|
SREBRENİTSA - 11 Temmuz, tarihin gördüğü en büyük
soykırımlardan biri olan Srebrenitsa’nın onuncu
yıldönümü. Birkaç günde katledilen 8 bini aşkın erkek ve
gençten geriye, kimliği dahi tespit edilemeyen ve çoğu
torbalarda saklanan milyonlarca kemik kaldı. Katiller
serbest, öldürülen masum insanların kemikleri
torbalarda, yakınlarını kaybetmiş Boşnak kadınlar ise
gözyaşlarıyla kayıplarını arıyor.

(Toplu mezarlardan çıkartılan kemikler patates
filelerinde DNA merkezlerine getiriliyor. Kemikler tek
tek tasnif edilip barkodlanıyor ve DNA teşhisi için
sıraya konuyor)
Tuzla kent merkezinde prefabrik bir yapı... Sokağa
girildiği anda burun direğini kıran kesif bir koku
yükseliyor binalardan.Soğuk hava tertibatına sahip
binalar, araçlar; bir uzay üssünde çalışıyormuş gibi
özel kıyafetler giymiş, ağızları maskeli insanlar...

(Katliamın gerçekleştiği Potoçari Köyünde hazırlanan
şehitlikte bu yıl 610 yeni mezar açıldı)
Yoğun bir tempoda çalışıyor insanlar; çünkü raflarda
bekleyen 6 bini aşkın ceset torbası var. Burası
Srebrenitsa’nın bakiyesi. Çalışanlar adli tıp uzmanları,
ceset torbalarında bekleyenler ise Srebrenitsa’daki
toplu mezarlardan çıkartılan Boşnaklara ait kemikler.
Merkez, görenlerin kanını donduracak cinsten. Poşetlerde
milyonlarca kemik incelenmeyi bekliyor. Türkiye’de
patates poşetlemekte kullanılan kırmızı filelerde
kafatasları, kemikler, cesetlere ait eşyalar var.
Uluslararası Kayıp Kişiler Komisyonu’nun proje
koordinatörü Zlatan Şabanoviç, depolarında kimliği
tespit edilmeyi bekleyen 6 bini aşkın insana ait
milyonlarca kemik olduğunu, bir cesedin kime ait
olduğunu bulabilmek için bazen yıllarca uğraştıklarını,
bütün akrabaları öldüğü için DNA testi yapılamayacak,
dolayısıyla kimliği hiç belli olmayacak yaklaşık 4 bin
kişi olduğunu anlatıyor. Poşetlerde kemikler, sabırla
çalışan adli tıp uzmanları, dışarıda ‘bulduk’ haberini
bekleyen binlerce Boşnak.

(Boşnaklar şehitlerinin ardından bütün bir ülke olarak
gözyaşı döktüler. Tırlara doldurulmuş 610 tabut başkent
Saraybosna dan dualarla yolcu edildi)
Visoko, Saraybosna’ya 45 dakika mesafede küçük bir
kasaba. Buradaki bir hangarda da yoğun bir çalışma var.
Bir yandan üzerinde barkod olan ceset torbaları giriyor,
bir yandan da tabutlar. Tuzla ve Saraybosna’daki DNA
merkezlerinde kimlikleri tespit edilen 610 Boşnak’a ait
kemikler özenle tabutlara yerleştiriliyor. Sonra da
yeşil örtüyle kapatılan tabutların üzerine barkod
numarası yazılıyor. Görüntü, tsunami benzeri felaket
yaşamış bir bölgeye aitmiş gibi. Fakat, yaşanan doğal
bir afet değil. Dünyanın gözü önünde katledilen binlerce
Boşnak’ın son yolculuğuna hazırlandığı yer burası. Toplu
mezardan çıkartılan bir Boşnak’ın DNA merkezinde 4 yıl
kadar süren bekleyişi son buluyor.

(Boşnaklar
şehitlerinin ardından bütün bir ülke olarak gözyaşı
döktüler. Tırlara doldurulmuş 610 tabut başkent
Saraybosna dan dualarla yolcu edildi. Dua sırasında
gözyaşları sel oldu)
Bosna’nın Sırbistan sınırına yakın şehirlerinden
Srebrenitsa yakınlarındaki Potaçari köyü girişi... İş
makineleri sıra sıra mezarlar kazıyor. Ellerinde harita
olan işçiler yerleri belirliyor, diğerleri de kazma
kürekle mezarları hazırlıyor. Manzara ürpertici. Sıra
sıra kazılmış yüzlerce mezar. İşçiler acele ediyor;
çünkü hazırlanması gereken 610 mezar var.
Srebrenitsa’da, Tuzla’da, Saraybosna’da ve diğer
şehirlerde... Binlere evde acılar tazeleniyor. Yüzlerce
aile yıllardır beklediği güne hazırlanıyor. Anneler
evlatlarını, genç kadınlar eşlerini ve çocuklarını son
yolculuğuna uğurluyor. En azından başında dua
okuyabilecekleri bir mezar olduğu için şükrediyorlar. Bu
manzaralar Srebrenitsa’da yaşanan soykırımının onuncu
yıldönümünde gelinen noktanın özeti. Dünyanın gördüğü en
büyük katliamlardan birine şahit olan Srebrenitsa’da
gündem hâlâ kayıplar, dönülemeyen evler, kimliği
belirlenemeyen cesetler ve bir türlü bulunamayan savaş
suçluları.

