1404 Haziran'inda Amasya'da dünyaya gelen Murad, babasi
Çelebi Sultan Mehmed (Birinci Mehmed)'in vefati üzerine daha
17 veya 18 yasinda bir delikanli iken Osmanli tahtina geçip
idareyi eline almak zorunda kaldi. Ileride de temas edilip
görülecegi gibi onun yönetimde bulundugu dönem, idarî, mülkî
ve hukukî mekanizmanin istikrarli bir sekilde intizam ve
ahenkle yürüyen bir devir olmustu. Bununla beraber hâlâ
Timur âfetinden kalma ve islemekte bulunan bazi yaralarin
bulunduguna isaret etmek gerekir.
Yas bakimindan çocukluktan henüz çikmis olan Ikinci
Murad, hem savas sanatinda hem de siyasî deha ve anlayista
çocukluktan çok uzakti. Gerçekten henüz on iki yaslarinda
iken Seyh Bedreddin Mahmud isyaninin bastirilmasinda
oynadigi önemli rol, babasi Çelebi Mehmed'in, oglunun yasina
göre vaktinden önce tahta çikabilecegini ve buna lâyik
olabilecegini sezdigi belirtilmektedir. Bunun için de
hükümdar, oglunun, hükümdarlarin görmesi gereken egitimden
geçirilmesini istemis, veliahdin savaslar ve iktidarin
zorluklari ile karsilasmasini arzulamistir. Oglunun erken
yaslarda tahta geçmesi, babasinin tasarilarina da uygun
düsüyordu. Genç yasi, yakisikliligi, iliskilerindeki zerafet
ve nezaket, gögüs gögüse olan savaslardaki mahareti,
kendisinden daha yasli ve tecrübeli savasçilar ile bilhassa
vasisi durumundaki Bâyezid Pasa ile yaptigi tartismalarda
son derece yumusak basli davranmasi ve çocuksu görünüsüyle
askerlerinin onu hem kalpten sevmeleri, hem de kudretine
saygi göstermeleri, Ikinci Murad'i ordunun yegane hâkimi
durumuna getirmisti. Babasinda görülen muntazam yüz hatlari,
oldugu gibi ogluna da geçmisti. Onun manevî etkisine
yakisikliligindan ileri gelmis bir tesir de eklenmisti.
Velhasil, bir milletin, kendi basinda bulunan hükümdarda
görmek istedigi, tabiatin taci olan yakisiklilik, bütünüyle
Ikinci Murad'da toplanmisti.
Sehzade Murad, 1410 yilina kadar Amasya sarayinda
kaldi. Sonra babasi Çelebi Mehmed ile Bursa'ya, 1413'te de
Edirne'ye gitti. 12 yasina girince Rum vilayeti beyligi ile
Amasya'ya geldi. Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve Osmancik
bölgelerini içine alan Rum veya Danismendiye vilayeti,
Osmanlilar'in dogu sinir vilayeti olup o dönemlerde
fevkalâde bir önemi haiz idi. Bu yüzden Osmanli sultani,
sarktaki gelismeleri çok dikkatle takip etmek zorunda idi.
Çünkü burada, küçümsenmeyecek miktarda Türkmen ve Mogol
göçebeleri vardi. Bunlari, merkezin kontrolü altinda
tutabilmek pek kolay bir is degildi. Iste Çelebi Sultan
Mehmed, büyük oglu Murad'i lalasi Yörgüç Bey ile bu mühim
vilayetin basina gönderiyordu. Tayininden bir yil sonra
Murad, idaresinde bulunan Amasya kuvvetleri ile Börklüce
Mustafa isyanini bastirmak üzere Saruhan ve Izmir
taraflarina hareket emrini almisti.
Babasi tarafindan, ileride hükümdar olabilecek
sekilde yetistirilen Murad, babasinin ölüm haberini alinca
Amasya ile Bursa'yi birbirine baglayan uzun yolu süratle
asip Bursa'ya yetisir. Çelebi Sultan Mehmed'in ölümünden
ancak o zaman haberdar olan Yeniçeriler, yeni sultani
karsilamak üzere sehrin disina çikarlar. Yeniçeriler, onunla
birlikte saraya kadar gelip huzurunda geçit resmini
tamamladiktan sonra bagliliklarini bildirirler. Bursa'da,
devlet ileri gelenleri ile yeniçeriler tarafindan kendisine
bey'at edilen Murad Bey, babasinin cenazesini muhtesem bir
törenle Yesil Cami yanindaki türbesine defn ettirip bir
hafta yas tutulmasini emr eder. 25 Haziran 1421'de,
babasinin ölümünden kirk gün sonra Osmanli tahtina geçip
hükümdar olan Murad'a, Yildirim Bâyezid'in damadi Seyh Emir
Buharî hazretleri kendi eliyle kiliç kusatip hükümdarligini
ilan eder. Hükümdar olduktan sonra çevresinde bulunan
beylikler ile politik bakimdan önemli olan Karaman, Germiyan,
Mentese, Dulkadir, Isfendiyar beyleri ile Misir Sultani,
Akkoyunlu ve Karakoyunlu emirleri, Hindistan hükümdari,
Alman Imparatoru, Macar Krali Sigismond, Bizans Imparatoru
ile Eflâk ve Bogdan Voyvodalari, Sirp ve Bosna Krallari,
Mora Despotu ve Venedik Cumhuriyeti gibi devletlerin
tamamina özel elçiler ile mektuplar gönderip kendisinin
Osmanli tahtina geçip hükümdar oldugunu bildirir.
Tahta geçtigi sirada babasi gibi baris temayülünde
oldugu anlasilan Sultan Ikinci Murad'in bu barisçi arzusu,
özellikle Bizans tarafindan farkli bir anlayisla
yorumlanacaktir. Bu sebeple Bizans, hemen hemen her zaman
oldugu gibi, bu sefer de, saltanat degisikliginin meydana
getirecegi nazik durumdan yararlanmaya yeltendi.
Sultan Murad'in, Osmanli toplumunu taht hakkinda
tereddüde düsürecek yasta baska erkek kardesi yoktu. Onun,
iki kardesi, daha babalarinin sagliginda ölmüslerdi. Sadece
çocuk denebilecek yasta iki küçük kardesi kalmisti. Bunlar
da daha sonra vebadan öleceklerdi.
Daha önce de temas edildigi gibi, Müslüman ve
Hiristiyan devletlere elçiler gönderen Sultan II. Murad,
Karaman Beyi ve Macarlarla birer baris antlasmasi yapar.
Barisi seven bir kimse olarak Sultan Murad, bu duygusunu her
zaman açiga vuruyordu. Fakat Bizans devlet adamlarinin
Osmanlilar'daki saltanat degisikliginin meydana
getirebilecegi ilk günlerdeki saskinlik havasindan
faydalanmak istemeleri, Sultan Murad'i mücadeleye hazirlanma
mecburiyetinde birakti. Bizans'tan, Sultan Murad'i tebrik
için gönderilen elçiye verilen gerçek talimat, Mustafa
Çelebi (Düzme Mustafa)'nin elde bulunusundan istifadeyi
temindi. Imparator Manuel, bir koz olarak elinde tuttugu
Mustafa Çelebi vasitasiyle Murad'dan bazi menfaatler temin
etmek istiyordu. Buna göre, imparatorun elçisi Çelebi Sultan
Mehmed'in vasiyetine istinaden Murad'in, küçük kardeslerinin
kendisine teslim edilmesini ister. Çelebi Sultan Mehmed'in
iki küçük oglunun (Yusuf ve Mahmud) Bizans'a gönderilme isi,
sadece bir vasiyet olduguna göre iki devlet arasinda
taahhüde bagli olmayan bir mesele idi. Bunu bir hak isteme
seklinde ileri sürmek, Bizans kurnazligindan baska bir sey
degildi. Nitekim elçinin sehzadelerle ilgili talebine veziri
azam ve Rumeli beylerbeyi olarak islerin idaresini elinde
bulunduran Bâyezid Pasa, padisah adina "Müslüman evladinin,
müslüman olmayanlar yaninda terbiye ve egitim görmesinin
Seriat-i Muhammediye'ye aykiri oldugu, bu bakimdan efendisi
imparatora bu vâsilikten vaz geçerek kendisi ile iyi
iliskilerini devam ettirmesini rica eyledigini" söyler.
Böylece, daha önce alinan vâsilik kararina uyulmayarak
sehzadeler Tokat'a gönderilir.
Manuel, elçilerine verilen bu cevabi ögrenince,
memleketinin içinde bulundugu acikli durumu ve güçlü bir
düsmanin öfkesini üstüne çekmekle kendisini tehlikelere
atmis olacagini hesap etmeksizin Dimitrius Laskaris
Leontarius'u iyice silahlanmis on kadirga ile Limni adasina
gönderir. Leontarius, imparator adina burada adeta bir
sürgün hayati yasayan Mustafa Çelebi ile pazarliga girisir.
Yapilan bu pazarliga göre Mustafa ve onun kader arkadasi
olan Izmiroglu Cüneyd serbest birakilacaklardi. Mustafa,
tahtin mesru vârisi olarak kabul edilecekti. Limni
adasindaki sürgün hayatindan sonra böyle bir devlet kusunun
basina konmasina sevinen Mustafa Çelebi, saltanati ugruna
bol bol vaadlerde bulunur. Imparator, entrikali siyasetinin
Müslüman Türkler arasinda çikaracagi nifaktan büyük faydalar
umarak Mustafa'ya bazi sartlar teklif edince bunlar büyük
bir istiyakla kabul edilir. Buna göre sayet Mustafa basarili
olursa Gelibolu ile Istanbul'un kuzeyinde Bogdan sinirina
kadar Karadeniz kiyisindaki bütün sehirler ile güneyde
Erysus ve Aynaroz'a kadar olan yerlerin tamamini Imparatora
geri vermeyi taahhüd etti. Böylece Mustafa, büyük emeklerle
elde edilmis bulunan topraklan, tekrar Bizans'a vermeyi
kabul ediyordu. Mustafa, kendisi için utanç verici olan bu
antlasmayi imzaladiktan ve yemin ile de onu teyid edip
saglamlastirdiktan sonra Leontarius, 15 gemiden mütesekkil
bir filo ile onu ve yandaslarini Gelibolu önlerine çikarir
(Eylül 1421). Bu hareketi ile Sultan Ikinci Murad'a karsi
cephe alan Bizans'la birlikte Anadolu beylikleri de yeni
hükümdarin babasi olan Mehmed Çelebi'nin yaptigi ilhaklari
geri almak ve Osmanli tabiiyetini tanimamak suretiyle
ayaklanip Anadolu birliginin bozulmasina sebep oldular.
Nitekim Germiyanoglu II. Yakub Bey, Sultan Murad'i
tanimayarak Mustafa Çelebi'nin tarafini tuttugu gibi,
Hamideli de Karamanoglu tarafindan isgal edildi. Öte yandan
babalan Ilyas Bey tarafindan Osmanli sarayina gönderilmis
bulunan Menteseogullari'ndan Ahmed ve Leys de bu
karisikliklardan istifade ile kendi memleketlerine dönmüs ve
bagimsizliklarini ilan edip kendi adlarina bastirdiklari
paralara Osmanli hükümdarinin adini koymamak suretiyle onu
tanimadiklarini gösterdiler. Anadolu birligine vurulan darbe
bu kadarla da bitmiyordu. Aydinoglu ile Saruhanoglu eski
topraklarindan bir kismini ellerine geçirmislerdi. Keza
taarruza geçen Isfendiyar Bey de Osmanlilar'in himayesi
altinda Çankiri, Kalecik ve Tosya'da hüküm süren oglu
Kasim'i buralardan kovmustu. Sultan Murad, Bizans tarafindan
tertiplenen ve Osmanli ülkesini bölmeye yönelik olan Sehzade
Mustafa isyani ile ugrasirken bu oldu-bittilere karsi sessiz
kalmak ihtiyacini hissetmisti. Zira günün siyasî sartlari
bir müddet için onu böyle davranmak zorunda birakmisti.
MUSTAFA ÇELEBI'NIN ISYANI ve ÖLDÜRÜLMESI
Sultan Ikinci Murad, hükümdarliginin ilk iki yilini
iç isyanlari bastirmak ve ülke birligini yeniden tesis
etmekle geçirdi. Gerek kendisi gerekse devleti için en büyük
tehlike Mustafa Çelebi'nin isyani idi, Daha önce de temas
edildigi gibi Mustafa Çelebi, Bizans Imparatoru'nun sözünden
çikmamak, oglunu rehine olarak onun yarlina vermek ve
Osmanlilar'a ait bazi yerleri Bizans'a terk etme
karsiliginda Imparatorun adami ile bir antlasma yapmisti.
Buna karsilik Imparator da Ikinci Murad'i degil, onu
hükümdar olarak taniyacakti. Bu hareketin gerçeklesmesi için
de Imparator ona yardim edecekti. Iki taraf arasinda
gerçeklestirilen bu antlasma geregince Imparator, Limni
adasinda sürgün hayati yasayan Mustafa Çelebi'yi Gelibolu
önlerine çikarip ona yardim edecekti. Onu, 15 gemiden
mütesekkil bir filo ile Gelibolu önlerine çikaran Leontarius,
bu hareketi ile Bizans adina büyük bir basari saglamis
oluyordu. Mustafa Çelebi, yaninda Izmiroglu Cüneyd Bey ve
maiyetine ilaveten bir kisim Rum kuvvetleri de oldugu halde
Gelibolu'ya gelir.
Mustafa Çelebi'nin kuvvetleri Gelibolu'ya çiktiklari
zaman karsilarinda Sultan Murad'in kuvvetlerini buldular.
Iki taraf arasinda siddetli muharebeler oldu. Mustafa'nin
kuvvetlerine kumanda eden Cüneyd Bey, galib gelince Mustafa
kadirgadan inip karaya çikar. Ama muharebe yeniden devam
edip siddetlenir. Geceyi kadirgada geçiren Mustafa Çelebi,
Gelibolu halkinin ileri gelenlerini davet ederek kendisinin
Yildirim Bayezid'in oglu oldugunu, Edirne'ye gitmesi için
kendisine yol verilmesini ve hükümdar olarak taninmasini
ister, Gelibolu halki ve civardakiler, Mustafa Çelebi'ye
bey'at ettilerse de Sahmelek komutasindaki kale muhafizlari
kaleyi teslim etmediklerinden Mustafa Çelebi, Izmiroglu
Cüneyd Bey ile Leontarius'u kale önünde birakarak Aynaroz
taraflarina dogru yürüyüp bazi yerleri ele geçirmisti. Halk,
geçtigi yerlerde Mustafa Çelebi'ye iltihak ediyordu.
Böylece, gün geçtikçe kuvvetleri de çogalip büyüyordu. Bu
arada önemli olan mesele Rumeli'de sadece halk tabakasinin
degil, askerin, komutanlarin ve Rumeli Beylerbeyi'nin
Mustafa Çelebi'ye iltihak ederek onu hükümdar olarak kabul
etmeleri geliyordu. Zaten onun kisa zamanda muvaffak
olmasinin ve kuvvetlerinin çogalmasinin en önemli âmili
Rumeli bey ve komutanlarinin kendisine katilmalari idi.
Mustafa Çelebi'nin, Müslüman kani akitilarak zapt
edilmis olan topraklari Bizans'a terk etmeyi kabul eden bir
antlasma imzaladigi ve devletin birligini bozacak iddialarla
ortaya çiktigi halde Rumeli beylerinin ona iltihak etmesi
dikkati çekecek bir noktadir. Bazi tarihçilere göre bunun
sebebini henüz on sekiz yasinda bulunan bir delikanlinin
yerine, yetiskin bir kimsenin tahta geçmesi arzusu
bulunmaktadir. Bununla beraber bu meseleye sadece yasça
küçük veya büyük olma açisindan bakmamak gerekir. Bölge
halkini etrafina toplamayi basaran Mustafa Çelebi, Vardar
Yenicesinden sonra Edirne'yi de ele geçirmek suretiyle
Rumeli'ne hakim olacakti.
Cüneyd Bey'in fikir ve yardimi ile Rumeli'nin "Yayasini"
"Müsellem" hale getiren Mustafa Çelebi, her birine elliser
akça harçlik tayin ederek yeni bir teskilat kurmaya muvaffak
olur. Bu uygulama, askerin hosuna gider. Mustafa Çelebi'nin
yaptigi tahribat ve kazandigi basari haberleri Bursa'ya
ulasinca Sultan Murad'in huzuru ile Vezir-i Azam ve
Beylerbeyi Bâyezid, ikinci vezir Çandarlizâde Ibrahim,
üçüncü vezir Haci Ivaz Pasa'larla Timurtas Pasa'nin Umur,
Ali ve Oruç Beyler adindaki üç oglu bir görüsme yaparlar. Bu
görüsmede Ibrahim Pasa ile Haci Ivaz Pasa, hem beylerbeyi
olmasi hem de Rumeli beylerini yakindan tanimasi sebebiyle
Bayezid Pasa'nin Mustafa Çelebi üzerine gönderilmesini
teklif ederler. Timurtas Pasa'nin ogullari ise bizzat
padisahin gitmesini söylerler. Sultan Murad, ilk iki vezirin
teklifi üzere babasinin en güçlü vezirlerinden olan Bâyezid
Pasa'nin gitmesini uygun görür.
Gelibolu yolu kapali oldugundan Bâyezid Pasa kis
mevsiminde Istanbul Bogazi'ndaki Güzelcehisar (Anadoluhisari)'dan
Rumeli yakasina geçer. Yaninda büyük bir kuvvet yoktu.
Edirne tarafina gidip orada da kuvvet topladi. Mustafa
Çelebi'nin Gelibolu'dan çikip geldigini duyunca onu
Sazlidere mevkiinde karsilar. Askeri, Mustafa Çelebi
tarafina geçen bu Pasa da sehzadeye iltihaka mecbur olur.
Mustafa Çelebi, Timur ile yapilan savasta aldigi yaralari
göstererek Bâyezid Pasa'yi kendine baglayip vezir tayin
etmek istediyse de çok geçmeden Evrenos ogullari ve Cüneyd
Bey'in de tesviki ile onu Sazlidere'de öldürtür. Bâyezid
Pasa'nin öldürülmesinden sonra bütün askerleri, Mustafa'nin
tarafina geçerler. Bundan sonra parlak bir tören ve muzaffer
bir eda ile Edirne'ye giren Mustafa Çelebi, burada
hükümdarligini ilân eder. Rumeli'deki bütün sehir ve
merkezler, onun hükümranligini tanidilar.
Mustafa Çelebi, bundan sonra Anadolu'ya geçmek üzere
Gelibolu'ya tekrar hareket eder. Artik Rumeli'nin bütün
beyleri ve kuvvetleri onunla beraberdirler. Mustafa
Çelebi'nin Sazlidere basansini haber alan Gelibolu muhafizi,
kaleyi Dimitrius Leontarius'a teslim etmek zorunda kalir.
Dimitrius, buraya asker ve mühimmat koymaya hazirlanirken,
Izmiroglu Cüneyd Bey yetiserek buna mani olur. Bunun üzerine
Mustafa Çelebi'ye bas vuran Dimitrius'a, Mustafa Çelebi,
Gelibolu'yu Imparatora teslim edecegine dair verdigi sözü
unutmadigini, ancak böyle bir harekette bulunmasinin
Müslüman halk arasinda büyük bir infiale sebep olacagini bu
yüzden halkin kendi padisahligini tanimayacagini söyler.
Bunun üzerine Istanbul'a dönen Dimitrius Leontarius, durumu
Imparatora anlatir.
Mustafa Çelebi, Gelibolu kalesini tahkim ederek
donanmaya komutanlar tayin eder. Buradaki isleri yoluna
koyduktan sonra Edirne'ye dönerek, daha önce kardesi Çelebi
Sultan Mehmed tarafindan devlet hazinesine konmus bulunan
servete el koyarak sefahata baslar.
împarator, Mustafa Çelebi'nin kendisini atlatarak
Gelibolu'yu vermemesi üzerine onu terk edip Sultan Murad'la
anlasmak ister. Bu siralarda Bursa'da bulunan Sultan Ikinci
Murad, Gelibolu'nun Imparatora teslim edilmedigi haberini
alinca o da bu firsattan istifade etmek ister. Bunun için,
Bâyezid Pasa'nin ölümünden sonra Vezir-i Azam olan
Çandarlizâde Ibrahim Pasa'yi elçi olarak Istanbul'a
gönderir. Fakat Imparator, Gelibolu ile iki sehzadenin
kendisine teslim edilmesinde israr ettigi için bir anlasmaya
varilamaz. Bu durum, Sultan Murad'in, Mustafa Çelebi
tarafindan kazanilan basarilardan bir hayli telasa düstügünü
göstermektedir. Gerçekten de Sultan Murad, Yildirim Bâyezid
zamaninda Bursa'ya gelen ve kaynaklarin ifadesine göre bütün
Osmanli padisahlarinin kendisine hürmet ettigi, kendisinden
daima hayir dua bekledikleri ve kendilerine kiliç kusatan
Emir Sultan'dan manevî yardim talebinde bulunur. Verilen
bilgiye göre Emir Sultan, Murad ile amcasi Mustafa Çelebi
(Düzmece Mustafa) arasindaki mücadelede, Sultan Murad
tarafini tutup onu tesci' etmis, ayni hükümdarin 1422
Istanbul muhasarasina beraberinde yüzlerce dervis ile bizzat
istirak etmistir.
Cenevizliler, Osmanlilar'dan önce Foça'daki sap
madenlerini isletiyor ve Saruhanogullari'na her sene bir
miktar para vererek buradaki kalede ikamet ediyorlardi.
Buradan elde edilen saplari da Avrupa piyasalarina ihraç
ediyorlardi. Bölge, Osmanlilar'a geçtigi zaman bu vergiyi
Osmanlilar almaya basladilar. Bu Ceneviz kolonisi, dogudaki
diger Ceneviz kolonileri gibi belli bir süre tayin edilen
podesta (vali, komiser) veya konsoloslar vasitasiyle idare
ediliyorlardi. Çelebi Sultan Mehmed'in sagliginda Foça'da
Jan Adorno adinda bir podesta bulunuyordu. Burasi on sene
müddetle kendisine verilmisti. Adorno, Foça madenlerini
islemek karsiliginda senede yirmi bin altin üzerine Çelebi
Sultan Mehmed'le anlasmisti. Çelebi Mehmed'in vefatindan
sonra ortaya çikan Mustafa Çelebi hadisesi esnasinda, maden
isi aksamis ve Jan Adorno yillik imtiyaz bedelini
ödeyememisti.
Adorno, Çelebi Sultan Mehmed'in ölüm haberini alinca
bu firsattan istifade ile borcundan kurtulmak isteyerek
Sultan Murad'a mektuplar yazar. Bu mektuplarda o, kendisini
kadirgalarla Anadolu'dan Rumeli'ye geçirebilecegini ve
kendisine hiç kimsenin yapamadigi hizmeti yapacagini
söylemisti. Murad tarafindan memnuniyetle karsilanan bu
teklif, zamani gelince iyi bir sekilde degerlendirilecektir.
Böylece, Foça'lilarla da anlasan Sultan Murad'a
karsilik Mustafa Çelebi, kazandigi zaferin sarhoslugu içinde
kendini zevk ve eglenceye kaptirmisti. Askerinin
hizmetlerine karsilik, onlari mükâfatlandirmayi aklina bile
getirmiyordu. Hatta öylesine ki sayet Cüneyd, Sultan
Murad'in hazirliklarini bildirerek kendisini tembelliginden
uyandirmamis olsaydi, aleyhinde silahlandigi genç padisahi
da unutacak ve Edirne'de hareketsiz oturup duracakti. Cüneyd,
Mustafa'ya: "Murad, Imparatorla pazarlik halinde bulunuyor,
üstelik Frenklerle de anlasiyor. Biz de Edirne'de hiç bir
hazirlikta bulunmadan oturuyoruz. Onlar bu tarafa gelmeden
önce biz karsi tarafa geçelim. Her bakimdan düsmanlarimizdan
üstünüz. Onlar bu tarafa geçerlerse, bizim için felaket
olur." diyerek onu ikaz ediyordu. Cüneyd, bu sözleri ile
düsmanlari olan Sultan Murad'in Cenevizlilerle birlikte
Avrupa'ya gelmeden önce kendilerinin Asya'ya geçmesini
ögütlüyordu. Gerçi O, bu düsünce ve bunun mahsûlü olan
hareketleri ile daha çok kendi menfaatlerine hizmet
ediyordu. Çünkü sonucundan ümidini kestigi bir tesebbüsün
sonlarindan, yeni bir hainlikle kurtulmak niyetinde idi.
Mustafa Çelebi, derhal kuvvetlerini toplayarak 20
Ocak 1422'de Gelibolu'ya gelip Lapseki'ye geçer. Sultan
Murad'in müttefiki olan Cenevizlilerin donanmasi, Mustafa
Çelebi'nin geçmesine mani olmak istediyse de bunda muvaffak
olamaz. Mustafa Çelebi'nin yaninda on iki bin atli ve bes
bin yaya vardi. Mustafa Çelebi, burada üç gün kaldiktan
sonra Bursa'ya dogru harekete geçer. Bunu haber alan Sultan
Murad, Bursa'dan çikarak Ulubad'a gelir. Ulubat deresi
üzerindeki köprüyü keser. Böylece Mustafa'nin ordusunun sol
kanadi denize dayanmis, sag kanadi da Ulubat gölü ve
batakliklari ile kapanmis bulunuyordu.
Sultan Murad'in maiyetinde Haci Ivaz Pasa ile
Timurtas'in üç oglu Umur, Ali ve Oruç Beylerle, Cüneyd'in
kardesi oldugu söylenen Hamza Bey de vardi. Iki taraf,
Ulubat suyu önünde ve suyun iki kiyisinda karsilasirlar. Bu
karsilasmada hiçbir taraf üstünlük saglayamaz. Sultan
Murad'in ordusunda Mihaloglu Mehmed Bey de vardi. Bu zat,
Musa Çelebi'nin Rumeli'deki saltanati zamaninda onun
beylerbeyi yani ordu komutani idi. Bununla beraber el
altindan Çelebi Mehmed'e taraftar idi. Çelebi Mehmed
zamaninda akinci beyliginde ve divanda bulunmustu. Seyh
Bedreddin Mahittud olayinda Tokat kalesinde hapsedilmisti.
Murad hükümdar olup, Mustafa Çelebi hadisesi ortaya çikinca
Murad'in devlet adamlari, eski söhretli Rumeli beylerinden
olan Mihaloglu'nun serbest birakilarak gönlünün alinmasini
ve bunun Rumeli akinci beyleri üzerindeki nüfuzunun
büyüklügünden söz ettiler. Bunun üzerine Mihaloglu Mehmed
Bey derhal Tokat'tan alinarak Bursa'ya getirilmis, oradan da
ordu ile Ulubat önüne gelmisti.
Mihaloglu Mehmed Bey, bir gece Ulubat çayinin
kenarina gelerek Rumeli akinci beylerini isimleri ile
çagirmaya baslar. Bunlar, çay kenarina gelerek ölmüs
oldugunu sandiklan Mihaloglu'nun sag oldugunu anladilar. O,
akinci beylerine padisahlarinin oglunu terk ederek bir düzme
hükümdara tabi olduklarindan dolayi sitemde bulunur. Bu
sitem karsisinda onlar, Mihaloglu'nun istegi dogrultusunda
hareket edeceklerine söz verirler. Böylece Mihaloglu, Rumeli
beylerinden, Murad'in tarafina geçeceklerine dair söz almis
oldu. Bu görüsmeden haberdar olan Mustafa Çelebi, korkmaya
baslar.
