|
OSMANLI DEVLETİNİN MALİ
YAPISI VE ALTIN KAPISI
A.Hamid ÖZYAYLA
Bir kimsenin veya tüzel kişinin (devletin)
mülkiyeti altındaki taşınır ve taşınmaz varlıkların bütününe
MAL denir. Mal ve insan çokluğuna ise SERVET denir. Mal ve
milkin elden ele dolaşmasına DULET, mülk ve idarenin
nöbetleşe el değiştirmesine de DEVLET denir. İstilahi manada
devlet ise bir milletin ortak iradesi ile oluşmuş üstün
organizasyon ve yönetimdir. Devletin omurgası, organlarıdır.
Organları harekete geçiren kan ise PARA'dır. Ancak paranın
rengi olmaz, değeri olur. Paranın değeri kendi devletinin
izlediği malî politikalarına göre değişir. Tarih boyunca
kurulan bütün devletler gücünü şu üç ana kaynakla
beslemiştir. Bunlar: Siyaset, Diyanet ve Ticaret'tir. Bu
yüzden para ticarî bir meta'dır. Devletin gelir ve
giderlerini yöneten bir kuruluş olarak bilinen MALİYE, aynı
zamanda bir devletin iktisadî yapısı ve ekonomik
politikasının göstergesidir.
İnsanların ortak iradesiyle kurdukları ve idare ettikleri
devlet, mecazîdir. Mutlak idare ve gerçek devlet sahibi
Allah (c.c.)'dir. Mülkün ve milkin ilk ve son sahibi, varlık
âleminin yegane maliki O'dur. O melik'tir. Saltanat ve
hükümranlık O'ndadır. Çünkü O, hakimler hakimi'dir. İktidar
değneğinin bir ucu O'nun (kudret) elindedir. İndiren ve
bindiren, ağlatan ve güldüren, öldüren ve dirilten O'dur.
Dilediğini fakir, dilediğini zengin, dilediğini zelil,
dilediğini aziz kılan O'dur. Kainatın gündemini tayin eden
Halik-i Mutlak O'dur. İş veren de O'dur aş veren de...
Herkes kendi işine ve gücüne baksın... Onun içindir ki,
Cenab-ı Hakk'ın katında kadri yüce zatlara: 'Efendim...
Yarın Allah izin verirse ne yapacaksınız?' denildiğinde:
'Bilmiyorum yavrum, bu beni yüce Rabbimin beni hangi işle
meşgul edeceğine bağlıdır.' demeleri ne kadar mânidardır.
Gerçek
şu ki, beden ülkesinde yaratıcısına mutlak itaat ve
teslimiyet esası üzerine devletini kuran bir kula Allah
(c.c.) cihan devletini kurmayı da nasip ve müyesser kılar.
İki cihanda da aziz eder. Bu sebeple 'bir insanın kisbeti,
onun nisbetidir. Hizmet edene himmet edilir. Saymadan
verene, saymadan verilir. Zira, insana rızık gibi ilmi,
saltanatı, hikmet ve nübüvveti ihsan eden Allah'tır. Veren
el de O'dur alan el de O'dur. O'nun hikmetinden sual
olunmaz. İnsana verilen her şey bir imtihan vesilesidir.
Anadolu'nun Moğol istilasında Selçuklu Devleti hükümdarı
Sultan Alaüddin (1.) Keykubad'a yardım eden Er-Tuğrul Gazi
merhumun oğlu ve daha sonra Kayı Aşireti'nin reisi Kara
Osman'ı Osman Bey yapıp başına Devlet Kuşu'nu konduran ve ne
hikmettir ki, 700 sene sonra da olsa onu rahmet ve şükranla
andıran O'dur. Yalnız, "Osmanlı bedel ister." denir ya
gerçekten Osman Gazi merhum devlet olmanın bedelini Allah'ın
dinine hizmet etmekle ödemiştir. Ehli sünnet inancına göre:
"Kul kesbetmiş, Allahu Teâlâ'da sebebin sebebini
yaratmıştır. 400 çadırdan oluşan ve 400 altınla kurulan
Osmanlı devleti malî gücünü ekonomi ilminde ifade edilen
"Görünmeyen el"den almış, dört kıtada 6,5 asırlık bir ömürle
cihana hükmetmiştir Allah'ın izniyle.