(Boşnaklar şehitlerinin ardından bütün bir ülke olarak
gözyaşı döktüler. Tırlara doldurulmuş 610 tabut başkent
Saraybosna dan dualarla yolcu edildi. Dua sırasında
gözyaşları sel oldu)
Geliyorum diyen katliam
BM koruması altında olmasına rağmen İkinci Dünya
Savaşı’ndan sonra Avrupa’da görülen en büyük katliamın
yaşandığı Srebrenitsa’da olaylar aslında adım adım
gelişiyordu. Şehir aylardır abluka altındaydı. Çok ciddi
ilaç, gıda, su ve elektrik sıkıntısı vardı. Üstelik
katliamdan bir ay önce Amerikan istihbaratı Sırp General
Ratko Mladiç ile Yugoslav genelkurmay başkanı arasında
saldırı planlarının yapıldığına dair istihbaratı da
iletmişti. 8 Temmuz’da Sırplar Barış Gücü binaları dahil
şehri bombardımana tutar. Bir gün sonra da kasabanın
güneyindeki mülteci kampları bombalanır. Hollanda
askerlerine ait bir ileri karakolu ele geçiren Sırplar,
30 Hollanda askerini esir alır. 10 Temmuz’da Hollandalı
Yarbay Ton Karremans hava desteği ister; ama bu talep
Saraybosna’daki BM Barış Gücü Komutanı Fransız General
Bernard Janvier tarafından reddedilir.

Yarbay Karremans’ın yoğun talepleri üzerine uçaklar
havalandı ve Sırplar geri adım attı. Bu tablo karşısında
hava harekâtını erteleyen BM, ertesi gün yaşanacaklara
davetiye çıkarıyordu aslında. Hollandalı Yarbay, Sırp
Çetniklere, ertesi sabah 6’ya kadar Potaçari’deki
ablukayı kaldırmazlarsa hava akınının tekrar
başlayacağını bildirdi. Fakat, Sırp güçleri çekilmediği
gibi hava akını da düzenlenmedi. Sırplar kendilerini
korumakla görevli Hollanda askerlerine sığınmış
Boşnakları öldürmeye başlamıştı ki iki uçak tekrar
havalandı. Sırplar esir aldıkları 30 askeri öldürmekle
tehdit edince hava operasyonları yine durdu. Saat
16.30’a gelindiğinde Sırp komutan Ratko Mladiç,
Hollandalı askerlere bir ültimatom vererek Boşnaklara
ait silahlarla birlikte teslim olmalarını istedi. 12
Temmuz’da kadın ve çocukları Tuzla’ya götürecek otobüs
ve kamyonlar Srebrenitsa’ya geldi. Sırplar 9-70 yaş
arasındaki bütün erkekleri sorgulamak üzere alıkoydu. 23
bin kadın ve çocuğun nakli tam 30 saat sürdü.

13 Temmuz’da Sırplar ellerindeki Hollandalı esirleri
serbest bıraktı. BM ve Sırp güçleri arasında yapılan
görüşmeler sonunda, Hollanda askerlerinin şehri terk
etmesine izin verildi. Srebrenitsa ve çevresinde,
çoğunluğu erkek 8 bini aşkın Boşnak etnik temizliğin
kurbanı oldu. Sonradan ortaya çıkan video kasetlerinde
Hollandalı tabur komutanı Tom Karremans ile Hollandalı
General Kees Nicolai’nin kenti teslim ettikten sonra
Ratko Mladiç’le bir araya geldikleri, şakalaştıkları
hatta kadeh kaldırdıkları görüldü. Bunlar olurken Sırp
Çetnikler Potaçari’de Müslümanları kurşuna diziyordu.
Sırp milislerin sistematik tecavüzüne uğrayan kadınların
Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi’ne taşıdığı davalar
halen devam ediyor. Katliamın baş mimarı Sırp lider
Radovan Karadziç ve General Ratko Mladiç’in Savaş
Suçları Mahkemesi’ne teslimi içinse bekleyiş sürüyor.

Sadece üç günde 8 bini aşkın insanın katledildiği
Srebrenitsa’da bir isim var ki pozisyonu diğer binlerce
Boşnak’tan farklı. Çünkü o iyi derecede bildiği
İngilizce sayesinde BM askerlerine tercümanlık yapıyordu
ve Sırp askerleriyle BM askerleri arasındaki
tartışmaların, pazarlıkların ve işbirliğinin şahidiydi.
Hasan Nuhanoviç (35), 1993’te BM askerlerine tercümanlık
yapmak için NATO bünyesinde işe başlamıştı ve memleketi
olan Srebrenitsa’da BM askerleriyle birlikte
çalışıyordu. NATO için çalıştığı 3 yıl boyunca bütün
olaylara birinci elden şahitlik yaptı. Bugünlerde
piyasaya çıkacak olan “BM bayrağı altında” başlıklı bir
kitapta yaşadıklarını detaylarıyla anlatacak. Hasan
Nuhanoviç, Bosna’da katliamın Srebrenitsa ile sınırlı
olmadığını; savaşın başladığı 1992’den itibaren kademeli
olarak katliamların yapıldığını, fakat toplu ölümler
olmadığı için dikkat çekmediğini söylüyor.

