|
Üç padişah, 58 başbakan gördü, İnebolu Limanı nihayet mutlu sona ulaştı...!
19. yüzyılın sonlarında başlanan ve 21. yüzyılda yapımı hala devam eden, bugüne kadar 3 Osmanlı padişahı, 58 Cumhuriyet hükümeti eskiten İnebolu Limanı'nın inşaatı, yıl sonunda tamamlanıyor
Limanın yapımını başlatan dönemin Kastamonu Valisi Sırrı Paşa'nın görevden ayrılırken halefi Abdurrahman Paşa'ya ''Size yetim bir evlat bırakıyorum. En büyük ricam ikmaline inayetinizdir'' diyerek limanın bitirilmesi yönündeki talebi, tam 124 yıl sonra gerçekleşecek. 1882 yılında dönemin Kastamonu Valisi Sırrı Paşa, 19. yüzyılda Karadeniz'in önemli ticaret merkezlerinden biri olan İnebolu'ya liman yapılması için Osmanlı Padişahı 2. Abdülhamit'ten talepte bulundu. Sultan 2. Abdülhamit, Sırrı Paşa'nın bu isteğini olumlu karşılayarak, aynı yıl gönderdiği ödenekle İnebolu Limanı'nın yapım çalışmasına başlattı. 1882 yılında yapımına başlanan ve 3 Osmanlı padişahı, 58 Cumhuriyet Hükümeti eskiten İnebolu Limanı'nın yapım çalışmaları bugüne kadar adeta ''yılan hikayesine dönmüş''... -LİMANIN ''YILAN HİKAYESİ...''- Kastamonu Valisi Sırrı Paşa, 2. Abdülhamit döneminde padişaha bir mektup yazarak yoğun deniz ticareti olan İnebolu'da bir limana ihtiyaç duyulduğunu iletir. Padişah da bu liman için ilk ödeneği çıkarır. Liman için gerekli malzemelerin tümü İstanbul'dan gönderilir. Bu malzemelerle limanın temelini atan Sırrı Paşa'nın kısa bir süre sonra tayini çıkar. Sırrı Paşa görevden ayrılırken halefi Abdurrahman Paşa'ya ''Size yetim bir evlat bırakıyorum. En büyük ricam ikmaline inayetinizdir'' diyerek inşaatın tamamlanmasını ister. Abdurrahman Paşa da limanın tamamlanması için büyük çaba sarf eder. Fakat İstanbul'dan gönderilen malzemelerin yetersiz ve kalitesiz olduğu ortaya çıkar. Kastamonu ve Çankırı ticareti için çok önemli olan limanın inşaatının devam etmesi için Sultan Mehmet Reşad döneminde İnebolu halkı 1911'de bir miting düzenler. Bunun etkisiyle sağlanan ödeneklerle çalışmalar yeniden başlar. Ancak liman için gönderilen 10 bin lira ödenek o tarihe göre oldukça düşük kalır. 1912'de limanın bitirilmesi için Fransızlarla bir anlaşma yapılır. Ama önce Balkan Savaşı, arkasından da 1. Dünya Savaşı başlar. Savaş yıllarında projeyle Macarlar da ilgilenir ama yine sonuç çıkmaz. Limanın yapımı uzun süre durur. Son Osmanlı padişahı Sultan Mehmet Vahdettin ise liman inşaatı için hiç yardımda bulunmuyor. -''GÖZÜM SAKARYA'DA KULAĞIM İNEBOLU'DA...''- Milli Mücadele yıllarında işgal altındaki İstanbul'dan gizlice kaçırılan ve Rusya'dan gönderilen silah ve cephaneler, gemilerle en güvenli yer olan İnebolu Limanı'na götürüldü. Atatürk'ün ''Gözüm Sakarya'da kulağım İnebolu'da'' sözüyle büyük önem verdiği bu sevkıyat 3 yıl sürdü. Milli Mücadele yıllarında deniz yolu ile İstanbul ve Rusya'dan gelen binlerce ton silah ve cephane İnebolu Limanı'ndan çıkartılarak Anadolu'ya atların, öküzlerin, mandaların çektiği arabalarla cepheye taşındı. Ancak silah yüklü gemilerin boşaltılması sırasında azgın dalgalar yüzünden büyük sıkıntılar yaşandı. Zaferle biten Milli Mücadele'nin kazanılmasında silah ve cephanenin Anadolu'ya giriş kapısı olan İnebolu Limanı önemli rol oynadı. -ATATÜRK VE İNÖNÜ'NÜN ÇABALARI...