Osmanli
sultanlari içinde "Mehmed" adini tasiyan ilk hükümdar olan
Çelebi Sultan Mehmed'in gerek dogumu, gerekse Yildirim
Bâyezid'in kaçinci oglu oldugu hakkinda farkli görüsler
bulunmaktadir.
"Nizâm-i âlem"
için, kardesi Musa Çelebi'yi de bertarafedip 1413 yilinda
Edirne'de tek basina tahta geçip idareyi ele aldigi zaman
Osmanli ülkesinde genel bir sevinç ve memnuniyet havasi
esmeye basladi. Özellikle ordu, büyük bir cosku ile onu
alkislamaktan geri kalmadi. Çünkü o, kardesleri arasinda
moral ve fizikî nitelikleri bakimindan en çok dikkat çekeni
idi. Hemen hemen bütün beden eksersizlerinde maharetli
olusu, güzelligi, gönül yüceligi, düsünce çekiciligi ile hem
beden gücü hem de huy güzelligini belirten Güresçi Çelebi
ünvanini almisti. Organlari birbirine mütenasib olarak
uygundu. Halk tarafindan kendisine pehlivan lakabi
takilmisti. Teni pembeye yakin beyazlikta idi. Gözleri ve
kaslari kara idi. Uzun boylu, gür sakalli ve sik biyikli
olmakla birlikte seklen zarifti. Alni açik, çenesi yuvarlak,
gögsü genis, kollan uzundu. Kartal bakisli, arslan güçlü
idi. Atalarindan farkli bir sekilde basina tülbent sarardi.
Basinin etrafina kat kat sarilan bez, birçok çikintilar
teskil ederek sirmali külahinin ucundan baska yerini
göstermezdi. Kendisinden önceki hükümdarlarin kaftanlarina
uygun bir sekilde biçilmis olan kaftanina, astar yerine
baska bir renkle samur kaplanmis ve etrafina kürk dürülmüstü.
Sultan
Mehmed'i davranislarina, hareketlerinin çabukluguna ve
vekarina ait bütün övgülerin üstüne çikaran sey, Osmanli
tarihçileri gibi, Bizans tarihçileri tarafindan da adaleti,
sefkati, gönül yüceligi, dostlugunda sebati, hem Türkler hem
de Rumlar için iyilik severligi hakkinda belirtilen ortak
sehadettir. O, hiristiyanlara düsmanlik göstermemekle
kalmamis, ayni zamanda onlara karsi dostça davranmistir. Çok
iyi yetismis, mümtaz bir egitim görmenin bütün sonuçlarini
ve ince düsünürlügün örneklerini göstermistir. Osmanli
tarihçilerinin deyimi ile o, Tatar Tufani'nin tehlikeye
düsürdügü devlet gemisini kurtaran Nuh gibidir.
împarator
Manuel, müttefiki olan Mehmed'in son ve korkunç rakibini
yendigine dair aldigi haber üzerine basarilarini tebrik edip
kutlamak ve antlasma sartlari ile kendisinin yapmis oldugu
hizmetleri hatirlatmak üzere 816 (1413)'da elçiler gönderir.
Politikadan çok iyi anlayan Mehmed, taahhüdlerine bagli
kalarak Karadeniz ve Marmara Denizi'nde elinde bulunan
kuleler ile Teselya kalelerinin imparatora verilmesini
çabuklastirir. Manuel'in elçilerini, hediyelerle sevindirip
geri dönmelerine izin verdigi zaman onlara su sözleri
söyledi:
"Imparatora
söyleyiniz ki, yardimi sayesinde atalarimin ülkesini elde
ettim. Bu hizmetinin hatirasi gönlümde daima sakli
kalacaktir. Onun hosuna gitmek için bütün firsatlari
arayacagim."
Çelebi Sultan
Mehmed, ayni sekilde Sirp, Ulah ve Bulgar hükümdarlarinin,
Yanya dukasinin, Makedonya despotunun, Ahaiya prensinin
elçileri ile diger zevati kabul etti. Bunlarla birlikte bir
sofrada yemek yiyerek hepsinin san ve söhretini oksayici
sözler söyledi. Hepsini sulh ve selametle geri gönderdi.
Bunlara dedi ki:
"Hükümdarlariniza
deyin ki, ben, herkes ile baris ve sulh içinde kalmak
istiyorum. Barisi hile ile bozmak isteyen kimse, sulhün
hamisi olan Allah'a karsi hareket etmis bulunacaktir."
Gerçekten de
Çelebi Sultan Mehmed, her seyden önce Timur'un istila ve
yagmasiyla parçalanan, sonra saltanat kavgalari ile kani
çekilen memleketi, tedbirli, basiretli ve uyanik bir idareci
dehasiyla avucunun içine alir almaz, babasinin ve
kardeslerinin Bizans'a karsi kullandiklari politikaya derhal
son vererek memleketi o yönden gelecek olan tehlikelere
karsi emniyete almis oldu. O, böyle davranmak zorunda idi.
Zira idare ve iradesinin gücünü bekleyen, daha nice
tehlikeler ve gaileler boy boy himmet ve gayret istiyordu.
Bir kere
kardeslerini yenip tek basina idareyi ele aldigi zaman,
devlet bünyesinde hâsil olmus çatlak ve çöküntülerden nice
yabanci ve zararli unsur içeri sizmis bulunuyordu. Bir
yandan bunlari temizlerken, bir yandan da kayb olan
topraklan yeniden Osmanli hududlari içine kazanmakla,
memleketin sarsilmis olan itibarini iade ile ise basladi.
Çelebi Sultan
Mehmed, Edirne'de, bütün bir Osmanli ülkesinin hükümdari
oldugunu ilân etti. Bundan sonra da bazi faaliyetlerde
bulunarak memleketin bozulmus bulunan idaresini yeniden
düzenlemeye çalisti. Bu cümleden olarak, kardesi Musa
Çelebi'nin beylerbeyi yaptigi Mihaloglu Mehmed Bey'i tevkif
ettirerek Tokat kalesine gönderdi. Öbür taraftan, ileride
devletin basina büyük gaileler açacak olan Simavna kadisi
oglu Bedreddin Mahmud'u fazl ve keremine hürmeten 1000 (bin)
akça maas ile Iznik'te oturmaya memur eyledi.
Daha önce de
belirtildigi gibi, cülûsunu tebrik için gelen çevre
imparator ve hükümdarlarin elçilerini kabul ederek onlarla
sulh içinde yasama teminati verdikten sonra Anadolu'ya
geçer. Otuzbir veya otuziki günden beri muhasara ettigi
Bursa'yi yakip yikan Karamanoglu'nu te'dib etmeden önce
Ohri'den kaçip Izmir'e gelen ve Musa Çelebi'nin taraftari
olan Aydinoglu Cüneyd Bey üzerine yürür. Bu arada Ayaslug
(Selçuk)u zapt eden Cüneyd, Mehmed Çelebi'nin üzerine
gelmekte oldugu haberini alir almaz kurtulusu kaçmakta
bulur. Bunun üzerine Çelebi Mehmed, Menemen, Kayacik ve Nif
(Kemalpasa) kalelerini alarak Cüneyd'in ailesinin içinde
bulundugu Izmir kalesini kusatmaya baslar. Cüneyd'in
tesebbüslerinden endiselenen civarin Türk ve hiristiyan
beylikleri, donanmalarini göndermek suretiyle Mehmed
Çelebi'nin yaninda Izmir muhasarasina katilip ona yardimci
olmuslardi. Nitekim Izmir kalesi önüne gelen Rodos, Midilli
ve Sakiz Hiristiyan donanmalari gibi, Mentese donanmasi da
Mehmed Çelebi ile isbirligi yaparak Izmir'in zaptinda rol
oynamislardi.
Bununla
beraber ihtiyatî bir tedbir olmak üzere Izmir kalesinin
surlarini yiktiran Çelebi Mehmed, ayni körfezde, sövalyeler
tarafindan eski Izmir (Gavur Izmir) kalesinin yerinde
yaptirilmakta olan kaleyi de bütün tehdid ve karsi koymalara
ragmen yiktirmaktan çekinmemistir. Bununla beraber aradaki
dostlugu büsbütün bozmak istemeyen Çelebi Sultan Mehmed,
Rodos sövalyelerinin, Osmanli hakimiyeti altinda bulunan
Mentese ilindeki
Halikarnas
(Bodrum)'da Petronion kalesini yapmalarina müsaade etmisti.
Öte yandan
Çelebi Sultan Mehmed, Cüneyd Bey'in annesinin ricasi üzerine
onu affetmis ise de kendisine Anadolu'da degil, Rumeli'de
Nigbolu sancak beyligini vermis, onun yerine de Aydin sancak
beyi olarak Bulgar krali Sosmanos (Sisman)'un müslüman olan
oglu Süleyman (eski adi: Alexandr)'i getirmistir. 816 (M.
1413) yilinda gerçeklesen bu hareket sonucunda,
Cenevizlilerin Ege sahillerinde bulunan kolonilerinden Foça,
Midilli ve Sakiz adalari, ekonomik bakimdan da Osmanlilar'la
daha siki münasebetlerde bulunmus ve onlarin nüfuzu altina
girmis oluyorlardi.
