A. OSMANLILARDA DEVLET
ANLAYIŞI
Osmanlı devlet yönetiminde,
Orta Asya Türk geleneğinin
ve sonraki Türk - islâm
devletlerinin etkileri
olmuştur. Osmanlı Devleti,
Türk gelenekleri ve islâm
dininin kurallarına göre
yönetilmiştir.
Padişahlık Kurumu
Osmanlı Devleti'nin başında
"padişah" bulunuyordu.
Padişahlar yönetim, ordu,
maliye ve hukuk konularında
geniş yetkilere sahiplerdi.
Devletin mutlak hakimi
durumundaydılar. Padişah
Osmanlı hanedanına mensuptu.
Osman Gazi'nin soyundan
gelen ailenin erkek
bireyleri, saltanat makamına
geçiyorlardı. Saltanatın
Osmanlı ailesine ait olduğu
anlayışı, devletin
yıkılışına kadar devam
etmiştir.
XVII. yüzyıla kadar,
devletin başına kimin
geçeceği konusunda
bir düzenleme yoktu. Eski
Türk geleneklerinden
kaynaklanan
"Ailenin bütün erkek
bireyleri, taht üzerinde hak
sahibidir."
anlayışı geçerliydi.
Osmanlı egemenlik
anlayışında başlangıçta
"Ülke, hanedan üyelerinin
ortak malıdır." anlayışı
geçerliydi, l. Murattan itibaren
"Ülke, hükümdar ve
oğullarının malıdır."
anlayışı geçerlilik
kazandı. Osmanlılar birçok
Türk devletinden ayrı ola-j
rak "ülkenin ve hakimiyetin
bölünmezliği ilkesi"ni
bastan
itibaren benimsediler.
XVII. yüzyıl başlarında I.
Ahmet yaptığı düzenlemeyle,
tahta Osmanlı ailesinin en
yaşlı ve olgun olanının
geçmesi yöntemini getirdi (Ekber
ve Erşed sistemi).
Osmanlı Devleti kurulduğunda
küçük bir beylik olduğundan
devletin başında "bey" ya
da "gazi" denilen bir
hükümdar vardı. "Sultan"
unvanı ilk defa l. Murat
tarafından kullanıldı.
Bundan başka "han", "hakan",
"hünkâr" gibi unvanlar da
kullanılıyordu. 1774 Küçük
Kaynarca Antlaşması'nda da
ilk defa "halife" unvanı
kullanıldı. II. Murat'tan
itibaren hükümdarlara
"padişah"
denildi.
Devlet yönetiminde
padişahların çok geniş
yetkileri vardı. Devlet
adamlarının görüşlerine
başvurulsa bile, son karar
padişaha aitti. Padişahın
emirleri kanun sayılırdı.
Ordulara komuta etmek,
büyük devlet adamlarını
tayin etmek ve gerekli
durumlarda divana
başkanlık yapmak padişahın
görevleri arasında yer
alıyordu.
Padişah islâm dininin
koyduğu hukuk kurallarıyla
çelişmeyecek şekilde, kural
koyma yetkisine sahipti.
Padişahın bu yetkisi ve
koyduğu kurallar örfe
dayanmaktaydı. Padişahın
koyduğu kurallar, "ferman"
denilen belgelerle
ilgililere gönderilirdi. Örf
kavra-mı,
yasama ve yürütmeyi içine
alıyordu.
XIX. yüzyılda Tanzimat
Fermanı ve Meşrutiyetle
padişahların yetkileri
yeniden düzenlendi. Fakat
padişahlar, mutlak
egemenlik hakkını
kullanmayı sürdürdüler
Şehzadeler
Padişahların erkek
çocuklarına "şehzade"
deniliyordu. Şehzadeler
küçük yaşlarda sancaklara
gönderilir, askerlik ve
yönetim alanlarında
yetiştirilirlerdi.
Şehzadelerin yanında "Lala"
adı verilen
tecrübeli bir devlet adamı
görev yapardı. XVI. yüzyılın
sonlarında
şehzadelerin sancaklara
gönderilmesi uygulamasına
son verildi. Şehzadeler
sarayda yetiştirilmeye
çalışıldı. Bu yeni uygulama,
şehzadelerin devlet
yönetimiyle bağlantılarının
kesilmesine ve tecrübesiz
bir şekilde tahta
çıkmalarına yol açtı.
B. MERKEZ TEŞKiLATI
Osmanlı merkez teşkilatı,
padişahın mutlak
egemenliğini
gerçekleştirmeye yönelik
olarak kuruldu. Hükümet,
eyaletlerin yönetimi ve
ordu doğrudan padişahın
şahsına bağlı olarak
teşkilatlandırılmıştı.
Osmanlı yönetim teşkilatının
merkezinde padişah ve saray
teşkilatı vardı.
1. istanbul'un Yönetimi
Başkent olmasından dolayı
istanbul'un yönetimi ayrıca
düzenlenmişti. Şehrin genel
düzen ve güvenliği doğrudan
sadrazamın
sorumluluğundaydı. Sadrazam,
sefere çıktığında
istanbul'la ilgilenmek
üzere bir Sadaret Kaymakamı
bırakırdı. Şehrin
güvenliği, yeniçeri ağası,
subaşı ve asesbaşı
tarafından sağlanırdı.
Belediye hizmetlerinden
şehremini, adalet işlerinden
taht kadısı sorumluydu.
Sivil kuralları çiğneyen
yeniçeriler ve diğer
askerler arasında düzeni
Muhzır Ağa sağlardı,
istanbul'daki her türlü
ticaret faaliyetlerinin
denetlenmesi "muhtesib" in
göreviydi.
2. Divan-ı Hümayun
Merkez teşkilatının temeli
Divan-ı Hümayun'du.
Osmanlılarda ilk
Divan, Türkiye Selçukluları
örnek alınarak Orhan Bey
zamanında oluşturuldu. O
dönemde hükümdar, vezir ve
Bursa kadısı Divan
toplantılarına katılıyordu.
Fatih'e kadar, Divan
toplantılarına padişah
başkanlık etti. Fatih'ten
itibaren Vezir-/ azamlar bu
görevi
üstlendiler. Padişahlar,
Divan toplantılarını "kasr-ı
adi" denilen pencereden
izlediler.
Divan'da siyasi, idari,
askeri, örfi, şer'i, adli ve
mali konular ile
şikayet ve davalar
görüşülerek karara
varılırdı. Alınan kararlar
sadrazam tarafından
padişahın onayına sunulurdu.
Divan'da, padişahın
yetkilerini kullanmak üzere
görevlendirilmiş olan üç
kolun temsilcileri yer
alıyordu. Bunlar; seytiye,
ilmiye ve ka-lemiyedir.