Bu korku, kalbinde büyük süphelerin meydana
gelmesine sebep olur.
Bu sirada Mustafa, Ulubat çayinin kiyilarina
yaklasir. Murad, savasa hazirlanmakla beraber, tahta
çikisinda kendisine kiliç kusatan Emir Sultan'in kendisi
için dua etmesini ister. Emir Sultan da üç gün üst üste dua
edip zaferin Murad'a ait olmasi niyazinda bulunur. Bu üç gün
içinde Mustafa, sinirlerinin fazlasiyla gerilmesinden dolayi
bir burun kanamasina tutulur. Mustafa'nin taraftarlari bunu,
onun yenilecegine bir isaret sayarlar.
Tam bu esnada Vezir Haci Ivaz Pasa'dan, Mustafa
Çelebi'ye gizli bir mektup gelir. Haci Ivaz, mektupta kendi
sadakatinden bahs ettikten sonra Rumeli beylerinin Murad'la
ittifakindan ve gününü tayin ettikleri bir baskinla ansizin
kendisini yakalayacaklarindan inandirici bir sekilde söz
eder. Bundan baska Timurtas Pasa ogullarindan da Cüneyd
Bey'e bir mektup gelmisti. Onlarin bu mektubunda da
dostluklar hatirlatiliyor ve Rumeli beylerinin Mustafa
Çelebi'yi yakalayarak Sultan Murad'a teslim edeceklerine
temas ediliyordu. Sayet kendisi Osmanlilarin hâkimiyetini
taniyacak olursa, Aydin ve havalisinin kendisine
verileceginden bahs ediliyordu.
Mustafa Çelebi, Rumeli beylerinin Mihaloglu Mehmed
Bey ile görüsmelerinden süpheye düsmüstü. Haci Ivaz Pasa'dan
gelen mektup ise onun bu süphelerini büsbütün artirmisti.
Bunun üzerine durumu Cüneyd Bey'e açar. Cüneyd Bey,
kendisine gelen mektuplari da ona gösterir.
"Harp hiledir" kaidesince uygulanan bu plân, kisa
zamanda tesirini göstermis ve Mustafa Çelebi'nin, Cüneyd'den
süphelenerek ona karsi güvensizlik duymasina sebep olmustu.
Cüneyd ise bu isin sonunu iyi görmediginden, bir gece
Mustafa'nin ordusundaki herkes uyurken, gümüs ve altindan en
degerli esyasini alarak, silah arkadaslarindan kendisine en
çok bagli olan yetmis kisi ile oradan çikip Aydin yolunu
tutar. Kaçaklar, çadirlarinda isiklan yanar durumda
biraktiklarindan, gidisleri ancak safak vakti anlasilabildi.
Bu haber orduda hemen yayildi. Mustafa'nin askerlerini
dehsetli bir korku sardi. Bu korku sadece orduda degil,
bizzat Mustafa'nin kendisinde de vardi. O, Cüneyd'in Murad
tarafina geçtigini zannetmisti. Bu esnada Sultan Murad'in
ordusunda borazan ve davullarin çalmasi da ondaki bu
düsünceyi kuvvetlendiriyordu.
Aldatilmak suretiyle hiç kimseye güveni kalmayan
Mustafa Çelebi, bir an evvel Rumeli tarafina kaçip kurtulmak
istiyordu. Çok az maiyeti ile Lapseki'ye dogru yola koyuldu.
Bunun kaçmasindan sonra Ulubat nehri üzerine kurulan
köprüden karsiya geçen Rumeli beyleri ve akinci tavcilari (timarli
akincilar) gelip Sultan Murad'a bas egdiler.
Mustafa Çelebi kaçarken Biga çayi önüne gelerek
mevsim sartlan geregi nehrin taskin olmasindan dolayi Biga
kadisinin yardimiyla ve bir hayli altin karsiliginda geçidi
bulup karsi tarafa geçmeye muvaffak olur. Sahile inen
Mustafa Çelebi, orada bulunan gemilere binerek Gelibolu
tarafina hareket eder. Giderken takip edilmemesi için
Anadolu sahilinde ne kadar nakil vasitasi varsa hepsine el
koyar. Gelibolu limanim da tahkim eden Mustafa Çelebi,
Gelibolu'daki vasitalarin Anadolu sahiline geçmemeleri için
onlari da karaya çektirmek suretiyle kendi konumunu emniyet
altina alip sahillere muhafizlar tayin eder.
Böylece, harp etmeksizin savas alanina muzafferâne
bir sekilde sahip olan Sultan Murad'in adamlari, kendisine
hiç tereddüd göstermeden ve sicagi sicagina Mustafa
Çelebi'nin takib edilip bu isin bitirilmesini teklif
ederler. Ama Anadolu sahilinden, karsi sahile geçmek üzere
onlara yardimci olacak bir vâsita da yoktu. Fakat Sultan
Murad, daha önce anlastigi Foça Ceneviz Beyi Adorno'ya
vaziyeti bildirerek derhal harp gemilerini göndermesini
ister. Adorno, hazir durumda beklemekte olan yedi kadirga
ile bogazi geçip Lapseki'ye gelir. Sultan Murad, bes yüz
kadar maiyeti ile kadirgalarin en büyügüne biner. Diger
kadirgalarda da Türk ve Frenk askerleri bulunuyordu.
Gemilerle denizin ortasina gelindiginde Adorno, Sultan
Murad'in önünde diz çökerek, sap madenleri sebebiyle Osmanli
hazinesine olan borcunun bagislanmasini rica eder. Yirmi
yedi bin Bizans altini tutan bu borç, Sultan Murad
tarafindan aff edilerek Adorno'nun eline bir belge verilir.
Gelibolu sahilinde bulunan Mustafa Çelebi, Ceneviz
gemilerinin yaklastigini görünce Adorno'ya bir adam
göndererek Murad'i karaya çikarmamasini, buna karsilik
kendisine elli bin altin vermeyi teklif ettiyse de bu teklif
red olunur.
Karaya çikmaya muvaffak olan Sultan Murad'in ordusu
ile Mustafa Çelebi'nin ordusu arasinda meydana gelen
muharebede Mustafa'nin kuvvetleri maglup olarak kaçarlar.
Gelibolu kalesi, Sultan Murad'a teslim olur. Harp
meydanindan sür'atle kaçan Mustafa Çelebi, nihayet Edirne'ye
ulasir. Sarayda bulunan hazineyi alarak Eflâk tarafina dogru
kaçmaya baslar. Üç gün kadar Gelibolu'da kalan Murad, kaleyi
teslim aldiktan sonra süratle ve büyük bir ordu ile yoluna
devam edip Edirne'ye girer.
Murad, Mustafa'yi takip etmek üzere seçme kuvvetler
gönderir. Mustafa Çelebi, Sultan Murad kuvvetleri tarafindan
süratle takip edilir. Bu kuvvetler, kendisini Edirne'nin
kuzeyinde ve Tunca nehrinin kenarindaki Kizilagaç
Yenicesi'nde yakalayarak Edirne'ye getirirler. Sultan Murad,
Mustafa'nin herhangi bir sahis gibi umumi meydanda
asilmasini emreder. Onun, bu sekilde meydanda asilmasi,
kendisinin Osmanli sülalesinden olmadiginin belirtilmesi
içindi. 825 (1422) yilinda Edirne'de asilarak öldürülen
Mustafa Çelebi'nin Rumeli'deki hükümdarligi, takriben bir
buçuk yil kadardir.
ISTANBUL KUSATMASI
Bizans Imparatoru Ikinci Manuel'in, Çelebi Sultan
Mehmed'in vefatindan sonra Mustafa Çelebi'yi salivermesi ve
onunla anlasarak Osmanli Devleti'nin basina büyük bir gaile
açmasi, Sultan Murad'in kendisinden önce bes defa kusatilmis
bulunan ve hiç birinde de alinamayan Istanbul, dolayisiyle
Bizans problemine bir çare düsünmesine sebep olmustu.
Mustafa Çelebi isyanini, fazla kardes kani dökülmeden
basarili bir sekilde atlatan Murad, Bizans'in devamli
surette oynadigi iki yüzlü rolüne son vermek istiyordu.
Sultan Murad'in, amcasina karsi olan galibiyeti,
Bizans Imparatoru'nu korkutmustu. Mustafa Çelebi'yi serbest
birakip onu Murad'la mücadeleye tahrik ederken,
Osmanlilar'in senelerce kardes kavgalari ile kanlarini
akitip zayiflayacaklarini düsünen imparatorun hesaplan tam
anlamiyla gerçeklesmemisti. Halbuki bütün ricalara ve
kendisine saglanmaya çalisilan menfaatlere ragmen Bizans
Imparatoru Manuel, Mustafa Çelebi'ye yardimi daha kârli
bulmus olacak ki, Ikinci Sultan Murad'in bütün tekliflerini
red edecek ve hatta Sultan Murad'in elçisi olan Çandarlizâde
Ibrahim Pasa'yi dinleme nezâketinde bile bulunmayacakti.
Gerçi Osmanlilar, baslangiçta imparatorun düsündügü
sekilde ikiye ayrilmakla beraber, bu ikilik davasi, kisa
sürmüs ve hemen hemen kansiz denecek sekilde sona ermisti.
Hatta fazla zayiat verilmeden halledildiginden kuvvet
kaybina da ugranilmamisti.
Mustafa Çelebi hadisesinin bastirildigi ve
sehzadenin bertaraf edildigi haberini alan ihtiyar Manuel
ile saltanat ortagi olan oglu VIII. Ioannis'i bir telas alir.
Bu sebeple görünüste Murad'i tebrik etmek, fakat gerçekte
durumu ögrenmek ve aradaki soguklugu giderip dostluga
çevirmek için Bizans asilzâdelerinden Lakanas ve Marko Ganis
adlarinda iki elçi gönderirler. Bu elçiler, bütün kabahati
Bâyezid Pasa'ya yüklerler. Onlara göre Sultan Mehmed (Çelebi
Mehmed)'in vasiyetine ragmen, Bâyezid, bu çocuklari
vermedigi gibi elçileri de kovmustu. Sultan Murad, bu
iddiada bulunan elçileri huzuruna kabul etmedigi gibi
hediyelerini de red eder. Öyle anlasiliyor ki Sultan Murad
ise Bizans'in bu iki yüzlülügüne kanmamis, baska
devletlerden tebrik için gelen heyetleri kabul ettigi halde
Istanbul ile ilgili hazirliklarini tamamlayincaya kadar
Bizans elçilerini kabul etmemisti. Fakat bütün
hazirliklarini tamamlayinca elçileri huzuruna çagirarak
Imparatorlarinin yanina dönmelerini ve yirmi bin askerin
basinda olarak cevabini bizzat kendisinin getirecegini
söylemelerini emr etmisti.
Bu hareketle Sultan Murad, artik imparatora hesap
sorma zamaninin geldigini kendisine bildirmis oluyordu.
Gerçekten de hazirliklar tamamlandiktan sonra Sultan Murad
1422 senesi Haziran ayinda önce on bin kisilik bir kuvvet
ile Mihaloglu Mehmed Bey'i Istanbul çevresini vurmak üzere
göndermisti. Bunun arkasindan da bizzat kendisi yirmi bin
kisilik bir ordu ile hareket eder. 20 Haziran'da Istanbul
önüne gelen ordu, Yildizlikapi'dan Haliç'e kadar sehri
karadan kusatir. Osmanli donanmasi da bu kusatmada hazir
bulunur. Osmanli ordusunda top ta vardi. Surlara hücum etmek
ve onlari asmak için sur yüksekliginde ve hatta bazan ondan
daha yüksek tekerlekli kuleler yapilmisti. Bu kusatma daha
öncekilere göre çok daha çetin, zorlu ve sistemli olmustu.
Bu kusatma ile Istanbul altinci defadir Müslüman
Türkler tarafindan kusatiliyordu. Kusatmalarin ilk dördü
Yildirim Bâyezid, besincisi Musa Çelebi tarafindan
yapilmisti. Bizanslilar, her kusatilmada, Türklerin basina
yeni yeni gaileler çikarip kurtuluslarini sagliyorlardi.
Bundan önceki kusatmalarin en siddetlisi, Yildirim
Bâyezid'in son kusatmasi idi. Fakat Timur belasi, Türkleri
büyük bir felakete ugratirken, Bizansi da dördüncü
muhasaradan kurtarmisti. Böylece Timur, Bizans'in ömrünü
yarim asir kadar uzatmis oluyordu.
Osmanlilarin muhasarasindan, Imparator kadar Bizans
halki da korkuya düstügünden Istanbul'da halk arasinda bazi
dedikodular yayilmaya basladi. Bunlarin basinda, Çelebi
Sultan Mehmed zamaninda, Osmanlilara elçilik vazifesi ile
gönderilen Bizans'in taninmis sahsiyetlerinden ve ayni
zamanda saray tercümani olan Teologos Koraks'in bu sefer
ayni vazife ile Murad'a gönderilmemis olmasi, saray
nazirinin hilesine baglaniyordu. Bu sebeple Imparator Manuel,
halkin süphesini ortadan kaldirmak gayesiyle Teologos
Koraks'i Istanbul önlerinde çadirlarini kurdurmus bulunan
Sultan Murad'a gönderdi ise de Koraks bir sey elde
edemeyerek gerisin geriye dönmüstü.
Bizans halkinin çektigi korku ve içinde bulundugu
endisenin derecesi, ortalikta dolasan dedikodu ve
rivayetlerden de belli oluyordu. Önemli sahsiyetlere karsi
itimatsizligin bir ifadesi olan bu rivayetler, bazi
kimselerin iskence ile öldürülmesine sebep oluyordu. Nitekim
Sultan Murad'a elçi olarak gönderilen Teologos Koraks'in
öldürülmesi, böyle bir rivayetin sonucunda gerçeklesmisti.
Buna göre Koraks, idareciligini kendisine vermek sarti ile
Murad'a sehri teslim etme sözü vermisti. O, Piyi (Silivri)
kapisini açmak suretiyle Murad'in sehre girmesini
saglayacakti. Bu dedikodu, Teologos Koraks'in, Murad'in
yanindan dönüsünde tahkir edilmesine sebep oldu. Saray
tercümani olan Koraks, Imparatorun huzurundan çikarken
muhafiz askerler bagirip çagirarak Koraks'in idamini
isterler. El ve ayaklari baglanan Koraks, askerlere teslim
edilir. Askerler, Koraks'in üzerine çullanip onun gözlerini
oyup vücudunu birçok yerinden yaralarlar. Bundan sonra bir
zindana atilan Koraks, üç gün sonra oldugu yerde ölür. Evi
de yagma edilip atese verilir.
Bizans içerisinde böyle hadiseler cereyan ederken,
Sultan Murad da sehri almak için esasli tedbirler aliyordu.
Ordunun muhasarasi baslamadan önce Mihaloglu Mehmed Bey'in
emrindeki askerler Istanbul çevresini vurmuslardi. Sonra
bizzat padisah, ordunun basina geçerek kusatmaya basladi.
Istanbul kara tarafindan tamamen sarilmisti. Sehrin
surlarinin çikis kapilarinin karsilarina siperler kazdirildi.
Bu siperler, gayet kalin, sert ve saglam kiris ile
kalaslardan insa edilmis olup surlara dönük cephelerine ok,
mizrak ve tas gülleye karsi agaç dallarindan sira halinde
koruyucu mahiyette bir takim sedler ilave edilmisti. Öyle ki
Türk ordusu, bu kuvvetli siperler sayesinde Bizans surlarini
delip tahrip edecegine inaniyordu. Murad'in yaptigi bu
muhasara, o ana kadar Osmanlilar'in yapmis oldugu en büyük
ve en siddetlilerindendi.
Sultan Murad, askerlerini gayretlendirmek ve onlarin
sayilarini artirmak için Istanbul ve hazinelerinin askerlere
birakilacagini ilan ettirdi. Bu haber üzerine orduya pek çok
yerden katilmalar oldu.
Kusatmaya, Yildirim Bâyezid'in damadi Emir Sultan
adi ile bilinen Seyh Semseddin Buharî de bes yüz dervis ve
muhibbani ile katilmisti. O, askerlerin arasinda dolasarak
manevî nüfuzu ile onlari cesaretlendiriyordu. Bu arada iç
murakebeye dalarak ve dua ederek Istanbul surlarinin
Murad'in önünde açilacagi zamani bekliyordu.
Emir Sultan, sonunda çadirindan çikarak 1422
Agustos'unun 24 Pazartesi günü Kostantiniyye'nin düsecegini
söyledi. Bazi kaynaklarin ifadesine göre Emir Sultan, dedigi
gün ve zamanda bir savas atina binmis oldugu halde sehre
dogru ilerler. Seyh kilicini kinindan çekip "Allah,
Muhammed" diye haykirarak atini sürer. O, askerin basinda
idi. Arkasindan Altinkapi ile Odunkapisi arasinda yani
sehrin kara tarafindan surunu çevreleyen büyük hat üzerinde
savas basladi. Bu hücum esnasinda Imparator Manuel ölüm
döseginde idi. Oglu Ioannis, Sen Roman kapisini savunan
askerin basinda idi. Kostantiniyye'nin bütün halki bu
tehlikeli günde silah altinda idi. Kadinlar ve çocuklar
kiliç yerine tirpan kullaniyor, fiçilarin altlarindan
kendilerine kalkan yapiyorlardi. Savasin en kizgin
zamanlarinda bir taraftan kopan "Allah" ve "Muhammed"
nadalarina karsi, Bizanslilarin söyledikleri "Hiristos" ve "Panaiya"
kelimeleri isitiliyordu. Günes batarken savas hâlâ sürüp
gidiyordu. Sonunda Osmanlilar, ordugâhlarina döndüler.
Bizanslilar, Müslümanlarin çekilmelerini gökten inen "Panaiya"nm
(Hz. Meryem) görünüsüne baglamislardi. Öylesine ki o devir
müverrihlerinden Kanano'ya göre bunu bizzat Emir Sultan da
görmüstü.
Istanbul, bu kusatmada da feth edilemedi. Sultan
Murad, ordusunu Istanbul surlari önünden çekip kusatmayi
kaldirdi. Böylece Istanbul, Imparatorun entrikalari
sayesinde bir defa daha Osmanlilarin elinden kurtulmustu.
Imparator Manuel, Bizans'in bundan önceki muhasaralarinda
oldugu gibi, padisahin basina yeni gaileler açarak
hükümdarin dikkatlerini baska bir yöne çekmeye çalismis ve
bunda muvaffak da olmustu. O, Sultan Murad'in küçük kardesi
ve Hamideli (Isparta) Sancak beyi Mustafa Çelebi'yi tesvik
ederek sehzadenin saltanat davasina kalkmasina sebep olmustu.
Iste bu yüzden Sultan Murad, Istanbul muhasarasini kaldirmak
zorunda kalmisti.
Takriben iki ay kadar süren bu muhasaranin
kaldirilmasi için, hücum günü olan 24 Agustos 1422'de,
burçlar üzerinde görüldügü ve Osmanlilar'in bundan dolayi
kusatmayi biraktiklari iddia edilen kadin hayaleti, bir
hikâyeden ileri gidemez. Hükümdari, muhasaradan vaz geçiren
sebep ne Bizans'i kurtarmaya gelen Hz. Meryem, ne de
Bizans'in güçlü bir sekilde karsi koymasidir. Kusatmanin
kaldirilmasinin gerçek sebebi, hükümdarin küçük kardesi
Mustafa'nin, saltanat dâvasina kalkisip Iznik'e kadar gelmis
olmasidir.
KÜÇÜK MUSTAFA ÇELEBI'NIN ISYANI
Küçük Mustafa, Çelebi Sultan Mehmed'in oglu olup
babasinin sagliginda henüz on üç yasinda iken Hamideli
sancak beyligine tayin edilmisti. Küçük Mustafa, babasinin
ölümünü müteakip, Murad'in Osmanli tahtina geçmesi üzerine,
öldürülmek korkusu yüzünden Karamanoglu'nun yanina kaçmisti.
Sultan Murad, Istanbul muhasarasi ile mesgulken Bizans
Imparatoru'nun el altindan tesvik ve ugrasilan sonucunda
Anadolu'da saltanat iddiasina kalkismisti. Imparator,
kusatmadan kurtulmak için sehzadenin lalasi Sarabdar Ilyas'a
mektuplar yazarak külliyetli miktarda altin göndermisti ki,
bunlarla asker toplayabilsin. Is bu kadarla da bitmeyecek ve
Imparator, Küçük Mustafa'yi Istanbul'a getirtecekti.
Istanbul'a gelen Küçük Mustafa, Manuel ve onun çocuklari ile
görüsür. bu görüsmede, muvaffak oldugu takdirde imparatora
karsi yapacagi fedakârlik hakkinda teminat verdikten sonra
Rumlarin verdikleri kuvvetlerle Anadolu tarafina geçerek
faaliyetlere baslar. Bu faaliyetleri esnasinda, daha
basindan beri Osmanlilar'la çekisen Karamanoglu'nun Turgutlu
Türkmenleri ile Germiyanoglu'nun kuvvetleri de kendisine
iltihak eder. Sehzade Mustafa bu sekildeki bir iddia ile
ortaya çikmakla, babasinin vasiyeti hilafina hareket etmis
oluyordu.
Mustafa, topladigi kuvvetlerle Bursa üzerine yürür.
Fakat Bursa halki, sehri ve kaleyi Mustafa'ya teslim etmek
istemez. Bu sebeple kendisine, memleketin ileri
gelenlerinden Ahi Yakub ile Ahi Hoskadem'i elçi olarak
gönderir. Bunlar, Mustafa'ya para ve hediyeler takdim etmek
suretiyle onu
Bursa'yi almaktan vaz geçirmeye çalisirlar. Elçiler,
Sehzade Mustafa'nin kendisine vezir yaptigi ve bütün bu
olaylara sebep olan Sarabdar Ilyas ile de görüsürler. Heyet,
Bursalilarin Sultan Murad'a bey'at ettikleri için ona
sadakatla bagli kalacaklarini ve gerekirse sehri müdafaa
edeceklerini söyler. Ayrica, bir Osmanli sehrinin
Karamanoglu'nun kuvvetleri ile vurulmasinin da dogru
olmayacagini anlatir. Sarabdar Ilyas, heyetin bu teklifini
kabul edince, Mustafa'nin ordusu oradan ayrilip Iznik
tarafina dogru harekete geçer.
Sehzade Mustafa, Iznik kalesini kirk gün kadar
kusatma altinda tutar. Firuz Bey'in oglu olan kale muhafizi
Ali Bey, gelismelerden Sultan Murad'i haberdar eder. Pâdisah,
kaleyi sulh yolu ile teslim etmesini bildirerek Mustafa
orada mesgulken kendisinin yetisecegini yazar. Ayrica, küçük
sehzadeyi alet edip kullanan Sarabdar Ilyas'i da ondan
ayirmaya çalisir. Bunun gerçeklesmesi için Sarabdar Ilyas'a
adamlar göndererek kendisini Anadolu beylerbeyligine tayin
edecegini bildirir. Sarabdar'a gelen adam, beylerbeyilik
beratini da yaninda getirmisti. Bu makama karsilik Sultan
Murad, Sarabdar Ilyas'tan çok önemli bir hizmet bekliyordu.
O da kendisi gelinceye kadar Sehzade Mustafa'nin kaçmasina
engel olup onu oyalamasi idi.
Sarabdar Ilyas, tiynetini bir defa daha ortaya
koymustu. Vaktiyle Çelebi Mehmed'in taraftari iken
Süleyman'in vaad ettigi menfaat karsiliginda derhal Çelebi
Mehmed'i birakarak karsi tarafa geçmisti. Bu defa da saf
degistirmekte bir sakinca görmemisti. Anadolu
beylerbeyligine kondugunu ögrenince kendisinden istenen
seyleri büyük bir ustalikla basardi.
Ali Bey, Sultan Murad'dan aldigi talimat üzerine
muhasaranin kirk gün uzamasindan dolayi halka ve sehre hiç
bir zarar gelmeyecegine dair yeminli söz aldiktan sonra
teslim olur. Sarabdar Ilyas da aldigi beylerbeyilik müjdesi
üzerine sehirden ayrilmaz. Çandarlizâde Ibrahim Pasa'nin
sarayina yerlesen Küçük Mustafa, timar ve memuriyetler
vermek suretiyle hükümdarligini ilan etmis oluyordu. Böylece
Osmanli mülkünde, yeniden ikinci bir hükümdar tehlikesi
belirmisti. Âsikpasazâde bu hükümdarligi su ifadelerle
nakleder:
"Iznik'te, Ibrahim Pasa'nin sarayina kondular.
Etraftan gelip timar isteyene timar dahi verdiler. Hüküm ve
hükümet ettiler."
Sultan Murad, bütün gücü ile Istanbul'u kusatip feth
etmek üzere iken, kardesi Küçük Mustafa'nin faaliyetleri
üzerine, bazi tedbirler alarak kusatmayi kaldirmak zorunda
kalir. Çünkü kardesinin hareketleri, memleketi ikiye bölmeye
yönelikti. Bu ise daha tehlikeli bir durum arz ediyordu.
Onun için derhal Gelibolu yolu ile Anadolu'ya geçip Iznik
üzerine yürür. Sultan Murad'in bu yolculugu devam ederken
Sehzade Mustafa'nin, Iznik'te kalmasini tehlikeli bulan
Germiyan ve Turgutlu kuvvetlerinin komutanlari, onu buradan
uzaklastirmaya çalisirlar. Onu tehlikeden korumak için
Karaman, Germiyan veya Istanbul'a götürmek istedilerse de
daha önce Sultan Murad'dan beylerbeyilik beratini almis olan
Sarabdar Ilyas, çesitli bahaneler ileri sürerek buna mani
olur.
Sultan Murad'in ordusu, yola çikisinin dokuzuncu
günü gece geç saatlerde Iznik'e gelir. Henüz uyku
mahmurlugunu atamamis ve Mustafa'ya bagli olan askerlerin
saskin bakislari arasinda, sabahin erken saatlerinde açilan
kapilardan Iznik'e girilir. O anda hamamda bulunan Küçük
Mustafa, Mihaloglu tarafindan yakalanmak üzere iken
Mustafa'nin beylerbeyi olan Taceddinoglu Mahmud Bey,
efendisine bir at bulup onu kaçirmak ister. Fakat bunda
muvaffak olamaz. Ama Mihaloglu'nu durdurup onunla vurusmaya
baslar. Taceddinoglu ile Mihaloglu arasinda baslayan bu
vurusma sonunda, her seyi idaresi altinda bulunduran ulu
hakimin (Allah) ecel hükmü, Mihaloglu'nun sehadet beratini
kanla yazip hakkini teslim eyleyecektir. Nitekim, attan
düsürülen Mihaloglu ölümcül bir yara alir. Bundan bir kaç
gün sonra da vefat eder. Mihaloglu'nu atindan düsürüp
ölümüne sebep olan Taceddinoglu Mahmud Bey, daha sonra
saklandigi yerde yakalanip Mihaloglu'nun adamlarina teslim
edilecek ve onlar tarafindan öldürülecektir.