- Kurtuluş Savaşı'nın zaferle sonuçlanmasının ardından kurulan yeni Cumhuriyet'in ilk yıllarında da limanın bitirilmesi için yoğun çaba ve gayret gösterildi. İnebolu Limanı'nın mendireği 1926'da Karadeniz'in azgın dalgalarına yenilir ve yıkılır. 1927'de liman inşaatı için 100 bin lira ödenek ayrılır. Bu kez de müteahhit işe başlamaz. Liman inşaatı 1928'de 104 bin lira keşif bedel üzerinden ihaleye çıkarılır. 1929'da bütçeye 500 bin lira ödenek konup, yılda 100 bin lira harcanması şart koşulur. Buna rağmen çalışmalar istediği gibi gitmez. 1938'de Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, İnebolu Limanı ile ilgilenilmesi için gereken emirleri verir. Ancak bu emirler yerine getirilmez. Uzun bir aradan sonra 1945'de İnebolu Limanı tekrar hatırlanır. O yıl 750 bin lira, 1946'da ise 3 milyon lira ödenek ayrılır. İnebolulular bu karara çok sevinerek Şükrü Saraçoğlu hükümetine minnet telgrafları çeker. Liman 18 Nisan 1946'da Arı Şirketine ihale edilir. Ancak şirket, Bayındırlık Bakanlığı ile yaşadığı sorunlar üzerine işi tasfiye eder. İneboluluların ardı arkası kesilmeyen şikayetleri Cumhurbaşkanı İnönü'yü rahatsız eder. İnönü, 1949'da İnebolu'ya gelir ve gecikmeler dolayısıyla yetkilileri uyarır. Ancak İnönü'nün bu uyarıları da bir fayda vermez. -MENDERES VE DİĞER HÜKÜMETLERİN ÇALIŞMALARI...- Adnan Menderes'in Başbakan olmasıyla birlikte liman için 1953'de 8 milyon lira ödenek ayrılır. Bu sayede liman inşaatında önemli ilerleme sağlanır. 1946'dan 1975'e kadar 590 metre ana mendirek, 300 metre tali mendirek, 90 metre rıhtım, 100 metre balıkçı rıhtımı yapılır. 1975'de 37 milyon 733 bin lira keşif bedelle ana mendirek 920 metreye çıkartılır, iki balıkçı rıhtımı yapılır. 1980 fiyatlarıyla 30 milyon lira keşif bedelle ana mendirek duvarı ve fener kulesi inşa edilir. 1985'de ise 109 milyon lira keşif bedelle çekek yeri yapımı ile balıkçı barınağı ve saha betonlaması gerçekleştirilir. Bu arada liman, Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Turgut Özal, Mesut Yılmaz, Necmettin Erbakan ve Tansu Çiller hükümetlerini de görür, ancak hala inşaat çalışmaları devam eder. 1993'de 17 milyar lira keşif bedelli liman kapasite artırımı inşaatı başlar. Sonraki yıllarda İnebolu Limanı'nın genişletilmesi için yeni proje hazırlanır. -VE LİMANDA MUTLU SON...- Bazı müteahhitlerin işi yarım bırakıp kaçtığı İnebolu Limanı'nın genişletilmesi için 1997 yılında yeni proje hazırlandı. Projenin değeri 1997 birim fiyatları ile 3,5 trilyon lira olarak belirlendi. 1997 yılından bu yana da bu projenin çalışmaları bir inşaat firması tarafından sürdürülüyor. 