Divan Üyeleri ve Görevleri
Vezir-i Azam (Sadrazam):
Padişahtan sonra en yetkili
kişidir. Padişahın mutlak
vekili sayılır ve padişahın
mührünü taşırdı. Orhan Bey
zamanında ilk defa vezir
tayin edildi. Zamanla
sayıları artınca, birinci
vezire "Vezir-i azam" adı
verildi. Vezir-i azam, büyük
devlet memurlarının tayini
ve görevden azlinden
sorumluydu. Padişah sefere
çıkmazsa "Serdar-ı ekrem"
unvanıyla ordunun başında
bulunurdu. Vezir-i azamlar
önce Paşakapısı, daha sonra
Babıali'de oturdular.
Vezirler:
Çeşitli devlet işlerinde
yetişmiş kişilerdi. Devlet
işlerinde görüşlerine
başvurulur ve vezir-i azamın
verdiği işleri
yaparlardı. XVI. yüzyıl
sonlarında sayıları yediye
çıkmıştı.
Kazaskerler:
1362'de /. Murat, ilk defa
kazasker tayin etti.
Sayıları Fatih zamanında
ikiye çıktı. Divan'da büyük
davalara bakmak, kadı ve
müderrislerin tayinlerini
yapmak ve görevden almak
kazaskerlerin göreviydi.
Defterdarlar:
Osmanlı Devleti'nde
maliyenin başında bulunan,
gider ve gelirlere bakan
görevlidir. Başlangıçta bir
tane iken, sınırların
genişlemesiyle sayıları üçe
çıktı. Bunlar başdefterdar,
Anadolu defterdarı ve şıkk-ı
sanidir.
Nişancı:
Padişah fermanlarına tuğra
çekmekle ve devletin arazi
kayıtlarını
tutmakla görevliydi.
Reisülküttap:
Nişancıya bağlı olarak
bürokrasiyi düzenlerdi.
Divan üyesi olma-
masına rağmen, tecrübesinden
dolayı önemi büyüktü.
Divanda verilen kararları
tamamlamak, fermana uygun
emirleri yazmak, padişah ve
vezir-i azama gelen
mektupları tercüme ettirerek
cevaplar hazırlamak
görevleri arasındaydı. Bütün
bu işleri, kendisine bağlı
kalemlerle yapardı. Bu
kalemler beylikçi kalemi,
tahvil kalemi, ruus kalemi
ve amedi kalemiydi. XVIII.
Reisülküttap yüzyıldan
itibaren dışişlerinin
sorumlusuydu.
Yeniçeri Ağası:
Yeniçeri Ocağı'nın en büyük
komutanıydı. Vezir
rütbesinde ise Divan'daki
görüşmelere katılırdı.
Kaptan-ı Derya:
Donanma ve denizcilikten
sorumluydu. XVI. yüzyılda
divan üyesi
durumuna gelmiştir.
Müftü (Şeyhülislam):
Divan'da alınan kararların
islâmiyet'e uygunluğuyla
ilgili "fetva" verirdi.
Müftü, XVIII. yüzyıldan
itibaren Şeyhülislam adını
almıştır.
Divan-* Hümayun'da alınan
kararların yürürlüğe
girmesi,
padişahın onayına bağlıydı.
Merkez Teşkilatında
Değişiklikler
XVI. yüzyılın sonlarına
doğru Divan-ı Hümayun'un
önemi azalmaya başladı.
XVIII. yüzyılda devlet
işleri tamamen sadrazama
bırakıldı. Sadrazamların
güçlenmesiyle Divan-ı
Hümayun, Babıali'de
toplanmaya başladı. Babıali
artık Osmanlı Hükümeti
anlamına kullanılmaya
başladı.
Devletlerarası ilişkilerin
artmasıyla reisülküttablık,
dış ilişkileri yürüten bir
makam durumuna geldi.
XIX. yüzyılda merkez
teşkilatında önemli
gelişmeler oldu. II. Mahmut,
Divan-ı Hümayun'u kaldırarak
yerine Heyet-i Vüke-lâ'yı
oluşturdu. Bugünkü anlamda
bakanlıklar oluşturuldu.
Yeni meclisler ve
komisyonlar kuruldu.
Tanzimat Dönemi'nde
düzenlemeler devam etti.
Meclis-i Vâlâ-i Ahkâm-ı
Adliye yeniden düzenlendi.
Yenilikler bu mecliste
planlandı. 1854'te Meclis-i
Âli-i Tanzimat, 1868'de
Şura-i
Devlet (Danıştay) kuruldu.
Tanzimat döneminde kara
kuvvetleri
komutanlığı durumunda olan
"Seraskerlik" oluşturuldu.
l. Meşrutiyetle birlikte
Meclis-i Ayan ve Meclis-i
Mebusan oluşturuldu.
Yürütme gücüne sahip olan
padişah, sadrazam ve
bakanları seçerdi. Hükümet
de padişaha karşı
sorumluydu. 1908'de II.
Meşrutiyet'in ilanıyla,
yeniden Meclis açıldı.
Kanun-u Esasi'nin meclis -
hükümet ilişkilerine yeni
düzenlemeler getirildi.
1912'den sonra siyasi
partiler faaliyete geçti ve
parti hükümetleri
kuruldu.
C. TAŞRA TEŞKiLAT!
1. Osmanlı Kuruluş Devri'nde
Taşra Teşkilatı
Osmanlı Devleti kuruluşunun
ilk dönemlerinde tek
merkezden yönetiliyordu.
Temel idare birimi de
"Sancak"tı. Sancakların
başında sancakbeyi
bulunuyordu. Sivil yönetici
olarak kadılar görev
yapıyordu. Sınırların
genişlemesi sonucunda
yönetim yönünden eyaletler
oluşturuldu, l. Murat
döneminde (1362 -1389)
Rumeli Beylerbeyliği,
Yıldırım Bayezid döneminde
(1389 -1402) Anadolu
Beylerbeyliği oluşturuldu.
Eyaletlerin başında
"beylerbeyi" denilen
yöneticiler vardı.
2. XVI. Yüzyıldan itibaren
Taşra Teşkilatı a. Askeri ve
idari Teşkilat:
XVI. yüzyılda Osmanlı
Devletinin sınırları çok
genişledi. Yeni
eyaletlerin de
oluşturulmasıyla eyaletler,
yönetim bakımından
üçe ayrıldı.
I. Merkeze Bağlı Eyaletler:
"imar sisteminin uygulandığı
eyaletlerdi. Bu eyaletlere
salyanesiz (yıllıksız)
eyaletler deniyordu. Bu
eyaletlerin gelirleri
dirlikle-e ayrılarak
görevlilere verilirdi.