Sultan Murad'in, Iznik'i kusattigi ve Taceddinoglu
ile Mihaloglu'nun vurustugu sirada firsat kollayan Sarabdar
Ilyas, Mustafa Çelebi'yi yakalayip Murad'in, sehrin önünde
bulunan Mirahor basisina teslim eder. Âsikpasazâde bu olayi
da söyle verir:
"Bunlar bunda cenkte iken Sarabdar Ilyas, Mustafa'yi
tuttu kucagina aldi. At üzerinde Mustafa "Hey lala, beni
niçin tutarsin?" Hain Ilyas "Kardesine ileteyin" der.
Mustafa "Beni kardesime iletme kim kardesim bana kiyar."
der. Sarabdar Ilyas sakin oldu. Aldi gitti Hüdavendigar'a
karsi iletti." Mustafa, padisahin emri ile Iznik disinda bir
incir agacinin dibinde bogdurularak cesedi Bursa'ya
gönderildi. Sehzade Mustafa, Bursa'da babasinin türbesine
defn edildi.
Görüldügü gibi Küçük Sehzade Mustafa Çelebi
hadisesi, amcasininkinden daha kisa ve daha kolay bir
sekilde halledilmis oldu. Ikinci Murad, Istanbul
muhasarasini kaldirmakla, kardesinin fazla taraftar
toplamadan hakkindan gelip kendisine birakilmis olan Osmanli
tahtini emniyete almak istiyordu. Onun, vakit kayb etmeden
isyani ortadan kaldirmaya tesebbüs etmesi, memleketin ikiye
bölünmesini ve beyhude yere kardes kaninin akitilmasini
önlemis oldu. Böylece, Bizans'in bu son oyunu da
basarisizlikla son bulmus, ama olan aldatilmis bulunan
zavalli Küçük Sehzade Mustafa'ya olmustu. Bizans'tan menfaat
temin eden ve küçük sehzadenin öldürülmesine sebep olan
Sarabdar Ilyas ise yaptiklari için:
"Suretâ ben günahkâr oldum. Illa bu ikisi vilayette
olsa zarar-i âmmdir. Ve biri dahi bu kim, ben efendim ogluna
yaramaz is etmedim. Bu dünyanin murdarina bulasmadan sehid
ettirdim. Ve hem cemi-i âlem rahat oldu. Ve hem bizden önden
gelenler bu kanunu koymuslar" diyerek yaptigi fenaligi
tevile çalismistir.
Sultan Murad, Sehzade Küçük Mustafa'nin gailesini
bertaraf etmekle birükte benzer bir tehlikenin daha mevcud
oldugunun farkinda idi. Bir daha kardes kaninin akitilmamasi
ve ülkenin, Bizans gibi entrikaci bir devlet ile, varligini
Osmanlilar'in zayiflamasina baglayan Karaman gibi bir
beyligin oyuncagi haline gelmemesi için henüz ortaya
çikmadan bu tehlike ve fitnenin ortadan kaldirilmasi
gerekiyordu. Bunun için Sultan Murad, tarihi henüz kesin
olmayan bir zamanda, Tokat kalesinde tuttugu Mahmud ve Yusuf
adlarindaki iki kardesinin gözlerine mil çektirip onlari kör
ettikten sonra anneleriyle birlikte Bursa'ya getirir.
Idareleri için de kendilerine yüksek seviyeden maas baglatir.
CANDAROGLU ISFENDIYAR BEY ILE OLAN MÜCADELE ve IDARÎ
DÜZENLEME
Karamanogullari'ndan sonra Anadolu Beylikleri'nin en
kuvvetlilerinden plan Candarogullari, Karamanlilar gibi
Osmanlilar'in en zor ve sikintili anlarindan faydalanmaya
çalisan beyliklerden biri idi. Nitekim Candaroglu Isfendiyar
Bey, Sultan Ikinci Murad'in amcasi Mustafa ve küçük kardesi
Mustafa Çelebi'lerie mesgul oldugu ani firsat bilerek ondan
yararlanmaya çalisarak Tosya, Çankiri ve Kalecik'i geri
almisti. Halbuki buralar, daha önce Çelebi Sultan Mehmed
zamanindaki gayretler sonucunda elde edilmis olup Osmanli
himayesinde kalmak sartiyle Isfendiyar'in oglu Kasim Bey'e
verilmisti. Isfendiyar Bey'in geri aldigi bu yerler,
Osmanlilarin taraftan olan oglu Kasim'a ait yerlerdi.
Isfendiyar Bey, bu topraklan almakla da yetinmeyip Tarakli
Borlu denilen Safranbolu'yu alip Bolu'ya dogru uzanmisti. Bu
arada Kasim Bey de Iznik hareketi esnasinda kaçip Sultan
Murad'in yanina gelmisti. Sultan Murad, Küçük Sehzade
Mustafa Çelebi olayini halledince Isfendiyar'a karsi kuvvet
gönderdi. Kasim Bey de Osmanli kuvvetleri ile birlikte
bulunuyordu. Osmanli ordusu Bolu'ya geldigi zaman Isfendiyar
Bey'in ordusundaki Kasim Bey taraftarlari, efendilerinin
bulundugu Osmanli ordusunun saflarina katilirlar. Böylece
Isfendiyar Bey, büsbütün sarsilir. Bununla beraber savasi
kabul etmekten baska çaresi de kalmamisti. Bu sebeple Bolu
ile Gerede arasinda yapilan savasta maglub olup bozguna
ugrar. Muharebenin karisikligi arasinda kendi Kapicibasisi
Yahsi Bey tarafindan basina vurulan bir "bozdogan"la kulagi
sagir olur. Zorlukla Sinop kalesine siginan Isfendiyar Bey
artik sagirdi.
Candaroglu'nu takib eden Osmanli kuvvetleri,
Kastamonu ile Bakir Küresini zapt ederler. Isfendiyar Bey,
küçük oglu Murad Bey baskanliginda bir heyet vasitasiyle
baris istemek zorunda kalir. O, bu barisi saglamak üzere
Osmanli devlet adamlarina da ayri ayri mektuplar yazarak
tavassutlarini ister. Bu arada torununun (Ibrahim Bey'in
kizi) padisah tarafindan nikahlanmasini da teklif eder.
Sultan Murad'in adamlari, barisilmasi için hükümdarlarina
ricada bulunurlar. Bunun üzerine Sultan Murad, sulh yapmayi
kabul etti.
Bu antlasma geregince Kasim Bey'e yerleri tekrar
geri verilecek, Osmanlilarin aldiklari Kastamonu ile Bakir
Küresi Isfendiyar Bey'e iade edilecekti. Fakat Isfendiyar
Bey, Bakir Küresi hâsilatindan büyük bir kismini
Osmanli Devleti'ne verecek ve gerektigi zaman da
Osmanli ordusuna asker gönderecekti (827 H./1423 M.).
Sultan Murad, bundan sonra bazi idarî tasarruflarda
bulunup ondan sonra Edirne'ye dönmeye karar vermisti.
Hükümdar ilân edildigi zaman henüz on sekiz yaslarinda
bulunuyordu. Karsisinda da tehlikeli ve kuvvetli bir rakip
olarak amcasi Mustafa vardi. Hükümdarliginin ilk senesi
ümidsiz denecek kadar korkunçtu. Bununla beraber etrafinda
ve kendisine sâdikane bir sekilde bagli olan Bâyezid,
Ibrahim, Haci Ivaz Pasalarla Mihaloglu Mehmed Bey ve Kara
Timurtas Pasa'nin vezirlik rütbesine kadar çikartilmis olan
ogullan Ali, Umur ve Oruç Bey'ler bulunuyordu.
Daha önce de görüldügü gibi Bâyezid Pasa, Mustafa
Çelebi hadisesinde Rumeli Beylerbeyi oldugu için onun
üzerine gönderilmis, sonunda Düzme Mustafa tarafindan katl
edilmisti.
Sultan Murad, küçük sehzade Mustafa Çelebi olayini
halledince vezirleri ile maiyetindeki bazi mühim sahsiyetler
arasinda mevcut rekabet ve geçimsizliklerin farkina varir.
Devlet merkezinde fazla nüfuz sahibi kimselerin varligini
kendi kudret ve hâkimiyeti için bir engel telakki etmis
olmali ki, bunlarin bir kismini yeni vazifelerle merkezden
uzaklastirma ihtiyacini duyar. Sultan Murad, Rumeli'ye
dönmeden önce bu isi halletmeliydi. Bunun için Kara Timurtas
Pasa'nin ogullarindan Umur Bey'i Kütahya'ya, Ali Bey'i
Saruhan (Manisa) sancak beyligine gönderir. Oruç Bey'i de
Anadolu Beylerbeyi yapar. Padisah, kendi lalasi olan Yörgüç
Pasa'yi da Rumiye-i sugra valisi olarak Amasya'ya gönderir.
Evrenoszâdeler ile Pasa Yigit oglu Turahan Bey ve Gümlü oglu
gibi Rumeli beylerinin harp zamaninda padisahin maiyetinde
birlesmeleri hariç baska zamanlarda Rumelideki vazife
yerlerinde bulunuyorlardi. Onun için Rumeli beylerini
ilgilendiren bir tedbire lüzum yoktu. Böylece divanda sadece
Ibrahim Pasa ile Haci Ivaz Pasa kalmislardi.
Bu defa da iki vezir arasinda nüfuz rekabeti bas
göstermisti. Vezir-i A'zam Ibrahim Pasa, devletin kurulusu
ile birlikte hizmete giren Çandarli hanedanindan olup babasi
Hayreddin ve biraderi Ali Pasa'lar da bu vazifede
bulunmuslardi. Ibrahim Pasa, Çelebi Sultan Mehmed'e olan
sadakati ve tehlikeli zamanlardaki hizmeti ile taninmis olup
Çelebi Mehmed zamaninda kadiaskerlik ve ikinci vezirlikte
bulunmustu. Bâyezid Pasa'dan sonra birinci vezir olmustu.
Haci Ivaz Pasa da Çelebi Mehmed'in bütün savaslarina
istirak etmis, Karamanog'lu'nun Bursa'yi muhasarasi
sirasinda burayi müdafaa ve muhafazada sebat göstermisti.
Mustafa Çelebi hadisesinde aldigi tedbirler ve yazdigi
mektuplarla Mustafa Çelebi kuvvetlerinin dagilmasina sebep
olmustu. Bu bakimdan büyük hizmetleri olan degerli bir
sahsiyetti. Çelebi Mehmed zamaninda hürmet görmüs, Yesil
Camiin plânlarini tertip ederek disardan memlekete
sanatkârlar getirtmisti.
îste bu iki degerli vezir arasindaki rekabet, Haci
Ivaz Pasa'nin sahneden çekilmesine sebep olmustu. Haci Ivaz
Pasa'nin kul (yeniçeri) ile gizli münasebetlerde bulundugu,
padisaha suikast yapacagi ve divana silahla geldigi Sultan
Murad'a haber verilir. Bir gün divanda Padisah, Haci Ivaz
Pasa'nin gögsüne eliyle dokunarak içinde zirh bulundugunu
anlayip sebebini sorunca Haci Ivaz Pasa buna cevap veremez.
Bu durum, söylenenlerin dogru olabilecegini hatirlattigi
için gözlerine mil çekilmek suretiyle Bursa'da ikamete
mecbur edilir. Bu olayin hangi tarihte oldugu kesin olmadigi
gibi, hadisenin bir at gezintisi sirasinda cereyan ettigine
dair rivayetler de bulunmaktadir. Bu hadiseden sonra Ibrahim
Pasa rakipsiz kalmis ve padisahin kendisine tam anlamiyla
güvenmesinden dolayi tamamen müstakil imis gibi is görmüstür.
Haci Ivaz Pasa ise hicretin 831 (1428) yilinda Bursa'da
vefat etmistir. Cenazesi Pinarbasi'nda Kuzgunluk mevkiine
defn edilmistir.
Bu idarî düzenlemeden sonra padisah, Gelibolu
üzerinden yeniden Rumeli'ye geçip Edirne'ye gelir. Sultan
Murad, saltanatinin buhranli geçen ilk yillarini geride
birakip devlet islerini idarî ve siyasî bir düzene
kavusturduktan, ülke ve halkin problemlerine çözüm yollari
bulduktan sonra biraz rahat bir nefes almaya baslar. Çünkü
artik içerde taht kavgasina yeltenip ülkeyi bölünme
noktasina getirecek kimse kalmamisti. Disariya göre ise
Sultan Murad'in gücü, kendisinden çekinilir bir kuvvete
ulasmisti. Bu bakimdan artik evlenip rahat bir nefes
alabilirdi. Zira Isfendiyar Bey'in, bizzat padisaha vermeyi
teklif ettigi torunu Hatice Alime Hanim'la evlenme zamani
gelmisti. Bu sebeple padisah, gelini almak üzere Isfendiyar
Bey'in sarayina Çasnigirbasi Elvan Bey, Tavasi Serafeddin
Pasa ile Reyhan Pasa; kadinlardan Halil Pasa'nin dul esi ve
padisahin Sah Ana diye hitab ettigi Germiyanoglu Yakub
Bey'in hanimi ile daha birçok erkek ve kadini külliyetli
miktarda mal ve esya ile gönderir. Bunlar "mihr-i muaccel"i
takdim edip gelini getireceklerdi. Kastamonu'da sölenler
tertipleyen Isfendiyar Bey de gelenleri rütbelerine göre
agirlayip bir nice ikramda bulunur. Orada akd edilen dügün
merasiminden sonra Isfendiyar Bey, torununu Halil Pasa ile
Germiyanoglu Yakub Bey'in hanimlarina teslim ederek büyük
bir merasimle ugurlar. Hicretin 828 (1424) yilinda
gerçeklesen bu dügünün, Sultan Murad bakimindan Edirne'de mi
yoksa Bursa'da mi yapildigi kesin olarak tesbit edilebilmis
degildir. Zira kaynaklardan bir kismi bunun Edirne'de, bir
kismi da Bursa'da olduguna dair bilgi vermektedir. Bazi
kaynaklar ise Sultan Murad'in bulundugu yeri zikr etmezler.
Uzunçarsili, Sultan Murad'in nikahladigi kizin adinin Hatice
Sultan oldugunu hicrî, 906 (M. 1500) tarihli bir vakfiyesi
bulundugundan, kabrinin Bursa'da Kükürtlü Kaplicasi'nin
yakinindaki Hatice Sultan Türbesi denilen büyük bir türbede
oldugunu, orada daha baska kabirlerin de bulundugunu, ne
türbe kapisinda ne de diger kabirlerde bir kitabenin
bulundugunu nakleder.
Sultan Murad, evlendigi yil içinde kiz
kardeslerinden üçünün de dügünlerini yaptirir.
Hemsirelerinden Sultan Hatun'u Isfendiyar Bey'in oglu Kasim
Bey'e, Ayse Hatun'u bilahare Varna muharebesinde sehid
düsecek olan Karaca Bey'e, Ayse Hatun'u da Çandarlizâde
Ibrahim Pasa'nin oglu Mahmud Bey'e nikahlamisti. Bu dügünler
vesilesiyle büyük ziyafetler veriliyor, fakir ve yoksullar
doyuruluyor, dügüne istirak eden herkese ihsanlarda
bulunuluyordu.
RUMELI'DE ISTIKRARIN SAĞLANMASI
Candaroglu Isfendiyar Bey üzerine yapilan harekâti
firsat bilen Eflâk voyvodasi Drakul, Silistre'yi geçip
Osmanli topraklarina taarruz etmisti. Sultan Murad'in emri
ile bu taarruza karsilik olmak üzere Firuz Bey de Eflâk'a
siddetli bir akin yapmisti. Bu akinda Firuz Bey, Drakul'u
maglub etti. Maglub olan Drakul iki senelik haraca karsilik
bir miktar para ve bazi hediyeler verecegini taahhüd etti.
Bu maglubiyetle Drakul, barisa zorlanmisti. Sultan Murad'in
Anadolu'dan Edirne'ye gelmesi üzerine Drakul iki oglu ile
birlikte bizzat Edirne'ye gelmis ve bagliligini arz edip iki
yillik vergisini de takdim etmisti. Bunun üzerine
yaptiklarina göz yumulan Drakul, yerinde kalmak üzere
ülkesine gönderildi. Ama iki oglundan biri (veya ikisi) de
rehin olarak Osmanli sarayinda alikonmustu. 1424 yilinda
gerçeklesen bu barisla bölge nisbeten rahat ve huzura
kavusmus oluyordu.
Bölgede istikrarin saglanmasina tesir eden
âmillerden biri de süphesiz ki Bizans'la varilan antlasmadir.
Gerek Düzme Mustafa, gerekse Küçük Mustafa olaylarini
çikarip Sultan Murad'i ve ülkesini bir hayli yoran, kardes
kaninin akitilmasina sebep olan Bizans, artik yapacak bir
sey bulamadigi için Osmanlilar'la iyi geçinmek ihtiyacini
hissetmisti. Zira aksi takdirde kendi ülkesi ve
imparatorluklari tamamen elden gidebilirdi.
Bu dönemde, Bizans Imparatoru Manuel, henüz hayatta
ise de çok yasli oldugundan sekiz dokuz seneden beri bütün
isleri saltanat ortagi olan oglu VIII. Ioannis görüyordu.
Ioannis, daha kötü bir duruma düsmemek için Sultan Murad'a
müracaatla baris yapmak istedigini bildirir. Bunun için elçi
olarak Lukas Notaras, Melahrinos ve Bizans tarihçisi
Françes'i Sultan Murad'a gönderir. Yapilan anlasma geregince
Bizans, her sene Osmanli hazinesine üçyüz bin akça veya otuz
bin duka altini vermeyi kabul ettigi gibi, Misivri ve Terkos
mintikalari hariç olmak üzere, daha önce Bizanslilara geçmis
olan Karadeniz sahilindeki bütün yerler ile Selanik
havalisinde bulunan Situnion ve Ustruma (Karasu) taraflarina
ilaveten, Osmanlilar'in Zeytin dedikleri Izdin'i de terk
ediyordu (28 Subat 1424).
Yine 1424 senesinde Sirp despotu Istefan (Etyen)
Lazareviç, Edirne'ye gelip eski dostluk antlasmasini
yeniledi. Onunla birlikte bir Türk heyeti Alman
Imparatorlugu'na seçilmis olan Macar Krali Sigismond'u
tebrike ve iki yillik bir mütareke müzakeresinde bulunmak
için gönderildi. Buna göre Osmanli heyeti, hem Sigismond'un
imparatorlugunu tebrik edecek, hem de iki yillik bir
mütareke imzalayacakti. Osmanli hükümdari bu heyetle
birlikte kiymetli hediyeler de göndermisti. Sigismond
tarafindan kabul edilen Osmanli heyeti ile iki yillik bir
baris antlasmasi imzalanir. Bu akitten sonra Sigismond,
Osmanli padisahina ayni sekilde hediyeler gönderir.
Rumeli'de istikrarin saglanmasina sebep olan
anlasmalar yapildiktan ve bölge harpsiz bir döneme girdikten
sonra artik Anadolu'daki pürüzlerin ortadan kaldirilmasina
sira geliyordu.
Çelebi Sultan Mehmed'in vefati ve iki Mustafa
Çelebi'nin isyanlari zamaninda, daha önce Osmanli sarayinda
rehin bulunan Mentese Beyi Ilyas Bey'in iki oglu Leys ile
Ahmed kaçarak memleketlerine gelmis ve hükümdarlik yapmaya
baslamislardi. Rumeli'deki durumu düzene sokan Sultan Murad,
Mentese tarafina gelerek bu iki kardesi elde edip Tokat
kalesine gönderdikten sonra beyligi tamamen ilhak etmisti.
Hicrî 829 (M. 1425) tarihinden itibaren bu beylik artik
tarihe karismisti.
IZMIROGLU CÜNEYD BEY'IN AKIBETI
Kaynaklarda Izmiroglu, Aydinoglu, bazan da Kara
Cüneyd diye adlandirilan bu beyin babasi olan Ibrahim,
Yildirim Bâyezid tarafindan Izmir'e subasi olarak tayin
edilmisti. Ankara savasi sonrasinda çikan kardes kavgalari
esnasinda Cüneyd Bey, önce Isa Çelebi'ye yardim etmis,
arkasindan da Süleyman Çelebi ile birleserek onun tarafindan
Ohri sancak beyligine getirilmisti. Kardesler arasindaki
mücadeleden istifadeyi düsünen Cüneyd Bey'in bu dönemdeki
faaliyetlerinden ilgili bölümlerde bahsedilmis ve hakkinda
bilgi verilmisti.
Daha önce de temas edildigi gibi Cüneyd, Mustafa
Çelebi (Düzme Mustafa) kuvvetleri ile Ulubat suyu kenarina
kadar gelmisti. Burada, Sultan Murad tarafindan tatmin
edilip Aydin beyligine döner. Bundan sonra bütün gayretiyle
eski Aydinogullan topraklarini tamamen elde etmeye çalisir.
Böylece Anadolu birligini yeniden bozma faaliyetlerine ön
ayak olur. Osmanlilara olan bagliligi red edip Osmanli
idarecileri ile ugrasmaya baslar. Bunun üzerine Sultan Murad,
onu yola getirmek maksadiyla yeni Aydin ili beyi Yahsi Bey
ile Anadolu Beylerbeyi Oruç Bey'i vazifelendirir. Ancak bu
beyler Cüneyd'e karsi bir basari elde edemezler. Bu son
muvaffakiyet üzerine Aydin Bey'i olarak harekete geçen
Cüneyd, Anadolu beylerini ve Bizans'i Osmanlilar'in aleyhine
tahrike baslar. O, bununla da yetinmeyerek Venedik ile de
ticarî ve siyasî münasebetlere girisir. Bununla beraber
Sultan Murad'in Anadolu Beylerbeyligine tayin ettigi Hamza
Bey, bu meseleyi ciddi bir sekilde ele alarak Halil
idaresinde gönderdigi kuvvetler, Cüneyd'i Akhisar civarinda
maglub edip onu sigindigi Ipsili kalesinde kusatirlar.
Cüneyd, Karamanoglu Ibrahim Bey'in yardimlarini saglamak
maksadiyla gizlice onun yanina gidip bir miktar Karaman
askeri ile döndüyse de, bilahare bu yardimci kuvvetlerin
kaçmasi sonunda Sisam adasinin karsisinda bulunan Ipsili
kalesinde oglu Bâyezid ile birlikte tutunmaya çalisir. Bu
arada Bizans Imparatoru VIII. Ioannis ve Venedik ile temasa
geçerek yeni bir saltanat müddeisini Selanik'e geçirip
Rumeli'nde isyan çikarmayi tasarlar. Fakat Murad Bey,
Cenevizliler'den kiralanan gemiler ile onu deniz tarafindan
da sIkIstirdigmdan vaziyeti gittikçe kötülesmeye ve artik
müdafaada bulunamayacak bir duruma gelir. Bunun üzerine
Hamza Bey'e teslim olmak zorunda kalan Cüneyd, kanina
girdigi insanlara karsilik 1425 yilinda öldürülür. Çanakkale
hapishanesinde bulunan oglu Kurt Hasan ile kardesi Hamza Bey
de ortadan kaldirilarak soyuna son verilir.
KARAMANOGLU MEHMED BEY'IN ANTALYA'YI KUSATMASI VE
OGLU IBRAHIM BEY'IN OSMANLI HIMAYESINE GIRMESI
Ankara Muharebesi'nden sonra Timur tarafindan
yeniden kurulan Karaman Beyligi'nin basina Alaeddin Ali
Bey'in oglu Mehmed Bey tayin edilmis, kardesi Bengi Ali Bey
de Mehmed Bey'in hâkimiyeti altinda olmak sartiyla Nigde ve
havalisine getirilmisti. Mehmed Bey, Osmanlilar'dan
çekindigi için bir ara Memlûk sultaninin himayesini kabul
etmisti. Fakat Memlûk Devleti'ne ait bazi yerlere el
uzattigi için o devletle de arasi açilmisti. Gerçekten de
Tarsus kusatmasi yüzünden Memlûklularla arasi açilan
Karamanoglu Mehmed Bey, önce Nigde'ye hâkim bulunan kardesi
Bengi Ali Bey, sonra da Dulkadiroglu Nasirüddin Mehmed
Bey'le giristigi mücadeleyi kayb etmis ve Dulkadirliler
tarafindan esir alinarak Kahire'ye gönderilmisti. Memlûk
Sultani Melik Müeyyed Seyh, gerek Bursa'da, gerekse Tarsus
ve Kayseri'de giristigi taskin hareketlerinden dolayi
Karamanoglu Mehmed Bey'i azarlayip hapse attirmisti. Onun
yerine de Karaman hükümdari olmak isteyen Nigde hâkimi Bengi
Ali Bey'i destekleyerek onun hükümranligini tanimisti.
Böylece Bengi Ali Bey, Karaman hükümdari olmustu. Fakat
Memlûk sultani Melik Müeyyed'in ölümünden biraz sonra
hükümdarligi elde eden Seyfeddin Tatar, Mehmed Bey'i serbest
birakarak memleketine gönderir. Bengi Ali Bey, Mehmed Bey'in
idareyi tekrar ele geçirmesi üzerine yeniden Nigde'ye
çekilir.
Bilindigi gibi Ankara Muharebesi'nden sonra Antalya
ve Korkuteli ile civari, Timur tarafindan Hamidoglu Osman
Bey'e verilmisti. Osman Bey, Antalya'yi Osmanlilar'dan
alamamis ise de Korkuteli taraflarinda hüküm sürüyor ve
Antalya'yi da elde etmek için çare ariyordu.
Gerek Çelebi Sultan Mehmed'in ölümü, gerekse Mustafa
Çelebiler isyanin, meydana getirdigi karisikliklardan
istifade etmek isteyen Hamidoglu Osman Bey, Antalya'yi zapt
etmek istemis, fakat bu ise tek basina gücünün yetmeyecegini
anlayinca Karamanoglu ile birlikte hareket etmeye karar
vermisti.
O dönemde, Osmanlilarin Antalya Sancak beyi olan
Firuz Bey oglu Hamza Bey, bu birlesmeye mani olmak ve
dolayisiyla sancagini kurtarmak için henüz iki kuvvet
birlesmeden önce Korkuteli'nde bulunan Osman Bey'in
kuvvetlerine baskin yapmis, Hamidoglu da bu müsademe
esnasinda öldürülmüstü. Bu olaydan sonra Karamanoglu Mehmed
Bey, Antalya önüne gelip kaleyi karadan kusatmisti. Bu
sirada kaleden atilan bir gülle, Karamanoglu'na isabet
ederek ölümüne sebep olmustu. Böylece Antalya, hem muhasara
hem de isgalden kurtulmustu. Karaman ordusunda bulunan
Mehmed Bey'in büyük oglu Ibrahim Bey, babasinin cenazesini
alarak Karaman ordusuyla birlikte dönmüs ve Mehmed Bey'in
cenazesini Larende'ye (Karaman) defn etmisti (27 Safer 826/9
Subat 1423).
