AHMED TEVHİD VE HALİL EDHEM (ELDEM)’İN FERİDUN NAFİZ UZLUK’A GÖNDERDİKLERİ  BAZI MEKTUPLAR

                                              Doç. Dr. Bayram ÜREKLİ*

                                               Arş. Gör. Doğan YÖRÜK**

 

GİRİŞ   

Bu çalışmaya konu olan mektuplar; Osmanlı Devleti’nin sonları ile Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında özellikle meskûkat ve kitâbeler üzerine çalışan  Ahmed Tevhid ve Halil Edhem (Eldem)’e aittir. Mektupların muhatabı ise ömrünü esas uzmanlık alanı olan tıbbî bilimlerin yanı sıra Mevlânâ ve Mevlevilik araştırmaları ile Türk tarihi, kültürü ve edebiyatına adamış olan Prof. Dr. Feridun Nafiz Uzluk’tur (1902-1974).

Selçuk Üniversitesi Selçuklu Araştırmaları Merkezi (SÜSAM) Uzluk Arşivi’nde[1] bulunan bu mektupların yayınlanmasıyla yakın dönem, kültür ve sosyal hayatımız ile Selçuklu tıp tarihine ilişkin bazı bilgilerin ortaya çıkmış olacağına inanıyoruz.

Mektupların muhteva ve metinlerine geçmeden önce; Ahmed Tevhid, Halil Edhem ve Feridun Nafiz Uzluk’un kısaca hal tercemelerini vermek, söz konusu kişilerin ve mektupların daha iyi anlaşılabilmesi için  kanaatimizce  uygun olacaktır.

 

Ahmed Tevhid: F.Nafiz Uzluk’a gönderdiği bir mektupta Erzurum’da doğduğunu belirten A. Tevhid iyi bir fenn-i meskûkât-ı İslâmiyye mütehassısıdır. Bâb-ı Âlî tercüme odası, müzeler ve kütüphâneler umum müfettişliği ile Türk Tarihi Encümeni gibi kurum kuruluşlarda çalışmıştır. Ancak Ahmed Bey’in hayatı hakkında maalesef tatmin edici bir bilgi bulamadık. Fakat ulaşabildiğimiz Meskûkât-ı Kadîme-i İslâmiyye Kataloğu, Kısm-ı Râbi‘, Kostantıniyye 1321; kitabının yanında Tarihî Osmânî Encümeni Mecmuası’nda (TOEM) yayınlanan bazı makalelerini ise şöyle sıralamak mümkündür: “Rum Selçukî Devleti’nin İnkırâzıyla Teşekkül Eden Tavâif-i Mülûk”, TOEM, I/1, s.35-40; I/3, s.191-199; “... Sinop’ta Pervanezâdeler”, I/4, s.253-257; “... Sinop’ta Gazi Çelebi”, I/5, s.317-321; “... Kütahya’da Germiyan Oğulları”, II/8, s.505-513; “... Karahisar-ı Sahib’de Sahib Ata Oğulları”, II/9, s.563-568; Kastamonu ve Sinop’ta İsfendiyar Oğulları”, I/6, s.383-392; “Gazi Çelebi”, II/7, s.422-424; “Saruhan Oğulları–Aydın Oğulları”, II/10, s.615-625; “Menteşe Oğulları”, II/12, s.761-768; “Denizli (Lâdik) Emâreti”, III/13, s.809-813; “Sisam Beyleri”, III/13, s.837-840; “Hünernâme” I/2, s.103-111; VIII-XI/49-62, s.85-89; “Bursa’da Umur Bey Câmii Kitâbesi”, III/14, s.865-872; “Selçuk Hatun Sultan”, III/15, s.957-961; “İlk Altı Padişahımızın Bursa’da Kâin Türbeleri” III/16, s.977-981; III/17, s.1047-1060; “Yıldırım Sultan Bayezid Han-ı Evvel Devrinde Mısır’a Sefâretle Gönderilen Sefer Şah’ın Vefâtı”, III/16, s.1031-1032; “Menteşe Oğullarından Ahmed Gazi Bey’in Hayrâtı Kitâbeleri”, III/18, s.1146-1152; “Ankara’da Ahiler Hükümeti”, IV/19, s.1200-1204; “Ahmed Aziz Paşa”, IV/21, s.1328-1332; “Beni Ertena”, V/25, s.13-22; “Kadı Burhaneddin Ahmed”, V/26, s.106-109; V/27, s.178-182; V/28, s.234-241; V/29, s.296-307; V/30, s.346-357; VI/31, s.405-409; VI/32, s.468-478; “Bursa’da En Eski Kitâbe”, V/29, s.318-320; “Bursa’da Çelebi Sultan Mehmed Han-ı Evvel Hazretlerinin Kerimelerinden Hafsa Sultan Namına Bir Kitâbe”, VII/39, s.187-189; “Akşehir’de Rumeli Fatihi Şehzâde Süleyman Paşa’nın Kerimesi Mezarı”, VIII/44, s.106-108; “Antalya Kitâbelerine Dair: Sultan Korkut’un Vâlidesi Türbesi”, XIV/6 (83), s.338-339; “Antalya Surları Kitâbeleri”, XV/9 (86), s.165-176; “Konya Müzesi’nde İki Kitâbe”, XV/10 (87), s.225-226; “Sahib Ata Oğullarından Ahmed”, XV/11 (88), s.357-360; “Hazırcızâde Hafız Mehmed Ağa”, XVI/16 (93), s.211-219.

Halil Edhem (Eldem): Sadrazam İbrahim Edhem Paşa’nın oğlu olan Halil Edhem, 1861 yılında İstanbul’da doğmuştur. İlköğrenimini Kaptan İbrahim Paşa Rüştiyesi’nde orta öğrenimini  Berlin’de yüksek tahsilini ise Zürih, Viyana ve Berne’de tamamlamıştır. Berne Üniversitesi Felsefe Fakültesi’nde doktora yapmış ve 1885’te İstanbul’a dönmüştür. Sırasıyla Bâb-ı Seraskeri Fabrikalar Nezareti, Erkân-ı Harbiye Dairesi, Dârüşşafakati’l-İslâmiye, Mekteb-i Mülkiye, Dârülmuallimin, Dârülfünûn, Âsâr-ı Atîka Müze-i Hümâyunu, İstanbul Şehreminliği, İstanbul Âsâr-ı Atîka Muhipleri Cemiyeti, Âsâr-ı Atîka Encümeni, Târîh-i Osmânî Encümeni, Türk Tarih Kurumu gibi kurum ve kuruluşlarda çalışmıştır. 1 Mart 1931’de emekli olan Halil Bey, aynı yıl içinde İstanbul’dan milletvekili seçilerek iki dönem bu görevi sürdürmüş ve 17 Kasım 1938’de  vefat etmiştir.