II. Özel Yönetimi Olan
Eyaletler:
3unlar. tımar sisteminin
uygulanmadığı, vergilerin
iltizam yöntemiyle yıllık
olarak toplandığı
eyaletlerdi. Bu yıllık
olarak alınan
sergiye, "saliyane" denirdi.
III. imtiyazlı Eyaletler:
iç işlerinde serbest, dış
işlerinde Osmanlı Devleti'ne
bağlı olan
hükümetlerdi. Bunlar: Kırım
Hanlığı, Eflâk Beyliği,
Boğdan Beyliği. Erdel
Beyliği, Hicaz Emirliği,
Raguza ve Sakız Cumhuriyetleriydi.
Bunların yöneticileri kendi
soyluları arasından padişah
tarafından tayin edilirdi.
Bu hükümetler savaş
zamanlarında kuvvetleriyle
Osmanlı ordusuna katılır ve
her yıl düzenli bir şekilde
vergi öderlerdi (Hicaz ve
Kırım hariç).
b. Kazai - idari Teşkilat:
Sancaklar "kaza" denilen
idari birimlere ayrılmıştı.
Kazaların başında yönetici
olarak kadı bulunurdu. Kadı
her türlü idari işlemi
yargı denetiminde tutuyordu,
kadılar:
->V Merkezden gönderilen
emirlerin halka ulaşmasını
sağlarlardı.
-Y Mahkemeye intikal eden
davaları sonuçlandırırlar,
nikah, şirket kurulması
gibi işlemleri onaylarlardı
,Y Reayanın istek ve
şikayetlerini Divana
ulaştırırlardı,
-Y Her türlü belgeyi
onaylarlardı (noterlik).
-Y Vergilerin adaletli bir
şekilde toplanmasını,
toplanan vergilerin merkeze
gönderilmesini sağlarlardı.
c. Diğer Görevliler: Taşra
teşkilatında beylerbeyi,
sancakbeyi ve kadılar
dışında, bunlara bağlı
olarak görev yapan Muhtesip.
Kapan Emini. Beytülmal
Emini, Gümrük ve Bac Emini
gibi görevliler
vardı. Bu görevliler,
hazineden ücret almazlardı.
Reayaya gördükleri
hizmetler karşılığında,
kanunlarda belirtilen vergi,
resim ve harçları
alıyorlardı.
d. Mahalli Teşkilat
Mahalle Teşkilatı:
Şehirleri meydana getiren
mahalleler, genellikle dini
kurumların veya pazarların
etrafında oluşmuştu.
Mahallede mahalle imamı,
hükümetin temsilcisi olarak
görev yapar, padişah
emirlerini halka
duyururdu.
Köy Teşkilatı:
Osmanlı Devleti nde en küçük
yerleşim ve yönetim birimi
köydü. Köy, köy ihtiyar
heyeti ve bu heyetin başında
bulunan köy kethüdası
tarafından yönetilirdi
Köylerde bazen kadının
temsilcisi,
naip bulunurdu.
Esnaf Teşkilatı:
Osmanlı toplumunda esnaf,
lonca denilen bir teşkilata
üyeydiler Her esnaf kendi
mesleğiyle ilgili bir
loncaya üye olur, loncanın
denetimine girer,
imkânlarından yararlanırdı.
XIII. ve XIV. yüzyıl-lardakı
Ahi hareketlerinin devamı
olan loncalar yönetim örgütü
içinde önemli bir birim
olarak yer aldı. Başlangıçta
bütün din mensupları aynı
loncada yer alırken, daha
sonra XVI. yüzyılda
loncalar ayrıldı.
Loncaların Görevleri:
•Ct Üye sayısını, malların
kalitesini ve fiyatını
belirlemek
•& Esnaf ile hükümetin
ilişkilerini düzenlemek
"fi Üyelerinin zararlarını
karşılamak ve kredi vermek
•& Çalışamayacak durumdaki
üyelerini korumak
•& Esnaflar arasındaki
haksız rekabeti önlemek
Cemaat idareleri:
Osmanlı Devleti'nde "cemaat"
kavramı, Türk ve Müslümanlar
dışında
kalan Hristiyan ve Museviler
için kullanılmış Ermeni, Rum
ve Yahudi cemaati şeklinde
isimler verilmiştir. Devlet
bunları zımmi olarak
değerlendirmiş ve can. mal
güvenliklerini garanti
altına almıştır. Zımmilerin
kendi iç düzenleri ve
geleneklerini devam
ettirmelerine imkân
sağlanmıştır.
Cemaatlerin başkanı kendi
din adamlarıydı. Rum
Patriği, Ermeni Patriği ve
Yahudi Hahambaşısı gibi din
adamları, kendi
cemaatlerinin devlete karşı
temsilcisi durumundaydılar.
3. Taşra Teşkilatındaki
Değişmeler
XVIII, yüzyıldan itibaren
taşra teşkilatı bozulmaya
başladı. Eyalet ve
sancaklar arpalık olarak
yüksek görevlilere verilmeye
başladı. Bu yolla göreve
gelen beylerbeyi ve
sancakbeyleri görev
yerlerine gitmeyip vekil
gönderdiler. Önceleri
"müsellim" sonradan
"mütesellim" denilen bu
vekiller, başlangıçta
beylerbeyi ve
sancakbeylerinin
maiyetindeki kişilerdi. Daha
sonradan "ayan" ve "eşraf"
tan kişiler bu görevlere
getirildi. Ayanlar giderek
güçlendiler ve yönetimle
çatışmaya başladılar. Tımar
sisteminin bozulmasıyla,
vergiler yetersiz kaldı. Bu
durum yeni vergilerin
konulmasında ve eski
vergilerin artırılmasında
etkili
oldu.
Tanzimat döneminde (1839 -
1876) 1842'de idare
teşkilatı değiştirildi,
iltizam kaldırıldı. Kaza
birimleri oluşturularak
başına kaza müdürlerinin
atanması kabul edildi. Kaza
müdürlerinin atanmasında,
halkın isteğinin de dikkate
alınması kararlaştırıldı.
Eyaletlerde eyalet
yöneticilerinin katılımıyla
"Büyük Meclis" denilen
meclis kuruldu. Sonradan bu
meclise "Eyalet Meclisi"
denildi. Sancakların
yönetimi kaymakamlara
verildi. Güvenlik
için zaptiye teşkilatları
kuruldu.
1864 yılında Vilayet
Nizamnamesi ile taşra
yönetim birimleri vilayet,
liva (sancak), kaza, köy
şeklinde birimlere ayrıldı.
1871'de köy ile kaza
arasında nahiyeler
oluşturuldu.
