|
OSMANLI’DAN CUMHURİYET’E
MİSYONERLERİN TÜRKİYE’DEKİ EĞİTİM VE ÖĞRETİM FAALİYETLERİ
Ayten SEZER*
ÖZET
Bu
araştırmada, misyonerlerin Osmanlı döneminde başlayıp
Cumhuriyet döneminde devam eden eğitim ve öğretim
faaliyetleri üzerinde durulmuştur. Hıristiyanlığı dünyaya
yaymak için çalışan misyonerler, bu amaçlarını çok dinli ve
çok dilli farklı etnik unsurların bir arada yaşadığı Osmanlı
topraklarında açtıkları okullar vasıtasıyla gerçekleştirmeye
çalışmışlardır. Böylece, hem kendi mezhep ve dinlerine insan
kazandırmışlar, hem de ait oldukları ülkelerin, Osmanlı
Devleti üzerindeki emellerine hizmet edecek yandaş gruplar
oluşturmuşlardır. Azınlıkların Osmanlı’dan ayrılmasında
etkili olan misyonerlik faaliyetleri, ancak Cumhuriyet
döneminde denetim altına alınmıştır.
Anahtar Kelimeler:
Misyonerlik, Hıristiyanlık, Osmanlı, Türkiye Cumhuriyeti,
Eğitim ve Öğretim
ABSTRACT
This
study concentrates on the efforts of education by the
missionaries in Ottoman and Turkish societies. With the
purpose of spreading Christianity all over the world, the
missionaries aims at multi-religion and multi-lingual and
multi-national societies. The Ottoman society, thus, become
target for their activities, in where they opened many
missionary schools. Thus, they created groups of people who
syphatise with their culture and religion, and serve their
wishes. The efforts of missionaries which contributed
greatly to the disentegration of the Ottoman Empire, were
under control only in the Republican Period.
Key
Words:
Missionaries, Chiristianity , Ottoman, Turkish Republic,
Education
1. GİRİŞ: Misyonerliğin Başlangıcı
Misyoner faaliyetlerinin tarihi oldukça
eskiye gider. İlk misyonerlerin ‘havariler’ olduğunu
söylemek mümkündür. Zira, Hıristiyanlık inanışına göre
Hz.İsa etrafına topladığı havarilerine, “Gidiniz ve
yeryüzündeki her yaratığa İncil’i anlatınız.” diyerek onları
vaaz etmek üzere görevlendirmiştir. Bu cümleden olarak
genelde Hıristiyanlığı yaymak için gayret gösteren kişilere
‘misyoner’, Hıristiyan olmayan ülkelerde bu dini yaymak için
kurdukları teşkilata da ‘misyon’ denilmektedir
[1].
İlk misyonerlerden kabul edilen Aziz Paulus
(St.Paul) Hıristiyanlığı yaymak amacıyla Anadolu, Makedonya
ve Yunanistan’da pek çok kilise kurmuş ve bu kiliseleri
teşkilatlandırmıştır. Havariler ve yardımcıları sayesinde
Hıristiyanlık zamanla bütün Roma dünyasına yayılır. Bu yoğun
faaliyetler sonucunda 9.yüzyılda Almanların, 10.yüzyılda ise
İskandinavların Hıristiyanlığı benimsediği görülmektedir.
Roma Katolik Kilisesinin Avrupa’ya hakim olmasıyla
Hıristiyanlığın bütün dünyaya yayılması için harekete
geçilir ve bu amaçla Papalık tarafından 1662’de Vatikan’da
“Misyon Bakanlığı” kurulur.
Yine bu tür faaliyetler için Paris’te “Dış
Misyonlar Papaz Okulu” açılır ve giderleri “Papalık
Propaganda Dairesi “ tarafından üstlenilir. Misyonerliğin
daha etkin olabilmesi için Almanya, Fransa ve Belçika gibi
Avrupa ülkelerinde açılan çeşitli enstitülerin yanısıra,
misyonerlik çalışmalarını daha iyi yürütebilecek elemanların
yetiştirilmesi için de yeni okulların kurulduğu görülür[2].
Böylece, başlangıçta kişisel gayretlerle başlayan
misyonerlik faaliyetleri zamanla güçlenmiş ve emperyalizmin
öncülük görevini üstlenen bir teşkilat halini almıştır.
Misyonerlik faaliyetlerini yürütmek
gayesiyle kurulan en eski ve en güçlü misyon teşkilatlarının
İngilizlere ait olduğu bilinmektedir. Bunlardan l646’da
Londra’da kurulan ‘Hıristiyanlığı Yayma Cemiyeti’ hızla
yayılır ve pek çok ülkede binden fazla şubesi açılır. Bu
sayı 19.yüzyıla gelindiğinde 7 bine ulaşmıştır[3].
Sloganları olan “dünyanın hıristiyanlaştırılması (the
evangelization of the world in the generation...)”[4]
için yoğun bir faaliyet içerisine giren misyonerler,
kurdukları dernek ve teşkilatlar sayesinde sistemli ve
örgütlü bir şekilde hedeflerini gerçekleştirmeye çalışırlar.
Şimdi misyonerlerin amaçlarını ve kullandıkları metotları
daha ayrıntılı olarak ele alalım.
2.
MİSYONER FAALİYETLERİNİN AMAÇLARI VE KULLANDIKLARI METOTLAR
Misyoner
faaliyetlerinin görünen amacı dinidir. Yani, kendi
ifadeleriyle ‘dinsiz ‘ dünyayı Hıristiyanlaştırmaktır. Bu
amaçla bilmeyenlere İncil’i öğretmek, Hıristiyan olmayanları
bu dine davet etmek veya kendi mezheplerine insan
kazandırmak için çalışan misyonerlerin nihai hedefi ise
yeryüzünde güçlü bir Hıristiyan topluluğu oluşturmaktır.
Görünen bu dini gayelerinin yanında, misyonerliğin zamanla
siyasi , ekonomik ,sosyal ve idari pek çok amacı da
bünyesinde taşıdığı görülmektedir. Özellikle sömürgecilik
çağı ile beraber bağlı bulundukları ülkelerin emperyalist
politikalarına hizmette bulunmaları gözardı edilemeyecek bir
gerçektir. Kendilerini kiliseye adayan ve İncil’in
hizmetkarı olarak gören misyonerler, amaçlarına ulaşabilmek
için her yolu ve metodu denemekten kaçınmamışlardır.
Onlardan istenen şey gidecekleri ülkenin dilini , dinini ve
kültürlerini öğrenip inceleyerek eksiklikleri belirlemek ve
ona göre hareket etmektir[5]
. Bu yüzden misyoner bazan bir doktor, bazan bir öğretmen,
bazan da bir Barış Gönüllüsü veya din adamı olarak
faaliyetini sürdüren bir insandır. Çünkü onlar için amaca
götüren her yol ve her meslek araç olarak kullanılabilir[6].
Dolayısıyla, kendi din,dil ve kültürlerini yayabilmek için
okul, matbaa ve hastahane gibi kurumları açarak,
maksatlarına ulaşmak için bu kurumları araç olarak
kullandıkları dikkati çeker[7].
Bu kurumlar arasında en etkili olanları okullardır. Zira,
eğitim yoluyla öğrencileri Hıristiyanlaştırmak esas gayedir.
Henry Jessup isimli bir misyonere göre okullar
misyonerliğin başarısı için temel şart olarak görülmüş ve “Hıristiyan
misyonerleri okulunda eğitim, yalnız gaye içinde bir
vasıtadır. Bu gayede, insanları İsa’ya götürmek, fertler ve
milletler Hıristiyan oluncaya kadar onları eğitmek...”[8]
olarak ifade edilmiştir. Bu yüzdendir ki misyonerler
gittikleri her ülkede dini kurumlarının yanında okullarını
da kurmuşlardır.
