OSMANLI DEVLETİNİN MALİ YAPISI VE ALTIN KAPISI

                                                                                                 A.Hamid ÖZYAYLA

 

         Bir kimsenin veya tüzel kişinin (devletin) mülkiyeti altındaki taşınır ve taşınmaz varlıkların bütününe MAL denir. Mal ve insan çokluğuna ise SERVET denir. Mal ve milkin elden ele dolaşmasına DULET, mülk ve idarenin nöbetleşe el değiştirmesine de DEVLET denir. İstilahi manada devlet ise bir milletin ortak iradesi ile oluşmuş üstün organizasyon ve yönetimdir. Devletin omurgası, organlarıdır. Organları harekete geçiren kan ise PARA'dır. Ancak paranın rengi olmaz, değeri olur. Paranın değeri kendi devletinin izlediği malî politikalarına göre değişir. Tarih boyunca kurulan bütün devletler gücünü şu üç ana kaynakla beslemiştir. Bunlar: Siyaset, Diyanet ve Ticaret'tir. Bu yüzden para ticarî bir meta'dır. Devletin gelir ve giderlerini yöneten bir kuruluş olarak bilinen MALİYE, aynı zamanda bir devletin iktisadî yapısı ve ekonomik politikasının göstergesidir.

İnsanların ortak iradesiyle kurdukları ve idare ettikleri devlet, mecazîdir. Mutlak idare ve gerçek devlet sahibi Allah (c.c.)'dir. Mülkün ve milkin ilk ve son sahibi, varlık âleminin yegane maliki O'dur. O melik'tir. Saltanat ve hükümranlık O'ndadır. Çünkü O, hakimler hakimi'dir. İktidar değneğinin bir ucu O'nun (kudret) elindedir. İndiren ve bindiren, ağlatan ve güldüren, öldüren ve dirilten O'dur. Dilediğini fakir, dilediğini zengin, dilediğini zelil, dilediğini aziz kılan O'dur. Kainatın gündemini tayin eden Halik-i Mutlak O'dur. İş veren de O'dur aş veren de... Herkes kendi işine ve gücüne baksın... Onun içindir ki, Cenab-ı Hakk'ın katında kadri yüce zatlara: 'Efendim... Yarın Allah izin verirse ne yapacaksınız?' denildiğinde: 'Bilmiyorum yavrum, bu beni yüce Rabbimin beni hangi işle meşgul edeceğine bağlıdır.' demeleri ne kadar mânidardır.

Gerçek şu ki, beden ülkesinde yaratıcısına mutlak itaat ve teslimiyet esası üzerine devletini kuran bir kula Allah (c.c.) cihan devletini kurmayı da nasip ve müyesser kılar. İki cihanda da aziz eder. Bu sebeple 'bir insanın kisbeti, onun nisbetidir. Hizmet edene himmet edilir. Saymadan verene, saymadan verilir. Zira, insana rızık gibi ilmi, saltanatı, hikmet ve nübüvveti ihsan eden Allah'tır. Veren el de O'dur alan el de O'dur. O'nun hikmetinden sual olunmaz. İnsana verilen her şey bir imtihan vesilesidir. Anadolu'nun Moğol istilasında Selçuklu Devleti hükümdarı Sultan Alaüddin (1.) Keykubad'a yardım eden Er-Tuğrul Gazi merhumun oğlu ve daha sonra Kayı Aşireti'nin reisi Kara Osman'ı Osman Bey yapıp başına Devlet Kuşu'nu konduran ve ne hikmettir ki, 700 sene sonra da olsa onu rahmet ve şükranla andıran O'dur. Yalnız, "Osmanlı bedel ister." denir ya gerçekten Osman Gazi merhum devlet olmanın bedelini Allah'ın dinine hizmet etmekle ödemiştir. Ehli sünnet inancına göre: "Kul kesbetmiş, Allahu Teâlâ'da sebebin sebebini yaratmıştır. 400 çadırdan oluşan ve 400 altınla kurulan Osmanlı devleti malî gücünü ekonomi ilminde ifade edilen "Görünmeyen el"den almış, dört kıtada 6,5 asırlık bir ömürle cihana hükmetmiştir Allah'ın izniyle.