Sancaklarda mutasarrıflar,
kazalarda kaymakamlar
yönetici oldular.
Nahiyelerin başına seçimle
belirlenen nahiye müdürleri
getirilmesi kararlaştırıldı.
OSMANLI DEVLETİ'NDE HUKUK
Osmanlı Devleti'nde hukuk;
Şer'i ve Örfi hukuk olmak
üzere iki temele
dayanıyordu. Şer'i hukukun
kaynağını: Kuran, hadisler,
sünnet, icma ve kıyas
oluşturuyordu. Örfi hukukun
kaynağını ise.
anlaşmazlıklara karşı
çıkarılan padişah fermanları
oluşturuyordu. Örfi hukukun
Şer'i hukuk kurallarına ters
düşmemesine özen
gösterilmiştir.
OSMANLI ASKERi TEŞKiLAT!
1. Kuruluş Devri'nde Osmanlı
Asker; Teşkilatı
Osmanlı askeri teşkilatında
Türkiye Selçukluları,
ilhanlılar ve Memlüklerin
etkisi görülmektedir.
Osmanlı Devleti nin ilk
zamanlarında fetihler,
aşiret kuvvetleri,
gönüllüler, Alperenler ve
akıncılar tarafından
yapılıyordu. Fakat bu
kuvvetler kale
kuşatmalarında yetersiz
kalıyor ve kuşatmalar çok
uzuyordu. Özellikle Bursa
kuşatmasının çok uzun
sürmesi üzerine, düzenli
orduya geçilmesi ihtiyacı
doğdu.
Orhan Bey zamanında ilk
düzenli birlikler olarak
"yaya" ve "müsellem"
orduları kuruldu. Yayalar
piyade, müsellemler de atlı
birliklerdi
Osmanlıların Rumeli'ye
geçişiyle birlikte bu
kuvvetler de yeterli
olmadı. Bunun üzerine I.
Murat döneminde "Yeniçeri
Ocağı"
kuruldu.
2. Yükselme Devri'nde
Osmanlı Askeri Teşkilatı
Osmanlı askeri teşkilatı,
kara ve deniz kuvvetleri
olarak iki bölümden
oluşuyordu.
Kara Ordusu
Osmanlı Devleti'nin kara
ordusu üç bölümden meydana
geliyordu.
I. Kapıkulu Askerleri
Osmanlı Devleti'nde
Rumeli'deki fetihlerle
birlikte daha çok askere
ihtiyaç duyulunca savaş
esirlerinin alınmasıyla
Yeniçeri Ocağı oluşturuldu.
Savaş esirleri daha sonraki
dönemlerde ihtiyacı
karşılamayınca II. Murat
döneminde "devşirme" yöntemi
uygulanmaya başladı.
Kapıkulu Ocakları zamanla
hem ordunun, hem de
yönetimin önemli bir kolu
oldu. Devşirilen Hristiyan
çocuklar, önce Müslüman bir
ailenin yanında eğitilir,
daha sonra Acemi Oğlanlar
Ocağı nda yetiştirilirdi.
Devşirmeler, hem sarayda,
hem de askeri birliklerde
görev yapıyorlardı. Kapıkulu
askerleri, istanbul'da veya
sınır boylarındaki kalelerde
otururlar, görevleri
karşılığı devletten üç ayda
bir ulufe denilen maaş
alırlardı. Kapıkulu
askerleri piyade ve süvari
şeklinde iki bölümden
oluşuyordu:
a. Kapıkulu Piyadeleri
Acemi Oğlanlar Ocağı:
Kapıkulu Ocaklarına asker
yetiştirmek amacıyla
kurulmuştu. Devşirme yoluyla
toplanan Hıristiyan
çocuklar. Türk ailelerinin
yanında yetiştikten sonra
Acemi Oğlanlar Ocağı'na
alınırlardı
Yeniçeri Ocağı: Kapıkulu
askerleri içinde en çok
bilinen ve en itibarlı
ocaktı. Yeniçeriler, savaş
olmadığı zamanlarda Divan
muhafızlığı yaparlar,
istanbul'da güvenliği
sağlarlar ve sınır
boylarındaki kalelerde üç
yıl koruyucu olarak
kalırlardı Padişah, ilk defa
tahta çıktığında
yeniçerilere "cülus bahşişi"
dağıtırdı. Yeniçeriler,
emekli olmadan evlenmezler
ve askerlikten başka bir
işle uğraşmazlardı
Cebeci Ocağı: Yeniçerilerin,
silahlarının yapımı ve
onarımıyla
görevliydi.
Topçu Ocağı: Top dökmek ve
topçuluğa gerekli
malzemeleri hazırlamak
görevini yerine getiriyordu
Top Arabacıları: Top
arabalarını yapar ve topları
taşırlardı
Humbaracılar: Havan denilen
topları ve humbara adı
verilen e! bombalarını yapar
ve kullanırlardı
Lağımcılar: Kale
kuşatmalarında fitil
döşeyerek kaleyi yıkma
işini yaparlardı.
b. Kapıkulu Süvarileri
Kapıkulu askerlerinin atlı
sınıfını oluştururlardı
Yeniçeriler arasından
seçilirler ve ulufe
alırlardı Fakat derece ve
ulufe yönünden
yeniçerilerden üstün idiler.
Altı bölükten meydana gelen
süvarilerden sipahi ve
silahtarlar, savaşta
padişahın çadırını, sağ ve
sol ulufeciler saltanat
sancaklarını, sağ ve sol
garipler de ordunun
ağırlıklarıyla hazineyi
korurlardı
II. Eyalet Askerleri
(Tımarlı Sipahiler)
Eyalet askerleri, tımarlı
sipahilerden oluşuyordu.
Dirlik sistemine göre,
sipahiler topladıkları
vergilere karşılık devlete
asker
yetiştiriyorlardı.
Tımarlı sipahiler, Osmanlı
ordusunun en büyük, en
güçlü ve hareketli
birlikleriydi. Dirlik
sahiplerinin yetiştirmek
zorunda olduğu, atı ve
silahı olan. savaşa hazır
durumda bulunan askerlere
cebelü denirdi. Tımarlı
sipahiler tamamen Türklerden
meydana geliyordu. Diğer
zamanlarda kendi işleriyle
uğraşan tımarlı sipahiler,
sefer emri geldiğinde savaşa
giderlerdi. Kanuni döneminde
12 bin yeniçeriye karşılık,
100-150 bin kadar
tımarlı sipahi vardı.
III.
Bağlı Beylik Ve Ülkelerin
Kuvvetleri
Savaş zamanlarında Kırım.