Misyonerlerin amaçlarına ulaşmak için kullandıkları
metotlardan biri de, mahalli kültürü yok edecek çalışmalarda
bulunmaktır[9].
Bu maksatla, kitap, gazete, dergi ve broşür gibi yayınlarla
etkili olma, İncil’i tanıtıcı kurslar açma, radyo televizyon
gibi yayın araçlarında programlar düzenleme, seminer,
konferans vb toplantılar tertip etme; izci teşkilatları
oluşturma ve çeşitli sportif faaliyetlerle etkili olma
yollarını denemişlerdir. Kısacası, okul, kolej, yabancı dil
kursları, hastahane, dispanser, yayınevleri, kızılhaç vb
kurumlar amaca ulaşmak için kullanılan araçlar arasında yer
almaktadırlar.
3. OSMANLI DÖNEMİNDE MİSYONER
FAALİYETLERİ
Dini ve mezhebi gayelerle Osmanlı
topraklarına gelen misyonerler, zamanla ait oldukları
ülkelerin Osmanlı Devleti’nde yeni nüfuz alanları oluşturma
çabalarında araç olarak kullanıldılar. Zira, çok dinli ve
çok etnik yapılı olan Osmanlı Devleti misyoner faaliyetleri
için uygun bir zemine sahipti. Azınlıklara tanınan geniş
haklar ile yabancılara verilen kapitülasyonlar da bu tür
faaliyetler için uygun fırsatlar olarak değerlendirilmiştir.
Dolayısıyla Osmanlı’daki misyoner faaliyetlerini incelerken,
olayın dini yönü kadar siyasi, kültürel, ticari ve ekonomik
boyutunu da göz önünde bulundurmak gerekmektedir.
19.yüzyılın ikinci yarısından itibaren hız kazanan misyoner
faaliyetlerinin tarihi oldukça eskiye dayanır. İstanbul,
İzmir ve özellikle Kudüs gibi kutsal yerleri bulmaya yönelik
olarak başlayan çalışmalar, sömürgeciliğin gelişmesiyle
birlikte ticari ve siyasi bir mahiyet kazanır ve bu yönü
ile ‘Şark Meselesi’ni halletmek için azınlıklar kanalıyla
misyonerlerden yararlanılır. Politik bir kavram olarak
19.yüzyılın başlarında kullanılan ‘Şark Meselesi’ni
Türklerin Anadolu’ya geldikleri tarihe kadar(1071) götürmek
mümkündür. 17.yüzyıla kadar Hıristiyan Avrupalılar Türklerin
Anadolu’ya gelmelerine ve Balkanlardan Avrupa’ya
geçmelerine engel olmaya çalıştılar, ancak bu dönemde
başarısız oldular. Ne var ki, bu yüzyıldan sonra Türkler,
sürekli Batı karşısında toprak kaybetmeye ve gerilemeye
başladıklarından dolayı savunma durumuna geçtiler. O günden
bugüne kadar çeşitli politikalarla süren ‘Şark Meselesi’nin
bu aşamasında Batılılar bir yandan Osmanlıyı yarı sömürge
haline getirirlerken , diğer yandan da ülkedeki azınlık
milliyetçiliğini destekleyerek onları Osmanlıdan koparmaya
çalıştılar[10].
Bu politikalarını gerçekleştirmek için kullandıkları
metotlardan biri de misyonerlik çalışmalarıdır .
19.yüzyıla gelindiğinde Anadolu, Boğazlar ,
Ortadoğu, Petrol Bölgesi, Akdeniz çevresi ve Makedonya gibi
dünyanın jeopolitik ve jeostratejik bakımdan önemli
bölgelerine sahip olan Osmanlı Devleti, misyonerler
açısından ilgi çekiciydi. Bölge üzerinde daha çok İngiltere,
Fransa, Rusya ve Avusturya arasında görülen mücadeleler yeni
problemleri ortaya çıkarır ve her ülke Osmanlı üzerindeki
nüfuzlarını arttırmak için misyonerlerini kullanırlar.
Osmanlı
topraklarına gelen ilk misyonerler Katoliklerdir. Fransız
olan bu misyonerler İstanbul’daki yabancıların ve
azınlıkların eğitimi ile ilgilenmek üzere 16.yüzyılın
sonlarına doğru bölgeye gelirler ve dini kurumlarının
yanında okullarını da kurdular. Cizvitlerle başlayan bu
faaliyetler Katolikliğin diğer tarikatları olan Dominiken,
Kapuçin ve Frerler rahip ve rahibelerinin de gelmesiyle
devam eder ve çoğunlukla kendi isimleriyle anılan St.
Joseph, St.Michel, St. Louis ve Notre Dame de Sion gibi
okullarını açarlar[11].
1914’e gelindiğinde 59.414 öğrencinin öğrenim gördüğü bu
okulların sayısının 500’e ulaştığı görülür[12].
Katoliklerin yanısıra Osmanlı topraklarında faaliyet
gösteren diğer misyonerler Protestanlardır. Bunların
çalışmaları 19.yüzyılın ortalarından itibaren yoğunlaşır.
Bunda Osmanlı’nın içinde bulunduğu olumsuz durum ve
emperyalist devletlerin bölgedeki menfaat çatışmalarının
rolü büyük olmuştur. Bilindiği üzere Katoliklerin hamisi
Avusturya ile Fransa, Ortodokslarınki ise Rusya idi. Bunlara
İngiltere de katılır ve bir Protestan topluluğu oluşturmak
için çalışmalara girişir. Osmanlı topraklarına gelen ilk
Protestan misyonerin 1815’te Mısır’a gönderilen İngiliz
Church of Missionary Society’e bağlı bir papaz olduğu
kaydedilir[13].
Ayrıca yine bu amaçla 1842’de Kudüs’te bir Protestan
Kilisesi açılır ve İngiltere , Almanya ve Amerika’dan
Protestan misyonerleri gönderilir. Bu misyonerler 1856
tarihli Islahat Fermanı’nın getirdiği vicdan hürriyeti ile
mezhep değiştirme serbestliğinden de yararlanarak
çalışmalarına hız verirler. Anadolu’ya gelen ilk Protestan
misyonerler ise Amerikalılardır.19. yüzyılın başlarında
gelmeye başlayan bu misyonerler, kurdukları ‘misyon’ların
yanısıra çeşitli seviyelerde okullarını da açarlar. Bu
okulların büyük kısmı 1810 ‘da Boston’da kurulan ve kısaca
American Board olarak anılan American Board of Commissioners
for Foreign Missions (ABCFM) isimli teşkilat tarafından
açılmıştır[14].
Önceleri İzmir ve İstanbul gibi kıyı şehirlerine gelen
Amerikalı misyonerler daha sonra gittikçe iç bölgelere doğru
yayılırlar. Bölgeye gönderilen Amerikalı misyonerlerden
istenen şey, öncelikle gittikleri yerlerde halkın arasına
karışarak bilgi sahibi olmalarıydı. Özellikle halkın dini
durumunu tespit etmek, din adamları hakkında (sayıları,
bilgi düzeyleri, eğitim durumları vs.) bilgi edinmek,
ülkedeki eğitim ve öğretim durumunu tespit etmek ve halkın
moral durumunu öğrendikten sonra, ne tür bir çalışmada
bulunulacağını belirlemekti. Onlardan istenen bir başka
görev ise “...Bu mukaddes ve vaadedilmiş toprakların
silahsız bir haçlı seferiyle geri alınmasını sağlamak”
için gerekli çalışmaların yapılmasıydı[15]
. Daha çok yahudi ve müslüman olmayan azınlıkların
yaşadıkları bölgelerde faaliyetlerini yoğunlaştıran bu
misyonerler Osmanlı topraklarını Avrupa, Doğu, Batı ve
Merkezi Türkiye olmak üzere dört misyon bölgesine ayırırlar[16]:
Bunlardan Avrupa Türkiyesi Misyonu, Filibe, Selanik ve
Manastır’ı içine alıyordu ve bölgedeki Bulgarların
bilinçlendirilmesi için çalışıyordu . Batı Türkiye Misyonu,
İstanbul, İzmit, Bursa, Merzifon, Kayseri ve Trabzon
yörelerini; Merkezi (Orta) Türkiye Misyonu, Torosların
güneyinden Fırat nehri vadisine kadar olan bölgeyi
(özellikle Maraş ve Antep illerine ağırlık veriliyordu),
Doğu Türkiye Misyonu ise; Harput, Erzurum, Van, Mardin ve
Bitlis’ten başlıca Rus ve İran sınırına kadar olan bütün
Doğu Anadolu topraklarını içine alıyordu. Bu son üç misyonun
Ermeniler üzerinde çalıştıkları dikkati çeker[17].