Her çocuk gibi devletler de kendi rızıkları (bütçeleri ve gelirleri) ile doğar, gelişir, büyür ve tarih sahnesinden silinirler. Zira her ümmetin bir eceli vardır. Osmanlı Devleti'nin çöküşünü illa da bir sebebe bağlamak bu açıdan yanlıştır. Allahu Teâlâ kulunun kalıbına değil kalbine nazar eder. Mahlûkatı, toprak, hava, su ve ateşi, insi, cinni ve rüzgarı isterse onun emrine ram eder, isterse kıyam ettirir. Dağına göre kışı yaratır. Bu açıdan bir devletin bahtının açık olması, tahtının güçlü olması, ortak iradeyle iktidara getirdikleri idarecilerin idare ve iradesine bağlıdır. Nitekim (manevî anlamda) münkir kör Allah'a nasıl bakarsa Allah da ona öyle bakar... Sözü bir hakikati ifade etmektedir. Bir toplum Allah'a, O'nun dinine, kitabına, elçisine, vs. nasıl bakarsa, Allah da O topluma öyle bakar. Kuru bir cihangirlik sevdası gütmeyen, İ'la-yı Kelimetullah'ı yeryüzüne hakim kılma amacı taşıyan Osmanlı Devleti'nin Allah'a bakış istikameti doğru olduğu için Osmanlı Kamu Maliyesi aşağıda zikredilen bir kaç kalem gelirle devletin bekasını sağlamaya yetmiştir. Bunlar:

a) Yerli halktan alınan A'şar ve müslüman olmayanlardan alınan cizye ve haraç.

b) Bağlı beyliklerden alınan vergiler.

c) Maden işletmelerinden alınan vergiler.

d) Savaşlarda elde edilen ganimetlerden beşte birlik paylar.

e) Kara ve deniz ticaretinden alınan gümrük ve rüsum.

Osmanlı Devleti "İşten artmaz dişten artar."ın anlamını nüfusun artması ile nüfuz'un da artacağı şeklinde anlamış ve rızık endişesi ve bütçe açık verir korkusuyla kendi halkına, vatan evladına ihanet örneği sergilememiştir. Millet olarak herkes devletin ve ülkenin imkanlarını ve haklarını eşit bir şekilde paylaşmıştır. Zira Osmanlı Devleti, hukukun üstünlüğüne inanan, gecikmeyen adalet anlayışına dayanan, İslam hukukunun hükümlerini esas olan bir İslam Devleti'dir. Osmanlı Devleti, emek ve bilgi yoğun bir toplum yapısına ve gerçek para politikasına dayanan malî bir sisteme sahipti. Osmanlı Toplumu, hilafetin Yavuz Sultan Selim merhumla Osmanlı Devleti'ne geçmesiyle devletini kutsal kabul etmiştir. Osmanlı Devleti ise kanun ve uygulamaların da iktidarın geçici olduğunu ve halkının kendisine Allah'ın bir emaneti olduğunu benimsemiş, devletin değil milletin yani (insanın) kutsal olduğunu özümsemiş, halka hizmeti Hak'ka hizmet olarak kabul etmiştir. Kanun ve adalet karşısında herkesin eşit olduğuna, Fatih Sultan Mehmed'in izin alınmadan bir yahudi tebea'nın arsasına yaptırdığı caminin yıkımı için mücadele eden arsa sahibi gayri müslimin elini kestirdiği için mahkemede elinin kesilmesine karar verilmesi o kişinin müslüman olmasına sebep olmuştur. Osmanlı Devleti yargıda, yasama ve yürütme konusunda halkına ve tebea'sına güven vermiştir. "İstanbul'da Kardinal külahı görmektense Osmanlı Sarığı'nı tercih ederiz." diyen ve dindaşlarını taa İspanya'dan İstanbul'a emniyet içinde yaşamaya çağıran Musevî Cemaati Osmanlı Devleti'nin bu engin ve zengin siyaset anlayışına hayran olmuşlardır. Zira, Osmanlı Devleti, milletin dini ve devleti arasında Çin Seddi gibi aşılmaz kalın duvarlar örmemiştir. Aksine çok uluslu bir yapıya sahip Osmanlı, farklı dini cemaatleri, kültürel ve ekonomik etnik grupları asimile etmeden kaynaştırmış, çeşitliliği bir zenginlik olarak telakki etmiştir. Bu yüzden Osmanlı Devleti, ülkede paranın dolaşım hızının çok düşük olmasına rağmen yabancı sermayeyi teşvik ve kullanım konusu üzerinde güçlük çekmemiştir. Zira, "Servet nerede kazanılmışsa orada sarf edilmelidir." esasına içtenlikle inanan ve bağlı bulunan ecnebi esnaf ve Galata Bankerleri cizye ve haraç konusunda da vergi hususunda da tereddüt göstermemişlerdir. Bu gün Osmanlı'nın en son Payitahtı olan İstanbul'un onüç milyonluk metropol olmasında o dönemde işini yoluna koyan yahudi ve hristiyan asıllı tebea'nın olması bir gerçektir. Çünkü, para emeğin karşılığıdır. Para, emeği, emek de yemeği çeker. Dünya Altın Borsası'nın kalbi İstanbul'da atmıştır. İ.M.K.B.'nın İstanbul'da kurulması bir tesadüf eseri değildir. Artık İstanbul sadece bir ilim ve kültür merkezi değil dünya ticaretinin merkezi ve kalbi olmuştur. Seve seve gönül huzuruyla vergisini ödeyen tebea ve yerli halk bunun karşılığında devletinden güven ve huzuru bulmuştur. Bugün bile birçok yabancı devlet adamının uçaktan iner inmez Osmanlı Yadigâri Topkapı'nın Altın Kapısı'nda karşılanması, Osmanlı'nın ayak seslerini dinlemek ve izlerini takip etmek istemeleri çok ilginçtir.