Eflak ve Boğdan askerleri de
Osmanlı ordusunda görev
yaparlardı. Bunlar içinde en
önemlisi Kırım
kuvvetleriydi. Zamanla
akıncı birliklerin yerini de
alan Kırım kuvvetleri,
vurucu güç olarak görev
yapıyorlardı,
Osmanlı Donanması
Orhan Bey devrinde
Karamürsel'de tersane
kuruldu (1327). Osmanlı
Devleti. Karesioğullarmın
topraklarını aldıktan sonra
bir donanmaya sahip oldu.
1350'lerde de Edincik deniz
üssü kuruldu, l, Bayezid
döneminde de Gelibolu
tersanesi yapıldı Osmanlı
denizciliği Fatih'in 400
parçalık bir donanma
oluşturma-sıyla daha da
güçlendi.
Kanuni devrinde Barbaros
Hayrettin Paşa'nın Osmanlı
hizmetine girmesiyle
Osmanlılar. Akdeniz'de en
üstün güç oldular. Osmanlı
gemileri istanbul. Süveyş,
Gelibolu. Basra Rusçuk,
Sinop ve izmit
tersanelerinde yapılıyordu
VAKIF SiSTEMi
Osmanlı Devleti'nde.
toplumun bazı
ihtiyaçlarının karşılanması
zenginlerin kurdukları
vakıflara bırakılmıştır
Kişilerin sahip oldukları
mallarının tamamını veya bir
kısmını halkın yararına
sunmasına vakıf denir.
Tarihin seyri içinde
vakıflar, sosyal, ekonomik,
eğitim, sağlık,\
sanat, mimari, ulaşım ve
bayındırlık alanında önemli
rol oy namışlardır.
OSMANLI TOPLUMU
Toplum Yapısı
Osmanlı Devleti, çok uluslu
ve çok dinli bir yapıya
sahipti. Ancak Türkler,
devletin kurucusu olarak
esas unsuru meydana
getiriyordu. Fakat yine de
bütün Müslümanlar hakim
unsur durumundaydılar.
Osmanlı Devleti'nde toplum,
yönetenler (asken) ve
yönetilenler (reaya) olarak
ikiye ayrılıyordu
a. Askeriler (Yönetenler)
Askeri sınıf yani
yönetenler, padişahın
kendilerine dini adli askeri
ya da idari yetki tanıdığı
devlet görevlilerinden
oluşmaktaydı Bunlar, saray
halkı, seyfiye. ilmiye ve
kalemiye gruplarından
oluşuyordu. Askeri sınıfın
en önemli özelliği vergi
yükümlülüğü dışında
bırakılmalarıdır.
Saray halkı: Osmanlı Devleti
nde hem padişahların
oturaukla-rı yer, hem de en
yüksek devlet
görevlilerinden bazılarının
çalıştığı merkez saraydı
Seyfiye:
Osmanlı toplumunda, yönetim
görevi de bulunan askeri
grup 'seyfiye" olarak
adlandırılmıştır.Seyfiye.
ehl-ı örf veya ümera olarak
da isimlendirilmiştir.
Seyfıye kapıkulu ve tımar
sistemleri içinde yetişen ve
görev yapan kişilerden
meydana geliyordu. Vezirler,
beylerbeyi, sancakbeyleri.
kapıkulu askerleri tımarlı
sipahiler seyfiye sınıfına
dahildi. Seyfiye sınıfı
yaptıkları görev
karşılığında devletten ulufe
veya dirlik alırlardı.
Kapıkulları, en-derun
görevlileri, kale
muhafızları, subaşılar ve
asesler maaşlarını
hazineden nakit olarak
alırlardı. Tımarlı
sipahiler, sancak
beyleri, beylerbeyleri ve
vezirler ise hizmet
karşılığında dirlik (tımar)
alırlardı.
ilmiye:
ilmiye, yargıçlık, noterlik
ve mahalli yönetim işlerini
yürüten kadılardan, tıp ve
müneccimlik yani astroloji
alanındaki uzmanlar ile her
seviyedeki eğitim ve öğretim
elemanlarından meydana
geliyordu. Ayrıca imam,
müezzin gibi din
görevlileri, tarikat
şeyhleri ve Hz. Peygamber'in
soyundan gelen seyyid ve
şerifler
de ilmiyeye dahildi.
ilmiye mensuplarının büyük
çoğunluğu Türk asıllıdır.
Eğitimle ilgili ilmiye
mensupları ücretlerini,
hazineden veya vakıftan
nakit olarak alırlardı.
Kadılar devletten maaş
almazlar, gördükleri
dava ve yaptıkları
işlemlerden aldıkları
harçlarla geçimlerini
sağlarlardı.
ilmiyenin bir diğer üyesi de
kazaskerlerdi. Divan'da
büyük davalara bakarlar,
kadı ve müderrisleri tayin
ederlerdi.
ilmiye teşkilatının başı
Şeyhülislâm'dır. Din işleri,
vakıflar, eğtim ve kültür
müesseseleri, mahkemeler
Şeyhülislâm'ın kontrol
ve denetimindedir.
Şeyhülislâm'ın en önemli
görevi fetva vermekti.
ilmiye sınıfının başlıca
görevleri fetva (ifta),
eğitim (tedrisat) ve
adaletti (kaza).
Kalemiye:
Osmanlı idari ve mali
bürokrasisinin
mensuplarından oluşuyordu.
Divan'daki temsilcileri
Nişancı ve Defterdarlardı.
Nişancı, tımar sistemini
uygulayan organizasyonun
başında bulunuyordu.
Ayrıca Divan yazışmaları
başta olmak üzere devlet
merkezindeki bütün resmi
işlemleri emrindeki
katiplerle yürütüyordu.
Defterdarlar da
maliye ile ilgili olarak
aynı işleri yapıyorlardı.
Küttab sınıfı bu
fonksiyonlarıyla örf
alanındaki kuralları
uygulayan gruptu. Bunlar hem
kural koyarlar, hem de
uygularlardı. Bu açıdan
devletin işleyişinde önemli
bir rol üstlenmişlerdi.
b. Reaya (Yönetilenler)
Osmanlı Devleti'nde
yönetilenlere "reaya"
denirdi. XIX. yüzyıldan
sonra reaya, daha çok
Müslüman olmayanlar için
kullanılırdı. Reaya ile
askeri sınıfın farkı,
reayanın vergi ödemesi,
askerlerin ise vergi
vermemesiydi.
Yönetilenler dini yönden de
üçe ayrılmıştı:
Müslümanlar:
Müslümanlar yönetici
olurlar, askerlik yaparlar
ve öşür verirlerdi.
Müslümanlar genellikle,
tarım ve sanatla
uğraşırlardı.
Hristiyanlar ve Museviler:
Hristiyan ve Museviler
askerlik yapmazlar,
buna karşılık "Cizye"
denilen vergiyi verirlerdi.
