Selim II ile
Hasekisi Nur-Bânû Sultân’ın oğulları olub, babasının Saruhan
Sancak Beğliği sırasında 5 Cemâziyel-evvel 953/4 Temmuz 1546
tarihinde Manisa’nın Bozdağ Yaylağında dünyaya gelmiştir.
966/1558 tarihinde Şehzâde Murad Akşehir Sancak Beğliğine
getirilmiş ve babasıyla amcasının taht mücadelesinde Konya
Muhâfızlığı görevini yürütmüştür. 1562 tarihinde Manisa
Sancak Beğliğine tayin edilmiş ve padişah oluncaya kadar bu
vazifede kalmıştır.
III. Murad zayıf irâdeli ve muhtelif tesirler
altında kalabilen bir şahsiyete sahipti. Bu yüzden Sokullu
Mehmed Paşa’nın sadrazamlığı süresince işler iyi gitmişse
de, onun vefâtından sonra devlet idâresi Vâlide Sultânların
ve bazı menfaatperestlerin tesiriyle daima kötüye gitmiş ve
Osmanlı Devleti’nin duraklaması tam manasıyla III. Murad
devri ile başlamıştır. 21 sene kapalı bir hayat yaşayan III.
Murad, sarayında münzevî bir hayat yaşamış, son zamanlarına
doğru Cuma namazlarını dahi Saray Camiinde edâ etmeye
başlamıştır. Meşru dairede kalmakla birlikte kadına düşkün
bir tabî’atı vardır. Osmanlı tarihinde en fazla kadınla
meşru dairede yaşayan padişah ünvanını alabilir. Hemen
belirtelim ki, bu kadına düşkünlüğü gayr-i meşru hayat
yaşıyor manasına alınmamalıdır. Zira aynı zamanda şair olan
III. Murad bir cihetten de mutasavvıftır ve Fütûhât-ı Sıyâm
ve Esrârnâme adlı iki tane tasavvufa dair eserleri de
vardır.
Babası II. Selim'in ölüm haberi üzerine, Manisa
Sancakbeyi bulunan oğlu Murad, İstanbul’a gelerek 28 yaşında
1574 yılında tahta geçti. Murad devrinde vukû‘ bulan
hadiseler şunlardır:
Fas Sultânlığının Osmanlı Hâkimiyetine Girmesi: Afrika
kıt'asının bütün kuzey kısımları Osmanlı hâkimiyetinde
bulunmasına rağmen sadece Fas Sultânlığı müstakil bir devlet
halinde bulunuyordu. Ancak son yıllarda Fas'ta taç ve taht
kavgaları baş göstermişti. Fas Sultânı Mevlây Muhammed,
Portekizlilerle işbirliğine başlamış bulunuyordu. Buna
karşılık Fas tahtını ele geçiremeyen Abdülmelik, Osmanlılara
sığınıp, kendisinin Fas Sultânlığına getirilmesini
istemişti. İsteği kabul edilerek Cezayir Beylerbeyi Ramazan
Paşa'ya emir verildi. Fas ordusu mağlûp edilerek Abdülmelik,
Fas Sultânlığına getirildi (1576). Bu tarihten sonra Fas'ta
Osmanlı hâkimiyeti başladı. Bu sırada saltanat iddiasından
vazgeçmeyen Mevlây Muhammed Portekizlilerden yardım istedi.
Portekiz Kralı Sebastian 80 bin kişilik büyük bir kuvvetle
Fas'a geldi. Ramazan Paşa idaresinde Osmanlı ve Fas
kuvvetleri 1578 yazında Portekizlileri Vadi’s-sebil
Savaşı'nda fena halde bozguna uğrattılar. Kral Sebastian,
muharebe meydanında öldü.
Lehistan'daki Osmanlı Hâkimiyeti (1575):
Lehistan Kralı Sigismund Ogüst ölünce, memleket taht
kavgasına düşmüştü. Avusturya ve Rusya kendilerinin
gösterdikleri namzetlerin Leh Kralı olması için faaliyet
gösteriyorlardı. Hattâ bu maksatla, Rusya kuvvet bile
sokmaya kalkıştıysa da, Osmanlı kuvvetlerini karşısında
bulunca geri çekilmeye mecbur kaldı. Osmanlı Devleti için
Lehistan çok ehemmiyetliydi. Bu yüzden diğer devletlerden
daha atik davranıp, nüfuzunu kullanarak kendisine tâbi Erdel
Beyi Bathory'yi Leh Krallığına seçtirdi (1575). Lehistan
bundan sonra vergiye bağlandı ve 1578 yılına kadar Osmanlı
himâyesinde bir devlet olarak kaldı.
Sokullu Mehmed Paşa'nın Ölümü (1579): III.
