1923 YILI ORTALARINDA ULUSLARARASI KIZILHAÇ KOMİTESİ HEYETİNİN ANADOLU’DAKİ YUNAN ESİR GARNİZONLARINI TEFTİŞİ VE YAYINLADIKLARI RAPOR

                                                          Yard. Doç. Dr. Osman AKANDERE*

GİRİŞ

Millî Mücadele’den önce bir biri ardına Trablusgarp, Balkan ve Birinci Dünya Savaşı’na katılmış olan Türk Milleti, bu savaşlarda bir çok evladını esir bırakmıştı[1]. Bilhassa Birinci Dünya Savaşı’nın değişik cephelerinde binlerce Türk askeri esir düşmüştü[2]. Bu esirlerin serbest bırakılarak, ülkeye getirilmesi senelerce sürmüş, bir kısmı da Millî Mücadele yıllarında yapılan teşebbüslerle hürriyetlerine kavuşturulmuş ve ülkeye dönebilmişlerdi[3].

Türk Milleti, Millî Mücadele’de de ülkesini işgal eden işgalci devletlere ve onlarla işbirliği içerisinde olan Ermeni ve Rumlara karşı doğu, güney ve batı cephelerinde savaşmak durumunda kalmıştı. Bütün bu cephelerde savaşan tarafların askerleri karşılıklı olarak esir alınmıştır[4]. Ancak bu cephelerde, ele geçirilen esirler ve esir düşen askerlerimiz, Millî Mücadele içerisinde yapılan antlaşmalarla karşılıklı olarak serbest bırakılmışlardı[5].

Millî Mücadele’de Türk tarafının en fazla esir aldığı cephe “batı cephesi” olmuştur. Nitekim düzenli ordu savaşlarının ilki olarak bilinen Birinci İnönü Savaşı’na kadar, bu cephede sürdürülen “Kuva-yı Milliye Harekâtı” çerçevesinde zaman zaman Yunan askerleri esir alınmıştı.. Ancak bunların sayısı oldukça azdı. Birinci İnönü Savaşı ile birlikte Türk ordusunun, daha çok sayıda Yunan askerini savaş esiri olarak ele geçirdiğini görmekteyiz. Devam eden İkinci İnönü ve Sakarya Savaşları’nda da yine bir çok esir alınmıştı. 26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz ve Başkumandanlık Meydan Muharebesi ile Yunan Ordusu kesin bir mağlubiyete uğratılmış ve düzensiz bir şekilde geri çekilme ve hatta kaçmaya başlamıştı. İşte Büyük Taarruzun hemen akabinde başlayan takip harekâtı esnasında Yunan ordusunun çok sayıda subay ve askeri esir alınmıştı. Öyle ki bu esirlerin sayısı on binleri geçmişti. Ele geçirilen esirler arasında Yunan askerleri olduğu gibi, Yunan işgaline yardımcı olarak işgal bölgelerinde ordumuza ve ahaliye karşı her türlü zulüm ve katliamlarda bulunan yerli Rumlar da vardı.

Esir sayısını artması beraberinde bazı sıkıntıları da gündeme getirmişti. O güne kadar cephe gerisinde çeşitli kamplarda tutulan bu esirler için artık daha ciddi tedbirlere gerek görülmüştü. Çünkü bu esirlerin durumları, iaşesi, korunması, nakli, mübadelesi gibi konularda büyük sıkıntı ve sorunlar yaşanmaya başlanmıştı. Alınan tedbirlerin başında “üserâ garnizonları ve karargahlarını kurulması” gelmektedir[6]. Değişik il ve ilçelerde kurulan bu üserâ garnizon ve taburlarına[7], ihtiyaca göre Yunan askerî ve sivil esirleri gönderilmiştir .Oluşturulan üserâ taburları, öncelikli olarak işgal sırasında tahrip edilen yerlerin yeniden inşasında, şimendifer hatlarının tamiri ve yol inşaatlarında çalıştırılmıştır[8].

Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, Yunan harp esirleri dışındaki esirlerin, Millî Mücadele içerisinde yapılan antlaşmalarla serbest bırakılmaları sağlanılmıştı. Yunan harp esirleri ise, Lozan Konferansı esnasında Yunanistan ve Türkiye arasında imzalanan esirlerin karşılıklı olarak serbest bırakılmasına ilişkin itilâfnâmenin uygulanmasına kadar oluşturulan garnizon ve üserâ taburlarında tutulmuşlardır.

Biz bu çalışmamızda Türkiye’deki Yunan Harp esirlerinin durumuyla ilgili olarak “esirlere kötü davranıldığı ve esirlerin zor şartlar altında olduğuna ilişkin”[9] Yunan Kızılhaç’ının iddialarını incelemek amacıyla Cenevre Uluslararası Kızılhaç Komitesi tarafından görevlendirilen“Burnier-Burkhard” heyetinin Anadolu’da yaptıkları teftiş ziyaretlerini ve bununla ilgili olarak hazırlanan raporu ele alıp değerlendireceğiz.

I. ULUSLARARASI KIZILHAÇ KOMİTESİ’NİN ANADOLU’DAKİ YUNAN ESİR GARNİZONLARINA DAHA ÖNCE YAPTIRTTIĞI TEFTİŞLER

Millî Mücadelede Türkler tarafından esir alınan Yunan harp esirlerinin sayısı çok kesin bir rakam olmamakla beraber, 3’ü general, 381’i subay, 14. 385’i asker ve 10.527’si sivil olmak üzere toplam 25.299’dur[10]. Aynı şekilde Yunanistan’ın elinde bulunan Türk harp esirleri konusunda da Türk ve Yunan tarafları farklı rakamlar vermişlerdir[11]. Yunan Kızılhaç’ı Türk esir sayısını 5l0 subay, 6012 asker 309’u da sivil olmak üzere 6813 olarak verirken, mübadeleye esas olan Türk esir sayısı ise 329 subay, 6002 asker, 15 740 kişide sivil esir olarak belirtilmiştir[12]..

Gerek Yunanlı savaş esiri sayısının fazlalığı, gerekse Yunanistan ve Türkiye’de elinde bulunan savaş esirlerinin içerisinde üst düzeyde generallerin ve subayların bulunması[13], ayrıca çok sayıda sivil halkın da yer alması, tarafların esir meselesine önem vermelerine yol açmıştır.Diğer taraftan hükûmetlerinin bilgisi dahilinde, Türk Hilâl-i Ahmer(Kızılay) Cemiyeti ile Yunan Salib-i Ahmeri(Kızılhaç) kendi harp esirlerinin durumlarıyla yakından ilgilenmeye çalışmışlardır[14] Bu cemiyetler ortaya attıkları iddia ve hazırladıkları raporlarla birbirlerini Uluslararası Kızılhaç Komitesine şikayet etmişlerdir. Bu nedenle Uluslararası Kızılhaç Komitesi zaman zaman her iki ülkedeki esir kamplarını teftiş etmek amacıyla, uzmanlar göndermek durumunda kalmıştır. Nitekim 1922 ve 1923 yıllarında değişik teftiş heyetleri, Yunan savaş esirlerinin bulunduğu kampları teftiş etmek için Türkiye’ye gönderilmiştir.

İnönü ve Sakarya Savaşları’nda hem Türk tarafı hem de Yunanlılar karşılıklı olarak savaş esiri elde etmişlerdi. İşte bu esirlerin sayılarının tespit edilmesi, esir listelerinin hazırlanarak gönderilmesi, savaş esirlerinin durumlarının iyileştirilmesi ve savaş esiri olarak kabul edilemeyecek olanların serbest bırakılması gibi konularda Türk Kızılay’ı ile Yunan Kızılhaç’ı arasında görüşmeler başlatılmıştı. Ancak yapılan görüşmelerin bir sonuca ulaşmaması ve tarafların karşılıklı bir mutabakata varamayışları, devreye Uluslararası Kızılhaç Komitesini sokmuştu. Bu komite her iki ülkedeki esir kamplarını teftiş etmek amacıyla heyetler oluşturdu. Nitekim Yunanistan’a Paul Schatzmann, Türkiye’ye ise, A.W. Roehrich başkanlıklarında heyetler gönderilmişti[15].

Yunan esirlerini ziyaret etmek amacıyla 27 Aralık 1921’de ülkemize gelen Doktor Roehrich, İstanbul’da samimi bir şekilde karşılanmıştı. Heyet, bu teftiş ziyaretinde, Anadolu’da Mersin, Kayseri, Ankara-İnebolu yolunu takip edecekti. 14 Ocak 1922 de Mersin’e gelen heyet[16], önce Kayseri’ye gitmiş ve burada Talas esir garnizonunu ziyaret etmişti. Talas’ta ki esir kampında kalan Yunan savaş esirlerinin durumunu oldukça iyi bulan Doktor Roehrich, esirlerin kamplarda hiçbir iş yapmadan tutulmaları yerine, yollarda ve tarlalarda çalıştırılmalarını tavsiye etmişti[17].

Daha sonra Ankara’ya gelen Doktor Roehrich ve heyeti, burada da esirlerin bulunduğu garnizonları ve bilhassa hastaneleri gezmişti. Bu teftiş esnasında Yunan esirlerinin isim listeleri Yunan Kızılhaç’ına resmî ve makamlarına verilmişti[18]. Bütün bu teftişleri ile ilgili müşahede ve intibalarını, hazırladığı raporda detaylı olarak dile getiren Doktor Roehrich, bazı önerilerde de bulunmuştu. Bunlar arasında; Yunan hükûmetinin şartsız olarak iade edeceğine söz verdiği Türk sağlık personeli ile Yunanlıların elinde bulunan çok sayıdaki sivil rehinelerin memleketlerine iade edilmesi, Yunanistan’daki Türk savaş esirlerinin ve sivillerin bulunduğu garnizonların durumlarının daha iyi hale getirilmesi gibi konular yer almaktaydı.

Bu arada Yunanistan’daki Türk esirlerinin bulunduğu kampları teftiş etmekle görevlendirilen Paul Schatzmann da teftiş ziyaretlerini tamamlamış ve hazırladığı raporda; Yunanistan’daki Türk esirlerin çok kötü şartlar altında yaşamakta olduğunu dile getirmişti. Schatzmann Türk esirleri hususunda hazırladığı raporunda, Yunanistan’daki garnizonlarda bulunan kadın, ihtiyar ve çocuk Türk sivillere, savaş esirlerine gösterilen davranışlarla aynı olduğunu tespit etmişti. Böylece Hilâl-i Ahmer Cemiyeti’nce, “Yunanistan’daki sivil ve asker esirlerin çok kötü şartlar altında bulundukları ve esirlerimize kötü muamele yapıldığı” şeklindeki iddialar Schatzmann’ın raporuyla kesinleşmişti[19].

Türk ve Yunan Savaş esirlerinin bulunduğu garnizonlarına yapılan bu teftiş ziyaretleri, esirlerin durumları için olumlu gelişmeler sağlamıştı[20].

Türk ve Yunan savaş esirlerinin bulunduğu kamplara yapılan ikinci bir teftiş ziyareti 1923 yılının Şubat ayında söz konusu olmuştu. Yine savaş esirlerinin durumları konusunda her iki taraf arasında yapılan görüşmelerin sonuçsuz kalması üzerine, Türkiye Büyük Millet Meclisi ile Yunan Hükümetlerinin talepleri üzerine Uluslararası Kızılhaç Komitesi, ilgili dairelerinde gereken izni aldıktan sonra, her iki ülkedeki savaş esirlerinin durumlarını incelemek amacıyla birer teftiş heyeti gönderilmesini kararlaştırdı.[21].

1923 yılının Şubat ayında, teftiş heyetleri oluşturuldu. Buna göre Uluslararası Kızılhaç Komitesi, Yunanistan’a Poul Schatzmann, Türkiye’ye ise M. Cuénod başkanlığında heyetleri gönderiyordu. Yunanistan’a gönderilen Schatzmann, yukarıda da belirttiğimiz gibi 1922 yılında aynı görevle yine Yunanistan’a gönderilmişti.

Türkiye’ye gönderilen Mösyö M. Cuénod başkanlığındaki heyet, 23 Şubat 1923 tarihinde İstanbul’a gelmişti. Bu heyet önce İzmir, Kemer, Torbalı ve Aydın’daki Yunan savaş esirlerinin bulunduğu garnizonları ziyaret etmişti[22].

Heyetin teftiş gezilerini sürdürdüğü dönemde Lozan’da sürmekte olan konferans görüşmelerinde Türkiye ile Yunanistan arasında 30 Ocak 1923’te “Sivil Rehinelerin Geri Verilmesine ve Savaş Tutsaklarının Mübadelesine İlişkin Türk-Yunan Anlaşması” imzalanmıştı[23] Bu antlaşmayla Türkiye ve Yunanistan, alıkonulan ve gözaltında bulunan sivilleri karşılıklı olarak geri vermeyi ve savaş esirlerinin mübadelesini kabul ediyorlardı. Buna göre önce Yunanistan elindeki bütün savaş esirlerini, bir defada olmak üzere hepsini İzmir’e getirerek serbest bırakmayı, Türkiye ise Yunanistan’ın gönderdiği sayıda (subaya subay-ere-er) savaş esirini ilk etapta serbest bırakacaktı. Geri kalan savaş esirleri ise barış anlaşmasının imzalanmasından sonraki üç hafta içinde geri verileceklerdi

İşte Lozan’da Türk ve Yunan taraflarınca imzalanan ve “savaş esirleri ile sivillerin serbest bırakılmasına ilişkin” bu anlaşma hemen uygulamaya konuldu. Öncelikli olarak Anadolu’nun iç kısımlarında bulunan ve Yunan savaş esirlerinin bulunduğu garnizonlardaki esirlerin mübadelesi başlamıştı. İlk etapta taraflar 10.000 bin savaş esirini karşılıklı olarak serbest bıraktılar. Bu nedenle dahildeki bu esir garnizonları lağvedilmeye başlandı. Bunun üzerine Yunan savaş esirlerinin durumunu incelemek amacıyla Anadolu’ya geçmiş olan Mösyö M. Cuénod başkanlığındaki heyet faaliyetlerini sona erdirmek zorunda kaldı.