920 metrelik ana mendireğin 320 metre daha uzatılmasını ve bir rıhtım yapılmasını kapsayan projenin değeri 1997 birim fiyatlarıyla 3,5 trilyon lira olarak belirlendi. İnşaatın aradan geçen uzun yıllara rağmen bitirilememesi üzerine liman sorununa Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım el koydu. Ulaştırma Bakanlığı, 2006 sonunda bitirileceği açıklanan İnebolu Limanı için bu yıl 4 milyon YTL ödenek gönderdi. Liman inşaatının son müteahhidi olan halen inşaat çalışmalarını yürüten firmanın Yönetim Kurulu Başkanı Engin Musaoğlu, inşaatın bugüne kadar tamamlanamamasındaki en büyük nedenin yeterli ödenek gönderilmemesi olduğunu söyledi. Limanın yapımını firma olarak 9 yıldır sürdürdüklerini ifade eden Musaoğlu, bu yıl gönderilen ödenekle inşaatı yıl sonuna kadar bitirebilmek için yoğun şekilde çalıştıklarını bildirdi. Türkiye'de inşaatı süren tek limanın İnebolu olduğunu anlatan Musaoğlu, ''Diğer limanlardaki inşaatların hepsi tamamlandı. Yapımına 124 yıl önce başlanmasına rağmen en sona bırakılan İnebolu Limanı da bir aksilik olmazsa yıl sonuna tamamlanacak'' diye konuştu. -BELEDİYE BAŞKANI GÜLEÇ'TEN HALKA MÜJDE...- İnebolu Belediye Başkanı İdris Güleç de adeta ''yılan hikayesine'' dönen liman inşaatının 59. hükümet tarafından bitirileceğini ve 60. hükümete kalmayacağını belirterek, ''İnebolu halkına Ramazan Bayramı'nda bunun müjdesini verdim'' dedi. İnebolu'da yaşayan vatandaşlar da büyük dedelerinin inşaat çalışmasını gördüğü limanın tamamlanacak olmasının ayrıcalığını yaşayacaklarını kaydettiler.
26.10.2006
Diğer Haberler:>>>> ----------------------------------------------------------------- Kore Savaşında , CIA
fiyaskosu ortaya çıktı...!
1950’lerin başındaki Kore Savaşı’nda can veren 700’ü
aşkın Türk askeri ile 50 binden fazla Amerikan askeri,
CIA’nın bir istihbarat
fiyaskosuna kurban gitmiş. Bu bilgiler, CBS televizyonunun,
ABD’de "gizlilik derecesi taşıyan belgeler" ile ilgili bir
haberinde yer aldı.
Eldeki verileri ve ipuçlarını bir araya koyamadığı için 11
Eylül’deki İslamcı terör eylemlerini önleyemeyen CIA, Kore
Savaşı’nın da gelişini görememiş. Çin’in Kore’ye girmesinden
tam iki hafta önce bir değerlendirme yapan CIA, "Çin’in
böyle bir hareketinin olasılığı çok az" diye rapor
hazırlamış.
"Ulusal Güvenlik Arşivi" adlı kuruluştan Ton Blanton,
CIA’nın raporunu "tam bir istihbarat fiyaskosu" olarak
niteledi. Blanton, 50 bin kadar Amerikan askerinin kısmen de
olsa CIA’nın bu fiyaskosuna kurban gittiğini söyledi.
Kore Savaşı’nda yer alan Türk Birliği ise 700’den fazla
şehit vermişti. 2500’e yakın Türk askeri de yaralanmıştı.

CBS TV, FBI ve CIA’nın, gizliliği kaldırılmış milyonlarca
belgeye yeniden "gizli" damgasını vurduğunu haber verdi. Tom
Blanton, Kore Savaşı ile ilgili belgelere yeniden gizlilik
derecesi verilmesini, "Onlara utanç veriyordu da ondan"
şeklinde değerlendirdi. ABD’de, her yıl 16 milyon belgeye
gizlilik derecesi verilirken, bunun için de yedi milyar
dolar para devlet hazinesinden harcanıyor.
Coni Kore’de de sivillere ateş açmış
ABD’nin Seul Büyükelçisi’nin Dışişleri Bakanlığı’na
yolladığı ve yeni açıklanan mektup, Kore Savaşı sırasında
Amerikalı askerlerin kaçan Koreli mültecilere ateş
açılacağını bildirdiğini ortaya koyuyor.
31.05.2006
_________________________________________________
Dışişleri,
Kanada Başbakanı'nın Ermeni soykırımını destekleyen
sözlerini kınadı; "Boykot için erken" kararı aldı...!