Murad’ın cülûsundan sonra hükümet idaresinin başında yine
Sokullu Mehmed Paşa vardı. Ancak son zamanlarda saraydaki
bazı şahısların tesiriyle Sokullu’ya olan itimad ve muhabbet
azaldı ve hatta Sokullu’nun zevcesi İsmihan Sultân ve Vâlide
Nurbânû Sultân olmasaydı belki de görevden azledilecekti. Üç
padişah devrinde aralıksız sadrazamlık yapan Sokullu Mehmed
Paşa, Osmanlı tarihinde ehemmiyetli yeri olan bir devlet
adamıdır. Aslen Bosna'nın Sokkuloviçi köyünden alınmış bir
devşirmedir. Zekâ ve kabiliyetiyle yükselmiş, kaptan-ı
deryalık dâhil, devletin çeşitli hizmetlerinde bulunmuştur.
Bir savaş adamı olmaktan ziyâde, onun siyasi tarafının daha
büyük olduğu görülür. Sultân III. Murad devrinde,
Sokullu’nun eski nüfuzunun kalmadığı anlaşılıyor.
İran Harpleri ( 1578 = 1590): III. Murad,
padişah olduğu zaman, İran Hükümdarı Şah Tahmasb, Tokmak Han
idaresinde bir elçilik heyeti yollayarak tebriklerini ve
hediyelerini sunmuştu. Elçilik heyeti İstanbul'da gayet iyi
karşılanmıştı. Fakat bir müddet sonra Şah Tahmasb'ın
ölmesiyle İran’da taht kavgaları başladı. Bir ara Tahmasb'ın
oğlu İsmail, şahlığı elde etti. Bunun zamanında Osmanlı-İran
dostluğu bozuldu. Osmanlı Devleti Avrupa ile sulhlar yaparak
İran ile meşgul olmaya başladı. Çünkü Şah, Osmanlılarla
süren barışı terk ederek, Doğudaki Kürtleri aleyhimize
kışkırtıyordu. II. Şah İsmail de ölünce İran’da taht
kavgalarının sürüp gitmesinden Osmanlılar istifade etmek
istediler. Doğudaki valilerin de durumunu müsait görüp,
İran’a saldırmanın vaktidir yollu haberler üzerine, Sultân
III. Murad 1578 yılında İran'a harb açtı. O zaman Sokullu
Mehmed Pasa daha sağdı ve İran savaşına engel olmak istedi.
Sokullu Mehmed Paşa, İran'ın geniş bir ülke olduğunu, galip
gelinse bile Şi’î olan halkının itaat altına alınamayacağını
söylüyordu ki, bunda ne kadar haklı olduğu sonradan
anlaşıldı: Padişah, kendisi sefere gidecek karakterde
bulunmadığından, ordunun başına Lala Mustafa Paşa'yı serdar
tayin etti.
Lala Mustafa Paşa'nın asıl hedefi, Gürcistan'ı
istilâ etmek olacaktı. Topladığı kuvvetlerle Gürcistan'a
girip, fetihlere başlayan Lala Mustafa Paşa, Tokmak Han
idaresinde bir İran ordusunun üzerine geldiğini duyunca buna
karşı maiyetindeki kumandanlardan Özdemiroğlu Osman Paşa'yı
yolladı. Osman Paşa, İran kuvvetleriyle Çıldır'da karşılaştı
ve Tokmak Han'ı mağlûp etti (1578). Lala Mustafa Paşa,
Gürcistan içinde ilerleyerek Tiflis'i ele geçirdi ve
Şirvan'a doğru ilerledi. Şirvan'ın bir kısmını zapteden Lala
Mustafa Paşa, Özdemiroğlu Osman Paşa'yı serdar tayin ederek
kendisi Erzurum'a döndü. İran kuvvetleri Osman Paşa üzerine
taarruza geçtilerse de mağlûp olup çekildiler. Fakat
İranlıların tecavüzü bitmiyordu. Kuvvetleri çok azalan Osman
Pasa, geri çekilmek zorunda kaldı. Muharebelerin İran lehine
dönmeye başlaması üzerine Lala Mustafa Paşa, azledilerek,
yerine Koca Sinan Paşa serdar tayin edildiyse de kayda değer
hiç bir muvaffakiyet elde edilemedi. Özdemiroğlu büyük bir
gayretle İran savaşlarına devam ediyordu. Nitekim 1583
yılında Meş’ale Savaşı denen savaşta bir kere daha
İranlıları yendi. Meş'ale Savaşı'ndan sonra İranlılar,
Şirvan bölgesini boşaltmak zorunda kaldılar. Yeni serdar
Ferhad Paşa, büyük kuvvetlerle İran sınırına gelip, bâzı
muharebeler yaptı: Daha sonra sadrazam ve serdar tayin
edilen Özdemiroğlu Osman Paşa ile beraber Tebriz'i almayı
başardılar.