Mehmed Bey'in ölümü üzerine yaninda bulunan
ogullarindan Ali Bey, aralarindaki saltanat rekabeti
yüzünden askerin Ibrahim Bey'i istedigini görünce kaçip
Antalya kalesine siginir. Ibrahim Bey ve diger kardesi Isa
Bey ise babalarinin cenazesini alip memleketlerine dönerler.
Fakat Mehmed Bey'in kardesi Bengi Ali Bey, kardesinin
öldügünü ögrenince Konya'ya gelip hükümdarligini ilân
etmisti. Bunun üzerine Ibrahim ve Isa Beyler, babalarinin
cenazesini defn ettikten sonra Osmanlilar'a siginmak zorunda
kalmislardi.
Bu arada Antalya sancak beyi olan Hamza Bey de
Karamanoglu Mehmed'in ölümünü ve Antalya'nin kurtuldugunu,
kendisine iltica etmis olan Mehmed Bey'in oglu Ali Bey'le
Sultan Murad'a arz etmisti.
Ibrahim Bey, amcasi Bengi Ali Bey'in yerine hükümdar
olmak üzere Sultan Murad'in yardimini istemisti. Sultan
Murad, eskiden beri aralarinda bulunan akrabaligi
kuvvetlendirmek için Ibrahim Bey'le kardesleri Ali ve Isa'ya
birer kiz kardeslerini vererek onlari kendine baglamaya
çalisir. Osmanli siyasetine uygun düsen bu davranisla Sultan
Murad, aradaki eski düsmanliklari ortadan kaldirmayi
hedefliyordu. Bu düsmanligi tamamen yok etmek için onlarin
her birine Rumeli'nde birer sancak da vermisti. Bu arada
Ibrahim Bey'e kuvvet verip onun Konya ve Larende üzerine
yürümesini saglayan Sultan Murad'in bu kuvveti sayesinde
Ibrahim Bey, amcasini kaçirip Konya'da Karaman Beyligi'ne
hâkim oldu. Fakat bunun karsiliginda da daha önce
Osmanlilara ait olup Timur tarafindan Karamanogullari'na
verilmis olan bazi yerleri (Hamideli Beysehir) eski
sahiplerine yani Osmanlilar'a terk etmeye razi oldu (1424).
Sultan Ikinci Murad, gerek Rumeli, gerekse
Anadolu'da kismen baris, kismen de mücadelelerle sagladigi
sükûnetin devam etmesi için daha bazi islerin yapilmasi
gerektigine inaniyordu. Nitekim Amasya, Tokat ve Canik
havalisindeki yerlerde bir takim küçük Türkmen aile ve
asiretleri vardi. Bunlar, gerek bulunduklari kalelerinin
sarp olusu, gerekse devletin baska bölgelerde mesgul
olmasindan istifade ile zaman zaman çevrelerini vurup
eskiyalik ediyorlardi. Halk, bu yüzden bir hayli sIkInti
çekiyordu. Hatta Solakzâde'nin ifadesine göre, insanlar
bunlarin yüzünden evlerinden çikamaz hâle gelmislerdi.
Bunlarin normal bir hale gelmesi ve geregi gibi idareleri
devleti bir hayli mesgul ediyordu. Bu yerli Türkmen
ailelerinden bir kismi, Ankara muharebesinden sonra Çelebi
Sultan Mehmed tarafindan ortadan kaldirilmis ise de büyük
bir grubu faaliyetlerine devam ediyordu. Sultan ikinci
Murad, lalasi Yörgüç Pasa'nin faaliyetleri sonucunda
bunlarin büyük bir kismini ortadan kaldirmaya muvaffak
olmustur.
GERMIYANLI MÜLKÜNÜN OSMANLI'YA VASIYETI
Daha önce, Yildirim Bâyezid tarafindan zapt edilmis
bulunan Germiyan Beyligi, Ankara Muharebesi'nden sonra
yeniden dirilttirilen diger Anadolu beylikleri gibi o da
tekrar bagimsizligina kavusmustu. Germiyanoglu Ikinci Yakub
Bey de ülkesine yeniden sahip olmustu. Yakub Bey, "Fetret
Dönemi" diye bilinen sehzadelerin mücadeleleri esnasinda
Çelebi Sultan Mehmed tarafini tutmustu. Bir ara
Karamanoglu'nun tecavüzüne maruz kaldiysa da Çelebi Sultan
Mehmed'in, Karamanoglu'nu yenmesi üzerine Yakub Bey,
Osmanlilar'in himayesinde devletini idare etmisti.
Kiz kardesinin oglu olan Çelebi Sultan Mehmed'in
ölümü üzerine Yakub Bey, Osmanlilar'daki saltanat
degisikliginden istifadeye yeltendi. Bu yüzden Sultan Ikinci
Murad'in kardesi ve Hamideli Sancakbeyi Mustafa Çelebi'ye
meyl ederek Karamanoglu ile birlikte Mustafa'ya kuvvet verip
yardim eder. Bununla beraber Sultan Murad, Yakub Bey
aleyhinde hiç bir harekette bulunmuyordu. O da son anlarina
kadar beyligini muhafaza etmisti. Hatta Osmanli hükümdari,
"Sah Ana" diye hitab ettigi Yakub Bey'in esini, Candaroglu
Isfendiyar Bey'in torununu alacagi zaman gelini getirmeye
göndermisti.
Erkek evladi bulunmayan Yakub Bey, kiz kardesinin
torunu olan Murad'i gün geçtikçe sevmeye baslar. Bu sevgi,
erkek evladinin olmayisi ve Osmanlilar'in ileride büyük bir
devlet haline gelecegini sezmesi üzerine onun, ülkesini
Osmanlilar'a vasiyet etmesine sebep oldu.
Bu sebepledir ki, ilerlemis yasina ragmen Edirne'de
bulunan padisahi ziyaret etmek ister. Bu gaye ile yola çikan
Yakub Bey, Bursa'ya gelir. Oradan Çanakkale Bogazi'na kadar
giderek Gelibolu'da Rumeli yakasina ayak basar. Ikinci
Murad, Yakub Bey'i karsilamak için Meriç ve Ergene üzerinde
insa ettirmekte oldugu köprü sahasina kadar gelir. Bu vesile
ile Sirbistan siniri valisi Ishak Bey'in idaresinde orada
yaptirmakta oldugu köprünün insaat durumunu görme imkânini
da elde eder. Yüz yetmis kemer üzerine kurulan ve hâlen
Uzunköprü ilçesine adini vermis bulunan bu köprü, yapilis
tarzindaki özellikten dolayi Ikinci Murad'in sultanlik
çaginda kurulmus binalar arasinda ilk plânda yer alir.
Yakub Bey, geçtigi bütün yollarda oldugu gibi
Edirne'de de hürmet ve itibar görür. Padisah, onu yasinin
büyüklügüne ve mevkiine lâyik bir hürmetle karsilar. Yakub
Bey, Edirne'de misafir bulundugu siralarda büyük senlikler
yapilir. Devrin en büyük hekim ve sairlerinden olan Seyhî,
mihmandar sifati ile onun maiyetine verilir. Seyhî,
gezmelerinde ona refakat etmeye ve arzularinin en küçügüne
kadar bütün isteklerinin yerine getirilmesine memur
edilmisti.
Bu söhretli misafir, gördügü misafirperverlikten
dolayi minnettar olarak ülkesine döner. Sultan Murad'in,
emrine verdigi askere karsi o kadar cömertçe davranir ki,
Gelibolu'ya ulastigi sirada parasi tükenir. O zaman padisaha
bir mektup yazarak durum ve ihtiyacini bildirir. Sultan
Murad, Germiyan Beyi'nin mektubunu okudugu zaman:
"Cenab-i Hak, Germiyan Beyi'ni bize öyle bir kardes olmak
üzere göndermis ki, kendi gelirinden baska bizimkileri de
yiyor." diyerek derhal onun sanina lâyik olacak sekilde bir
miktar para gönderir.
Ikinci Murad'i ziyaret ettigi sirada seksenini
bulmus olan Yakub Bey, ilk karsilasmada Sultan Murad'in
elini öpmek istediyse de padisah elini vermez. Karsilikli
öpüsüp musafaha ederler. Yakub Bey, ziyaretinin sebebini
anlatarak içten gelen arzusunu sifahî (agizdan) arz ile
ölümünden sonra memleketini padisaha vasiyet eyler. O,
ülkesini kizkardeslerinin çocuklarina birakmak istemiyordu.
Edirne'de bir ay kadar kalan Yakub Bey, Kütahya'ya
dönüsünden bir sene sonra 832 Rebiülahir (1429 Ocak)'ta
vefat ederek Kütahya'da yaptirmis oldugu imâret mescidi
mihrabinin arkasina defnedilir. Yaninda zevcesi Pasa Kerime
Hanim da vardir. Yakub Bey, hastalandigi sirada yazdirip
Ikinci Murad'a gönderdigi vasiyetnâmesinde ülkesini
Osmanlilara vasiyet eyleyip terk ettigini tekrarlamisti.
Böylece Yakub Bey'in vasiyeti üzerine beyligi, Osmanli
idaresine girmisti. Buranin sancak beyligine de Kara
Timurtas Pasa'nin torunu ve Umur Bey'in oglu Osman Bey tayin
edilmistir.
Aradaki fasilalar hariç olmak üzere takriben otuz
sene kadar Germiyan hükümdari olan Yakub Bey, çok cömert bir
insandi. Bilginleri seven bir kimse olarak Yakub Bey,
sarayinda pek çok sair, edip, bilgin ve tabibin bulunmasini
saglamistir. Edirne'de kendisine mihmandar olarak tayin
edilen Seyhu's-Suara Seyhî Sinan da bizzat kendi himayesinde
yetisen ve sonradan Osmanlilar'in hizmetine giren bir kimse
idi.
O, ilim ve fikir adamlarini himaye hususunda
babasinin izini takib etmisti. Türkçe'nin gelismesine hizmet
etmis, meshur ilk Türkçe imâret vakfiyesini güzel bir yazi
ile hak ettirerek imâretin duvarina koydurmustu.
Çok cömert, eli açik, ihsani bol bir kimse olan
Yakub Bey, Bursa'ya geldigi zaman Osman, Orhan, Yildirim
Bâyezid ve Çelebi Sultan Mehmed'in türbelerini ziyaret eder.
Bu esnada henüz hayatta bulunan Emir Sultan'i da ziyaret
ederek elini öper.
SIRBISTAN VE GÜVERCINLIK KALESI MESELESI
Sirbistan, Birinci Kosova muharebesinden beri
Osmanlilar'in nüfuzu altinda idi. Ankara muharebesinden
sonra Sirbistan himayeden çikmamakla beraber kendi lehine
bazi tavizler elde etmisti. Kosova muharebesinde öldürülen
Lazar'in yerine Stefan Lazareviç (1389-1427) Sirp
despotluguna getirildi. Stefan Lazareviç, Temmuz 1427
senesinde evlad birakmadan ölünce onun yerine kiz kardesinin
oglu Jorj Brankoviç, Sirp despotu oldu. Osmanli tarihlerinde
Vilk (babasinin adi Vulk) oglu diye bahs edilen Jorj
Brankoviç'in Sirp despotu olur olmaz bazi kalelerini
Macarlara terk etmesi, Osmanlilar ile Sirp ve Macarlar
arasinda bazi çatismalarin çikmasina sebep oldu. Bu adam,
selefi ve Osmanli dostu olan Lazareviç'in gütmekte oldugu
siyaseti terk ederek gerektiginde Osmanlilar'a karsi kendini
müdafaa etmek ve Türk taarruzlarini kuzeye yani Macaristan'a
geçirmemek için hem Alman Imparatoru hem de Macaristan Krali
olan Sigismond'a kendi topraklarindan bazi mühim yerleri
vermisti. Bu yerlerden birisi de Sirplarin merkezi olan
Semendire ile Orsova arasinda ve Tuna nehri kenarindaki
Golumbaç (Kolombaç) idi. Osmanlilar buraya "Güvercinlik"
diyorlardi. Halbuki eski despot Stefan Lazareviç, ölmeden
önce burayi on iki bin duka altin borcuna karsilik "boyar"
yani beylerinden birisine rehin olarak vermisti. Belgrad'i
isgal eden Sigismond, parayi ödemeden Kolombaç'i da almak
isteyince, boyar kaleyi Osmanlilar'a terk etti
Sigismond'un, Macaristan'a açilan yollar üzerinde
önemli ve stratejik bir mevkide bulunan Güvercinligi zorla
almak istemesi üzerine Sultan Murad, kalenin müdafaasina
kosar. Macadar bir basari elde edemedikleri gibi Sigismond
da ölüm tehlikesi geçirerek bir fedaisi sayesinde zor
kurtulmustu. Sigismond, muvaffak olamayinca Osmanlilarla
anlasmak zorunda kalir ve Güvercinlik'in Osmanlilar'a
geçmesini kabul eder.
Belgrad'in Macarlara verilmesi üzerine hükümet
merkezini daha önce Semendir'e nakl etmis olan Jorj
Brankoviç, Sigismond'un basarisiz oldugunu görünce ondan
ümidini keserek Osmanlilar'la anlasmaya çalisir. Varilan
anlasmaya göre o, her sene Osmanli hazinesine elli bin duka
altin vermeyi, Macarlarla münasebetlerini kesmeyi ve padisah
istedigi zaman Osmanli ordusuna asker göndermeyi kabul eder.
Sultan Murad, Edirne'ye döndügü zaman hükümdarlara
nâmeler göndererek yeni fetihlerini bildirir. Güvercinlik ve
Krusevaç gibi kalelerin ele geçirilmesiyle Osmanli
sinirlari, Sirbistan'in kuzeyinde yeni gelismeler kayd
etmisti. Güvercinlik, Macaristan'a açilan yollar üzerinde
oldugu gibi bilhassa Sirbistan'in müdafaa ve elde
tutulmasina yarayacak bir mevki isgal ediyordu. Onun içindir
ki, zaptindan on alti yil sonra Segedin muahedesi yapilirken
Güvercinlik üzerinde bir hayli durulacaktir. Macaristan
bakimindan çok önemli bir üs olarak kabul edildigi için
burasi, her firsatta Macarlar tarafindan gözetlenecektir.
Hatta Fatih Sultan Mehmed, 1473 senesinde Uzun Hasan'a karsi
sefere giderken Macar elçisi Padisahin ve dolayisiyla
Osmanlilarin bu müskül durumundan yararlanarak
Güvercinlik'in terkini veya kalesinin yikilmasini
isteyecektir.
SELÂNIK VE YANYA'NIN FETHI
Birinci Murad zamaninda kusatilip alinamayan, fakat hicrî
791 (M. 1394) yilinda Yildirim Bâyezid tarafindan zapt
edilen Selânik, Ankara Muharebesi'nden sonra Bizans
Imparatoru ile uyusmak isteyen Emir Süleyman tarafindan
Bizanslilara terk edilmisti. Selânik sehrinin, Osmanlilar
tarafindan ilk defa olarak fethi ve bilahare tekrar Rumlarin
eline geçisine dair bilgiler, Yildirim Bâyezid dönemi
hadiseleri arasinda zikr edilmisti.
Osmanlilar'in saltanat degisikligi ve buna bagli
olarak çikan taht kavgalari fitnesi ortadan kalkip tehlikeli
durumlarinin düzelmesinden sonra sira daha önce ellerine
geçmis olan Selânik'in yeniden elde edilmesine gelmisti.
Bunun için Sultan Murad, Evrenoszâdelerle Turahan Bey
komutasindaki ordusuyla Selânik'i muhasara ettirmisti. Bu
sirada Manuel'in oglu Andronikos, Selânik valiliginde
bulunuyordu. Muhasara yüzünden sikintiya düsen halk,
Andronikos'un muvafakati olsun olmasin, kendilerine yiyecek
vermek ve sehri mamur hale getirmek sartiyla Venediklilere
satmaya karar verir. Venedikliler, kendilerine sadik kalmak
sartiyle Selânikliler'in tekliflerini kabul ile elli bin
duka altin karsiliginda Selânik'i satin alirlar. Böylece
Selânik halki, para karsiliginda kendilerini yabanci bir
millete satarken, Venedikliler de kan yerine keselerinden
para dökerek Ege kiyilarinin en mühim sehirlerinden birine
sahip olurlar. Bu esnada zaten hasta olan Andronikos da
Venedikliler'ce Mora'ya gönderir (H. 826 / M. 1423).
Sultan II. Murad, Selânik'in Venedikliler'in eline
geçmesini istememisti. Fakat o sirada daha pürüzlü ve önemli
isler oldugundan ses çikarmamis ve uygun bir zaman
gözetlemeyi uygun görmüstü. Sultan Murad, 1426 yilinda
Ayasolug'a giderek orada bulundugu sirada Midilli, Sakiz ve
Rodos ile eski antlasmalari yeniledigi zaman Venediklilerin
Selânik'i almalarindan dolayi bunlarla olan muahedeyi
yenilemeyerek Venedik elçisini geri çevirmisti.
Padisah, buradaki islermi yoluna koyduktan sonra
Edirne'ye döner. Venedikliler yeni bir heyet göndererek
muahedeleri yenilemek istedilerse de padisah: "Selânik,
babamdan kalma mülkümdür. Büyük babam Bâyezid bazusunun
kuvvetiyle burasini Rumlardan aldi, eger oranin idaresi
Rumlarin elinde bulunsaydi, bunlara haksizlik ettigimi belki
iddia edebilirlerdi. Siz ise Italya'dan gelen Latinlersiniz.
Buralara sokulmaniza sebep ne? Ya arzunuzla oradan
.çekiliniz, ya da hemen gelirim" cevabini verir. Böylece
elçiler bir is göremeden geriye dönerler. Osmanlilar'in bu
sekildeki kesin tutumu üzerine Venedikliler, ilk günlerden
itibaren isi diplomatik yollarla ve gürültüsüz atlatmaya
çalisirlar. Sultan Murad'a defalarca elçi gönderirler ama bu
çabalarin hiç birisi Sultan Murad'i bu oldu bitti karsisinda
yumusatamaz. Bu arada Venedikliler, sehrin zapti kadar garip
ve tuhaf olan bir muameleye bas vurarak bizzat Bizanslilarin
tavassutunu temin ederler. Padisah, imparatorun bu
tavassutunu çok garip bulmustu. Ioannis'in göndermis oldugu
Nikola de Gona ve Frangopulos adlarindaki elçilerine, sayet
Selânik imparatora ait olsaydi orayi hiç bir zaman zapt
etmek istemeyecegini, fakat Venediklilerin, imparatorun
arazisi ile kendi topraklan arasina yerlesmesine de müsaade
edemeyecegini söyleyerek anlari da geri gönderir.
Bu müzakereler esnasinda sefer hazirliklarini da
ihmal etmeyen Sultan Murad, 1430 senesi Subatinin
ortalarinda Edirne'den Serez'e gelir. Burada Anadolu
Beylerbeyi olan Hamza Bey komutasindaki Anadolu kuvvetleri
ile Sinan Bey komutasindaki Rumeli kuvvetlerini bir araya
getirir. Kendisi Serez'de kalarak Hamza Bey'i ileriye
gönderir. Bütün kusatma hazirliklari yapildiktan sonra
Venedik valisinden sehrin teslimini ister. Fakat Venedik
valisi bunu red eder. Bunun üzerine Hamza Bey sehri topla
dövmeye baslar. Selânikliler, Venedikliler'den donanma ve
yardim istedilerse de bu yardim gerçeklesmedi. Muhasara
karargahina gelen Sultan Murad, sehrin bir an önce düsmesini
istiyordu. Venedikliler Rumlara itimad edemediklerinden
kendi askerlerini Rumlarin arasina dagitmislardi. Bu sekilde
sehir müdafaa edilirken Rumlarin gevsekligini ve icabinda
karsi tarafla anlasmalarini önlemeyi düsünüyorlardi.
Umumi hücumla alindigi takdirde sehrin zarar ve
tahribata ugrayacagini hesaplayan Hamza Bey, hem buna mani
olmak, hem de fazla zahmet çekilmeden fethi mümkün kilmak
için surlardan içeriye adamlar soktu. Sayet Venedikliler,
Rumlardan gelebilecek bir hainligin önünü almak üzere
önceden gerekli tedbirleri almamis olsalardi belki de Hamza
Bey'in adamlari gayelerine ulasacaklardi. Buna meydan
vermemek düsüncesi ile Venedikliler, her Rum askerinin
yanina degisik memleketlerden ücretle topladiklari
adamlardan kurulu yagmaci (Butineur) denilen askerden birini
koymuslardi. Ayrica Hamza'nin oklarinin ucuna mektuplar
sararak Rumlari sehir kapilarini açmaya tesvik etmesi, buna
karsilik kendilerine hürriyet ve himaye vaad etmesi de bir
sonuç vermedi. Çünkü Venediklilerin çok siki tedbirler
almalari üzerine sehre sokulan adamlarla içeriye firlatilan
mektuplarin, Rumlar üzerindeki tesirleri önlenmisti.
26 Subat gecesi meydana gelen depremde halk büyük
bir heyecan yasadi. Fakat Venediklilerin çabasi sonucunda bu
korku ve heyecan giderilerek müdafaa daha bir güç kazandi.
Rumlar, Venediklilere mecburen itaat ediyorlardi. Hamza
Bey'in tekliflerini kabul etmeyen Venedikliler'e karsi
padisah, hücuma karar verir. Bu, sehrin zapt edildigi zaman,
âdet oldugu üzere yagmaya ugramasi demekti. Hükümdar böyle
bir karar almak zorunda kalmisti. Çünkü daha önceki bütün
baris ve teslim çagrilari cevapsiz kalmisti.
28 Subat'i 1 Mart'a baglayan gece, Selânik halki
arasinda genel hücumun ertesi gün yapilacagi söylentileri
dolasmaya baslar. Bunun üzerine halk, kalabalik topluluklar
halinde kiliselerde toplanmaya basladi. En fazla kalabalik
ise Aziz Dimitrios'un tabutu bulunan ve içinde devamli
olarak "kutsal yag" akan kilisede toplanmisti. O gün aksama
dogru, Osmanlilar'in, limandaki üç Venedik kadirgasini
yakmasi, Venedikliler arasinda büyük bir korkunun meydana
gelmesine sebep oldu. Bu yüzden bütün askerlerini kaleden
çekip gemilere bindirdiler. Venediklilerin, sehrin
savunmasindan ayrilmalari, Rumlari büsbütün perisan etmisti.
Bu yüzden onlardan da bulunduklari mevzileri terk edenler
oldu. Ertesi gün safakla baslayan genel hücum sonunda
Osmanli askeri sehre girmeye basladi. Bu esnada Selânik
halkindan bazilari, gruplar halinde Venedik kadirgalarina
binmek istedilerse de bunlar, Venedikliler tarafindan
gemilere alinmazlar. Selânik sehrini para karsiligi alan
Venedikliler, sadece sehrin ticaretini düsünüyorlardi. Zira
Selânik, Ege Denizi'nde ticarî mevkii parlak bir sehirdi.
Fakat orada barinamayacaklarini anladiklari zaman dindaslari
olan Rumlari, Müslüman olan Osmanlilar'a terk etmekten
çekinmemislerdi.
Öyle anlasiliyor ki sehrin umumî bir hücumla
alinacagi söylentileri bosu bosuna çikarilmis bir iddia
degildi. Zira Mart ayinin ikinci günü sato tarafindan
yapilan siddetli bir hücum ve merdivenlerle üzerlerine
çikilan surlarin isgali sonunda, kale kapilarinin açilmasi
ile sehir zapt edildi (27 Receb 833/2 Mart 1430). Selânik'in
düsmesi, Avrupa ve bilhassa Venedik'te büyük üzüntülere
sebep olmustu.
Selânik zapt edilince Sultan Murad, Vardar Yenicesi
ile diger sehirlerden Türk aileler getirterek buraya iskân
ettirir. Bu politikasi ile o, sehrin Müslüman Türk hüviyeti
kazanmasina çalisiyordu. O, sadece iskân ile yetinmiyerek
buraya yerlestirilenler için bazi imkânlar da sagliyordu. Bu
sebeple Aya Dimitri (Sen Dimitrios) kilisesi hariç olmak
üzere diger bütün kiliseleri camiye tahvil ettirir.
Hammer'in ifadesine göre bazi kiliseleri de yiktirip onlarin
malzemesinden sehrin ortasinda bir Türk hamami yaptirir.
Böylece Müslümanlarin rahat ibadet etmeleri ve diger
sosyal tesislerden istifade etmelerini saglamisti.
Osmanli kaynaklan, Selânik'in kirk günlük bir
kusatma sonunda zapt edildigini yazarlarsa da yabanci
kaynaklarda buranin daha kisa bir sürede zaptedildigi
bildirilmektedir. Subat ortalarinda baslayan kusatma, 2
Mart'ta sona erdigine göre bu sürenin çok daha az oldugu
anlasilmaktadir.
Selânik muhasarasi devam ederken, Amiral Andrea
Moceniko komutasindaki Venedik donanmasi, Gelibolu'yu zapt
etmek için ugrastiysa da bunda basarili olamadigi gibi gemi
bakimindan da zayiata ugradi. Zira henüz emekleme durumunda
bulunmasina ragmen Osmanli donanmasi, onlarin basarili
olmasina ve Gelibolu'yu ele geçirmelerine engel olmustu.
Amiral Moceniko'nun yerine geçen Silvestr Morisini
Selânik'in intikamini almak için 1431 yilinda Çanakkale
bogazinin Anadolu yakasindaki istihkamlara ani bir baskinda
bulunarak ele geçirdigi muhafizlari öldürmüs, surlarini da
tahrib etmisti. Bundan sonra Sultan Murad ile Venedikliler
arasinda Gelibolu'da bir muahede imzalanir. Bu muahede ile
Selânik'in Osmanlilar'a terk edildigi belgelendirilip kabul
ediliyordu. Dukas'in ifadesine göre Venedikliler, Egriboz
adasinin Osmanlilar tarafindan zapt edilmesinden korktuklari
için böyle bir baris teklifinde bulunmuslardi.
Selânik'in zaptindan takriben bir buçuk sene sonra
13 Safer 835 (9 Ekim 1431)'de Yanya Osmanli topraklarina
katildi. Yildirim Bâyezid zamanindan beri Yunanistan'in Epir
bölgesinde Latin kökenli despotlar vardi. Osmanlilarin
yüksek hâkimiyeti altinda bulunan ve merkezi Yanya olan Epir
despotu Karlotoçi (Carlo Tocco) ölünce ogullari arasinda
hâkimiyet mücadelesi bas göstermisti. Bunlardan Memnon
adindaki ogul, Osmanlilar'dan yardim ister. Bunun üzerine
Sultan Murad, Karaca Pasa komutasinda gönderdigi kuvvetler
ile Memnon'a yardim edip onu arzusuna kavusturur. Bununla
beraber yerli Ruro halki, ogullar arasinda meydana gelen bu
mücadele ile Latinlerden memnun degildir. Bu yüzden aradan
fazla bir zaman geçmeden Yanya halkinin ileri gelenlerinin
meydana getirdigi bir heyet, o siralarda Selânik civarinda
bulunan Sultan Murad'i ziyaret eder. Heyet, halkin
hürriyetine, örf, âdet ve ibadetlerine dokunmayacagina dair
Sultan Murad'dan bir ferman aldiktan sonra sehrin
anahtarlarini kendisine teslim eder. Sultan Murad, Yanya'yi
teslim almak için Karaca Pasa'yi görevlendirir. Karaca
Pasa'nin sehri teslim almasindan sonra buraya da Türkler
iskân edilir.