Halil Bey, Osmanlı döneminin sonları ile Cumhuriyet döneminin başlarında faaliyet gösteren, Türk kültür tarihinin önemli bir şahsiyetidir. Âsârı Atîka Müzesi’nin başında bulunmasından dolayı daha çok ilkçağ eserleriyle ilgilenmiş, fakat bunun yanında Türk-İslam kitâbe ve sikkeleriyle de uğraşmıştır. Nitekim Târîh-i Osmânî Encümeni Mecmuası ve Türk Tarih Encümeni Mecmuası’nda yayınlanan makalelerinin bir kaçı hariç hepsi kitâbeler hakkındadır. Türk müzeciliğinin gelişmesinde önemli katkıları olan Halil Bey’in, Anadolu’daki yüzlerce kitâbenin toplanıp yayınlanması, Türk mimari eserlerinin korunması ve ihyâsı konusunda  göstermiş olduğu gayret takdire şayandır[2].

Prof. Dr. Feridun Nafiz Uzluk: 1902 yılında Konya Ereğlisi’nde doğan Uzluk’un annesi, Mevlânâ soyundan Sıdıka Hanım babası ise 28 yaşında Yemen cephesinde şehit düşen subay Ahmed Hamdi Bey’dir. Uzluk, İlk tahsilinden sonra Konya’daki İttihad ve Terakkî İdâdîsi’ni bitirmiş, 1924’de Haydar Paşa Tıp Fakültesi’nden mezun olmuştur. Askerlik hizmetinden sonra, Ordu vilâyetinin Mesudiye kazası hükümet tabipliğine atanmış ve burada üç yıl görev yapmıştır. 1928’de Konya Memleket Hastanesi iç hastalıkları asistanlığına tayin edilmiş, 1929’da da Konya Sıtma Savaş Merkez Tabipliğine geçmiş, aynı yılın Eylül ayında ise Aksaray Vilâyeti Merkezi Sıtma Savaş Heyeti Tabipliğine naklolmuş ve burada üç yıl çalışmıştır. 1932 yılında kendi imkânlarıyla ihtisas yapmak üzere Almanya’ya gitmiş Münih ve Hamburg şehirlerinde tıp fakülteleri ve enstitülerinde  araştırmalarda bulunmuş ve buralardan sertifikalar almıştır. 1935’te Türkiye’ye dönmüş ve Trakya Umum Müfettişliğine bağlı salgın hastalıklar uzmanı olarak vazife yapmış, bir yıl sonra da Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü çiçek hastalığı mütehassıslığına tayin edilmiştir. Bu unvanla Kırşehir, Mucur, Boğazlıyan, Aksaray ve Niğde’de çıkan salgın hastalıklarla mücadele için teşkilâtlar kurmuştur. 1946’da Ankara Tıp Fakültesi Tıp Tarihi Enstitüsü’ne  profesör olarak ataması yapılmıştır.

 

Türk Tıp Tarihi Kurumu kurucu üyesi olan F. Nafiz Uzluk, Almanya, Fransa, İngiltere, Hollanda, Libya, İran ve Avusturya’da inceleme ve araştırmalarda bulunmuştur. Tıp tahsili sırasında kaldığı Galata Mevlevîhânesi’nde öğrendiği Arapça ve Farsça  lisanları ona Selçuklu ve İslam Tarihi ve Medeniyeti alanlarında, Mevlânâ araştırmaları ile ilgili pek çok eserin incelenmesi, yazılması veya tercüme edilmesi imkânını doğurmuştur. Ayrıca İngilizce, Almanca ve Fransızca da biliyordu. Araştırmacı kişiliği, Türk-İslam eserlerine hayranlığı, çeşitli doğu ve batı dillerine hakimiyeti dolayısıyla yurt içi ve dışındaki pek çok ilim adamı, edip ve sanatkârla irtibat kurmuş ve kongrelere katılmıştır. 27 Eylül 1974 yılında vefat eden Uzluk, hiç evlenmemiştir[3]

Elimizdeki malzeme, yedisi zarflı olmak üzere sekiz mektuptan ibarettir. Bunlardan üçü A. Tevhid’e, beşi ise Halil Edhem’e aittir. Tamamı eski harflerle yazılmış olan mektupların her birinin tarihi, ya üstüne yada altına kaydedilmiştir. Buna göre ilk mektup 21 Ağustos 1339/ [21 Ağustos 1923] sonuncusu ise 6 Şubat 1933 tarihlidir. Halil Edhem’in göndermiş olduğu mektuplardan iki tanesi aynı tarihi taşımaktadır (18.3.1931). Mektupların zarf üstü bilgileri de hemen hemen aynıdır. Fakat damganın bulunduğu kısım kesilmiş veya okunamadığından bu durumun nereden neşet ettiğini  tespit edemedik.

Tarih sırasına göre sıralandırılarak yeni harflere aktarılan mektuplardaki Arapça ve Farsça kelimelerin aslî şekilleri korunmaya çalışılmış, Türkçe kelimeler ise günümüz telaffuzuyla verilmeye gayret edilmiştir. Metinlerde çeşitli sebeplerden dolayı tarafımızdan yapılan ilâveler, köşeli parantez ile gösterilmiştir. Mektupların zarf üstü bilgileri,  metinlerin altında [ZARF:], [DAMGA:] şeklinde verilmiştir. 

 

 

 

MEKTUPLARIN MUHTEVALARI

 

1- Her iki şahsın da bir hayli yaşlandıkları,  Halil Edhem’in emekliliğinin geldiği, Ahmed Tevhid’in ise 65 yaşında olduğu ve şerâyîn (yüksek tansiyon) hastalığına yakalandığı, bundan dolayı da halsiz kaldığı ve istediği şeyleri yapamadığı anlaşılmaktadır. Halil Edhem, kendi özel durumunu şu sözlerle ifâde ederken: “Artık ihtiyar oldum. Oraya [Konya] kadar gitmeye kudretim yoktur” (2.7.1929). “Filvâki‘ tekâ’üdümü talep ettim. Kaçıncı defadır bilemem. Velhâsıl bu defa kabul olundu. Belki birkaç gün sonra sevgili müzemizden ayrılıyorum ... Yaşım beş on sene daha az olsaydı kovulmadan gitmezdim” (28.2.1931). Ahmed Tevhid’de kendi durumunu şöyle anlatmaktadır: “Altmış beş senesinin omuzlarıma yüklediği ağır yük kollarımı kımıldatmağa ve yazı yazdırmağa arzu ettiğim gibi müsâ’it olmuyor. Tasallub-ı şerâyîn netîcesi vücûdumda bir rehâvet var ilaçlarla da midemi bütün bütün bozmak istemiyorum. Kalemi ele aldım bir kelime yazıyorum bir hayli bekliyorum beyaz kağıt üzerine birkaç kelime-i siyah resim edemiyorum” (6 Şubat 1933).