BURSA
KUSATMASI VE ÇELEBI MEHMED'IN KARAMAN SEFERI
Karamanoglu
Mehmed Bey, Osmanlilar'in fetret dönemi içinde bulunduklari
ve Çelebi Mehmed ile Musa Çelebi'nin Rumeli'nde savastiklari
bir sirada Bursa üzerine yürümeye karar vermisti. 1413
yilinda yaninda Türkmen boylari oldugu halde önce Sivrihisar
üzerine yürüyüp burayi zapt eden Mehmed Bey, daha sonra
Bursa önüne gelip Bursa hisarini kusatma altina alir. Otuz
iki gün devam eden bu kusatma sirasinda hisarin subasisi
bulunan Haci Ivaz Pasa, Bursa halkinin yardimi ile siddetle
mukavemet etmisti. Bu arada burçlara yapilan hücumlari da
bertaraf etmisti. Özellikle Karamanoglu'nun Bursa hisarina
giren pinar suyunu kesmek suretiyle halkini teslime zorlama
tesebbüsünü, zaman zaman yaptigi huruç hareketleri ile
bertaraf eden Haci Ivaz Pasa, esir aldigi Karaman
askerlerini surlar üzerinde Karamanoglu'nun gözleri önünde
astiriyordu. Böylece onun maneviyatini bozmaya gayret
ediyordu. Haci Ivaz Pasa, Karamanlilar tarafindan bir gece
mesalelerle girisilmek istenen hücumu da tesirsiz hale
getirip önledikten sonra hisarin Kaplica kapisini açtirarak
karsi hücuma geçmis ve Karaman ordusunu perisan etmisti.
Ivaz Pasa'nin yigitleri, büyük ganimetlerle salimen geri
dönüp elde ettikleri ganimetleri ona arz ettiler. O da bütün
ganimetleri askerlere taksim ederek daha nice vaadlerde
bulundu.
Gerçi
muhasaranin uzamasi, Bursa hisarinda bulunanlari bir hayli
sikintiya sokmustu. Hatta Haci Ivaz Pasa bile birkaç
yerinden ok yarasi almis olmasina ragmen anlari gizleyip
kale muhafizlarina yardimda bulunuyor ve anlari teselli
ediyordu. Bununla beraber kaledekilerin durumu gün geçtikçe
zorlasiyordu. Fakat Karamanoglu da artik bir sey
yapamayacagini anlamisti. Hele son hareket, onun
maneviyatini büsbütün bozmustu. Böyle psikolojik bir çöküntü
içinde bulunuldugu bir sirada Musa Çelebi'nin tabutu, dedesi
Murad Hüdavendigâr'in kabri yanina defn edilmek üzere
Bursa'ya getirilir. Karamanoglu, bundan haberdar olunca
cenazenin düzme olma ihtimalini düsünerek bizzat kendisi
kontrol etmek ister. Bu maksatla varip kefeni açar ye
cenazenin yüzüne bakar. Cenazenin gerçekten Musa Çelebi'ye
ait oldugunu görünce maneviyati daha fazla bozulur. Bunun
üzerine sehri atese verir. O, bununla da yetinmeyerek dayisi
Yildirim Bâyezid'in kabrine hakaret ederek ülkesine geri
döner. Fakat gelirken takib ettigi güzergâh tutuldugundan
oradan dönmeye cesaret edemediginden Kirmasti (Mustafa Kemal
Pasa) ve Isparta üzerinden Karaman iline gider.
Osmanli
kaynaklan, bu dönüs esnasinda cereyan eden bir konusma daha
dogrusu bir hadiseden bahs ederler ki, Karamanoglu'nun
durumunu ortaya koymasi bakimindan dikkat çekici bir
hadisedir. Buna göre Musa Çelebi'nin cenazesini görüp teshis
ettikten sonra devlet idaresinde tek basina kalan Çelebi
Sultan Mehmed ile basa çikamayacagini anlayinca, Bursa
kusatmasini kaldirip sür'atle ülkesine dönerken Harman
Danasi denilen ve sisman olan nedimi, kaçmaktan yorulunca
Karamanoglu Mehmed Bey'e:
"Hanim,
Osmanoglu'nun ölüsünden böyle kaçarsin, ya dirisi gelmis
olsaydi ne çare ederdin?" deyince bu söze gücenen
Karamanoglu, onu bulundugu yerde bir agaca astirarak
cezalandirmistir.
Osmanli,
Memlûklu ve Bizans kaynaklarinin bildirdiklerine göre
Karamanoglu, Bursa'yi atese verdigi zaman Orhan Gazi Camiini
de yaktirmistir. Keza o, dayisi Bâyezid'in kabrini açtirarak
kemiklerini yaktirmisti. Nitekim bugün Bursa Orhan Camii
kapisi üstünde bulunan bes satirlik bir kitabe, bu yangini
açik bir sekilde ortaya koyup o günü hâlâ hatirlatmaktadir.
Daha önce de
belirtildigi gibi Izmir ve çevresini zapt edip Cüneyd'i
bertaraf eden Çelebi Sultan Mehmed, yukarida belirtilen
hareketlerinden dolayi Karamanoglu üzerine yürümeye karar
vererek süratle Inegöl'e gelir. Buranin kadisi Mevlânâ
Kivamuddin'i bir elçilik heyeti ile Memlûk sultanina
gönderir. Bundan sonra Kastamanu hakimi Candaroglu Kasim ve
Germiyanoglu Yakub Bey'le birlestikten sonra Aksehir,
Beysehir, Seydisehir ve Konya üzerine yürümüstü. 1414
yilinda cereyan eden bu hadisede Karamanoglu, Konya önünde
Ortakuyu mevkiinde Osmanli ordusuna mukavemet etmek
istediyse de maglub olarak kaçmak zorunda kalir. Oglu
Mustafa ise Konya kalesine siginir. Bu maglubiyete ragmen
Karamürsel'i elçilikle Çelebi Mehmed'e gönderen Karamanoglu,
siddetli yagmurlardan dolayi zor durumda bulunan
Osmanlilar'la barismistir. Bu baristan sonra Canik üzerine
gitmek zorunda kalan Çelebi Sultan Mehmed, çok geçmeden
Karamanlilar'in tekrar sözlerini bozduklarini ve anlasarak
Osmanlilar'a biraktiklari yerleri geri alma tesebbüsünde
bulunduklarini ögrenir. Bunun üzerine tekrar o tarafa döner.
Fakat Karamanoglu'nun yaptigi bu hareketten dolayi üzülür ve
üzüntüsünden hastalanir. Bu sirada Bâyezid Pasa, ani bir
baskinla Konya önünde bulunan Karamanoglu'nu yakalayip
Mehmed Çelebi'nin yanina getirir. Çelebi Sultan Mehmed,
Karamanoglu'nu, Karaman askeri ile Konya kalesine siginan
oglu Mustafa'yi yanina getirmesi sartiyla affeder. Bunun
üzerine yaninda Osmanli kuvvetleri oldugu halde Konya
surlari önüne gelen Karamanoglu, hisar üstünde kendisiyle
konusan oglunu ikna ederek birlikte Osmanli sultaninin
yanina gelirler. Bu defa basini kurtarmak için öncekinden
daha agir olan bir muahede imzalamak zorunda kalan
Karamanoglu, Beypazari, Sivrihisar, Aksehir, Yalvaç,
Beysehri, Seydisehri ve Nigde'yi Osmanlilar'a terk etmek
zorunda kaldi. Hicrî 818 (M. 1415) yilinda gerçeklesen bu
antlasmaya göre Karamanoglu, gerektigi zaman Osmanlilar'a
askerle yardimda da bulunacakti. Bu sartlarla Karamanoglu
Mehmed Bey'i affeden Çelebi Mehmed'e karsi Karamanoglu söyle
demistir:
"Madem ki bu
can bu tendedir, memleket-i Osman'a kat'a yaramaz nazarla
bakmayayim. Eger bakacak olursam Kelâm-i Kadîm (Kur'an)
benden davaci olsun." seklinde yemin etmis, yeminden sonra
da kendisine hil'at giydirilip at, deve, tabl (davul) ve
âlem verilmistir. Ancak koyu bir Osmanli düsmani olan
Karamanoglu, daha ordugâhtan çikar çikmaz yeminini bozmus ve
ovalara yayilmis bulunan Osmanli atlarini, maiyetindeki
askerlerine yagmalattirmistir. Kendisine Kur'an-i Kerim
üzerine ettigi yemin hatirlatilinca: "Bu can su tende
durdukça" sözü ile kendi canini degil, koynunda saklamis
oldugu güvercini kast etmis oldugunu söylemistir. Nitekim bu
maksatla koynunda sakli bulunan güvercini saliveren
Karamanoglu, süratle Konya'ya çekilirken söyle diyordu:
"Bizim,
Osmanoglu ile adavetimiz (düsmanligimiz) besikten mezara
kadardir, isimizin geregi de ahdi bozmaktir."
Karamanoglu'nun bu hilesi, dönemin efkâr-i umumiyesinde
Karamanlilar hakkinda bazi fikir ve görüslerin ortaya
çikmasina sebep olmustur. Nitekim Asikpasazâde tarihinde
söyle denilmektedir:
"Karaman'da
bulunmaz dogru bir yar
Veliler çok
bile kulmas ve ayyar
Eder kavl ü
karar ahd u peyman
Içer andlar,
yalan çok, eyler inkar
Beyi ve kadisi
hem çeyhi müderris
Hiledir isleri
hem hâr u mekkâr
Tekebbür, kel
ve foduldur
Karaman
Aninçün kahr eder ani Kahhar"
Yine bu
cümleden olarak "Karaman'in koyunu, sonra çikar oyunu"
darbimeseli, bazi degisikliklerle günümüze kadar gelmistir.