BM askerlerine güvenmekle hata ettik
Srebrenitsa’daki Boşnakların kendilerini koruyan BM
askerlerine güvenmekle büyük hata ettiğini belirterek,
“Sırplar adım adım şehre yakın köyleri alıyor, kenti
bombalıyorlardı. Bunlar olurken BM komutanları
‘Korkmayın, siyasi çözüm bulununcaya kadar korumamız
altındasınız. Sırplar saldırırsa uçaklarımızla onları
bombalarız.’ diyordu. Ama, 6 Temmuz’da dört bir taraftan
şehre saldırdılar. BM askerleri tek kurşun bile atmadı.
Üstelik kendini savunmak isteyen Boşnaklara engel
oldular, az sayıdaki silaha da el koydular.” diyor.
Sürekli BM askerlerinin yanında olduğu için hadiselerin
içinde yaşayan Hasan Nuhanoviç, Sırpların gelişmiş tank
ve toplarına rağmen şehirdeki Boşnakların bir top ve
sadece 56 mermileri olduğunu, BM askerlerinin bu topu
Sırp askerlerine bildirerek imha etmelerine göz
yumduğunu söylüyor.

En büyük katliamın 11-12 Temmuz 1995’te yaşandığını dile
getiren Nuhanoviç, dünyanın üç günde 10 bine yakın
insanın katledilmesine inanmak istemediğini; fakat
Srebrenitsa’da tarihin gördüğü en büyük katliamın
yaşandığını hatırlatıyor: “Şehri ele geçiren Sırp
askerleri, bir merkezde topladıkları kadın ve erkekleri
önce ayırdı. Sonra erkekleri dışarı çıkardılar. Bir
kısmını hemen orada öldürdüler bir kısmını da ormana
doğru götürdüler. Kadınların otobüs ve kamyonlara doğru
koşmasını istediler. Yaşananlar tam anlamıyla
trajediydi.” Nuhanoviç, Hollanda askerlerinin olanları
izlediğini; hatta bazılarının yardım ettiğini ileri
sürüyor: “Boşnakları korumakla sorumlu Hollanda
askerleri Sırp Çetniklerden emir alıyordu. Sırpların bir
kısmı BM üniforması giymişti. 13 Temmuz’da içinde
kardeşimin de olduğu 5 bine yakın Boşnak’ı toplama
merkezinden çıkardılar. Merkezin önünde erkekleri
öldürdüler. Aynı gün, aynı yerde hem annemi hem
kardeşimi kaybettim. Hollanda askerlerinin Boşnaklara
yaptığı en büyük kötülük, olup bitenleri gizlemeleriydi.
Dünya, burada ne olduğunu uzun süre öğrenemedi.” Hasan
Nuhanoviç’e göre, Potaçari’de katliamlar yaşanırken
şehirde BM ve Hollanda bayrakları dalgalanıyordu.

(Boşnaklar şehitlerinin ardından bütün bir ülke olarak
gözyaşı döktüler. Tırlara doldurulmuş 610 tabut başkent
Saraybosna dan dualarla yolcu edildi. Dua sırasında
gözyaşları sel oldu)
10 yıldır her gün ağlıyorum
Pek çok olayı yaşamasına rağmen Savaş Suçları
Mahkemesi’ne tanık olarak çağrılmadığını, kendisini
dinleyecek makam bulmakta zorlandığını belirten Hasan
Nuhanoviç, “Kitabı 2002’de bitirdim, ama bastıracak
yayınevi bulamadım. 1998 ve 2000’de Amerikan
Kongresi’nde ifade verip yaşananları anlattım. Ama, Batı
dünyası görmek istemediği için bütün anlattıklarım
havada kaldı.” diyor. Soykırımını ayrıntılarıyla
anlattığı için Sırplardan sürekli “Seni o zaman
öldürmeliydik.” şeklinde tehdit aldığını belirten
Nuhanoviç, Sırpların Boşnakları öldürürken “Türklerden
intikamımızı aldık.” diye konuştuğunu, olaylar
sonrasında cesetlerin yerlerinin birkaç kez
değiştirildiğini anlatıyor: “Srebrenitsa’nın polis şefi
Mane Curiç, BM askerlerinin gözü önünde ölüme
gönderilecekleri seçen kişiydi. Savaş bitti ama o
Srebrenitsa’nın güvenlik şefi olarak kaldı. Ne ABD ne de
AB bu konuda bir şey yaptı. Mladiç’in yeri biliniyorken
ABD askerleri gidip almadı.”