Her
çocuk gibi devletler de kendi rızıkları (bütçeleri ve
gelirleri) ile doğar, gelişir, büyür ve tarih sahnesinden
silinirler. Zira her ümmetin bir eceli vardır. Osmanlı
Devleti'nin çöküşünü illa da bir sebebe bağlamak bu açıdan
yanlıştır. Allahu Teâlâ kulunun kalıbına değil kalbine nazar
eder. Mahlûkatı, toprak, hava, su ve ateşi, insi, cinni ve
rüzgarı isterse onun emrine ram eder, isterse kıyam ettirir.
Dağına göre kışı yaratır. Bu açıdan bir devletin bahtının
açık olması, tahtının güçlü olması, ortak iradeyle iktidara
getirdikleri idarecilerin idare ve iradesine bağlıdır.
Nitekim (manevî anlamda) münkir kör Allah'a nasıl bakarsa
Allah da ona öyle bakar... Sözü bir hakikati ifade
etmektedir. Bir toplum Allah'a, O'nun dinine, kitabına,
elçisine, vs. nasıl bakarsa, Allah da O topluma öyle bakar.
Kuru bir cihangirlik sevdası gütmeyen, İ'la-yı
Kelimetullah'ı yeryüzüne hakim kılma amacı taşıyan Osmanlı
Devleti'nin Allah'a bakış istikameti doğru olduğu için
Osmanlı Kamu Maliyesi aşağıda zikredilen bir kaç kalem
gelirle devletin bekasını sağlamaya yetmiştir. Bunlar:
a)
Yerli halktan alınan A'şar ve müslüman olmayanlardan alınan
cizye ve haraç.
b)
Bağlı beyliklerden alınan vergiler.
c)
Maden işletmelerinden alınan vergiler.
d)
Savaşlarda elde edilen ganimetlerden beşte birlik paylar.
e) Kara
ve deniz ticaretinden alınan gümrük ve rüsum.
Osmanlı
Devleti "İşten artmaz dişten artar."ın anlamını nüfusun
artması ile nüfuz'un da artacağı şeklinde anlamış ve rızık
endişesi ve bütçe açık verir korkusuyla kendi halkına, vatan
evladına ihanet örneği sergilememiştir. Millet olarak herkes
devletin ve ülkenin imkanlarını ve haklarını eşit bir
şekilde paylaşmıştır. Zira Osmanlı Devleti, hukukun
üstünlüğüne inanan, gecikmeyen adalet anlayışına dayanan,
İslam hukukunun hükümlerini esas olan bir İslam Devleti'dir.
Osmanlı Devleti, emek ve bilgi yoğun bir toplum yapısına ve
gerçek para politikasına dayanan malî bir sisteme sahipti.
Osmanlı Toplumu, hilafetin Yavuz Sultan Selim merhumla
Osmanlı Devleti'ne geçmesiyle devletini kutsal kabul
etmiştir. Osmanlı Devleti ise kanun ve uygulamaların da
iktidarın geçici olduğunu ve halkının kendisine Allah'ın bir
emaneti olduğunu benimsemiş, devletin değil milletin yani
(insanın) kutsal olduğunu özümsemiş, halka hizmeti Hak'ka
hizmet olarak kabul etmiştir. Kanun ve adalet karşısında
herkesin eşit olduğuna, Fatih Sultan Mehmed'in izin
alınmadan bir yahudi tebea'nın arsasına yaptırdığı caminin
yıkımı için mücadele eden arsa sahibi gayri müslimin elini
kestirdiği için mahkemede elinin kesilmesine karar verilmesi
o kişinin müslüman olmasına sebep olmuştur. Osmanlı Devleti
yargıda, yasama ve yürütme konusunda halkına ve tebea'sına
güven vermiştir. "İstanbul'da Kardinal külahı görmektense
Osmanlı Sarığı'nı tercih ederiz." diyen ve dindaşlarını taa
İspanya'dan İstanbul'a emniyet içinde yaşamaya çağıran
Musevî Cemaati Osmanlı Devleti'nin bu engin ve zengin
siyaset anlayışına hayran olmuşlardır. Zira, Osmanlı
Devleti, milletin dini ve devleti arasında Çin Seddi gibi
aşılmaz kalın duvarlar örmemiştir. Aksine çok uluslu bir
