılıkları ile değiştirilmelidir.
3. Pontusçu faaliyetler sırasında hizmet veren ve
hayatlarını kaybeden Türk evlâtları mutlaka onore
edilmeli (Pontusçuların Şehit Ettiklerini Anma Günü,
Topal Osman Ağa'yı Anma Günü gibi...) ve
unutulmamaları için anma programları
düzenlenmelidir.
4. Kapanmış olan ve hiç cemaati bulunmayan
kiliselerin canlandırılması faaliyetleri
önlenmelidir.
5. Dış ülkelerin bölgedeki faaliyetleri ciddiyetle
takip edilmelidir. |