Bilahare Anadolu’ya aşağıda teftiş gezilerini ve hazırladıkları raporlarını vermeye çalışacağımız “Burnıer-Burckhardt Heyeti” gönderilmiştir.

II. ULUSLARARASI KIZILHAÇ KOMİTESİNCE GÖREVLENDİRİLEN “BURNIER-BURCKHARDT” HEYETİN TEFTİŞ GEZİLERİ VE HAZIRLADIKLARI RAPOR

Lozan’da Türk ve Yunan baş delegelerince imzalanan ve hemen uygulamaya konulan sivil ve askerî esirlerin serbest bırakılarak, mübadele edilmesi ile ilgili sözleşme uyarınca, her iki tarafta sivil ve askerî esirleri serbest bırakmaya başlamıştı. Hatta ilk etapta bu sayı er ve subaylardan oluşmak üzere 10.000 kişi civarında olmuştu[24]. Bu çalışmalar devam ederken Yunan Kızılhaç’ı değişik ülke vatandaşlarından oluşan bir komisyon teşkil etmişti. Bu komisyon “Anadolu’dan mübadele yoluyla serbest bırakılan sivîl ve askerî savaş esirleri” ile ilgili gerçek olmayan bilgi ve iddialara dayanan bir rapor hazırlamıştı[25]. Bu rapor özellikle Uluslararası Kızılhaç Komitesi vasıtasıyla Lozan’da görüşmelerine de aksettirilmişti[26].

Türk Hükûmeti ve Kızılay, bu komisyonun ortaya attığı iddiaların doğru olmadığını, özellikle daha önce Anadolu’da bulunan Yunan savaş esirlerini ziyaret eden, Uluslararası Kızılhaç Komitesi heyetlerinin raporlarının esas alınması gerektiğini açıklamışlardı. Tarafımızdan bu heyetlerin raporlarının yayınlanması ve bunların resmî vesika olarak kabul edilmesi savunulmuştu[27].

Ancak Yunan Hükûmeti ve Yunan Kızılhaç’ının, değişik ülkelere mensup kişilerin oluşturduğu komisyonun, gerçeklere aykırı olarak yayınladığı raporun üzerinde ısrarla duruyor ve bu konuda yeni teşebbüslerde bulunuyordu. Bunun üzerine Uluslararası Kızılhaç Komitesi, Lozan’daki Türk heyetinin baş delegesi İsmet Paşa ile görüşmüş ve varılan uzlaşma üzerine Uluslararası Kızılhaç Komitesi’nin, Anadolu’da bulunan Yunan esir garnizonlarını teftiş için bir heyet göndermesini kabul edilmişti[28].

Uluslararası Kızılhaç Komitesi bu teftiş için, İstanbul delegesi olarak görev yapan Georges Burnıer[29] ile diğer bir delege Charles Burckhardt’ı görevlendirmişti. Heyet üyelerinden  Doktor Charles Burckhardt  10 Haziran’da İsviçre’den hareket etmiş ve Viyana üzerinden İstanbul’a gelmişti[30]. İstanbul’a gelen Burckhardt burada diğer heyet üyesi Burnıer’le birleşmişti. Heyete Hilal-i Ahmer Üsera Şubesi Müdürü Saffet(Sav) Bey de katılmıştı. Ankara hükûmetince heyete teftişleri için gereken izin verilmişti. Heyet 24 Haziran 1923’de İstanbul’dan hareket ederek Mudanya-Bursa yoluyla Ankara’ya gelmişti[31].

Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti’nin Müdafaa-i Milliye Vekili Kazım Paşa bu üç kişilik heyeti kabul etmiş ve heyete; Türkiye’deki Yunan esirlerinin durumlarını incelemek amacıyla yapacakları seyahatlerde, serbestçe çalışabilmeleri için her türlü yardımım yapılacağını söylemiştir. Heyetin istemiş olduğu esir listelerinin hazırlanmakta olduğunu ve Üserâ Şubesi’nce yakında kendilerine verileceğini söylemiştir. Millî Müdafaa Vekili Kazım Paşa heyete hitaben “Türk Hükümeti’nin esirlere baştan beri insanî muamele yaptığını, bunu hep söylediklerini ve kendilerinin de gezdikleri yerlerde bunu bizzat müşahede edeceklerini” söylemiştir[32].

Burnıer-Burckhardt Heyetine, Ankara’da Üserâ Şubesi Müdürü Kemal Bey de dahil olmuştu. Heyet, Ankara’daki teftişlerini tamamladıktan sonra, ertesi günü rehber olarak heyete katılan Milli Müdafaa Vekâleti görevlilerinden İsmet Beyle birlikte Yahşihan’a gitmişler ve buradaki esir garnizonunda incelemelerde bulunmuşlardı. Bilahare Heyet, 1 Temmuz 1923’te Millî Müdafaa Vekâleti’nin tahsis ettiği iki kamyonetle birlikte Kayseri’ye gitti. Kayseri Talas’ta bulunan esir garnizonunun bir özelliği vardı. Çünkü burada sadece “esir subaylar” bulunuyordu. Subayların dışında bu subaylara hizmet etmekte olan 40 kadar “emireri” asker Talas garnizonunda kalıyordu. Talas’ta bulunan esir subaylar rütbelerine göre ayrılmış ve generallere ayrı bir ev tahsis edilmişti. Heyet Talas’ta esir subayların bulunduğu evleri tek tek gezmiş ve her koğuşta subaylarla konuşarak, bir şikayetlerinin olup olmadıklarını kendilerine sormuştu. Subaylar kendilerine karşı gösterilen muamelelerden memnun olduklarını beyan etmişler ve hatta Yunan Ordusu Başkomutanı iken Büyük Taarruz esnasında esir düşmüş olan General Trikuopis, heyetin huzurunda “gördükleri hüsn-ü muameleden dolayı bütün üserâ namına beyan-ı memnuniyet etmiş ve ayrıca Hilâl-i Ahmer’e teşekkür etmiştir.”[33]

Heyet Kayseri’den sonra Adana’ya gitmiştir. Adana’da esir garnizonu bulunmamaktaydı. Burada hastanelerde kalmış hasta esirler vardı. Adana garnizonundaki esirler Osmaniye’de bulunuyorlar ve yol yapımında çalışıyorlardı. Heyet bu esirlerin bulunduğu bölgeye de gitmiş ve bu esirlerin de sağlık ve iaşe gibi durumlarını mükemmel bulmuştu.

Heyetin Adana’dan sonraki güzergahı Konya olmuştu. Bu arada Millî Müdafaa Vekâleti, Hilâl-i Ahmer Cemiyeti Ankara Murahhaslığı’na gönderdiği bir yazıyla, heyetin o güne kadar yaptığı teftişlerine ilişkin izlenimleri bildirmişti. 11 Temmuz 1339(1923) tarihli bu yazıda; Esirleri ziyaret etmek maksadıyla Anadolu’da seyahat etmekte olan Beynelmilel Salib-i Ahmer azaları, Ankara Yahşihan, Kayseri ve Adana garnizonlarındaki esirlerin ziyaretlerini tamamlayarak, 8 Temmuz 1339(1923) de Konya’ya hareket ettikleri belirtiliyordu.

Yazının devamında, ziyaretçilerin gerek misafir oldukları bölgelerde gördükleri misafirperver muamelelere karşı ve gerekse esirlerin genel durumlarına karşı fevkalade memnun oldukları ve bu durumun onlarda iyi izlenimler bıraktığını ve döndüklerinde verecekleri raporlarında Türkler hakkında iddia edilenlerin asılsız olduğunu belirtecekleri belirtilerek, bu heyetin vereceği olumlu raporların Lozan Konferansı’nda lehimize olumlu bir etki yapacağı görüşüne de yer veriliyordu[34].

Konya’ya gelen teftiş heyeti, buradaki esirlerle de görüşmüştü. Konya’da bulunan esirlerin bir kısmı belediye emrinde gündelikli olarak çalışıyorlardı.

Heyetin bütün bu teftiş seyahatleri esnasında, askeri yetkililer her türlü kolaylığı ve yardımı göstermişlerdi. Ayrıca ziyaret edilen yerlerdeki Hilâl-i Ahmer şubelerinin, özellikle İzmir, Bursa, Konya Adana Hilâl-i Ahmerleri’nin esirlere ve heyete karşı gösterdiği misafirperverlik, heyet üyeleri tarafından “her türlü taktir ve teşekküre değer” bulunmuştu.[35]

Teftiş ziyaretlerini tamamlayan heyet 18 Temmuz 1339(1923) de İzmir yoluyla tekrar İstanbul’a dönmüştü.[36] İstanbul’a dönen teftiş heyeti üyeleri Georges Burnıer ve Charles Burckhardt teftiş seyahatlerinin kendilerinde uyandırdığı kanaati yaptıkları bir açıklamayla duyurmuşlardı. Türkiye Hilâl-i Ahmer Mecmuası’nda bu açıklamayla ilgili “Yunan Üserâsı” başlıklı bir haberde şöyle deniliyordu:

“Anadolu’da üserâyı ziyaret ve teftiş ile avdet eden Beynelmilel Salib-i Ahmer azasından Mösyö Brunıer ve Doktor Charles Burckhardt teftişlerinden fevkalade iyi intiba ile avdet ettiklerini, ve üserâyı pek şayan-ı memnuniyet bir halde gördüklerini ve fevkalade insanî mukabele edildiği Kayseri’de bir esir Yunan yüzbaşısının da Türklere karşı medyun bulundukları şükran ve minnetdar olduklarını arz ettiğine şahid olduklarını ve bu kadar tahribât-ı müthişede bulunan bir ordunun esirlerine Türkler tarafından yapılan muamelenin pek âlîcenabane olduğunu beyan etmişlerdir.”[37]

Heyet üyelerinden Burckhardt, Anadolu’daki teftiş ziyaretinden sonra İstanbul’daki Kızılay Genel Merkezi’ne bir veda ziyareti yapmış ve bilahare de İsviçre’ye gitmişti[38]. Heyetin hem Anadolu’da yaptıkları seyahatleri hem de Yunan esirlerinin bulunduğu garnizonları ziyaretiyle ilgili gözlem ve tespitleri bilahare 8 Ağustos 1923 de Hilâl-i Ahmer Genel Merkezine bir rapor olarak sunmuşlardı. .

III. BURNIER-BURCKHARDT HEYETİNİN ANADOLU’DA YAPTIKLARI TEFTİŞLE İLGİLİ ULUSLARARASI KIZILHAÇ KOMİTESİNE VERDİKLERİ RAPORUN DEĞERLENDİRİLMESİ*

a)Üserâ Karargahlarının Bulunduğu Mahaller

Anadolu’daki Yunan savaş esirlerinin bulunduğu garnizonları teftiş amacıyla İstanbul’dan ayrılan Burnıer-Burckhardt heyetinin hazırlamış olduğu raporun başlangıç, kısmında yol güzergahı belirtilmiştir. Buna göre heyet, Anadolu’yu kuzeyden Güneye, merkezden(Orta Anadolu’dan) batıya doğru kat etmişlerdir. Bu çerçeve içerisinde ziyaret edilen esir garnizon merkezleri şunlardı: Ankara, Yahşihan, Talas(Kayseri), Afyon Karahisar, Kömürler, Adana, Konya, Uşak, Güney, Alaşehir-İzmir. Heyet bu teftiş ziyaretinde görüleceği üzere 10 esir garnizonunu ziyaret etmiştir. Bu garnizonların coğrafi olarak durumuna baktığımızda, Anadolu’nun batı orta ve güney bölgelerini ihtiva ettiğini söyleyebiliriz. Bu durum, diğer bazı bölgelerde, daha önce varlığını bildiğimiz esir garnizonlarının lağv edildiğini göstermektedir. Gerçekten de, Lozan’da Türk ve Yunan tarafları arasında “öncelikli olarak sivil ve askeri esirlerin” serbest bırakılması sözleşmesinin imzalanmasından sonra, bu sözleşme uyarınca, uygulamaya hemen başlanmıştı. Yunanistan’a gönderilen ilk 10.000 bin kişilik sivil ve askeri esirlerin[39] genellikle Sivas, Erzincan, Gümüşhane, Kastamonu, Çorum, Samsun gibi bölgelerden gönderildiğini anlamaktayız. Bu esir iadesi esnasında mevcudu tamamen gönderilen yani boşalan garnizon ve taburlar lağvedilmiştir[40].

b)Esir Garnizonlarındaki Fiziki Şarlar

Burnıer-Burckhardt heyetinin raporunda seyahatleri esnasında geçtikleri yerlerin, coğrafi özellikler, zirai durum, ekonomik ve ticari yapı ve nüfus gibi konularda kısa fakat çarpıcı bilgilerin verildiğini de görmekteyiz. Nitekim “Her yerde yakılmış istasyon harabeleri, tahrîp edilmiş köprü enkazı, yağma edilmiş mahaller, insandan hali köyler nazara tesadüf etmektedir” şeklindeki tespiti, bilhassa Yunan işgal sahası içerisinde yer alan şehir, kaza, kasaba ve hatta köylerin, Yunanlılar tarafından yakılıp, yıkıldığı ve harabe haline getirildiğini teyit etmektedir.

Dikkat çekici diğer bir gözlemleri ise, şehirlerde görülen az sayıda genç ve dinç erkek nüfusun dışında köylerde ve bilhassa tarlalarda mütemadiyen kadın ve çocukların çalışmasıdır. Heyet üyelerine göre bunun sebepleri; savaş esnasında genç nüfusun katledilmesi, katliamdan kurtulanların ise ya orduda veya amele taburlarında hizmete alınmasıdır.