yapıya sahip Osmanlı, farklı dini cemaatleri, kültürel ve
ekonomik etnik grupları asimile etmeden kaynaştırmış,
çeşitliliği bir zenginlik olarak telakki etmiştir. Bu yüzden
Osmanlı Devleti, ülkede paranın dolaşım hızının çok düşük
olmasına rağmen yabancı sermayeyi teşvik ve kullanım konusu
üzerinde güçlük çekmemiştir. Zira, "Servet nerede
kazanılmışsa orada sarf edilmelidir." esasına içtenlikle
inanan ve bağlı bulunan ecnebi esnaf ve Galata Bankerleri
cizye ve haraç konusunda da vergi hususunda da tereddüt
göstermemişlerdir. Bu gün Osmanlı'nın en son Payitahtı olan
İstanbul'un onüç milyonluk metropol olmasında o dönemde
işini yoluna koyan yahudi ve hristiyan asıllı tebea'nın
olması bir gerçektir. Çünkü, para emeğin karşılığıdır. Para,
emeği, emek de yemeği çeker. Dünya Altın Borsası'nın kalbi
İstanbul'da atmıştır. İ.M.K.B.'nın İstanbul'da kurulması bir
tesadüf eseri değildir. Artık İstanbul sadece bir ilim ve
kültür merkezi değil dünya ticaretinin merkezi ve kalbi
olmuştur. Seve seve gönül huzuruyla vergisini ödeyen tebea
ve yerli halk bunun karşılığında devletinden güven ve huzuru
bulmuştur. Bugün bile birçok yabancı devlet adamının uçaktan
iner inmez Osmanlı Yadigâri Topkapı'nın Altın Kapısı'nda
karşılanması, Osmanlı'nın ayak seslerini dinlemek ve
izlerini takip etmek istemeleri çok ilginçtir.
Osmanlı
Devleti ilk resmi parasıyla (Gümüş-Akçe) Orhan Gazi
döneminde tanışmış, daha sonra Fatih döneminde ilk defa
altın para (Sarı Lira) basılarak tedavüle sunulmuştur.
Kullanılan para aynı zamanda değerli bir maden olduğu için
geriye dönüşüm hızı yüksekti. Yani Osmanlı altını yere düşse
de pul olmuyor darphanelerde eritilerek tekrar piyasaya arz
ediliyordu. Bu yüzden paranın değeri düşmüyor (enflasyon
olmuyordu) aksine paranın alım gücü yüksekti. Halk bu günkü
ölçeklere göre fakirdi ancak Osmanlı Devleti zengindi. Zira
Osmanlı, bir telhis mecmuasındaki kayıtta: "Benim Vezirim,
bana sırma ve kılabdan ve altın varak (kağıt) ve yaldızlı
lüle lâzım değildir. Cümlemize israf haramdır. Yirmi gün
sonra yoklanıp bunların yapıldığını görürsem vallahi seni
katlederim..." şeklinde ifade edilen bir yönetim anlayışına
sahipti. Fatih döneminde arkadaşının menfaat ve gelirini
kendi nefsine tercih eden bir esnaf sınıfına sahipti.
Ticaret, san'at, zenaat, ziraat ve siyasette doğruluk
hakimdi. Bugünkü T.O.B.B. temelinde Ahi-Evran'ın kurduğu
Loncalar vardır.
Osmanlı
Devleti para politikasında arz-talep dengesine dikkat ve
riayet ederdi. Üretim ve tüketim enflasyonun (para darlığı
ve şişkinliği) sebep olacak unsurları ortadan kaldırmıştı.
Çünkü, son dönemlerine kadar kağıt para kullanılmamıştır. Üç
Paşa'nın basiretsizliği (Talat-Enver-Mithat) yüzünden Galata
Bankerleri öncülüğünde kurulan Osmanlı Bankası eliyle,
müttefikleri 1. dünya harbinde yenildi diye, savaş
tazminatını Osmanlı Devleti'ne yükleti-lerek hazinedeki çil
çil altınlar karşılığında basılan kağıt paralarla eritilerek
iç edilmiş, Düyun-u Umumiye adı altında olmayan borcun
karşılığı olarak hazine boşaltılmıştır. O dönemde 1 Osmanlı
Sarı Lirası 0.75 dolardı.