Cizye yetişkin
ve sağlıklı erkeklerden
alınırdı. Genellikle ticaret
ve tarımla uğraşıyorlardı.
Islahat Fermanı ile devlet
memuru olma hakkını
elde ettiler.
OSMANLI TOPLUMUNDA SOSYAL
HAREKETLİLİK
1. Yatay Hareketlilik
Ülke sınırları içinde
insanların bir bölgeden
başka bir bölgeye, köyden
şehre göç ederek yerleşmesi
olayına yatay hareketlilik
denir. Bu hareketlerden bir
kısmı kendiliğinden
gerçekleştiği gibi bir
kısmı da devletin imar ve
iskan politikasının
uygulanması
sonunda gerçekleşmiştir.
2. Dikey Hareketlilik
Dikey hareketlilik, bir
kişinin, yönetenlerden
yönetilenlere ya da
yönetilenlerden yönetenler
sınıfına geçiş
yapabilmesidir. Yönetilen
statüsünden yöneten
statüsüne geçmenin üç şartı
vardı:
Müslüman olmak, üzerine
aldığı vazifeleri en iyi
şekilde yerine
getirmek ve padişaha tam bir
sadakatla bağlı olmak.
•& Yönetenler sınıfına
geçebilmenin yollarından
biri devşirme
sistemiydi. Bu sistemle
toplananlar
•& Acemi Oğlanlar Ocağı'nda
ve Enderun'da eğitim görerek
askeri sınıfa
girebilirlerdi.
•& Askeri sınıfa geçmenin
diğer bir yolu da medrese
eğitimi görmekti,
iyi bir medrese eğitimi
görmüş bir kişi adalet,
eğitim, din teşkilatları ile
sivil bürokraside en üst
makamlara gelebilirdi.
•& Seferlerde başarı
göstererek tımar sahibi
olmak ya da kale-
miye sınıfına katip olarak
girmekte yönetenler sınıfına
geçmenin yolları
arasındaydı.
OSMANLI EKONOMiSi
A Osmanlı iktisat Anlayışı
Osmanlı ekonomisi, büyük
ölçüde tarıma dayalıydı. Bu
nedenle Osmanlı iktisat
anlayışı da, toprağın iyi
değerlendirilmesi, boş
bırakılmaması, iyi bir
vergilendirme sistemine
dayanıyordu. Sı-~
nırların genişlemesi sonucu,
ticaret faaliyetleri de
Osmanlı ikti-u:
sat anlayışına yeni bir
değişiklik getirdi. Ticari
faaliyetler Osmanlı
fetihlerini de yönlendirdi.
Amasra, Trabzon ve Kırım'ın
fethiyle
ipek Yolu, Mısır'ın
fethiyle Baharat Yolu
Osmanlı kontrolüne
geçti.
Coğrafi Keşifler sonunda
ticaret yollarının
değişmesi, kapitülasyonların
etkisi ve dış ticaretin
yabancıların eline geçmesi
giderek
Osmanlı ekonomisini olumsuz
yönde etkiledi. Bu olumsuz
gelişmeler karşısında
devlet, bazı alanlarda
himayeye ve müdahaleye
gerek duydu.
III. Selim'den itibaren
yerli malı kullanılması,
paranın dışarıya çıkmaması,
güçlü bir para
oluşturulması.
Türk tüccarların korunması,
Osmanlı iktisat anlayışına
hakim olmaya başladı
B. Osmanlı Ekonomisinin
Tabii Kaynakları
a. insan : Osmanlı
Devleti'nde, üretici
kitlelere genel olarak
re-© aya deniyordu. Bu
nedenle Osmanlı ekonomisinin
temel insan
kaynağı reaya idi. ilk nüfus
sayımı 1831 'de yapıldı.
Ancak, daha
m
önceki dönemler için Osmanlı
ülkesindeki nüfus durumunu
be-o_ lirten önemli
belgeler vardır. Bu belgeler
tahrir defterleridir.
Osmanlı Devleti, bir
bölgeyi ilk fethettiğinde,
ya da belirli zaman-w
larda bir sayıma tabi
tutardı. Tahrir defterleri
vergi yükümlüsü er-K
kek nüfusu ve ödenmesi
gereken vergileri belirlemek
amacıyla
tutulurdu.
-j
b. Toprak :
Osmanlı Devleti, toprağın
büyük bir kısmını miri
toprak olarak 2 kendi
mülkiyetinde tutuyordu.
Devlet toprakların
işlenmesini reayaya
bırakmış ve ekonomik hayatı
düzenlerken, her köylü ailesinin
geçimini sağlayacak toprağa
sahip olmasına dikkat
etmiştir. Tımar sistemi
içinde bu topraklar çift
diye isimlendirilmiştir.
Osmanlı Devleti'nde ülke
toprakları mülkiyet hakkı
bakımından
Mülk, Miri ve Vakıf olmak
üzere üçe ayrılmıştır.
1. Mülk Arazi:
Halkın elinde bulunan,
tamamıyla halka ait olan
topraklardı. Bu tür
topraklar kendi aralarında
iki kısma ayrılıyordu:
Öşriyye : Müslümanlara
ait olan topraklar
Haraciyye : Gayri
müslimlerin sahip olduğu
topraklar
2. Vakıf Arazi:
Gelirleri cami. medrese,
hastane gibi topluma hizmet
veren kuruluşların
masrafları için ayrılmış
olan arazilerdir. Vakıf
arazilerinin alınıp
satılması kesinlikle yasak
olup devlet tarafından da
vergiden muaf tutulmuştur.
3. Miri Arazi:
Devlet mülkiyetine geçirilen
topraklardır. Mülkiyeti
devlete ait
olan topraklar ekilip
biçilmesi ve işlenmesi
amacıyla çeşitli kişile
re bırakılmıştı. Miri arazi
çeşitli bölümlerden meydana
gelmiştir.
Osmanlı Devleti dirlik
sistemini uygulamakla birçok
kazanç elde etmiştir. Dirlik
arazisini ekip biçenler
(reaya) devlete vermeleri
gereken vergiyi devletin
göstereceği askerlere,
memurlara veya sosyal
kurumlara ödemekteydi.
Böylece devlet memurlaıı ve
askerlerin maaşları halk
tarafından ödenen vergilerle
karşılanıyordu. Çok düzenli
olarak işleyen bu sistem,
sürekli kontrol
edilmekteydi. Dirlikleri
alıp satma imkanı yoktu.
Dirlik sisteminin
uygulanmasıyla;
& Devlet, üretimi denetimi
altına almış ve
sürekliliğini sağlamıştır.