Heyetin üzerinde durarak ifade ettiği bir diğer husus da, savaş sonrası Anadolu’nun yeniden toparlanmaya çalıştığı, ziraatın yeniden düzenli olarak yapılmaya başlandığı, demiryolu ve haberleşme hatlarının hızla tamir edildiği, her yerde asayiş ve huzurun sağlanmış olduğudur.

Burnıer-Burckhardt heyeti raporlarında teftiş ettikleri esir garnizonlarından bir kısmının fiziki şartları hakkında da bilgi vermişlerdir. Bazıları içinde “falanca yerdeki gibidir” diyerek açıklayıcı bilgi vermemişlerdir.

Raporrda esir karargahlarının yerleşim yerlerinden uzak, neredeyse ıssız  ve insanların olmadığı bölgelerde bulunduğu  ve daha ziyade demiryolu güzergahında bulunan yerlerde kurulduğu  belirtilmektedir.

Fiziki şartları ile ilgili detaylı olarak verilen ilk yer Ankara’daki esir garnizonudur. Burada bulunan esirler dört gruba ayrılmıştı. Bunlardan ikinci ve üçüncü gruplar, şehir civarındaki iki tepe üzerinde kurulan çadırlarda kalmaktaydılar. Esirlerin kaldıkları bu çadırların sağlık şartlarının iyi olduğu raporda belirtilmiştir. Dördüncü gruba dahil Yunanlı esirler ise Ankara’nın içinde yapım halinde olan bir otel binası ile devlete ait bir diğer binada kalmaktaydılar. Heyet üyeleri Ankara’daki esirlerin bulundukları binaların iyi , kaldıkları barakaların ise temiz ve havadar olduğunu raporlarında belirtmektedirler. Esirler gerek barakalarda, gerekse çadırlarda yere serilen yataklarda yatıyorlardı.

Talas esir garnizonunun fiziki şartları diğer esir garnizonlarından farklı tutulmuştur. Bunun nedeni ise burada bulunan Yunan esirlerinin tamamının subay olmasıdır. Nitekim Yunan ordusunun general ve diğer rütbedeki subayları ikameti için şehrin en güzel ve büyük betonarme binaları tahsis edilmişti. Burada bulunan subayların 6-7 kişilik gruplar şeklinde odalarda kaldıkları ve hepsinin karyolalarda yattıklarını rapordan öğrenmekteyiz.

Yunan esir garnizonları genellikle demiryolu hattına yakın yerlerde kurulmakla birlikte bir istisna olacak şekilde Kömürler esir garnizonu, demiryolundan 80 kilometre iç kısımdaydı. Kömürler garnizonu da sağlık şartları mükemmel denilebilecek bir tepe üzerinde eğik bir zemin üzerinde kurulmuştur.

Konya esir garnizonunda ise, esirler, havadar ve büyük odalarda kalmakta ve her esir bu odalarda karyola üzerinde yatmaktadır. Uşak’taki garnizonun esirlere tahsis edilen odaların manzaralı ve esirlerin yataklarının geniş olduğu raporda belirtilmiştir.

 

c)Esirlere Karşı Gösterilen Muamele

Burnıer-Burckhardt heyeti, hazırladıkları raporda; Yunan esirlerinin cephe gerisinde istihdam edilen Türk taburlarının idare usulüne tabi olduklarını belirtmektedirler. Esir garnizonlarının hiç birisinin dikenli telle çevrilmediği, çalışma saatleri dışında esirlerin oldukça serbest oldukları, hatta Konya ve Ankara gibi şehirlerde diledikleri gibi dolaştıkları raporda yer almaktadır.

Esir garnizonlarında esirlerin, kendilerinin başında bulunan Türk subay ve idarecileriyle ilişkilerinin iyi olduğu ve hatta bazı garnizonlardaki esirlerin Türk subaylarından minnet ve şükran ile bahsettiklerini heyet üyeleri bizzat görmüş ve bunu raporlarında da dile getirmişlerdir. Heyet üyeleri, Ankara’da bir otel inşaatında çalışan esir müfrezesinin, esaret günlerinin acılarını ve üzüntülerini unutturmak için kendilerine iyi muamele eden Türk yüzbaşısına, büyük bir minnet ve şükran duyduklarını teftişleri esnasında bizzat görmüşlerdi.

Yine Yunanlı esir subayların bulunduğu Talas garnizonundaki esirlerin kendilerine hiçbir konuda bir şikayette bulunmadıklarını belirten teftiş heyeti üyeleri, bilhassa Mevkîi Kumandanı Miralay Arif Bey ile Karargah Kumandanı Kaim-makam Hüseyin Bey ile onların maiyetinde çalışan bütün personelden Yunanlı subayların çok memnun olduklarını, onlardan şükran ve övgüyle bahsettiklerini raporlarında dile getirmişlerdir.

Esir garnizonlarındaki bu iyi niyet ve yardımseverlik havası sadece esirlerle doğrudan temasta olan subaylarla sınırlı değildi. Esirlerle ilgili meselelerle ilgilenen bütün birimlerde de aynı iyi niyet ve yardımseverlik duygusu hakimdi. Diğer taraftan Yunanlı esir garnizonlarının bulunduğu yerlerdeki halkın da esirlere karşı hoşgörü ve yardımseverlik duygularıyla hareket ettiğini,oldukça misafirperver bir tutum sergiledikleri ve esirlere kin gütmedikleri şeklindeki tespiti de rapordan öğrenmekteyiz. Nitekim heyet üyeleri halkın esirlere karşı gösterdiği iyi niyet ve misafirperverliğe iyi örnek olarak Afyon Karahisar halkının davranışlarını göstermektedir. Bilindiği gibi Afyon Karahisar bir yıl boyunca Yunanlılar tarafından işgal edilmişti. Bu işgal süresince gerek Yunan işgal kuvvetlerinin ve gerekse yerli Rumların taşkınlıklarına ve zulmüne maruz kalmıştı. Heyet üyeleri bütün bunlara rağmen Afyon Karahisar’ın kurtuluşundan çok kısa bir süre sonra halkın, Yunan esirlerine düşmanlık beslemediğini  ve hatta kendi istekleriyle beş yüz kat iç çamaşırı verdiğini raporlarında belirtmektedirler.

Konya’da ise yine esirlere gömlek, iş elbisesi, yorgan ve ihtiyaca göre çamaşır ve ayakkabı verildiğini, şehir içinde çalıştırılan esirlere 2- ila 40 kuruş arasında yevmiye ödendiğini ve çalışma saatlerinin dışında esirlerin serbestçe şehir içinde dolaşmalarına müsaade edildiğini rapordan anlamaktayız.

Heyet, Yunanlı esirlerle, Türk taburları arasında bir hal ve durum mukayesesi yapmış ve iaşe konusunda aralarında hiçbir farkın olmadığını, kıyafet konusunda Rumların beklediklerinden iyi durumda olduklarını, görev ve çalışma şartlarının her iki taraf içinde aynı nispette olduğu ve ibate konusunda şehirlerde ve evlerde ikamet eden Rumların Türklerden daha iyi mevkîde bulunduklarını gördüklerini raporlarında dile getirmişlerdir.

d)Esirlerin Durumları

Burnıer-Burckhardt heyetinin raporunda esir garnizonlarında bulunan Yunanlı esirlerin iaşeleri,giyimleri, barınmaları ve sağlıkları ve çalışma şartları konusunda da ayrıntılı sayılabilecek bilgiler, gözlemler ve tespitler yer almaktadır.

1-Esirlerin İaşeleri

Yunan esirlerine bulundukları garnizonlarda verilen yiyecek, Türk askerlerinin yedikleriyle aynıydı. Nitekim teftiş heyeti raporlarında hiçbir yerde esirlerin, yiyecek konusunda kendilerine kayda değer bir şikayette bulunmadıklarını yiyecek ve içecek konusunda Yunanlı esirlerle Türk askerleri arasında hiçbir fark olmadığını belirtmişlerdir[41]. Ayrıca raporda yer alan “Yunanlı esirlerin büyük bir kısmını güzel görünüşlü ve sıhhatleri tam kimseler olduğu”şeklindeki ifadeler iaşe konusunda esirlerin bir sıkıntılarının olmadığı, düzenli denilebilecek bir şekilde beslendiklerini göstermektedir.

Nitekim heyet Ankara’daki esirlerle ilgili olarak raporlarında “Salif-üz-zikr altı yüz esirin sıhhatleri mükemmel görünmektedir(...) Yiyecekleri derece-i kifayededir ve iyidir” demektedirler. Konya ile ilgili gözlemlerinde ise, buradaki esirleri yiyeceklerin bol olduğunu, yemeklerinin de tıpkı Türk askerlerinin olduğu gibi hastane mutfağında hazırlandığın söylemektedirler. Alaşehir-İzmir garnizonlarındaki esirlerin ise yemek konusunda heyete hiçbir şikayette bulunmadıklarını rapordan anlamaktayız.

Heyet, teftiş ettiği diğer esir garnizonlarındaki yiyecek ve içecek konusunda, raporlarında geniş bilgi vermemiş, kısaca “bundan evvelki karargahlar gibidir” şeklinde açıklama yapmakla yetinmiştir.

2-Esirlerin Elbasları(Kıyafetleri)

Esir garnizonlarında kalan Yunanlı esirlerin elbise ve ayakkabılarının mükemmel olduğu raporda zikredilmiştir. Yunan savaş esirlerine, gül renginde ve göze hoş gözüken üniforma imal edilerek giydirilmişti. Heyetin teftişle ilgili tespit ve gözlemlerinin yer aldığı raporda “Üsera maaş almamakla birlikte elbise ve ayakkabılarının mükemmel olduğu” belirtilmiştir.

Raporda, Yunanlı esirlerin giyimleri konusunda ciddi anlamda bir şikayetlerinin olmadığı ifade edilmiştir. Heyet üyeleri teftiş ettikleri Ankara esir garnizonunda kalan Yunanlı esirlerin hepsine yeni üniforma verildiğini söylemektedirler. Esir garnizonlarının bulunduğu şehirlerde halkın esirlere karşı düşmanca bir tutum içinde olmadıkları ve hatta bir çok esir garnizonunda esirlerin hemen hemen bütün çamaşırlarının halk tarafından verildiği rapordaki bilgilerden anlaşılmaktadır. Nitekim, esirler için Afyon Karahisar’ı ve Konya’da olduğu gibi iç çamaşırı, iş elbisesi, gömlek ve ayakkabı bile verilmişti.

3-Esirlerin İbateleri(Barınmaları)

Raporda Yunan savaş esirlerinin tutulduğu garnizonların, birkaç istisna dışında, genellikle demiryolu hattına yakın olan mevkîlerde kurulduğu belirtilmektedir. Kurulmuş bulunan bütün esir garnizonlarının hiç birisinin dikenli tellerle çevrilmediği, esirlerin ya şehir içinde kendileri için ayrılmış evlerde ikamet ettikleri ya da şehir civarlarında kendileri için kurulmuş çadırlarda yaşadıkları yine raporda yer almıştır. Şehirlerde bulunan her esirin temiz ot minderden bir yatağının, bir yorganının ve bir kaputunun olduğunu belirten heyet üyelerinin raporlarında belirttiği dikkat çekici bir tespitte, şehirlerde ve evlerde ikamet eden Rumların Türklerden daha müsait şartlar içinde olmasıdır.

Yunanlı esirlerin barındıkları yerler ile ilgili teftiş raporunda aydınlatıcı bilgiler verilmiştir. Nitekim Ankara’daki esir garnizonuyla ilgili olarak teftiş raporunda “Meskenleri iyidir, bulundukları barakalar temiz ve havadardır. Gerek barakalarda ve gerek çadırlardaki üsera şiltelerde yatmaktadır. İbate hususunda üsera ile hidemat-ı fiiliyede bulunan Türk askeri arasında bir fark yoktur” denilerek esirlerin barınma ile ilgili şartları hakkında bilgi verilmiştir.

Yunanlı esir subayların bulunduğu Talas esir garnizonu ile ilgili olarak ta, burada bulunan Yunanlı esir subaylarının tamamının şehrin en güzel ve büyük betonarme binalarında kaldıkları, odaları 6 ila 7 esirin birlikte paylaştıklarını ve her birine yatmaları için birer karyola verilmiş olduğunu raporda verilen bilgilerden anlamaktayız. Yine Talas esir garnizonunda rütbelerine göre subayların ayrı ayrı sofralara taksim edildiklerini ve bu sofraların Türk kontrolü olmaksızın, Yunanlı subaylar tarafından idare edildiğini ve düzenlendiğini görmekteyiz.

Heyet tarafından verilen bilgiye göre Yunanlı esirler, Konya’da da havadar ve büyük odaları olan binalarda kalmakta ve karyolalarda yatmaktaydılar. Uşak’ta ise, uşak eşrafından birinin evinde barındırılan esirlerin, kaldıkları odalar geniş ve manzaralı idi.

5-Esirlerin Çalıştırıldıkları İşler ve Çalışma Şartları

Bu esir garnizonlarında bulunan esirlerin, cephe gerisinde hizmet eden “amele taburları” ile aynı yönetim şekline ve muameleye tabi tutulduğu, ve genellikle yol inşaatı, köprü, tünel ve demiryolu hatlarının tamiri gibi işlerde çalıştırıldığı raporda ifade edilmektedir Çalışma süresinin sekiz saati geçtiği ve bazı yerlerde esirlere yüklenilen çalışma görevlerinin aşırıya kaçtığı ve hatta dayanılmaz ölçüde olduğu heyetçe raporlarında belirtilmiştir.