Yirminci yüzyılın başında Doğu, Batı ve Merkezi Türkiye
Misyonlarına ait yaklaşık 20 bin öğrencinin öğrenim gördüğü
337 okul vardı ve bu okulların %42’si Batı’da, %30’u Merkezi
Türkiye’de, %20’si ise Doğu Türkiye Misyonu’nda idi[18].
Bu amaçla işe koyulan misyonerler kurdukları
‘misyon’ ların yanısıra ilk, orta ve yüksek seviyelerde
açtıkları okulları ile matbaa, hastane ve yardım
kuruluşlarıyla çok yönlü bir protestanlaştırma faaliyetine
giriştiler. Bu derece örgütlü ve planlı bir faaliyet
sonucunda hem mezheplerini yayıyorlar hem de azınlıkları
etkileyerek onların Osmanlı’dan kopmalarına yardımcı
oluyorlardı. Bu alanda en önemli Protestan kolejleri
İstanbul ve Beyrut gibi merkezlerde açıldı. Bunlar arasında
1863’te İstanbul’da Cyrus Hamlin isimli bir misyonerin
açtığı Robert Kolej anılmaya değerdir. Kurucuları,
yöneticileri ve çoğu öğretim elemanı misyonerlerden oluşan
bu Kolej’in 1863-1903 tarihleri arasındaki mezunlarının
çoğunu Bulgar öğrenciler oluşturuyordu. Yine, Kolej’in ilk
Bulgar mezunlarından beşinin Bulgaristan’da başbakanlık
görevinde bulunduğu ve Birinci Dünya Savaşı öncesi Bulgar
kabinelerinden her birinde en az bir Robert Kolej mezununun
yer aldığı görülür[19].
Yüklü bir program uygulanan Kolej’de Almanca, İngilizce ve
Fransızca gibi Batı dillerinin yanında başta Bulgarca ve
Ermenice olmak üzere on beşe yakın değişik dilin
öğretilmesi, Kolej’in çok yönlü amaçlarını ortaya koyması
açısından önemli bir husustur. Bulgarlar için çalışan Avrupa
Türkiyesi Misyonu’nda ise 1899’da on misyoner, on iki
Amerikalı misyoner yardımcısı ve 81 yerli yardımcı görevli
hizmet veriyordu. Bölgedeki Protestan kiliselerinin sayısı
ise on beşi bulmuştu. 1870-80’li yıllarda, İstanbul’da
misyonerlerin kurduğu matbaada yayınlanan eserlerin yarıya
yakınının Bulgarca olması bu konu üzerindeki çalışmaların
ciddiyetini ortaya koymaktadır. ‘American Board’dan başka
Bulgarları protestanlaştırmak için çalışan bir diğer
Amerikan misyoner örgütü olan ‘Methodist Episcopol Mission’
nun da 1858’de Bulgaristan’da birer misyon merkezi kurduğu
görülür[20].
Amerikan misyonerlerinin İstanbul’da kurduğu Robert Kolej’in
Bulgarlar için üstlendiği görevi, Beyrut’ta açılan Protestan
Koleji de Arapları bilinçlendirerek Osmanlı’dan koparmak
için üstlenmiştir
[21].
Bu iki Kolej’den başka Anadolu’nun çeşitli
bölgelerinde açılan pek çok Kolej, aynı şekilde daha çok
Ermenilere yönelik olarak çalışmıştır. Anadolu’da ilk
Amerikan misyoner merkezi 1852’de Harput’ta kurulur. Aynı
yerde 1878’de açılan Osmanlıların Fırat Kolej’i dedikleri
Ermenistan Koleji (Armenian College) Protestan papazı
yetiştirmek ve Ermenilere dilleri, tarihleri ve edebiyatları
ile milliyetleri hakkında bilgiler vermek için hazırlanan
programları takip eder. Aynı dönemde Merzifon’da Anadolu
Kolej (Anatolia College), İzmir’de Uluslararası Kolej (International
College) ile kızlar için açılan Amerikan Koleji, Antep ve
Maraş’ta kızlar ve erkekler için açılan Merkezi Türkiye
Kolej’leri; Tarsus’taki St. Paul Enstitüsü gibi kolejler
öncelikle Hıristiyan azınlıkların çocuklarını eğitmişler ve
ardından onların Osmanlı’ya karşı ayaklanmalarını
sağlamışlardır. İçeride azınlıkları bu şekilde yetiştirerek
kışkırtan misyonerler dışarıda da Avrupa ve Amerikan
kamuoyunu Türkiye aleyhine çevirmek için kendi tahrikleriyle
çıkan ayaklanmaların bastırılmasını “ Türkler Hıristiyan
ahaliyi kesiyor!” propagandalarıyla etkileyerek, Batı
dünyasını Osmanlı Devleti aleyhine tavır almak üzere
harekete geçirmeye çalışmışlardır. İyi yetiştirilmiş
Ermeniler ABD’ye götürülüyorlar ve çoğu Amerikan
vatandaşlığına geçtikten sonra Osmanlı topraklarına geri
dönüyorlardı. Böylece dokunulmazlık zırhına büründükten
sonra Ermeniler için özgürlük propagandası yaparak onlar
lehine reformlar istiyorlardı[22]
. 1914 yılına kadar 60 bini aşkın sayıda Ermeni’nin ABD’ne
göç ettiği tahmin edilmektedir[23]
.
Ermeni ve Bulgarlara yönelik olarak
sürdürülen çalışmalar, aynı zamanda Rum, Hıristiyan Arap,
Nasturi, Süryani ve Yahudiler üzerinde de yürütülüyordu.
Hatta, Doğu’daki bazı Kürt aşiretlerinin ayaklanmalarında
bölgeye 17.yüzyıldan itibaren gelmeye başlayan Fransız ve
İtalyan Katolik misyonerleri ile bunlara 19.yüzyıldan
itibaren katılan İngiliz, Alman ve Amerikalı misyonerlerin
faaliyetlerinin oldukça önemli rol oynadığı bilinmektedir.
Bir araştırmada bunlardan yalnızca “American Board’un
1900’de Avrupa Türkiyesi ve Anadolu’da 162 misyonerinin ve
21 misyoner merkezinin olduğu, 36 kurum ve yüksek okulda
2700 erkek ve kız öğrenci ile 398 ilkokulda 15 bin
öğrencinin öğrenim gördüğü ifade edilmektedir[24].
Bir başka araştırmada ise 1914’e gelindiğinde ABD’nin
Osmanlı topraklarında 9 hastahanesi, 426 okulu ve 25 bine
yakın öğrencisi vardı[25].