Osman Paşa'nın vefatından sonra Ferhad Paşa,
ikinci defa olarak serdarlığa getirildi. Ferhad Paşa'nın bu
ikinci serdarlığında Osmanlı orduları bazı muvaffakiyetler
daha kazandılar. Ayrıca Doğuda Türkistan Hükümdarı Özbek
Han, İran’a saldırınca Şah Abbas, Osmanlılardan barış
istedi. 1590 yılında yapılan Ferhad Paşa Antlaşmasına göre:
Tebriz, Şirvan, Gürcistan, Dağıstan bölgeleri Osmanlılara
verilecekti. Büyük kayıplar karşılığında alınan bu yerler,
Osmanlıların elinde fazla kalmayacak, tekrar İranlılara
geçecektir.
Yeniçeri ve Sipâhi İsyanları: İran'la anlaşma
yapıldıktan sonra İstanbul'da Yeniçeri ve Sipahi isyanları
vuku‘ buldu. Bu isyanlar her ne kadar ulûfe (Yeniçerilere üç
ayda bir verilen maaş) yüzünden çıkmışsa da, asıl sebebini
devlet teşkilâtının bozulmaya yüz tutmasında aramak daha
doğru olacaktır. İlk defa III. Murad devrinde Yeniçeri
Ocağına rast gele kimseler alınarak kanun bozuldu. Yine ilk
defa rüşvetle iş görülmeye başlandı. Askere ayarı düşük
akçeler verilmek istenince Yeniçeriler, isyan ederek saraya
yürüdüler. Âsiler defterdarın başını istediler. İstekleri
yerine getirilince büsbütün şımardılar. 1589 yılında meydana
gelen bu olaya Beylerbeyi Vak’ası denmektedir.
III. Murad devrinde 1593 yılında da sipahilerin
isyanını görüyoruz. Ulûfelerinin geri bırakılmasına kızan
Sipahiler, saraya yürüyüp defterdarın kafasını istediler.
Kendilerine nasihat etmek için gelenleri kovdular. İstanbul
halkı da seyretmek için saraya dolmuştu. Halk dışarı
çıkarılırken “Urun hâ!...” diye bir ses duyuldu. Saray
muhafızları bunu Padişahın emri sanarak âsilerin üzerine
saldırdılar ve dört yüze yakın âsiyi öldürdüler. Diğerleri
kaçarak kurtuldu.
Yeni Bir Haçlı İttifakı Ve Nemçe (Avusturya)
Harbleri (1593-1606): Bosna Beylerbeyi Telli Hasan Paşa,
Avusturya topraklarına 1593 yılında büyük bir akın
harekâtına girişmişti. Avusturya valilerinin Osmanlı
sınırlarına tecâvüzlerine karşılık yapılan bu harekât,
mağlûbiyetle neticelenmiş, komutanla birlikte çok şehid
verilmiştir. Bu hadise Osmanlı-Nemçe harblerinin başlamasına
sebep olmuştur. Nemçe savaşına Sadrazam Sinan Paşa
gönderilmişti. Budin Beylerbeyi imdada giderek Nemçe
ordusuyla harbe girdi ve mağlub oldu. Nemçeliler çok sayıda
Macaristan kalesini ele geçirdiler. 1594 yılı baharında da
Estergon Kalesini muhasara altına aldılar; ancak muvaffak
olamadılar. Kırım kuvvetlerinin yardıma gelmesine rağmen tam
bu sırada Osmanlı Devleti’nin başına bir gâile daha çıktı:
Osmanlı Devleti’ne tâbi olan Erdel, Eflak ve Boğdan Beyleri
Papa’nın teşvikiyle isyan edip Avusturya tarafına geçtiler.
Tam bu sırada yani 1595 yılında Padişah III. Murad vefât
eyledi. III. Murad’ın saltanatının sonuna doğru Osmanlı
toprakları yaklaşık 19.902.191 km2 idi. Buna Avrupa’da
Polonya, Afrika’da Fas dâhildir.
III. Murad zamanındaki sadrazamlar arasında,
yılların sadrazamı Sokullu Mehmed Paşa, Koca Sinan Paşa,
Özdemiroğlu Osman Paşa ve Mesîh Paşa’yı; diğer komutan ve
devlet adamlarından Kaptanıderya Kılıç Ali Paşa, Damad
İbrahim Paşa, Okçu-zâde Mehmed Paşa ve Muallim-zâde Nişanı
Mahmûd Çelebi’yi; Şeyhülislâmlar arasında Hâmid Efendi,
Ma’lûl-zâde Mehmed Efendi, Müeyyed-zâde Abdülkadir Efendi,
Bostan-zâde Mehmed Efendi ve Bayram-zâde Hacı Zekeriya
Efendi’yi zikredebiliriz .