Karamanoglu'nun bu hilesinden sonra Çelebi Sultan Mehmed
tekrar ve süratle Konya üzerine yürümüs ve kisa bir
çarpismayi müteakip müstahkem hisarini zapt etmisti. Osmanli
saldirisina karsi koyamayan Mehmed Bey, Silifke'nin
kuzeyinde bulunan Varsaklar arasina kaçip kurtulmustu.
Bununla beraber Çelebi Sultan Mehmed, Memlûklular'in
himayesinde bulunan Karamanlilar'i fazla tazyik etmekten de
uzak durmaya çalisiyordu. Bu sebeple, Memlûklular'la
arasinin açilmasini istemeyen Çelebi Sultan Mehmed, Konya'yi
Osmanli ülkesine katmaktan vaz geçer.
VENEDIKLILER'LE YAPILAN ILK DENIZ SAVASI
Bir kara
devleti olarak kurulan Osmanli Devleti, daha Orhan Gazi
zamanindan itibaren denizciligin önemini kavramis ve
gelismesinin denizcilik sayesinde daha kolay olacagini
anlamisti. Bu sebeple olacak ki 1321'lerden itibaren üç
yönde denizlere çikma hareketine basladi. Yildirim Bâyezid
zamaninda Gelibolu tersanesinin yapilmasi ile gelismeye
baslayan Osmanli denizciligi, henüz Venedikliler'le boy
ölçüsebilecek bir güce sahip degildi.
Ege Denizi'nde
Venedikliler'e bagli Andros adasi beyi olan Pietro Zeno,
Osmanli ticaret gemilerine karsi düsmanca bir muamele içinde
bulundugu için hicrî 818 (M. 1415) yilinda Gelibolu
tersanesinde hazirlanan 30 kadirga, Çali Bey komutasinda
Akdeniz'e çikar. Otuz gemiden meydana gelen bu Osmanli
donanmasi, Venedikliler tarafindan Türk ticaret gemilerine
karsi girisilen hareketlere mukabele etmek üzere Andros,
Paros ve Milos adalarina hücum etmis, bir hayli de esir alip
dönmekte iken Egriboz adasi sahilinde rastladigi birkaç
Venedik ticaret gemisini de zapt ederek geriye dönmüstü. Bu
hadiseden bir sene sonra, Venedikliler'in Pietro Loredano
komutasinda sevk ettikleri donanma, Lapseki önlerine gelir.
Venedik amirali, Türkler tarafindan kendisine bir taarruz
olmadikça, kendisinin taarruz etmemesi hakkinda senatodan
kesin talimat almisti. Bu talimat geregi o, Türklerden zapt
ettikleri gemileri geri isteyecekti. Bununla beraber her iki
donanma da harp tertibati almisti. Tam bu sirada Istanbul
taraflarindan gelmekte olan bir Middili gemisini, Türklere
ait oldugunu zannederek yakalamak isteyen Venedik amirali,
geminin Osmanli donanmasina dogru kaçip onlara siginmasi
üzerine geminin kendisine verilmesini ister. Bu istegi red
eden Osmanli amirali, olaya müdahale ettiginden Marmara
adasi ile Gelibolu arasinda siddetli bir muharebe meydana
gelir. Henüz yeni gelismekte olan Osmanli donanmasi, bu ilk
ciddi deniz muharebesinde maglub olurken komutani (amiral)
olan Çali Bey de sehid olur (1 Rebiülâhir 819/29 Mayis
1416). Yaralanmis olan Venedik amirali ise Bozcaada'ya
çekilir. 1417 yilinda Pietro Loredano tekrar gelerek
Lapseki'yi almak istediyse de muvaffak olamaz. Sonunda
Imparator Manuel'in araya girmesi ile iki taraf arasinda
baris saglanmis ve esirler iade edilmisti.
Öyle
anlasiliyor ki Osmanlilar, yeni yeni ögrenmeye basladiklari
bu denizcilik mesleginde henüz tam bir olgunluga erismis
degillerdi. Bu sebeple, kahramanca savasmis olmalarina
ragmen Venedikliler'le basa çikamamislardi. Zaten
Venedikliler de kendileri ile denizde rekabet edebilecek bir
gücü istemiyorlardi. Bunun için Osmanli denizciligini
baltalamaya yönelik her çareye basvuruyorlardi. Nitekim bu
ilk savasta maglub olan Osmanli donanmasi ve askerine karsi
giristikleri katliam bunun açik bir delili olarak tarih
sayfalarinda yer almaktadir. Gerek çagdas tarihçi Dukas,
gerekse daha sonraki tarihçiler bu katliami tafsilatli bir
sekilde anlatirlar. Bunlarin verdigi bilgiye göre Gelibolu
sahilinde cereyan eden muharebeyi seyr eden çocuk ve
kadinlarin gözleri önünde o anda ele geçirilen Osmanli
amiral gemisi ile alti kadirga ve alti çektirmede ele
geçirilen bütün esirler, topluca öldürülerek büyük bir
katliama tabi tutuldular. Bu arada bütün savas boyunca yirmi
yedi gemi, Venedikliler'in eline düstü. Ertesi gün, ölümden
kurtulmus bulunan esirler, tekrar gözden geçirildi. Bunlar
içinde kendi istekleri ile Osmanli gemilerinde bulunan
Ceneviz, Katalan, Sicilyali, Fransiz ve Giridli gibi
Hiristiyan gemiciler de, gemilerin seren direklerine asilmak
suretiyle öldürüldüler. Bu arada Osmanli amirali ile
isbirligi yaptiklarini sandiklari vatandaslarini da amiral
gemisinde iskence ile öldürdüler. Katliamdan kurtulan
Müslüman gemici ve askerlerin bir kismi da idareleri altinda
bulunan Ege adalarina çalistirilmak üzere götürnldüler.
Dukas, bu
muharebedeki katliami su ifadelerle nakl eder: "Evvela
amiral Çali Bey'in kadirgasina taarruz ederek, gemide mevcud
bütün erleri kiliçtan geçirdiler. Hatta Çali Bey'i de
yakalayarak vücudunu parça parça ettiler. Sonra baska
kadirgalara da taarruz ederek bütün Türk kadirgalarini zapt
ettiler. Türkleri, kanlarinin ve çocuklarinin gözleri önünde
merhametsizce parçaladilar. Bu muharebe, Gelibolu'dan bir
mil kadar uzakta cereyan etmisti.
Venedikliler,
aksama dogru muharebeye son verdiler. 27 adet Türk gemisini
alarak Bozcaada limanina girdiler. Burada tahkikat yaparak
erler arasinda Türk aslindan olanlari kâmilen bogazladilar.
Hiristiyan erler hakkinda da arastirma yaparak Türk
donanmasina angarya olarak cebren (zorla) alinmis olanlarin
hayatlarini bagisladilar. Ücret ve diger menfaat temini
maksadiyla Türklerin hizmetine girmis olanlarini Bozcaada'da
kazikladilar. Bütün adada çepeçevre bag kütükleri ve bu
kütüklerden sarkmis üzüm salkimlari gibi asilmis erler
görünüyordu."
Istanbul'un
fethinden tam otuz yedi sene önce cereyan eden bu hadise,
Venedikliler'in vahsetini ortaya koymaktadir. Osmanlilar'in,
simdiye kadar tanimadiklari ve sahidi olmadiklari böyle bir
olay, onlarin daha sonra denizcilikte de maharet kesb etmek
için çok daha ciddi çalismalarina sebep olmustu.
ANADOLU
HAREKÂTI
Çelebi Sultan
Mehmed, Eflâk harekâtindan sonra askerî harekâtini bir
müddet için Anadolu'ya çevirmek zorunda kaldi. Bu harekât,
plânli bir harekattan ziyade bölgede Osmanli hâkimiyetine
karsi ortaya çikip yükselen tehdidlerin sonucu olmustu.
Nitekim Candar beyleri ile olan münasebet de böyle bir
endisenin sonucunda baslamisti.
Candaroglu
Isfendiyar Bey, Ankara muharebesinden sonra Timur'un yardimi
ile, daha önce Osmanlilar'in eline geçmis olan yerlerini
geri almisti. Kardesler arasinda meydana gelen mücadelede,
Isfendiyar Bey'in, Mehmed Çelebi'nin rakiplerini
desteklemesi, aradaki dostane münasebetleri bozmus ise de
sonradan anlasarak pek çok olayda birlikte hareket etmeye
basladilar. Nitekim Isfendiyar Bey, Karaman ve Eflâk
seferlerinde oglu Kasim Bey komutasinda birlikler göndererek
Çelebi Sultan Mehmed'i desteklemisti.
Osmanli
tarihçilerinin bildirdigine göre Osmanlilar'la birlikte
hareket eden Kasim Bey, Eflâk seferinden dönüste babasi
Isfendiyar Bey'in, ülkesinin en verimli yerlerini, sevdigi
oglu Hizir Bey'e verecegini duyarak Mehmed Çelebi'ye bas
vurmus ve onun araciligi ile bazi yerlerin kendisine
verilmesini istemistir. Bunun üzerine Mehmed Çelebi,
Isfendiyar Bey'e bir mektup yazarak Kastamonu, Tosya,
Çankiri, Küre ve Kalecik'in Kasim Bey'e verilmesini
istemisti. Bu isteginin reddi üzerine harekete geçen Osmanli
ordusu, Isfendiyar Bey'i Sinop'ta muhasara altina almisti.