Protestan misyonerleri açtıkları okul ve kolejlerle olduğu
kadar kurdukları hastahaneler yoluyla da bölge insanlarını
etkilemeye çalışmışlardır. İlk hastahaneler Antep, Talas
(Kayseri), Mardin ve Van’da kurulmuş olup, bunları İstanbul,
Merzifon, Sivas, Harput ve Diyarbakır’ da açılanlar
izlemiştir[26].
Gerek eğitim ve öğretim faaliyetlerini
desteklemek gerekse dini propaganda malzemesi hazırlamak
için İzmir ve İstanbul gibi merkezlerde matbaalar kurulmuş
ve buralarda çoğu dini muhtevalı milyonlarca sayfa
tutarında kitap ve broşür basılmıştır. 1820’lerden 1900’lere
kadar basılan ve dağıtılan Kitab-ı Mukaddes ve
Hıristiyanlığa dair diğer kitaplarla kolejlerde okutulan
ders kitaplarının sayısının 7 milyon sayfayı bulduğu ifade
edilmektedir[27].
Özetle, American Board ve diğer misyoner teşkilatlarının bu
derece etkin ve yoğun çalışmalarının, 1880’lerden itibaren
ABD’ye Orta Doğu ve Anadolu’da ekonomik, sosyal ve kültürel
bir hayat sahası oluşturmada aracı rol oynadığı gözden
kaçmayacak bir gerçektir..
Osmanlı Devleti’nde protestanlaştırma
faaliyetlerini sürdüren bir diğer ülke ise İngiltere idi.
Ortadoğu ve Anadolu’ya yönelik olarak çalışan İngiliz
misyonerleri 19.yüzyıldan itibaren Mezopotamya ve Ege
yöresinde yoğun olarak İstanbul, Antalya, Harput, Ankara,
İzmir, Erzurum, Bursa, Antep gibi şehirlerde okul
açmışlardır[28].
World Missions’un 1914 yılına ait istatistiklerine göre
İngiliz Misyoner Cemiyetlerinin (British Missionary
Societies) Osmanlı Devleti’nde 178 okulu ve 12 800 öğrencisi
vardı[29].
1919 tarihli bir rapora göre ise Milli Mücadele öncesi
Anadolu topraklarındaki İngiliz misyoner sayısı 23 olup,
bunların 7 ilkokulu ve 5 tane de ortaokulu vardı. Bu
okullarda 86’sı çocuk yuvasında , 740’ı ilkokullarda, 134’ü
ise ortaokullarda olmak üzere toplam 2190 öğrenci öğrenim
görüyordu[30].
İngiliz, Fransız ve Amerikan misyonerlik
faaliyetleri kadar yaygın olmamakla beraber Alman
misyonerleri de Osmanlı ülkesine geldiler. Bunlar daha çok
Kudüs, Beyrut, İzmir ve İstanbul gibi merkezlerde açtıkları
okullar sayesinde çalışmalarını sürdürdüler. Sözkonusu
okulların dini propagandadan ziyade Almanya’nın ekonomik ve
kültürel nüfuzunun bölgede yayılmasını sağlamaya yönelik
faaliyette bulundukları bilinmektedir[31].
Birinci Dünya Savaşı sonlarında Türkiye’de faaliyette
bulunan Alman misyonerlerinin sayısı 79 eğitim elemanı ve
791 rahip olmak üzere 890’dır. Ayrıca 7 çocuk yuvası, 17
ilkokul ve bir ortaokul ile iki hastahane ve bir
dispanserleri vardı[32].
İtalyanlara ait misyonerlik faaliyetleri de
çoğunluğu İstanbul’da olmak üzere Hatay, Beyrut,Selanik,
Bingazi, Derne, Humus ve Trablusgarp gibi yerlerde
yoğunlaşmış olup, diğer misyonerler gibi bunlar da eğitim ve
öğretim faaliyetlerine ağırlık vermişlerdir[33].
İtalyan soyundan gelen Ivrea rahip ve rahibeleri ile İtalyan
Cizvitleri tarafından açılan -büyük kısmı ilkokul
seviyesinde- okulların esas gayelerinden biri Katolikliği
yaymanın yanısıra İtalyan dili ve kültürünü öğretmekti.
Ana
hatlarıyla verilen bu bilgilerden de anlaşılacağı üzere,
çalışma alanları, amaçları ve metotları gözönüne alınırsa,
Osmanlı Devleti 19.yüzyılda en yoğun ve çok yönlü bir
misyoner faaliyetine sahne olmuştur. Ülke adeta bir baştan
bir başa misyonerler tarafından açılan okullarla
donatılmıştır. Devletin bazı bölgelerindeki eğitim ve
öğretim kurumlarının yeterli olmaması misyoner okullarına
olan ilgiyi arttırıyordu. Bu okullarda din propagandasının
yapıldığı, kendi dil ve kültürlerinin öğretildiği, özellikle
Fransız İhtilali sonrasında gelişen milliyetçilik akımının
azınlıklar arasında yaygınlaştırılmaya çalışıldığı
düşünülürse ne derece etkili oldukları açıkca kendini
gösterir.
Bu durumu gözleyen Osmanlı yöneticileri,
anılan okulları denetim altına almak ve zararlı
faaliyetlerini engellemek olmak için çeşitli düzenlemelere
gittilerse de, gerek kapitülasyonlar gerekse büyük batılı
devletlerin müdahaleleri yüzünden istedikleri sonucu
alamadılar. gibi denetleyemediler. Dolayısıyla bu okullarda
Türklük ve Müslümanlık aleyhtarlığı işlenirken Türkçe vb
derslerin de yetersiz verildiği kaynaklarda yeralmaktadır.
1900’de
sadece Amerika’ya ait 400’ü aşkın okulda 20 bine yakın
öğrenci öğrenim görürken, aynı yıllarda faaliyet gösteren
idadi ve sultani sayısı 69 idi. Ve bunların sadece 7 bin
civarında öğrencisi vardı. Aynı dönemde Osmanlı
topraklarındaki toplam yabancı okul sayısı 2 bin civarında
idi. Bunlara azınlıkların kendi okulları da ilave edilirse
bu sayı toplam olarak 10 bine yaklaşmaktadır. Bundan
dolayıdır ki, Devletin zayıfladığı dönemlerde, azınlıkların
ayaklanmalarında ve Batılı devletlerin de yardımlarıyla
birer bağımsız devlet haline gelmelerinde misyonerlerin
eğitim faaliyetlerinin etkisi gözardı edilemez. Nitekim,
1829’da Yunanistan’ın, 1908’de Bulgaristan’ın ve Birinci
Dünya Savaşı’ndan sonra da Arapların Osmanlı’dan kopmasında
misyoner faaliyetlerinin küçümsenemeyecek katkıları
olmuştur.