Yanya'nin baris (sulh) yolu ile alinmasi ve
özellikle halkin istegiyle Osmanli idaresinin kabul
edilmesi, Osmanli idare ve adaletinin, Balkan halklari
üzerinde nasil iyi bir tesir meydana getirdiginin
göstergesidir. Kendi dindaslari olan Latinlerin zulüm ve
çekismesinden bikan halk, adalet ve hak sinasliklarina
güvendikleri Osmanliya baglanmayi tercih etmisti.
BALKANLAR'DAKI YENI OLAYLAR
Macarlar, eskiden beri Balkanlar'daki milletlerin
Osmanlilar'a karsi tavir koymalarini istiyor ve kendilerini
bölge halklarinin bir çesit hâmisi kabul ediyorlardi. Bu
yüzden, Eflâk ve Sirbistan'in Osmanlilar'la olan
baglantilarini kesmekte kakarli görünüyorlardi. Durumun
nezaketini bilen Osmanli devlet adamlari da buna karsi
tedbir almakta gecikmiyorlardi. Onun için de zaman zaman
çatismalar meydana geliyordu. Bu çatisma ve anlasmazliklara
ilaveten bölgede iç karisikliklarda sürüp gidiyordu. Devamli
karisikliklara sebep olan bölgedeki olaylari Eflâk ve
Sirbistan hadiseleri olmak üzere iki kisma ayirmak
mümkündür.
EFLÂK HÂDISELERI
Eflâk'in söhretli voyvodasi Mirça'nin ölümünden
sonra bölge, senelerce sürecek olan iç karisikliklara sahne
olacaktir. Bu mücadeleler esnasinda voyvodalarin bazilari
Macarlar, bazilari da Osmanlilar'dan yardim göreceklerdir.
Eflâk'taki iç mücadele Mirça'nin kardesinin çocuklari olan
Dan'lilar ve Mirça'nin oglu Vlad Drakula'nin torunlari olan
Drakul'lular arasinda cereyan ediyordu. Bu mücadeleler
sebebiyle voyvodalar makamlarini yeterince saglama
alamadiklari gibi bu dönem Eflâk kaynaklari da kifayetsiz
olduklari için voyvodalarin saltanat tarihlerinde
karisikliklar bulunmaktadir.
Mirça'nin ölümünden sonra kardesinin oglu Dan, Eflâk
voyvodasi olmustu. Fakat bu voyvoda, Bogdan prensinin
yardimini alan Vlad Drakul tarafindan öldürülür. Dan'in oglu
Osmanlilar'dan yardim istedigi için kendisine yardim
edildiyse de bunda iyi bir basari saglanamadi. Bu yüzden bu
da babasi gibi Vlad tarafindan öldürülür(1431). Vlad, bu
cesareti, Macarlarin ve bilhassa Sigismond'un kendisini
himaye etmesinden aliyordu. Dukas ve Hammer'in ifadelerine
göre Eflâk Beyi (voyvodasi) Vlad, ya insafsiz ve
zâlimliginden veya Sigismond'un kendisine verdigi Dragon
nisanindan dolayi Drakul (Eflâl dilinde hilekâr, Seytan)
lakabi ile aniliyordu. Vlad, bütün bu himayelere ragmen
Sigismond'un kendisini Türklerin elinden kurtaramayacagini
düsünerek rakiplerine galip gelmekle birlikte Osmanlilar'a
da sokularak görünüste onlara olan bagliligini göstermek
istiyordu. Filhakika Vlad Drakul, Osmanli hükümdarinin,
Karaman seferine hareket edecegi esnada bizzat Bursa'ya
kadar gelerek bagliligini arz ve Sultan Murad'in
Macaristan'a yapacagi seferlerde kendisine her türlü
kolayligi gösterecegini vaad ettigi gibi böyle bir seferde
Osmanli ordusuna klavuzluk edecegini de taahhud eder. Bu
arz-i ubûdiyetten memnun olan Sultan Murad, onu tekrar
ülkesine gönderir.
Büyük bir idarî ve diplomatik tecrübeye sahip olan
Osmanli devlet erkâni, Vlad'in iki yüzlülügünü çok iyi
biliyordu. Bu sebeple onun Macarlarla olan münasebetlerini
bozmak için ayni sene (1432), yanina asker vererek onu
Transilvanya'ya akin yapmaya memur eder. Bu sekilde, Vlad
Drakul vasitasiyle Macarlara büyük bir darbe indiren Sultan
Murad, bilahare Macarlarla dostlugu yenilemek ister. Zira
Sultan Murad, Macaristan ile dostça münasebetlerin faydali
olacagini düsünür. Bu sebeple Imparatorun bulundugu Bâl
sehrine tantanali bir elçilik heyeti gönderir. Sigismond,
heyeti Bas kilisede ve bütün hükümdarlik alametleri üzerinde
bulundugu halde kabul eder. Bu elçilik erkânindan on iki
kisi ilerleyerek Imparatora altin sikkelerle dolu on iki
altin kupa, bir takimi sirma islemeli, bir takimi da
kiymetli taslarla süslü ipekli elbiseler sunar. Böylece
mütareke yenilendikten sonra Sigismond, Sultan Murad'in
elçilerini gayet sahane bir surette taltifederek birçok
hediyelerle Padisahlarina gönderir (Kasim 1433).
SIRBISTAN HÂDISELERI
Eflâk voyvodasi Vlad Drakul gibi Sirp despotu Jorj
Brankoviç te Macarlara dayanip onlardan yararlanmak
istiyordu. Zaten Macarlar da Sirp despotunu Osmanlilar
aleyhine tesvikten geri kalmiyorlardi. Sirbistan'in iki
önemli sehrinden Belgrad'in Macarlar, Güvercinlik'in de
Osmanlilar elinde bulunmasindan dolayi her iki devletin
Sirbistan üzerindeki dikkatleri daha fazla hassasiyet
kazanmisti. Sirp despotunun Osmanli Devleti'ne sadik
görünmesine ragmen el altindan da Osmanlilar'in aleyhindeki
bazi hareketleri, Üsküp Sancak Beyi Ishak Bey tarafindan
haber alinip merkeze bildirildiginden, onun komutasindaki
bir ordu ile Sirbistan içlerine dogru bir akin yapilir. Bu
akinla, Sirp despotunun Macarlarla olan alâkasini kesmek ve
Osmanlilar'a olan bagliligini güçlendirme hedeflenmisti.
Ishak Bey komutasindaki Osmanli ordusunun Sirbistan
ortalarina kadar bir akin yapmasi, Sirp despotu Brankoviç'i
telaslandirir. Bu yüzden Macarlarla olan münasebetlerini
kesmeyi ve kizi Marya (Mara)'yi Osmanli hükümdarina zevce
olarak vermeyi kabul ederek barisi saglayabildi. Sarica
Pasa, Osmanlilara olan baglilik yeminini ettirmek ve
padisahin nisanlisini getirmek üzere Jorj Brankoviç'in
sarayina gider. Bununla beraber yine ayni sene (1433)
içinde, Evrenoszâde Ali Bey'in Macaristan'a yaptigi bir
akinda basarili olamamasi, Brankoviç'i yeniden Macarlarla
münasebetlerini gelistirmeye yöneltir. Hatta kizini padisaha
nisanlamis olmasina ragmen onun henüz küçük oldugunu ileri
sürerek dügünün yapilmasini da tehir eder.
Iki yüzlü harekette Eflâk voyvodasindan da usta
davranan Jorj Brankoviç, Macar Krali Sigismond ile birlikte
Karamanoglu Ibrahim Bey'le gizlice anlasarak onu, Osmanlilar
aleyhine kiskirtmaya ve bir takim faaliyetlerde bulunmaya
sevkeder. Bundan cesaret alan Ibrahim Bey, Osmanli ülkesine
saldiracak ve bazi yerleri ele geçirecektir. Fakat ileride
de bahs edilecegi gibi Sultan Murad, Karamanoglu Ibrahim
Bey'in hakkindan geldikten sonra tekrar Rumeliye dönecektir.
Durumun kendi aleyhindeki vehametini görmekte gecikmeyen
Brankoviç, padisahin hiddetini teskin ile dikkatini baska
seyler üzerine çekebilmek için kizi Mara'yi aldirmasi
istirhaminda bulunacaktir. Sultan Murad, pasalarini toplayip
kendileri ile bu durumu görüsünce pasalar "almak gerek
sultanim" demislerdi. Bunun üzerine sultan da "tedarik neyse
edin" diyerek Kizlaragasi Reyhan Aga ve Oruç Bey ile Sirp
sinirlari üzerinde toplanmis olan askerin komutani Ishak
Bey'in esini gelini almak üzere bir heyetle Üsküp'e, oradan
da Semendire'ye gönderir. Âsikpasazâde hadiseyi su
ifadelerle nakl eder:
"Bir kaç günlük yol kalinca Vilk oglu, kâfir
beylerinin hatunlarini karsi gönderdi. Acayip konukluklar
eyledi. Gayet iyi tazimle Semendire'ye getirdiler. Onda dahi
nihayetsiz konukluklar etti. Çeyizinin hesabini yazmislar.
Defterini Özbek Aga'ya verdiler. Vilk oglu demis ki: "Ben
çeyizi kizima vermedim, Hünkâra verdim, dilerse bu
câriyesine versin, dilerse gayri câriyesine versin". Elhasil
kizi Edirne'ye getirdiler. hünkâr kendine dügün etmedi. "Bir
sipahi kâfirin kizina ne dügün gerek" dedi. Ve her ne kim
Vilk oglu dedi, onu Hünkâr'a dediler. Hünkâr eder "Benim
câriyelerime verecegim yok mudur ki onun kizinin çeyizini
vereyin." dedi. Hiç nesne kabul etmedi. Geri çeyizini ol
kiza verdi. Bir sehl zaman durdu, Bursa'ya gönderdi.
Isfendiyar kizi dahi Bursa'da idi, onu Edirne'ye getirdi."
Jorj Brankoviç, mutad merasimle, kizini Osmanli
sarayina götürmek üzere gelen heyete teslim eder. Edirne'ye
gelen Mara oradan da Bursa'ya gönderilir.
Sultan Murad, kizi Mara'yi Edirne'ye göndermis olan
Jorj Brankoviç'e pek güvenemiyordu. Bu sebeple Sirp despotu
ile Eflâk voyvodasinin Macarlar'la arasini iyice açarak
kendisine baglanmalarini saglamak için Macaristan harekâtina
katilmalarini emr eder. Padisahin emri geregince Jorj
Brankoviç ve Vlad Drakul 1438'deki Macaristan akinina
katilirlar. Her iki hükümdarin Evrenoszâde Ali Bey
komutasindaki akinci kuvvetlerine iltihaklarini müteakip
Demirkapi üzerinden Tuna nehri âsilir. Birbuçuk ay kadar
süren akinlar esnasinda, Transilvanya'da bazi sehirler zapt
ve kaleler de tahrib edilir. Bu akinlar esnasinda birçok
ganimet elde edilir.
Sultan Murad, 1438 kisinda Brankoviç'in kizi Mara
ile evlendi. Bununla beraber Sirbistan hududundaki Türk
kuvvetlerinin komutani olan Ishak Bey'den aldigi raporlar,
kayinpederine itimad edilemeyecegini gösteren delillerle
dolu idi. Sultan Murad, müstereken icra edilen Transilvanya
akinina ragmen Macarlarla aralarinin açilmadigini görünce,
Sirbistan problemine kesin bir çözüm getirme kararma varir.
Buna göre Karamanoglu'nu tahrik edenlerden birisi daha
bütünüyle ortadan kalkacakti.
Sultan Murad, Brankoviç'in, Semendire'nin
anahtarlari ile birlikte Edirne'ye gelmesini emr eder.
Brankoviç, itaat edecek yerde, büyük oglu Greguar'i
Semendire'nin tahkim ve müdafaasina memur eder. Kendisi de
diger oglu Lazar'i yanina alarak Sigismond'a halef olan
Albert'e siginir.
Sultan Murad, Brankoviç gibi Eflâk Voyvodasini da
davet etmisti.
Voyvoda Drakul, Jorj Brankoviç'i taklid etmeyerek padisahin
dâvetine icabet eder. Vlad Drakul, ordugâha gelince
yakalanarak Edirne'ye gönderilir. Edirne'den de Gelibolu'ya
yollanarak haps edildiyse de iki oglunu rehin olarak
birakmayi kabul ettiginden hapiste uzun süre tutulmayarak
serbest birakildi. Vlad Drakul ülkesine dönerek yine eski
makamina geçer.
Sultan Murad, Sirbistan isini kesin bir sonuca
baglamak için Semendire üzerine kuvvet sevk eder.
Brankoviç'in oglu tarafindan müdafaa edilen Semendire, üç ay
müddetle kusatilir. Bu esnada, Sirbistan islerini çok iyi
bilen Ishak Bey, hacdan dönünce kusatmanin siddeti
artirilir. Bu siddetli kusatmaya tahammül edemeyen
Semendire, 1439 yilinda teslim olur. Asikpasazâde, sehrin
fethinden hemen sonra onun Müslüman Türk sehri haline
getirilmesi için kadi tayin edildigini, Cuma namazinin
kilindigini ve hisarina asker kondugunu yazar. Sehri müdafaa
edenlerle birlikte esir düsen Greguar, daha önce rehine
olarak Edirne'ye gönderilmis bulunan kardesi Stefan ile
birlikte Tokat'a yollanarak hapsedilir.
Semendire muhasarasi devam ederken bir Macar ordusu
sehrin imdadina geldiyse de Ishak Bey ile Timurtas Pasaoglu
Osman Çelebi tarafindan maglub edildikten baska Macaristan'a
da akinlar düzenlendi. Osmanlilar bu sefer esnasinda pek çok
esir ve ganimet aldilar. Seferde bizzat bulunmus olan
tarihçi Âsikpasazâde, "esirlerin sayisinin çok fazla
oldugunu, kendisinin bile bes esir satin aldigini, esirlerin
fazlaligi sebebiyle fiyatlarinin düstügünü, hatta bir
askerin, güzel bir cariyeyi bir çift çizme ile mübadele
(degistirdigini) ettigini" yazar.
Sultan Murad, bu sefer esnasinda, eteklerinde
kuruldugu dagin madenlerinin çoklugundan dolayi "Sehirler
anasi" diye adlandirilan Novaberda'yi bizzat kendisi yeniden
feth ederek ele geçirdi (1439). Böylece Sirbistan'in diger
sehir ve yerleri de zapt edilmis oluyordu. Novaberda, daha
önce zapt edilmis ise de fetret döneminde tekrar Sirplara
iade edilmisti. Maden ocaklari ile meshur olan Novaberda,
asirlarca Osmanli ordusunun mermi ihtiyacini kullanmada
hizmet görmüstü.
Sirbistan'a karsi yapilan hareket, Bosna Krali
Tvartko'yu korkuttugundan, Osmanli hazinesine daha önce
vermekte oldugu yirmi bin duka altini yirmi bes bine
çikarmisti.
BELGRAD'lN MUHASARASI
Tarihî kronoloji itibari ile Karaman seferinden
sonra olmasina ragmen, olaylarin akisi içinde Sirbistan
hadiseleri ile yakin ilgisinden dolayi bu muhasaradan bahs
edildikten sonra, Karaman olaylarina temas edilecektir.
Sirbistan'in fethinden sonra Belgrad için de bir
seyler yapmak gerekiyordu. Zira o siralarda Macar
hâkimiyetinde olmakla beraber Belgrad, gerçekte bir Sirp
sehri idi. Filhakika o tarihlerde Bohemya'da meydana gelen
krallik mücadelesi ile Alman Imparatoru ve Macaristan Krali
Albert'in ölümünden dolayi meydana gelen çekismeler, Sultan
Murad'i düsüncesini gerçeklestirmeye yöneltmisti. O, bu
sehrin stratejik durumunu çok iyi biliyordu. Bunun için de
"Belgrad, Engürüs vilayetinin kapisidir" diyerek onun askerî
önemini ortaya koyuyordu. Sultan Murad, Belgrad'i muhasara
için önce Evrenosoglu Ali Bey komutasinda bir ordu gönderdi.
Arkasindan bizzat kendisi de bu kusatmaya istirak etti.
Kusatma hem karadan hem de nehirden yapiliyordu. Osmanli
toplari kaleyi dövmeye baslayinca ondan büyük bir parçayi
yikip bir gedik açtilar. Osmanli birlikleri buradan içeri
daldilarsa da siddetli bir mukavemetle karsilastilar. Sehri
Zovan adinda Raguza'li bir rahip müdafaa ediyordu.
Evrenosoglu kusatmayi kaldirmadi. Surun etrafindaki hendek
kenarina kadar büyük bir siper kazdirdi. Bu arada kale
burçlarindan, kendisini rahatsiz edenleri de kaçirdi.
Polonya Krali iken ayni zamanda Macaristan kralligina da
getirilmis olan Viladislas, Sultan Murad'dan kusatmayi
kaldirmasini rica etmis ise de buna pek aldiris edilmedi. Bu
siralarda Macaristan içlerine dogru da akinlar devam
ediyordu. Fakat alti ay kadar devam eden Belgrad kusatmasi,
zamanin uzamasindan dolayi kaldmldi.
KARAMAN SEFERI
Murad Bey'in destegi sayesinde idareyi elde edip is
basina gelmis olmasina ragmen, Karamanlilar'in, Osmanlilar'a
karsi takib ettikleri tarihî ve daimî düsmanlik siyasetine
devam etmekte mahzur görmeyen Ibrahim Bey, mevkiini ve
yerini kuvvetlendirdikten sonra Sirp despotu ve Macarlar'la
ittifak ederek Osmanlilar'in aleyhindeki faaliyetlerine
baslar. Osmanlilarin, Rumeli'deki sIkIsik durumlarindan
devamli olarak istifade etmeyi adeta bir prensip haline
getiren Karamanlilar, bu sefer de rollerini Ibrahim Bey
vasitasiyle oynuyorlardi.
Evrenoszâde Ali Bey'in, Macaristan'a yaptigi bir
akinda muvaffak olamamasi üzerine, Balkanlar'daki
Hiristiyanlarla is birligine giren Ibrahim Bey, 1433
senesinde de Sirp ve Macarlar'la birleserek Osmanlilar'in
aleyhinde bir ittifak kurmustu.
Karsilikli anlasmalar geregince Macarlar ile Sirp
despotunun Tuna'yi geçip Güvercinlik (Kolambac) kalesine
taarruzlari esnasinda Karamanoglu Ibrahim Bey de
Beysehir'den sonra Hamideli'ni isgal etmeye baslayarak bu
sancagin beyi olan Sarabdar Ilyas'i esir almisti. Rumeli
islerinin kritik bir vaziyet arz etmesinden dolayi yerinden
ayrilamayan Murad Bey, her iki tarafi da tarassut ediyordu.
Bununla beraber Rumeli'ndeki isler yüzünden Edirne'yi
birakip Karamanoglu'nun üzerine gidemiyordu. Karamanoglu da
bunu bildigi için isgal sahasini gittikçe genisletmeye
çalisiyordu.
Sultan Murad, Sinan Pasa komutasinda bir ordu sevk
ederek Macarlari maglub eder. Maglub olan Macarlar'dan bir
kismi Tuna nehrinde bogulurken krallari da zor kurtulmustu
(1433).
Sultan Murad, Güvercinlik önünde kazanilan bu zaferden sonra
Rumeli'ndeki vaziyetin düzeldigini görünce vezir Saruca
Pasa'yi Edirne muhafazasinda birakarak Karamanoglu'nun
üzerine yürür. Aksehir, Konya ve Beysehri'ni alan Sultan
Murad, Bozkir'a kadar gidip Karamanoglu'nu takib eder.
Yaninda bulunan Karamanoglu Isa Bey'i de Karaman hükümdari
ilan edip, Ibrahim'i sonuna kadar takib edecegini açikça
ortaya koyar. Buna karsilik Ibrahim Bey, âlimlerden Mevlânâ
Hamza vâsitasiyle özür dileyerek barisa talib olur. Padisahi
bu konuda ikna etmek için Mevlânâ Hamza, epey dil döker.
Bunun üzerine Sultan Murad:
"Senin hatirin için günahindan vaz geçelim, fakat
onun bu makama gelmesi bizim yardimimizla olmustur. Simdi
onu azl ederek biraderi Isa Bey'i Karaman Bey'i yapmayi
uygun gördüm" deyince Mevlânâ Hamza, Padisahin ayaklarina
kapanarak onu düsüncesinden vaz geçirir. Sonunda is,
Osmanlilar'dan aldigi yerleri iad etmekle tatliya baglanir.
Sultan Murad, Sükrüllah'i (Behcetü't-Tevânh adli eserin
müellifi) Karamanoglu'na elçi olarak gönderir.
Osmanlilar'a karsi giristigi tecavüzden dersini
aldiktan kisa bir müddet sonra Dulkadirogullan'na ait
Kayseri'yi zapt etmesi, Ibrahim üzerine yeniden kuvvet
gönderilmesine sebep oldu.
Bu son gelismeler karsisinda Macarlar'la ayni zamanda
hareket eden Sultan Murad, Macarlar'in maglubiyeti üzerine
1437 baharinda tabiî müttefiki Dulkadirlilarla beraber
dogudan ve batidan Karaman ülkesine taarruz eder. Tokat'tan
yola çikan kuvvetli bir Osmanli ordusu, Maras Bey'i
Dulkadirli Süleyman Bey'le birlikte Kayseri'yi kusatirken,
Murad Bey de Rumeli ve Anadolu kuvvetleri ile Aksehir'e
girer. Böylece Karamanlilari, isgal ettikleri yerlerden
çikarir. Ibrahim Bey, Ikinci Murad'in kiz kardesi olan
haniminin ricalari üzerine bu sefer de af edilir.
Daha önce de belirtildigi gibi Sultan Murad,
kizkardeslerinden birini de Karamanoglu Ibrahim Bey'in
kardesi olan Isa Bey ile evlendirmisti. Isa Bey, Ikinci
Murad tarafindan Hamideli sancakbeyligine getirilmisti.
Karaman Devleti'nin yanibasindaki bir Osmanli sancaginin
basina, Ibrahim Bey'in en büyük rakibinin getirilmis olmasi
onu ürkütmüstü. Bu korku yüzünden olsa gerek ki, 1437 yili
sonlarina dogru Ibrahim Bey, kardesi Isa Bey ile giristigi
bir vurusmada onu öldürür.
Bu arada, Osmanlilar'in Dulkadirogullari'ni himaye
etmesini bir türlü hazmedemeyen Memlûklular, Karamanoglu'nun
Osmanlilar karsisinda ezilmesinden dolayi endiseye
kapilirlar. Zira bu, Osmanlilarin tek baslarina Anadolu'nun
hâkimi durumuna gelmeleri, ve Anadolu'da kendilerine ait
olan topraklarin kaybi demekti. Osmanlilar ile Memlûklular
arasinda Karaman ve Dulkadir gibi tampon devletlerin
bulunmasi, Memlûk Devleti için bir garanti olarak
görülüyordu. Bunlarin, Anadolu'da Osmanlilari ezip ortadan
kaldirmalari imkânsizdi. Fakat fütuhatçi olan ve dünyanin en
müsait jeopolitik mevkiinde yerlesmis bulunan Osmanlilarin
Memlûklulari ezmesi imkân dahilinde idi. Bu durumu bilen
Memlûk idarecileri, Osmanlilarla savasmak üzere bizzat
sultanlarinin sefere çikmasini bile düsünmüslerdi. Fakat
Sultan Murad'in Anadolu'da kalmayip Rumeli'ye geçmek üzere
oldugu haberinin gelmesi üzerine sultan bu tasavvurundan
vazgeçer. Bununla beraber Suriye valisine Anadolu islerine
çok dikkat etmesi emrini verir.
SAHRUH'A KARSI TAKIP EDILEN OSMANLI SIYASETI
Sultan Murad, dedesi Yildirim Bâyezid zamaninda
oldugu gibi bir anda kendisinin de yeni bir tehlike ile
karsi karsiya geldigini görür. Bütün bati Hiristiyan
dünyasini sevince bogan bu tehlike, dogudan geliyordu.
Venedik gibi bazi Hiristiyan devletler ise bu tehlikeyi bir
silah gibi kullanarak bazi Osmanli sehirlerini istila
ümidine bile kapilmislardi.
Timur'un çok dindar oldugu söylenen oglu Sahruh
(1404-1447), Anadolu ve Iran'da babasi tarafindan tesis
edilen füli durumu yeniden iade etmek arzusunda oldugundan
Anadolu'daki olaylari yakindan takib ediyor ve mektuplari
ile bazi durumlari tasvib etmedigini bildiriyordu. Öbür
taraftan, önce Timur'un sonra da Sahruh'un destegini
saglayan Akkoyunlu Bey'i Karayülük Osman Bey, ona bir mektup
göndermisti. Mektubunda Anadolu beylerinden Karamanoglu
Mehmed Bey, Isfendiyar Bey, Hamidoglu Hüseyin, Cüneydoglu
Hamza ve Dulkadir Bey Süleyman ile Birlikte Bizans ve
Trabzon imparatorlari da dahil olmak üzere Gürcü
meliklerinin de emrine girmek için kendisini beklediklerini
yazmisti.
Timur'un yaptigi tahribati unutmayan Osmanlilar,
içislerinin karisik olmasina ragmen, kudretini devam ettiren
Sahruh'un ölümüne kadar (1447) ona açiktan açiga cephe
almaktan uzak durmuslardi. Sultan Ikinci Murad, Memlûk ve
Karakoyunlular gibi Timurlulara kafa tutmayi düsünmüyordu.
O, dedesi zamanindaki Timur hadisesinden iyi bir ders almisa
benziyordu.
Sultan Murad, Memlûk Devleti ile de iyi geçinmeye
dikkat ediyordu. Bu devletin, Anadolu siyasetine karsi kötü
bir tavir takinmamaya itina ediyor, onlarin çogu zaman
Osmanlilar'in tabii olan Karaman ve Dulkadirogullari'nin
islerine müdahale etmelerine ses çikarmiyordu. Zira o,
Balkanlar'in ve Anadolu'nun mutlak hâkimi olmadan, bu
ülkelerdeki tabi devletleri ortadan kaldirmadan, Timurlular
ve Memlûklular gibi kudretli Müslüman dogu devletleri ile,
sonunun nereye varacagi ve nasil bitecegi belli olmayan bir
mücadeleye girmenin hiç bir faydasi olmayacagini biliyordu.
Bütün Anadolu topraklari üzerinde metbûluk iddiasinda
bulunan Sahruh, Memlûklularin, Anadolu siyasetine karsi açik
bir sekilde cephe aliyordu. 1437 yilina kadar Memlûk
yöneticilerinin Osmanlilarla hemen hemen hiçbir ihtilafi
olmadi. Hatta Sahruh, Anadolu'ya girince bunlar, dört elle
Osmanli dostluguna sarildilar. Karamanoglu Ibrahim Bey de bu
yüzden onlara karsi cephe aldi. Zira bir Osmanli Memlûk
ittifaki demek Karaman Beyligi'nin haritadan silinmesi
demekti.