(Srebrenitsa
katliamını çocukken yaşayan Elvisa Lokman" aradan geçen
zamana rağmen hala karanlıkta uyuyamıyorum. Sırplar
komşumuzun oğlu Akif i öldürüp kafasıyla top
oynamışlardı. Bunu hiç unutamayacağım')
“Haberleri izlemek için televizyonu açtığımda on yıldır
ardından gözyaşı döktüğüm küçük oğlumu gördüm. Çok
zayıflamış, bitkin düşmüştü. Sırp Çetnikleri onları bir
arabadan indiriyordu. Önce dördünü kurşuna dizdiler.
Sonra oğlumu gördüm. Yanındakini de öldürdükleri zaman
geriye döndü. Sanki yardım istiyordu. Oturduğum yerden
televizyona doğru koştum ama ikinci adımda bayılmışım.
Oğlumu da kurşuna dizmişlerdi.”
Bu ifadeler Nura Alispahiç’e (61) ait. Çocuklarını
kaybeden binlerce Boşnak anne gibi aradan geçen yıllar
acısını dindirmemiş. Onu diğerlerinden daha fazla
etkileyen olay, iki yıl önce DNA testiyle kemikleri
bulunan küçük oğlunun katledilişini televizyondan
izlemek zorunda kalması. Tuzla kenti yakınlarındaki
mülteci kampında kızı Makbule ile yaşayan Nura Alispahiç,
haberleri dinlemek için açtığı televizyonda, küçük oğlu
Azmir’in öldürülüşüne şahit oldu. Aslında oğlunun şehit
edildiğini biliyordu ama görüntülere kadar kabullenmek
istememişti: “Binlerce kişi Hollanda askerlerinin
bulunduğu fabrikaya sığınmıştık. Fakat, onlar bizi
Sırplara teslim etti. Oğlum kuşatmayı yarmak için
ormandan çıkış arıyordu. Ona son kez sarıldığım anı
unutamıyorum.”

(Katliamın onuncu yıl dönümü törenlerinde Türkiye
tarafından gönderilen 15 bin beyazbaşörtüsü şehit
yakınlarına dağıtıldı)
Azmir’in cesedi 1999’da toplu mezarda bulunur, 2003’te
de Potaçari’deki şehitliğe defnedilir. Büyük oğlu ise
Tuzla bombardımanında şehit olur. Eşi Aliya ise 1993’te
şehit olmuştur. Nura Alispahiç, kalp rahatsızlığına iki
evladını şehit vermenin verdiği acı eklendiği için ciddi
sağlık sorunları yaşıyor, çocuklarının mezarına gidip
dua okuyamıyor, mahkemeye tanık olarak çıkamıyor. Hiçbir
sosyal güvencesi yok; “Kızım ve torunlarımla birlikte
bize 175 Euro veriyorlar. Üç yılda iki kez evimiz
değişti. Seneye de bu evden çıkartacaklar. Nereye
gideceğimizi bilmiyorum. Bütün dünyanın gözleri önünde
katledildik. Yıllardır çile çekiyoruz.”
Nura Alispahiç’in kızı Makbule o dönemde 26 yaşındaymış.
Yaşanan hadiseler için “Sırplar her şeyi planlamış. BM
askerleri bizi uyuttu. Biz ölüme giderken onlar
şakalaşıyordu. Bizi Tuzla’ya götürecek otobüslerin
şoförleri bile Sırp’tı. Yolda Çetnikler otobüsü
durdurduğunda şoför, seçip istediğinizi alın, diye
kapıları açıyordu.” diyor.

(Şehitler son yolculuğuna uğurlanırken. 610 şehidin
cenazesi namaz öncesinde tören alanınına dizildi.)
Katliama göz yuman Batı
dünyasından umudum yok
Katliam mağdurları için çalışan örgütlerin başında
Srebrenitsalı Anneler Derneği geliyor. Dayton
Anlaşması’ndan sonra 1996’da yakınlarını kaybeden
Srebrenitsalı annelerin kurduğu derneğin amacı,
Sırpların katlettiği 10 bin 701 Boşnak’ın kimliklerini
tespit etmek ve mezarlarını yapmak. Şimdiye kadar
yaklaşık 4 bin kişinin kimliği belirlenmiş. Derneğin
başkan yardımcısı Kada Hotiç, hâlâ açılmayı bekleyen 30
ayrı toplu mezar olduğunu, son Müslümanın kimliğinin
belirlenip mezarı yapılıncaya kadar çalışmalarının
süreceğini söylüyor. Uluslararası kuruluşlar ve Bosna’da
çalışan çokuluslu güçlerle işbirliği yaptıklarını
belirterek, “Bir bilgi merkezi oluşturduk. Yaklaşık 12
bin kişi bize yakınlarının bulunması için dilekçe verdi.
Kayıpların kaybolma tarihini, nerede nasıl kaybolduğunu,
hayatta kalan yakınlarının irtibat bilgilerini toplayıp
kayıplar komisyonuna veriyoruz.” diyor.
Konuşurken zaman zaman gözyaşlarına hakim olamayan Hotiç,
kocasını, çocuklarını ve çok sayıda yakın akrabasını 11
Temmuz’da kaybetmiş. Yakın zamanda toplu mezarlarda eşi
ve eşinin yakınlarının kemiklerini bulmuş; ama oğlu ve
kardeşinden hâlâ haber yok. Savaş Suçları Mahkemesi’nden
umutlu olmadığını söylüyor: “Katliama göz yuman Batı
dünyası suçluları bulup yargılayacak mı? Hayır.
Yaşananlar bütün çıplaklığı ile ortada; ama muhatap
bulamıyoruz. Hiçbir Batılı kurum yaşananları katliam
olarak kabul etmek istemiyor. 1042 çocuk hâlâ kayıp. 570
kızımız tecavüz edilip öldürüldü. Gözlerimizin önünde
erkeklerimizi kurşuna dizdiler. Ortamdan korkup ağlayan
küçük bir çocuğu annesinin kucağından alıp öldürdüler.
Bunların şahidi binlerce kişi var; ama muhatap alan
yok.”