4.CUMHURİYET DÖNEMİNDE MİSYONER FAALİYETLERİ
Osmanlı döneminde yoğun olarak faaliyette
bulunan misyonerler, bunu Cumhuriyet Türkiyesi’nde de devam
ettirmek istediler. Ne var ki, Osmanlı’nın kozmopolit bir
yapısı, azınlıklara tanınan geniş hakları, gösterilen
hoşgörü ve yabancı devletlere sağlanan kapitülasyonlar
sayesinde -tabiri caizse- rahatça at oynatabilen
misyonerler, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde
aynı ortamı bulamadılar. Zira, tam bağımsızlık ilkesinden
hareket eden yeni Türkiye Devleti, milli ve laik özellikler
taşıyordu. Bu yüzden anılan faaliyetlere izin verilmesi
sözkonusu olamazdı. Nitekim Dünya Savaşı sonrası kazanılan
Milli Mücadele hareketi sonrasında 24 Temmuz 1923 tarihinde
imzalanan Lozan Antlaşması ile kapitülasyonlar kaldırıldı ve
yeni Türkiye Devleti’nin siyasi ve hukuki varlığı batılı
emperyalist güçler tarafından tanındı. Azınlıkların
ayrılması üzerine daha homojen bir yapıya sahip olan Türkiye
Devleti’nde köklü inkılap hareketlerine girişildi. Bu
hareketlerin gayesi toplumu ‘muasır medeniyet seviyesine
yükseltmek’ti. Bu amaçla başta eğitim ve öğretim olmak üzere
hemen her alanda yeni düzenlemeler yapıldı. 3 Mart 1924
tarihinde kabul edilen Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile öğretim
birleştirilmiş ve ülkedeki bütün okullar Milli Eğitim
Bakanlığı(MEB)’na bağlanmıştır. Medreselerin de kapatıldığı
bu kanunla eğitim ve öğretimde millilik ve laiklik esasları
benimsenmiştir. Tam hükümranlık haklarını eğitim ve öğretim
alanında da kullanan Türkiye Cumhuriyeti Devleti
misyonerlerin amaçları doğrultusunda faaliyet gösteren
yabancı okulların Osmanlı ve özellikle Milli Mücadele
dönemindeki -Merzifon Amerikan Koleji’nin Pontuscu Rumlara
yardımlarda bulunması, Maraş ve Antep’teki Kolejlerin ise
Ermeniler için çalışması- olumsuz durumlarını gözönünde
bulundurarak politikalarını bu yönde belirledi. MEB’na bağlı
özel öğretim kurumları olarak çalışmalarını sürdüren yabancı
okulların denetim ve kontrollerini sağlamak için yeni
düzenlemeler getirildi. Bunların başında sözkonusu
kurumların dini propaganda yapmalarına engel olmak için bazı
kuralların getirildiğini ve uygulandığını görüyoruz.
Sayıları eskiye nazaran oldukça azalan bu kurumlar için
getirilen düzenlemeler şu şekilde özetlenebilir: Binalarını
onaramamaları, genişletememeleri, yeniden okul açamamaları
gibi kısıtlamaların yanında, kitap ve programları ile
yönetici ve öğretmenlerinin MEB tarafından denetlenmesi bu
dönemdeki ciddi uygulamalar arasındadır. Ayrıca milli
kültürün korunması gayesiyle Türkçe’nin, Türk tarih ve
coğrafyası ile yurt bilgisi derslerinin Türkçe olarak Türk
öğretmenler tarafından okutulması mecburiyetinin
getirilmesi, Türk öğretmenlerin MEB tarafından atanması,
yabancı müdür yanında bir Türk müdür yardımcısının bulunması
zorunluluğu dikkate değer düzenlemelerdir. Yine, 1931’de
çıkarılan bir kanunla, ilkokul çağına gelmiş Türk
çocuklarının sadece Türk okullarına gitmeleri sağlanmış
olup, böylece onların erken yaşlarda yabancı kültürlerin
tesirlerinden kurtarılmasına çalışılmıştı.
Bu sıkı denetim ve kontroller karşısında
kurallara uymayan pek çok yabancı okul kapatılmıştır. Bu
dönemde faaliyetine devam eden yabancı okullardan bazıları
Fransızlara ait St.Joseph, St. Michel, St. Benoit ve Notre
Dame de Sion gibi ilk ve ortaöğretim seviyesindeki okullar
ile Amerikalılara ait İstanbul’da Robert Kolej, Üsküdar
Amerikan Kız Koleji, Tarsus ve İzmir Göztepe’deki Amerikan
Kolejleridir. Çoğunluğu ilkokul seviyesinde bazı İtalyan
okulları ile İngiliz, Alman, Avusturya, İran ve Bulgar
okulları da faaliyetine devam eden okullar arasındadır. Daha
önce binlerle ve yüzlerle ifade edilebilen yabancı okulların
sayısı Cumhuriyetle beraber onlara kadar inmiştir.
Lozan’da kapitülasyonların kaldırılması ve
yeni Türkiye Devleti’nin takip ettiği milli eğitim ve kültür
politikasının yabancı okullara uygulanmasına ve sıkı
kontrollerin getirilmesine rağmen yine de bazı yabancı
okulun kurallara uymadığı ve dini propagandaya devam ettiği
görülmüştür. Buna en açık örnek sözkonusu okullara
gönderilen talimatlara rağmen dini tasvirlerin
kaldırılmadığı, Türk ve Müslüman öğrencilerin Pazar günleri
ayinlere götürüldüğü, ders kitaplarında İncil’den
pasajların yer aldığı , Türkçe derslerinin layıkıyla
verilmediği hususları sıklıkla karşılaşılan problemler
arasındadır. Bu kurallardan birine veya birkaçına uymayan
okulların kapatıldığı görülür. Bu amaçla 1924 yılı Nisanında
40’a yakın İtalyan ve Fransız okulu kapatılmıştır. Yine
Bursa Amerikan Kız Koleji de din propagandası yapıldığı
gerekçesiyle 1928 yılında kapatılan okullar arasındadır[34].
Türk Hükümeti’nin yabancı okullar
konusundaki bu tavizsiz tavırlarından dolayı, misyonerlerin
faaliyetlerini devam ettirebilmek için taktik değiştirme
yoluna gittikleri görülür. Çalışmalarını açıktan
yürütemeyeceklerini anlayan bir kısım misyonerler kendi
ifadeleriyle yeni dönemde takip edecekleri eğitimin adını
‘ahlaki eğitim’ olarak nitelendirip, ‘isimsiz
Hıristiyanlık (unnamed christianity)’ altında
gizliden din propagandası yapmaya devam edecekleri
doğrultusunda karar alırlar. Ancak bu yolla çoğunluğu Türk
ve Müslümanlardan oluşan öğrencilerini etkileyerek
kişiliklerini değiştirmede başarılı olacaklarına
inanıyorlardı. Bu konuda American Board’un 1923 tarihli
yıllık raporunda şöyle denilmektedir[35]:
“ Kapitülasyonların kaldırılmasının misyonerler
üzerindeki etkisi çok derin oldu. Bir kere Türkiye’de
misyonerlikle meşgul olan herkesin zihniyetini değiştirmesi
gerekir. Artık kurumlarının ecnebi ve yabancı devlet
himayesinde olduğunu akıllarından çıkarmasınlar. Bu kurumlar
ülkenin kanunlarına ve herkese karşı aynı olan adalete göre
kendilerini yeniden düzenlesinler. Hayatlarının ve
mülklerinin ülkenin diğer insanlarınınkine göre hiçbir
üstünlüğü yoktur. Artık misyonerler kendilerinin dışarıdan
teminat altına alınmış bir adaletin imtiyazlı savunucuları
oldukları fikrini bıraksınlar. İnsanların içinde inşa edilen
adalet duygusunun cazip destekleyicisi olsunlar. Misyoner
teşkilatımıza maddi manevi yardımda bulunanların Türk
yönetimi altındaki Amerikan misyonerlerinin bu durumlarına
karşı tavırlarını yeniden ayarlamaları imkansız değil sadece
güç olacaktır...” . Aynı kurumun 1924 tarihli
bir raporunda ise şöyle denilmektedir[36].
“Hıristiyan öğretmenler...hıristiyan düşünce ve yaşam
temelinde yatan prensipleri öğrencilere aktaracaklar,
böylece misyonerlik Türk öğrencilerinin hayatına Hıristiyan
karakterini sokma fırsatına kavuşacaktır...”. Bir kısım
misyonere göre ise, Hıristiyanlığın tebliği, sınıf ve ders
saatlerinin dışında tutularak da, Hıristiyan ahlakı ile
toplumsal yapısı, kurulacak sıkı dostluklar sayesinde
anlatılabilirdi ve bu sayede dinlerini ‘yaşayarak’
yayacaklarına inanıyorlardı. Bu durumu 1927 tarihli American
Board’un yıllık raporunda şu şekilde ifade ettiler:[37]
“ Kuruluşlar, kişisel ilişkiler kadar etkili değildir,
sınıfta öğretim yerine şahsi arkadaşlık netice alır.