2-F. Nafiz Uzluk’un Ahmed Tevhid’e tıpla ilgili yazılmış ve tercüme edilmiş kitaplar hakkında bilgi istediği anlaşılmaktadır: “Eslâfımız epeyce şey yazmış ve tercüme etmiştir. Bu cümleden biri İbn-i Sînâ’nın meşhûr Kânûn’un tercümesidir. Bir takımı İstanbul’da Koska’da Koca Râgıp Paşa Kütüphânesi’nde bulunmaktadır. Sultan Mustafa-yı sâlis devrinde Tokâdî Mustafa Efendi bin Ahmed bin Hüseyin tercüme etmiştir. Kütüphânenin ilâvelerinden olan bu kitabın kayıt numarası 1542’dir adı “Külliyât-ı Fi’t-Tıb” olup 21 cüzdür. O vakitler şimdiki ıstılâhât-ı tıbbiye henüz tekarrür etmemiş olduğundan mütercim aslındaki ta‘birâtı muhâfaza etmiştir. Tabipler ve tıp talebesi bu eseri mütâla‘a ediyorlar. Vaktim müsâ’it olursa ba’z yerlerini istinsah edip zât-ı ‘âlînize gönderirim” (6 Şubat 1933).

“Şeyhülislam Veliyüddin Efendi Bâyezîd Câmi‘i ittisâlinde yaptırdığı kütüphânede bir çok tıp kitapları toplamıştır. Geçen gün bunları şöyle gözden geçirdim. Büyücek bir Kâmus-ı Tıbbî vakit buldukça gözden geçireceğim. Bunu görmüş mü idiniz?”  (4 Haziran 1932).

3-Buna karşılık A. Tevhid’in de Münih’te bulunan F. Nafiz Uzluk’tan İslam ve Yunan sikkeleri ile ilgili kitaplar sorduğu görülmektedir: “Münih’te bizim Bâyezid’de olduğu gibi eski kitap satanlar var mıdır? Fransızca İslam ve Yunan sikkelerine dâ’ir ucuzca kitaplar bulunabilir ise bedel-i iştirâsı takdîm olunmak üzere bu bâbdaki ricâmı is‘âfa vakt-i ‘âlîniz müsâ’it midir”  (4 Haziran 1932).

 4- Bir zamanlar Anadolu’da görülen en yaygın hastalıklardan biri olan sıtmaya A. Tevhid ve ailesinin de yakalandığı anlaşılmaktadır: “Sıgar-ı sinnimde sıtmadan gözüm yılmış ve hele Konya’da bir yılı müte‘âkib büyük birâderim merhumdan başlayarak evde ‘umûmuzu denecek derecede pençe’-i kahrına almış idi. İki gün o kadar şiddetli nöbetler geçirdim ki hemen hemen hayattan geçme derecesine vardım”  (21 Ağustos 1923).

5- Tıp Fakültesi son sınıf öğrencisi olan F. Nafiz Uzluk’un A. Tevhid’e çeşitli sorular sorduğu, A. Tevhid’in de bunları cevaplandırmaya çalıştığı görülmektedir. Öncelikle Selçuklu Devleti hekimleri hakkında bilgi istediği; “Selçuk hekimlerini merak etmedim. Ma‘mâfih bunların menâkıb ve terâcime dâ’ir eserlere rast gelmedim. İbn-i Bîbî’de ve Tezkere’-i Aksarâyî’de (Müsâmeretnâme’de) [Müsâmeretü’l-Ahbâr) belki Sulçukî etıbbâsına dâ’ir bir iki söz ola fakat not almadım hatırlamıyorum da ...

Etıbbânın terâcimine dâ’ir tabakât nâmıyla eserler varmış oralarda ve İbn-i Hacer’in terâcime müte‘allık âsârında belki bulunabilir ... Celâleddîn Karatay’ın birâderi Kemâleddîn ile Kemâleddîn Kâmyar’ın etıbbâdan oldukları meçhûlümdür. Bu zevâtın tıp eserleri olup olmadığı meçhûlümdür. Kütüphânelerimizde tıp ve fünûn-ı tıbbiyeye dâ’ir hayli kitaplar vardır bunlardan belki ma‘lûmât alabilirsiniz ... Tabiplere şimdilik bu kadar ‘arz-ı ma‘lûmât edebildim şâyet esnâ-yı mütâla‘ada tıbba dâ’ir bir şey görürsem bildiririm.” sözlerinden anlaşılmaktadır (21 Ağustos 1923).

Ayrıca, Konya’daki Bey Hekim; “Konya’da Bey Hekimi’nin mezarını görmedim. Evvelâ sizden işitiyorum. Fakat Bey Hekimi Câmi‘i vardır. Onun da içini görmek kısmet olmadı” (21 Ağustos 1923) Kayseri’deki, II. Kılıçarslan’ın kızı Melike Gevher Nesîbe’nin mâristânı ve Kastamonu’daki Yılanlı Tekke ve Medrese, Erzincan ve Erzurum’daki Selçuklu eserleri ve mâristânı; “Gördüğüm yerlerden Erzincan’da da ne Selçukî âsârı ne de mâristânı kalmıştır. Zelzelerle cümlesi harâb olmuş. Erzurum’da doğdum ammâ pek küçük iken çıktığımızdan hatırlamam”  hakkında bilgi istediği anlaşılmaktadır (21 Ağustos 1923).

A. Tevhid’in mektuplarında; Konya ve Çankırı’daki mâristanlar hakkında ise şu bilgileri bulmak mümkündür: “Çankırı’da ‘Alâ’eddin Keykubâd-ı evvel bin Keyhüsrev zamanında Ata Beg Cemâleddin Ferruh tarafından yaptırılmış dârü’l-‘âfiye isminde bir dârü’t-tedâvi vardı ki bugün o bina mevlevihâne ittihâz edilmiştir[4]... Konya’da mâristân ne gördüm ne işittim. İhtimal ki vardı harâb oldu. Yâhut tebdîl-i şekil etti”  (21 Ağustos 1923).