Türk askerleriyle bir çok bölgede birlikte çalışan Yunanlı esirlere, çalışmalarının karşılığı olarak genelde hiçbir ücret ödenmemektedir. Bunun nedeni ise geri hizmetlerde çalışan Türk askerlerine de hiçbir maaş verilmemesidir. Ancak Konya’da yol inşaatında çalıştırılan esirlere 20 ila 40 kuruş arasında yevmiye ödenmekteydi. Bazı esir garnizonlarında Yunanlı esirler çalışma saatlerinin dışında oldukça rahat ve serbestlik içindedirler. Hatta Ankara ve Konya gibi şehirlerde çalışma saatlerinin dışında esirlerin istedikleri gibi dolaştıkları heyet üyelerince raporlarında zikredilmiştir.

Burnıer-Burckhardt heyetince hazırlanan raporda Yunanlı esirlerin hangi işlerde ve hangi şartlarda çalıştırıldıklarına dair bilgiler de verilmiştir.

Nitekim Ankara’da bulunan Yunanlı esirlerden bir grubu, Türk askerleriyle birlikte demiryolu işlerinde çalıştırılmakta, diğer bir grubu ise bir otel inşaatı ile devlete ait bir resmî binanın yapımında istihdam edilmekteydiler.

Yine Afyon Karahisar’ında bulunan esirlerin savaş yıllarında bozulan ve tahrip edilen demiryolu hattının onarım işlerinde çalıştırıldıklarını, Kömürler esir garnizonunda ise Yunanlı esirlerin yol inşaatında çalıştırıldıkları raporda belirtilmiştir. Konya’da ise esirler yine yol inşaatında 20-40 kuruş yevmiye ile çalıştırılıyordu.

6-Esirlerin Sağlık Durumları

Burnıer-Burckhardt heyetinin hazırladığı teftiş raporunda sağlık teşkilatının mükemmel ve düzenli olduğu ifade edilmektedir. Esir garnizonlarının hepsinde Yunanlı sağlık memurlarının idare ettiği bir revir ve bunun dışında da bir hastane bulunmaktaydı. Hastanelerde Türk askeri ile Yunanlı esir askerler arasında bir ayırım yapılmadığını, hatta bazen hastane koğuşlarında Türk askerlerinin yere serili bir şilte üzerinde yatarken, yunanlıların karyolalarda yattığına şahit olan heyet üyeleri bu durumu raporlarında dile getirmişlerdir.

Heyet üyeleri raporlarında, sıtmanın ciddi anlamda tahribat yaptığını, bunun dışında gezdikleri bütün bölgelerdeki esir garnizonlarında hiçbir bulaşıcı hastalığa rast gelmediklerini belirtmektedirler. Hastanelerde bulunmakta olan Yunanlı hasta esirlerin % 80’ninin sıtmadan muzdarip oldukları, bunun dışında görülen rahatsızlıkların ise mide rahatsızlıkları, bronşit gibi ciddi olmayan rahatsızlıklar olduğu yine raporda zikredilmektedir. Heyet üyeleri, Yunanlı esirlerin, esir oldukları ilk günlerde ruhen üzgün ve cismende yorgun olduklarından dolayı, esaretlerinin ilk günlerinde genel sağlık durumlarının kötü ve ölüm oranının yüksek olduğundan bahisle zamanla bu durumun tamamen değiştiğini ve sağlık şartlarının daha iyi bir duruma geldiğimi söyleyerek bugün için esirlerin genel sağlık durumlarının mükemmel olduğuna işaret etmişlerdir.

Teftişleri esnasında Yunanlı hasta esirlerin tedavi gördükleri hastaneleri de gezen heyet üyeleri raporlarında hastanelerle ilgili bilgiler de vermişlerdir. Heyetin Ankara’da ziyaret ettikleri hastanede 24 Yunanlı esir tedavi görüyordu. Bu hasta esirlerden 20’si değişik rahatsızlıklardan dolayı hastanede bulunuyorlardı ve bunların hepsi aynı koğuşa yatırılmışlardı. Kabakulak olan diğer dört Yunanlı esir ise Türk hastaları ile birlikte özel bir koğuşta kalıyorlardı.

Yunanlı subayların bulunduğu Talas esir garnizonundaki sağlık şartları ile ilgili olarak ta raporda; bütün subayların sağlıklarının mükemmel olduğunu, bulaşıcı hastalığa rastlamadıklarını ve hastaların tedavisi için her şeyin mevcut olduğunu bizzat garnizondaki sağlık heyeti reisi Yunanlı subay tarafından kendilerine bildirildiğini yazmaktadırlar. Talas kampında da ciddi olmayan, önemsiz rahatsızlık ve hastalıklar için bir hastane vardı. Acil ve ciddî hastalıklar için, hasta subaylar Kayseri hastanesine gönderiliyordu. Heyet ziyaretleri esnasında Talas esir garnizonunda biri sarılıktan ve diğeri de romatizmadan dolayı hasta yatan iki subayın bulunduğunu belirtmektedirler.

Afyon Karahisar’ındaki askerî hastanede ise değişik karargahlardan gelmiş olan 55 hastanın bulunduğu, hastanede Yunanlı bir subayın Türk subayının yanında çalıştığını, burada bulaşıcı hastalığa rastlamadıklarını ve en fazla esirlerin mide ve sindirim rahatsızlıklarından dolayı hastaneye geldiklerini heyetin raporundan öğrenmekteyiz.

Kömürler esir garnizonunda ise daha ziyade ovada yol işlerinde çalışan esirlerin bir kısmının sıtmaya yakalandıkları ve içlerinden 100 kadar esir askerin tedavi için hastanelere yatırıldığını karargahta bulunan Yunanlı sıhhiye subayı heyet üyelerine söylemişti.

Adana’daki askeri hastanede ise 68 esirin tedavi altında bulunduğunu belirten heyet üyeleri raporlarında devamla bunlardan 64’ nün sıtmadan, dördünün ise dizanteriden dolayı hastanede bulunduklarını ve sıtma tedavisi gören bir esir hastanın, bir kaç gün önce öldüğünü yazmaktadırlar. Adana’daki hastanelerde de hasta Yunanlı esirlerin Türk askerleri gibi aynı tedaviye tabi tutuldukları, hatta Yunanlı esirlerin karyolalarda yatmasına rağmen Türklerin yerlerde yattığına işaret eden heyet üyeleri, Adana ve civarında da hiçbir bulaşıcı hastalığın olmadığını, halkın ve askerlerin % 90’nının sıtmadan muzdarip bulunduğunu  belirtmektedirler.

Uşak’taki esir garnizonunda ise 75 hastanın hastanelerde tedavi altında bulundukları ve rahatsızlıklarının büyük bir kısmının mide ve sindirim rahatsızlıkları olduğunu, Güney esir garnizonunda ise halihazırda hiçbir hastanın bulunmadığını rapordan öğrenmekteyiz.

7. Esirlerin Bazı Sorunları

Burnıer-Burckhardt heyeti, teftiş ettikleri esir garnizonlarında, esirlerin mesken, ikametgah, yiyecek ve giyecekleri konusunda hiçbir şikayette bulunmadıklarını söylemektedirler. Ancak bazı konularda esirlerin halledilmesi gereken problemleri olduğunu da belirtmektedirler. Bu problemlerin başında esirlere maaş verilmemesinin geldiğini görmekteyiz.

Türkiye’de bulunan Yunan esirlerinden sadece Talas garnizonundaki Yunanlı esir subaylara maaş ödenmekteydi. Yunanlı subaylara ödenen maaş, Türk kara subaylarına ödenen maaş miktarı kadardı. Yani Yunanlı subaylar, Türk meslektaşlarının aldığı miktarda maaş alıyorlardı. Heyetin teftişleri esnasında Talas’ta bulunan Yunanlı subaylara Haziran ayı maaşları ödenmişken, Türk subayları hala Mart ayı maaşlarını alamamışlardı.

Heyet üyeleri raporlarında; Yunanlı esirlere maaş ödenmemekle birlikte, esirlerin elbise ve ayakkabılarının mükemmel olduğunu, iskân, iaşe ve sağlık konularında da esirlerin memnun olduklarını ve kendilerine hiçbir şikayette bulunmadıklarını belirtmişlerdir.

Yunanlı esirlere ödenmeyen maaş konusunda ise takdirin Türk tarafına ait olduğunu belirtirken, Türk askerlerine de maaş ödenmemiş olduğunun da altını çizmişlerdir.

Heyetin üzerinde durduğu ve raporlarında dile getirdikleri ikinci önemli problem haberleşme konusuydu. Raporda, haberleşme işlerinin düzenli bir şekilde gitmediği belirtilmiş, esirlerin bir çoğunun ailesinden ve akrabalarından mektup alamadıklarını, paket ve havale işleriyle ilgili uygulamalarda aksaklıkların bulunduğu yazılmıştır. Heyet üyelerine göre bu aksaklıkların temel nedeni, nakliyedeki zorluklar ile esirlerin sık sık mevkii değiştirmeleriydi.

Heyetin teftiş gezileri esnasında esirlerin bu konuda şikayetçi olduklarını rapordan anlamaktayız. Nitekim Ankara garnizonunda bulunan esirler, mektuplarını ya çok geç gelmesinden ya da hiç alamadıklarından şikayetçi olmuşlardı. Bunun üzerine heyet üyeleri Ankara garnizonunda bulunan esirlerin aile adresleri ve isim listelerini çıkarttırmışlar ve bunları bilahare İstanbul’da Hilâl-i Ahmer Genel Merkezi aracılığıyla esirlerin ailelerine göndereceklerini belirtmişlerdir.

Talas’ta bulunan Yunanlı esir subaylarının da aynı konudan şikayetçi olduklarını belirten heyet üyeleri “muhaberat ve paketlerin tehir ve adem-i vusûlü  efrat karargahlarının aynıdır” diyerek Talas esir garnizonunda da en büyük sıkıntının haberleşme ile paket ve havale konusunun olduğunu zikretmektedirler.

SONUÇ

Lozan’da barış görüşmelerinin cereyan ettiği günlerde, Lozan’daki Yunan delegeler ve gerekse Yunan Salib-i Ahmer Cemiyeti’nce ortaya atılan “Türkiye’deki Yunan esirlerine kötü muamele edildiği ve bunların iaşe, ibate, sağlık ve çalışma şartlarının çok kötü olduğu” şeklindeki iddialar üzerine Uluslar arası Kızılhaç Komitesi’nce bu iddiaların ne derece doğru olduğunu yerinde görmek amacıyla Türkiye’ye bir inceleme heyeti gönderilmişti.

Burnıer-Burckhardt heyeti olarak bilinen bu heyet, Yunanlı esirlerin bulunduğu garnizonları tek tek incelemiş ve bu incelemeleri sonucunda bir de rapor hazırlamışlardı.

Heyet üyeleri bu raporu hazırlarken, karşılaştıkları ve gözledikleri durumları tam bir tarafsızlık içinde yazmışlardır. Nitekim İstanbul’a döndükten sonra heyet üyeleri yaptıkları açıklamada “Teftişlerinden son derece iyi izlenimlerle döndüklerini ve gezdikleri bütün esir garnizonlarında bulunan Yunanlı esirlerini çok iyi durumda gördüklerini ve esirlere son derece insanî muamele edildiğini” söylemişlerdi.

Heyetin üzerinde önemle durduğu ve gerek teftişle ilgili açıklamalarında ve gerekse hazırladıkları raporlarında sık sık dile getirdikleri husus “esirlerin kendilerine iyi muamele edildiği ve bilhassa yetkili ve sorumlu Türk subaylarıyla ilişkilerinin çok iyi olduğu” şeklinde Yunanlı esirlerin kendilerine söyledikleri sözlerdir. Nitekim Kayseri/Talas esir garnizonundaki bir Yunan yüzbaşısının” Türklere karşı minnettar ve borçlu olduklarını” bizzat kendilerine söylemiş olması heyeti oldukça etkilemiştir.

Heyet üyeleri üzerinde derin bir tesir bırakan ve raporlarında da bu konuyu derinliğiyle ortaya koymaya sevk esen bir diğer hadisede, Anadolu’da çok büyük tahribatlarda bulunan ve Türk halkına karşı her türlü fenalığı yapmış olan bir ordunun askerlerine Türkler tarafından gösterilen hoşgörü ve misafirperverliktir. Heyet üyeleri bunu, Türkler Yunanlı esirlere “çok şerefli ve haysiyetli bir muamele” göstermektedirler diye açıklamışlar ve raporlarında dile getirmişlerdir Heyet üyeleri, yaptıkları onca kötülüğe rağmen Türk insanının Yunanlı esirlere karşı çok iyi davranmalarını “Türklerin bunu bir insanlık görevi olarak gördüklerine” bağlamaktadırlar

Burnıer-Burckhardt heyetinin bu teftiş gezisi ve bununla ilgili hazırladıkları rapor, hem Uluslar arası Kızılhaç Komitesi üzerinde ve hem de Lozan’da bir araya gelmiş olan tüm devletlerin delegeleri üzerinde Türkler lehine olumlu bir hava yaratmıştır.

 

KAYNAKLAR

a)Dergiler

Askerî Mecmua

Türkiye Hilâl-i Ahmer Mecmuası

b)Kitaplar

AKGÜN, Seçil Karal, Uluğtekin, Murat, Hilal-i Ahmer’den Kızılay’a I. Kitap,Ankara 2000; II. Kitap, Ankara 2001.

BIYIKOĞLU, Tevfik Trakya’da Millî Mücadele, C.I, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1987.

M. Cemil (Bilsel), Lozan, C. II, Sosyal Yayınlar, İstanbul 1998.

ÇAPA, Mesut, Kızılay(Hilâl-i Ahmer) Cemiyeti(1914-1925), Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Basılmamış Doktora Tezi, Ankara 1989.