Misyonerlik faaliyetlerinin meyveleri bu dine dönmüşler
değil, İsa’nın yaşayış biçimini izleyecek olanlardır.”.
Misyonerler bu amaçlarını aile, aile hayatı, meslek duygusu,
insan haklarına saygı , sorumluluk, boş zamanları
değerlendirme gibi konular üzerinde durarak gerçekleştirmeye
çalışırlar[38].
Talas Amerikan Okulunda öğretmenlik yapan William Griswold
bu konuda şunları yazmıştır:[39]
“...biz Hıristiyan öğretmenler ahlaklı ve zeki karaktere
sahip öğrenciler mezun etmeliyiz...”. Misyoner eğitim
ve öğretim kurumlarında verilen derslerde tartışma
konularının genellikle İncil’den alındığı; sadakat, temiz
kalplilik gibi belirli konularla sadece bir fikre
götüren yolların daima gizli ve isimsiz kalmak kaydıyla
Hıristiyanlıktan geçtiği temasının işlendiği bu
okullardan mezun olan pekçok kişinin tesbitleri arasında
yeralır[40].
Özellikle Cumhuriyet’in ilk yıllarında misyoner
okullarındaki bu tip faaliyetlere dikkat çeken haberlere
gerek dönemin basınında gerekse misyonerlere ait kaynaklarda
rastlamak mümkündür[41].
Yine bu dönemde misyonerlerin takip etmeleri gereken
taktikler konusunda James E. Dittles isimli misyoner şu
tekliflerde bulunur:
[42]1.
Hıristiyanlığın doğrudan doğruya bildirilmesi, 2. Açıktan
dini iştirakin sağlanması... 3.Zımni dini öğretim. Burada,
faaliyetlerin dini olduğunu belli etmeden hıristiyanlık
tebliğinin daha çok ilim, çocuk bakımı yahut siyaset gibi
‘‘laik’’şartlar altında yapılması istenir. Ayrıca, Türklerin
arasına katılınarak insani hareketlerle halkın sempatisinin
kazanılması ve dini telkinlerde bulunulması tavsiye
edilmektedir. Bir diğer yol ise, zımni yani örtülü
olarak dolaylı yollardan dini öğretim tekniğinin
uygulanmasıdır. Aynı yazıda bu son taktiğin Cumhuriyetin
ilanından itibaren son otuz yılda takip edilen bir metot
olduğu vurgulanmaktadır.
1960’lı
yıllarda Türk basınında yer alan bazı haberlerde, Birleşmiş
Kiliseler ve Dünya Misyonerlerinin İstanbul’daki merkezleri
olan “Bible House”(İncil Evi) tarafından yayınlanan bir
broşürden söz edilmektedir. Bu broşürde Hıristiyanlığı Yakın
Doğu’da ve özellikle Türkiye’de yaymak isteyen Misyon
Teşkilatı’nın Tarsus, Üsküdar ve İzmir’deki Amerikan
Kolejlerinin isimlerinden bahsedilerek, anılan eğitim
kurumlarının gayelerine uygun hizmetlerinden dolayı
kiliselerin yapmış olduğu sınırsız maddi yardımlardan
bahsedildiği yazılmaktadır. Aynı broşürde devamla, son kırk
yıldır misyon üyelerinin özellikle Türkiye’de Hıristiyanlığı
sistematik bir şekilde aşılamaya başarılı oldukları,
dolayısıyla bu gaye için grup halinde çalışan Öğretmen,
Doktor, Hastabakıcı vs. misyonerlerin Dünya Kiliselerinden
devamlı maddi yardım gördüğü ve amaçlarına erişmek için her
türlü yola başvurulduğu ifade ediliyordu. Ayrıca
Türkiye’deki okullara son bir içinde yüzyirmi misyonerin
sokulmuş olması ‘Teşkilatın büyük başarısı’ olarak
belirtilmiş ve üyeler bu konudaki başarılarından dolayı
tebrik edilmiştir[43].
‘Bible House’ 1966 yılındaki gizli çalışmalarını Ankara’ya
nakleder ve Birleşmiş Kiliseler buraya otuz misyoner daha
gönderir. Daha önce 92 milyon lira olan yıllık tahsisat
1966’da 130 milyona çıkarılır. Aynı yıllarda Hıristiyan
misyoner örgütünün İstanbul’daki okul ve hastanelerinde
görevli öğretmen, doktor ve hastabakıcı sayısı 288 olarak
verilirken, Kiliseler Birliği’nin ‘Bible House’a 50 milyon
Türk Lirası ek yardımda bulunulacağı da belirtiliyordu. Bu
teşkilatın bütçesinin 1973 yılına gelindiğinde 500 milyonun
üzerine çıktığı görülür. Yukarıdaki rakamlar da
göstermektedir ki, yapılan yardımların boşuna olmadığı ve
Türkiye’de sinsice yürütülen misyonerlik faaliyetlerinin bir
şekilde sürmekte olduğudur.
5.SONUÇ
Türkiye’nin coğrafi konumu, Asya ile Avrupa’yı birbirine
bağlayan bir alanda yer alması, zengin yeraltı ve yerüstü
kaynaklarına sahip olması, dünyanın değişik medeniyet ve
kültürlerine beşiklik yapmış bir bölgesinde bulunması,
yüzyıllardan beri çeşitli tehditlere maruz kalmasına vesile
teşkil etmektedir. Bir başka deyişle jeopolitik ve
jeostratejik açıdan önemi yüzünden bölgede menfaati olan ve
dolayısıyla Türkiye’nin güçlenmesini istemeyen çevreler
tarafından her yol denenerek ülkemize yönelik örtülü ve
sinsice yürütülen pek çok faaliyetin sürdürüldüğü
bilinmektedir.
Bu tehlikelerden biri de Türkiye’de
yüzyıllardır yürütülen misyonerlik faaliyetleridir. Önceleri
dini gayelerle başlayan bu faaaliyetler, daha sonra ait
oldukları ülkelerin emperyalist gayelerini gerçekleştirmek
için siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik nüfuz sağlamanın
yollarından biri olarak kullanıldı. Sözkonusu amaçlarını
gerçekleştirebilmek için gittikleri toplumları kendi
dinlerinden, dillerinden ve kültürlerinden koparmanın
yollarını deneyen misyonerler, takip ettikleri metotlarla
kültürsüzleştirdikleri toplum üzerinde etkili olmaya
çalışırlar. Böylece kültür emperyalizminin öncülüğünü yapan
misyonerler, ortaya çıkan boşluktan yararlanarak kendi din,
dil ve kültürlerini yerleştirmek için çaba sarfederler.
Bunun için en fazla eğitim ve öğretim kurumları ile sağlık
kuruluşlarını kullanmışlardır. Açtıkları bu kurumlarda
yürüttükleri çalışmalarla Osmanlı toplumundaki etnik ve dini
bakımdan farklılıklar gösteren unsurların bağımsızlık
hareketlerine zemin hazırladılar. Eskiden olduğu gibi
günümüz Türkiyesi’nde de gerek anılan kurumlarda verilen
eğitim yoluyla gerekse yasal olmayan yollardan ülkeye
soktukları yayınlarla misyonerlik faaliyetlerine gizli, açık
ya da örtülü olarak devam edildiği görülmektedir. Bu tür
etkilerden kurtulabilmek için toplumun her kesiminin gerek
eğitim ve öğretim kurumları vasıtasıyla gerekse kitle
iletişim araçları yoluyla gerekli bilgilerle aydınlatılması
ve sözkonusu faaliyetlerin kontrol altında tutulmasında
yarar vardır.