Sahruh'un, 17 Eylül 1429'da Selmas Meydan savasinda
Karakoyunlularla müttefiklerini perisan etmesi ile Anadolu
ve Suriye yollari bütün genislikleri ile onun önünde açilmis
bulunuyorlardi. O zamana kadar Sahruh'un aleyhinde
olabilecek herhangi bir faaliyette bulunmamakla beraber
Sultan II. Murad, bu durumdan endise duyuyordu. Sultan
Murad'in bu endisesinin farkina varan Venedik, bu tehdidi
siyasî bir manevra ile kendi lehine çevirmeye yeltendi ise
de Sultan Murad'dan istedigini elde edemedi. Sahruh'un, adi
geçen savasi kazanmasi, Misir'da da büyük endiselere sebep
olmustu. Buna karsilik Osmanli Memlûk yakinlasmasi daha bir
perçinlenmis görünüyordu. Sahruh'un Herat'a dönmesi ile bu
iki büyük devlet rahat nefes aldilar.
Sahruh'un üçüncü Azerbaycan seferine çikmasi (1435),
Osmanlilarca yeni bir tehlikenin isareti olarak görüldü.
Buna karsilik Avrupa'da ise büyük ümit ve hayaller uyandi.
Zira Yildirim Bâyezid döneminde oldugu gibi, II. Murad'in da
basina bir felâketin gelmesi artik an meselesiydi. Bu da
onlar için Osmanlilar'in ortadan kalkmasi ve Avrupa'nin,
Müslümanlardan temizlenmesi demekti.
Karakoyunlu hükümdari Iskender Bey, Sahruh'un oglu
Muhammed Cuki Mirza'nin önünden kaçarak Tokat'a gelip siyasî
mülteci olarak Osmanlilar'a siginir. Ibn Hacer'in ifadesine
göre Iskender Bey, ulak gönderip kisi Tokat'ta geçirmek
üzere II. Murad'dan müsaade ister. Bunun üzerine Sultan
Murad, Amasya valisi olan Yörgüç Pasa'ya Iskender'in lâyik
oldugu sekilde agirlanmasini emr eder. O, bununla da
yetinmeyerek Karakoyunlu beyine on bin altin ile sirmali
elbiseler, islemeli silahlar, altin egerli atlar, köle ve
câriyeler göndermisti. Yine padisahin buyrugu üzerine Yörgüç
Pasa da Iskender'in askerleri için lazim olan bin kepenek,
iki bin çul ve torba ile davar vesair hayvan tedarik
etmisti.
Bu esnada Sahruh, kalabalik ve muazzam ordusu ile
Azerbaycan'da bulunuyordu. Bu ordunun tehdid sahalarinin
nerelere kadar uzanacagi pek kestirilemiyordu. Iskender
Bey'in Osmanlilar'a siginmasi, babasi Kara Yusuf Bey'in
Yildirim Bâyezid'e ilticasina benziyordu. II. Murad,
Iskender
Bey'i reddetmeyi hükümdarlik serefi ile mütenasib
görmemekle beraber, Timurlulara bagli olan ve ikide bir
ayaklanan bu Karakoyunlu hükümdarlarindan da kurtulmak
istiyordu. Zira o dönemin en güçlü ordusuna sahip olan bu
Türk Hakanligi ile sonu nereye varacagi belli olmayan bir
savasa girmek istemiyordu.
Baharin gelmesi, Sultan II. Murad'a bu beyi
topraklarindan uzaklastirma firsatini vermisti. Çünkü
Iskender Bey'in askerleri, baharla birlikte yöredeki halka
saldirmaya, onlarin çoluk çocuklarini esir etmeye ve
mallarini ellerinden almaya baslamislardi. Bunlara engel
olamayan Yörgüç Pasa, durumu Sultan Murad'a bildirir. Böyle
bir karsiliga cani sikilan Osmanli Padisahi, Anadolu
Beylerbeyi olan Timurtas Pasa oglu Umur Bey'i, Iskender'in
üzerine gönderir. Ona, ilk önce Iskender'e memleketi
güzellikle terk etmesinin bildirilmesini, bundan bir netice
alinmadigi takdirde üzerine varilarak zorla hudud disi
edilmesini emr eder. Umur Bey, aldigi emir üzerine Iskender
Bey'e bir mektup yazarak memleketi terk etmesini ister. Bu
mektup üzerine Iskender, askerlerini alip Osmanli ülkesini
terk eder. Zira artik Osmanli ülkesinde kalmak tehlikeli bir
hal almistir. Buna, 1436 baharinda Sahruh'un bütün Anadolu
devletlerine onu kabul etmemeleri gerektigine dair
gönderdigi mektup da ilave edilirse artik Iskender Bey için
yapilabilecek bir seyin kalmadigi anlasilir. O da Tebriz'e
gidip Sahruh'a boyun egmeyi uygun görecektir. Sahruh da isi
daha fazla ileri götürmek istemez. Irkdas ve dindas
devletlerle mecbur kalmadikça harbe girmenin bir mânâsi
yoktu. O da Herat'a döner.
OSMANLI ARNAVUTLUK MÜNASEBETLERI
Osmanlilar, Çelebi Sultan Mehmed döneminde 1415
yilinda Arnavutluk'taki Kruya (Akçahisar)'i yeniden ellerine
geçirmislerdi. Bir yil sonra da Venedikliler'le çikan
anlasmazlik yüzünden Yuvan Kastriota'ya hücum etmislerdi.
1417'de Avlonya'yi da zapt eden Osmanlilar, ilk defa Akdeniz
sahillerine çikiyorlardi. Osmanlilar'in, Arnavutluk
faaliyetleri daha sonra da devam etmisti. Bu seferler
sonunda Gergi Araniti ile Yuvan Kastriota, Osmanli
tabiiyetini kabule mecbur olmuslardi. Bunlardan Yuvan
Kastriota, aralarinda en küçügü Gergi Kastriota olan dört
oglunu rehine olarak Sultan Murad'in yanina göndermek
zorunda kalmisti. Gergi, bir iç oglani olarak padisahin
hizmetinde Osmanli terbiyesi görerek büyümüs ve Iskender
adini almisti.
Arnavutlugun, genellikle güney ve merkez
kisimlarinda yeni bir teskilat kuran Osmanlilar, kuzeyde
özellikle daglik bölgelerdeki kabilelere dayanan Arnavut
beylerini kendilerine tabi birer senyör olarak yerlerinde
birakmislardi. Bu Arnavut beyleri içinde en kuvvetli olani
Ergiri sancaginin kuzeyindeki bölgeye hâkim olan Yuvan
Kastriota idi. O da diger Arnavut beyleri gibi muayyen
yillik tahsisat sözünü alinca Venedik tarafina dönmekten ve
onlara hizmet etmekten çekinmeyerek 1428'de Venedik
himayesine girer. Zaman zaman Venediklilere müracaatla oglu
Iskender Bey'in bir Osmanli Beyi sifati ile Venedik
arazisine saldirilan olursa kendisini bundan sorumlu
tutmamalarini da rica ediyordu. Fakat Selânik'ten sonra
Yuvan Ili'ne gelen Osmanli kuvvetleri, ona tekrar boyun
egdirdiler. Bu arada Arnavutluk'ta köylerin timar olarak
taksimi esnasinda mukavemetler görüldü. Özellikle Ergiri
bölgesinde, buranin eski Arnavut senyörleri olan Thopia
Zenebissi ile Gergi Araniti tatmin olunmadiklarindan
siddetli bir isyan ve ayaklanmaya bas vurdular. Asilere
karsi hareket eden Evrenos oglu Ali Bey, bir bogazda pusuya
düsürülerek agir kayiplara ugratildi. Osmanlilar,
Venedikliler'in bu isyani tahrik ettiklerini düsünüyorlardi.
Onun için bu konuda Venedikliler'e ihtarda bulundular.
Durumun nezaket kazanmasi üzerine bizzat sefere çikan Sultan
Murad, Serez'e giderek harekât sahasina yakin bulunmak
istedi. Buradan da Manastir'a gelerek Rumeli Beylerbeyi
Sinan Pasa ile Uc Beyleri Turhan ve Ishak Beyleri, yanlarina
yeniçeri bölükleri de katarak harekât sahasina gönderdi.
Isyan bastirilarak buradaki mahsur Türkler, muhakkak bir
katliamdan kurtuldular. Venedik senatosu Osmanlilar'in
ihtari üzerine asilere yardim edilmemesi için
Arnavutluk'taki makamlara emirler göndermisti. O zaman
daglara siginan asi Arnavut senyörleri, Macar Krali ile
iliski kurdular. Kral, Balkanlar'da Osmanlilara karsi yeni
bir müttefik bulduguna inanarak anlari tesvik etti. Böylece
Osmanlilar'i uzun süre mesgul edecek olan Arnavutluk gailesi
ortaya çikti. Gerçekten de uzun bir süre geçmeden Izladi
savasi sirasinda (Kasim 1443) Osmanli ordusundan kaçacak
olan Iskender Bey, Arnavut beylerinin basina geçmek
suretiyle mukavemet hareketini organize edip; Kuzey
Arnavutluga giden Anayol üzerindeki Kocacik kalesini zapt
ederek babasinin topraklarini elde etmeye yönelik
faaliyetlere giristi.
IKINCI MURAD VE HAÇLI ITTIFAKI
Belgrad kusatmasinin basarisiz bir sekilde
sonuçlanmasi üzerine baslayan ve maglubiyetlerle geçen
buhranli bir kaç yilin verdigi cesaretle Hiristiyanlar,
Osmanlilar'i Avrupa'dan atacaklarina iyice kanaat
getirmislerdi. Gerçi Osmanlilar, düsmanin gücünden dolayi
Belgrad muhasarasini kaldirmis degillerdi. Bunun sebebi,
kalenin çok müstahkem olmasi, uzun süren muhasaranin sebep
oldugu salgin hastaliklarin verdigi zayiatti.
Hiristiyan dünyasindaki bu anlayis ve sebep oldugu
birlesme, Osmanlilar tarafindan ögrenilmisti. Gerçekten 1439
yilinda Floransa konsilinde Bizans Imparatoru VIII. Ioannis
Paleologos'un istirakiyle Sark ve Garp kiliseleri arasinda
"Union"un imzalanmasi, Osmanli Devleti'nde büyük bir kaygi
ile karsilanmisti. Osmanlilar'daki bu kaygiyi ögrenen
Ioannis, Sultan Murad'dan çekindigi için ona elçiler
gönderip bu konsilin sadece dinî bir sebebe dayandigini,
siyasî bir gayesinin bulunmadigini bildirecektir. Bizans
tarihçisi Dukas bu olayi söyle nakl eder:
"Imparator, seyahatten avdeti münasebetiyle Murad'a
elçiler gönderdi. Padisaha karsi minnettarligi ile hilesiz
dostlugunu arzetti. Zira bazi kimseler, Murad'i imparator
aleyhine harekete sevk etmek istemisler ve padisaha
"imparator, Frengistan'a gittigi vakit Frenklerle ittifak
edip Frenk oldu. Bunlar, denizden ve karadan padisah
aleyhine yürüyecekler ve Türkleri Garp vilayetlerinden
çikaracaklar" demislerdi. Elçiler ise bu hususta Murad'a
izahat vererek imparatorun Italya'ya seyahatinin kendisine
arz edildigi gibi olmadigini, kendi dinlerinin akidelerinde
(inançlarinda) meydana gelen ihtilaflarin halli için
gittigini söylediler. Böylece Padisah'in fikrini tashih
ettiler." Bununla beraber daha o zaman Floransa'da
Osmanlilar aleyhine denizden ve karadan bir Haçli seferi
plâni kararlastirilmisti. Imparatorun mabeyincisi J.
Torzello, o zaman söyle yazmakta idi: "Rumeli'nin bahis
mevzuu durumu göz önüne alinir ve söyledigim gibi haçli
askeri gelirse, Allah'in inayetiyle bir ay içinde her sey
halledilmis olacaktir. Rumeli zapt olunduktan sonra bir ay
içinde de Arz-i Mukaddes ele geçirilecektir." Gerçekten
muasir Türk kaynaklari, Gazavat ve Misir sultanina
gönderilen Varna fetihnâmesi, Floransa toplantisini buhranin
baslangici olarak kabul ederler.
Bilindigi gibi Sultan Ikinci Murad zamani, Osmanli
Macar mücadelesinin baslama dönemidir. Gerçi Sirbistan,
Osmanlilar tarafindan feth edilinceye kadar Macarlarla bazi
çatismalar olmustu. Fakat genelde Macarlar, Osmanli
hareketinin kendi hududlarinin çok uzaginda bulunmasindan
dolayi bunu pek önemsemiyorlardi. Fakat Sirbistan'in
Osmanlilar'a ilhaki ile Osmanlilar ile Macarlar komsu iki
devlet haline gelmislerdi. Bu ana kadar Macar hâkimiyetinde
bulunan Erdel (Transilvanya) topraklarina yapilan akinlar
hariç tutulacak olursa, buraya girilmemisti. Akin
hareketlerinde birçok çarpisma olmussa da bunlar, tam
anlamiyla bir fetih ve ilhak degil, fethe zemin hazirlayan
harplerdi. Halbuki Belgrad zaptina tesebbüs edilmekle
Osmanlilar, artik Macar topraklan için de tehlike olmaya
baslamislardi. Bu sebeple iki millet arasinda bir mücadele
kaçinilmaz oluyordu. Çünkü Osmanlilar "îlay-i kelimetullah"
gayesi ile giristikleri hareketlerini daha ileriye götürmek,
Macarlar da buna mani olmak gayesini güdüyorlardi.
Macarlar karsisinda, kayda deger ve maglubiyetle
biten çarpismalarin ilki, Mezid Bey komutasinda
Transilvanya'ya yapilan akin hareketidir.
30 Zilkade 845 (18 Mart 1442)'de Mezid Bey
komutasindaki bir akinci kuvveti, Transilvanya'ya girmisti.
Bu birlik, mutad akinlarda bulundugu gibi Sent Imre
mevkiinde de büyük bir basari elde ederek Hermanstad
kalesini kusatma altina almisti. Bu siralarda tarihlerimizde
Yanko denilen Jan Hunyad (Hunyadi Yanos), Macarlarin
Osmanlilara karsi olan savaslarinda ilk defa ortaya çikar.
Jan Hunyad, Simon de Kemeny ile birlikte muhasara altinda
bulunan kalenin imdadina yetisir.
Mezid Bey'in, yersiz gururu yüzünden kaybedildigi
anlasilan bu savas hakkinda Hammer su ifadeleri
kullanmaktadir: "Mezid Bey, daha önceleri kazandigi basari
ile gururlandigindan, anlari karsilamaya yürüdü. Mezid Bey,
yigitlikleri ile taninmis seçkin sipahilerine Hunyad'in ati
ile tasidigi silahlari tarif ederek onlar hakkinda bilgi
vermisti. Sipahiler de Hunyad'i ölü veya diri yakalayip
getireceklerine söz vermisti. Casuslari vasitasiyle bunu
ögrenmis bulunan Hunyad, atini ve silahlarim Simon de Kemeny
ile degistirmisti. Simon, degistirilmis bulunan bu kiyafete
aldanmis olan Türklerin hücumuna ugradi. Bu karisiklikta
Simon de Kemeny en iyi askerlerinden üç bin kisi ile
birlikte yok oldu. Fakat Hunyad'in gücü ve Hermanstad
muhafizlarinin bir çikisi, savasin öteki tarafça (Macarlar)
kazanilmasina sebep oldu."
Gerçekten, kaynaklarin verdigi bilgiye göre
muhasarayi kaldiran Mezid Bey, Hunyad'i karsilar. Siddetli
çarpismada Hunyad'in arkadasi Simon üç bin kisi ile maktul
düser. Böylece Mezid Bey, galip gelmek üzere iken
Hermanstad'daki kusatilmis kuvvetin bir çikis yapip harbe
istirak etmesiyle iki ates arasinda kalan akincilar,
yanlarinda bulunan esirleri birakmak zorunda kaldiklari gibi
yirmi bin sehid vererek maglub olurlar. Bu arada Mezid Bey
ile oglu da sehid olur. Elde edilen Türk esirleri vahsiyâne
bir iskenceye tabi tutularak Öldürülürler. Hiristiyan
dünyasinin kendi dininden olmayanlara karsi sergiledikleri
bu vahsiyane hareket, kendi eserlerinde söyle nakl edilir:
"Önden ve arkadan hücuma ugrayan Türkler, arkalarinda
tasidiklari esirleri düsmana terk ve yirmi bin ölüyü
birakarak kaçmaya basladilar. Mezid Bey ile oglu öldüler.
Hunyad, düsmanini takipten dönünce, galipler tarafindan
getirilmekte olan esirleri kendisi sofrada bulundugu halde
vahsiyâne bir eglence olmak üzere gözleri önünde öldürttü.
Macarlarin kayiplari sadece üç bin kadardi. Hunyad, daglar
üzerinde Türk baslarindan tepeler yaptirarak Kizil kule
geçidinden Alpleri geçip Eflâk'a girdi. Tuna'nin iki
yakasindaki memleketleri bütünüyle yakip yikti. Dönüsünde,
hemsehrileri kendisini vatan kurtarici olarak karsiladilar.
Hunyad, askerleri gibi kendisi de kan içici oldugundan Sirp
despotu ve Macaristan'in müttefiki Jorj Brankoviç'e ganimet
mallari ile savasta almis oldugu silahlar ve baska seylerle
dolu bir araba gönderdi ki, bu araba on atla çekilmekte idi.
Mezid Bey ile oglunun baslari da, arabanin tepesinde
görülmekte idi. Bu dehset verici ganimetlerin ortasina
oturtulmus yasli bir Türk, bunlari Brankoviç'e bizzat sunmak
zorunda birakilmisti."
Jan Hunyad'in bu galibiyeti, Avrupa'da büyük bir
söhret kazanmasina sebep oldu. Bu maglubiyetin acisini
çikarmak ve öcünü almak üzere Osmanli Devleti, ayni senenin
Eylül ayinda ikinci bir kuvvet sevkine karar verir. Rumeli
Beylerbeyi Hadim Sehabeddin Pasa (Kula Sahin) Anadolu ve
Rumeli askerleri ile yeniçerilerin de katildigi bir kuvvetle
Silistre üzerinden Eflâk'a girer. Kuvvetine magrur olarak
ihtiyatsiz hareket eden Pasa, tecrübeli akinci beylerinin
tavsiyelerine kulak asmadigindan, Vlad Drakul ile birlikte
hareket eden Jan Hunyad tarafindan Vazag mevkiinde büyük bir
bozguna ugrar. Kendi hayatini güçlükle kurtarabilen Kula
Sahin Pasa, kaçarak Tuna'yi geçer. Ancak onun bu korkakligi
kendisinin derhal beylerbeylikten alinmasina ve yerine Kasim
Pasa'nin Rumeli beylerbeyi olmasina sebep olur.
Hiristiyan âlemde, büyük bir sevince vesile olan bu iki
galibiyet, Türkler aleyhinde bir Haçli ittifakinin meydana
gelmesine sebep olmustu. Papa IV. Eugenius tesviki ile
Türkler aleyhinde derhal bir ittifak meydana getirilmisti.
Bu ittifaka Macarlar'dan baska Leh, Ulah (Eflâk) ve
Sirplarla Alman Imparatorlugu dahilindeki milletler, Fransa
ve Belçika gönüllüleri yaninda, Anadolu'da Karamanoglu
Ibrahim Bey, dahil olmustu. 22 Temmuz 1443'de Macaristan'in
merkezi olan Offen (Budin)'den hareketle Semendire yakininda
Tuna'yi geçip Sirbistan'a gelen bu orduya bazi Bulgarlar,
Bosnalilar ve Arnavudlar da katiliyorlardi. Sultan Murad'a
dost görünmesine ragmen Imparator Ioannis de hem Papa'ya hem
de Macar kralina elçiler göndermek suretiyle onlari Türkler
aleyhine kiskirtiyordu.
Müttefiklerin basinda Polonya ve Macaristan krali
Ladislas ile Jan Hunyad bulunuyorlardi. Macarlara iltica
etmis olan Sirp despotu Jorj Brankoviç ile Eflâk Beyi Drakul
ve Papa'nin vekili Kardinal Jülyen Cezzarini de bu müttefik
Haçli ordusunda yer aliyorlardi. Bu ordu, Sirbistan'i istila
ile Krusevac (Alacahisar), Sehirköy ve Nis'i tahrib edip
atese verir. 1443 Ekim ayinda Osmanli topraklarina giren
Haçlilarla ilk muharebe 3 Kasim 1443'te Morava nehri
kenarinda ve Nis civarinda olur. Üç kol halinde muharebeye
istirak eden Osmanli ordusu, maglub olarak dört bin esir ve
iki bin sehid birakir. Bu harpten önce Haçlilarla is birligi
yapip onlarin müttefiki durumuna gelen Karamanoglu Ibrahim
Bey, Haçlilarla ayni zamanda harekete geçince Sultan Murad
Anadolu'ya geçerek Konya taraflarina gitmis, maglub olan
Karamanoglu ile bir anlasma yaptiktan sonra derhal
Edirne'ye, oradan da Sofya'ya hareket etmisti. Fakat bu
sirada Morava savasi haçlilarca kazanildigi için Sultan
Murad, Balkanlarin güneyine çekilmek zorunda kalir.
Bulgaristan'a giren Haçlilar, Sofya'yi alirlar. Haçlilarla
birlikte hareket eden Bulgarlar, onlara hem süvari kuvveti
hem de yiyecek tedariki için yardimda bulunurlar. Osmanli
tebeasi olan Bulgar halkinin, Haçlilara bu sekilde
yardimlari onlarin daha da güçlenmesine sebep olur. Böylece
onlar, Meriç vadisine yol veren Balkan geçitlerine
dayanirlar. Karaman seferinden yeni dönmüs olan Sultan
Murad, bu istilayi Izladi derbendinde güçlükle durdurabildi.
Haçlilarin bu cür'etli yürüyüsü, Osmanli Devleti'ni o kadar
agir bir buhran içine sürükledi ki, Türklerin pek yakinda
Balkanlar'dan tamamiyla atilacagi her tarafta konusulan
genel bir kanaat haline gelmisti. Yanko'nun basarilari, Papa
IV. Eugènius tarafindan merasimle kutlaniyordu. Gerçekten de
Eylül 1444 yilinda Haçli ordusunun bir kere daha Tuna'yi
astigi zaman adi geçen Papa, Türklerin artik tamamen
Avrupa'dan atilacagindan süphesinin kalmadigini, durumun
böyle bir hal almasindan dolayi sevincini belirtecek kelime
bulamadigini yazmakta idi. Çagdas Yunan tarihçisi
Chalkokondyles de, simdi Balkanlar'da yerlerinden atilmis
birçok yerli senyörün atalarinin topraklarini yeniden elde
etmek için acele harekete geçtiklerini görüyor ve hatta
"müttefiklerden her biri, Rumeli'nin isgalinden sonra
ganimetin hangi parçasini alacagini tasarlamakla mesguldu"
der.
Biraz önce de görüldügü gibi Haçlilarla Morava,
Izladi ve Yalvaç muharebeleri yapilmis olup Osmanli ordusu
zor durumda kalmisti. Tam bu siralarda Haçlilarin müttefiki
olan Karamanoglu Ibrahim Bey, uygun zamanin geldigini
düsünerek ve firsat bu firsattir diyerek Osmanlilar'la
yaptigi antlasmayi bozarak 1444 Ilkbaharinda tekrar Osmanli
hududunu geçerek büyük ölçüde istila ve tahriplere
baslamisti. Böylece Osmanlilar, Rumeli ve Anadolu'da iki
ates arasinda kalmislardi.
Sultan Murad, gerek devam eden maglubiyetler, gerek
bir önceki Karaman seferine katilan ve harbin kazanilmasinda
faal bir rol oynayan Amasya Sancak Beyi büyük oglu Sehzade
Alaeddin'in Amasya'ya döndükten kisa bir müddet sonra
vefati, gerekse bu yeni Karaman taarruzu yüzünden bir hayli
sikintili anlar yasadi. Iste bu yüzden Sultan Murad, baris
yapmayi uygun görmüstü.
Bu karari veren Sultan Murad, Jorj Brankoviç
vasitasiyle Macaristan kralina müracaat edip baris
teklifinde bulunur. Vladislas bu müracaati kabul ederek
Edirne'ye bir heyet gönderir. Burada "Edirne-Segedin"
diyebilecegimiz bir baris antlasmasi yapilir. 12 Haziran
1444 (25 Safer 848) tarihinde Edirne'de imzalanan bu
antlasmaya göre Sirplardan alinan yerler (Semendire,
Kolombaç, Krusevaç, Topliçe taraflan, Leskofça ve
Zelenigrad) yine Jorj Brankoviç'e birakilacak, Sirbistan'in
tekrar kurulmasi ve despotun Osmanlilar'in yaninda bulunan
iki oglunun iadeleri kabul ediliyordu. Buna karsilik Sirp
despotu da Osmanlilar'a vergi vermeyi kabul ediyordu. Bundan
baska Eflâk, Osmanlilar'a vergi vermekle beraber Macarlarin
nüfuzu altinda birakilmakta idi. Sultan Murad, muahedeye
sadik kalacagina dair Macar elçileri önünde yemin eder. Bu
antlasmanin Macar krali Vladislas tarafindan da tasdiki için
Macar elçilik heyeti ile birlikte bir Osmanli heyeti de
Macaristan'a gidecekti. Muahede geregince despotun
Osmanlilar yaninda bulunan iki oglu da serbest birakilacak
ve Izladi muharebesinde esir düsen padisahin enistesi
Çandarlizâde Mahmud Çelebi de yetmis bin duka altin kurtulus
akçesi (fidye-i necat) karsiliginda serbest birakilacakti.
Bundan sonra Türkler ve Macarlar birbirlerinin topraklarina
tecavüz etmeyip dostça yasayacaklardi.
Edirne'ye gelen Macar heyeti ile birlikte padisahin
tasdik ettigi muahedeyi Vladislas'a vermek ve onun tasdik
edecegi muahedeyi de alip getirmek üzere Kapicibasi
Baltaoglu Süleyman Bey baskanliginda bir Osmanli heyeti
Macaristan'a gönderildi. Osmanli mürahhas heyeti önce Jan
Hunyad'a müracaat ettiyse de o, bu yanlisligi düzelterek,
heyeti Segedin'de bulunan milli meclise gönderdi. Yüz atli
maiyetiyle hareket eden heyet, Segedin'e varir. Segedin'deki
havaya göre antlasmanin imzalanip imzalanmamasi hususunda
iki farkli görüs bulunuyordu. Papa ile Bizans Imparatoru
muahedenin imzalanmamasi taraftari idiler. Buna karsilik
Edirne muahedesiyle memleketini kurtarmis olan Sirp despotu,
muharebenin devaminda bir fayda görmeyecegini ve belki de
zarar görecegini düsünerek sulhun akdini istedigi gibi Jan
Hunyad da muahedenin muvakkat bir zaman için kabul
edilmesinde israr ediyordu. Nihayet kral, bunlarin görüsünü
kabul ederek 12 Temmuz 1444'de Segedin'de muahedeyi
imzalayarak Türk heyetine verir. Kral, barisi bozmayacagina
dair kutsal kitaplarina el basarak Osmanli heyeti önünde
yemin eder. On yili kapsayan muahede iki dilde yazilip teati
edildi.