Osmanlı
iktisadî sistemi İslamî hayat tarzı ile ilgilidir. Sistem
içerisinde toplum çıkarını kendi çıkarından üstün tutan
insan tipi önemli rol oynamıştır. Devletin yükünü, yaptığı
işe vâkıf, ömrünü insana hizmete vakfetmiş kişilerce kurulan
vakıf müesseseleri tarafından hafifletilmiştir. Öyleki
merkez camiilerin çıkışına konulan sadaka taşlarının
oluklarına sabah namazından sonra bırakılan cemaate ait
sadakaların ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçları kadar alıp
kalanı bir başka ihtiyaç sahibine bırakması Osmanlı
toplumundaki kanaat anlayışının zirveye çıktığını
göstermektedir. Sistem adalet idealini hareket noktası
olarak esas almıştır. Osmanlı zihniyetine göre insan, alan
el (sadece tüketici) değil, veren el (üretici)dir. Çağdışı
kapitalist anlayışta olduğu gibi insan ekonomi ve devlet
için değil, sistem ve devlet insan için vardır. Osmanlı
kültür ve iktisat sistemi, talep yönlü değil arz yönlüdür.
Çünkü almadan vermek Allah'a aittir. Zekat sayesinde mutlu
bir azınlık ve burjuva sınıf kaybolmuş, yerini orta direk
almıştır. Osmanlı Devleti üniter yapısı ve mutlak yönetimi
olmayan bir demokrasiden daha çağcıl, eyalet sistemi ile
yerinden yönetim ilkesini oturtmuştur. Sancak Beylerine ve
eyaletlere sorumluluğu yetki ile birlikte devretmiş.
Devletin hantal bir yapıya sebep olacak unsurları ortadan
kaldırmıştır. Değilse, yedi iklimde, Akdeniz'in göl olduğu
dönemlerde cep'siz, fax'sız, tv'siz, internet'siz çıplak bir
ser at'ın üzerinde Ayvalı'dan Aralık'a kadar değil
Afrika'dan Hicaz'a, Kırım'dan Kıbrıs'a, Anadolu'dan
Viyana'ya kadar nasıl hükmedebilirdi. Evet.. Ankara'dan
Şırnak'ı idare edemeyen sözüm ona toplum mühendisleri bunun
sebeplerini iyi araştırmalıdır. Toplumu alevi-sünni diye
türk-kürt diye kamplara bölenler, aslanı kediye boğduranlar,
aklı eren insanların beynini iğdiş edenler bilsinler ki,
bindikleri gemi korsan artığı delik bir sandal, oturdukları
tahtları çürüktür. Bunu kendileri de zaten, 'Altımız
çürüktür.' diye ifade etmişlerdir.
Marks
Weber'in bir beladır dediği faiz, Osmanlı Devleti'nin
ekonomi politikasında yoktu. Bankerle ve tefeciler denetim
altında idi. Osmanlı Devleti serbest piyasa ekonomisine
sahipti. Ancak fiyat mekanizmasında monopol oluşturan
sermaye sahiplerine, emekçileri ezdirmemiştir. Çünkü
Osmanlı, devlet olarak güçlü ve zenginden yana değil,
halkının ve haklının yanında yer almıştır. Bu devlete baba
diyenler bunu o dönemlerde öğrenmişlerdir. Osmanlı Devleti
halkına hayatı her alanda paylaşarak yaşamayı öğretmiştir.
Osmanlı
Devleti'nin malî teşkilatı:
1-
Merkez Maliyesi.
2-
Tımar Sistemi.
3-
Vakıflar.
Olmak
üzere üç bölüme ayrılmıştır.
Merkez
Maliyesi Başdefterdar'a bağlı O'da Sadrazam'a (Başbakan'a)
karşı sorumluydu. Tımar sistemi içinde eyaletlerde ayrıca
taşra defterdarlıkları vardı. Başdefterdar mali yargının ve
gider hesaplarının, gelir kalemlerinin ve hazine
işlemlerinin en üst makamıydı. T.C. 54'ncü Hükümetin kurmaya
çalıştığı Havuz Sistemi Osmanlı'dan iktibas edilmiştir.
Eyaletler gelir fazlalarını ihtiyacı olan diğer eyaletlere,
gönderir devlet de bunu kontrol ederdi. Öyleki Merkez
Maliyesinin Tımar Sistemindeki payı 16'ncı y.y.'da %51
civarındaydı.
Vakıf
sistemi, ülkedeki eğitim, sağlık, diyanet ve yatırımların ve
malî sisteminin üçüncü ögesi ve devletin sağ koludur.