Osmanlı Devleti ilk resmi parasıyla (Gümüş-Akçe) Orhan Gazi döneminde tanışmış, daha sonra Fatih döneminde ilk defa altın para (Sarı Lira) basılarak tedavüle sunulmuştur. Kullanılan para aynı zamanda değerli bir maden olduğu için geriye dönüşüm hızı yüksekti. Yani Osmanlı altını yere düşse de pul olmuyor darphanelerde eritilerek tekrar piyasaya arz ediliyordu. Bu yüzden paranın değeri düşmüyor (enflasyon olmuyordu) aksine paranın alım gücü yüksekti. Halk bu günkü ölçeklere göre fakirdi ancak Osmanlı Devleti zengindi. Zira Osmanlı, bir telhis mecmuasındaki kayıtta: "Benim Vezirim, bana sırma ve kılabdan ve altın varak (kağıt) ve yaldızlı lüle lâzım değildir. Cümlemize israf haramdır. Yirmi gün sonra yoklanıp bunların yapıldığını görürsem vallahi seni katlederim..." şeklinde ifade edilen bir yönetim anlayışına sahipti. Fatih döneminde arkadaşının menfaat ve gelirini kendi nefsine tercih eden bir esnaf sınıfına sahipti. Ticaret, san'at, zenaat, ziraat ve siyasette doğruluk hakimdi. Bugünkü T.O.B.B. temelinde Ahi-Evran'ın kurduğu Loncalar vardır.

Osmanlı Devleti para politikasında arz-talep dengesine dikkat ve riayet ederdi. Üretim ve tüketim enflasyonun (para darlığı ve şişkinliği) sebep olacak unsurları ortadan kaldırmıştı. Çünkü, son dönemlerine kadar kağıt para kullanılmamıştır. Üç Paşa'nın basiretsizliği (Talat-Enver-Mithat) yüzünden Galata Bankerleri öncülüğünde kurulan Osmanlı Bankası eliyle, müttefikleri 1. dünya harbinde yenildi diye, savaş tazminatını Osmanlı Devleti'ne yükleti-lerek hazinedeki çil çil altınlar karşılığında basılan kağıt paralarla eritilerek iç edilmiş, Düyun-u Umumiye adı altında olmayan borcun karşılığı olarak hazine boşaltılmıştır. O dönemde 1 Osmanlı Sarı Lirası 0.75 dolardı.