"A Eyalet askerleri bu
sistem sayesinde
yetiştirilmiş, devamlı
savaşa hazır bir ordu
bulundurulmuştur.
•& Ülkenin bayındır hale
gelmesi, araziden daha iyi
faydalanılması, askeri
masrafların azaltılması,
böylece gelirlerin
artırılması
sağlanmıştır.
"& Tımar sistemiyle devlet
vergi toplama külfetinden
kurtulmuştur.
•& iç ve dış güvenlik sorunu
çözülmüştür. Bu sistemle
ülkenin her tarafına yayılan
askerler sayesinde köylerde
bile güvenlik sağlanmıştır.
Has ve zeametler, ilgili
kişilere görevde kaldığı
süre içinde tahsis edilir,
görevlerinin bitiminde
dirliği geri alınırdı.
Tımarlar ise kanunlara
aykırı bir hareketi olmadığı
taktirde, sipahilere ömür
boyu verilirdi. Sipahinin
ölümü üzerine bazı şartlarla
mirasçılarına kalırdı.
Topraklar devletin malıydı.
Dirlik sahipleri ve
sipahiler, bölgenin
yönetiminden sorumluydu.
Dirlik sahibi, dirliğin en
önemli temsilcisidir ve kadı
denetiminde burayı yönetir,
çağrıldığında savaşa
giderdi.
Dirlik sistemiyle, askerin
ihtiyaçlarının bir kısmının
karşılanması,
tarımda yüksek verimlilik,
toprağın vergilendirilmesi,
toprağın boş bırakılmaması
sağlanıyordu. XVI. yüzyılın
sonlarından itibaren
tımar sistemi belirli
kişilerin elinde toplanmaya
başladı. 1858 Arazi
Kanunnamesi'yle, uzun süre
toprağı elinde bulunduran ve
işleyenler, onun sahibi
oldular.
iltizam sistemi:
Osmanlı Devleti'nde tımar
sistemi içine
yerleştirilemeyen
faaliyetlerin gerektirdiği
parayı sağlayabilmek için
tımar sistemi yanında birde
iltizam usulü uygulanıyordu.
XVI. yüzyılda bazı
eyaletlerin vergilerinin
açık artırma yoluyla belirli
bir bedel karşılığı peşin
olarak mültezim adı verilen
kişilere bırakılmasına
iltizam
denirdi.
Bu sistem ilk defa Kanuni
zamanında, Sadrazam Rüstem
Paşa tarafından uygulandı.
Devlet, uzak bölgelerin
vergi gelirlerini açık
artırmayla nakit olarak
satmış, eyaletlerdeki
askerler ve yöneticilerin
maaşlarını ödemiştir.
C. Üretim
a. Tarım
Osmanlı ekonomisinin en
önemli kolu tarımdır.
Osmanlı toplumu genelde bir
köylü toplumuydu. Tarım
politikasını belirleyen en
önemli uygulama, tımar
sistemiydi. Bu sistemde
toprağın mülkiyeti devlete,
işleme hakkı köylüye,
vergisi sipahiye aitti.
Köylü, toprağı sürekli
işleme, miras bırakma
hakkını devam etti rebilmek
için bazı yükümlülükleri
yerine getirmek zorundaydı:
1. Sebepsiz olarak toprağını
terk edemezdi.
2. Toprağını sebepsiz olarak
üç yıl üst üste boş
bırakamazdı.
Eğer bırakırsa, toprak
kendisinden alınırdı.
3. Öşür ve diğer vergileri
sipahiye ödemek zorundaydı.
Bu yükümlülüklere karşı
devlet de halkın güvenliğini
korumak ve düzeni sağlamakla
görevliydi. Vergiyi
toplamakla görevli olan
sipahinin de reayaya karşı
yükümlülükleri vardı:
1. Köylünün güvenliğini
sağlamak,
2. Üretim araçlarını temin
etmek,
3. Tohum ve gübre
ihtiyaçlarının
karşılanmasında köylüye yardımcı
olmak,
4. Köylünün vergisini en
kolay şekilde ödemesini
sağlamaktı.
b. Hayvancılık
Hayvancılık tarım
ekonomisinin ve genel
ekonominin önemli
unsurlarından biridir.
Osmanlı döneminin teknolojik
seviyesi içinde hayvan,
ulaşım ve üretimin en önemli
güç kaynağıdır. Hayvancılık,
daha çok Doğu, Orta ve Batı
Anadolu'daki göçebeler
tarafından yapılmaktaydı.
Adet-i Ağnam adıyla önemli
bir miktar teşkil eden
hayvanlar için vergi
alınıyordu.
c. Sanayi
1. Esnaf Teşkilâtı:
Esnaf ve zanaatkarların,
çalışma ve pazar sorunlarını
çözmek, mesleğe yeni eleman
yetiştirmek amacıyla Lonca
Teşkilâtı kurulmuştur.
Loncaların dışında, esnaflık
ve zanaatkârlık yapmak
mümkün değildi. Loncalar,
devletçe belirlenen
kurallara uymak
zorundaydı.
2. Üretim Dalları:
En gelişmiş sanayi dalı
dokumacılık ve deri
işlemeciliğiydi. Buna
paralel olarak sanayide
boyacılık gelişmişti. Avrupa
saraylarından bile
kumaşlarını boyatmak için
Osmanlı ülkesine gönderenler
oluyordu.
D. Ticaret
a. Osmanlılarda Ticaret ve
Tüccar
ipek ve Baharat yollarıyla
gelen mallar, Türk
tüccarları tarafından
Avrupa'ya nakledilirdi.
Karadan yapılan ticaret,
kervanlarla
gerçekleştiriliyordu.
Ticaret, devlet tarafından
teşvik edilir ve ticaret
eşyasından alınan vergiler
son derece düşük tutulurdu.
b. Ticaret Yolları
Osmanlı toprakları, ipek ve
Baharat yolları üzerinde
bulunuyordu, istanbul -
Halep, istanbul - Diyarbakır
ve istanbul - Erzincan -
Erzurum - Kars arasındaki
yollar en önemli ticaret
yollarıydı. Bu yollar
üzerinde, kervansaraylar ve
hanlar bulunuyor, buralarda
güvenlik derbentçiler
tarafından sağlanıyordu.
Ticaret merkezleri
arasındaki posta ve
haberleşme, menzil teşkilâtı
tarafından
yapılıyordu. Ticaret yolları
üzerindeki köy ve kasabalarda,
haberleşmede hız sağlamak
için dinlenmiş binek
hayvanları bulunuyordu. Bu
görevlerine karşılık, o köy
ve kasabalar bazı
vergilerden muaf
tutuluyordu. Ticaret
yollarının geçtiği yerlerde,
taşımacılığı meslek edinmiş
mekkari taifesi bulunuyordu.