6-Aynı şekilde Halil Edhem’in mektuplarında da Konya’daki Selçuklu eserlerinin bakımsız ve yetim kaldığına dair malûmata rastlanılmaktadır: “Konya âbidâtının hâli pür melâli ma‘a't-te’essüf malûmum idi. Esâsen üç sene evvel oraya gitmiştim. Ve ‘Anber Reis’i vesâireyi görmüştüm. Sadreddin ve Turgut Reis’i buk‘alarının da hedim olunacağına hezâr-ı  te’essüf. Ma‘mâfih derhal ma‘ârif vekîline ehemmiyetle bir mektub-ı resmî yazdım. İnşaallah te’siri olur. Ma‘ârif vekâleti bunların muhafazası için her dem (emirler ?) gönderiyor. Fakat mahallî hükûmetleri buna kulak asmazlar” (26 Teşrîn-i Evvel 1928). “Konya’nın Selçukî mebânîsi böyle birer birer mahvolup gidiyor. Fakat yalnız o mu? İstanbul’daki türbelerin halini görseniz. İnce Minare için de derhal ma‘ârif vekâletine uzun ve acıklı bir tahrîrat yazdım. Allah te’sirin halk eyleye müreşşa‘ ...sıdır (?). Fakat Konya’nın âbideleri hakkında aldığım ma‘lûmât pek farklıdır. Ez cümle türbeden merkadleri de kaldırmışlarmış aslı var mı?” (2.7.1929).

7-A. Tevhid ve H. Edhem’in mektuplarında F. Nafiz Uzluk’un biraderi Şehabeddin Uzluk’tan sıkça bahsedilmektedir: “Birâder-i ‘âlîniz Şehâbeddin Bey’in selam ve iltifâtından da memnun oldum. Bi’l-mukâbele ‘arz-ı tahiyyât-ı mahsûsa ederim” (4 Haziran 1923)Biraderiniz nerededir? Ba’z kere beni hatırlardı. Pek çoktandır yazdığı yoktur acaba elan Münih’te mi yoksa geldi mi? Bendenize ma‘lûmât veriniz” (2.7.1929). “Biraderinizden ne haberler vardır. Bundan bir veya iki sene evvel galiba Münih’ten bir mektup yazmış bir gazetede intişâr eden makalelerine dâ’ir mütâla‘amı sormuştu. Lüzûmundan fazla ecnebî ta‘birler kullanmamasını tavsiye etmiştim. Ondan sonra bir daha bir haber gelmedi. Galiba bana gücendi. Sağ var olsun” (26 Teşrîn-i Evvel 1928). “Biraderinizden ve pederinizin âfiyet haberlerine memnun kaldım. Mektup yazdığınızda benden de selam yazınız” (28.2.1931).

8-Mektuplarda; devlet, siyaset, edebiyat, kültür, sanat ve tıp tarihimizle ilgili pek çok şahıs (dördü yabancı) ve eser adı yanı sıra çeşitli kurum, kuruluş ve müessese adlarına da rastlanılmaktadır: İbn-i Sînâ (980-981/1037), Tokâdi Mustafa Efendi bin Ahmed bin Hüseyin, Babinger (1891-1967), Zushaym (Doktor), Zambaver (Sâbık Avusturya Mîralayı), Van Berchem (İsviçreli), Cevad Bey, Şehâbeddin Bey (Uzluk) (1900-1989), Ali Emîri Efendi (1857-1924), İsmail Sa’ib Efendi, Şeyhülislam Veliyüddin Efendi (- ö.1768), Dilâşub Hanım, Mahrûkizâde Cafer Bey, İbn-i Bîbi (ö. Mart 1272), İbn-i Hacer (1372-1449), Bey Hekim, Celâleddin Karatay (ö.1254), Kemâleddin Kâmyar (ö.1238), Kemâleddin (Celâleddin Karatay’ın biraderi), I. Gıyâseddin Keyhüsrev (1164-1211), II. Kılıçarslan (ö.1192), Gevher Nesîbe (ö.1204-1205), İsmail Hakkı Bey, I. Alâaddin Keykubad (ö.1237), Cemâleddin Ferruh (Ata Beg), Ali bin Süleyman bin Ali, Sultan III. Mustafa (1717-1774), Celâlzâde Nişancı Mustafa Bey (1494-95/1567), Hacı Bayram, İsmail bin Mehmed, Aziz Bey (İzmir Âsâr-ı Atîka müfettişi), Hamdizâde Abdülkâdir Efendi [Erdoğan] (1878-79/1944), Hüsrev Bey; Külliyât-ı Fi’t-Tıp, Kânûn, Kâmus-ı Tıbbî, Tezkere-i Aksarâyî (Müsâmeretnâme) [Müsâmeretü’l-Ahbâr] , Tabakâtü’l-Memâlik ve Derecâtü’l-Mesâlik.

 Şahıs ve eser isimlerinden sonra çeşitli şekillerde adı geçen kurum, kuruluş ve müesseseler ise Koca Ragıp Paşa Kütüphânesi, Veliyüddin Efendi Kütüphânesi, Ayasofya Kütüphânesi, Esad Efendi Kütüphânesi, Diyarbekir Kıra‘athânesi, İkdam Gazetesi, Aksaray Gazetesi, Karesi (Balıkesir) Sultânîsi’dir.

Sonuç olarak, Ahmed Tevhid, mektuplarında Selçuklu tıpçıları, tıp eserleri, hekimleri, âbideleri ve müesseseleri ile dönemin ilim ve kültür adamları hakkında bilgiler vermekte ve bu konulara ışık tutmakta, Halil Edhem ise daha çok Konya’daki Selçuklu eserlerinden ve Uzluk’a olan muhabbet ve sevgisini dile getirmekte, daha çok meslek hayatı ile ilgili gelişmelerden bahsetmektedir. Mektuplar, yazıldığı dönemin sosyo-kültürel meselelerini yansıttığı için son derece öneme haiz görünmektedirler. Özellikle Konya’daki tarihi eserler hakkındaki bilgiler, yaşadığımız şehrin dünü ile bugününü anlamamız açısından paha biçilmez niteliktedir.

Aşağıda isim ve kronolojik sıraya göre sunacağımız söz konusu mektupların, Türk kültür, edebiyat ve tarih hayatımız açısından önem arz ettiğini düşünüyoruz.

 

MEKTUPLARIN METİNLERİ

          I-21 Ağustos 1339/ 21 Ağustos 1923 tarihli mektup

Bismihi

‘Azîzim Efendim,

  10 Ağustos 1339 târihli iltifatnâme’-i ‘âlînizi yed-i memnûniyete alarak okudum. Feyz-yâb   olmanızı hâssaten dergâh-ı ilâhîden temennî ederim. Evvel bi-evvel söyleyeyim târih-i milâdî isti‘mâlini muvâfık göremediğimden iltifatnâmenizi târih-i mâlî ile yazdım.