Osmanlı iktisadî sistemi İslamî hayat tarzı ile ilgilidir. Sistem içerisinde toplum çıkarını kendi çıkarından üstün tutan insan tipi önemli rol oynamıştır. Devletin yükünü, yaptığı işe vâkıf, ömrünü insana hizmete vakfetmiş kişilerce kurulan vakıf müesseseleri tarafından hafifletilmiştir. Öyleki merkez camiilerin çıkışına konulan sadaka taşlarının oluklarına sabah namazından sonra bırakılan cemaate ait sadakaların ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçları kadar alıp kalanı bir başka ihtiyaç sahibine bırakması Osmanlı toplumundaki kanaat anlayışının zirveye çıktığını göstermektedir. Sistem adalet idealini hareket noktası olarak esas almıştır. Osmanlı zihniyetine göre insan, alan el (sadece tüketici) değil, veren el (üretici)dir. Çağdışı kapitalist anlayışta olduğu gibi insan ekonomi ve devlet için değil, sistem ve devlet insan için vardır. Osmanlı kültür ve iktisat sistemi, talep yönlü değil arz yönlüdür. Çünkü almadan vermek Allah'a aittir. Zekat sayesinde mutlu bir azınlık ve burjuva sınıf kaybolmuş, yerini orta direk almıştır. Osmanlı Devleti üniter yapısı ve mutlak yönetimi olmayan bir demokrasiden daha çağcıl, eyalet sistemi ile yerinden yönetim ilkesini oturtmuştur. Sancak Beylerine ve eyaletlere sorumluluğu yetki ile birlikte devretmiş. Devletin hantal bir yapıya sebep olacak unsurları ortadan kaldırmıştır. Değilse, yedi iklimde, Akdeniz'in göl olduğu dönemlerde cep'siz, fax'sız, tv'siz, internet'siz çıplak bir ser at'ın üzerinde Ayvalı'dan Aralık'a kadar değil Afrika'dan Hicaz'a, Kırım'dan Kıbrıs'a, Anadolu'dan Viyana'ya kadar nasıl hükmedebilirdi. Evet.. Ankara'dan Şırnak'ı idare edemeyen sözüm ona toplum mühendisleri bunun sebeplerini iyi araştırmalıdır. Toplumu alevi-sünni diye türk-kürt diye kamplara bölenler, aslanı kediye boğduranlar, aklı eren insanların beynini iğdiş edenler bilsinler ki, bindikleri gemi korsan artığı delik bir sandal, oturdukları tahtları çürüktür. Bunu kendileri de zaten, 'Altımız çürüktür.' diye ifade etmişlerdir.

Marks Weber'in bir beladır dediği faiz, Osmanlı Devleti'nin ekonomi politikasında yoktu. Bankerle ve tefeciler denetim altında idi. Osmanlı Devleti serbest piyasa ekonomisine sahipti. Ancak fiyat mekanizmasında monopol oluşturan sermaye sahiplerine, emekçileri ezdirmemiştir. Çünkü Osmanlı, devlet olarak güçlü ve zenginden yana değil, halkının ve haklının yanında yer almıştır. Bu devlete baba diyenler bunu o dönemlerde öğrenmişlerdir. Osmanlı Devleti halkına hayatı her alanda paylaşarak yaşamayı öğretmiştir.

Osmanlı Devleti'nin malî teşkilatı:

1- Merkez Maliyesi.

2- Tımar Sistemi.

3- Vakıflar.

Olmak üzere üç bölüme ayrılmıştır.

Merkez Maliyesi Başdefterdar'a bağlı O'da Sadrazam'a (Başbakan'a) karşı sorumluydu. Tımar sistemi içinde eyaletlerde ayrıca taşra defterdarlıkları vardı. Başdefterdar mali yargının ve gider hesaplarının, gelir kalemlerinin ve hazine işlemlerinin en üst makamıydı. T.C. 54'ncü Hükümetin kurmaya çalıştığı Havuz Sistemi Osmanlı'dan iktibas edilmiştir. Eyaletler gelir fazlalarını ihtiyacı olan diğer eyaletlere, gönderir devlet de bunu kontrol ederdi. Öyleki Merkez Maliyesinin Tımar Sistemindeki payı 16'ncı y.y.'da %51 civarındaydı.

Vakıf sistemi, ülkedeki eğitim, sağlık, diyanet ve yatırımların ve malî sisteminin üçüncü ögesi ve devletin sağ koludur. İslam'ın iktidasî ve sosyal sistemi vakıfların geliştirdiği, gelişmenin en önemli sebebidir. devlet'in yetişemediği yerde vakıflar devreye giriyor, bu gönüllü kuruluşlar sayesinde toplumsal kalkınma hızlanıyordu. Osmanlı'nın T.C.'ne devrettiği şaheser mabed ve külliye vs. yapıtlar vakıf eseridir. Bugün çağdaş bütçelerin önemli gider kalemlerinden birini oluşturan yatırım harcamalarının çoğunun Osmanlı'larda vakıflar tarafından yapıldığını belirtmek gerekir.

