|
OSMANLI DEVLETİNDE VAKIF KURAN
KADINLAR
Sevim CAN
Temelinde
insanlar arasında yardımlaşma ve dayanışma anlayışı yatan
vakıf müessesesi sosyal, ekonomik, dini, hukuki ve kültürel
yönleriyle insan hayatına etkisi sebebiyle farklı adlarla
bile olsa geçmişten günümüze varlığını sürdürmüştür. İslâm
hukukunun temel kaynakları olan Kur'an-ı Kerim ve hadis-i
şeriflere baktığımızda, vakfı teşvik
edenemirlererastlanmaktadır.Kur'an-ı Kerim'de: "Allah
yolunda mal harcamak" (Bakara Sûresi 195, 261. ayetler),
"hayır yapmakta
yarışmak" (Bakara Sûresi 148, Âl-i İmran Sûresi 114.
ayetler) ve Peygamber Efendimiz (s.a.s.)'in: "Bir insan
öldüğünde ameli
(nin sevabı) kesilir, amel defteri kapanır. Yalnız sadaka-i
cariye, ilmî eseri ve kendisine dua eden evlâdı olan
kimsenin amel defteri kapanmaz" hadis-i şerifindeki
"sadaka-i cariye" ile vakfın kastedildiği belirtilmektedir.
(1)
Vakıf, bir kişinin herhangi bir malını hiçbir etki altında
kalmadan kendi arzusu ile Allah'ın rızasını kazanma
niyetiyle, toplum
yararına tahsis etmesidir. Vakıf kurucusunun akıl sahibi ve
hür olması, vakfa razı olması, bu işi hayır amacıyla yapıyor
olması gibi şartları vardır. Vakfın kuruluş belgesine
"vakfiye-vakıfnâme", vakıf yapan kişiye "vâkıf", vakfedilen
bina ve müesseselere
"hayrat", vakfedilen gelir kaynaklarına "akar" denir.(2)
Vakfiyelerde vakıfların kuruluş amaçları, işleyişi,
vakfedilen mülkler, vakıf hizmetlerinde çalıştırılacak
hizmetlilerin vasıfları, ücreti, vakıf binalarının bakım ve
onarımı, vakıf hizmet ve işlemlerinden sorumlu mütevelli ve
bu görevi daha sonra kimin yürüteceği ile ilgili tüm
bilgileri bulmak mümkündür.
8. yüzyıldan 19. yüzyıl ortalarına kadar uzanan bir devirde
İslâm devletlerinde özellikle Selçuklular ve Osmanlılar
zamanında
vakıf müessesesi büyük gelişme göstermiştir. Selçuklular
zamanında devletin resmi politikasının bir parçası olarak
Nizamiye Medreseleri vakıf medresesi olarak kurulmuştur.
Malazgirt Savaşı'nın kazanılmasından sonra Türk tarihinde
yeni devir açılmış ve Anadolu'nun Türk vatanı olmasında
Anadolu'da yeni kurulan devletler; Anadolu Selçukluları,
Danişmentliler, Saltuklular, Mengücekliler'in Türk kültür ve
medeniyetini Anadolu'ya taşımalarının payı büyük olmuştur.