KAYNAKÇA
Akgün,
Seçil, “Amerikalı Misyonerlerin Ermeni Meselesindeki Rolü”,
Atatürk Yolu, Mayıs 1988, Yıl:1, Sayı:1,s.1-13.
Ayverdi,
Samiha, Misyonerlik Karşısında Türkiye,
İstanbul 1969.
Baytan,
Enver, Hıristiyan Misyonerleri Nasıl Çalışıyor,
İstanbul 1965.
Can,
Mehmet, Orta Doğu’da Amerikan Politikası, İstanbul
1993.
Cilacı,
Osman, Hıristiyanlık Propagandası ve Misyonerlik
Faaliyetleri, Ankara 1990.
Çavdar,
Tevfik, Osmanlıların Yarı Sömürge Oluşu, İstanbul
1970.
DeNovo,John,
American Interest and Policies in the Middle East,
1900-1939, The University of Press 1963.
Dinçer,
Nahit, Yabancı Özeller Okullar, İstanbul 1978.
Dittles,
James E.,”The Chiristian Mission and Turkish Islam”, The
Muslim World, Nisan 1955, No:2, Cilt:XLV,
s.134-144.
Ergin,
Osman Nuri, Türk Maarif Tarihi, Cilt:1-2, İstanbul
1977.
Gordon,
Leland James, American Relations With Turkey, 1830-1930,
Philadelphia University of Pennslyvania Press
1932.
Greenwood, Keith Maurice, Robert College:The American
Founders, The Johns Hopkins University
,Ph.D,1965.
Griswold,
William J., Proof of the Pudding, İstanbul 1964.
Halidi,Mustafa-Ferruh,Ömer,
Misyonerler, Eğitim ve Siyaset, İstanbul 1991.
Karabekir, Kazım, “Misyonerlerin Faaliyeti”, Yeni Sabah
Gazetesi, 11-12 Kanunusanı 1939.
Kırşehirlioğlu, E. Türkiye’de Misyonerlik Faaliyetleri,
İstanbul 1963.
Kocabaşoğlu, Uygur, “Osmanlı İmparatorluğu’nda XIX. Yüzyılda
Amerikan Matbaaları ve Yayımcılığı”, Murat Sarıca
Armağanı (Ayrı bası), İstanbul 1988.
Kocabaşoğlu, Uygur,”Doğu Sorunu Çerçevesinde Amerikan
Misyoner Faaaliyetleri”, Tarihi Gelişmeler İçinde
Türkiye’nin
Sorunları Sempozyumu(Dün-Bugün-Yarın), Ankara 1992.
Kocabaşoğlu, Uygur, Kendi Belgeleriyle Anadolu’daki
Amerika, İstanbul 1989.
Kodaman,
Bayram, Şark Meselesi Işığı Altında Sultan Sultan
Abdülhamid’in Doğu Anadolu Politikası, İstanbul
1983.
Kodaman,
Bayram, “Şark Meselesi”, Türk Yurdu, Ekim 1997,
Sayı:122, s.22-32.
Kuran,
Ercüment,”ABD’de Türk Aleyhtarı Ermeni Propagandası”,
Uluslararası Terörizm ve Gençlik Sempozyumu
Bildirileri, Sivas 1985’ten ayrı basım.
Mears,
Eliot Grinnel, Modern Turkey, New York 1924.
“Misyon”, Meydan Larousse, Cilt:9, s.843.
“Misyonerlik”, AnaBritannica, Cilt:16, s.144.
Ortaylı,
İlber, Osmanlı İmparatorluğu’nda Alman Nüfuzu,
İstanbul 1983.
Polat,İlknur, “Türk İtalyan İlişkileri Çerçevesinde İtalyan
Okulları”, Atatürk Yolu, Kasım 1989, Yıl:2, Sayı:4.
Polvan,
Nurettin, Türkiye’de Yabancı Öğretim, Cilt:1,
İstanbul 1952.
Sausa,Nasım,
The Capitulatory Regime of Turkey, Baltimore 1933.
Sezer,
Ayten, Atatürk Döneminde Yabancı Okullar (1923-38),
H.Ü.Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü,
Basılmamış Doktora Tezi, Ankara 1994.
Stone,
Frank A.,Academies for Anatolia,1830-1980, University
Press of America, 1984.
Şimşir,
Bilal, “Ermeni Propagandasının Amerika Boyutu Üzerine”,
Tarih Boyunca Türklerin Ermeni Toplumu ile
İlişkileri
Sempozyumu, (8-12 Ekim 1984, Erzurum), Ankara 1985.
Tamer,Rauf,”İslam Camiasındaki Hıristiyan Casuslar”, Yeni
İstanbul, 22,23 Eylül 1966.
Tekeli,
İlhan, “Osmanlı İmparatorluğu’ndan Günümüze Eğitim
Kurumlarının Gelişimi”, Cumhuriyet Dönemi Türkiye
Ansiklopedisi,
Cilt:3.
Tozlu,
Necmettin, Kültür ve Eğitim Tarihimizde Yabancı Okullar,
Ankara 1991.
Trask,
Roger, The United States Response to Turkish Nationalism
and Reform 1914-1939, Minniapolis 1971.
Uralgiray, Yusuf, İslam Aleminde Misyonerlik Faaliyetleri,
Ankara 1977.
Yörükhan,
Turhan, Hıristiyan Misyonu ve Türk Düşmanlığı, Ankara
1955.
Who
is Who RC-ACG Alumni Community, RC-ACG Mezunlar Topluluğunda
Kim Kimdir?,
İstanbul 1985.
*
Dr. H.Ü.Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
[1]
“Misyon”, özel görev, özel görevli kurul, dini görev ve
yetki anlamına gelmektedir. Bkz.“Misyon”, Meydan
Larousse, Cilt:9, s.843;”Misyonerlik”, AnaBritannica
, Cilt:16, s.144; Osman Cilacı, Hıristiyanlık
Propagandası ve Misyonerlik Faaliyetleri, Ankara
1990, s.12.
[2]
Misyonerlik tarihi ve misyonerlerin faaliyetleri hakkında
ayrıntılı bilgi için bkz. Kazım Karabekir, “Misyonerlerin
Faaliyeti”, Yeni Sabah Gazetesi, 11-12
Kanunusani(Ocak) 1939; E.Kırşehirlioğlu, Türkiye’de
Misyonerlik Faaliyetleri, İstanbul 1963; Enver Baytan,
Hıristiyan Misyonerleri Nasıl Çalışıyor, İstanbul
1965; Samiha Ayverdi, Misyonerlik Karşısında Türkiye,
İstanbul 1969; Yusuf Uralgiray, İslam Aleminde
Misyonerlik Faaliyetleri, Ankara 1977; İmamuddin Halil,
Afrika Dramı, Sömürgecilik, Misyonerlik, Siyonizm,
Çev:Mehmet Keskin, İstanbul 1985.
[3]
Karabekir, agm, s.16.
[4]
John de Novo, American Interest and Policies in the
Middle East,1900-1939, The University of Minnesota Press
1963, s.8-9.
[5]
Uygur Kocabaşoğlu, Kendi Belgeleriyle Anadolu’daki
Amerika,19.Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Amerikan
Misyoner Okulları, İstanbul 1989, s.24-33.
[6]
Cilacı, age, s.10.
[7]
Ayverdi, age, s.127. Kocabaşoğlu, age, s.15;
Cilacı, age, s.20; Yahya Akyüz, “Cevdet Paşa’nın Özel
Öğretim ve Tanzimat Eğitimine İlişkin Layihası”, OTAM,
Sayı:3, Ocak 1992’den ayrı basım, Ankara , s.99.