(Tuzla yakınlarında bir şehitlik. Kardeşi Admir'in şehit
edilişini televizyon ekranlarından izleyen ailesinin
acısı bir kat daha artmış.)
Hayatta tek başına kalmak!
Srebrenitsalı Anneler Derneği çalışanlarının tamamının
benzer hikayeleri var. Her anne ortalama 10 dan fazla
yakınını kaybetmiş , ardından hiçbir iz bulamamış.
Munira Sipahiç’in ailesinden 24 kişi, Necibe
Salihoviç’in ailesinden 30 kişi kaybolmuş. Salihoviç
ailesinden hiç kimseye ulaşılamamış.
Bugün Sırpların yoğunlukta olduğu bir kent olan
Srebrenitsa’ya dönebilen birkaç yüz Boşnak’tan biri
Hatice Muhammedoviç. Aynı zamanda Srebrenitsalı Anneler
Derneği temsilcisi olan Hatice Hanım, kocası ve
çocukları başta olmak üzere kendisinin ve eşinin
ailesinden yüzden fazla şehit vermiş. Şimdi hayatta tek
başına. Yaşadıklarını anlatırken gözyaşlarına hakim
olamıyor. Eşinin ve oğullarının kuşatmadan çıkmak için
ormana dağıldığını ve bunun onları son görüşü olduğunu
anlatırken, “On yıldır her gün aynı acıyı yaşıyorum.
Onları büyütüp düğünlerini yapmayı hayal ederken şimdi
bir mezarları olması için çalışıyorum.” diyor. Hatice
Muhammedoviç geçtiğimiz günlerde aldığı bir haberle
buruk bir sevinç yaşadı. Çünkü iki oğlunun kemikleri
bulunmuştu. DNA testleri sonucu çocuklarına ait olduğu
tespit edilebilen kemikler bu yılki törenlerde
defnedilecek. Artık başlarında Fatiha okuyabileceği
mezarlara sahip olduğu için şükrediyor.

(Tuzla yakınlarında bir şehitlik. Kardeşi Admir'in şehit
edilişini televizyon ekranlarından izleyen ailesinin
acısı bir kat daha artmış. Annesi Nura üzüntüsünden kalp
hastası olmuş)
Kezzap dökülen cesetler var
Binlerce kayıp yakınının gözü aslında yıllardır Amur
Marşoviç’in üzerinde. Zira, Bosna Hersek Kayıplar
Komisyonu Başkanı olan Marşoviç, bütün mesaisini kayıp
kişileri bulmaya harcıyor. Onun verdiği bilgilere göre,
savaş sırasında 27 bin 734 kişi kayboldu. Bunların yüzde
92’si Boşnak, yüzde 6’sı Bosna Sırpı ve yüzde 1,7’si
Bosna Hırvatlarından. Kayıplar arasında bir de Şaban
Hüseyinov adlı bir Makedon Türkü var. Bu kayıpların
yüzde 13’ü bayan. Tüm kayıpların yüzde 90’ı sivil. Amur
Marşoviç’e göre, bu veriler yapılanın planlı bir imha
çalışması olduğunu ortaya koyuyor: “366 toplu mezar
tespit ettik. Hepsi de Sırp bölgesinde. Crni
mezarlığından 629 kişi çıkardık. Çançari’den 506 kişi...
Bugüne kadar tahminen 20 bin kişinin cesedine ulaştık.
Tahminen diyorum çünkü bir kişiye ait ceset 30 kilometre
çapında üç farklı mezarda çıktı. Üstelik birkaç kez yer
değiştiren cesetlere de rastladık. İş makineleriyle
parçalanmış kemikler bulduk. Böyle bir caniliği Naziler
bile yapmamıştı.”
Yaptıkları çalışmalar sayesinde cesedi bulunan 20 bin
kişiden 13 bininin kimliğini tespit ettiklerini, halen 6
bin 500 kişinin de cesetlerinin kimlik tespiti için
laboratuvarlarda beklediğini; fakat asıl zorluğu DNA
örneği alacak hiçbir yakını kalmayan kişilerin kimlik
tespitinde yaşadıklarını söylüyor. Amur Marşoviç’e göre,
yaklaşık 4 bin kişinin kimliği asla bilinemeyecek: “İki
tür kemikten kimlik belirleyemeyeceğiz. Birincisi
Zvornik yakınlarında bulduğumuz bir toplu mezardaki
kemikler. Bunlar gömüldükten sonra üzerine kezzap
dökülüp eritilmişler. İkincisi ise DNA örneği alacak bir
tek ferdi bile kalmayan aileler. Yaşayan hiçbir ferdi
kalmayan ailelere ait kemiklerden kimlik tespiti
yapamayacağız.”

