|
|
ABDULAZİZ (1861-1876)

Sultân Abdülaziz, 1830 yılında II. Mahmûd’un Kadın efendisi
Pertev-niyâl Vâlide Sultân’dan Eyüp Sarayı’nda dünyaya
gelmiştir. Haziran 1861’de ağabeyi I. Abdülmecid’in vefâtı
üzerine Osmanlı tahtına çıkmış ve halk tarafından Sultân
Aziz diye anılmıştır. III. Selim, II. Mahmûd ve I.
Abdülmecid’in Avrupa’yı taklid eden ve çevreleri tarafından
suiistimal edilen hayatlarının Osmanlı Padişahları
hakkındaki ortaya çıkardığı menfi imajı, Sultân Aziz
yaşadığı müstakim hayatıyla telafi etmiştir. I. Abdülhamid
gibi velâyetine inanılan bir padişah olmuştur. İntihâr
meselesi, tamamen sefih bir hayat yaşayan Hüseyin Avni Paşa
ve bir kaç serseri subayın tertibinden ibarettir. Mevlevî,
hattât, pehlivan, bestekâr ve Arapça ile Farsça’ya vâkıf
olan Sultân Aziz, Batı Musikisi hayranlığını Saray’dan
çıkarmaya çalışmıştır. Ekibi, Tanzîmât’çıların ileri
gelenlerinden olan Âli Paşa ve Fuad Paşa ile daha sonra Yeni
Osmanlılar arasında yer alan Mithad Paşa ve arkadaşlarıdır.
En büyük şanssızlığı ekibinin tam müstakim insanlar
olmayışıdır. Sultân Abdülaziz, özellikle Sultân Abdülmecid
devrinde devletin israflar ve sefâhetlerle sarsılan devlet
nizâmına hemen çeki düzen vermekle işe başlamıştır.
Saray’daki harcamaları durdurmuştur. Devletin hazinesinin
kaçak verdiği kara delikleri kapatmaya çalışmıştır.
Zamanındaki ilk olay, Haziran 1861’de baş
gösteren Sırp İsyanıdır. Karadağ İsyanı Ömer Paşa tarafından
bastırılınca Avrupa ayaklanmış ve Eylül 1861’de İstanbul
Mukavelesi imzalanmak mecburiyetinde kalınmıştır. Bu
Protokol, Sırplara daha fazla muhtâriyet vermek manasına
gelmektedir. İkinci önemli olay, Sultân Abdülaziz’in üç taht
vârisini ve çok sayıda devlet erkânını alarak Feyz-i Cihâd
Vapuru ile Nisan 1863’de yaptığı Mısır Seyahatidir.
Yavuz’dan sonra Mısır’a gelen ikinci Osmanlı Padişahı olması
hasebiyle, Mısırlılar tarafından candan tezâhüratlarla
karşılanmıştır. Bu arada, Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın
torunu olan Mısır Valisi İsmail Paşa da istediğini elde
etmiştir. Maalesef, sadrazam ve adamlarını elde ederek, daha
önce ailenin en büyük erkek evladı Mısır Valisi olacakken,
Mayıs 1866’da yayınlattığı bir fermanla, Mısır velâyetini
kardeşi Mustafa Fâzıl Paşa’dan alarak oğlu Mehmed Tevfik
Paşa’ya vermiştir. Daha sonra Osmanlı Maliye Nâzırlığına
getirilen Mustafa Fâzıl Paşa, gizli olarak kurulan Yeni
Osmanlılar Cemiyetini destekleyerek bu intikamını almıştır.
Haziran 1866’da Mısır Valilerine Hidiv ünvanı verildi ki,
kral naibi demektir.
Osmanlı askeri içerdeki iktidar mücadeleleriyle
çalkalanırken, Sırbistan’da yine problemler çıkıyor ve
Osmanlı Devleti, Nisan 1867’de 345 yıllık hâkimiyetinden
sonra Belgrad’ı tamamen Sırp Prensliğine terk ediyordu.
1864’de İyonya Adalarını Yunanistan’a bağışlayan İngiltere,
Yunanlıları şımartmış ve Girit’te karışıklıklar başlamıştı.