 

  Gayretinizi Cenâb-ı Hak müzdâd buyursun. Vesâ’it-i ‘ilmiyemizin mefkûd denecek kadar az olması bizde erbâb-ı merâkı çabuk mefkûd eder. Lâkin sebat edenler bilâhire be-hema hâl muvaffak olurlar. Mükibbâne bir sa‘î ile maksûdunuza erersiniz.

  Okuduğum Gazate-i İkdâm’dan makâlelerinizi gördüm okudum müstefîd olduğum cihetlerde oldu. Ereğli ve dolayısıyla sıtma hakkındaki ifâdâtınız pek musîbdir. Sıgar-ı sinnimde sıtmadan gözüm yılmış ve hele Konya’da bir yılı müte‘âkib büyük birâderim merhumdan başlayarak evde ‘umûmuzu denecek derecede pençe’-i kahrına almış idi. İki gün o kadar şiddetli nöbetler geçirdim ki hemen hemen hayattan geçme derecesine vardım. Nâfi’-i makâlâtınıza devâmı tavsiyeye cür’et ettim.

  Geleyim sorduklarınıza bunların çoğuna cevaptan ‘âcizim

  1-Selçuk hekimlerini merak etmedim. Ma‘mâfih bunların menâkıb ve terâcime dâ’ir eserlere rast gelmedim. İbn-i Bîbî’de ve Tezkere’-i Aksarâyî’de (Müsâmeretnâme’de) [Müsâmeretü’l-Ahbâr] belki Sulçukî etıbbâsına dâ’ir bir iki söz ola fakat not almadım hatırlamıyorum da.

Etıbbânın terâcimine dâ’ir tabakât nâmıyla eserler varmış oralarda ve İbn-i Hacer’in terâcime müte’allık âsârında belki bulunabilir.

2-Konya’da Bey Hekimi’nin mezarını görmedim. Evvelâ sizden işitiyorum. Fakat Bey Hekimi Câmi‘i vardır. Onun da içini görmek kısmet olmadı. Konya’da görmediğim yerlerden Tâhir ile Zühre Câmi‘i denilen metin bina ile Süt Tekkesi nâmı verilen Keykâvus’un kerîmesi türbesidir. Bu son binâyı ziyârete gittiğimde bir kadın buraya erkekler girmez sütü kesilmiş emzikli kadınlar gelir şifâyâb olur diye beni içeriye bırakmadığını hâlâ der hatır ettikçe gülerim.

3-Celâleddîn Karatay’ın birâderi Kemâleddîn ile Kemâleddîn Kâmyar’ın etıbbâdan oldukları meçhûlümdür. Halil Bey’de (müze müdürü) Karatay’ın ve birâderinin vakfiyeleri sûreti vardır. Ammâ Halil Bey şimdi ya Almanya ya İsviçre’dedir.

4-Bu zevâtın tıp eserleri olup olmadığı meçhûlümdür. Kütüphânelerimizde tıp ve fünûn-ı tıbbiyeye dâ’ir hayli kitaplar vardır bunlardan belki ma‘lûmât alabilirsiniz.

 

5-Kayseri’de Gıyâseddin Keyhüsrev-i evvelin hemşîresi ve Kılıçarslan-ı sânînin kızı Melike Gevher Nesîbe’nin mâristânı hakkında Halil Bey’in Kayseri şehri eserinde (sahife 30’dan 33’e kadar) ma‘lûmât vardır. Mîr-i müşârun ileyh vakfiyesini bulamamış, ne işittim ne gördüm. Sivas’taki şifâ’iyenin zannım evkâfta vakfiyesi müseccel imiş ammâ tahkîk edemedim. Halil Bey’in müteveffâ İsviçreli Van Berchem ile müşterek Sivas-Divriği (Fransızca’dır) eserinde sahife 5’den 11’e kadar hayli ma‘lûmât vardır.

6 ve 7-Kastamonu’daki Yılanlı Tekke ve Medrese hakkında Kastamonu’da 1 Nisan 1338’de intişâr itmiş olan “Doğu” risâle’-i mevkûtesinin 7’nci sayısında gördüğüm kitâbeyi nakl ettim:

Bismillâhirrahmânirrahîm

Ve nünezzil mine’l-kur‘âni mâ hüve şifâ’ün ve rahmetün

li’l-mü’minîn. Kâle’n-nebiyyü salla’l-lâhü ‘aleyhi ve sellem tedâvû  ‘ıbâdü’l-lâhi

fe-inne’l-lâhe te‘âlâ halaka li-külli dâ’in devâ’in illâ lisâmin

emera binâ’e hâzihi’l-mâristân

el-mübâreke ve ‘imâretehâ ahvecü halkı’l-lâhi ilâ

rıdvânihi ve efkaruhüm ilâ gufrânihi ‘Ali b. Süleyman b. ‘Ali

tekabbela’l-lâhü minhü’l-hasenâte ve tecâveze ‘anhü es-seyyi‘âte ve vakafe’l-iktâbe’l-hayrâti

fî şuhûr-i sene ihdâ ve seb’în ve sitte mie hâmiden li’l-lâhi ve müsalliyen ‘alâ nebiyyihi

Hâşiyede: Çankırı’da ‘Alâ’eddin Keykubâd-ı evvel b. Keyhüsrev zamanında Ata Beg Cemâleddin Ferruh tarafından yaptırılmış dârü’l-‘âfiye isminde bir dârü’t-tedâvi vardı ki bugün o bina mevlevîhâne ittihâz edilmiştir. Kitâbe ‘aynen şöyledir:

Muharrem sene selâse ve selâsîn ve sitte mie

1- Emera bi-‘imâreti hâzihi’d-dâri’l-‘âfiyeh el-meymûne fî eyyâm-i devleti’s-

2- sultânü’l-a‘zam ‘Alâ’eddünya ve’d-dîn ebu’l-feth

3- Keykubâd b. Keyhüsrev kasîmü emîri’l-mü’minîn e‘ıza’l-lâhü ensârahü

4- El-‘abdü’z-zâ‘îf el-muhtâc ilâ rehmeti’l-lâh Cemâleddin Ferruh

5-El-Ata Beg el-meliki’l-müte‘âlî veffagahullâh

  Bu makâlenin muhariri İsmâ‘il Hakkı Bey şimdi Karesi (Balıkesri) Sultânîsi müdürüdür. Geçen Cum‘a ertesi gününe kadar İstanbul’da idi. Konya’da mâristân ne gördüm ne işittim. İhtimal ki vardı harâb oldu. Yâhut tebdîl-i şekl etti.