(Şehit
yakınları bir ellerindeki kağıtlara bir de tabutlardaki
rakamlara bakıyorlar. Her rakam da tarifsiz bir acı var.
Eşinin , babasının, çocuğunun kemiklerine dokunabilmek
için yağan yağmura aldırmayan Boşnaklar için bu on
yıldır bekledikleri kavuşma an)
Bosna’da bulunan büyükelçilere toplu mezarları tek tek
gezdirdiğini, çalışmalarını rapor halinde hepsine
sunduğunu, yapılanın planlı bir soykırımı olduğunu her
platformda anlattığını; fakat Batı dünyasının katliama
göz yumduğu gibi gerçeği kabul etmeye de yanaşmadığını
söyleyen Marşoviç, “Her gün binlerce insan ‘Acaba oğlum,
eşim, babam bulunacak mı?’ diye güne başlıyor.
Yaşananlar delilleriyle ortada. Ama kimse katliam ve
Srebrenitsa kelimelerini yan yana getirmeye yanaşmıyor.
Bizi en çok bu yaralıyor. Tekrar birlikte yaşayacak isek
bunun yolu katliamın kabulünden geçer.” diyor.
Marşoviç’e göre, Srebrenitsa konusunda bir başka çelişki
ise şöyle: “Ermeni katliamı diye Türkiye’yi köşeye
sıkıştırıyorlar. Oysa olayı tarihçiler değil
parlamentolar tartışıyor. Tamamen siyasi kararlar
alınıyor. Oysa Srebrenitsa katliamı on yıl önceydi ve
bütün şahitleri daha burada. Srebrenitsa’yı tarihe
gömmek ve örtbas etmek istiyorlar.”
Raflarda 6 bin 500 ceset bekliyor

(Şehit
yakınları bir ellerindeki kağıtlara bir de tabutlardaki
rakamlara bakıyorlar. Her rakam da tarifsiz bir acı var.
Eşinin , babasının, çocuğunun kemiklerine dokunabilmek
için yağan yağmura aldırmayan Boşnaklar için bu on
yıldır bekledikleri kavuşma an)
Sırpların vahşice öldürdüğü binlerce Boşnak’ın kimlik
tespit çalışmaları ancak ileri DNA teknikleriyle mümkün
olabiliyor. Çünkü cesetler bulunmasın diye birkaç farklı
mezara parça parça gömüldü. Bosna genelinde kaybolan 25
bin 753 kişi için çalışmalarını sürdüren Uluslararası
Kayıplar Komisyonu (International Commissions of Missing
Persons) bugüne kadar 7 bin 767 kişinin kimliğini tespit
edebildi. 2000 yılından bu yana yapılan çalışmalarda 71
bin kişiden DNA örnekleri aldıklarını, bu verileri
mezarlardan çıkan kemiklerin DNA’ları ile
karşılaştırdıklarını anlatan ICMP Direktörü Adin H.
Jasarogiç, “Komisyon 1996’da kuruldu. Şimdiye kadar
Srebrenitsa başta olmak üzere tüm eski Yugoslavya’dan
kan örnekleri topladık. Onları, kemiklerden aldığımız
örneklerle karşılaştırıyoruz.” diyor.
Birbirine karışmış kemiklerle karşılaşıyoruz
Srebrenitsa ve Tuzla’da birer merkezi bulunan
organizasyonun bünyesinde çok geniş bir adli tıp uzmanı
kadrosu var. Ülke genelinde bulunan bir tek kemik
parçası bile burada detaylı bir değerlendirmeye tabu
tutuluyor, binlerce örnekle karşılaştırılıyor.
Milyonlarca kemik parçası tek tek barkodlanıyor ve her
bir cesede ait bütün kemikler tamamlanıncaya kadar
depolarda tutuluyor. Çok titiz bir çalışma
yürüttüklerini anlatan Jasarogiç, “Ülke geneline
yayılmış sahra ekiplerimiz verileri toplayıp merkeze
yolluyor. Fakat DNA örneği alacak bir tek aile bireyi
bile bulamadığımız binlerce vaka var. Boşnakların
dağıldığı Avrupa ülkelerinde de DNA örnekleri topladık.
Ama, hiçbir DNA örneğine ulaşamadığımız çok sayıda vaka
var. Ailelerin çok dağılması da bir başka önemli faktör.
Dosyalarını kapatamadığımız için de araziden yeni
kemikler getiremiyoruz, yeni mezarlar açılamıyor.”
diyor.

(Bosna genelindeki toplu mezarların haritası)
Proje koordinatörü Zlatan Şabanoviç ise depolarında
halen 6 bin cesede ait kemik örneklerinin olduğunu
hatırlatarak, “İşimiz hiç kolay değil. Çünkü cesetler
paramparça olmuş. Bazen tek cesede ait kemikleri birden
fazla bölgeden topluyoruz. Birbirine karışmış kemiklerle
karşılaşıyoruz. Bu da katliamın delili.” diyor.
Dönülemeyen evler
Savaşın üzerinden neredeyse on yıl geçti. Yerlerinden
ayrılan yüz binlerce mülteci Bosna için hâlâ ciddi bir
sorun. Dönüşün neredeyse yok denecek kadar az olduğu
bölge ise Srebrenitsa. Müslümanların yoğun olarak
yaşadığı bölgede dönüşler ciddi oranlarda sağlansa da
Srebrenitsa gibi sıkıntılı şehirlerde dönüşler çok az.
Şehir merkezine bugüne kadar 600 kadar Boşnak
dönebilmiş, köylere ise 1300 civarında kişi... Bosna
genelinde mültecilerin geri dönüşleriyle ilgili en
yetkili kurum BM Mülteciler Yüksek Komiserliği. Komiser
Semih Bülbül’ün verdiği bilgiye göre, 1992’den itibaren
yaklaşık 2 milyon insan yerinden oldu. Bu insanların
geri dönüşleri ancak 1996’da başladı. Bugün, 450 bini
yurtdışından olmak üzere 1 milyon kişinin evlerine
döndüğünü belirten Bülbül, geri dönüşlerin önünde ciddi
engeller olduğunu söylüyor: “En büyük engel
döndüklerinde oturacak bir evlerinin olmaması. BM
Mülteciler Yüksek Komiserliği dönmek isteyenler için
mali destek sağlıyor. Çok yaşlı ve kendi kendine
bakamayacak durumda olanların olanların evleri restore
ediliyor ve bunlara iş kurmaları için bir miktar
yardımda bulunuluyor. Şu anda 6 tane Srebrenitsa’da, 12
tane de Bratunats’ta ev inşa ediyoruz.”