Kanada'ya
soykırım kınaması
Ermeniler'in sözde soykırımı anma yıldönümü olarak andığı 24
Nisan'dan 3 gün önce, Kanada Başbakanı Stephen Harper'ın
yaptığı "Soykırımın tanınmasını destekliyoruz" açıklamasına
Türkiye'den kınama geldi. Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan
yazılı açıklamada "Kanada Başbakanı Harper'ın açıklamalarını
esefle kınıyoruz" denildi. Kanada'daki terör eylemleri
hatırlatılan açıklamada "Kendi topraklarında askeri
ateşemizin ve bir Kanadalı güvenlik görevlisinin bir Ermeni
suikastçı tarafından öldürülmesine yol açan olaylardan ders
almadığı görülmektedir.
Soykırım yasası geçtikten sonra ikili ilişkilerdeki
durgunluk bunun en iyi göstergesidir" dendi. Kanada
Büyükelçisi Yves Brodeur'ü de uyardı. Dün çıkan "Kanadalı
firmaların, Sinop nükleer santrali ihalesine katılmalarının
engelleneceği" haberleri için yetkililer "Henüz erken" dedi.
Öte yandan ABD Ermenistan Büyükelçisi John Evans, ülkesi
soykırımı tanımamasına rağmen Erivan'daki törenlere katıldı.
Geçen yıl da soykırımı tanıdığını söyleyerek krize yol
açmıştı.
02.05.2006
_______________________________________________________________
Payitaht Bursa'da Osmanlı coşkusu
Osmanlı
başkentlerinden Bursa'da Osman Gazi'yi Anma ve Bursa'nın
Fethi Şenlikleri coşkuyla kutlandı. Etkinliklerle Osmanlı
rüyası yeniden canlandı.
Osmanlı
Devleti'nin kurucusu Osman Gazi, Bursa'nın Osman Gazi
İlçesi'nde anıldı. Osman Gazi Belediyesi tarafından
gerçekleştirilen "Osman Gazi'yi Anma ve Bursa'nın Fethi
Şenlikleri" başlıklı etkinliklere Osman Gazi Belediye
Başkanı Recep Altepe ve İlçe Kaymakamı Sebahattin Öztürk ev
sahipliği yaptı. Etkinlikler çerçevesinde "Payitaht Bursa'da
Kültür ve Sanat" başlıklı bir de sempozyum düzenlendi.
Sempozyuma başta Prof. Halil İnalcık, Prof. İlber Ortaylı,
Prof. Mustafa Kara, Prof. Günay Kut, Prof. İlhan Tekeli,
Prof. Hüseyin Algül başta olmak üzere çok sayıda akademisyen
katıldı. Sempozyumda Bursa ve Osmanlı dönemi hakkında
bildiriler sunuldu."Osmangazi'yi Anma ve Fetih Törenleri"nin
ikincisi. 4 gün sürecek kutlamalarda, dönemin sosyal ve
kültürel özelliklerini yansıtan sergiler, söyleşiler,
geziler, ve gösteriler yapıldı.
Bursa'da yoğun
bir ilgiyle karşılanan Prof. Halil İnalcık, Osmanlı
Devleti'nin kuruluş yıllarına dair ilginç bilgiler verdi.
Meğer Bursa, Osman'lı'nın ilk değil üçüncü payitahtı imiş.
İlk iki payitaht ise Karacahisar ve Yenişehir. İnalcık'a
göre Osmanlı hanedanlığının kuruluşu İznik'i kuşatmadan
hemen önce Osman Gazi'nin bir Bizans ordusunu yenilgiye
uğratmasıyla başlıyor. Prof. İnalcık, "Osmanlı
hanedanlığının kuruluş tarihi 27 Temmuz 1302'dir. Bu
zaferden sonra Orhan Gazi itirazsız olarak Osman Gazi'nin
yerine geçmiştir" diyor. Osman Gazi'nin siyasi bir deha ve
profesyonel bir asker olduğunu vurgulayan İnalcık Hoca,
Osman Gazi'nin Bizans hududunda başarılı bir savaşım
verdiğini ifade ediyor. Osman Gazi'nin sade ve basit bir uç
beyi olduğu iddialarını reddeden İnalcık, "Osman Gazi uç
boylarında gerçekleştirdiği fütuhat ile siyasi-askeri
rüşdünü ispatlamıştır. Anadolu'dan uçlara gelen beyler Osman
Gazi'ye iltihak etmiştir" şeklinde konuşuyor. Prof. İnalcık,
1326'da Bursa'nın fethinin Osmanlı'nın devletten bir
imparatorluğa doğru ilk önemli adımı olarak görüyor.