Esaret Hatıraları, Haz. Nejat Sefercioğlu Tercüman 1001 Temel Eser Serisi, Kervan Yay., İstanbul 1978

GÜLMEZ, Nurettin, Kurtuluş Savaşı’nda Yeni Gün, Atatürk Araştırma Merkezi yay., Ankara 1999.

HİÇYILMAZ, Ergun, Esir Kampları(Bana Biraz Hürriyet Yollar mısın ?), İstanbul 2001

Lozan Barış Konferansı, Tutanaklar-Belgeler, İkinci Takım Cilt II, Konferansta İmzalanan Senetler( 30 Ocak ve 24 Temmuz 1923), Çev. Seha L. Meray, 3. Bs. Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2002.

SOYSAL,İsmail, Türkiye’nin Siyasal Anlaşmaları(1920-1945), C. I, TTK. Yayını, Ankara 1989

ŞİMŞİR, Bilâl N., Lozan Telgrafları I-II (1922-1923), Türk Tarih Kurumu Basımevi,Ankara 1990,

TAŞKIRAN, Cemalettin, Ana Ben Ölmedim(I. Dünya Savaşı’nda Türk Esirleri), Türkiye İş Bankası Kültür yayınları, İstanbul 2001,

TRİKUPİS, Nikolaos General Trikupis’in Hatıraları, Çev. Ahmet Angın, İstanbul 1967.

Türk İstiklâl Harbi II nci Cilt Batı Cephesi 6 ncı Kısım III üncü Kitap, Büyük Taarruzda Takip Harekatı(31 Ağustos-18 Eylül 1922), Genelkurmay Askerî Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Yayınları, Ankara 1995

YAVUZ, Bige, Kurtuluş Savaşı Döneminde Türk Fransız İlişkileri(Fransız Arşiv Belgeleri Açısından 1919-1922), Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1994.

YILMAZ, İskender, Gümrü Antlaşması, Atatürk Araştırma Merkezi yay. Ankara 2001

Yunan Asya-yı Suğra Ordusu Birinci Kolordu Kumandanı General “Trikupis”in Raporu, Askeri Mecmua(74 Numaralı Askeri Mecmuaya mülhâk olarak neşredilmiştir), Sayı: 8,( Kununuevvel 1927)

 

c)Makaleler

AKGÜN, Seçil, Uluğtekin, Murat, “Hilâl-i Ahmer ve Kurtuluş Savaşı”, Askeri Tarih Bülteni, Genelkurmay Askerî Tarih ve Staratejik Etüt Başkanlığı Yay. Yıl: 20, Sayı: 39, (Ağustos 1995) ,s. 115-131;

ÇAPA, Mesut, “Lozan’da Öngörülen Türk Ahâlî Mübâdelesinin Uygulanmasında Türkiye Kızılay(Hilâl-i Ahmer) Cemiyeti’nin Katkıları”, Atatürk Yolu, Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Dergisi, C. 1, Yıl: 1, Sayı: 2,(Kasım 1988), s.242-256;

-----------------, “Millî Mücadele Yıllarında Anadolu’daki Yunan Savaş Esirlerini Ziyaret Eden Uluslararası İlk Kızılhaç Heyeti”, Atatürk Yolu, Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Dergisi, C. 2, Yıl: 3, Sayı:6,(Kasım 1990), s.281-294..

---------------, “Yusuf Akçura’nın Rusya Seyahati ve Türk Esirleri”, Türk Kültürü, Yıl: XXXI, Sayı: 366, s.608-622.

----------------, “Mübadelede Kızılay(Hilâl-i Ahmer) Cemiyeti’nin Rolü”, Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Erciyes Üniversitesi Yay., Sayı: 10, Yıl: 2001, s. 29-49.

ÖZDEMİR, Ahmet, “Millî Mücadelede Üserâ Taburları”, Atatürk Yolu, Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Dergisi, C. 2, Yıl:3, Sayı: 5,(Mayıs 1990),s.129-150.

---------------------, “Savaş Esirlerinin Millî Mücadeledeki Yeri”, Atatürk Yolu, Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Dergisi, C. 2, Yıl: 3, Sayı: 6( Kasım 1990), s.321-333.

-------------------------, “Millî Mücadelede Yunan Harp Esirleri”,Askeri Tarih Bülteni, Genelkurmay Askerî Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Yayınları, Yıl: 18, Sayı: 34,(Şubat 1993), s.153-164.

EK I

BURNIER-BURCKHARDT HEYETİNİN ANADOLU’DA YAPTIKLARI TEFTİŞLE İLGİLİ ULUSLARARASI KIZILHAÇ KOMİTESİNE VERDİKLERİ RAPORUN TÜRKÇE’YE ÇEVRİLMİŞ METNİ*

7 Haziran tarihli tahriratınızın muhtevi olduğu talimata tevfikan elyevm Anadolu’da maruf Yunan üserâsının bulunduğu karargahları teftiş etmek üzere İstanbul’dan hareket ettik.

Deruhte ettiğimiz vezâifin ifası için Anadolu’yu şimalden cenuba, Mudanya’dan Amanos Dağları’nı, Ankara, Kırşehir, Kayseri, Adana tarikiyle ve merkezden garba, Konya, Afyon Karahisar, Uşak, İzmir tarikiyle dahilden kat etmeğe mecbur olduk.

İş bu memleket-i vesîa, ancak Haydarpaşa, Eskişehir ve Adana demiryoluyla bu hattın İzmir ve Ankara üzerine açılan kolları vasıtasıyla geçilir. Yollar nadir ve tarik-i muvasala-i tabiiye gayr-ı muntazam ve mu’vecc patikalardan ibarettir.

Yekdiğeri üzerine mevzu cesim yaylaları ihtiva eden cibâl-i müteselsileyi Marmara’dan itibaren 1400 metreye kadar tırmanmak icap eder. Bu yaylalar Toros Dağı’nda müntehi olup mezkur dağları aştıktan sonra Amanos silsile-i cibâlinde nihayet bulan Kilikya’nın vasi ovalarına tesadüf olunur.

Tahminen her otuz kırk metrede ya bir silsile-i cibâl ve ya ufuklara uzanan bir ova geçildikten sonra buğday tarlalarıyla meralarla ve ya merzaga-i müstevîye ile muhat düz ve alçak ve kerpiç duvarlı bir köy müşahede edilir. 150 den 300 mil bade mesafede kalan merkez-i hükûmet ve merkez-i ticaret(kaza, sancak ve ya vilayet merkezi beş binden elli bin nüfusa malik olan şehir) İş bu köylere ancak harap bir tarik ile merbuttur. Sâlif-üz-zikr merakiz vasi bağ ve bahçe ile çevrilmiş ve umumiyetle en münbit ve en feyznan menâtıkta bulunmaktadır. İşte bu merkeze müntehi olan patikalardan mürekkep deve katarları ve ya kağnı arabaları ile tarlaların mahsulü nakledilir

Bu havalinin zaten adeden zayıf olan ahalisini Avrupa, Asya ve Afrika sahne-i harplerinde on dört sene devam eden muharebeler pek ağır vefeyât cizyeleri vermeğe mecbur etmiştir. Mamafih, bugün vefeyât ırk ve din hislerinden mütevellit kin ve husumet kurbanları adedinden pek noksandır. Tâlî harp ve mahall-i ihtilallerin hak bir ırkı ve zaman zaman diğer ırkı ve bazen bir taassup ehlini, bazen diğer taassup taraftarını mevkî-i iktidara is’âd ederek iş bu tebdil ve tahavvülün her birini kıtal, yangın ve yağma takip etmiştir. Her yerde yakılmış istasyon harabeleri, tahrîp edilmiş köprü enkazı, yağma edilmiş mahaller, insandan hali köyler nazara tesadüf etmektedir. Şehirlerde her ne kadar genç, dinç adamlar görülmekte ise de tarlalarda bu hal nadirdir. İhtiyarlar köyde otururlar ve ya davarlarını rü’y ile meşgul bulunurlar. Tarlalarda kadınlarla çocuklar çalışmakta ve bir çift öküz koşulu ağaç sabanı, on, on dört yaşında çocuklar idare etmektedirler. Kıtalden kurtulabilen erkekler ya orduya ve yâhûd amele taburları hidemâtına alınmıştır. Mamafih harbin hitam bulduğu on aydan beri memleket, pek büyük bir cehd ve gayret ibraz etmiştir. Arazi ziraatı yeniden başlamış, Türklerin nezâreti ve murakabesi altında şimendiferler tamir ve telgraf hutûtu bin kilometre tezyîd edilmiş ve hususiyle memlekette asayiş tesis etmiş ve harb-i dâhilîlerden ve bazı mevâkî’de vuku bulan ihtilallerden sonra memlekette müstevli olan çeteler imana davet edilmiştir. Bugün, jandarma kuvveti intizam ve asayişi temin etmektedir.

Feyz ve bereket -i türâba rağmen memleket fakirdir. Zaten cüzi olan menâbi’-i varidatın yüzde sekseni masârif-i askeriye bâliğ etmekte ve memleketin ıslah ve imarına ve nüfus-u memleket üzerinde icra ettiği tahribat ile bir bâliğ-i içtimai olan malaryaya karşı mücadele için meblağ-ı müktefîsiyi tedarik etmek devlet için hal ü hazırda gayr-i mümkün bulunmaktadır.

Yunan üserâsını, bu kadar ağır şerait-i iktisadiyeye tabi olan bir memlekette ziyaret etmek üzere hareket ettiğimiz zaman, üserây-ı mezkûrenin mikdâratı daima endişemiz oluyordu. Karargahları pek uzak ve adeta ıssız ve insandan hali menatıkta bulmak mecburiyetinde kalacağımızı biliyor idik, size evvelce arz ettiğimiz erkama nazaran Türkler 16 ile 20 bin esir elde etmişlerdi. Lozan mukavelenâmesi ahkamına tevfikan on bin esir evvelce vasıtanızla mübadele edilmişti. Bunlardan kısm-ı a’zamı 26 Ağustostan Türk ordusunun İzmir’e tarih-i duhûlü olan 1922 senesi Eylülünün onuncu gününe kadar esir edilmişti. İstasyondan seksen kilometre bade mesafede Kömürlerdeki makarrize istisna edilecek olursa Yunan üserâsı şimendifer güzergahında bulunan mevâkiye taksim ve tevzii kılınmıştı. Üserâ, cephe geri hidmetinde istihdam edilen Türk taburları usul-ü idaresine tabidir. Silahsız olan bu taburlar, ancak lüzum görüldüğü zaman cepheye sevk edilmekte ve yol inşaatı, köprü, tünel, şimendifer tamiri gibi umur-u nafıada kullanılmaktadır. Bu taburlarda bulunan Türk askerine maaş verilmez. Elbise cepheye hin-i harekette ita edilir ve fakat kafi miktarda gıda alır. Üserânın yiyeceği bu Türk askerininkinin aynıdır. Bir çok mahallerde beraber çalışıyor ve taamlarını müştereken ihzar ediyorlar. Üserâ maaş almamakla beraber elbise ve ayakkabıları mükemmeldir. Üserâya mahsus gül renkte nazara güzel görünen bir üniforma imal edilmiştir.

Tam manasıyla üserâ karargahı yoktur ve hiçbir yerde esirler dikenli tel örgüler içinde mahfuz değildir. Ya şehrin evlerinde ikamet ederler ve-yâhûd şehir civarında çadırlarda yaşarlar. Şehirdeki her esirin temiz ot minderden bir yatağı bir yorganı ve bir kaputu vardır.

Üserâ, saat-i mesai haricinde oldukça serbest olup hatta Konya ve Ankara gibi şehirlerde arzu ettikleri gibi dolaşabilirler.

Üserânın mesken, ikametgah, yiyecek meselelerini hiçbir yerde şayan-ı muâheze bulmadık. Hatta esirler bile bize bu bap da şikayette bulunmadılar. Maaş meselesini takdirinize terk ediyoruz. Üserâ ve üserâ karargahlarını idareye memur Türk zâbitleri arasındaki münasebette iyidir. Zâbitlerden  çok defa minnet ve şükran ile bahsettiklerini işittik. Ankara’da bir hotel inşaatında müstahdem müfrezeyi idareye memur bir yüzbaşının hayat-ı esaretin elim ve kederlerini tahfîf etmek için ibraz ettiği hüsn-i muâmeleyi mezkûr müfreze efradı takdir ve şükran ile yad etmekte olduklarını bilhassa bir misal olarak zikredebiliriz.

Bu hüsn-i niyet ve hayr-i hevâhı üserâ ile doğrudan doğruya temasta bulunan zâbitana mahsus olup üserâ umuruyla meşgul bilcümle silsile-i merâtibe de şamildir.

Üserânın ifadât ve beyânatını zabıt ve tahrirle iktifa etmeyerek ef’âl ve muamelâtı da tetkik edebildik. Ahali dahi misafirperver ve kin beslememektedir. Üserânın hemen tekmil çamaşırlarını ahali vermiştir. Tahlisinden sekiz gün ve bir seneden fazla devam eden işgalden sonra Afyon Karahisar ahalisi beş yüz kat çamaşır vermiş ve Konya şehri ise kaleleri dahilinde mevkûf Yunanlılara 350 adet yorgan tevzîi ve yirmiden kırk kuruşa kadar yevmiye  i’tâ etmiştir.

Teftişimiz esnasında üserânın ne gibi işle meşgul olduğunu ve müddet-i mesainin sekiz saati geçtiğini ve tahmîl edilen i’mâl ve vezâifin müfrit ve mâ-lâ-yutâk olduğunu görüp anladık. Kömürlerde yol inşaatına memur edilen bir bölük, güzergahın merzagi; ovaya tesadüf etmesinden dolayı üç hafta istemeden hasta ve atıl kalmıştı. Ziyaretimizden bir gün evvel tarikin bu kısmı hitam bulmuş ve karargah tabibi hastaların tahliye edildiğini ve ahval-i sıhhiyenin mucib-i memnuniyet bir hale avdet eylediğini söylemiş idi.