(Katliamın yıl dönümünde 60 bine yakın Boşnak törenlerle
kayıplarını andı. Törenlerde göz yaşları sel olurken
baygınlık geçirenler uzun süre oturduğu yerden
kalkamayanlar dikkat çekti)
Uluslararası camianın Bosna’da sorunların çözümü için
geri dönüşlerin bir an önce bitirilmesi gerektiğine
inandığını; bu sebeble Avrupa Kalkınma Bankası’nın
mültecilerin konut sorununun çözümü için 8 milyon Euro
ayırdığını anlatan Semih Bülbül, 2006 sonuna kadar eski
evlerine dönmek isteyenlerin yerleştirilmesinin
planlandığını söylüyor.
Srebrenitsa’yı yeniden inşa edeceğiz
Bosna Hersek’in Sırp bölgesinde yer alan Srebrenitsa
aslında oldukça küçük bir kasaba. Savaş başlamadan önce
36 bin kişi yaşıyordu ve nüfusun 20 bini Boşnaklardan, 8
bini Sırplardan, geri kalanlarsa Hırvatlar ve diğer
etnik gruplardan oluşuyordu. Savaşın başlamasıyla civar
köylerdeki Boşnaklar da Sreprenitsa’ya sığındı ve nüfus
50 bini aştı. 11-16 temmuz 1995 tarihinde meydana gelen
olaylarda 8 bin Srebrenitsalı hayatını kaybetti.
Korunmuş bölge olarak kabul edilen civar bölgelerde ise
yaklaşık 5 bin kişi hayatını kaybetti.

(Katliamın yıl dönümünde 60 bine yakın Boşnak törenlerle
kayıplarını andı. Törenlerde göz yaşları sel olurken
baygınlık geçirenler uzun süre oturduğu yerden
kalkamayanlar dikkat çekti)
10 bini aşkın insanı birkaç günde kaybeden Srebrenitsa
bugünlerde yaralarını sarmaya çalışıyor. Şehrin Boşnak
Belediye Başkanı Abdurrahman Malkiç, katliamın üzerinden
on yıl geçmesine rağmen Boşnakların dönemediğini, bugün
şehrin nüfus dengesinin Sırpların lehine değiştiğini
söylüyor: “2000’den bu yana sadece 3 bin Boşnak şehre
dönebildi. Şu anda şehirde 10 bin kişi yaşıyor ve 6 bini
Sırp. Müslümanlar dönemiyor çünkü ne evleri, ne işleri,
ne de aileleri kaldı. Belediyenin bütün evleri yapmaya
yetecek kadar imkanı yok. Bu yüzden dış destek şart.”
Güvenlik sağlansa da katliam yüzünden Boşnakların artık
Sırplara sırtını dönemeyeceğini belirterek, “Burada
tarihte eşi benzeri olmayan bir katliam yaşandı. Eskisi
gibi olması mümkün değil. Ben 5 ay esir kampında kaldım,
bunun bir ayı hücre cezasında geçti. Çekmediğim işkence
yok. Ama biz buradan giden bütün Boşnakları geriye
getirmek istiyoruz.” diyor. Sırp tehdidinin sürdüğünü,
şimdiye kadar ciddi olay olmasa da bunun Sırpların
uslandığı anlamına gelmediğini dile getiriyor.
1992-1995 arasında inanılmaz bir vandalizme sahne olan,
çoluk çocuk binlerce insanın öldürüldüğü Bosna’da
yaralar henüz sarılmış değil. Aradan geçen 10 yılda
başarı sağlanmış çok fazla konu yok. Adeta sorunların
üzeri örtülmüş. Her gün “Acaba bugün bir haber alır
mıyım?” diyen binlerce Boşnak anne ise gözyaşlarını
içine akıtmaya devam ediyor. Binlerce insanın
öldürülmesi emrini veren Mladiç ve Karadziç ise hâlâ
serbest.