Osmanli hükümdari ile basa çikamayacagim anlayan Isfendiyar
Bey, Çelebi Mehmed namina hutbe okutup para bastirmak
suretiyle onun hâkimiyetini kabul etmek zorunda kalmisti.
Ancak, Kastamonu ile Küre hariç olmak üzere adi geçen
yerleri oglu Kasim Bey'e degil, Çelebi Sultan Mehmed'e
birakan Isfendiyar Bey, Kastamonu'ya dönmüs ve bütün
camilerde Mehmed Çelebi adina hutbe okutmustur(1416).
CANIK
BÖLGESININ ZAPTI
Osmanlilar'in,
Canik bölgesini ilhak etmek üzere ugrastiklari dönemde dogu
sinirlarinda Karakoyunlu ve Akkoyunlu Türkmen devletleri
vardi. Bu iki devlet, devamli olarak birbirleri ile mücadele
edip bölge halkina zarar vermekte idiler. Hayati boyunca
Timur'a düsman olmus ve onunla mücadele etmis olan
Karakoyunlu Devleti'nin beyi Kara Yusuf, Osmanlilar'in dostu
idi. Kara Yusuf, Erzincan'i Akkoyunlular'dan alarak kendi
adamlarindan olan Pir Ömer Bey'e vermisti. Pir Ömer Bey,
kendi sahasini genisletmek için Sarkî Karahisar Bey'i Melek
Ahmed Bey'in oglu Hasan Bey'i tehdid ederek burayi alip
kendi bölgesine katmak istiyordu. Bu tehdid üzerine Hasan
Bey, yardim istemek üzere o dönemde Amasya valisi bulunan
Sehzade Murad'a bir heyet göndermisti. Fakat henüz yardim
gelmeden harekete geçen Pir Ömer bu beyi yakalayarak Sarkî
Karahisar'i da zapt etmisti. Bundan sonra biri Sivas, digeri
de Karahisar'a tabi iki Canik (bunlardan Samsun ve Çarsamba
taraflari Sivas Canik'ine, Ordu taraflari da Karahisar
Canik'ine aittir) bölgesinde de faaliyette bulunan Pir
Ömer'in bu hareketi, Osmanli Devleti'ni endiseye sevk
etmisti. Nitekim, 1418 yilinda Pir Ömer'in Karahisar
Canik'ini, mahallî beylerden Alparslan oglu Hasan'in da
Çarsamba taraflarim almasi, nihayet Candaroglu Isfendiyar
Bey'in de Müslüman Samsun'u alarak Bafra Bey'i olan oglu
Hizir Bey'e vermesi, Çelebi Sultan Mehmed'in harekete
geçmesine sebep olmustur.
Daha önce de
belirtildigi gibi Sivas Canik'i mintikasinda biri müslüman
digeri Cenevizliler'e bagli olan ve kâfir (Gavur) Samsun
denen, birbirine yakin iki Samsun vardi. Yukarida belirtilen
hadiseler cereyan ederken her iki Samsun'un alinmasina karar
verilerek Amasya valisi Sehzade Murad'in lalasi Biçeroglu
Hamza Bey, Cenevizliler'in elindeki Samsun'a almaya memur
edildi. Bu haberi duyan Ceneviz Samsun'u halki, sehri atese
verdikten sonra gemilere binip buradan ayrilir. Böylece bu
Samsun, savas olmadan ele geçmis oldu. Bundan sonra da
Müslüman Samsun kusatma altina alinmisti. Sehrin muhafizi
Isfendiyar oglu Hizir Bey, mukavemet edemeyecegini anlayarak
sehri bizzat sefere katilmis olan Çelebi Sultan Mehmed'e
teslim eder. Çelebi Sultan Mehmed, Hizir Bey'e kardesi Kasim
Bey gibi kendisinin de Osmanli Devleti'nin hizmetine
girmesini teklif etmis ise de Hizir Bey, aralarindaki
düsmanliktan dolayi kardesi ile bir arada bulunamayacagini
belirterek özür dilemis ve babasinin yanina dönmüstür(1419).
Çelebi Sultan
Mehmed, Canik seferinden sonra Bursa'ya dönerken Iskilip
taraflarinda bir Tatar cemaatine rastlar. Bunlar, Mogol
istilasi zamaninda buralara getirilip yerlestirilmislerdi.
Padisah, bunlarin kim olduklarini ve reislerinin nerede
bulundugunu sorunca, kendilerinin Samagar Tatarlarindan
olduklarini, reislerinin de Minnet Bey adinda biri oldugunu
ve su anda bir dügünde bulundugunu söylerler. Bunun üzerine
Çelebi Sultan Mehmed, "bakiniz, ben harb ederken bu Tatar
beyleri dügün pesinde kosuyorlar ve bab-i hümayunumda
görünmüyorlar" diyerek, ileride onlardan gelebilecek bir
tehlikeye simdiden mani olmak maksadiyla onlarin Rumeli'ye
göç ettirilmelerini emr eder. Bu emir üzerine yol
hazirliklarina baslayan Minnet Bey, yanindaki bütün
Tatarlarla birlikte Rumeli'ye geçer. Verilen emre göre
bunlarin bir kismi Filibe taraflarina, diger bir kismi da
Arnavutluk havalisine iskân edileceklerdi. Emre uyularak,
bunlardan bir kismi Filibe civarindaki Konushisar mevkiine,
bir kismi da Arnavutluk tarafina yerlestirilmislerdi.
Filibe-Istanbul yolu üzerinde ve Filibe'ye yakin bir
mesafede bulunan yere yerlestirilen ve sonradan Tatarpazari
adini alan bu yer, adi geçen Tatarlar tarafindan kurulmustur.
Minnet Bey'in oglu Mehmed Bey, sonradan burada cami, imâret
ve kervansaray yaptirmistir.
IÇ ISYANLAR ve
SIMAVNA KADISI OGLU SEYH BEDREDDIN MAHMUD'UN ISYANI
Çelebi Sultan
Mehmed devrinin en önemli hâdiselerinden birisi, Seyh
Bedreddin Mahmud ve taraftarlarinin çikardiklari isyandir.
Seyh Bedreddin, gerek memleket içinde, gerekse Kahire, Sam,
Haleb gibi Islâm âleminin en namli kültür merkezlerinde uzun
zaman dolasip; ciddi ve parlak bir tahsilden sonra Hüseyin
b. Ahlatî isminde bir zata intisâb ederek seyhlik sifati
almis olmasina ragmen, memleketin siyasî ve sosyal bünyesine
vurmayi tasarladigi darbeyi vurabilecek yikici bir zekaya
sahipti. O, ilim ve irfan üstadlarinin egitim ve terbiye
nimazlarini kirarak, yerlesmis ve saglam sistemleri ezip
geçecek kadar sakat bir yol seçmisti. Bilgi bakimindan
zamaninin ileri gelenlerindendi. Onun bu özelligi daha önce
temas edildigi gibi hayatini kurtarmis ve kendisine sürgün
yerinde bile maas baglanmasina sebep olmustu. Gerçekten Seyh
Bedreddin Mahmud, hem zahirî, hem de batinî ilimlerdeki
vukuf ve ihatasiyla mümtaz ve müstesna bir mevki isgal
etmisti. Islâm hukukunda zamaninin imami durumunda idi. Bu
hususta "Câmiu'l-Fusûleyn" adli eseri, onun degerini ortaya
koyma bakimindan yeterlidir. Bu eserinden önce fikha dair "Letâifu'l-îsârât"
isimli eserini yazmisti. Seyh Bedreddin'in, "Kitâbu't-Teshil"
adi ile kaleme aldigi eseri, "Letâifu'l-îsârât"in serhidir.
Seyh Bedreddin bu eserini Edirne'de kadiasker iken yazmaya
baslamis, 818 Cemaziyelâhir'in yirmi yedinci sali günü (3
Eylül 1415) Iznik'te ikamet ederken bitirmisti. Bedreddin'in
bu eserleri ulemaca muteber kabul edilmislerdir. Seyh
Bedreddin'in tasavvuf sahasindaki görüslerini ortaya koyan
eseri, Vâridat adini tasimaktadir. Seyh Bedreddin'in
bunlardan baska eserleri de vardir.
Ülkeye tek
basina hâkim oldugu günden beri Seyh Bedreddin'in
hareketlerini dikkatle takib eden Çelebi Sultan Mehmed,
seyhin baslattigi dinî, siyasî ve ictimaî mahiyetteki
ayaklanmayi bastirmaya muvaffak oldu.