Hülasa, Yunan üserâsıyla Türk taburlarının hal ve mevkîlerini mukayese edecek olur isek iaşe hususunda aralarında hiçbir fark bulunmadığı ve elbasta Rumların müzahir-i mesaide olduğu, vazife ve mesainin her iki taraf için aynı nispette olduğu ve ibate hususunda şehirlerde ve evlerde ikamet eden  Rumların Türklerden daha müsait bir mevkîde kaldıkları tezahür eder.

Muntazam bir tarzda devam etmeyen yalnız muhaberat kısmıdır. Bir çok kimseler ebebeyn ve akaribinden mektup almıyorlar. Paket ve havale muamelatı pek noksandır ve nakliyattaki müşkülat ve üserânın sık sık tebdil-i mevkîi etmeleri bunun başlıca esbabındandır.

Her yerde üserânın güzel görünüşü ile sıhhatleri tam kimseler olduğunu anlayabiliyor idik fakat, içlerinde nazar-ı dikkatimize tesadüf eden bir kısm-ı mühimmenin bünyelerinin su-i teşkili bize hayret veriyordu. Ale-l-husûs Yahşihan’da öyle adamlar gördük, ki bunların asker olarak istimal-i silah etmiş olduklarına asla ihtimal veremez idik.

Teşkilât-ı sıhhiye mükemmel ve muntazamdır. Her müfrezenin Yunan memurin-i sıhhiyesinin idare ettiği bir (reviri) ve bir Hastanesi vardır. Yalnız, Kömürler tabibi hastalarını seksen kilometrelik bir mesafeye göndermek mecburiyetindedir. Hastanelerde Türk askeri ile Yunan askeri arasında fark yoktur. Hatta, aynı koğuşta bazen Türk askeri yere serili bir şiltede yattığı halde Yunan askerinin karyolada yattığına şahit olduk. Sıtmanın icra eylediği müthiş tahribat istisna edildiği takdirde dolaştığımız bilcümle menâtıkta hiçbir emrâz-ı sar’îyenin eserine tesadüf etmedik. Yüksek yaylalar sakinânından maada, ahali-i saire “malaryaya” duçar olmuş ve Hastanede bir çok koğuşlar tamamen emrâz-ı mezkûre musîbetine tahsis kılınmıştır.

Ahalinin lakaydisi ve kinin ve para fıkdanı her türlü vaki mücadeleye mani oluyor. Yunan hastalarının %80’i sıtmadan ve mütebakisi emrâz-ı mideviye, bronşit ve emsali gibi ehemmiyetsiz hastalıklardan muztaribtir. Üserânın ahval-i umumiyesinin mükemmel olduğunu beyan edebiliriz.

Bir çok adamların, İzmir’de mübadele heyeti üzerinde gayet fena bir tesir icra etmiş olması esbabını taharri ettik. Mensubin-i askeriyenin verdikleri izahta ordunun ihtiyacını temin etmek bile kolay olmadığı bir zamanda pek azim miktara baliğ olan üserânın ihtiyacını tatmine muvaffak olmak için epeyce bir zaman geçmesi lazım geldiğini söylediler. Nakliyatta tesadüf edilen müşkülat üserânın elbise, ibate ve çorap ve ayakkabı tevzîi hususlarında sarf edilen himmet ve mesaiyi teseyyüb etmiştir. Memurin-i sıhhiyenin beyanatından da üserânın mübadele ve iadesinde en zayıf olanlarla mezâhim-i esarete en az tahammül edenlerin intihap edilmiş olduğunu anladık.

İsti’câb ettiğimiz itbâ-i Yunaniye, üserâ-i Yunaniyenin esir oldukları anda ruhen müteessir ve cismen yorgun bulundukları ve esaretin ilk aylarında sıhhat-i umumiyenin fena ve miktar-ı vefeyâtın yüksek bulunduğunu(nispet-i vefeyâtın yükselmesi emrâzı kalbiyeden ileri gelmiştir.) beyanda müttehid ül lisandırlar. Bugün vaziyet tamamen değişmiş ve ahval-i sıhhiye iyileşmiştir.

Müdâfaa-i Milliye Vekâletinden bi-dirig buyurulan müzâheret ve teshîlat sayesindedir, ki heyetimiz vazifesini serian ve tamamen ifaya muvaffak olmuştur. Anadolu’nun her tarafında hükûmet-i askeriye ve mülkiye mesaimizi teshîl zımnında bezl-i mukadderat etmiştir. Ale-l-husûs İsmet Bey’in lafz-ı muavenetlerine karşı teşekkürden aciziz. Türkiye Hilâl-i Ahmer merkezine vürud edipte mürselün ileyhlerine îsâl edilemeyen irsâlât nakdiyeyi eshâbına tevzîi etmek üzere cemiyet-i mezkûre heyetimize üserâ şubesi müdürü Saffet Sav Beyi memur etmiş idi.

İmza:

Charles Burckhardt

Georges Burnıer

ÜSERÂ KARARGAHLARINI ZİYARET

I.                        Ankara

Ankara’da bulunan üserânın miktarı 600’ dür. Dört “gruba” ayrılan iş bu üserâdan birinci grup Türk neferâtıyla beraber demiryollarında istihdam edilmektedir. İkinci ve üçüncü grup, şehir civarında şerait-i sıhhiyesi iyi iki tepecik üzerine kurulan çadırlarda ikamet etmektedirler.

Dördüncü ve sonuncu grup ise şehir dahilinde yerleşmiş olup inşa edilmekte olan bir otel ile bir mîrî binada istihdam kılınmaktadır.

Sâlif-üz-zikr altı yüz esirin sıhhatleri mükemmel görünmekte ve hepsine yeni üniforma verilmiştir. Meskenleri iyidir. Bulundukları barakalar temiz ve havadardır. Gerek barakalarda, gerek çadırlardaki üserâ şiltelerde yatmaktadır. İbate hususunda üserâ ile hidemât-ı fiiliye de bulunan Türk askeri arasında fark yoktur. Yiyecekleri derece-i kifâyededir ve iyidir.

Hastanede ziyaret etmiş olduğumuz 24 hastadan emrâz-ı muhtelifeye duçar olmuş yirmi nefer ayrıca bir koğuşa nakil edilmiş ve kabakulağa tutulmuş dördü Türk hastaları ile hususî bir koğuşa verilmiştir.

Mektupların gayet geç gelmesinden ve ya hiç alınmamasından başka şikâyâta muttali olamadık. Üserâya maaş verilmiyor. Şurası dahi şayan-ı kayıttır, ki Türk askeri de aynı haldedir.

Muhabere ve mektup meselesini hal etmek için her müfrezeyi teşkil edenlerin aile adresleri ile bir cetvel-i esamisini tertip etmeyi Fransızca’ya vakıf bir esire havale ettik. Bu listeler tanzim edildikten sonra İstanbul’da Hilâl-i Ahmer Merkez-i Umumiyesi vasıtasıyla ailelerine tebliğ edilecektir.

II.                     Yahşihan

Buradaki üserâ da Ankara’dakiler gibidir.

III.                   Talas

Bu karargahta 3 General, biri tabip 12 Miralay, 4 Kaim-makam, biri tabip 12 Binbaşı, keza biri tabip 20 Yüzbaşı, 34 Mülâzım-ı evvel, 69 Mülâzım-ı sânî, 193 Zâbit vekili bulunmaktadır.

İş bu üserânın kaffesi şehrin en güzel büyük kargir binalarında ikamet etmektedir. Umumiyetle 6-7’ si aynı odada yerleşmiş ve her birine birer karyola verilmiştir.

2 Haziranda Mayıs maaşları î’tâ edilmiş ve Haziran maaşının tediyesi Ankara’dan beklenmekte idi. Bu tarihte karargaha memur Türk zâbitanının mart maaşı henüz tesviye edilmemişti.

                                    Lira                                Kuruş

Generallere                   62                                     69

Miralaylara                   57                                     94

Kaim-makamlara          50                                     44

Binbaşılara                    42                                     94

Yüzbaşılara                   30                                     25

Mülâzım-ı evvellere      28                                     34

Mülâzım-ı sânîlere        27                                     49

Zabit vekillerine            19                                       7

 

Maaşat-ı mezkûre Türk zâbitân-ı berriyesinin aldığı maaşa muadildir.

Esir zâbitan rütbelerine göre ayrı ayrı sofralara taksim edilmiştir. Bu sofralar Türk kontrolüne tâbi olmaksızın bizzat kendileri tarafından idare ve tanzim edilmektedir.

Üserânın tâbi oldukları bu usul cihan harbi esnasında kabul edilen usulün aynıdır. Yevm-i masrafları, kırk, kırk beş kuruş içinde dâiredir.

Üserâ, silahlı bir neferin refakatinde olarak haftada resmen ancak iki defa dışarıya çıkabilirler.

Sıhhatleri mükemmeldir. Sarî hastalık yoktur. Hastalarını tedavi için her şeyin mevcut olduğu heyet-i sıhhiye reisleri olan iki Yunan heyetinin beyanâtından anladık. Ehemmiyetsiz hastalıklar için kendilerine bir Hastane verilmiştir. Vahim hastalıklar için de Kayseri Hastanesine nakl-i derpiş edilmektedir.

Yevm-i ziyaretimizde sarılıktan hal ü nekahete dahil olmuş bir zâbit ile romatizmadan muztarib diğer bir zâbite tesadüf ettik.

Üserâ tarafından hiçbir şikayete dest-res olamadık. Bilakis, cümlesi Mevkîi Kumandanı Miralay Arif Bey Efendiden ve Karargah Kumandanı Kaim-makam Hüseyin Bey ile maiyetinden bir lisan-ı şükran ve sitayişle bahsettiler. Sanat ve vazifesi orada kalmasını müstelzim olmayan esir miralay tabibin terhis ve serbestisi için teşebbüsât-ı müessirede bulunduk.

Muhaberat ve paketlerin tehir ve adem-i vusulü efrat karargahının aynıdır

IV. Afyon Karahisar

Bizim ziyaretimiz gününe kadar şimendifer tamiratında istihdam edilmek üzere 56 esir Afyon Karahisar’dan Azarı Köyüne nakil olunmuşlar ve oradaki hidmet-i vazifeleri hitam bulmuş ve taraflardan hiçbir şikayet vuku bulmamıştır.

Afyon Karahisar’ında 220 esir vardır. Burası da ahval-i sıhhiye, elbise ve ibate hususunda şimdiye kadar gördüğümüz karargahlar gibidir. Askerî Hastanesinde elyevm muhtelif karargahlardan vürud etmiş 55 hasta vardır. Yunanlı bir mülâzım bir Türk zâbitinin yanında çalışmaktadır. Halen sarî hastalık yoktur. Hastalıkların en mühim kısmı cihâz-ı hazmîye aittir. Ahali-i mahalliye Yunanlılara asla asar-ı husumet göstermiyor. Bilakis kendi arzularıyla üserâya iç çamaşırı ihzâr etmiştir.

 

 

V. Kömürler

Bu karargahın mevcudu 498 nefer ile umur-u sıhhiyelerine nezaret eden bir sıhhıye mülazımından mürekkeptir. Karargah şerait-i sıhhiyesi mükemmel bir tepecikte satıh mâilinde bulunmakta ve üserâ yol inşaatında istihdam edilmektedir. Ale-l-takrîb ovaya tesadüf eden inşaat kısmında üserâ malaryaya musâb olmuş ve içlerinden yüz neferi Hastanelerde taht-ı tedaviye alınmıştır.

Mevcut 498 neferin ahval-i sıhhiyesi yolunda olduğunu Yunan sıhhiye mülâzımının sözlerinden anladık.

Yiyecekleri, yatacak yerleri ve elbiseleri bundan evvelki karargahlarınki gibidir.

VI. Adana

Adana askerî Hastanesinde 68 esir taht-ı tedavidedir. Bunlardan 64’ü malaryaya ve dördü dizanteriye musâbdır. İçlerinden biri birkaç gün evvel malaryadan vefat etmiştir.

Hasta Yunanlı üserâ Türk askerleri gibi aynı tedaviye tabi tutulmakta hatta üserâ karyolalarda yattıkları halde Türkler yerde yatmaktadırlar. Bu sırada Adana ile civarında hiçbir sarî hastalık olmadığını ve ahali ile askerden % 90’nın malaryadan muzdarib  bulunduğunu Erkân-ı Harp Şubesi Tabibi ve Umum Adana Hastaneleri şefi Salih Beyin beyanatından anladık.

VII. Konya

Konya’da 235 esir vardır. Burası, her nokta-i nazardan bizde hoş bir tesir bırakmıştır. Şerait-i iklimiyeye Adana ile civarına nispetle mükemmeldir. Bi-n-nisbe asr-ı mebânîye malik olan bu büyük şehir sath-ı bahriden bin metre yüksektedir, Üserâ havadar büyük odalarda yatmaktadır. Her esirin bir karyolası vardır. Beş guruş yevmiye ile yol inşaatında istihdam kılınmaktadır. İş başları otuz kırk guruş yevmiye almaktadır. Bundan maada üserâya bir gömlek, bir iş elbisesi, bir yorgan ve ihtiyaca göre çamaşır ve ayakkabı dahi verilmektedir.

Yiyecek mebzûl ve Türk askerinki gibi hastanenin matbahında ihzar olunmaktadır.

VIII. Uşak

Mevcut 63 esir Uşak eşrafından birinin hanesinde ibate edilmektedir. Yatakları vâsi’ odalar mesîrelidir.