  Gördüğüm yerlerden Erzincan’da da ne Selçukî âsârı ne de mâristânı kalmıştır. Zelzelerle cümlesi harâb olmuş. Erzurum’da doğdum ammâ pek küçük iken çıktığımızdan hatırlamam. Ayasofya Kütüphânesi’nde 3296 Tabâkâtü’l-Memâlik ve Derecâtü’l-Mesâlik “Celâl-zâde Nişancı Mustafa Bey’in eseridir” de Süleymâniye Câmi’i’nin inşâsından bahs olunurken tımarhâneden meddahâne bahs olunur.

  (Ricâ-yı mahsûs: Gazetede nâm-ı hakîrânemin zikrinden haz etmem şâyet îcâb ederse bir zevât denilmesini niyâz ederim)

  Tabiplere şimdilik bu kadar ‘arz-ı ma‘lûmât edebildim şâyet esnâ-yı mütâla‘ada tıbba dâ’ir bir şey görürsem bildiririm.

  Süleymâniye’de Es‘ad Efendi Kütüphânesi kitapları meyânında numara 2866 Şatranç kitabının ikinci sâhifesinde “men ketebe Hacı Bayram etıbham et-tabîp sol köşesinde ketebe el-fakîrânî rabbü’l-ganî İsmâ‘il b. Mehmed el-lezî  el-mülakkab be-hekîmü’s-sarâyî” yazılıdır. Her gün her saat 9’dan 12’ye kadar evdeyim. Teveccühât-ı kalbîyenizin devâmı mevcuttur efendim. 21 Ağustos sene 1339

     Ahmed TEVHİD

[ZARF:]            Gönderen: İstanbul’da Sultan Ahmet’te Helvacıbaşı İskender Ağa Mahallesinde Mehmed Paşa Câmi‘i Sokağında 36 Numarada      

                                        Ahmed TEVHİD

Üsküdar Mevlevîhânesi’nde Tıp Fakültesi Müntehî Sınıf  Talebesinden Feridun Nafiz Bey Efendiye

[DAMGA:]          21.8.1339 / İSTANBUL

 

 

          II-4 Haziran 1932 tarihli mektup

Bismihi

Fâşi‘âr Mu‘azzez Muhibbim Efendim,

  Münih’e gider gitmez senâkârınızı unutmayarak iltifatnâme’-i ‘âlînizle bir de kütüphânemi tezyîn eden bir eserle taltîf ettiniz. Pek memnûn olarak ‘arz-ı teşekkürân ederim.

  14 Haziran 1932 târihli iltifatnâmenizde Münih’e kadar rahat gidildiği Münih’te de rahat ettiğinize pek memnûn oldum. Sıhhat ve ‘âfiyet ve refâhiyet ve sa‘âdetiniz müzdâd olsun. Birâder-i ‘âlîniz Şehâbeddin Bey’in selam ve iltifâtından da memnun oldum. Bi’l-mukâbele ‘arz-ı tahiyyât-ı mahsûsa ederim.

  Zushaym Efendi ile merhum ‘Ali Emîrî Efendi vâsıtasıyla Diyarbekir Kırâ‘athânesi’nde görüşmüş idik. Çalışkan bir zâttır. Gördüğünüzde selam ve ihtirâmımı tebliğ buyurursunuz.

  İsmâ‘îl Sâ’ib Efendi’ye selamlarınızı söyledim. Halbuki hazrete de mektup göndermişsiniz. Kitapçı Mahmud’ı iknâ‘a gayret ettiğini ve henüz muvaffak olamadığını söylediler.

  Hitit resimlerini hâvî kitaptan memnun oldum. Münih’te bizim Bâyezid’de olduğu gibi eski kitap satanlar var mıdır? Fransızca İslam ve Yunan sikkelerine dâ’ir ucuzca kitaplar bulunabilir ise bedel-i iştirâsı takdîm olunmak üzere bu bâbdaki ricâmı is‘âfa vakt-i ‘âlîniz müsâ’it midir?

Şeyhülislam Veliyüddin Efendi Bâyezîd Câmi‘i ittisâlinde yaptırdığı kütüphânede bir çok tıp kitapları toplamıştır. Geçen gün bunları şöyle gözden geçirdim. Büyücek bir Kâmus-ı Tıbbî vakit buldukça gözden geçireceğim. Bunu görmüş mü idiniz? Tıp kitaplarından bir kaçını Veliyüddin Efendi bizzat istinsah etmiş olmasına göre tıbba merâkı olduğuna hükm olunabilir.

İstanbul bu günler [de] pek sıcaktır yağmur yağmıyor. Buna rağmen meyve sebze bol ve ucuzdur.

Teveccühât-ı kalbîyenize teşekkür ederim. Dilâşub Hanım’ın tebessümlerine memnun oldum. Merhum hocam Mahrûkizâde Ca’fer Bey Fransızca “Si la jeunesse savait; Si la vieillesse pouvait” sözünü “bilse gençlik yapabilse pîri” diye nazmen tercüme etmiştir. Her halde bu nazma tevfîk-i hareket eder. Zîrâ ihtiyarlıkta yalnız tehassürle madmazellere bakılmaz. Boş boğazlığa hatime vereyim. Hamdizâde  ‘Abdülkâdir Bey Türk ve İslam ‘Âsârı müdür mu‘âvinliğine ta‘yîn olunarak İstanbul’a geldi. Me’zûnen Konya’ya gidecek idi. Gâliba gitti ki görmedim.

Samîmi teveccühlerinizin devâmını ricâ ederim ‘azîzim efendim.

4 Haziran 1932

İstanbul’dan Ahmed TEVHİD

 

            [ZARF:]Expedié par: Tevhit  Inspecteur de l’institution İstanbul publique Turquie                                                                             

                          Dr. Med. Feridun Nafiz Bey Efendi

Barer   Str  21/I

                       München

 

[DAMGA:]          [okunmuyor]

          III-6 Şubat 1933 tarihli mektup

Bismihi

Muhterem Mu‘azzez Doktorum Beyim Efendim,

İltifatnâme’-i ‘âlînizi kıymettâr hediyenizi yed-i ihtirâma alalı hayli zaman oldu. Altmış beş senenin omuzlarıma yüklediği ağır yük kollarımı kımıldatmağa ve yazı yazdırmağa arzu ettiğim gibi müsâ‘it olmuyor. Tasallub-ı şerâyîn [yüksek tansiyon] netîcesi vücûdumda bir rehâvet var ilaçlarla da midemi bütün bütün bozmak istemiyorum.

Kalemi ele aldım bir kelime yazıyorum bir hayli bekliyorum beyaz kağıt üzerine birkaç kelime-i siyah resim edemiyorum. Tabipsiniz hal anlarsınız kusûrumu afv edersiniz.