Bugün Anadolu'nun her köşesinde o döneme ait mimarr Türk
kadını da bu sahada aktif rol oynamıştır. Kayseri'de Hunat
Hatun Medresesi, Mardin Hatuniye (Sitti Radviyye) Medresesi,
Erzurum Yakutiye Medresesi, Kayseri Gevher Nesibe Hatun
Şifahanesi, Sivas Divriği Melike Turan Daruşşifası, Ilduz
Hatun tarafından yaptırılan Amasya Daruşşifası, İsmetiye
Zaviyesi, Rabia Hatun Zaviyesi, Mal Hatun Zaviyesi,
Danişmentli Elti Hatun'un yaptırdığı Kayseri Gülek Camii,
Erzincan'da Mama Hatun Kervansarayı ve Türbesi, Sitti
Radviyye'nin hayratı Radviyye Hamamı, Artuklu Hatunu Zübeyde
Hatun'un Diyarbakır'da yaptırdığı Haburman Köprüsü, Ahlat'da
meydana
gelen yangın sonucu harap olan şehrin yeniden imarı için
uğraşan Şah Banu Hatun bunlardan sadece birkaçıdır. (3)
Osmanlı devleti zamanında başta padişah olmak üzere vezir,
sultan hanımlar, büyük servet sahibi, orta halliler, geliri
daha az olan insanlar tarafından vakıf yoluyla cami, mescid,
namazgah, mektep, medrese, kütüphane, aşhane, kervansaray,
bedesten, çeşme, yol, köprü, kale, mesire yerleri, deniz
fenerleri, sebiller, dul ve yetim evleri, çocuk emzirme ve
büyütme yuvaları meydana getirilmiştir. Sadece insanlara
yönelik hizmetler değil yaşayan her varlığın değerli kabul
edildiği için; kış aylarında kuşların beslenmesinin yanında
köpeklere ekmek dağıtılmasına, çevreye gelen leyleklere
yiyecek temini için hizmet veren vakıflar
vardı.(4) Bunların dışında borçluların borçlarının ödenmesi,
esirlerin esaretten kurtulması, alış-verişe çıkanların
aldatılmalarını
önlemek, hizmetkârların azarlanıp dövülmemeleri için
kırdıkları kap - kacakların yerine konması, yoksul kızlara
çeyiz verilmesine
ve düğünlerinin yapılmasına, çalışamayacak kadar yaşlanan ve
sakatlanan meslek erbabı ile işçilerine fonlar tahsisine,
kitap
yazılmasına, cezaevlerinde mahkumların ihtiyaçlarının
karşılanmasına(5) kadar uzanan çok geniş vakıf amaçları
mevcuttu.
Vakfedenin hayatı boyunca hatim indirilmesi, kendisinin,
çocuklarının ve torunlarının ölümünden sonra ruhlarına
Kur'an-ı Kerim ve mevlid okunması şartlarıyla kurulan vakıf
sayısı da oldukça fazladır. 1558 yılında İstanbullu Zeyni
Hatun Vakfı'nın vakfiyesine göre; kendisi için her gün üç
cüz, oğlu için günde bir cüz ve kızı için günde iki cüz
okunacak ve her hafıza da 1,5 akçe
ödenecektir.(6)
Vakıf müessesesi öyle gelişmiştir ki; "Vakıflar sayesinde
bir adam vakıf bir evde doğar, vakıf bir beşikte uyur, vakıf
mallardan yer içer, vakıf kitaplardan okur, vakıf bir
medresede hocalık eder, vakıf idaresinden ücretini alır ve
öldüğü zaman kendisi vakıf bir tabuta konur ve vakıf bir
mezarlığa gömülür."(7) sözü vakfın, bir insanın hayatının
her safhasında etkili olduğunun örneğidir.
Vakıf müessesesinin yanında kurucuları arasında kadınların
bulunması ise vakıf müesesesinin kendisi kadar önemlidir. Bu
durum Osmanlı kadınının mülk sahibi olabildiğini ve ekonomik
alanda söz alabildiğini göstermesi açısından önemlidir.
Ankara'da
Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi'nde bulunan 30.000 vakıf
belgesi içinde kadınların kurduğu 2309 vakıf tespit edilmiş,
bunlar içinde 1044'nün vakfiyesi mevcut olduğu
belirlenmiştir.(8) Ankara Şeriyye Sicillerine göre; burada
kurulan 151 vakıftan 43
tanesi, Edirne'de kurulan vakıfların %20'si kadınlara
aittir. Edirne'de kadınların kurduğu vakıfların %70'i ise
halktan kadınlara aittir.(9) "1546 tarihli İstanbul Tahrir
defterine göre ise, 2517 vakfın 913'ü kadınlara aittir.
Ayrıca İstanbul'da 1930'lu yıllarda mevcut ve tamamı Osmanlı
döneminde yapılmış olması lâzım gelen 491 çeşmenin 128
tanesi (% 28) kadınlar tarafından kurulan vakıflarca inşa
edilmiştir.(10)
Toplumun en üst seviyesindeki hanım sultanlardan,
Anadolu'nun küçük bir kasabasındaki kadınlara kadar her
gelir ve seviyeden
kadın vâkıf, vakıf kurma faaliyetine katılmıştır. Gelirleri
itibarıyla daha geniş alanlara hizmet götürme imkanı bulan
hanedana
mensup kadınlar başta İstanbul olmak üzere Anadolu'nun pek
çok yerinde vakıf eserler kurmuşlardır.
Çelebi Mehmed'in kızı Selçuk Hatun'un yaptırdığı eserler
arasında Edirne'deki mescid ile Bursa civarındaki köprü
gelmektedir.