Sıhhatleri, Elbise ve yiyecekleri evvelkiler gibidir. Hastanede 75 hasta taht-ı tedavidedir. Bunlar muhtelif karargahlardan alınarak bu muntazam hastaneye nakil edilmişlerdir. Ekserisi cihâz-ı hazmî hastalıklarından muzdaribtir.

IX. Güney

Mevcudu 119’ dur, Ahval-i umumiyesi bundan evvelki karargahlar gibidir. Elyevm hiç hasta yoktur.

X. Alaşehir-İzmir

Bu karargahlar 1923 senesi şubatında Beynelmilel Salib-i Ahmer Komitesi murahhası Mösyö M. Cuénod tarafından teftiş edilmiştir.

Mösyö M. Cuénod’nin netice-i teftişatı memnuniyet bahştir. İskân ve ibate hususu ibtidai bir hade olmakla beraber temizdir. Yiyecek hususunda üserâyı müşteki bulmadık.


DİPNOTLAR


* Selçuk Üniversitesi Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu Öğretim Üyesi

[1] 30 Ekim 1918’de İtilaf Devletleri ile imzalanan Mondros Mütarekesinin ilgili maddesi gereğince Osmanlı Devleti, elindeki bütün esirleri (Ermeniler de dahil olmak üzere) derhal serbest bırakacaktı. Buna mukabil Türk esirlerinden yaşlı, sağlığı bozulmuş ve sivil olanlarının serbest bırakılacağı belirtilmişti.

[2] Birinci Dünya Savaşı’nda 1285-1315 doğumlulardan müstahfız, yedek, muvazzaf ve ikinci tertip er olarak toplam 2.608.000 kişinin silah altına alındığını belirten Cemalettin Taşkıran, bu kişilerden 1915-1918 yıllarını kapsayan dönemler içinde 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi’ne kadar 400.000 yaralı, 240.000 hastalık sebebiyle ölüm, 35.000 alınan yaralar sonucu ölüm, 50.000 savaş alanlarında şehit, 1.560.000 hasta, firar, esir ve kayıp olmak üzere toplam 2.285.000 kişinin muharebe dışında kaldığını belirttiği “I. Dünya Savaşı’nda Türk Esirleri “Ana Ben Ölmedim” başlıklı kitabında bu hasta, firar ve esir olarak belirtilen 1.560.000 kişiden ne kadarınınesir olduğunu tespitinin çok zor olduğunu söylemekte ve esir sayısının en az 200.000 olduğunu tahmin etmektedir. Bkz. Cemalettin Taşkıran, Ana Ben Ölmedim(I. Dünya Savaşı’nda Türk Esirleri), Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2001, s. 47.48.

[3] Mondros Mütarekesi’nden sonra İtilâf Devletleri tarafından 14 Şubat 1921 tarihine kadar iade edilen Türk esirlerinin sayısı şöyledir: İngiltere’den 7626 subay, 102 950 asker, Fransa’dan 24 subay, 772 asker, İtalya’dan 41 subay, 53 asker, Rusya’dan 634 subay, 18926 askerdir. Toplam 8326 subay, 122 701 asker olmak üzere 131 027’dir. Bu sayının dışında hala iade edilmeyen Türk esirleri bulunuyordu.. Bu bilgi için bkz. Ahmet Özdemir, “Savaş Esirlerinin Millî Mücadeledeki Yeri”, Atatürk Yolu, Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Dergisi, C. 2, Yıl: 3, Sayı: 6(Kasım 1990), s.322.; I. Dünya Savaşı’ndaki esirlerin serbest bırakılarak geri dönüşleri ile ilgili geniş bilgi için bkz. Taşkıran, a.g.e., s.  227- 234.

[4] Mondros Mütarekesi’nden sonra başlayan işgal döneminde İngilizler tarafından uydurma bahanelerle toplanarak sürgüne gönderilen sivil Türk aydınları da bulunmaktaydı. İngilizler tarafından Antep’te esir edilerek Mısır’a gönderilen Eyüp  Sabri(Akgöl) Bey’in Mısır’daki esaret günleri ve orada Türk esirlerine karşı yapılan zulüm ve işkencelerle ilgili hatıraları için bkz. Esaret Hatıraları(Eyüb Sabri(Akgöl Beyin “Bir Esirin Hatıraları”), Tercüman 1001 Temel Eser Serisi, Kervan Yay., İstanbul 1978, s. 13-89.

[5] Doğu cephesinde esirlerin serbest bırakılmasıyla ilgili ilk antlaşma Rusya ile 16 Mart 1921 tarihinde yapılan Moskova Antlaşmasıdır. Bu antlaşmanın 8 inci maddesi ile Birinci Dünya Savaşı yıllarında Ruslar tarafından esir alınan Türk subay ve askerlerinin serbest bırakılması sağlanmıştır. Bkz. İskender Yılmaz, Gümrü Antlaşması, Atatürk Araştırma Merkezi yay. Ankara 2001, s. 192. Rusya’da bulunan Türk harp esirlerinin serbest bırakılması ile ilgilenen Yusuf Akçura’nın faaliyetleri ve bu konudaki raporu ile ilgili olarak bkz. Mesut Çapa, “Yusuf Akçura’nın Rusya Seyahati ve Türk Esirleri”, Türk Kültürü, Yıl: XXXI, Sayı: 366, s.608-622.

Yine Doğu cephesinde  Ermenilerle yapılan savaşlardan sonra 2 Aralık 1920 tarihinde imzalanan Gümrü Antlaşması’nın 17 nci maddesi, de esirlerin taraflarca iadesi kararlaştırılmıştı. Yılmaz, a.g.e., s. 107. Fransızlarla yapılan 20 Ekim 1921 tarihli Ankara İtilâfnâmesi’nin 2 nci maddesi ile, Güney cephesinde tarafların ele geçirdikleri esirleri serbest bırakmaları kararlaştırılmıştı. Bkz. Bige Yavuz, Kurtuluş Savaşı Döneminde Türk Fransız İlişkileri(Fransız Arşiv Belgeleri Açısından 1919-1922), Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1994, s.145.

[6] Ahmet Özdemir, “Millî Mücadelede Yunan Harp Esirleri”, Askeri Tarih Bülteni, Genelkurmay Askerî Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Yayınları, Yıl: 18, Sayı: 34,(Şubat 1993), s.153-154; Ahmet Özdemir, “Millî Mücadelede Üserâ Taburları”, Atatürk Yolu, Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Dergisi, C. 2, Yıl: 3, Sayı: 5,(Mayıs 1990),s.130.

[7] Meselâ, esir Yunan subayları için önce Balıklı nahiyesinde kamp kurulması düşünülmüştür. Sonra sırasıyla Afyon’a, oradan Kırşehir ve Kayseri’ye nakledilmişlerdir. Diğer esirler (asker ve siviller) Anadolu’nun değişik yerlerine sevk edilmiştir. Taburlar zaman zaman yer değiştirmiştir. Mübadele başladıktan sonra elde kalan esirlerle yeni taburlar kurulmuştur. Bkz. Özdemir, “Millî Mücadelede Üserâ Taburları”, s.136.

[8] Esir general ve subaylar her çeşit işten muaf tutulmuştur. Asker ve sivil esirler, durumlarına uygun işlerde çalıştırılmışlardır. Mesela esir asker ve sanatkarlar tahrip olan yerlerin tamiri için çalıştırılmışlardır. Özdemir, “Millî Mücadelede Üsera Taburları”, s. 137.

[9] Yunan Salib-i Ahmer Cemiyeti, Atina’da değişik ülkelere mensup üyelerin yer aldığı bir komisyon oluşturmuştu. Bu komisyonun “Anadolu’dan dönen Yunan esirleri ile ilgili bir rapor” hazırlamış ve raporda gerçeklerle alakası olamayacak bir şekilde Türk’lerin Yunan esirlerine kötü davrandığı ve esirlerin bulundukları kamplarda zor şartlar altında bulunduğuna dair iddialar ileri sürülmüştü. Bkz. THAM, No:26, 15 Teşrîn-i evvel 1339(1923), s. 378.

[10] Özdemir, “Millî Mücadelede Yunan Harp Esirleri”, s. 159.; Türklerin elindeki Yunan esir sayının ne kadar olduğu konusunda Lozan Konferansı esnasında baş delegemiz İsmet Paşa ile Heyet-i Vekile Reisi Rauf Bey arasında yapılan telgraf haberleşmeleri de bize bilgi vermektedir. Nitekim İsmet Paşa, 1 Aralık 1922 tarihli telgrafında “Türk ve Yunan esirlerinin mikdarı nedir” diyerek esir sayılarını sormuştu. Bu telgrafa Başbakan Rauf Bey “Elimizde bulunan Yunan esir ve zâbit ve efrâd mikdarı sûret-i kat’iyyede tespit edilemediği ve mevcud ma’lumâta göre 116 zâbit, 16648 nefer, 74 sivil, 34 kadın ve çocuktan ibâret bulunduğu ve ma’mâfih nâkıs ve nâtemam olan bu ma’lûmât esâs ittihâz edilmeyerek mâ’lûmât-i kat’iyyenin intizâr edilmesi ...” diyerek cevap vermişti. Bilâl N. Şimşir, Lozan Telgrafları I (1922-1923), Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1990, Telgraf No: 61, s. 153 ve Telgraf No: 65, s. 154-155.

[11] Genelkurmay Başkanlığınca yayınlanan Türk İstiklâl Harbi II nci Cilt Batı Cephesi 6 ncı Kısım III üncü Kitapta Yunan esirleriyle ilgili şu bilgi verilmektedir: “Türkler tarafından esir alınan Yunanlıların toplamı 20.286 idi. Bunlardan 23 inşaat taburu teşkil edilmiş ve memleketlerine gönderilinceye kadar yol, demiryolu onarımlarında çalıştırılmışlardı.” Bkz. Genelkurmay Başkanlığı, Türk İstiklâl Harbi II nci Cilt Batı Cephesi 6 ncı Kısım III üncü Kitap, Büyük Taarruzda Takip Harekatı(31 Ağustos-18 Eylül 1922), Genelkurmay Askerî Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Yayınları, Ankara 1995, s.291.

[12] Özdemir, “Savaş Esirlerinin Millî Mücadeledeki Yeri”, s. 328-329.

[13] Hilâl-i Ahmer Cemiyeti’nin verdiği bilgiye göre de Yunanistan’ın elinde esir bulunan Türk subaylarının sayısı; 1 ordu komutanı, 29 üst rütbeli subay, 78 yüzbaşı, 209 küçük rütbeli subay, 17 subay vekili, 4 sıhhiye subayı ve 15 ketebe-i askerî(askerî memur) olmak üzere 353’ tü Bkz. Özdemir, “Savaş Esirlerinin Millî Mücadeledeki Yeri, s. 330,48 No’lu dipnot. Yunanistan tarafından esir alınan en üst rütbeli Türk subayı I. Kolordu Kumandanı Miralay Cafer Tayyar(Eğilmez) Beydi. THAM, No: 20, 15 Nisan 1339(1923), s. 226-227.; Ergun Hiçyılmaz, Esir Kampları(Bana Biraz Hürriyet Yollar mısın ?), İstanbul 2001.,s. 103-107.Türklere esir olan üst rütbeli Yunan subayları arasında ise “1 inci Yunan Kolordusu Komutanı General Trikopis, 2 nci Yunan Kolordusu Komutanı General Diyenis, 13 üncü Yunan Tümen Komutanı Albay Miryanidis, 2 inci Yunan Kolordusu Kurmay Başkanı Albay Yuvanis ve Albay Kalinablis” gibi üst düzey general ve albaylar da bulunuyordu.” Türk İstiklâl Harbi II nci Cilt Batı Cephesi 6 ncı Kısım III üncü Kitap, s. 79. Yunan Generali Trikupis’in esir düşmesiyle ilgili olarak bkz. Nikolaos Trikupis, General Trikupis’in Hatıraları, Çev. Ahmet Angın, İstanbul 1967, s. 100-103; Yunan Asya-yı Suğra Ordusu Birinci Kolordu Kumandanı General “Trikupis”in Raporu, Askeri Mecmua(74 Numaralı Askeri Mecmuaya mülhâk olarak neşredilmiştir), Sayı: 8,(Kunun-ı evvel 1927) ,s.71-74.

[14] Hilâl-i Ahmer(Kızılay) Cemiyeti’nin Millî Mücadeledeki ve Lozan Antlaşması sonrası gerçekleşen mübadele esnasındaki hizmetleri için bkz. Seçil Akgün, Murat Uluğtekin, Hilal-i Ahmer’den Kızılay’a, II. Kitap, Türk Hava Kurumu Basımevi, Ankara 2001, s.18-26; Seçil Akgün, Murat, Uluğtekin, “ Hilâl-i Ahmer ve Kurtuluş Savaşı”, Askeri Tarih Bülteni, Genelkurmay Askerî Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Yay. Yıl: 20, Sayı: 39,(Ağustos 1995),s. 115-131; Mesut Çapa, “Lozan’da Öngörülen Türk Ahâlî Mübâdelesinin Uygulanmasında Türkiye Kızılay(Hilâl-i Ahmer) Cemiyeti’nin Katkıları”, Atatürk Yolu, Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Dergisi, C. 1, Yıl: 1, Sayı: 2,(Kasım 1988), s.242-256; Mesut Çapa, “Mübadelede Kızılay(Hilâl-i Ahmer) Cemiyeti’nin Rolü” Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Erciyes Üniversitesi Yay., Sayı: 10, Yıl: 2001, s. 29-49.

[15] Mesut Çapa, “Millî Mücadele Yıllarında Anadolu’daki Yunan Savaş Esirlerini Ziyaret Eden Uluslar arası İlk Kızılhaç Heyeti”, Atatürk Yolu, Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Dergisi, C. 2, Yıl: 3, Sayı:6,(Kasım 1990), s.281.