09.04.2006
09.04.2006
_______________________________________________________________
Ermeni Patriği,
’fakülte’ istedi...!
Türkiye
Ermenileri Patriği Mesrob II, din adamı sıkıntısı
çektiklerini ve din adamı yetiştirmek için herhangi bir
üniversitede Hıristiyan Fakültesi açılmasını istediklerini
söyledi.
Patrik,
"Devletimize başvuruda bulunduk ruhban okulu açma yerine
İstanbul’daki üniversitelerden birinde fakülte açılmasını
istedik. Bu konu hem laiklik, hem de devlet üniversitesinde
eğitim alma açısından çok önemli olacak" dedi. Mesrob II,
vakıfların sorumluluğundaki dini mekanların onarılacak
olmasını da takdirde karşıladıklarını bildirdi ve
"Türkiye’ye de bu yakışır" dedi. Hatay’ın İskenderun
İlçesi’ndeki 1872’de yapılan Karasunmamuk Ermeni
Kilisesi’nin 134’üncü isim günü nedeniyle düzenlenen ayine
Patrik Mesrob II’nin yanı sıra Türkiye Katolik Kiliseleri
Anadolu Ruhani Lideri Luigino Padovese ile çok sayıda Ermeni
asıllı Türk de katıldı. Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden
otobüslerle İskenderun’a gelen Ermeniler, kilisedeki ayine
katılıp dua etti
27.03.2006
_______________________________________________________________
"Dünya Türkleri Kurultayı" yapılmalı...!

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Türkiye ile
Azerbaycan birlikteliğinin dünya için tarihi önemine dikkat
çekti. Aliyev'in açıklamaları şöyle;
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Türkiye ile varolan
dostluk ve kardeşlik ilişkilerinin çok yüksek düzeyde
olduğunu belirterek, ''Türkiye ve Azerbaycan'ın birliği,
gerek ülkelerimizi, gerek halklarımız ve gerekse tüm bölge
için büyük önem arzediyor'' dedi.
İlham Aliyev, Dünya Azerbaycanlılar'ı 2. Kurultayı'na
katılmak üzere başkent Bakü'ye gelen TBMM heyetini
kabulünde, TBMM heyetinin Bakü'ye gelişi ve kurultaya
katılacak olmasından büyük memnuniyet duyduğunu ifade
ederek, ''Bu görüşmeler ne kadar çok olsa, ilişkilerimiz de
o kadar sağlam olacaktır'' diye konuştu.
Azertac Ajansı'nın haberine göre, konuşmasında yarınki
kurultayın önemli ve birleştirici özellik taşıdığını
vurgulayan Aliyev, Türkiye'den kalabalık bir heyetin
gelmesinin de iki ülke arasındaki dostluk ve kardeşlik
ilişkilerinin göstergesi olduğunu kaydetti.
Dünya Türkleri Kurultayı'nın yapılmasına da değinen
Aliyev, '''Siz söylediniz ve ben de bunu tam olarak
destekliyorum; gelecekte Dünya Türkleri Kurultayı da
yapılmalı. Türk dili konuşan ülkelerin (Türk Cumhuriyetleri)
temsilcileri de katılmalı'' dedi. Türk
cumhuriyetleri arasındaki ilişkilerin daha da güçlenmesinden
yana olduklarını belirten Aliyev, ''Çünkü amaçlarımız,
niyetimiz bir, sorunlarımız da benzer'' ifadesini kullandı.
16.03.2006
_______________________________________________________________
Dağlık
Karabağ'da Sıcak Gelişmeler:Azeri ve Ermeni birlikleri
çatıştı...!
Dağlık Karabağ
bölgesinde Ermenistan ve Azerbaycan askerleri arasında çıkan
silahlı ve havan toplu çatışmada bir Azeri asker öldü, bir
ağır yaralandı. Ermenistan'dan yapılan açıklamada, olayda
bazı Ermeni askerlerin de yaralandığı belirtildi. Pazartesi
gecesi üç ayrı noktada çıkan çatışmanın dün sabah da devam
ettiği belirtildi. Ermeni yetkililer, geçen hafta da
Azerbaycan ve Ermenistan askerleri arasında çatışma
yaşandığını ve bu olayda bir Ermeni askerinin öldüğünü
kaydetti.