Osmanlı Devleti'nde her yıl bütçe düzenlemesi bir kural olarak benimsenmiş, mali yılbaşı olarak Mart ayı seçilmiştir. 18'nci y.y.'da Osmanlı bütçesi 3 milyar akçeye ulaşmıştır. Düşünebiliyor musunuz? Bir buğday tanesi 48 miligramdır. Dört buğday ağırlığında Kırat, 24 Kırat'lık gümüş sikke'ye, 1 Akçe denirdi. Gümüş para birimi şer'i dirhem 2.97 gr'dir. Altın para birimi Dinar ise miskal ağırlığında 4.25 gr'dır. Üç akçe'ye 1 Pare denirdi. 1685-1715 tarihleri arasında yaklaşık 68 milyon pare'ye karşılık yaklaşık 113 milyon akçe basılmıştır. Yaklaşık yirmi milyon kilometre kare bir ülkede 30 yıl içindeki emisyon hiç dikkatinizi çekmiyor mu? TL'den üç sıfır atacağız diye iktidara gelenler eminim ki pek yakında kağıt 100.000.000 TL basacaklar. Kuruş zaten ortada yok. Ufaklığı olmayan bir paranın değeri olur mu? Gelir ve giderini dolarla ifade eden bir ülke geleceğinden emin olabilir mi? Tarihin hiçbir döneminde parası ile oynayan başka bir ülke var mıdır. bilmem? Handa giden Dakyanos'un parası bile bu kadar değersiz değildir. Allah bu millete acısın. Merkez Bankası bunca yıldır tedavülden çektiği kağıt paraları yakmaktan ve imha etmekten başka ne yapıyor merak ediyorum. Yakılan kereste, kağıt ve don değil, zeki ve çalışkan bir millet olarak tarif edilen müslümanların emeğidir. Dini imanı para haline getirilen bir milletin parasını değiştirir, kuruş yerine DM'yi, TL yerine Dolar'ı getirirseniz dini ve dolayısıyla devletini değiştirirsiniz. Ama bu necip millet bu oyunu bozacaktır. Korkunun ecele faydası yoktur. Toplum mühendisleri Marmara bölgesinde 17 Ağustos 1999 günü olan depremden görünen sebeplerini belki "Hoca'nın ahı tuttu. Yukarıdakiler (haşa) Tayyib'e yapılan cezayı haksız buldu. Belki de Beyaz Kelebekler'in temsilcisi Merve Hanım'a yapılan zulmün ahı yerde kalmadı..." diye düşünmüşlerdir. Bence gerçek sebep Sakarya'da destan yazan kefensiz, kitabesiz, alkanlarıyla toprağın bağrında yatan şehitlerin ruhları çarpmıştır bizi. Ötekilerin ahı belki başka bir Ağustos'a kalmıştır belki başka bir bölgede, belki de bu defa semadan ve bulutlardan gelecekti hediyeler. O'nun kahrı da hoştur lütfu da. İyiler kötü insanların arasından hicret edip doğrularla beraber olmadıkça, içinde iffet, hikmet, adalet ve şecaat dolu faziletli insanların arasına ve safına girmedikçe kuru ve kof odun istiflerinin arasında gözü ve gönlü yaşlı insanlar da yanacaktır. Belki de bu millet Bedir Ashabı gibi: "Bizi de helak edersen yeryüzünde senin dinini kimler savunup temsil edecek Ya Rabbi!" der iki düzü üstüne çöker de yalvarır niyaz ederse, kuruluşunun 700. yılında Rabbim bu necip millete devletini teslim edecektir. Kehanette bulunmuyorum. Bu bir kuruntu da değil. Öyle olmasını umuyor ve bekliyorum. İçime doğuyor. Miladi 2000 yılında üç sıfır var. Belki bu da bir şeylerin miladı olacaktır kimbilir? Çünkü gündemi tayin etme işi artık bu ülkede kul oğlunun elinden çıktı. Artık kimse şerit değiştirmeden kendi işine ve gücüne baksın. Tanrının arabasına (haşa) çomak sokmaya çalışan çocuklar elindeki değneye dikkat etsin. Eli ve kolu tekerin altında kalabilir. Çünkü iktidar değneğinin bir ucu O'nun elindedir. O muktedirdir.