II. Bayezid'in zevcesi Hüsnüşah Sultan 1490 - 1503
yıllarında oğlu ile birlikte Manisa'da bulunduğu sırada
kurdurduğu Hatuniye Cami'nin yanında tesis edilen Hüsnüşah
Sultan Kütüphanesi'nde 401 yazma eser bulunmakta idi.(11)
Yavuz Sultan Selim'in zevcesi Hafsa Sultan, oğlu Şehzade
Süleyman (Kanuni Sultan Süleyman)'ın sancak şehri Manisa'da
valilik yaptığı sırada ona refakat etmiş ve burada; cami,
medrese, kütüphane, imaret, hânkah, şifahane, hamam ve
sıbyan mektebinden oluşan bir külliye oluşturmuştur. Külliye
içindeki şifahane Osmanlı Devletinde kadınlar tarafından
yaptırılan ilk şifahane olup burada, ruh hastaları musıkı
ile tedavi ediliyordu.(12) Vakfiyeye göre 117 kişi vakıfta
görevli idi, görevlerini yerine getirmeyenlerin azledilmesi
şartı vardı, günde iki kez sabah ve ikindi vakitlerinde
yemek dağıtılması, fakir talebelere yardım verilmesi de
diğer şartlar arasındadır. Vakfın ayakta kalması için zengin
gelirleri olan han, hamam, köyler, çiftlikler, arazi, dükkan
ve değirmenler gibi akar getiren vakıfların isimleri de
vakfiyede yer almıştır.(13)
Kanuni Sultan Süleyman'ın zevcesi Hürrem Sultan tarafından
Mimar Sinan'a yaptırılan cami, medrese, şifahane, hamam,
kervansaray ve su tesislerinin bulunduğu Haseki Külliyesi ve
yine Hürrem adına yaptırılan Çifte Hamam bulunmaktadır.
Külliyenin içinde yer alan şifahanenin iki tabibi için
aranan vasıflar şöyle sayılmıştır: "Tıp ve hikmek
kanunlarını bilir, insanların
mizaç ve ahvalinden anlayan, ilaç tertibinde mahir, kerim
ahlaklı, güzel huylu, yalan söylemeyen..."(14) Kanuni Sultan
Süleyman'ın kızı Mihrimah Sultan'ın da Edirnekapı ve
Üsküdar'da olmak üzere iki külliyesi bulunmaktadır.
II. Selim'in zevcesi ve III. Murad'ın annesi Valide Nurbanu
Sultan tarafından Mimar Sinan Ağa'ya yaptırılan "Valide-i
Atik"
külliyesinde medrese, şifahane, imaret, çifte hamam ve
sıbyan mektebi vardır. Nurbanu Sultan İstanbul'da su
yollarını yaptırmış
ve bu tesislerle İstanbul'da su birkaç semte de çeşmelerden
verilmiştir.(15) III. Murad'ın zevcesi Safiye Sultan
tarafından
yaptırılan Yeni Camii'in temelleri 1597 yılında atılmıştır,
ancak camiinin tamamlanması Turhan Valide Sultan'a nasip
olmuştur.(16) Safiye Sultan ayrıca Mısır'daki emlakını
Mekke, Medine ve Kudüs'te Kur'an okuyacak 120 hafız ile,
Mekke'deki
sebil, mescid ve kuyulara bakacak hizmetlilere vakfetmiştir.
I. Ahmed'in eşi IV. Murad'ın annesi Mahpeyker Kösem Sultan
Osmanlı tarihinin bilinen en önemli kadınlarından biridir.
Büyük
bir servete sahip olan Kösem Sultan Üsküdar'da Çinili Camii,
Çinili Hamamı ve yanında sıbyan mektebini, sebil ve
çeşmesini
yaptırmıştır. Ayrıca her yıl Kabe yollarında bulunan
fakirlere Surre Alayı ile gönderilmek üzere para vakıfları
tahsis etmiştir.
Kösem Sultan'ın başlattığı Çanakkale hisarlarının yapımı
Turhan Valide Sultan zamanında tamamlanmıştır.(17)
Turhan Valide Sultan'ın hayratları arasında, 1663 tarihli
vakfiyesine göre; mektep, darul hadis, sebil, çeşme, hünkar
kasrı, türbe ve çarşı vardı.(18)
IV. Mehmed'in eşi ve II. Mustafa'nın annesi Gülnuş Emetullah
Sultan, Hac yolunda çeşmeler, sebiller yaptırmıştır. 1709
yılında
"Sultan Suyu" adıyla anılan su yollarını yaptırmış ve
bununla Yeni Cami'ye ve Ahmediye Camii'ne su getirilmiştir.