KARAMAN SEFERI
Haçlilarin, Balkanlari astigi ve Osmanlilar'in
Rumeli'ni kayb etme tehlikesi ile karsi karsiya kaldigi bir
dönemde, Karamanoglu Ibrahim Bey, daha önce imzaladigi
muahedeyi bozarak 1444 Ilkbaharinda Osmanli hududunu geçerek
daha genis ölçüde istila ve tâhriplerde bulunmustu. Bu
yüzden Anadolu ve Rumeli'nde Osmanlilar iki ates arasinda
kalmislardi.
Karamanoglu'nun, Haçlilarla birlesip Osmanli'yi
arkadan vurmasi, Islâm dünyasinda büyük bir tepkiye sebep
oldu. Devrin din bilginleri onu müskil durumda birakan
vaazlara basladilar.
Karamanoglu'nun aleyhinde baslayan bu cereyan
üzerine Sultan Murad, Amasya'nin Hanefî ulemasindan
Abdurrahman el-Muslihî tarafindan yazdmis bir mektupla,
Islâm dünyasinin ulemasina müracaat ederek, bir din
düsmaninin taarruzunu def etmek için ugrasan bir Islâm
hükümdarinin mülküne, baska bir Islâm hükümdarinin
taarruzuyla tahribat ve katl yapmasinin müslümanlikla ne
derece telif edilecegi hakkinda dört mezheb ulemasindan
fetva istemisti. Böylece Sultan Murad'in kendisi, Haçlilarla
ugrasirken, Karamanoglu'nun, kendi ülkesini tahrib edip
Haçlilara yardim etmesine karsilik onun üzerine yürümek için
dinî bir destek aradigi anlasilmaktadir. Murad Bey'in bu
hakli müracaati üzerine, devrin âlimlerinden Safiî
Kadi'l-Kudat'i Seyhülislâm Sihabu'd-Din Ahmed Ibn Hacer
el-Askalanî (öl. 1449), Hanefî Kadi'l-Kudat'i Seyhülislâm
Saadeddin Deyrî (öl. 1462) ile Abdusselam el-Bagdadî, Malikî
âlimlerinden Kadi'l-Kudat Seyhülislâm Bedreddin et-Tenesî
(öl. 1449), ve Hanbelî âlimlerinden Seyhülislâm Bedreddin
el-Bagdadî (öl. 1453), Karamanoglu üzerine yapilacak bir
seferin mesru olacagina dair fetva verdiler. Hatta Ibn Hacer
el-Askalanî, verdigi fetvada, Karamanoglu'na karsi
mukateleye gücü yetenlerin onunla savasmalarinin vâcib
oldugunu belirterek kaninin helâl oldugunu beyan ediyordu.
Saadeddin Deyrî ise kaleme aldigi fetvasinda Karamanoglu'nun
yapmis oldugu fenaliklardan dolayi tevbe edip Hakk'a rücu'
etmesini, bunun gerçeklesmesi için de Frenklerle savasan
Osmanoglu'na askerleri ile yardim etmesini tavsiye ediyor,
aksi takdirde dünyada ve ahirette rezil olup hüsran içinde
kalacagini belirtiyordu. Keza Bedreddin el-Bagdadî
el-Hanbelî ve Bedreddin et-Tenesî de Ibrahim Bey'in katlinin
lâzim geldigine fetva vermislerdi. Amasya kadisi Abdurrahman
el-Muslihî de bu fetvalara yaptigi bir serhle fetva
sahiplerinin görüsüne istirak ediyordu.
Ibrahim Bey'in, Frenklerle birlikte hareket etmesini
Müslümanlikla bagdastiramayan Sultan Murad, Islâm dünyasinin
taninmis âlimlerinden alinan bu fetvalar üzerine harekete
geçer. Sultan Murad, oglu ve Manisa sancakbeyi Mehmed'i
yerine vekil birakarak Edirne'den ayrilir. Henüz tam
anlamiyla istikrara kavusmamis Rumeli'nin tehlikeli durumunu
da göz önünde bulundurarak yaninda bes alti bini açmayan
Kapikulu askeri oldugu halde 12 Temmuz'da Çanakkale
Bogazi'ni geçip Anadolu askeri ile birlestikten sonra
Karamanlilar'a karsi büyük ve müthis bir intikam seferine
girisir.
Osmanlilarin giristikleri bu intikam seferi
karsisinda panik içinde Taseli'ne kaçabilen Ibrahim Bey, esi
olan padisahin kiz kardesi ile veziri Server (Sürur) Aga'yi
Yenisehir'de bulunan Murad Bey'e gönderip pek çok taviz
karsiligi barisa razi olacagini bildirir. Elçiler, padisaha
çok yalvarirlar. Bunlar, Ibrahim Bey'in ilk tecavüzünde
herhangi bir müdahalesinin bulunmadigini, son defaki
tecavüzü de Turgutogullari'nin tahriki ile oldugunu beyan
ederek ycniden barisin saglanmasina muvaffak olurlar. Murad
Bey, kizkardesinin ve bütün suçu Turgutogullari'na yükleyen
Server Aga'nin israrlari üzerine ileri sürecegi sartlari
yerine getirmesi sartiyle Karamanoglu ile anlasmayi kabul
eder. Çok zor durumda kalan Ibrahim Bey, Murad Bey'le
yeminle teyid ettigi bir "sevgendnâme" (yeminlesme)
akdederek ileri sürülen agir sartlari kabul etmek zorunda
kalir. Türkçe olarak kaleme alinan bu sevgendnâmeye göre
Ibrahim Bey, Osmanlilar'a karsi düsmanca hareketlerde
bulunmayacagini Kur'an-i Kerim üzerine yemin etmek suretiyle
belirtiyor, Murad Bey ile oglu Mehmed Çelebi'nin
düsmanlarina düsman, dostlarina da dost olmayi kabul ederek
savas sirasinda da oglu emrinde yardimci kuvvetler
göndermeyi taahhud ediyordu.
Bu anlasmadan anlasilacagi üzere, Islâm dünyasinin
efkâr-i umumiyesi karsisinda suçlu duruma düsen ve bundan
endise duyan Ibrahim Bey, Osmanlilar'in Rumeli'deki
mukadderatini tayin edecek olan Varna savasi sirasinda
Osinanlilar'a zorluk çikarmadigi gibi Ikinci Kosova savasina
da oglunun komutasinda yardimci kuvvetler göndermek
suretiyle Osmanlilar'in, dolayisiyle Islâm âleminin
dikkatlerini üzerine çekti. Buna paralel olarak
Hiristiyanlar üzerine yapacagi bir seferin daha önceki fena
intibai silecegini hesaplayarak henüz Kibrislilar elinde
olup büyük babasi Alaeddin Ali Bey'in 1367 yilinda fethine
tesebbüs ettigi Gorigos kalesini (Kiz kalesi) zapt eder.
Daha önce de görüldügü gibi II. Murad, Karamanoglu
üzerine gitmeden önce oglu Manisa sancakbeyi Mehmed'i
Edirne'ye getirtmis ve Karaman seferi esnasinda da onu
yerine vekil olarak birakmisti. Sultan Murad, Karamanoglu
ile yaptigi anlasmadan sonra Agustos baçlarinda
Yeniçehir'den Mihaliç ovasina gelmiçti. Buradan kapikulu
askerleri ve beyleri önünde henüz 12 yasinda genç bir
sehzade olan oglu Mehmed lehine tahttan feragat eder.
Böylece kendisi Bursa'da rahat ve huzurlu bir sekilde ahiret
içleri ile mesgul olup ibadet edebilecekti. Sultan Murad'in
tahtini bir çocuga terk edis hadisesini mücerred ve sahsî
bir heves veya hevessizlik olarak degil, hükümdarin böyle
bir karara gidecek kadar asil ve feragatli bir ruh haletine
sahip oldugunu görmck lazimdir. Bu tahttan uzaklasma
keyfiyeti belki de Sultan II. Murad'in, devrine kazandirmis
oldugu muvaffakiyetlerin anahtaridir. Zira tahti, sahsî bir
ikbal ve devlet ihtirasi adina degil, kütle menfaati namina
üstüne almis olmanin en kesin ve açik delilidir.
Solakzâde, Sultan Murad'in çok çalismak suretiyle
Osmanli memleketinde güven ve emniyet temin ettigini, içleri
yoluna koydugunu belirttikten sonra söyle der: "Saltanat
içlerinden feragat buyurup, bundan sonra halvette ve uzlette
oturmayi arzu eyledi. Saltanat tantanasini, miskinlik
sermayesine tebdil etmekle sonsuz ugurlar bulmayi ummakta
idiler.” Sultan Murad, bu karekter ve yaratilista olan bir
kimse idi. Fakat ne yazik ki bu arzusu, gerçeklesmeyecekti.
Çünkü henüz 12 yasinda olan bir çocugun baçinda bulundugu
devlet, kolay yutulabilir bir lokma idi. Bu sebeple
Hiristiyanlar, on yillik bir muahede yapmis olmalarina
ragmen bu antlasma on gün bile sürmeyecektir.
VARNA SAVASI 1444
Kutsal kitaplari olan Incil üzerine yemin etseler
bile kendilerine göre "dinsiz olan Müslümanlar" söz konusu
olunca bu yeminin geçerli sayilmayacagi anlayisini gelenek
haline getiren Hiristiyanlar, Varna Savasi ile bu
geleneklerini devam ettirmis görünmektedirler. Zira
Osmanlilar ile Hiristiyan müttefikler arasinda imzalanan
baris antlasmasi, daha mürekkebi kurumadan bu müttefikler
tarafindan bozulmustu.
Sultan Ikinci Murad ile Macaristan ve Lehistan Krali
Vladislas arasinda 10 yil için yapilan mütareke, alti hafta
geçmeden bozuldu. Incil üzerine yapilan yeminden henüz 10
gün geçmemisti ki, Papa'nin vekili Kardinal Julien Sezarini,
kral ile krallik meclisi üyelerine, Osmanlilarla imzalanmis
olan antlasmanin bozulmasi ve Eylül'ün ilk günü Orsova'nin
kusatilmasi için ekanim-i selâse (Teslis, üçlü ilâh sistemi)
ve Hz. Meryem ile azizlerden Etyen ve Ladislas üzerine yemin
ettirir.
Hiristiyan dünyasini böyle bir antlasmayi bozmaya
yönelten firsat, Sultan Murad gibi tecrübeli bir hükümdarin
hükümdarliktan çekilerek, devletin basina çocuk yasta bir
kimsenin getirilmesi idi. Bu saltanat degisikligi,
Türklerin, Balkanlar'dan atilmasi için uygun ve kaçirilmaz
bir firsatti. Bu firsatin degerlendirilmesi gerekiyordu.
Bunun için de, yapilan yeminin hiç bir mânâ ifade
etmeyecegi, bizzat din adamlari tarafindan belirtilmeliydi.
Nitekim bu da yapildi. Bu arada Karamanoglu Ibrahim Bey
fiilen bir sey yapamiyorsa da vaziyetin müsaid oldugunu
müttefiklere bildirmesi, Bizans Imparatorunun Papa'yi tesvik
etmesi ve sarayinda bulunan Osmanli hanedanina mensup
sehzade Orhan'i (Çelebi Sultan Mehmed'in oglu) Çatalca
taraflarina salivererek saltanat iddiasiyla onu ortaya
çikarmasi, durumu nazik bir safhaya sokmustu. Çünkü Osmanli
yönetimi böyle bir sey beklemiyordu. Zira yapilan antlasma,
bagli kalinmasi gereken bir yemindi. Kime karsi ve hangi
sartlarla olursa olsun bozulmamasi gerekirdi. Fakat Haçli
ordusu yeminine bagli kalmadigi için böyle bir savas vuku
bulmustu. Dukas'in ifadesine göre antlasmanin bozulmasini
anlamakta güçlük çeken Sultan Murad, Hammer'in de belirttigi
gibi, savas esnasinda "düsmanlarin hainliklerini kendi
askerlerine göstermek istiyormus ve yemininden dönenleri
cezalandiran Cenâb-i Hakk'in, himayesini bekliyormus gibi,
Hiristiyanlarin bozmus olduklari antlasmayi, hendegin
kenarina dikilen bir mizragin ucuna astirmisti."
Türkleri bütünüyle Balkanlar'dan uzaklastirmak için
gereken tedbirlere bas vuran Papa, Anadolu'daki Türklerin
Rumeli'ye geçmelerini önlemek için Çanakkale Bogazini
kapatmak üzere Kardinal Françesco Gondolmieri komutasindaki
donanmadan da uygun mektuplar aliyordu. Bu da savasin
yeniden baslamasi için bir firsatti.
Papanin, donanma komutani olan Kardinal Françesco
Gondolmieri, Anadolu'dan Rumeli'ye kuvvet geçirilmeyecegini
temin ediyordu. Bu vaziyet karsisinda artik Türklerin isi
bitiriliyor ve Balkanlardan çikarilacaklarina kesin gözle
bakiliyordu. Haçlilarin, basarili komutani Jan Hunyad'm,
Türklerden alinacak Bulgaristan'a kral olacagi da vaad
ediliyordu. Böylece, baslangiçta antlasmayi bozmanin ve
yeniden Osmanlilarla bir harbe girmenin taraftan olmayan Jan
Hunyad, fikrinden caydirilmis oluyordu.
Edime-Segedin muahedesinin bozulmasi üzerine, Macar,
Bohemya, Eflâk, Hirvat, Polonya ve Alman milletleri ile Papa
taraftarlari da dahil olmak üzere büyük bir ittifak
kurulmustu. Gizlice donanma vermek suretiyle Venedikliler de
bu ittifaka dahil olmuslardi. Osmanlilar'in üst üste
maglubiyetleri, Venedikliler'i parsayi toplamak ümidine
kaptirmisti. Sayet Osmanlilar maglub olurlarsa ki buna kesin
gözü ile bakiliyordu Gelibolu, Selânik ve Karadeniz
sahilindeki bazi yerler, bunlara verilecekti. Bununla
beraber Venedikliler, Papa'ya verdikleri gemilerine kendi
bayraklarini degil, Papalik ve Burgondiya bayraklarini
çekmislerdi. Böylece güya Osmanlilar'a karsi tarafsiz
kaldiklarini göstereceklerdi. Osmanlilar'a vergi veren
Raguza (Dubrovnik) Cumhuriyeti de Macarlarla birlikte
hareket ederek harbin sonundaki taksimde Avlonya ile
Kanina'yi almak istiyordu. Bizans Imparatoru, müttefiklerin
galibiyetinden istifade edecegini ümid etmekle beraber,
Osmanlilar'dan çekindigi için sureta pek istekli
görünmüyordu. Bununla beraber Imparator VIII. Ioannis, Macar
Krali ve diger hiristiyanlara bas vurup Karamanoglu'nun
isyanindan dolayi müttefiklerin acele sefere çikmalarini
istemisti. Bu siralarda akd edilen Edirne muahedesi üzerine,
30 Temmuz 1444 tarihli ikinci bir mektupla Türklerin çok zor
durumda olduklarini bildirerek bir an önce harbe
baslanmasini israrla tavsiye ediyordu. Bu hareketi ile harbe
girmeden ve burnu kanamadan bir hisse almak istiyordu.
Muahedenin bozulmasindan sonra derhal taarruza
geçilmedi. Böylece bir açikgözlük veya hile daha
yapiliyordu. Zira, muahedenin bozulmus oldugundan haberi
olmayan Osmanlilar'in, antlasma geregince Sirplara terk
edecekleri yerlerin verilmesi bekleniyordu. Gerçekten de
muahedeye bagli olan Osmanlilar, antlasma geregi Sirplardan
aldiklari yerleri geri verdiler. Ancak bundan sonra Eylül
ayinda Birlesik Haçli ordusunun taarruzu baslayacakti.
Müttefikler, baslarinda Kral Vladislas oldugu halde harbe
girmeyen Sirp despotunun (muahededeki yeminini bozmayacagini
söyleyen Sirp despotu, Osmanli Devleti'ni de durumdan
haberdar etmisti) topraklarina girmeyerek Orsova'dan Tuna
nehrine geçip Vidin'e gelirler. Burayi yaktiktan sonra
Nigbolu'da Eflâk voyvodasi Vlad Drakul'un kuvvetleri ile
birleserek Tuna boyunca yürüyüp Sumnu'ya ulasirlar.
Geçtikleri yerlerde müdafaasiz köyleri ve hatta kiliseleri
yagmalayarak Sumnu'yu aldiktan sonra Pravadi yolu ile Vama
önünde belirdiler. Osmanlilarin, Tuna nehrinde isletilmek
üzere Kamçik nehri agzinda yaptiklari yirmi sekiz nehir
gemisi de, bu kuvvetler tarafindan yakilir.
18-22 Eylül'de Tuna'yi asip Varna yakinlarina gelen
bu güçlü ordunun meydana geçirecegi tehlikeden endiseye
düsen Osmanli devlet ricali, durumun vahemetini
kavradiklarindan basta vezir-i a'zam Çandarli Halil Pasa
olmak üzere diger devlet adamlarinin telkini ile II. Mehmed,
babasini baskomutan olmak üzere Edirne'ye davet eder. Cebe
Ali (Veya Kassaboglu Mahmud Bey), tehlikenin büyüklügünü
anlatmak üzere Sultan Murad'a gönderilir. Cebe Ali'nin
tesirli konusmasi üzerine Murad Bey, yaninda kirk bin
Anadolu askeri ile Edirne'ye dogru yola çikar. Bu esnada
Çanakkale Bogazi Haçli donanmasi tarafindan tutuldugu için
oradan Rumeli'ye geçme imkâni bulamaz. Sultan Murad, düsmani
sasirtmak için küçük bir kuvvet gönderip kendisi sür'atle
Istanbul Bogazina gelip Güzelcehisar (Anadolu Hisari)'dan
Rumeli'ye geçer. Koordineli bir sekilde hareket eden Osmanli
birliklerinden biri bogazin Anadolu tarafina geldigi zaman
Veziri A'zam Halil Pasa komutasindaki bir diger birlik,
toplarla Anadolu Hisari'nin karsisina gelip geçis için
gerekli emniyet tedbirleri almisti. Her bir nefer için bir
duka altin verilmek suretiyle Ceneviz gemileri ile karsi
sahile geçen Osmanli ordusunun geçis haberi, düsman
birlikleri arasinda telasa sebep olur. Sultan Murad'in,
bogaz geçisini engellemek isteyen iki Bizans gemisinden
biri, topla batirilirken digeri yarali olarak kaçip
kurtulur.
Sür'atle Edirne'ye gelen Murad, oglu Mehmed ve
vezir-i a'zami orada birakarak ordu komutani sifatiyla Varna
önlerine gelmis olan Haçlilar üzerine gider.
Murad Bey, Varna önlerine geldigi sirada düsmanin
ileri hareketini yakindan takib eden Rumeli Beylerbeyi
Sehabeddin Pasa, esas orduya katilir. Harp düzenine göre
Osmanli ordusunun sag kolunda Anadolu Beylerbeyi Karaca, sol
kolunda da Rumeli Beylerbeyi Hadim Sehabeddin Pasalar (bazi
kayitlarda sol kolunda Turahan Bey bulunmustur)
bulunuyorlardi. Merkezde de bas komutan olarak II. Murad
vardi. Daha önce de temas edildigi gibi merkez cephesinin
önüne bir mizrak ucuna takilmis olarak Segedin
muahedenhamesi dikilmisti. Ordunun gerisi tahkim
edilmediginden sarilma tehlikesi vardi. Merkezde
yeniçerilerin önünde kaziklarla korunmus bir hendek
bulunuyordu.
Müttefiklerin, Ulahlar ve bes bölük Macar'dan
meydana gelen sol kanadi, Varna batakliklari ile muhafaza
altina alinmisti. Sag kol ise açik ovaya ve sehre dogru
düsmüstü. Burasi açik ve tehdide mamz oldugundan Macar
kuvvetleri tamamen burada toplanmislardi. Siyah bayraklari
altinda Kardinal Jülyen Sezarini komutasindaki kuvvetler bu
kolda idiler. Kral Vladislas, merkezde Sen Jorj sancagi
altinda bulunup elli süvari ile koruma altina alinmisti.
Baskomutan Hunyad ise hemen hemen her tarafta görülüyordu.
Her iki tarafin sahip oldugu insan gücü, kesin
olarak belli degilse de düsman kuvvetlerinin Türk
kuvvetlerinden daha fazla oldugu bir gerçektir. 28 Receb 848
(10 Kasim 1444) Sen Marten yortusuna tesadüf eden Sali günü
baslayan Varna Savasi, Haçlilarca ugurlu sayilan bir günde
oldugu için sevince sebep olmustu. Bununla beraber,
Hiristiyanlari büyük bir korkuya sevk eden bir hadisenin de
cereyan ettigini belirtmek gerekir. O anda patlak veren
siddetli bir kasirga, kralinki hariç olmak üzere Haçli
ordusundaki bütün bayraklari savurup atmisti.
Muharebe baslar baslamaz Jan Hunyad, Osmanli
ordusunun Karacabey komutasindaki sag koluna hücum ederek
püskürtür. Sol kola yüklenen Eflâk kuvvetleri ise bu kolu
bozguna ugratirlar. Hatta yandan padisahin bulundugu ordu
merkezine dogru yürüdülerse de sonradan püskürtülürler.
Ordunun gensinin iyice tahkim edilmemesinden dolayi (burada
agirliklar ve develer bulunuyordu) bu kisim da tehdid
altinda idi. Sag ve sol kollar dagilmis olduklarindan ordu
merkezinde yalniz hükümdar, maiyeti ve kapikulu askerleri
kalmisti. Fakat Sultan Murad telas göstermeyerek yerinde
duruyor ve komutayi birakmiyordu.
Osmanli ordusunun sag ve sol kanatlarinin
bozuldugunu gören Macaristan krali Ladislas, kendini
tutamayarak heyecana kapilir ve Polonya kuvvetleri ile
birlikte Osmanli ordusu merkezine ve padisahin üzerine hücum
ederek sancaklarin bulundugu yere kadar gelir.
Hükümdarlarinin büyük bir tehlikeye maruz kalacagini gören
yeniçeriler, büyük bir gayretle savasip merkezden içeriye
giren düsman kuvvetlerini çevirirler. Tam bu esnada Timurtas
adli bir yeniçeri, kralin atinin ayagina bir balta vurarak
onu ati ile birlikte yere düsürür. Kralin düstügünü gören
Koca Hizir adinda bir yayabasi (Yeniçeri bölük komutani),
hemen kosup kralin basini keser. Kesilen basi bir mizragin
ucuna takip yüksek sesle baginp kralin öldügünü söyleyince
Polonya kuvvetleri dagilip kaçmaya baglarlar. Büyük bir
kismi da kaçamayarak öldürülür. Bu sirada Osmanlilar'in sol
kolunu çevirmekte olan Jan Hunyad, sür'atle yetiserek
vaziyeti düzeltmeye çalisip, "biz, kral için degil, dinimiz
için vurusmaya geldik" dediyse de basarili olamaz. Kralin
öldügünü duyan Osmanli birliklerinin daha bir azimle geri
döndüklerini görünce toplayabildigi kadar askeri ile kaçmaya
baçlar.
Varna muharebesinde Anadolu Beylerbeyi Karaca Pasa
ile Kara Timurtas Pasa'nin torunu Umur Bey'in oglu Osman Bey
sehid olmuslardi. Düsman ordusunda ise Kral Ladislas ve
muahedenin bozulmasinda birinci derecede rol oynayan
Kardinal Julyen Sezarini ölmüslerdi. Bazi kaynaklarda
(Sahavî, et-Tibru'l-Mesbûk fî Zeyli's-Süluk, Ayasafya Ktb.,
nr. 3113, s. 191) Osmanlilarin bu savasta on bin kadar sehid
verdikleri belirtilmektedir. Düsmanin telefati ise bundan
daha fazla idi.
Sultan Murad, kazandigi bu önemli zaferden sonra,
güvendigi adamlarindan biri olan Azeb Bey'le savas alanini
gezip düsman ölülerini görünce:
—
Sasilacak sey degil mi? Bütün bu delikanlilar arasinda bir
tane ihtiyar yok, der. Bu söz üzerine Azeb Bey ona su cevabi
verir:
—
Eger aralarinda yaslica bir kimse olsaydi, böyle delice bir
harekette bulunmazlardi."
Osmanlilar, bu savaçta külliyetli miktarda savas
ganimeti elde ettiler. Degerli esya ile dolu ikiyüz elli
araba, galip gelen Osmanlilar'in eline geçmisti. Bu da
gerçekten büyük bir ganimet idi.
Müslümanlarin, Avrupa'daki varliklarinin devam edip
etmemesi bakimindan bir dönüm noktasi olan Varna savasindan
sonra, zaferi müjdelemek üzere belli basli sehirlerin
kadilarina ve Islâm hükümdarlarina fetihnâmeler gönderildi.
Sultan Murad, bu savasta esir alinan düsman askerlerinden
bir kismini ve nasil demirden adamlari yendigini daha iyi
anlatabilmek için Macar asilzâdelerinin giydigi zirhlarla
donatilmis yirmi bes esiri, Misir Sultani Melik Zahir
Çakmak'a gönderdi.
II. Murad, bozulmasin diye bal içinde muhafaza
edilen kralin basini zaferinin bir nisanesi olarak Bursa
valisi Cebe Ali'ye göndermisti. Bursa halki, kalabalik bir
topluluk halinde bu zafer nisanesini karsilamaya çikar.
Nilüfer suyunda yikanan bu bas, bir mizrak ucunda sokaklarda
dolastirildi. Böylece, daha önceki savaslarda meydana gelen
maglubiyetler yüzünden moralleri bozulmus olan halka moral
verilmeye çalisilir.
Murad Bey, savasi müteakip Edirne'ye dönünce
vezirlerinin de istegi üzerine bir müddet daha orada kalir.
Zira tehlike henüz tam anlamiyla ortadan kalkmis degildi.
Bir müddet sonra tehlikenin tamamen kalktigini gören Murad
Bey, oglunun mevkiini sarsmamak için, yaninda Sarabdar Hamza
Bey ile Iskender Pasa oldugu halde Manisa'ya çekilir.
Manisa'daki ikameti müddetince kendisine Saruhan, Aydin ve
Mentese sancaklarinin geliri tahsis olunur. Âdeta, tahttan
ikinci bir feragat anlamina gelebilecek bu fedakârliga
ragmen Murad Bey'in, Varna galibi olarak büyük bir söhret
kazandigi anlasilmaktadir.
II. MURAD'IN TEKRAR TAHTA GEÇISI
Murad Bey'in, Manisa'ya çekilmesinden sonra, devamli
surette onu padisah olarak kabul edip buna göre muamele eden
Çandarli Halil Pasa ile, genç padisahin etrafinda toplanan
rakipleri ikinci vezir ve Rumeli Beylerbeyi Hadim
Sehabeddin, genç padisahin lalasi Zaganos ve vezir Saruca
Pasa'lar arasinda bir iktidar mücadelesi baslar. Bu arada,
genç padisahi yeni fetihler için tesvik eden Sehabedin ve
Zaganos Pasa'lar, onu devletin siyasetine hakim tek hükümdar
olarak görmek istiyorlardi. Bu durumdan haberdar olan ve
kendilerini tehlikede gören Karamanoglu ile Kastamonu
hâkimi, Murad Bey'e bas vurarak vaziyeti anlatmak zorunda
kalmislardi. Sonradan bunlara Bizans Imparatoru ve Despot da
katilacaklardir, Murad Bey, bu bas vurular üzerine küçük
sultan ile, onu bu siyasete iten vezirleri siddetle ikaz
etmis olmasina ragmen, oglunun gerçek bir padisah gibi
hareket etmesinden dolayi da içten içe sevinmisti. Bundan
sonra Çandarli Halil Pasa'nin hazirlayacagi uygun vasati
beklemeye baslar. Nitekim çok geçmeden yeniçeriler 1446'da
Sehabeddin Pasa'nin aleyhine olmak üzere isyan ederler.