_______________________________________________________________
Hocalı
katliamının üzerinden 14 yıl geçti; Ermeni işgali sürüyor...!
Ermenilerin, Azerbaycan’ın Hocalı kentinde 1992’de
gerçekleştirdikleri katliamda hayatını kaybedenler anılıyor.

Yukarı Karabağ’ın işgali sırasında gerçekleştirilen
katliamın 14’üncü yıldönümü nedeniyle Bakü’de düzenlenen
törende Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Hocalı Soykırımı
Anıtı’nı ziyaret ederek çelenk koydu. ABD ile Almaya’daki
Azeri ve Türk toplumu üyeleri de katliamın yıldönümü
dolayısıyla Washington’daki Ermenistan Büyükelçiliği önünde
anma ve protesto gösterisi düzenledi.
Ermenilerin, 63’ü çocuk, 106’sı kadın olmak üzere toplam 613
kişiyi katlettiği olaylarda, 70 aile yok olurken, bin 275
kişi de esir alınmıştı. Katliamın üzerinden 14 yıl geçmesine
rağmen 150 kişiden halen haber alınamıyor. Ermeni
birliklerinin Ekim 1991’de kuşatmaya aldığı Yukarı
Karabağ’daki Hocalı kentinde 25 Şubat 1992’den itibaren
dünyanın gözü önünde yaşanan katliam şöyle gelişti: Y.
Karabağ’ın Hankenti kentinde konuşlanan Rusya’nın 366.
Askeri Birliği’nin yardımını alan Ermeniler, Hocalı’yı
işgale başladı. Azeriler, Hocalı’yı ablukaya alan Rus ve
Ermeni güçlerine karşı fazla direnemedi. 26 Şubat’ın erken
saatlerinde kenti terk etmeye başlayarak Ağdam kentine
ulaşmak isteyen Azeri siviller, Ermeni birlikleri tarafından
pusuya düşürülerek kurşuna dizildi. Yaşlı ve çocukları
öldüren Ermeniler, genç erkek ve kızları da esir aldı.
Katliamın boyutu, içinde gazetecilerin de bulunduğu Azeri
helikopterlerinin, vurulma tehlikesine rağmen cesetleri
almak için 28 Şubat’ta bölgeye gitmesiyle ortaya çıktı. Her
taraf, kurşuna dizilen, bıçakla gözü çıkarılan, vücudu
kesilen, kafası koparılan, tanklarla üzerinden geçilen
cesetlerle doluydu. Ermeniler, helikopterleri ateşe
tuttukları için o gün sadece 4 cesedi almak mümkün oldu.
Ertesi gün helikopterler yeniden kente giderek cesetleri
aldı. Konuya ilişkin açılan soruşturmalarda olaylarda
sorumluluğu olan Ermeni ve Rus subaylarının isimleri
belirlendi; ancak bu kişiler hakkında uluslararası düzeyde
herhangi bir yasal süreç halen başlatılamadı. Ermeniler,
halen Azerbaycan topraklarının beşte birini işgal altında
tutuyor. Ermeni işgali nedeniyle evlerini terk eden 1 milyon
Azeri, ülkenin diğer bölgelerinde zor şartlarda yaşam
mücadelesi veriyor.
27.01.2006
_______________________________________________________________
Almanlardan Türk Bayrağına Çirkin Hakaret!

Bir Alman temizlik firmasının piyasaya sürdüğü ve üzerinde,
Türkiye'nin de yer aldığı çeşitli ülke bayraklarının
bulunduğu tuvalet kağıtları büyük tepki gördü.
Ülkelerin bayraklarına verdiği manevi değeri hiçe sayarak
üzerinde Türkiye, Almanya, Fransa, İsveç, İspanya, Hollanda
ve Brezilya gibi ülkelerin bayraklarının yer aldığı tuvalet
kağıdını piyasaya süren Alman firmasına, Almanya'da yaşayan
gurbetçilerimiz büyük tepki gösterdi. Bilal Karaca adlı
gurbetçi, "Bunlar ne yapmak istiyor Allah aşkına? Bizim
bayrağımıza hakaret ettiklerinden haberleri yok galiba"
derken, Hasan Yıldırım adlı gurbetçi ise, "O bayrak bizim
atalarımızın kanıyla meydana gelmiştir. Biz bunu basit bir
şeymiş gibi kabul edemeyiz" diye konuştu.Üzerinde ülke
bayraklarını bulunduran tuvalet kağıdının 1.70 euroya
satıldığı öğrenildi.
