|
YURDUMUZU TANIMALI AMA NASIL ?
Prof. Dr. İlber ORTAYLI
Ziganalar’ı otobüsle geçmeyen, Şavşat-Kars yolculuğunu
yapmayan, Ege’nin ipek halıyı andıran bereket ve ihtişamını
yaşamayan bir gençliğin bu yurda sahip çıkmasını
bekleyemeyiz
Gençlerimizin önemli bir kesimi bu yurttan kaçmak,
istikbalini ve ekmeğini başka iklimlerde aramak istiyor.
İnsanların doğdukları değil, doydukları yeri yurt
edinmeleri, beşeriyetin kendisi kadar eski. Hiçbir hayvan
türü insan kadar göç yeteneğine sahip değil. Bir zamanlar
tıp fakültelerimiz Almanya’ya ve ABD’ye çalışmış. Bu terk ve
göç Türkiye’ye çok pahalıya mal olsa da hiç kimseyi zorla
tutamazsınız; şimdi ise tersine göç olgusundan bahsedilse de
halen hatırı sayılır genç beyinler yurdu terk ediyor. Niçin?
Cevabı hazır: Adaletsizlik; insanlar nitelikleriyle
mütenasip iş bulamıyor; girdiği işte de adil terfi
(yükselme) rejimi yok; partizanlık ve akraba kayırmacılığı
yalnız devlet sektöründe değil -şaşılacak şey- özel sektörde
dahi var. ABD, Almanya ve hatta İsrail’deki gibi rasyonel
bir özel şirket yapılanmasına henüz ulaşamadığımız bir
gerçek. Ama gençlerin gözünü kırpmadan gidişlerinde bu tek
neden değil; mesela Ankara 1960’ların Ankara’sı değil, soğuk
kültür kurumlarının günden güne eridiği, modern
şehircilikten nasibini alamayan bir metropol oldu. Ankara’da
büyüyen genç, takılacağı başka şehirleri gözünü kırpmadan
tercih edebilir. Kimi yeşil parkları bol diye Köln’ü, kimisi
trafiği rahat, konforlu diye Teksas’ın Dallas’ını mekan
edinebilir. (Bunlar bence iki gün harcanıp gezilecek yerler
dahi değil.) Gençlik niye kaçıyor sorusuna vermediğimiz bir
cevap daha var. Bu yurdun gençleri bu ülkeyi hiç tanımıyor.
Girdiğim sınıflarda yaptığım ankette öğrencilerin büyük
çoğunluğunun yaşadıkları bu kenti tanımadıklarını dehşetle
gördüm. Kadıköylüler’in Suriçi İstanbul’dan haberleri yoktu.
Boğaziçi halkı Üsküdar’ı bilmiyor. Ankara’daki üniversiteli
gençliğin büyük bir çoğunluğu dünyaca ünlü Hitit Arkeoloji
Müzesi’ne adım atmamış. Anadolu’nun en otantik ve pitoresk
köşelerinden Ankara Kalesi ve civarındaki Atpazarı’nda hiç
gezilmemiş. Türk kültürünü temsil etmesini beklediğimiz
sınıfların çocukları, İstanbul’un saraylarını bilmiyor.
Ege’de Efes’i görmemişler. Üstelik bu son saydıklarımı
Avrupa’nın aydınları ve burjuvaları mutlaka gezmiş, görmüş
ve hakkında okumuşlardır.
Bizim gençliğimiz Bursa’nın ve Trabzon’un tadına varmamış.
Üniversite gençliği içinde memleketin büyük şehirlerini
görmeyenler var. İstanbul’u tanımayan Ankaralı üniversiteli
gençler; İzmir ve Bursa’ya adım atmayan İstanbullular hayli
yüksek orandadır. Bu sırf mali imkansızlıkla açıklanamaz.
Merak yok. Merak olsa, gezmek hiç pahalı değil. Yurt
sevgisi, okul çocuklarına ezberletilen şiirlerle aşılanmaz.