 

Eslâfımız epeyce şey yazmış ve tercüme etmiştir. Bu cümleden biri İbn-i Sînâ’nın meşhûr Kânûn’un tercümesidir. Bir takımı İstanbul’da Koska’da Koca Râgıp Paşa Kütüphânesi’nde bulunmaktadır. Sultan Mustafa-yı sâlis devrinde Tokâdî Mustafa Efendi bin Ahmed bin Hüseyin tercüme etmiştir. Kütüphânenin ilâvelerinden olan bu kitabın kayıt numarası 1542’dir adı “Külliyât-ı Fi’t-Tıp” olup 21 cüzdür. O vakitler şimdiki ıstılâhât-ı tıbbiye henüz takarrür etmemiş olduğundan mütercim aslındaki ta‘birâtı muhâfaza etmiştir. Tabipler ve tıp talebesi bu eseri mütâla‘a ediyorlar. Vaktim müsâ‘it olursa ba‘zı yerlerini istinsah edip zât-ı ‘âlînize gönderirim.

Yaz tatilinde İstanbul’a gelmek niyetinde misiniz? Teveccühât-ı kalbîyenizin devâmını rica ederim. Doktor Zushaym’ın (?) hatırını istifsâr ile ihtirâmâtımı lütfen tebliğ edersiniz.

Sâbık Avusturya mîralaylarından Zambaver zannım Hamburg’da imiş adresini öğrenmek zât-ı ‘âlînizce mümkün müdür? Zambaver değerli bir müsteşrıktır. Bilhassa meskûkât-ı İslâmiyyede yed-i tûlâsı  vardır.

Talebe müfettişi Cevad Bey mösyö Babinger’den selamla beraber makâle yazmaklığımı teşvîk-i ifâdâtını getirdi. Nerede olduğunu ve adresini söylemeyi unuttu ben de sormadım. Doktor Zushaym bilir zann ederim. Lütfen öğrenir misiniz?

Kemâl-i samîmiyetle iki elinizi birden sıkarım, ‘arz-ı ihtirâmât ederim, ‘azîzim muhterem doktorum beyim.

6 Şubat 1933

İstanbul’dan Ahmed TEVHİD

 

[ZARF:]  [Zarf yok]

[DAMGA:]          [Damga yok]

          IV-26 Teşrîn-i Evvel 1928/ 26 Ekim 1928 tarihli mektup

Muhterem Doktor Bey Efendi,   

Konya’dan lütfettiğiniz mektubunuzu aldım. Beni unutmadığınıza arz-ı teşekkürân ederim. Konya âbidâtının hâli pür melâli ma‘a't-te’essüf malûmum idi. Esâsen üç sene evvel oraya gitmiştim. Ve Anber Re’is'i vesâ’ireyi görmüştüm. Sadreddin ve Turgut Re’is'i buk‘alarınında hedim olunacağına hezâr-ı te’essüf. Mamâfih derhal ma‘ârif vekîline ehemmiyetle bir mektub-ı resmî yazdım. İnşaallah te’siri olur. Ma‘ârif vekâleti bunların muhafazası için her dem  ... (?) gönderiyor. Fakat mahallî hükûmetleri buna kulak asmazlar. Hamdizâde muhterem Abdülkâdir Efendi [Erdoğan] Hazretlerine bendeniz de arz-ı hürmetler ederim.

Biraderinizden ne haberler vardır. Bundan bir veya iki sene evvel galiba Münih’ten bir mektup yazmış bir gazetede intişâr eden makalelerine dâ’ir mütâla‘amı sormuştu. Lüzûmundan fazla ecnebî ta‘birler kullanmamasını tavsiye etmiştim. Ondan sonra bir daha bir haber gelmedi. Galiba bana gücendi. Sağ var olsun ve sen de âfiyetle kalasın muhterem doktor bey efendi.    HALİL

[ZARF:]  İstanbul’da Müze Müdürü Halil tarafından

Konya Memleket Hastahânesi Etıbbâsından Muhterem Doktor  Feridun Nafiz Bey Efendi

                   KONYA

            [DAMGA:]        27.10.1928      İSTANBUL

   V-2.7.1929 tarihli mektup

Azizim Doktor Bey Efendi,

Mektubunuzu aldım, hakîkaten yüreğim yandı. Konya’nın Selçukî mebânîsi böyle birer birer mahvolup gidiyor. Fakat yalnız o mu? İstanbul’daki türbelerin halini görseniz. İnce Minare için de derhal ma‘ârif vekâletine uzun ve acıklı bir tahrîrat yazdım. Allah te’sirin halk eyleye müreşşa‘ ...sıdır (?). Fakat Konya’nın âbideleri hakkında aldığım ma‘lûmât pek farklıdır. Ez cümle türbeden merkadleri de kaldırmışlarmış aslı var mı? Artık ihtiyar oldum. Oraya kadar gitmeğe kudretim yoktur. Fakat geçende İzmir’den müfettiş Aziz Bey oraya gitmiş ise acaba ne yaptı?

  Biraderiniz nerededir? Ba’zı kere beni hatırlardı. Pek çoktandır yazdığı yoktur acaba elan Münih’te mi yoksa geldi mi? Bendenize ma‘lûmât veriniz. Bâkî hürmetler ederim. Doktor bey efendi,  sağ var olsunlar. HALİL

 

[ZARF:]  Halil Edhem İstanbul Müzeler Müdürü

Doktor Feridun Nafiz Bey Efendi Sıtma Mücadele Merkez Tabibi         KONYA

  [DAMGA:]        [okunmuyor]

   VI-28-2.1931 tarihli mektup

Muhterem Mu‘azzez Doktor Bey,

Öteden beri âcizlerini iltifatlara gark edersiniz. Bende sizi pek sevenlerden hürmet edenlerdenim. Mektubunuza derin derin teşekkürler ederim. Heyhât ki çok zamandan beri sizi görmekten ve sizden istifade etmekten mahrum kaldım. Filvâki‘ tekâ’üdümü talep ettim. Kaçıncı defadır bilemem. Velhâsıl bu defa kabul olundu. Belki birkaç gün sonra sevgili müzemizden ayrılıyorum. Gözüm arkada pek kalmayacak çünkü yerine [me] gelen yine buradan yetişme genç ve muktedir bir zâttır. İzmir Âsâr-ı Atîka müfettişi Aziz Bey. Ümit ederim ki bu kurulmuş makineyi idâme ettirir. Yaşım beş on sene daha az olsaydı kovulmadan gitmezdim.