Seyh Bedreddin,
Misir dönüsü Haleb, Konya ve Tire'de dolasmaya basladi. Daha
sonra Edirne'ye gidip ana ve babasina kavustu. Burada, iki
seneden daha fazla bir süre, Osmanli tahtini kardesleri ile
paylasarak saltanat sürmekte olan Musa Çelebi'nin
takdirlerini kazanarak kadiaskerlige tayin edildi. Fakat
Çelebi Sultan Mehmed'in kardeslerine galip gelmesi üzerine
mevkiini kayb ederek Iznik'e gönderildi. Göz hapsinde
bulunmasina ragmen Seyh Bedreddin burada rahat durmuyor,
gizlice adamlarini yetistiriyordu. Bu dönemde Bedreddin'e,
hareketlerinin sorumlulugunu yüklenecek ve kendisine yol
açacak bir âlet lazimdi. Bu gaye ile Bedreddin, Izmir
körfezinin güney ucunda ve Sakiz adasinin karsisinda
Karaburun'da (Çesme) (o zamanki adi ile Stylaryus dagi)
üzerinde dogmus, asagi tabakadan birini seçti. Bedreddin bu
adamda, kendi görüslerini açiklayabilecek enerji ve heyecani
buldugundan onu kendine kethuda, vekil ve dinî temsilci
olarak seçti. Börklüce Mustafa denilen bu hizli fanatik,
derhal kendini baba ve ruhanî reis ilân etti. Bundan dolayi
da taraftarlari ona Dede Sultan adini verdiler. Bedreddin'e
Torlak Kemal denilen bir yahudi de yardim etti. Bu yahudi, o
zamanlarda Bedreddin'in görüslerini yaymaya çalisan
dervislerin basina geçti. Onun görüslerinin temeli, esitlik
ve fakr gibi insana cazip gelen sloganlara dayaniyordu. Buna
göre kadinlar hariç olmak üzere her seyde ortaklik vardi. Bu
meczuplar söyle diyorlardi:
"Ben, senin
evinde kendi evim gibi otururum. Sen de benim elbiselerimi
giyer, silahlarimi, arabalarini kullanirsin. Sadece kadinlar
müstesnadir."
Bu safhada
Börklüce Mustafa, Aydin, Yahudi Torlak Kemal de Manisa
taraflarinda Rafizî Bâtinî bir Sia'nin tehlikeli hüriyeti
ile faaliyetlerine basladilar. Bunlar, Seriat çerçevesi
içine alinmis ahlâk degerlerini hiçe sayarak beser
zaaflarina genis müsaadeler tanimak, bir taraftan da ferdî
mülkiyeti, din farkini ve evlilik müessesesi gibi kanunun
teminati altina alinmis sosyal barajlari da asip cemiyete
yeni bir nizam tanimak yoluna koyuldular.
Aydin ve
Karaburun'da etrafina binlerce insan toplayan Börklüce
Mustafa'nin muvaffakiyetleri, seyhin Iznik'te kalmasini
tehlikeli bir duruma sokmustu. Bunun için ailesini Iznik'te
birakarak Sinop'taki Isfendiyar Beyi'nin yanina kaçti.
Gayesi, oradan Tatar iline geçmekti. Isfendiyar Bey, Çelebi
Mehmed'den çekindigi için seyhe müsaade etmedi. Bunun
üzerine Seyh Bedreddin, gizlice bir gemiye binerek Rumeli
yakasina geçip Zagra'ya gider. Seyhin, nüfuz dairesi burada
gittikçe genislemeye baslar. Seyh, bir müddet sonra
Zagra'dan Silistre'ye, oradan da Dobruca'ya geçer. Sonra da
halkinin çogunlugu Siî olan Deliorman'a yerlesir.
Deliorman'dan her tarafa mektup ve adamlar göndererek büyük
bir propaganda faaliyetine girisir. Asikpasazâde'nin
ifadesine göre o söyle diyordu: "Bundan sonra padisahlik
benimdir. Sancak isteyen gelsin, subasilik isteyen gelsin
velhasil her arzusu olan gelsin. Ben, halifeyim Mustafa
(Börklüce) da benim hizmetkârimdir."
Bedreddin ile
sirdaslarinin gizli amaçlari, Avrupa ve Asya'da bir hükümet
kurmak oldugundan Hiristiyanlari ve özellikle Rumlari elde
etmek istiyorlardi. Bu gayelerine erismek için de
dervislerin görüsüne göre Hiristiyanlarin, Allah'a ibadet
ettiklerini inkâr edenlerin kâfir olduklarini ilân ve
kendilerine katilmak için gelen Hiristiyanlari gökten inen
melekler gibi bereketli kabul ediyorlardi. Gerçekten de
Börklüce, Dukas'in da dedigi gibi gayr-i müslimi bol olan
Karaburun (Çesme) havalisinde Türklerden ziyade Hiristiyan
ve Yahudilere taviz vererek o suretle bu cemaatleri basina
toplayabilmisti.
Islâm
tarihindeki, Batinî Hasan Sabbah hareketinin bir benzeri
olarak karsimiza çikan bu hadise, devletin temelini kökten
sarsmaya yönelik bir hadise idi. Karaburun, Aydin ve Manisa
çevresinde baslayan bu fesad hareketinden haberdar olan
Çelebi Sultan Mehmed, gerekli tedbirleri almakta gecikmedi.
Fakat, baslangiçta bütün boyutlari ile büyüklügünün farkina
varilamayan bu olay, Müslüman Türk kanina hayli pahaliya mal
oldu.
Siî karekterli
olan bu isyani bastirmak üzere harekete geçen Osmanli
hükümdari, önce bölge beylerini bunlarin üzerine
gönderecektir. Fakat bunlarin fazla bir varlik gösterememesi
ve hatta maktul düsmeleri üzerine daha ciddi tedbirlerin
alinmasi gerektigine kanaat getirip Börklüce Mustafa ve
Torlak Kemal ile târaftarlarini ortadan kaldiracaktir.
Anadolu'nun bu
bölgesinde büyük bir tehlike olarak ortaya çikan bu isyani
bastirmak üzere harekete geçen yeni Aydin Beyi Süleyman (Aleksandr)
Bey'in maglub ve maktul düsmesi üzerine, Manisa Sancak Beyi
Kara Timurtas Ali Bey, asilerin üzerine yürümüs ise de
muvaffak olamamisti. Bunun üzerine Amasya sancak beyi ve
henüz on iki yasinda bulunan Sehzade Murad ile lalasi
Bâyezid Pasa, âsileri büyük bir bozguna ugratip Yahudi
Torlak Kemal ile Börklüce Mustafa'yi öldürmüslerdi. Öbür
taraftan etrafina pek çok Hiristiyan ve Yahudiyi toplayan
Seyh Bedreddin, üzerine gönderilen kuvvetlere mukavemet
edemeyerek teslim olmus ve Serez'de bulunan Çelebi Sultan
Mehmed'in yanina götürülmüstü. Mehmed Çelebi'nin emri ile
kurulan bir ulema divaninda durumu tesbit edilip toplum
nizamini bozmakla suçlanan Seyh Bedreddin Mahmud, gayet
âdilane cereyan eden bu muhakemede, Türk Islâm birligine
karsi giristigi bozguncu hareketin zararini kabul etti.
Devrin en seçkin âlimlerinden mütesekkil bir mahkemenin
karsisinda suçunu kabul eden Seyh Bedreddin için, Saadeddin
Teftazanî'nin talebelerinden olan Heratli Mevlânâ Haydar
Acemî'nin verdigi "Mali haram, kani helâl" fetvasi üzerine
1420 yilinda Serez pazarinda idam edilmisti.
Dinî
vecibelerin kalkmasi, kanunlarin bozulmasi, haramlarin helal
kilinmasi, bazi kimseler için göz boyayan hos müsaadelerdi.
Fakat bunlarin hepsinden cazip olani süphesiz ki memleketin
muayyen bir zümre arasinda taksim edildi.
Gerçekten,
sayilari binleri bulan, mürid ve dervisler üzerinde seyhin
nüfuzu o derece kuvvetli idi ki, bu adamlar, Allah birdir
dedikten sonra peygamberligi sadece seyhlerine lâyik
görüyorlardi. Seyhe ve halifelerine uyanlar arasinda
Türklerden çok Yahudi ve Hiristiyanlar görülüyordu ki, bu da
onlarin bol huzur ve kolayca servet temini gibi vaadleri çok
cazib bulmalarindan ileri geliyordu. Börklüce Mustafa ve
Torlak Kemal gibi propagandacilar, seyhten aldiklari ilham
ve hizla, kisa bir zamanda binlerce kisiyi ayaklandirmaya
muvaffak olmuslardi. Tarihî seyri ve neticesi ne olursa
olsun, her kaynasma ve ayaklanmada mühim olan birer figüran
rolündeki yiginlarin çikardigi gürültü degil, bu yiginlarin
gizli veya asikâr istek, izdirap ve zaaflarini sezip bunlari
sahis ve zümre menfaatleri adina kullanmasini bilen anarsi
merkezlerinin gayesidir. Bu belirli ihtiraslar etrafinda
merkezlesen gayeler ise, sosyal sartlarin ve siyasî
buhranlarin halk için sikintilar ortaya çikardigi devirlerde
meydana gelen hosnudsuz ruh haletinden faydalanirlar. Nasil
ki, Babaî isyanlari Selçuklu inkirazinin ortaya çikardigi
sosyal bir çalkantinin sonucu ise, Bedreddin Mahmud da sahne
olarak ayni cografya parçasini seçip on yildan fazla süren
sehzadeler mücadelesinin dogurdugu siyasî ve ictimaî
huzursuzluktan faydalanmasini bilmistir.
Büyük bir
mücadele ve gayret sonucu, iç yaralari sarip memleket
bünyesinin sagligini iade eden Çelebi Sultan Mehmed'in bu
vatana en büyük hediyesi, Ikinci Sultan Murad gibi hükümdar
namzedi bir sehzade yetistirip birakmasidir.
MUSTAFA
ÇELEBI'NIN ISYANI
Yildirim
Bâyezid'in ogullarindan biri olan ve saltanat iddiasinda
bulundugu için tarihlerde Düzme Mustafa denilen Mustafa
Çelebi, Seyh Bedreddin'den sonra devletin ikinci kez
sarsilmasina sebep olmustu. Onun, bu sarsintida oynadigi
rol, Çelebi Sultan Mehmed'in vefatindan sonra oglu II.
Murad'i da mesgul edecektir.