Gerçekten güzel olan Türkiye’yi göstererek bu sevgi
aşılanır. Senelerce İstanbul’u tanıdıktan sonra, bir gece
yarısı Ankara’dan gelip vapurla karşıya geçerken mehtaptaki
İstanbul silueti bu fakiri çarpınca bu şehre aşık olduğumu
anlamıştım. Ziganalar’ı otobüsle geçmeyen, Şavşat - Kars
yolculuğunu yapmayan, Ege’nin ipek halıyı andıran bereket ve
ihtişamını yaşamayan bir gençliğin bu yurda sahip çıkmasını
bekleyemeyiz. Ancak bu yurda aşık olunca çok şeye tahammül
etmeyi öğrenirsiniz.
Şehir ve yurt gezileri genç yurttaşların eğitilmesinde en
acil bölümü oluşturuyor. Devlet okullarının ve
teşekküllerinin böyle bir program becerebilecekleri
şüphelidir. Belediyelerin, sivil yurttaş kuruluşlarının, bu
gibi şehir ve yurt gezileri düzenlemesi, parası olmayan
gençlik gruplarını da bu nimetten yararlandırması gerekir.
Ama kuşkusuz çok iddialı bir tarihçi kuruluşumuzun yaptığı
1300 dolara Girit, 300 milyon liraya Mardin gezisi bu
temenni ile hiç bağdaşmayan bir fiildir. Seçkin
aydınlarımızın gezilere hiç değilse yılda bir iki kere
rehberlik yapmaları gerekir. Bu bir vicdani görev olmalıdır.
Arkeoloji kazıları gençlerin gönüllü katılımı ile
gerçekleştirilen bilimsel bir faaliyet ve ulusal bir spor
olmalıdır. Gezileri bir takım şirketler mali yönden
desteklemelidir. Yakın geçmişte İletişim Yayınları gerçekten
ucuz İstanbul gezileri yapıyordu ve sevgili Murat Belge,
İstanbul’da bu tip gezilere rehberlik yaparak iyi bir örnek
olmuştu. Şimdi de İstanbul Belediyesi bu tip gezileri
ücretsiz olarak tertipliyor. Ankara’da Türk Kadınlar Kültür
Derneği bu gezileri ya ücretsiz ya da çok düşük ücretle
yapıyor; üniversite gençliği katılıyor. Dernek bütün
Karadeniz’i, Doğu, Orta Anadolu’yu programına aldı ve
tamamladı. UNESCO Milli Komisyonumuz, Bursa - Kütahya
havzasında üstelik beynelminel katılımlı bir gezi daha
tertipledi. Tacikistan’dan Makedonya’ya kadar bir sürü
ülkeden gelen tarih öğrencileri Türk tarih öğrencileri
ile birlikte Vali Bey tarafından ama asıl yerel dernekler
tarafından ağırlandı.
Yöneticiler bu gibi eğitim faaliyetlerine inanınca para
bulunuyor, konaklama imkanı da... Katılan gençler de bu gibi
gezilerde daha ciddi öğreniyor ve gördüklerini
değerlendiriyor. Her şey bir yana eğriyi doğruyu burada
değerlendirecek değiliz; İsrailliler o vatana sahip. Çünkü
gençler onun her köşesindeki kazılara katılıyor, küçük
yurtlarını gezip tozup ezberliyorlar. Düşünüyorum;
gençliğimde gidip okuduğum, bir süre oturduğum yerlerde
niçin kalmadım? Kalmadım çünkü Ege’yi posta trenleriyle
kat’ederken rastladığım insanları, harbi umumiyi anlatan
malül gazileri; Orta Anadolu’nun, Mardin’in gizemini,
Osmanlı’nın efsaneyi gerçek yaptığı nakış gibi Bursa’yı
unutamadığım, özlediğim için. (Hoş, o Bursa da kalmadı ya
hayali cihan değer.) Kültür mirasının aktarımı bunun yüz
yüze öğretilmesinden geçer. Sevindirici gelişmeler var.
Bugünün genç kuşakları dağlarımızı fethediyor, yurdu bir
baştan bir başa geziyor. Bilinmedik vadileri, mağaraları
tanıtıyor. Ama bunlar henüz bir azınlık. Çoğunluğu, hız
denemesi yapan azınlıklar veya kahve köşelerinde vakit
öldürenler oluşturuyor. O zaman birilerinin öne düşmesi
gerekmiyor mu?
Milliyet Gazetesi, 20 Aralık 2000 Çarşamba |