[16] Dr. Roehrich, Anadolu’daki Yunan esirlerini ziyaret etmek üzere yanında tercümanı N. Th. Méry olduğu halde Mersin’e gelmiş, burada teftiş heyetine Kızılay’dan Tahir Bey ile Müdafaa-i Milliye Vekâleti’nden Yüzbaşı Ali Bey katılmıştı. Heyet trenle Ulukışla’ya, oradan da Kızılay ‘ın tahsis ettiği otomobille Niğde üzerinden Kayseri’ye 21 Ocak 1922’de gelmişti. Bkz. Çapa, Kızılay(Hilâl-i Ahmer) Cemiyeti(1914-1925), Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Basılmamış Doktora Tezi, Ankara 1989, 194.

[17] Çapa, “Millî Mücadele Yıllarında Anadolu’daki Yunan Savaş Esirlerini Ziyaret Eden Uluslararası İlk Kızılhaç Heyeti”, s. 282-283.

[18] Çapa, a.g.m., s.283-284.

[19] Seçil Karal Akgün, Murat Uluğtekin, Hilâli Ahmer’den Kızılay’a, I. Kitap,Ankara 2000, s., 46.

[20] Bu heyetin ziyareti ve bu ziyaretle ilgili raporu konusunda yazdığı makalede Mesut Çapa, bu teftiş ziyaretleri sonucunda Yunanistan’ın artık Türk esir listelerini tanzim ederek göndermeye başladığını, bunda da Büyük Taarruz esnasında Türk tarafının eline önemli ve çok sayıda Yunan esirinin geçmiş olmasının büyük payının olduğu kanaatini belirtiyor. Bkz. Çapa, a.g.m., s.284-285.

[21] Türkiye Hilâl-i Ahmer Mecmuası,(kısaltma THAM) 15 Teşrinievvel 1339(1923), No: 26, s.378.

[22] THAM, No. 26,  s. 378.

[23] Bu sözleşmelerin metinleri için bkz. Düstur, 3. Tertip, 5. Cilt, Ankara 1948, s.84 vd.; M. Cemil (Bilsel), Lozan, C. II, Sosyal Yayınlar, İstanbul 1998, s. 673-675.; Lozan Barış Konferansı, Tutanaklar-Belgeler, İkinci takım Cilt II, Konferansta İmzalanan Senetler(30 Ocak ve 24 Temmuz 1923), Çev. Seha L. Meray, 3. Bs. Yapı Kredi Yayınları,İstanbul 2002, s. 89-91.; İsmail Soysal, Türkiye’nin Siyasal Anlaşmaları(1920-1945), C. I, TTK. Yayını, Ankara 1989, s. 184-186.

[24] Türkiye Hilâl-i Ahmer Cemiyeti Mecmuası’nın 15 Mart 1339 tarihli ve 19 numaralı nüshasında  “Esir Mübadelesi” başlığıyla verilen bir bilgide;  Yunan Hükümeti’nin Türk tarafına “9.500”ü nefer ve 340’ı zabit olmak üzere ilk etapta 9.840 kişilik bir Türk esir kafilesini serbest bırakacağını bildirdiği ve bunun üzerine de Türk tarafının aynı miktarda yani eşit sayıda yunan esirlerini serbest bırakmak üzere İstanbul ve  İzmir’de toplamaya başladığı belirtilmektedir. Bkz. THAM, No: 19, 15 Mart 1339(1923), s. 182.

[25] Yunan Salib-i Ahmer Cemiyeti’nin bu faaliyetleriyle ilgili olarak verilen bir bilgide “Yunan Salib-i Ahmer’i Atina’da muhtelif tâbiîyete mensup bazı zevat-ı ecnebiyeden teşkil ettiği bir komisyon vasıtasıyla, Anadolu’dan Avdet eden Yunan üserası hakkında mugayyir-i hakikât bir rapor neşr ettiğini geçen nüshamızda haber vermiştik” denilmektedir. Bu bilgi için bkz. THAM, No: 26, 15 Teşrîn-i evvel 1339(1923), s. 278.

[26] Lozan Konferansı esnasında Türk-Yunan savaş esirlerinin karşılıklı olarak serbest bırakılmasıyla ilgili görüşmelerin cereyan ettiği günlerde, heyetimize başkanlık etmekte olan Hariciye Vekili İsmet(İnönü) Paşa, Ankara’da Heyet-i Vekile Reisi Rauf Beye hitaben gönderdiği 26 Nisan 1339(1924) tarihli telgrafında “Uluslar arası Kızılhaç heyetinden iki kişinin kendisini ziyarete geldiklerini ve Yunan hükûmeti ile İzmir’de bulunan Uluslararası Mübadele Heyeti üyelerinin gözlemlerine dayanarak Türkiye’deki Yunan esirlerine kötü beslendikleri, barınma yerlerinin iyi olmadığı ve giyimlerinin perişan olduğunu ve esirlere maaş verilmediğinden bahsettiklerini söyleyerek, kendisine şikayette bulunduklarını ve ayrıca Yunan esirlerinin bulunduğu karargahları ziyaret etmek istediklerini resmen talep ettiklerini” belirtmiştir. Bu bilgi için bkz. Şimşir, Lozan Telgrafları, C. II, s. 221 belge No: 83.

[27] THAM, No: 19, 15 Mart 1339(1923), s. 182.

[28] Heyet-i Vekile Reisi Rauf Bey, Lozan’da bulunan Türk hey’eti reisi İsmet Paşaya 27 Nisan 1927 tarihinde gönderdiği bir telgrafta; halihazırda elimizdeki Yunan esirlerinin kendi ordumuz içerisinde dahi mevcut olan elbise noksanından başka şikayet edecekleri hiçbir durumun olmadığını, Manisa’daki Yunan esirlerinin daha önce İzmir’deki Mübadele Komisyonu tarafından teftiş edildiğini, bununla birlikte Garp Cephesi emrinde bulunan İzmir, Kasaba, Alaşehir ve Torbalı’da bulunan esirlerin  Uluslar arası Kızılhaç Heyeti’nce teftişine müsaade edilebileceği ve yine Uşak ve Afyon’da bulunan esirlerinde Müdafaa belirtmişti.-i Milliye Vekâleti’nden izin alınmak suretiyle gezilebileceğini” Bkz. Şimşir, Lozan Telgrafları, C. II,, s. 225-226, Belge No: 89. Yine  20. 5 1339(1923) tarihli bir telgrafla heyet-i Vekile reisi Hüseyin Rauf Bey, Lozan’da bulunan İsmet Paşaya “Yunan esirlerinin durumunu yerinde incelemek amacıyla Uluslar arası Kızılhaç Heyeti’nin yapmak istediği teftiş konusunda Erkân-ı Harbiye-i Umûmiyye Riyaseti’nin gereken onayı alındığını” bildirmiştir. Şimşir, Lozan Telgrafları, C. II, s.326-327, Belge No: 259.

[29]Burnier, Cenevre Kızılhaç Merkezinin ve Milletler Cemiyeti’nin İstanbul temsilciliği görevini yürütmekteydi. Burnier zaman zaman Yunanlıların Trakya’yı işgalleri esnasında yaptıkları mezalimle ilgili şikayet konularına eğiliyordu. Nitekim Şubat 1922’de Trakya Paşaeli Cemiyeti İstanbul Merkezi tarafından Burnıer’e Yunanlıların Trakya’yı işgal ettiklerinde Türklere yaptıkları mezalim dair listeler verilmişti. Burnıer Türklerin Trakya’da uğradığı mezalimi ilgili mercilere belirteceklerini söylemişti. Hatta Burnıer’in tavsiyesi üzerine, Trakya Paşaeli Cemiyeti İstanbul Merkezi, hazırladığı yirmi sayfalık bir raporu Milletler Cemiyetine göndermişti. Bu bilgi için bkz. Tevfik Bıyıkoğlu, Trakya’da Millî Mücadele, C. I, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1987, s. 423, 63 nolu dipnot.

[30] Lozan’da bulunan İsmet Paşa, acil kaydıyla 5 Haziran 1339(1923) tarihli bir telgrafla Heyet-i Vekile Reisi Rauf Beye “Beyne’l-milel Salîb-i Ahmer tarafından Anadolu’daki Yunan üserâ kamplarını berây-ı teftiş Mösyö Burniye’ye refakat etmek üzere i’zâm edilen Doktor Karl Burkhardt Haziranın onunda İsviçre’den hareketle Viyana’ya gidecek ve İstanbul tarikiyle Ankara’ya gelecektir. Müsaade-i lâzimenin müsta’celen iş’ârı müsterhamdır” diyerek heyet ile ilgili bilgi vermiş ve teftişleri için kendilerine gerekli iznin verilmesini istemişti. Şimşir, Lozan Telgrafları, C. II,, s. 400, Belge No: 376.

[31] Heyet-i vekile reisi Rauf Bey, Burnıer-Burckhardt heyetine gereken iznin verildiğini Lozan’da bulunan İsmet Paşaya 19 Haziran 1339(1923) tarihli şu telgrafıyla bildirmiştir:

“             İsmet Paşa Hazretlerine

              17 Haziran ve 259 numaralı tele zeyldir.

               Salib-i Ahmer murahhaslarından Boniye(Burnıer olacak) İle doktor Karlaborot( Charles Burckhardt olacak) me’zuniyet verilmiştir ve kendilerinin Pazar günü Mudanya-Bursa tarikiyle Ankara’ya hareketleri takarrür etmiştir.

Hüseyin Rauf.” Şimşir, Lozan Telgrafları, C. II,, s. 458, belge No: 458.

[32] Akgün-Uluğtekin, Hilâl-i Ahmer’den Kızılay’a, II, Kitap, s. 52.

[33] Akgün, Uluğtekin, Hilâl-i Ahmer’den Kızılay’a, II. Kitap, s. 54.

[34] Akgün, Uluğtekin,, Hilâl-i Ahmer’den Kızılay’a, II. Kitap,s. 54-55,Belgenin aslı içinde bkz.  s. 352, Belge No: 6.

[35]Akgün, Uluğtekin,, Hilâl-i Ahmer’den Kızılay’a, II. Kitap, s. 55.

[36] Çapa, a.g.t., s. 200. “Heyetin dönüşüyle ilgili olarak verilen bir haberde şöyle denilmekteydi: “Anadolu’da bulunan Yunan üserâsının ahvalini teftişe me’mûr  Beynelmilel Salib-i Ahmer delegesi Mösyö Brunıer , Mösyö Burckhardt ile Hilâl-i Ahmer Üserâ Şubesi Müdürü Saffet Sav Bey teftişâtı bila-ikmâl İzmir tarikiyle şehrimize avdet eylemiştir” Bkz. THAM, 15 Ağustos 1339(1923),  No: 24, s. 331.

[37] THAM, No: 24, 15 Ağustos 1339(1923), s. 327.

[38] THAM, No: 24, 15 Ağustos 1339(1923), s. 331.

*Ele alıp incelediğimiz bu rapor Türkiye Hilâli Ahmer Mecmuası’nın 15 Teşrin-i evvel 1339(1923) tarihli ve 26 numaralı sayısında  378-383 sayfalarında Osmanlıca, 392-400 sayfaları arasında da  Fransızca olarak verilmiştir.

[39] Lozan Barış Konferansı’nda Türk ve Yunan sivil ve asker esirlerinin karşılıklı olarak serbest bırakılmasına ilişkin sözleşme gereğince her iki taraf karşılıklı olarak 10.000 kişiyi serbest bırakmıştı. Nu 10.000 sayısı ile ilgili bilgiyi Burnıer-Burckhardt heyetinin raporunda da görmekteyiz. Raporda bu durum şöyle belirtiliyordu: “Size evvelce arz ettiğimiz erkama nazaran Türkler 16-20 bin esir elde etmişlerdi. Lozan Mukavelesi ahkâmına tevfikân on bin esir evvelce vasıtanızla mübadele edilmişti”Bkz. THAM, No: 26, 15 Teşrîn-i evvel 1339(1923), s. 379.

[40]Meselâ, 15.6.1923 tarihli bir yazıda “Erzincan üserâ garnizonunda üserâ ve mülteci kalmadığından lağvına” karar verildiği bildirilmiş, yine  Millî savunma Bakanlığının 1. 8. 1923 tarihli bir emrinde “Üserâ-yı askeriyenin sevkleri nihayet bulduğundan garnizon ve üserâ taburlarının mülga” olduğu duyurulmuştur. Bkz. Özdemir, Millî Mücadelede Üserâ Taburları, s.142.

[41] Oysa Yunanistan’da bulunan Türk esirlerinin hali içler acısı bir durumdadır. Yeni Gün gazetesinde, Yunanistan’dan gönderilen bir Türk esirinin mektubu yayınlanmıştır. Buna göre “Türk esirlere 24 saatte bir, yüz dirhem ekmek ve 15 adet zeytin verildiği; esirler arasında işgal bölgelerinden getirilen âmâ, topal, çoluk çocuk ve ihtiyarlar bulunduğu, esirler en zor işte çalıştırıldığı ve bu sırada çok kimsenin öldüğü” belirtilmektedir. Bkz. Nurettin Gülmez, Kurtuluş Savaşı’nda Yeni Gün, Atatürk Araştırma Merkezi Yay., Ankara 1999, s. 198-199.

*Ele alıp incelediğimiz bu rapor Türkiye Hilâli Ahmer Mecmuası’nın 15 Teşrin-i evvel 1339(1923) tarihli ve 26 numaralı sayısında 378-383 sayfalarında eski Türkçe, 392-400 sayfaları arasında da  Fransızca olarak verilmiştir.

Selçuk Üniversitesi

Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi

ATA DERGİSİ

Sayı:10

Konya-2002

Sayfa: 1-44.

Not: 33-44. sayfalardaki Ekler kısmındaki resim formatında olan belge ve resimler alınmamıştır.