Babasi ile
birlikte Ankara savasina katilan Mustafa Çelebi (öl. 1422),
Hamideli ve Teke sancagi askerlerinin basinda bulunuyordu.
Ankara savasindan sonra Musa Çelebi ile birlikte kayb oldugu
söylenmis, Yildirim Bayezid'in ricasi üzerine arattirilarak
bulunmustu. Kaynaklarin verdigi bilgiye göre Timur onu
Semerkand'a götürmüstü. Timur'un ölümü üzerine sehzade
Mustafa da diger hükümdarlarin ogullari gibi serbest
birakilmisti. Yorucu ve zahmetli bir yolculuktan sonra
Anadolu'ya gelebilen Sehzade Mustafa, Karamanoglu Ali Bey'e
ait Nigde'de bir müddet kaldiktan sonra kardesi Musa Çelebi
gibi Isfendiyar Bey'in yanina gider. Onun tesviki üzerine
Eflâk Bey'i Mirçe ile baglanti kurup o tarafa geçer. Fakat,
küçük yasta vefat ettigine dair çikarilan sayia ve Çelebi
Sultan Mehmed'in siyasî tesebbüsü üzerine orada
barinamayarak Bizans Imparatoru Manuel'e iltica edip ve
ondan yardim ister. Kendi menfaatini gözönünde bulunduran
Imparator, görünüste Çelebi Mehmed'in dostu idi. Hatta ona
bir evlad gözü ile baktigini bile söyleyerek ona bu yönde
teminat vermisti. Fakat bütün bunlar, menfaat karsiligi idi.
Gerçekten Manuel, Musa Çelebi'ye karsi, Çelebi Sultan
Mehmed'e yardim etmisti. Çünkü o siralarda Musa Çelebi
Istanbul'u kusatma altina almisti.
Bu defa onun
karsisina Yildirim Bâyezid'in yasça kendisinden daha büyük
olan (bazi kaynaklarda küçük) ve saltanat iddiasinda bulunan
Mustafa Çelebi'yi çikarmisti. Mustafa, Manuel'e Osmanli
ülkesinden daha çok menfaat temin edecegi garantisini
veriyordu. Bu sebeple Imparator Manuel bu defa Mustafa'mn
tarafini tutmaya baslamisti. Ulahlar'dan ve iki defa isyan
edip iki defa da af edilen Nigbolu Sancak beyi Izmiroglu
Cüneyd Bey'den yardim gören Mustafa Çelebi, Teselya ve
Selanik taraflarinda faaliyete geçer. Burada faaliyette
bulunmalarinin sebebi de herhangi bir muvaffakiyetsizlik
halinde derhal Selanik kalesine siginabilmeleri içindi.
Çelebi Sultan
Mehmed, Mustafa ve Cüneyd Bey'in giristikleri hareketleri
haber alir almaz derhal harekete geçer. Selanik mintikasinda
iki ordu karsi karsiya gelir. Yapilan muharebede Çelebi
Sultan Mehmed galip geldiyse de Mustafa ve Cüneyd'i
yakalayip ortadan kaldiramaz. Çünkü magluplar Selanik
kalesine siginmislardi. Selanik valisi Dimitrios Laskaris
Leondarios, bunlara izaz ve ikramlarda bulunarak onlari
teselli eder. Talihlerinin degismis olmalarindan müteessir
olmamalarini, cesaretlerini kayb etmemelerini ve Selanik'in
Türklere teslimi tehlikesi olsa bile, kendilerini Mehmed'e
teslim etmeyecegini bu bakimdan müsterih olmalari
gerektigini söyler. Onlar da Dimitrios'un teselli veren bu
sözlerinden cesaret alarak rahat bir nefes aldilar.
Selanik valisi
Dimitrios'un, kaçaklari, korumasi altina almasi üzerine
Çelebi Sultan Mehmed, maiyeti erkanindan birisini Selanik
valisi Dimitrios Laskaris'e göndererek:
"Bizans
imparatoru ile aramizda mevcut olan bozulmaz dostluk ve
sevgiyi pek iyi bilirsin. Bu dostlugu bozmaya ve
Bizanslilara büyük zararlar yapilmasina sebep olma. Bizimle
Bizanslilar arasinda nifak ve düsmanlik sokmaya çalisma.
Bunun için avlamakta oldugum avi bana teslim et. Bunu
yapmayacak olursan, dostlugu birakarak düsmanligi ele
alacagim. Kisa bir zaman içinde sehri zapt edip halkini esir
edecegim, senin hayatina da son verip düsmanlarimi avucumun
içine alacagim." dedi. Bu açik tehdide karsilik Selanik
valisi Dimitnos Leondarios su yumusak cevabi verir:
"Ey padisah,
pekâla bilirsin ki, ben despot degil bir kulum. Yalniz
Bizans Imparatorunun kulu degil, ayni zamanda senin de
kulunum. Zira sen, onun evladi makamindasin. Tarafinizdan
sadir olan bu emrin icrasi ve neticeye erdirilmesi size ait
bir keyfiyettir. Halbuki benim de vazifem cereyan eden hali
imparatoruma haber vermektir. Sunu da biliniz ki,
imparatorun himayesine siginan ve bir atmacanin takip ettigi
keklik gibi, hayatini kurtarmak isteyen zât, alelâde
Türklerden biri degildir. Haber aldigima göre o senin
kardesindir. Zaten alelâde biri olsa dahi yine imparatorun
izni olmadikça onu size veremezdim. Bu sebeplerden dolayi
âbidane istirham ediyorum, biraz sabr ediniz. Ben, su
dakikada cereyan eden vak'alari imparatora yaziyorum. Bu
hususta emir vermek ona aittir. Ben ise verilecek emri ifa
edecegim." diyerek padisahtan özür diler.
Validen bu
sekilde bir cevap alan Çelebi Sultan Mehmed, imparatora
müracaat ile Mustafa Çelebi'nin kendisine teslim edilmesini
ister. Bu istek karsisinda Bizans Imparatoru Manuel, Çelebi
Mehmed'e gönderdigi mektubunda:
"Sen benim
evladim, ben de baban makaminda olmayi kabul ederek ahd
ettik. Eger ettigin yemini tutmak istemiyorsan haksiz olani
Allah'in adaleti cezalandirir. Bana iltica edenleri teslim
hakkindaki teklifini yapmak degil, dinlemek bile istemem.
Bununla beraber, biz Hiristiyanlarin itikad ettigimiz ekanim-i
selâse (Hiristiyanlik'taki üçlü ilâh sistemi)'ye yemin
ederim ki, hükümdarligin devam ettikçe ve sen hayatta
bulundukça mülteci Mustafa ile arkadasi Cüneyd hapishaneden
çikmayacaklardir. Sen bu dünyadan göç ettikten sonra
talihleri ne ise o olsun. Eger isin böylece halline razi
degilsen istedigin gibi hareket et." sözleri ile Mustafa ve
Cüneyd'in teslim edilmesi teklifini red eder. Bu arada,
Selanik valisinden de Mustafa ile Cüneyd'in kendisine
gönderilmesini ister.
Mektuptaki
ifadelerden anlasildigina göre Imparator, gerek Sultan
Mehmed, gerekse ondan sonra gelecek olan Osmanli
hükümdarlarina karsi bunlari, hem bir koz, hem de bir
emniyet subabi olarak kullanmak arzusunu tasimaktadir. O, bu
arzusunu açikça dile getirmese bile "hükümdarligin devam
ettikçe..." demek suretiyle zimnen buna isaret etmektedir.
Sultan Mehmed,
daha ileri gitmeyerek imparatorun teklifini kabul eder
görünür. Selanik kusatmasini da kaldirarak Edirne'ye döner.
Imparator, Istanbul'a getirilen Mustafa ile Cüneyd'i ve
maiyetlerindeki otuz üç kisiyi Limni adasina gönderir.
Bu
mültecilerin masraflari için Osmanli Devleti, her sene üç
yüz bin akça vermeyi, buna karsilik imparator da Çelebi
Mehmed hayatta kaldigi müddetçe Mustafa'yi serbest
birakmamayi ve Mehmed'in haleflerinin Bizans'a karsi
takinacaklari tavra göre hareket etmeyi taahhüd ediyorlardi.
Bu
hadiselerden sonra Çelebi Mehmed, Mustafa Çelebi'ye yardim
edip asker veren Eflâk topraklarina akinlar yaptirmak
suretiyle intikamini almis oluyordu.
Çelebi Sultan
Mehmed, 1420 yilinda Istanbul yolu ile Anadolu'ya geçmek
üzere gelir. Bu arada Bizans casuslari, padisahin
Anadolu'daki islerini bitirdikten sonra Istanbul'u almak
üzere kusatacagi haberini getirmislerdi. Bu haber üzerine
Bizans'in bazi ileri gelenleri, padisah Istanbul yolu ile
Anadolu'ya geçerken yolda yakalanip tevkif edilmesini
imparatora teklif ettiler. Fakat Imparator Manuel, bu
teklifi kabul etmez. Bununla beraber bu haber yüzünden
ihtiyatî bir tedbir olmak üzere Çelebi Sultan Mehmed'i
karsilamak için çocuklarini da göndermez. Ama Bizans ileri
gelenlerinden birçogunu padisahi karsilamak ve hediyeler
takdim etmek üzere gönderir. Elçiler, Çelebi Mehmed'i sehir
disinda karsilayarak Bogaz kenarinda Çifte sutun (Besiktas)
denilen yere kadar kendisine refakat ederler. Dolmabahçe ve
Tophane sahillerine gelen padisahi, burada üç sira kürekli
kadirgada bulunan imparator bizzat kendisi karsiladi.