[8]
Henry Jessup, Fifty-Three Years in Syria, by Henry
Jessup N.y, 1910, s.592,567’den nakleden, Mustafa Halidi-Ömer
Ferruh, Misyonerler, Eğitim ve Siyaset, İstanbul
1991, s.12.
[9]
Kırşehirlioğlu, age,s.15.
[10]
‘Şark Meselesi’ hakkında bkz. Bayram Kodaman “Şark
Meselesi”, Türk Yurdu, Ekim 1997, Cilt:17, Sayı:122,
s.22-32; aynı yazar , Şark Meselesi Işığı Altında Sultan
Abdülhamid’in Doğu Anadolu Politikası, İstanbul 1983,
s.162-180.
[11]
Katolik misyonerlerin faaliyetleri hakkında bkz. Nurettin
Polvan, Türkiye’de Yabancı Öğretim, Cilt:I, İstanbul
1952, s.78, 116-229; Osman Nuri Ergin, Türk Maarif Tarihi,
Cilt:1-2, İstanbul 1977, s.269-277; Nahit Dinçer, Yabancı
Özel Okullar, İstanbul 1978, s.17.
[12]
Eliot Grinnel Mears, Modern Turkey, New York 1924,
s.130,135.
[13]
Leon Arpee, The Armenian Awakening A History of Armenian
Church, 1820-1860, Chicago, The University Press,
1909, s.93’den nakleden Kocabaşoğlu, age, s.16.
[14]
Amerikan Board’un yanısıra Osmanlı topraklarında faaliyet
gösteren diğer teşkilatlar arasında 1868’de kurulan ‘Woman’s
Board of Missions’(WBM ) ve ‘Woman’s Board of Missions of
the Interior’(WBMI) isimli kadın misyoner dernekleri ile
‘American Bible Society’, ‘The Near East Relief’
Teşkilatları ve ‘Young Men’s Chiristian Association’(YMCA),
‘Young Women’s Chiristan Association’(YWCA) Cemiyetleri de
yer alırlar. Bkz.Kırşehirlioğlu, age, s.74-75;
Kocabaşoğlu, age, s.126-127, 146,176; Karabekir, agm;
Nasım Sausa, The Capitulatory Regime of Turkey,
Baltimore 1933.
[15]
Misyonerlere verilen talimatlar hakkında ayrıntılı bilgi
için bkz. Kocabaşoğlu, age, s.30-33.
[16]
Kocabaşoğlu, age, s.92-125; aynı yazar, “Doğu Sorunu
Çerçevesinde Amerikan Misyoner Faaliyetleri”, Tarihi
Gelişmeler İçinde Türkiye’nin Sorunları Sempozyumu
(Dün-Bugün-Yarın) Ankara, 1992, s.68.
[17]
Bilal Şimşir, “Ermeni Propagandasının Amerika Boyutu
Üzerine”, Tarih Boyunca Türklerin Ermeni Toplumu ile
İlişkileri Sempozyumu, (8-12 Ekim 1984, Erzurum),
Ankara 1985, s.92-93.
[18]
Frank A. Stone, Academies for Anatolia, 1830-1980,
University Press of America, 1984, s.72.
[19]
Şimşir, agm, s.96; Mears, age, 119; Keith Maurice Greenwood,
Robert College: The American Founders, The Johns
Hopkins University ,Ph.D. 1965, s.101-104; Who is Who RC-ACG
Alumni Community, RC-ACG Mezunlar Topluluğunda Kim
Kimdir?, İstanbul 1985, s.21; Şeçil Akgün,”Amerikalı
Misyonerlerin Ermeni Meselesindeki Rolü”, Atatürk Yolu,
Mayıs 1988, Yıl:1, Sayı:1, s.1-13.
[20]
Bulgarlar için çalışan Avrupa Türkiyesi Misyonerlerinin
faaliyetleri için bkz. Kocabaşoğlu, age, s.122-125.
[21]
Kırşehirlioğlu, age, s.7-8.
[22]
Akgün agm, s.9-10.
[23]
Ercüment Kuran, “ABD’de Türk Aleyhtarı Ermeni Propagandası”,
Uluslararası Terörizm ve Gençlik Sempozyumu
Bildirileri, Sivas 1985’ten ayrı basım , s.55-56.
[24]
John deNovo, age, s.9.
[25]
Leland James Gordon, American Relations with Turkey,
1830-1930, Philadelphia University of Pennslyvania Press,
1932, s.222.
[26]
William A. Strong, The History of the American Board,
Boston 1910’dan nakleden, Kocabaşoğlu, age,
s.127-128.
[27]
Misyonerlerin yayın faaliyetleri için bkz. Kocabaşoğlu,
“Osmanlı İmparatorluğu’nda XIX. Yüzyılda Amerikan Matbaaları
ve Yayımcılığı”, Murat Sarıca Armağanı (Ayrı bası),
İstanbul 1988, s.267-285.
[28]
İlhan Tekeli, Osmanlı İmparatorluğu’ndan Günümüze Eğitim
Kurumlarının Gelişimi”, Cumhuriyet Dönemi Türkiye
Ansiklopedisi,(CDTA), Cilt:3, s.653; Kırşehirlioğlu,
age, s.27,30; Nahit Dinçer, age, s.70.
[29]
Mears, age, s.131.
[30]
Tevfik Çavdar, Osmanlıların Yarı Sömürge Oluşu,
İstanbul 1970, s.87.
[31]
İlber Ortaylı, Osmanlı İmparatorluğu’nda Alman Nüfuzu,
İstanbul 1983, s.63.
[32]
Çavdar, aynı yer.
[33]
İtalyan Okullarının Osmanlı dönemindeki durumları için bkz.
Polvan, age., s.94,116,134-135,141-142,218-219;
İlknur Polat, “Türk -İtalyan İlişkileri Çerçevesinde
İtalyan Okulları”, Atatürk Yolu, Kasım 1989, Yıl:2,
Sayı:4, s.574..
[34]
Bu dönemdeki gelişmeler için bkz. Ayten Sezer, Atatürk
Döneminde Yabancı Okullar(1923-38), H.Ü.Atatürk
İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü, Ankara 1994 (Doktora
Tezi). Türk Tarih Kurumu yayınları arasında kitap olarak
yayınlanmak üzeredir.
[35]
American Board Commissionaries Foreign Mission(ABCFM),
Annual Report(AR),1923, s.9,-10,51-55’den nakleden
Mehmet Can, Orta Doğu’da Amerikan Politikası,
İstanbul 1993, s159-160.
[36]
ABCFM Report,
1924, p.73’ten nakleden Roger Trask, The United States
Response to Turkish Nationalism and Reform 1914-1939,
Minneapolis 1971, s.151.
[37]
ABCFM, Annual Reports, 1927, s.55’ten nakleden Can,
age, s.161.
[38]Necmettin
Tozlu, Kültür ve Eğitim Tarihimizde Yabancı Okullar,
Ankara 1991, s.51-52
[39].William
J.Griswold, Proof of the Pudding, İstanbul 1964,
s.5-9.
[40]
Enver Baytan, Hıristiyan Misyonerleri Nasıl Çalışıyor,
İstanbul 1965, s.19.
[41]
Bu konudaki örnekler için dönemin Hayat ve Resimli
Ay Mecmuaları ile gazetelerine bakılabilir.
[42]
James E.Dittles, “The Chiristian Mission and Turkish Islam”,
The Muslim World, Nisan 1955, No:2, Cilt:XLV,
s.134-144; Bu yazı Turhan Yörükhan tarafından Hıristiyan
Misyonu ve Türk Düşmanlığı,( Ankara 1957) adıyla küçük
bir kitapçık olarak Türkçeye çevrilmiştir.
[43]
Rauf Tamer, “İslam Camiasındaki Hıristiyan Casuslar”,
Yeni İstanbul, 22,23 Eylül 1966. |