III. Ahmed'in
kızı Zeynep Hatun'da yaptırdığı vakıf mektepde okuyan
öğrencilere günde bir akçe, yılda bir defa elbise
veriliyordu. III.
Mustafa'nın zevcesi ve III. Selim'in annesi Mihrişah Sultan
vakıflarının başında Eyüp'te bulunan imaret ve Eyüp Camii
içindeki medrese, şifahane ve kütüphane gelmektedir. Medrese
daha sonra 1837'de garipler ve bekarlar için bir şifahaneye
dönüştürülmüştür.
Osmanlı tarihinin en hayırsever sultanlarından biri olan
Bezm-i Alem Valide Sultan'ın yaptırdığı eserler arasında;
Gureba
Hastahanesi ve Bezmi Alem Valide Sultan Mektebi en
önemlileridir. II. Mahmud'un zevcesi ve Abdulmecid'in annesi
Bezmi Alem Valide Sultan, hem hastahanenin hem de mektebin
vakfiyesinin hazırlanması ile bizzat ilgilenmiştir. 100
yataklı olan
hastahanenin vakfiyesinde; "Şayet bir hastanın iyileşmesi
için limon gerekse ve limonun değeri bir altın lira olsa
dahi alına" ifadesi vardır.(19) Ölümünden sonra tamamlanan
Dolmabahçe Camii yine Bezmi Alem Valide Sultan'ın
hayratıdır. Pertevniyal Valide Sultan II. Mahmud'un eşi ve
Abdülaziz'in annesinin hayır eserlerinin başında Aksaray'da
bulunan cami, yanında çeşme,
kütüphane, mektep ve müezzin odaları bulunmaktadır. (20)
Hanedana mensup olmayan servetleri ölçüsünde İstanbul'un
çeşitli yerlerine vakıf eserler nakşeden birkaç Osmanlı
kadınının
hayratları da şöyledir:
"Yedi Sofralı Sakine Hatun" Vakfı; İstanbul'da Topkapı
dışında cami, imam meşrutası, sebil, sebil meşrutasından
oluşuyordu.
Ancak bu vakfın en önemli özelliği; caminin yanında bulunan
sebil ile verilen su, mermerden yapılan sofra ve sabit bir
tuzluğunun bulunmasıdır. Burada fakir fukaraya günde yedi
defa sofra kurulur ve yemek verilirdi. Bu hizmet 400 yıl
devam etmiştir. Bu yüzden Sakine Hatun tarafından yaptırılan
vakfa "Yedi Sofralı Sakine Hatun" denilmiştir. Bu hayrat
1965 yılında yıktırılmış ve üzerinden yol geçmiştir.(21)
Kıbrıs Beylerbeyi Ahmed Paşa'nın eşi Perîzad Hatun
yaptırdığı zaviye, mescid ve çeşmenin yanında borçlu
mahkumları kurtarmak için para vakfı oluşturmuştur.(22)
Şeyhülislam Zenbilli Ali Efendi'nin kızı Sitti Hatun 1525
yılında İstanbul'da medrese yaptıran ilk kadınlardan
biridir. (23)
Çoğunluğu 1823 yılında İstanbul'da kadınlar tarafından
yaptırılan 71 mektep vardır. (24) Ankara'da Zahide Hanım
tarafından
1820 tarihinde kurulan medresenin akarları arasında
Ankara'nın çeşitli yerlerinde 12 dükkan ve bir değirmen
vardı. Vakfiyeye
göre; medreseye fen ilimlerinde mahir bir alimin müderris
olması ve ayda 5 kuruş maaş, medresenin üç odasında kalan
öğrencilere ayda 60 para verilmesi şart konmuştur. (25)
Geçmişten günümüze uzanan vakıflar Osmanlı Devletinde cami,
medrese, şifahane, kütüphane, çeşme, sebil, imaret, hamam,
yol,
köprü, fener, kale, imaret gibi hizmetlerle kadın, erkek,
zengin, yaşlı, müslim, gayri müslim tüm insanların sosyal
ihtiyaçlarını
karşılamayı amaçlamıştır. Vakıfların temelinde, "ben" değil
"biz" şuuru ile yetişen fertlerin maddi ve manevi
zenginliklerini başka
insanlarla paylaşma anlayışı vardır.
1-
Bahaeddin Yediyıldız: "İslâmda Vakıf" Doğuştan Günümüze
Büyük İslam Tarihi, İstanbul 1993, s.24, a.g.y. "Vakıf" mad.