İslam'ın iktidasî ve sosyal sistemi vakıfların geliştirdiği,
gelişmenin en önemli sebebidir. devlet'in yetişemediği yerde
vakıflar devreye giriyor, bu gönüllü kuruluşlar sayesinde
toplumsal kalkınma hızlanıyordu. Osmanlı'nın T.C.'ne
devrettiği şaheser mabed ve külliye vs. yapıtlar vakıf
eseridir. Bugün çağdaş bütçelerin önemli gider kalemlerinden
birini oluşturan yatırım harcamalarının çoğunun
Osmanlı'larda vakıflar tarafından yapıldığını belirtmek
gerekir.
Osmanlı
Devleti'nde her yıl bütçe düzenlemesi bir kural olarak
benimsenmiş, mali yılbaşı olarak Mart ayı seçilmiştir.
18'nci y.y.'da Osmanlı bütçesi 3 milyar akçeye ulaşmıştır.
Düşünebiliyor musunuz? Bir buğday tanesi 48 miligramdır.
Dört buğday ağırlığında Kırat, 24 Kırat'lık gümüş sikke'ye,
1 Akçe denirdi. Gümüş para birimi şer'i dirhem 2.97 gr'dir.
Altın para birimi Dinar ise miskal ağırlığında 4.25 gr'dır.
Üç akçe'ye 1 Pare denirdi. 1685-1715 tarihleri arasında
yaklaşık 68 milyon pare'ye karşılık yaklaşık 113 milyon akçe
basılmıştır. Yaklaşık yirmi milyon kilometre kare bir ülkede
30 yıl içindeki emisyon hiç dikkatinizi çekmiyor mu? TL'den
üç sıfır atacağız diye iktidara gelenler eminim ki pek
yakında kağıt 100.000.000 TL basacaklar. Kuruş zaten ortada
yok. Ufaklığı olmayan bir paranın değeri olur mu? Gelir ve
giderini dolarla ifade eden bir ülke geleceğinden emin
olabilir mi? Tarihin hiçbir döneminde parası ile oynayan
başka bir ülke var mıdır. bilmem? Handa giden Dakyanos'un
parası bile bu kadar değersiz değildir. Allah bu millete
acısın. Merkez Bankası bunca yıldır tedavülden çektiği kağıt
paraları yakmaktan ve imha etmekten başka ne yapıyor merak
ediyorum. Yakılan kereste, kağıt ve don değil, zeki ve
çalışkan bir millet olarak tarif edilen müslümanların
emeğidir. Dini imanı para haline getirilen bir milletin
parasını değiştirir, kuruş yerine DM'yi, TL yerine Dolar'ı
getirirseniz dini ve dolayısıyla devletini değiştirirsiniz.
Ama bu necip millet bu oyunu bozacaktır. Korkunun ecele
faydası yoktur. Toplum mühendisleri Marmara bölgesinde 17
Ağustos 1999 günü olan depremden görünen sebeplerini belki
"Hoca'nın ahı tuttu. Yukarıdakiler (haşa) Tayyib'e yapılan
cezayı haksız buldu. Belki de Beyaz Kelebekler'in temsilcisi
Merve Hanım'a yapılan zulmün ahı yerde kalmadı..." diye
düşünmüşlerdir. Bence gerçek sebep Sakarya'da destan yazan
kefensiz, kitabesiz, alkanlarıyla toprağın bağrında yatan
şehitlerin ruhları çarpmıştır bizi. Ötekilerin ahı belki
başka bir Ağustos'a kalmıştır belki başka bir bölgede, belki
de bu defa semadan ve bulutlardan gelecekti hediyeler. O'nun
kahrı da hoştur lütfu da. İyiler kötü insanların arasından
hicret edip doğrularla beraber olmadıkça, içinde iffet,
hikmet, adalet ve şecaat dolu faziletli insanların arasına
ve safına girmedikçe kuru ve kof odun istiflerinin arasında
gözü ve gönlü yaşlı insanlar da yanacaktır. Belki de bu
millet Bedir Ashabı gibi: "Bizi de helak edersen yeryüzünde
senin dinini kimler savunup temsil edecek Ya Rabbi!" der iki
düzü üstüne çöker de yalvarır niyaz ederse, kuruluşunun 700.
yılında Rabbim bu necip millete devletini teslim edecektir.