Bunlar üzerine aldıkları
görevi yerine
getiremediğinde
cezalandırılıyordu. Ticari
hayatın canlı olduğu
yerlerde kapan hanları
bulunuyordu. Buralarda
temel ihtiyaç maddeleri
toptan satılırdı. Kapanda
satılan mal sadece un ise,
''un kapanı" adını alırdı.
c. Ticari Emtia
Üretim yapılıp pazarda belli
bir değer karşılığı satılan
eşyaya mal veya çoğulu olan
emtia denir. Osmanlı
Devleti. XVI. yüzyılın
sonlarına kadar ekonomik
yönden kendine yeterliydi.
Bu nedenle dışarıya mal
satma veya dışarıdan mal
alma ihtiyacı duymamıştı.
Bazı yıllarda fiyatların
yükselmesini engellemek için
dışarıya mal satmak
yasaklanıyordu, ihraç edilen
başlıca mallar: Buğday,
pamuk, yün, deri, balmumu,
tuz, çeşitli madenler,
kereste, ipekli ve pamuklu
kumaşlardı.
E. Kamu Ekonomisi
(Osmanlılarda Bütçe)
Osmanlı Devleti'nde ilk mali
teşkilât, I. Murat zamanında
kurulmuştu.
Bu durum, Osmanlıların ilk
yıllarından itibaren bütçe
düzenlemesine önem
verdiklerini gösterir.
a. Şer'i vergiler: Dini
kaynaklı vergilerdir.
1. Öşür: Müslüman
üreticilerden. 1/10 oranında
alınan arazi
ve ürün vergisidir.
2. Haraç: Gayr-i
müslimlerden alınan arazi ve
ürün vergisidir.
3. Cizye: Baş vergisi de
denilen bu vergi sadece
askerlik yapacak durumda
olan Gayr-i müslim
erkeklerden alınan sosyal
güvenlik ve himaye
vergisidir. Kadın, çocuk,
ihtiyar ve düşkünlerden
alınmazdı.
b. Örfi vergiler: Padişahın
iradesiyle toplanan
vergilerdir. Ra-iyyet Rüsumu
da denilen bu vergiler
üreticinin konumuna göre
toplanırdı.
1. Resm-i Çift: Çiftçinin
elinde bulunan toprakların
karşılığında alınan bir
vergidir. Vergi miktarı
arazinin büyüklüğü ve
çiftçinin evli - bekâr
oluşuna göre belirlenirdi.
2. Çift Bozan: Toprağını
mazeretsiz olarak terkeden
ya da üç yıl üst üste boş
bırakan köylüden alınan
vergidir.
3. Adet-i Ağnam: Hayvan
vergisidir. Sipahiler
tarafından toplanan bu
verginin miktarı, hayvan
sayısı ile orantılı olarak
belirlenirdi.
4. Bâc-i Bâzari: Pazar
yerlerinden alınan bir
vergidir.
5. Resm-i Mücerret:
Bekârlardan alınan vergidir.
6. Resm-i Bennak: Evlilerden
alınan bir vergidir.
7. Resm-i Ispençe: Gayr-ı
müslim halkın erişkin
erkeklerinden alınan bir
vergidir. Müslümanlardan
alınan Resm-i çift
karşılığıdır.
8. Resm-i Arus: Sipahiler
tarafından, tımar
arazilerinde yaşayan
kadınların evlenmeleri
esnasında kocalarından
alınan vergilerdir.
9. Niyabet Rüsumu:
Yöneticilerin halktan aldığı
bir vergi çeşididir.
Suçlulardan alınan Cerimeler
de bu vergiye dahil edilen
vergidir. Bu vergilere Bâd-ı
Hava vergileri de
denilmiştir. Bu ve benzeri
vergilerin dışında bir de
olağanüstü durumlarda
toplanan Avarız vergisi
vardır.
Fiyat artışlarının nedenleri
:
1. Savaşların uzun sürmesi,
2. Köylülerin topraklarını
terketmesi, ' .
3. Tımar sisteminin
bozulması ve bunların
sonucunda üretimin
tüketimi karşılayamamasıdır.
Böylece paranın satın alma
gücü azaldı ve enflasyon
ortaya çık
tı. Fiyatların artmasının
bir başka nedeni de,
devletin yasakla
masına rağmen kaçak
yollardan Avrupa ülkelerine
mal satmak
olmuştur.
__
Fiyat artışlarını engellemek
için devletin aldığı
önlemler:
1. Ham gümüşün kullanımı
sınırlandırıldı ve dışarı
çıkışı yasaklandı.
2. Yeni paraların piyasaya
çıkması üzerine eski paralar
ve
gümüşler toplandı.
3. Sahte para basımı
engellenmeye çalışıldı.
4. Sarraflara
işleyebilecekleri kadar
gümüş verildi.
Ancak bu tedbirler sonucunda
da istenilen sonuçlar
alınamadı. Osmanlı parası
1580'lerden itibaren büyük
bir değer kaybına uğradı ve
ilk para düzeltmesi yapıldı.
XVIII. yüzyılda Osmanlı para
birimi olan akçe, değer
kaybından dolayı piyasada
görülmez hale geldi.
XIX. yüzyılda Osmanlı para
sisteminde bazı
değişiklikler yapılarak,
ilk kez 1839'da "Kaime-i
nakdiyye-i mutebere" adıyla
kâğıt
para basıldı. Bu kâğıt
paranın karşılığı olmayıp,
bono gibi kullanılması
düşünülmüştü. 1844'te Devlet
Darphanesi para basma
konusunda tek yetkili
kılındı. Bu düzenlemelerden
sonra temel para birimi
Mecidiye ve Guruş oldu.
OSMANLILARDA KÜLTÜR VE SANAT
Klasik Osmanlı Türk toplumu
ve kültürünün temelini;
•& 1071 Malazgirt
Zaferi'nden bu yana
Türkleşen Anadolu,
•£ Ahiler, gaziler, esnaf ve
sanatkârlar,
•& islâm dini,
& Padişahların izledikleri
temel kültür politikası,
•& Türk örfü ve geleneği
meydana getirmektedir.
Osmanlı Devleti; askeri,
adli, sivil ve idari
teşkilatının en önemli
unsurlarını Selçuklulardan
almıştır. Osmanlı
müesseselerinde kısmen
ilhanlılar ve Memlüklerin de
etkisi olmuştur. Osmanlı
dönemi Türk kültürü, genel
itibariyle coğrafyaya hakim,
dış kültür değerlerini kendi
bünyesinde birleştiren ve
onları geliştirerek yeni
bir mana kazandıran özellik
taşır.