Rusya’nın da desteğiyle Eylül 1866’da Girit İsyanı başladı.
Osmanlı Devleti enosis = Yunan’a iltihak’tan başka bir şey
istemeyen Rumlarla anlaşamadı. Sadrazam Âli Paşa’nın bizzat
Girid’e gelmesi üzerine Fransa, Rusya, Prusya ve İtalya işe
karıştı ve Âli Paşa, Ocak 1868’de meşhur Girit Fermanını
ilan etti. Artık ada Yunanistan ile Osmanlı Devleti arasında
sanki ortak bir eyâlet gibi idi.
Bu arada Sultân Abdülaziz, kendi zamanına kadar
hiç bir Osmanlı Padişahının yapmadığı ve 1950 yılına kadar
da hiç bir Türk Devlet Başkanının yapmayacağı bir işi yaptı.
Yani 46 gün sürecek Avrupa Seyahatine çıktı. Davet, III.
Napolyon ve Kraliçe’nin davetiyle Paris’ten başladı. Çok
büyük ilgi gördü. Arkasından Galler Prensi VII. Edward’ın
karşıladığı Londra ziyareti ile devam etti ve burada Kraliçe
Victoria ile görüştü. Halkın çılgınca alkışladığı Abdülaziz,
daha sonra Brüksel’e geçerek Kral II. Leopold ile öğle
yemeği yedi. Berlin seyahati davetini özürleri sebebiyle
kabul edemeyen Sultân Aziz’le Prens Bismarck’ın tavsiyesiyle
Prusya Kralı ve Kraliçesi, Berlin’e 460 km uzaklıkta bulunan
Koblenz’e kadar gelerek görüştü. Bu durum, Osmanlı
Devleti’nin Avrupa’daki etkisini göstermesi bakımından
önemli idi. İstanbul’a dönerken Viyana Garında Avusturya
İmparatoru ve Macaristan Kralı tarafından karşılandı. Daha
sonra da Budapeşte’ye uğradı ve Vidin yoluyla İstanbul’a
döndü (21.6.1867-7.8.1867).
Bu arada Osmanlı Devleti’nin idarî, hukukî ve
siyasî ıslâhâtı da devam ediyordu. 1862’de günümüzün
Sayıştay’ı demek olan Div’an-ı Muhâsebât ve 1868’de
günümüzün Danıştay’ı olan Şûrây-ı Devlet kurulmuştu.
Günümüzün Yargıtay’ı demek olan Divan-ı Ahkâm-ı Adliye de
Abdülaziz devrinde tesis edilmişti. Mecelle’nin hazırlanması
için hazırlıklar yapılmıştı. 1868-1869 kışında Yunanistan’la
savaşa ramak kalması ve Paris Konferansı ile tatlıya
bağlanması; Kasım 1869 tarihinde Süveyş Kanalının açılması,
Abdülaziz döneminde meydana gelen önemli olaylardı.
Mustafa Reşid Paşa’nın yetiştirdiği mükemmel bir
diplomat olan Âli Paşa’nın Eylül 1871’de vefat etmesi,
Osmanlı Devleti açısından içte ve dışta tam bir yıkım oldu.