SEVLiYA FEYZiÇ: ALLAH’TAN TEK DiLEĞiM BiR ARADA
ÖLEBiLMEKTi
Katliamda eşini kaybeden, dört çocuğu ile günlerce süren
bir yolculuktan sonra Tuzla’ya Selviya Feyziç’in
Srebrenitsa Günlüğü:
“3 Mart 1992’de Sırplar ültimatom yayınlamıştı
silahlarınızı bırakın diye. Ailecek Bayramoviç köyüne
gittik. Ertesi gün Arkan’ın Çetnikleri geldi. Bütün köy
halkı ormana çekildik. 3 Mayıs’a kadar orada yaşadık.
Boşnak direnişçilerin mücadelesi başarılı oldu ve
Bratunats köyüne geri döndük. Halk da Srebrenitsa’ya
döndü. Fakat şehir sürekli bombalanıyordu. 1992 yazında
büyük bir açlık başlamıştı. Otları kaynatıp yiyorduk.
Açlıktan çok sayıda bebek hayatını kaybetmişti. Su ve
elektrikler kesikti. Ocak 1993’te nadiren yardımlar
gelmeye başladı. O da haftalık yarım kilo un bir paket
süttü. Bu esnada civar kasabalar Sırpların eline geçti.
Halk Srebrenitsa’ya akın etti. Aylardan temmuzdu. Top
sahasının yanına bomba düştü ve 50 kişi öldü. 1994
başında tekrar yardımlar başladı. Fakat Sırplar yardım
konvoylarına el koyuyordu. Olanlara BM askerleri seyirci
kalmıştı. Sırplar kenar mahallelere kadar gelmişti.
Hatta Akif isimli bir Müslüman genci öldürüp kafasıyla
top oynadılar. 25 kişiyi öldürüp cesetlerine işkence
ettiler aynı yerde. Her geçen gün şartlar zorlaştı.
Köylerle irtibatımız kesilmişti. Daha sonra Bratunats
köyündeki tüm erkeklerin öldürüldüğünü duyduk. Babam ve
eşim tarafından 60’a yakın akrabam bu saldırılarda
öldürüldü. 1995’in altıncı ayına geldiğimizde Sırplar
artık iyice azmıştı. Solutuşa köyüne girdiler. Çember
giderek daralıyordu. 6 Temmuz sabahı büyük gürültülerle
uyandık. Tanklar sokaklardaydı. Srebrenitsa’da panik
başlamıştı. Civar köylerden dumanlar yükseliyor,
sokaklarda insanlar öldürülüyordu. 10 Temmuz’a
geldiğimizde kocam ‘Artık ayrılıyoruz.’ diyerek benimle
ve çocuklarla vedalaştı. Sabah erken Tuzla yoluna
çıkıyorsunuz demişti. Sabah erkenden bütün halk BM
askerlerinin bulunduğu fabrikaya doğru gittik. Yanımda
kızım Elvisa, oğullarım Elvis, Roma ve 14 aylık kızım
Adisa vardı. Fabrikada ve civarında 15 bin kişi
olmuştuk. BM askerleri vardı ama hiçbir şey yapmadılar.
Genç kızlara tecavüz etmeye başladılar, bazı erkekleri
fabrika önünde kurşuna diziyorlardı. Allah’tan tek
dileğim bir arada ölmekti. Sırp komutan Mladiç geldi ve
hiçbir şey olmayacak dedi. Fakat inanmıyorduk çünkü
erkekler öldürülüyor, kızlara tecavüz ediliyordu. 12
Temmuz sabahı onlarca kamyon ve otobüs geldi. Erkekleri
alıkoydular. Sırp ve BM askerleri koridor oluşturmuştu
otobüs yolunda. Sırp askerleri arasında Zlatan ve Cvetin
isimli iki komşumu gördüm. Bize küfrederek tekmeler
savuruyordu. Bir otobüsün koridorunda zorlukla yer
buldum. Çocuklarım ağlıyordu. Sımsıkı ellerini tuttum.
Sırpların taşladığı otobüs Bratunats’a doğru yola çıktı.
Yol boyunca otobüsleri durduran Çetnikler bazı erkekleri
indirip kurşuna diziyordu. Bizim arabayı kullanan
komşumuz Milan Miçiç adlı şoför kapıyı açıp, ‘Benim için
de öldürün.” diye bağırdı. Sırplar genç kızları da
arabalardan indiriyordu. Teyzemin kızı da aynı
arabadaydı ve onu da indirip tecavüz ettiler.”

ELViSA LOKMAN: BABAMA SARILAMADAN AYRILDIĞIM iÇiN
KENDiMi AFFETMEYECEĞiM
Savaş başladığı zaman çocukluğum kesildi. En çok
ihtiyacım olduğunda babam yanımda yoktu. Bodrumlar, tank
sesleri, patlamalar vardı çocukluğumda. Ben cılız
olduğum için su bulmaya gidiyordum. Hiç unutmayacağım
ise Sırpların Akif abiyi öldürüp kafasıyla top
oynamalarıydı. Srebrenitsa koruma altına alınınca
çocukluğuma devam edeceğimi sanıyordum. Babamın ölümüyle
yıkılmıştım. Babamı son gördüğümde sarılıp onu öpmediğim
için kendimi asla affetmeyeceğim. Onu son kez gördüğüme
inanmak istememiştim. Ama onu bir daha hiç göremedim.
Kamplar, sefalet, oradan oraya sürüklendik. Bugün hâlâ
karanlıktan korkuyorum, evde en küçük bir gürültüde
çığlıkla uyanıyorum.






KAYNAK:
aksiyon sayı:553
Fotoğraflar: Selahattin Sevi

|