23.02.2006 İHA
_______________________________________________________________________
Paha
biçilmez Onur Ödülü...!
Gelibolu
gazilerinin tedavisine koşan ve hizmetleri karşılığı teklif
edilen parayı reddeden Türk kadınlarının

bu fedakarlığı, İngiliz askerlerinin tüfeklerinin namluları
kesilerek yapılan hatıra yüzüklerle ödüllendirilmişti.
1915 yılında cephede yaralanıp tedavi için İstanbul’a
yollanan Mehmetçiklere bakacak yeterli sayıda hemşire
bulunamayınca İstanbullu kadınlardan yardım istenmişti. Bu
hizmeti gönüllü yerine getiren Türk kadınlarına adeta bir
‘şeref nişanı’ gibi takdim edilen, namludan üretilmiş
yüzüklerin benzerleri şimdi Çanakkale şehitlik
ziyaretçilerine anı olarak veriliyor.
Şehitlerimize vefa
Gelibolu’da 3 yeni şehitlik daha bulundu. 57.Piyade Alayı’na
ait olan şehitliğin açılışı, Çanakkale Zaferi’nin
71.yıldönümünde yapılacak.
Çanakkale Savaşları’na Albay rütbesiyle katılan ve
korgeneral olarak ordudan emekli olduktan sonra Cumhuriyet
döneminin ilk Harita Genel Müdürü olan Şevki Paşa’nın,
Çanakkale Savaşları sonrasında hazırladığı haritadan yola
çıkılarak projelendirilen 28 şehitlikten üçü daha, bu yıl
tamamlanacak. Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Park Müdürü
Ali Osman Kaymakçı, Kanlı Sırt ile Çataltepe Ağzı
mevkilerinde bulunan ve 57.Piyade Alayı’na ait olduğu
belirlenen şehitliğin, 18 Mart’ta Çanakkale Zaferi’nin
91.yıldönümü törenlerinde açılmasının planlandığını söyledi.

Onurun armağanı
Çanakkale Savaşları’nda yaralı askerlere gönüllü hemşirelik
eden Türk kadını, hizmetleri karşılığında teklif edilen
paraları reddetti. Onlara vefa borcunu ödemek isteyen
devlet, tüfek namlusundan yapılan bu yüzükleri armağan etti.
1915 yılında Gelibolu Yarımadası’ndaki savaşlarda, canı ve
kanı pahasına vatanını savunmak için mücadele ederken
yaralanan binlerce asker, hastanelerin yetersiz kalması
üzerine, İstanbul’daki hastanelere götürülüyordu. Ancak
hastanelerdeki hasta bakıcı ve hemşire sayısındaki eksiklik,
yaralıların bakımını yetersiz kılıyordu. Bakıcı bulmakta
zorlanan yönetim, İstanbul’daki tüm Türk ailelere çağrı
yaparak, hastanelerde gönüllü görev yapacak hemşire ve hasta
bakıcı aramaya başladı. Çağrının kısa sürede tüm İstanbul’da
duyulmasının ardından binlerce gönüllü Türk kadını,
evlerinden getirdikleri yardım malzemeleriyle hastanelerde
görev aldı. Savaşın sonunda yöneticiler, görev alan tüm
kadınlara vefa borcunu ödemek istiyordu. Ancak yapılan para
teklifini gönüllüler “Biz vatanımız için canımızı feda
etmeye hazırlanmıştık’’ diyerek kabul etmediler. Bunun
üzerine yetkililer, ordu depolarında kullanılmayan İngiliz
tüfeklerinin namlularını keserek, üzerinde ‘’1332 Cihadiye’’
yazılı yüzükler imal etti. Bu yüzükler daha sonra tüm
gönüllü Türk kadınlarına armağan olarak dağıtıldı. Şimdi bu
yüzüklerin yaptırılan imitasyonları anı olarak, Şehitlik
ziyaretine gelenlere hediye ediliyor.
21.01.2006-Yeniçağ

|