Zira meşrutiyetçi görünen ve Yeni Osmanlılar Cemiyetinin
mensupları olan Ziya Paşa, Namık Kemal ve benzerlerine gün
doğdu. Rüşvetlerle Mısır Valiliğini oğluna vermeye çalışan
Mısır Valisi İsmail Paşa da fırsatçılar arasındaydı. Osmanlı
Devleti’nin kaht-ı ricâl devri başladı. Artık devlet,
kültürlü ama vasıfsız bir sadrazam olan Mahmûd Nedim
Paşa’nın; Mısır Hidivlerine dış borçlanma yetkisi vererek
Mısır’ı İngilizlere bir nevi satan Mithad Paşa’nın ve tam
bir cani olup Amerikalılardan açıkça rüşvet alan Serasker
Hüseyin Avni Paşa’nın elinde kalmıştı. 1876’da Mithad Paşa
ve ekibinin akılsız tasarruflarından dolayı, dış borçlar 200
milyon altını geçiyordu. Rus Büyükelçisi Kont İgnatiyev’in
tahrikleri ve Sadrazam Mahmûd Nedim Paşa, Adliye Nâzırı
Mithad Paşa ve Ticâret Nâzırı Mahmûd Celâleddin Paşa’nın
menfaatleri uğruna, Ekim 1875’de 6 Ramazan Kararnâmesi diye
bilinen ve istikraz faizlerini % 50 indiren Kararnâme ilan
edildi. Avrupa Devletleri ayağa kalktı. Bu arada Hersek ve
Bulgaristan isyanları da alabildiğine genişleyerek devam
ediyordu. Rusya’nın tahriki ile 6 Mayıs 1876’da Almanya ve
Fransa’nın Selanik Konsolosları katledilince tansiyon
fevkalade yükseldi. Devleti içte ve dışta rezil eden Mithat
Paşa ve ekibi, suçu Sultân Abdülaziz’e yıkarak onu hal’
etmeye karar verdiler. İngiltere’yi arkalarına almışlardı ve
onlardan para desteği alıyorlardı.
Önce rüşvet vererek üniversite talebeleri demek
olan talebe-i ulûmu ayaklandırdılar. Bunun üzerine Osmanlı
Devleti’ni yıkan ve tarihe 4 büyükler yahut Hal’ Erkânı diye
geçen dört vasıfsız adam devletin en önemli makamlarına
geldiler (11 Mayıs 1876): Mütercim Rüşdi Paşa sadrazam,
Hüseyin Avni Paşa serasker, Mithad Paşa devlet nâzırı ve
ehliyetsiz müfsid imam diye bilinen Hasan Hayrullah Efendi
Şeyhülislâm oldular. Abdülaziz’in devlete verdiği yeni şekil
ve özellikle de yeni donanmadan korkan İngiltere, kuklası
olan Mithad Paşa’yı kullanarak Padişah aleyhindeki her
hareketi takip ediyordu. 30 Mayıs 1876’da Harbiye Mektebi
kumandanı Süleyman Paşa, çoğu Türkçe bilmeyen iki tabur
askeri kandırarak Dolmabahçe Sarayı’nı bastı ve Padişah’ı
tahttan indirdi. Hal’ fetvâsını Padişah’ın şuurunun
bozukluğuna dayandıran Şeyhülislâm ise, hırsının esiri ve
inkılabcıların oyuncağı olmuştu. Padişah hal’ edilmekle
kalmadı; Dolmabahçe Sarayı tam manasıyla yağmalandı. Hüseyin
Avni Paşa, hem hırsız ve hem de namussuz biri idi. Askere
bahşiş dağıtılarak memnuniyetsizlikler bastırıldı. Artık 30
Mayıs 1876 tarihinden itibaren, bütün bu olup bitenlerin
arkasında olan ve Osmanlı Padişahları arasında mason olduğu
bilinen V. Murad Osmanlı tahtında oturuyordu. Sultân Aziz,
4.6.1876 tarihinde yani hal’ından 5 gün sonra, Hüseyin Avni
Paşa’nın kiralık katilleri eliyle, kol damarları intihara
benzeyecek şekilde kesilerek şehid edildi ve resmen
intiharmış gibi gösterildi.
KADIN EFENDİLERİ:
1- Dürr-i Nev Baş Kadın Efendi. 2-Hayrân-ı Dil İkinci Kadın
Efendi. 3- Edâ-Dil İkinici Kadın Efendi. 4-Neş’erek (Nesrin)
Üçüncü Kadın Efendi. 5- Gevherî Dördüncü Kadın Efendi.
ÇOCUKLARI: 1- Yusuf İzzeddin Efendi; 2- Mahmûd Celâlüddin
Efendi; 3- Mehmed Selîm Efendi; 4- Abdülmecid II; 5- Mehmed
Şevket Efendi; 6- Mehmed Seyfeddin Efendi; Sâliha Sultân; 8-
Nâzıme Sultân; 9- Emîne Sultân; 10- Esmâ Sultân; 11- Fatma
Sultân; 12- Münîre Sultân; 13- Emîne Sultân . |

|
|
 |