  Biraderinizden ve pederinizin âfiyet haberlerine memnun kaldım. Mektup yazdığınızda benden de selam yazınız. Bâkî selâmet ve hürmetler mükerrem doktor bey efendi.         28.2.31

                                                                             HALİL

[ZARF:]  Halil Edhem Posta K. 403 STAMBOUL

Dr. Feridun Nafiz Bey Efendi Sıtma Mücadele  Tabibi                                    KONYA-AKSARAY

  [DAMGA:]        [Mektubun damga kısmı kesilmiş]

   VII- 18.III.1931 tarihli mektup

Muhterem Doktor Bey Efendi,

 

Bu sabah ki arîzamı gönderdikten sonra ihsannâmeniz ve Aksaray Gazetesi’nin bir diğer nüshası vürûd etti. Tekrâren iltifâtınıza takdirlerinize bin kere arz-ı şükrân ederim. Aman azîzim rica ederim. Beni mahv etmeğin ve mahviyetimi bozmayınız. Bendeniz davulsuz dümbeleksiz köşe-i inzivâya çekilmek isterim.

  Ne Konya’nın hemşeriliğini ne de Dârülfünûn’da fahrî mu‘allimlik isterim. Sizin gibi dostların takdirleri bana ma‘a ziyâde kifâyet eder. Esâsen rahatsızım şöyle rahatça köşemde oturmak benim için büyük bir nimettir. Gözlerinizden öperim. Pek muhterem doktor bey efendi.  HALİL

[ZARF:]  Halil Ethem Posta K. 403 İSTANBUL

Dr. Feridun Nafiz Bey Efendi Sıtma Mücadele Tabibi              AKSARAY/KONYA

[DAMGA:]          [okunmuyor]

VIII-18.3.1931 tarihli mektup

Muhterem Doktor Bey Efendi,

Aksaray Gazetesi’ni aldım. Hakk-ı âcizânemde yazmış olduğunuz makâleyi kemâl-i hicâb ile okudum. Pek mütehassis oldum hiçbir değerim olmadığını pekala bildiririm. Fakat bana olan muhabbet ve kararınızı bildiğimden bu yazdığınızın bence kıymeti yoktur. Fakat ma‘lum ya mahviyeti sever bir adamım kemâl-i sükûnetle çekilmek isterim. Hiçbir tefâhire de hakkım olmadığı gibi ötede gözüm de yoktur. Sizin gibi dostların bir küçük takdîri âcizâne kifâyet ederdi. Herhalde lütfunuzun teşekküründen âcizim. Afiyetle tetkîkinize devam buyurmanızı haktan temennî ederim. Muhterem doktor bey. HALİL

‘Azizim babamız Adalı Denizi’nden değil Kara Deniz tarafından bir yetim çocuk olarak bir yaşında iken Hüsrev ... (?) bir adam tarafından İstanbul’a paşanın konağına getirilmiştir. Halil EDHEM

[ZARF:]  Halil Ethem Posta K. 403  İSTANBUL

Dr. Feridun Nafiz Bey Efendi Aksaray Sıtma Mücadele Tabibi      AKSARAY

[DAMGA:]          [Mektubun damga kısmı kesilmiş]             

 

DİPNOTLAR 

[1] Uzluk Arşivi hakkında geniş bilgi için bkz.: Haşim Karpuz-Yakup Şafak, “Selçuk Üniversitesi Selçuklu Araştırmaları Merkezi (SÜSAM) Uzluk Arşivi’nin Mevlevilik ve Tıp Tarihi Açısından Önemi”, X. Milli Mevlânâ Kongresi, Konya 2002; Yakup Şafak, “S.Ü. Selçuklu Araştırmaları Merkezi Uzluk Arşivi’nde Bulunan Veled Çelebi’ye Yazılmış Bazı Mektuplar”,  Türkiyat Araştırmaları Dergisi, S.9, Konya 2001, s.332-333; Yakup Şafak-Yusuf  Öz, “Tahirü’l-Mevlevî’nin F. Nafiz Uzluk’a Gönderdiği Mektuplar”, Yedi İklim, S.142-143, Ocak-Şubat 2002, s.19-20;

[2] Halil Edhem hakkında geniş bilgi için bkz.: Füruzan Kınal, “Halil Edhem Bibliyografyası”, Halil Edhem Hâtıra Kitabı, I, Ankara 1947, s.299-302; Semavi Eyice, “Halil Ethem Eldem”, DİA, XI, İstanbul 1995, s.18-21; Yayın Kurulu, “Halil Ethem Eldem”, Yaşamları ve Yapıtlarıyla Osmanlılar Ansiklopedisi, I, İstanbul 1999, s.396-397.

[3] F. Nafiz Uzluk hakkında geniş bilgi için bkz.: Ayhan Yücel, “Prof. Dr. Feridun Nafiz Uzluk ve Adına Kurulan Kütüphânesindeki Tıbbi Yazma Eserleriin Listesi” II. Türk Tıp Tarihi Kongresi Ankara 1990, Ankara 1999, s.173-176; Şükrü Elçin, “Prof. Dr. Feridun Nafiz Uzluk”, Türk Kültürü, Yıl: XIII, S.146, Ankara 1974, s.146-147; Yakup Şafak-Yusuf  Öz, “Tahirü’l-Mevlevî’nin F. Nafiz Uzluk Gönderdiği Mektuplar”, Yedi İklim, S.142-143, Ocak-Şubat 2002, s.19-20; Yakup Şafak, “Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet Döneminde Hz. Mevlâna ve Eserleri Üzerine Çalışma Yapanlar”, Konya’dan Dünya’ya Mevlâna ve Mevlevîlik, Konya 1989, s.262-264; Aynı Müellif, “Uzluk Ailesi’nin Mevlevilik Araştırmalarına Katkıları”, (Hz. Mevlânâ’nın 727. Vuslat yıldönümü münasebetiyle 14 Aralık 2002 tarihinde SÜ  Selçuklu Araştırmaları Merkezi’nce düzenlenen panelde sunulan tebliğ); Sinan Taşdelen, Cumhuriyet Dönemi Mevlevilik Üzerine Araştırma Yapan İlim Adamları ve Feridun Nafiz Uzluk, SÜ  Sosyal Bilimler Enstitüsü (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Konya 2001.

[4]  Çankırı Mevlevîhânesi hakkında geniş bilgi için bkz. Ferudun Ata, Çankırı Mevlevîhânesi, (S.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı Yakınçağ Tarihi Bilim Dalı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Konya 1995.

Selçuk Üniversitesi

Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi

ATA DERGİSİ

Sayı:10

Konya-2002

Sayfa: 155-182

Not: 172-182. sayfalardaki  ekler kısmındaki mektuplar  resim formatında olduğu için alınmamıştır.