Halkin da destegi ile güçlükle bastinlari bu isyan üzerine,
devletin iç ve dis emniyeti için Murad Bey'in tekrar
Edirne'ye gelip is basina geçmesi gerekiyordu. Halil
Pasa'nin gizli daveti ile Murad Bey, 5 Mayis 1446'da
Rumeli'ye gitmek üzere 4000 kisilik bir kuvvetle Manisa'dan
yola çikar. Fakat sonradan fikrini degistirerek Bursa'ya
gider. Ama Mora'da despot Konstantin'in tasarrufunun devam
ettigi bir sirada Halil Pasa, Ishak Bey ve Anadolu
Beylerbeyi Özgüroglu Isa Bey, onu tekrar Edirne'ye davet
ederler. Bunun üzerine Murad Bey, Agustos sonlarinda,
oglunun haberi olmadan Edirne'ye gelir. Ertesi gün Halil
Pasa, Ishak Bey, Isa Bey ve diger beyler aralarinda anlasip
genç padisaha nezaketen tahtini babasi lehine terk etmesini,
fakat onun bunu kabul etmeyecegini söyleyerek bir emrivaki
yaparlar. Murad Bey, yapilan teklifi kabul ederek tahta
geçer. Tursun Bey, Sultan Mehmed'in babasina olan
saygisindan dolayi tahtini gönül rizasi ile teslim ettigini
söyleyerek söyle der: "Amma çün atasina nisbet-i kemâl-i
inkiyadi var idi, hüsn-i riza ile atasin getürdi, saltanatin
teslim etti." O anda da orada hazir bulunan herkes kendisine
bey'at etti. Mehmed, veliahd olarak Zaganos ve Nisanci
Ibrahim Bey'le birlikte Manisa'ya gönderildi.
BALKANLAR'DA HAKIMIYET VE MORA SEFERI
Yildirim Bâyezid zamaninda Osmanli nüfuzu altina
girmis olan Mora, Ankara Muharebesi'nden sonra baglantidan
kurtulmustu. Mora'nin büyük bir kismi Bizans'a aitti.
Eskiden beri imparatorun oglu veya kardesleri bu yarimadada
"Despot" adi ile müstakil birer hükümdar gibi hüküm
sürerlerdi. Mora Despotu olan Konstantin (1448'den itibaren
Bizans Imparatoru), Segedin muahedesini kabul etmek zorunda
kalan Sultan Murad'in, hükümdarliktan çekilmesi üzerine
durumu kendi lehine müsait görerek Teb, Beotya ve Pindos
taraflarini ele geçirerek Mora'nin müdafaasi için
faaliyetlere girismisti. O, bununla da yetinmeyerek Osmanli
taraftan olan Atina prensi II. Nerio Acciajoli'yi de
kendisiyle birlesmeye zorlamisti. Kuzeyden gelebilecek bir
Osmanli hücumuna karsi, Gördes ile Korent denilen ve karadan
Mora'nin kapisi durumunda bulunan dar geçidi (berzah)
saglamlastirmisti. Böylece Mora, Osmanlilara karsi yeniden
tahkim edilmis oluyordu. Mora seferinin sebebi de Padisahin
bu tahkimattan süphelenmesi idi. Osmanlilarin, nüfuzlari
altindaki Mora'dan vaz geçmeleri mümkün degildi. Çünkü
Yunanistan fütuhatinin tamamlanmasi, Mora'ya hâkim olmakla
mümkündü. Öyle anlasiliyor ki Osmanlilar'in güttükleri
siyasî hedef, Tuna'nin güneyinde, kendi yönetimlerinde
olmayan bir toprak parçasi birakmamakti.
Daha önce de temas edildigi gibi Varna savasindan
önce Papa donanmasinin Çanakkale Bogazini kapatmasi ve
Macaristan Krali'nin Varna'ya kadar gelmesi, bütün
Hiristiyan dünyasina oldugu gibi Kostantin'e de cesaret
vermisti. O da digerleri gibi Osmanlilar'in Varna'da tamamen
perisan olacaklarini ve artik Balkanlari tamamiyle terk
edeceklerine inaniyordu. Bu yüzden de Osmanlilar'a ait bazi
yerleri almisti. Sultan Murad, Varna zaferini kazandiktan
sonra, Kostantin'in isgal ettigi yerleri geri vermesini
istemis ise de uygun bir cevap alamamisti. Bu yüzden
Mora'nin tekrar nüfuz altina alinmasi gerekiyordu.
Sultan Murad, Mora seferinden önce bölgeyi ve
insanlarini taniyan akinci komutanlarindan Pasa Yigitoglu
Gazi Turahan Bey'den buranin askerî, siyasî ve etnografik
durumu hakkinda tafsilatli bilgi alir. Sultan Murad, gereken
bilgiyi aldiktan sonra Turahan Bey'in akinci kuvvetlerini
Mora'nin fethi ile görevlendirir. Korent kalelerini elde
edebilmek için çok miktarda top mermisine (gülle) ihtiyaç
vardi. Bes kaleyi birden vurabilmek için develerle buraya
bakir nakl edilerek toplar dökülür. Serez'de toplanan
Osmanli kuvvetleri, süratli bir yürüyüsle 8 Ramazan 850 (27
Kasim 1446)'da Korent (Korintos) berzahini kapayan
Hexamilion (Kesmehisar) surlari önüne gelirler. Top atesiyle
baslayan savasa bizzat Sultan Murad da katilir. Onun basinda
bulundugu asil ordunun gayreti ile kale Aralik ayinin onunda
zapt edilir. Osmanlilar'daki topçulugun ilerlemesi sayesinde
on üç günde surlar delinmis ve Osmanli ordusu bu deliklerden
içeri girip kaleyi zapt etmisti. Korent'in düsmesi ile
Mora'nin kapilari yeniden Türklere açilmis oldu.
Osmanlilar'ca Balyabadra adi verilen Mora'nin merkezi ve en
büyük sehri Petras, tekrar feth edildi. Mora'nin kapisi olan
bu yerler alininca bir koldan Padisah, diger koldan da
Turahan harekete geçerler. Bunun üzerine Despot Konstantin,
tarihçi Halkondilas'i elçi olarak Sultan Murad'a gönderir.
Elçi, haber iletmesin diye baslangiçta tevkif edildiyse de
sonunda serbest birakilir. Konstantin de senede belli bir
miktar vergi vermeyi kabul eder. Ayrica Korent berzahi
(geçit) kendisine yiktirilir. Sonuç olarak Osmanlilar'a
karsi tecavüzlerde bulunan Despot Konstantin ile kardesi
Thomas, tekrar Osmanli tabiiyetini tanimak zorunda kalirlar.
Bu basaridan sonra Edirne'ye dönen Sultan Murad, buradan
getirdigi esirleri Anadolu'ya nakl ettirip, oradan da bu
bölgeye Müslüman Türkleri getirtmek suretiyle nüfus
mübadelesi yapmisti.
Eflâk Voyvodasi Vlad Drakul, Sultan Murad'in Mora
isini basarili bir sekilde sonuca baglayip Edirne'ye
döndügünü görünce, onunla anlasmak ister. Fakat Yanko
tarafindan öldürülür. Öte yandan daha önce Osmanli
ordusundan kaçtigini belirttigimiz Arnavut Iskender Bey,
Papa ve Macar Krali ile temaslarda bulunup Arnavutluk yolu
üzerindeki Kocacik hisarini ele geçirmisti. Morava savasi
sirasinda ordudan kaçip bozgunluga baslamasi, Kroya
sancagina tayin edildigine dair sahte bir ferman uydurup
Kroya (Akçahisar)'ya girip hisardaki Osmanli askerinin
tamamini uykuda iken kiliçtan geçirmesi, tekrar
Hiristiyanliga dönmesi ve Papadan yardim görmesi gibi
hareketleri yüzünden ortadan kaldirilmasi gerekiyordu.
Iskender Bey, aldigi yardimlar sonucunda kazandigi bazi
basarilarina güvenerek Venedikliler'le de bozusur.
Osmanlilar bunu iyi degerlendirerek 1448 yazinda bir
taarruza karar verirler. Gerçekten de Sultan Murad,
belirtilen yilda yaninda Sehzade Mehmed de olmak üzere büyük
bir ordu ile Arnavutluga girerek Kocacik hisarini zapt eder.
Fakat kisa bir müddet sonra Sirp Despotu Jorj Brankoviç'ten,
Jan Hunyad'in Macar, Eflâk, Bohemya ve Almanya'dan topladigi
90.000 kisilik bir ordu ile Tuna'yi geçip Sirp topraklarina
girmek üzere oldugu haberini alinca, Sofya'ya çekilerek
ordusunu yeniden düzene sokar. Buradan güney yolu ile Kosova
ovasina gelerek düsmanini savasa mecbur eder.
IKINCI KOSOVA MUHAREBESI
Osmanlilar'a karsi tertiplenen bu yeni Haçli seferi,
Varna zaferinden dört yil sonra 17-19 Ekim 1448 tarihlerinde
olmustur. Takdirin bir tecellisi olacak ki bu ikinci seferde
bulunan Osmanli hükümdarinin adi da Murad'dir. Birinci
Kosova'da Murad Hüdavendigâr (Birinci Murad), Ikinci Kosova
zaferinde de Ikinci Murad bulunmuslardi.
Osmanli Devleti, Iskender Bey'in ayaklandirdigi
Arnavutlar'i yola getirmek için ugrasiyordu. Sultan Murad,
Iskender'in merkezi olan Kroya (Akçahisar)'yi kusatma altina
aldigi zaman Jan Hunyad'in hududu geçmek üzere oldugunu Sirp
Despotu ile Vidin sancak beyinden ögrenmisti. Bu haberin
alinmasi üzerine Sultan Murad kusatmayi kaldirip Sofya'ya
dönmüstü. Bu arada Jan Hunyad, Albert'in küçük ogluna naib
olarak Macaristan'in bütün dizginlerini ele geçirmisti.
Varna muharebesinin kahramanligina sürdügü lekeyi silmek
için var gücü ile çalisip kuvvet topluyordu. Bunda muvaffak
da oluyordu. Çünkü kisa zamanda etrafinda, Macarlar'dan
baska Eflâk, Polonya, Erdel ve Almanya gibi devletlerden de
kuvvetler toplanmisti. Böylece Jan Hunyad, doksan bin
kisilik bir kuvvetin basina geçip Sirbistan'i isgal ile
yoluna devam eder.
Sultan Murad, Hunyad'in Tuna'yi geçmek üzere
oldugunu ögrenince derhal Arnavutluktan çikarak Sofya'ya
gelir. Burada orduyu terhis etmeyerek timarli sipahilere
memleketlerinden harçlik getirmek üzere "harçlikçi"lar tayin
edip Sofya'da beklemeye karar verir. Jan Hunyad ise yoluna
devamla 1448 senesinin Ekim ayi ortalarinda Kosova'ya gelir.
Osmanli hükümdari da 80-100 bin kisilik bir kuvvetle ayni
yere gelir.
Sultan Ikinci Murad, muharebeden önce baris
teklifinde bulunmak üzere düsmana elçiler gönderdiyse de
bunlar, Jan Hunyad tarafindan gerisin geriye
gönderilmislerdi. Iki ordu harb etmeksizin karsilikli olarak
bir gün beklediler.
Muharebe 1448 Ekim ayinin 17, 18 ve 19. günü olmak
üzere üç gün sürdü. Savas, Jan Hunyad'in hücumu ile basladi.
Osmanli ordusu klasik bir düzenle sag, sol ve merkez olmak
üzere bölümlere ayrilmisti. Düsmanin sag kolunda Macarlar
ile Sicilyalilar, sol kolunda da Alman, Bohemya,
Transilvanya ve Eflâk (Ulah) kuvvetleri bulunuyordu.
Hunyad, Varna'daki hatalan tekrarlamayacagini
düsündügünden savasi kazanacagindan emin görünüyordu. Haçli
ordusunda, I. Murad'in oglu olan Savci'nin öldürülmesinden
sonra kaçmayi basaran oglu Davud da vardi. Muharebenin ilk
günü, hafif silahlarla baslayan savas, esit sartlar altinda
devam ediyordu. Hunyad, Osmanli ordusunun ikinci gün
çekileceginden emin görünüyordu. Bu sebeple asil hücum
ikinci günü ögleden sonra baslayip aksama kadar devam etti.
Savci Bey'in oglu Davud'un tavsiyesi ile geceyarisi Osmanli
ordusuna yapilan baskin da bir ise yaramaz. Muharebe üçüncü
gün günesin dogmasiyla tekrar baslar. Taktik geregi Osmanli
ordusunun sag ve sol kanatlan mukavemet edemiyorlarmis gibi
yavas yavas geri çekilirler. Böylece merkez, düsmana karsi
açik ve korumasiz kaliyordu. Durumu fark eden düsman, bütün
gücü ile merkeze yüklenir. Yeniçeriler bütün güçleri ile
karsi koyarlarsa da onlar da yine plân geregi geri
çekiliyormus havasini verirler. Tam bu sirada Osmanli
ordusunun sag ve sol kanatlari, merkeze girmis olan düsman
kuvvetlerini yandan ve arkadan çevirmeye baslarlar. Bu
sirada Turahan Bey'in bulundugu sol kol, Osmanli karsi
taarruzunun merkezini teskil ediyordu. Çünkü Osmanlilar'in
sol kolu ile harb etmekte olan Jan Hunyad'in sag cenahini,
Turahan Bey kuvvetleri çevirmekte idi. Çevrildigini anlayan
düsman, ümitsizce savasmaya devam ediyordu. Tam bu esnada
Vezir-i A'zam Çandarlizâde Halil Pasa'nin delâleti ve bazi
vaadlerle Eflâk prensini harpten çekilmeye ikna etmesi
üzerine düsman tam bir ümitsizlige kapilir. Önden ve arkadan
hücuma maruz kalan düsman, perisan olmustu. Bununla beraber
askerler, geri çekilerek siperlerine ulasabildiler. Hunyad,
komutanlari ile görüsüp durum degerlendirmesi yapar. Ama
gece yansi yanina aldigi bazi seçkin süvarileri ile harp
meydanini terk edip kaçar. Onun kaçtigini bilmeyen ordusu,
sabahleyin Türklerin hücumuna dayanmaya çalisirsa da
komutanlarinin kaçtigini ögrenince tamamen dagilir. Bu
ordudan pek azi kurtulur. Düsmanin zayiati on yedi bin
kadardi. Halkondil'e göre Osmanlilar'in zayiati ise dört bin
civarindadir. Böylece Kosova ovasinda Müslüman Türkler
ikinci defa parlak bir zafer kazanmis oluyorlardi. Ikinci
Kosova, Avrupa'nin, Türkleri Balkanlar'dan sürmek için
yaptigi sonuncu tesebbüstür. Bundan sonra Avrupa tamamen
savunma durumuna geçecek, elindeki toprak ve menfaatleri
kaptirmamak için mücadele edecektir.
Sultan Murad, 1450 yazinda oglu Mehmed'i de yanina
alarak ikinci defa Amavutluk seferine çikar. Osmanli
kuvvetleri Akçahisar'i kusatip toplarla dövmeye basladilarsa
da hisarin savunmasini Vrana'ya birakip disarda ani
baskinlarda bulunduktan sonra sarp daglara siginan
Iskender'in bu neviden baskinlari yüzünden alinamaz. Tam bu
esnada Jan Hunyad'in yeni bir hücuma kalkisacagi sayiasi
yayilir. Ekim soguklarinin da baslamasi üzerine Sultan
Murad, kusatmayi kaldirip Edirne'ye döner. Sultan Murad'in
kaleyi feth etmeden Edirne'ye dönmesi, Hiristiyan âleminde
büyük bir sevinçle karsilanir. Bu hâdiseden sonra Iskender
Bey'in söhreti birdenbire artar.
SEHZÂDE MEHMED'IN DÜGÜNÜ
Akçahisar kusatmasinin kaldirilmasi, Hiristiyan
dünyasinda büyük bir sevince sebep olmustu. Bununla beraber
Osmanlilar üzerinde fazla bir etkisinin, olmadigi
anlasilmaktadir. Zira bu hadiseden hemen sonra Sultan Murad,
sehzadesi Mehmed için Edirne'de muhtesem bir dügün
tertiplemisti.
Sultan Murad, daha önce bir sefer evlenmis bulunan
oglu Sehzâde Mehmed'e Dulkadiroglu'nun kizini almak
istedigini, Vezir-i A'zam Halil Pasa'ya sorup fikrini almak
ister. O da bu görüsün yerinde oldugunu söyler. Bu sirada
Dulkadir Beyligi'nde Nâsirüddin Mehmed Bey'in oglu Süleyman
Bey bulunuyordu. Bundan çok seneler önce, Çelebi Sultan
Mehmed Bey de Nâsirüddin Bey'in kizini almis oldugu için
arada bir akrabalik da vardi. Bunun için derhal Amasya
sancakbeyi Hizir Bey'in hanimi, görücü olarak Elbistan'a
gönderilir. Süleyman Bey'in bes kizindan en küçügü olan
Sitti Hanim'in nikahi kiyildiktan sonra gelin olarak
Edirne'ye getirilir. 1450 senesi kisinda (H. 854,
Sevval-Zilhicce) genç sehzade Mehmed'in evlenmesi
münasebetiyle dogu ve batidaki dost hükümdarlar ile tâbi
beyler, Edirne'ye davet edilerek muhtesem bir dügün yapilir.
Bu is ve davetlerin organizasyonu için Saruca Pasa
görevlendirilmisti. Dügünden sonra Sehzade Mehmed genç
karisiyla birlikte Manisa'ya gider.
SULTAN II. MURAD'IN VEFATI VE SAHSIYETI
Sultan II. Murad, genç evlileri Manisa'ya
ugurladiktan kisa bir müddet sonra 1 Muharrem 855 (3 Subat
1451) günü kusluk vakti vefat etti. Kaynaklarin çogu, Sultan
Murad'in Ölümünü nüzûl (felç) isabetine, bazilari da soguk
alginligindan ileri gelen kisa bir hastaliga baglarlar.
Dukas ve Hammer gibi bazi tarihçiler de asiri yorgunlugun
ölümüne sebep oldugunu bildirliler. Öldügü zaman henüz kirk
sekiz yaslarinda idi. Ölüm hadisesinden hemen sonra cesedi
tahnit edilir. Vefat haberi Manisa'daki Sehzade Mehmed'e
bildirilerek derhal gelmesi istenir. Halil Pasa tarafindan
gönderilen bu haber üzerine "Beni seven arkamdan gelsin"
diyen Sehzade Mehmed, sür'atli bir sekilde Edirne'ye gelip
babasinin ölümünden 16 gün sonra Osmanli tahtina geçer.
Ileride "Fatih" ünvanini alacak olan genç padisah, babasinin
vasiyeti geregi cesedini Bursa'ya göndererek onu bugün hâlâ
"Muradiye" diye bilinen semtteki türbesine defn ettirir.
Murad Bey, veya halkin dili ile Koca Murad 1446
Agustos'unda tanzim edip Eylül sonlarinda Halil Pasa, Saruca
Pasa, Ishak Pasa ve kadiasker Mehmed b. Feramürz tarafindan
tescil olunan vasiyetnâmesinde nereye ve ne sekilde
gömülecegini, üstüne yapilacak türbenin ne sekilde olacagini
ve nihayet vakfinin sartlarini bildirir. O, asli Arapça olan
ve oglu tarafindan uyulan vasiyetnâmesinde söyle diyordu:
"... Öldügüm zaman beni Bursa'ya, caminin
yakinindaki oglum Alaeddin'in 3-4 arsin yanina gömün.
Mezarimin üstüne büyük hükümdarlar için yapilan muhtesem
türbelerden yapmayiniz. Cesedimi lahde degil, sünnet-i
seniyye üzre topraga koyun. Etrafi duvar fakat üstü açik bir
türbe yapiniz. Hafizlarin Kur'an okuyacaklari yerin üzeri
kapali, kabrimin üstüne yagmur yagmasi için oraya tesadüf
eden kismin üstü açik olsun. Azad edilmemis olan kölelerimin
tamami ölümümden kirk gün önce azad edilmistir. Etrafima
evlad ve akrabalarimdan kimseyi gömmeyin. Eger Bursa'dan
baska bir yerde ölürsem nâsimi oraya nakl ediniz. Bu nakil,
bir persembe günü olsun ki, defin cuma günü gerçeklessin..."
II. Murad hakkinda gerek Osmanli, gerekse diger
milletlere mensub tarihçilerin ittifaka yakin bir sekilde
beyan ettiklerine göre o, ince ruhlu, hassas, çok âdil,
merhametli, sözüne ve vaadlerine sâdik, cesur, azim ve
tedbir sahibi, güler yüzlü, ahdine riayet edenler hakkinda
dost, ahdini bozanlar hakkinda da sedid idi. Hammer'in de
ifadesine göre memleketini seref ve hakkaniyetle idare
ederek milletinin hatirasinda mütedeyyin (dindar) lütufkâr,
âdil ve metin bir hükümdar adi birakti. Savasta oldugu gibi
barista da sözünün eri idi. Ancak sözünden dönenlerin
korkunç öc alicisi idi.
Sultan II. Murad, ince ruhlu ve hassas bir kimse
idi. Ilmî müsahabeleri sever, ulemayi himaye eder ve onlara
tahsisatlar ayirirdi. Musikî, siir ve edebiyata düskündü.
Denebilir ki siir, onunla Osmanli sarayina girmisti. Suara
tezkireleri, onun sairliginden bahs ederlerken onun ilim ve
sanata olan sevgisinden de uzun uzadiya söz ederler.
Güldeste-i Riyaz-i Irfan'a göre bizzat kendi latif tab'i
(yaratilisi) siire meyyâl ve nükte söyleyicilerin dildâdesi
olup haftada iki gün âlim ve sairleri divaninda toplayip
ilmî mübâheseler ederek ve sairlerin münazara ve
münakasalarini dinleyerek "Ehl-i kemâlin cevheri, ancak
itibar ile parlayip açilir" derdi. Çagdas tarihçi Ibn
Tagriberdî, onun sahsiyeti hakkindaki su ifadeleri ile
gerçegi yansitmaya çalisir: "Hükümdarligi uzun sürmüs,
yükselmis, hasmet kazanmis, saadete ermis ve Rûm (Anadolu)
hükümdarlarinin en büyügü olmustur. Cihaddan hiç bir vakit
geri kalmamakla beraber eglence ve zevke düskündü. Allah
yolunda tehlikelere bizzat atilir ve bu ugurda yorulmak
bilmez, varini yogunu harcardi. Bütün hayati böyle geçmis
denebilir. Bununla beraber halka karsi âdil olup isleri ile
yakindan ilgilenirdi. Ayni zamanda cömert ve iyi huylu idi.
Yalniz su kadar var ki keyfine düskündü. Musikî ehlini
severdi. Fakat bir cihad haberi gelince derhal kalkar her
seyi birakirdi."
Ülkesinde kültür ve ilim hayatini yükseltmek için
her fedakârligi göze alabilen Sultan Murad, ilim adami ve
bilginlere karsi son derece cömert davranirdi. Bu sebeple
Arabistan, Türkistan ve Kirim gibi yerlerden pek çok degerli
âlim, onun ülkesine gelmisti. Bu da memlekette kültürün
gelismesine ve ilmî ilerlemenin sür'atli bir sekilde
olmasina sebep olmustu. Gerçekten de onun döneminde Arapça
ve Farsça'dan bir çok eserin Türkçe'ye tercüme edildigini,
bunun da kültürel gelismeye tesir ettigini biliyoruz. Hatta
onun adina birçok eser telif ve tercüme edilmisti.
Sultan Murad, Edirne, Bursa, Selânik, Ipsala ve
Ergene gibi önemli yerlesim merkezlerinde yaptirdigi hayir
ve sosyal tesisler ile de dikkat çeker. Yaptirdigi muazzam
eserler sebebiyle kendisine "Ebu'l-hayrât" ünvani
verilmisti. Onun bu neviden faaliyetlerini gören devrinin
devlet erkâni ile zenginleri de benzer tesisleri kurmakta
gecikmediler. Bursa'da Muradiye Camii, imâret, medrese ve
müstemilâti Sultan II. Murad tarafindan yaptirilmistir.
Fakat bu hakan asil dev eserlerini Edirne'de insa
ettirmisti. Bunlarin en mühimleri, Muradiye (1435),
Dâru'l-hadis (1435), Yeni Cami (Bugünkü adi ile Üç Serefeli,
1447) gibi eserlerdir. "Üç Serefeli" denen minare, Türk
minarelerinin en güzellerinden biridir. 1413'te Çelebi
Sultan Mehmed'in, Mimar Konyali Haci Alaeddin'e tamamlattigi
Eski Cami'de oldugu gibi Üç Serefeli'de de kisin abdest
musluklarindan sicak su akardi. Sultan Murad, Edirne'yi ihya
edercesine kalkindirmis ve Balkanlarin en büyük sehri haline
getirmisti. O, Ergene köprüsünü yaptirmak suretiyle bölgeyi
de yerlesime açmisti. Dogu ile bati arasinda önemli bir
geçit vazifesi gören Ergene köprüsünün yeri, orman ve
bataklikti. Bu yüzden burasi, eskiya, kanun kaçaklari ve
hirsizlar için mükemmel bir barinak vazifesi görüyordu.
Sultan Murad, böyle bir yerde köprü yaptirmak suretiyle hem
kötülüklerin barinagini kurutmus oluyor, hem ulasimin
kolaylasmasini sagliyor, hem de bölgenin mamur hale
gelmesine yardim ediyordu. Köprünün insasindan sonra burada
cami, hamam, imâret ve pazar gibi halkin ihtiyaçlarina cevap
verebilecek sosyal tesisleri kurduktan sonra halki oraya
yerlestirir. O, bununla da kalmaz, gelip oraya yerlesen
halki birçok vergiden de muaf tutar. Âsikpasazâde köprü
insaatinin durumunu verdikten sonra söyle der: "Köprünün iki
basini mamur sehir edüp imâret ve Cuma mescidi etti. Hamam
ve pazarlar yapti. Ve ol vakit kim imâretin kapusu açildi.
Sultan Murad ulemayi ve fukarayi kendisi aldi ol imârete
vardi. Bir nice gün atâlar etti. Akçalar ve floriler
ülestirdi. Ol taam pistigi vakit kendi mübarek eli ile
fukaraya ülestirdi. Ve çiragin kendi uyardi. Yapan mimarlara
hil'atlar giydirdi. Ol sehrin halkini cemi-i avarizdan muaf
ve müsellem etti."
|