Osmanlı Devleti savaş ve maaş harcamalarının finansmanı için 17. y.y.'dan itibaren iç borçlanma teşebbüslerine girişmiştir. İlk dış borçlanma ise Kırım Savaşı sırasında 1854 yılında gerçekleşmiştir. Yaşlı Adam'ı evlatları namerde muhtaç etmiştir. Erkeğin kocası sayılan borçlanma, Osmanlı Devletini bir anda Hasta Adam durumuna sokmuştur. Artık Mirasyediler Osmanlı Hanesi ve hanedanının etrafında kuzgun gibi dolaşmaya başladılar. Osmanlı malî sistemi artık Galata Bankerlerinin güdümüne girmişti. İç ve dış borç getirileri ile palazlanan Galata Bankerleri 1862 yılında bugünkü İ.M.K.B.'nın temelini atmışlardır. Lozan Antlaşmasıyla Düyun-u Umumi (Genel Borçlar) resmi hüviyet kesbetti ve T.C. 1954 yılında son taksidi ödemiştir. Osmanlı'nın mirası üzerinde oturanlar, babasının mülküne ve malına konmuş, ancak ödediği borcunu gelecek nesillere Osmanlı'ya düşman ederek başına kakmıştır. Vefasızlık örneği göstermiş 600 kişilik Osmanlı hanedanı bir anda kaybolmuştur. İngiliz korsanlarına bir esir muamelesiyle satılan Osmanlı Hanedanı Mala adasına gönderilmiş akabinde de vatana ihanet ederek kaçtı damgasını vurmuşlardır. Zaten bir çoğu da kefen parasına muhtaç bir şekilde sefil bir garip kuş gibi vefat etmişlerdir. Bu açıdan Osmanlı Devleti'nin kuruluşunun 700. yıl kutlamalarını çok anlamlı buluyorum. Süleyman'ın mabedindeki (ülkesindeki) cinler şişeden çıkmış bastondaki güve zaten iktidar değneğini çürütmüştür. Yerde ve göklerde ne varsa hepsi onun askeridir. Hazır kıta emir bekler.

Sonuç olarak Osmanlı Devleti'nin iktisadî ve malî yapısını, ekonomik sistemini özet ederek ve bazen de mukayese ederek anlatmaya ve yazmaya çalıştım. Bir memleketin ekonomik yönden kalkınması ve iktisadî yönden gelişmesi için şu dört temel unsur olması şarttır:

1- Toprak (coğrafya veya vatan)

2- Emek (insan gücü ve unsuru)

3- Sermaye (para)

4- Müteşebbis'tir.

Osmanlı Devleti bu dört ana umdeyi iyi seçtiği için cihana hükmetmiştir. Osmanlı Devlet adamlarının üstün müteşebbis ve idaresi, dürüst, inançlı ve çalışkan insanlardan oluşan çok uluslu bir nüfusu geniş bir atlas üzerinde fethettiği ülkelerin gelirleriyle kamu maliyesi ve devlet bütçesini oluşturmuştur. Arı kovandaki beye göre uçmuş, at sahibine göre kişnemiştir. Temiz toplumun iradesi temiz idareye dönmüştür. Devlet dine hizmet etmiş, din de devlete güç vermiştir. Bence Osmanlı'nın yıkılış sebeplerine ne Rönesans, ne sanayi devrimi, ne bilim ve tekniğe ayak uyduramama vs. vs... Hepsi ilahî bir takdir. Bir devirde geldi geçti. Peh, peh, peh, hepsini rahmet ve şükranla anıyorum. Allah onlardan razı olsun. Gelecek nesil bizi nasıl anacak ve anlatacak merak ediyorum. Umarım ve dilerim ki, hilal ve tevhide sahip çıkarlar...

 

Kaynaklar

1- T.D.V. İslam Ansiklopedisi, 1. 9 ve 14. ciltler, Akçe, Altın, Gümüş, Dinar ve Dirhem maddeleri, İstanbul 1989-1890

2- Türkçe Konuşturan Sözlük ünlü Yay., Mehmet ve Hüseyin Ünlü

3- Arapça-Türkçe Yeni Kamus, Elif Ofset, Hayreddin Karaman-Bekir Topaloğlu.

4- İslam Tarihi, Akit, Hayati Ülkü, c. 3

5- Osmanlı Dünyayı Nasıl Yönetti? Yeni Şafak, c. 2, Prof. Dr. Ahmet Tabakoğlu

6- Sosyal Bilgiler İlköğretim, 5. sınıf, M.E.B. İstanbul, 1996