Padisaha tahsis edilen gemi ile imparatorun gemisi yanyana
olmak üzere Üsküdar'a geçtiler. Çelebi Sultan Mehmed, burada
karaya çikarak çadira iner. Aksam olunca maiyyeti ile
birlikte Izmit tarafina hareket ederek Bursa'ya gelir.
MEHMED
ÇELEBI'NIN VEFATI
Mehmed Çelebi,
kisi Bursa'da geçirdikten sonra 1421 yili ilkbaharinda
Gelibolu yolu ile Edirne'ye döner. Bir ara Edirne civarinda
tertipledigi bir av sonunda ormandan çikan bir domuzu takip
ederken ani bir felç geçirerek baygin bir sekilde attan
düser. Derhal Edirne sarayina tasinan Mehmed Çelebi'nin
durumundan süphelenen asker, büyük bir heyecana kapilmis ise
de bu heyecani yatistirmaya muvaffak olan devletin ileri
gelenleri onu hayatta ve saglikli imis gibi
gösterebilmislerdi. Hükümdarlarinin hayatta ve saglikli
oldugunu gören asker ise sevinmisti.
Padisahin
hastalandigi Bizans Imparatoru Manuel tarafindan haber
alininca, güya hatir sormak için bir elçi göndermisti.
Çelebi Sultan Mehmed, gelen Bizans elçisini kabul etmemis ve
birkaç günden beri hasta oldugunu, bu bakimdan iyilestikten
sonra görüsebileceklerini söylemisti. Fakat bu hastalikta"
kurtulamayacagini anlayinca vezirleri olan Bayezid, Ibrahim
ve Haci Ivaz Pasalari davet ederek kendileri ile gizlice
görüsmüstü. Bu görüsmede, Amasya valisi olan büyük oglu
Murad'in hemen davet edilip hükümdar ilan edilmesini vasiyet
etmisti. Bu vasiyetinde ayrica, hükümdar olacak olan oglu
Murad'in, küçük kardeslerini öldürmemesi için de bunlarin
imparatorun yanina gönderilmesini bildirmisti. Bu görüsmeden
sonra Murad'a haber verip onu davet etmek üzere Elvan Bey
süratle yola çikarilmisti. Kararin ertesi günü hastaligi son
haddine vararak aksam üzeri vefat etti. Cemaziyelevvel 824
(Haziran 1421) tarihinde meydana gelen vefatin günü hakkinda
farkli görüsler bulunmaktadir. Behcetu't-Tevârih'te bu tarih
23 Cemaziyelevvel 824 (26 Mayis 1421) olarak
gösterilmektedir.
Çelebi
Mehmed'in, Murad'in derhal getirilmesini istemesi, ölümü
halinde kardesi Mustafa Çelebi'nin imparator tarafindan
saliverilmesi endisesi idi. Çünkü imparator ile yapilan
antlasmada kendisi hayatta bulundugu sürece kardesinin
saliverilmemesi seklinde idi. Halbuki kendisinin ölümü ile
bu sart ortadan kalkmis oluyordu. Bu yüzden de onun ölümü
gizli tutulmustu. Âsikpasazâde'nin ifadesine göre asker
padisahi görmek istemis, devlet erkani ise bir hekimin
tedbiri sayesinde onu sagmis gibi askere göstermeye muvaffak
olmustu. Bu arada imparator tarafindan padisaha gönderilen
Leondari Dimitrios, aradan uzun bir süre geçtigi halde
huzura kabul edilmedigi için süphelenmis ve sonunda bir
vasita ile padisahin öldügünü ögrenmis. Bu haberi derhal
Istanbul'a bildirmek için yola çikardigi birkaç ulak,
yollarin tamamen tutulmus olmasindan dolayi gidememislerdi.
Fakat Leondari, deniz yolu ile padisahin ölüm haberini
imparatora iletmeye muvaffak olmustu.
Çelebi Sultan
Mehmed'in cesedi tahnit edilerek sarayda muhafaza edildi.
Böylece hem asker hem de halk kendisini hayatta biliyordu.
Bu arada Murad'in Bursa'ya dogru yola çikmasi bekleniyordu.
Murad'in Bursa'ya geldigi haberi üzerine padisahin
Anadolu'ya bir seferinin olacagi, fakat rahatsiz bulundugu
için yalniz basina gidecegi söylenerek cenaze Anadolu
sahiline geçirildi. Onun ölümünü bildirmemek için pek çok
tedbir alindi. Böylece vefati yaklasik 40 gün kadar
saklanabildi. Padisahin cesedi, Bursa'da daha önce insa
ettirdigi Yesil Türbe'ye defn edildi. Çelebi Sultan
Mehmed'in bu tarihte 43 veya 47 yaslarinda bulundugu kabul
edilmektedir.
Kaynaklarin
verdigi bilgiye göre Çelebi Sultan Mehmed, beyaz yüzlü, kara
gözlü, kara ve çatik kasli, sik sakalli, açik alinli, genis
omuzlu, orta boylu, uzun kollu ve güler yüzlü bir hükümdardi.
Osmanli Devleti'ni tek bir idare altinda topladiktan sonraki
hükümdarligi hicrî tarihle 7 sene 11 ay ve birkaç gün,
miladî takvim ile de 7 sene 8 ay ve birkaç gün olmaktadir.
Çelebi
Mehmed'in özelliklerini kaynak eserlere istinaden veren
Uzunçarsili, onun hakkindaki kanaatlerini su ifadelerle
aktarmaktadir:
"Çelebi Mehmed,
ne babasi Bâyezid ve kardesi Musa Çelebi gibi sert, ne de
diger kardesi Süleyman Çelebi gibi yumusak ve kayitsiz idi.
O, makul hareket eden, sabirli, azim ve irade sahibi, sözüne
ve vaadine sadik, nazik, vakur ve ciddi bir hükümdardi.
Yalniz dostuna degil, düsmanlarina da kendisini sevdirerek
itimat telkin etmis ve kendisini saydirmistir. Çelebi Mehmed
hakkinda Osmanli tarihlerinden baska yabanci kaynaklar da
iyi sehadette bulunmaktadir. Zamaninin olaylari gözden
geçirilince bu kanaatte isabet oldugu anlasilir. Iyi görüsü,
vaziyeti kavrayarak istedigini ve vaziyeti ona göre
ayarlamasi, duruma göre uysal davranarak ileri gitmeyisi,
seri hareket etmesi de kendisini en tehlikeli gailelerden
basari ile çikarmistir. Küçük-büyük 24 muharebede bulunarak
kirka yakin yara aldigi rivayet edilmektedir. (Netâyicu'l-Vukuat,
I, 36)."
Annesi,
Germiyanoglu Süleyman Sah'in kizi Devlet Hatun olan Mehmed
Çelebi, Osmanli Devleti'ni, karsilastigi büyük bunalimlardan
basari ile kurtaran bir sahsiyettir. O, sehzadeler
mücadelesinden galip çikarak devletin birligini saglamisti.
Onun en büyük emeli, babasi zamanindaki topraklari tekrar
ele geçirmekti. Bu gaye için çaba sarf etmis ve büyük ölçüde
de muvaffak olmustu. Daha önce sözü edilen Venediklilerle
yapilan deniz muharebesi bir tarafa birakilacak olursa
Bizans ve diger devletlerle dostane faaliyetlerde
bulunmustur. O, Memlûklular ile de dostça geçinmisti.
Karamanoglu Mehmed Bey'in 822 (1419) yilinda Memlûk ordusu
tarafindan esir edilerek Kahire'ye götürülmesi üzerine,
Karamanlilar'in, Kayseri'nin zapti konusundaki tesviklerine
aldirmayan Mehmed Çelebi, dostlugu bozmamis ve sonucu belli
olmayan bir maceraya atilmamistir. Yerli ve yabanci hemen
bütün kaynaklar, Çelebi Mehmed'in dirayetinden,
sebatkârligindan ve iyi ahlâkindan bahs ederler. Hammer,
onun hakkinda sunlari yazar:
"Hayir ve din
isleri ile ilgili müesseseler meydana getirmekte söhretli
Selçuk sultani Birinci Alaeddin ile boy ölçüsebilecek olan
Birinci Mehmed; din âlimleri ve genellikle Kur'ân'a gönül
vermis olanlar hakkindaki cömertligi bakimindan da Misir
sultanlari ile rekabet edebilir. Osmanli hükümdarlari
arasinda ilk defa olmak üzere Anadolu ve Suriye yolu ile
Mekke ve Medine'ye giden hacilar kervani ile bu iki kutsal
sehrin fakirlerine dagitilmak üzere "Sürre" adi ile altin
olarak bir miktar akça gönderen odur."
Günümüz
yabanci tarihçilerinden biri olan Norman Itzkowitz, Çelebi
Sultan Mehmed'den bahs ederken sunlari söylemekten kendini
alamaz:
"Tek yönetici
oldugu zaman I. Mehmed'in (1413-1421) hükümranliginin
basarisini belirgin kilan ihtiyatlikti. Timur'un oglu
Sahruh'un gücü geri plânda agirligim hissettirdigi sürece
Mehmed, topraklarini geri almis bulunan Anadolu beylerine
karsi askerî harekata girisemezdi. Osmanli tahtinda gözü
olanlarin, Bizans destegine tabi olmalari sebebiyle de
Kostantiniye ile iliskilerini yumusak tuttu. Iç isyanlar,
taht kavgalari ve idarî meselelerle sürekli taciz edilen
Mehmed, basariya götürmeyi düsündügü yeniden yapilanma
tesebbüslerini engelleyecek herhangi bir genel Avrupa
tepkisini canlandirmama dikkatini gösterdi. Böylelikle onun
kisa, ama hayatî önemdeki hükümdarligi, Osmanli
topraklarinin tamamen çözülmesini önleyen bir koruyuculuk
faaliyeti olma basarisina erdi."