İ.A. s. 172.
2- Yediyıldız: "Türk Kültür Sistemi İçinde Vakfın Yeri"
Vakıflar Dergisi, Sa: XX, Ankara 1988, s. 404.
3- Ara Altun: Anadolu Artuklu Devri Türk Mimarisinin
Gelişmesi, İstanbul 1978, s. 115, Osman Turan: Doğu Anadolu
Türk Devletleri Tarihi, İstanbul 1993, s. 165, Afet İnan:
"Kayseri Gevher Nesibe Hatun Şifayesi" Malazgirt Armağanı,
Ankara 1993,
s 1-8, Yılmaz Önge, İbrahim Ateş, Sadi Bayram; Divriği Ulu
Camii ve Daruşşifası, Ankara 1978, s. 47.
4- Erdem Yücel; "Osmanlı Tarihinde Vakıf Yapan Kadınlar"
Hayat Tarih Mecmuası c. 7., Şubat 1971, Sa:1, s. 44-49.
5- Mehmet Şeker: İslâmda Sosyal Dayanışma Müesseseleri,
Ankara 1991, s. 153.
6- Yücel: s. 45.
7- İsmet Kayaoğlu: İslam Kurumları Tarihi, Ankara 1980, s.
148.
8- Gülsen Ataseven- Ayşegül Erdoğ: Vakıf ve Kadın Tebliğler,
İstanbul 1999, s. 18, Tarihimizde Vakıf Kuran Kadınlar Hanım
Sultan Vakfiyeleri -Belge Yayınları- Tarihi Araştırmaları ve
Dökümantasyon Merkezleri Kurma ve Geliştirme Vakfı
Yayınları,
önsöz, İstanbul 1990.
9- Kadriye Yılmaz Koca: Osmanlı'da Kadın ve İktisad,
İstanbul 1998, s. 124
10- M. Akif Aydın: "Osmanlı Toplumunda Kadın ve Tanzimat
Sonrası Gelişmeler" Sosyal Hayatta Kadın, İstanbul 1996, s.
144.
11- Müjgân Cunbur: "Türk Kadınlarının Kurdukları Vakıf
Kütüphaneler" Türk Kadını, Yıl: 1 Sa: 3-4, s. 10-11
12- Yücel: s. 47 Cunbur: s. 10.
13- Cunbur: "Selçuklu ve Osmanlı Devirlerinde Kadınların
Kurdukları Şifahaneler" Erdem, C. 3, Sa:8, s. 344
14- Cunbur: s. 345, Yücel: s. 47.
15- Yücel: s. 48.
16- Yücel: s. 49.
17- Mücteba İlgürel: "Kösem sultan'ın Bir Vakfiyesi" Tarih
Dergisi, 1966, XVI/21, s. 83-94, Yücel: s. 49.
18- Erdem Yücel; "Osmanlı Tarihinde Vakıf Yapan Kadınlar"
Hayat Tarih Mecmuası C.7, Mart 1971 Sa:2 s. 45-49 Ayanoğlu:
s. 5.
19- Erdem Yücel: "Osmanlı Tarihinde Vakıf Yapan Kadınlar"
Hayat Tarih Mecmuası, c. 7, Mart 1971, Sa:2, s. 45-49, Fazıl
Ayanoğlu: "Vakıf Yapan Türk Kadınları" İstanbul Üniversitesi
Hukuk Fakültesi Mecmuası, C.XXIX, Sa: 1-2, İstanbul 1963, s.
7-8, Cunbur: s. 33.
20- Yücel: s. 49, Cunbur: s. 346
21- Erdem Yücel: "Osmanlı Tarihinde Vakıf Yapan Kadınlar"
Hayat Tarih Mecmuası, c.7, Şubat 1971, Sa:1, s. 47, Ayanoğlu:
s. 4.
22- Erdem Yücel: "Osmanlı Tarihinde Vakıf Yapan Kadınlar"
Hayat Tarih Mecmuası, C. 7 Mart 1971, Sa: 2, s. 45-49,
Ayanoğlu: s.4.
23- Ayanoğlu: s. 4.
24- Zeliha Gören: "Vakıflar Kuran Türk Kadınları" Türk
Kadını, Yıl:1, Sa:2, s. 22-24.
25- Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi: Zahide bint-i Es-Seyyid
Üveys Efendi (1235-1840), s. 171-173.
kaynak: Diyanet Dergisi |