Bazi
tarihçiler tarafindan devletin ikinci kurucusu olarak kabul
edilen Çelebi Sultan Mehmed, çocuk denecek yastan beri
üzerine almak zorunda kaldigi büyük mesuliyetlerden dolayi
son derece yipranmisti. Vücudunda kirk kadar muharebe yarasi
tasiyordu. Bitmek tükenmek bilmeyen gailelerle karsilasmis
ama bütün bu gailelerin hakkindan gelmesini bilmistir.
Bununla beraber babasi Yildirim Bâyezid'in son yillarda
eristigi güce erememisti.
Çelebi Sultan
Mehmed'in en büyügü Murad olmak üzere Mustafa, Kasim, Ahmed,
Yusuf ve Mahmud adlarinda alti oglu ile yedi kizi olmustur.
Ogullarindan Kasim ve Ahmed, hükümdarin kendisi hayatta iken
vefat etmislerdi. Çelebi Sultan Mehmed vefat ettigi zaman
Murad Amasya'da, Mustafa da Hamideli (Isparta)'nde sancak
beyi olarak bulunuyorlardi. Yusuf ile Mahmud ise henüz küçük
yaslarda idiler. Isparta sancak beyi Mustafa, Ikinci
Murad'in hükümdarligi zamaninda saltanat iddiasina kalktigi
için Iznik'te yakalanarak bogdurulmustu. Yusuf ile Mahmud
ise ileride taht kavgalarina sebebiyet vermemeleri için
gözlerine mil çekilerek kör edilmislerdi. Fakat daha
sonralari Bursa'da çikan bir veba hastaliginda ikisi de
vefat etmislerdi.
Çelebi
Mehmed'in yedi kizindan Selçuk, Hafsa, Sultan, Ayse ve
Hatice hatunlarin ad ve durumlari bilinmekte ise de diger
iki kizinin adi henüz bilinememektedir. Bunlardan Selçuk
Hatun, Candarogullari'ndan Isfendiyar Bey'in oglu Ibrahim
Bey ile evlenmisti. Ibrahim Bey'den çocuklari olan Selçuk
Hatun, kocasinin ölümü üzerine Bursa'ya dönmüstü. 890 (1485)
yilinda epey yaslanmis olarak vefat etmistir. Hafsa Hatun,
Çandarzâde veziriâzam Ibrahim Pasa'nin oglu Mahmud ile
evlenmis ve 847 (1443)'ten sonra Hacca giderek Mekke'de
vefat etmistir. Sultan Hatun, Isfendiyar Bey'in diger oglu
Kasim Bey ile evlenmistir. 848 (1444) de vefat etmistir.
Çelebi Mehmed'in diger kizlarina gelince bunlar, Ikinci
Murad'in hükümdarligi zamaninda Karamanogullari'ndan Ibrahim,
Isa ve Ali Beyler ile evlenmislerdi. Kizlardan biri de Varna
muharebesinde sehid olan Karaca Bey ile evlenmistir.
SULTAN
MEHMED'IN HAYRATI
Çelebi Sultan
Mehmed, kendisinden önceki Osmanli hükümdarlari gibi
vatandaslarini (tebeasini) gözeten, onlar için imkânlar
hazirlamaya çalisan bir hükümdardi. Bu bakimdan günün
ekonomik, sosyal ve dinî sartlarinin gerektirdigi
ihtiyaçlari karsilamak için gayret sarf ediyordu. Bunun
içindir ki o, fakir, kimsesiz ve hatta yolculari doyurmak
için imâretler insa ediyordu. O, sadece bununla da iktifa
etmiyor, ayni zamanda ve özellikle cuma günleri fakirlere ve
yoksullara yemek yediriyordu. Nitekim Hoca Saadeddin
Efendi'nin "her cuma günü fukarayi it'am ve ehl-i ihtiyaca
in'am-i amm edüb" dedigi Çelebi Sultan Mehmed, cami, medrese
ve çarsilar insa edip onlara vakiflar tahsis ediyordu. O,
babasi Bâyezid ve dedesi Murad gibi kendisinden önce geçen
hükümdarlar gibi devletin iki baskenti olan Bursa ve
Edirne'yi camilerle süslemisti. Cülusundan kisa bir müddet
sonra, Edirne'de Emir Süleyman'in temelini attigi, Musa
Çelebi'nin ancak pencerelere kadar insa ettirebildigi camiyi
(Eski Cami) tamamlamisti. Filibe yolu üzerinde ve Meriç
sahiline yakin bir yerde insa edilen bu camiye vakf olmak
üzere de Edirne'deki Bedesten insa ettirilmisti. Evliya
Çelebi, gerek Ulu Cami diye isimlendirdigi bu cami (Eski
Cami), gerekse bundan önceki cami hakkinda söyle demektedir:
"Edirne'de bundan ulu ve ruhaniyetli cami yoktur. Gerçi
bundan kadim Mihal köprüsü dibinde Yildirim Han Camii vardir.
Fakat Timur-i bî nûr (Nursuz Timur) hadisesinde bu cami na
tamam kalmagla onu da Çelebi Sultan Mehmed itmam edüb
sevabini babasi Yildirim Han ruhuna hibe etmisti."
Sultan Mehmed,
dedesi Murad Hüdavendigâr'in Bursa'da baslatip Yildirim
Bâyezid'in yarim biraktigi büyük ve hasmetli camii de
tamamlatmistir. Büyük harcamalarla ortaya çikan bu cami,
yirmi bes bölmeye ayrilmis olup bunlardan yirmi dördü birer
kubbe ile örtülmüstür. Yirmi besincinin ortasinda yüksek ve
çevresi yirmi ayak tutan yuvarlak bir pencere vardir.
Pencerenin altina cami içinde genis ve kare seklinde bir
havuz tesadüf eder. Bursa Camii, Istanbul ve Edirne
camilerinden bu havuzla ayird edilir. Istanbul ve
Edirne'deki camilerden hiç birinin yukaridan penceresi
olmadigi gibi berrak ve devamli akan bir suyun verdigi
serinlik te yoktur. Eskiden, kuslarin cami içine girip yuva
yapmalarina engel olmak üzere açik olan yerlere bakir
tellerden bir kafes yapilmisti. Havuzda da dülger baliklari
yüzermis. Minberin oymalari çiçek, meyve, yaprak ve hatta
ince islenmis elbise yakalari seklinde idi. Osmanli
ülkesinin mukaddes mabedleri arasinda sadece Sinop Camii'nde
buna benzer bir minber vardi. Temeller, dibinden bir insan
boyu kadar yaldizlanmisti. Duvarlara da "el-Esmau'l-Hüsna"
naks edilmisti. Binanin iki ucunda iki minare yükselir.
Sultan Mehmed,
Bursa ve Edirne'de iki büyük camii tamamlatinca, Asya'daki
merkezinde yeni bir cami yaptirmaya basladi. Yesil-îmâret
Camii adi ile söhret bulan bu mabed, gerek yapilisinda
kullanilan mermerlerin az bulunusu, gerek onu süsleyen
oymalarin inceligi bakimindan, Bursa sehrinin baslica
güzelliklerinden biridir. Bu camiin duvarlarinin bütün
cephelerindeki renkli mermerler, kapi ve pencerelerin içine
takildigi kirmizi mermerler üzerine islenmis yazilar, kapi
süsleri göz alicidir. Camiin içini bezeyen çiniler de pek
nefistir. Bunlarin üzerine yazilmis Kur'an âyetleri
fevkalâde güzeldir. Kirmizi mermerden oyulmus mihrabin
zerafeti, karsisindaki kapinin güzelligi ile boy ölçüsebilir.
Zamaninda kubbeler ile minareler yesil çini ile kaplanmis
olduklarindan, bu çiniler güneste zümrüt gibi parlar ve
yapiya periler sarayi görünümünü verirmis. Bundan dolayi bu
cami Yesil imâret adini almistir.
Caminin
yaninda Çelebi Sultan Mehmed'in türbesi bulunur. Sekiz
köseli bir sekilde olan bu türbe, çok güzel bir bahçenin
ortasindadir. Yapinin duvarlari, distan ve içten yesil çini
ile kaplanmistir. Bunun sekiz yönünde, gök renginde bir
zemin üzerine gümüs harflerle yazilmis Kur'an âyetleri
bulunmaktadir. Bu iki yapinin yakininda Birinci Mehmed, bir
medrese ile yoksullar için bir imâret tesis ve her ikisine
de padisahlara layik bir cömertlikle gelir (vakif) tayin
etmistir.
Çelebi
Sultan Mehmed'in Yesil Camii, bu padisahin sultanlik çaginin
bir belirtisi olarak günahtan sakinma ve sanat sevgisinin
maddi ve devamli bir delilidir. Sultan Mehmed'e "Çelebi"
ünvaninin verilmesi onun buyrugu ile yapilan anitlardaki
sanat sevgisinden ve ince zevkten dolayidir. Bu mânâda
kendisine "Çelebi hükümdar" denmistir |