Kehanette bulunmuyorum. Bu bir kuruntu da değil. Öyle
olmasını umuyor ve bekliyorum. İçime doğuyor. Miladi 2000
yılında üç sıfır var. Belki bu da bir şeylerin miladı
olacaktır kimbilir? Çünkü gündemi tayin etme işi artık bu
ülkede kul oğlunun elinden çıktı. Artık kimse şerit
değiştirmeden kendi işine ve gücüne baksın. Tanrının
arabasına (haşa) çomak sokmaya çalışan çocuklar elindeki
değneye dikkat etsin. Eli ve kolu tekerin altında kalabilir.
Çünkü iktidar değneğinin bir ucu O'nun elindedir. O
muktedirdir.
Osmanlı
Devleti savaş ve maaş harcamalarının finansmanı için 17.
y.y.'dan itibaren iç borçlanma teşebbüslerine girişmiştir.
İlk dış borçlanma ise Kırım Savaşı sırasında 1854 yılında
gerçekleşmiştir. Yaşlı Adam'ı evlatları namerde muhtaç
etmiştir. Erkeğin kocası sayılan borçlanma, Osmanlı
Devletini bir anda Hasta Adam durumuna sokmuştur. Artık
Mirasyediler Osmanlı Hanesi ve hanedanının etrafında kuzgun
gibi dolaşmaya başladılar. Osmanlı malî sistemi artık Galata
Bankerlerinin güdümüne girmişti. İç ve dış borç getirileri
ile palazlanan Galata Bankerleri 1862 yılında bugünkü İ.M.K.B.'nın
temelini atmışlardır. Lozan Antlaşmasıyla Düyun-u Umumi
(Genel Borçlar) resmi hüviyet kesbetti ve T.C. 1954 yılında
son taksidi ödemiştir. Osmanlı'nın mirası üzerinde
oturanlar, babasının mülküne ve malına konmuş, ancak ödediği
borcunu gelecek nesillere Osmanlı'ya düşman ederek başına
kakmıştır. Vefasızlık örneği göstermiş 600 kişilik Osmanlı
hanedanı bir anda kaybolmuştur. İngiliz korsanlarına bir
esir muamelesiyle satılan Osmanlı Hanedanı Mala adasına
gönderilmiş akabinde de vatana ihanet ederek kaçtı damgasını
vurmuşlardır. Zaten bir çoğu da kefen parasına muhtaç bir
şekilde sefil bir garip kuş gibi vefat etmişlerdir. Bu
açıdan Osmanlı Devleti'nin kuruluşunun 700. yıl
kutlamalarını çok anlamlı buluyorum. Süleyman'ın mabedindeki
(ülkesindeki) cinler şişeden çıkmış bastondaki güve zaten
iktidar değneğini çürütmüştür. Yerde ve göklerde ne varsa
hepsi onun askeridir. Hazır kıta emir bekler.
Sonuç
olarak Osmanlı Devleti'nin iktisadî ve malî yapısını,
ekonomik sistemini özet ederek ve bazen de mukayese ederek
anlatmaya ve yazmaya çalıştım. Bir memleketin ekonomik
yönden kalkınması ve iktisadî yönden gelişmesi için şu dört
temel unsur olması şarttır:
1-
Toprak (coğrafya veya vatan)
2- Emek
(insan gücü ve unsuru)
3-
Sermaye (para)
4-
Müteşebbis'tir.
Osmanlı
Devleti bu dört ana umdeyi iyi seçtiği için cihana
hükmetmiştir. Osmanlı Devlet adamlarının üstün müteşebbis ve
idaresi, dürüst, inançlı ve çalışkan insanlardan oluşan çok
uluslu bir nüfusu geniş bir atlas üzerinde fethettiği
ülkelerin gelirleriyle kamu maliyesi ve devlet bütçesini
oluşturmuştur. Arı kovandaki beye göre uçmuş, at sahibine
göre kişnemiştir. Temiz toplumun iradesi temiz idareye
dönmüştür. Devlet dine hizmet etmiş, din de devlete güç
vermiştir. Bence Osmanlı'nın yıkılış sebeplerine ne
Rönesans, ne sanayi devrimi, ne bilim ve tekniğe ayak
uyduramama vs. vs... Hepsi ilahî bir takdir. Bir devirde
geldi geçti. Peh, peh, peh, hepsini rahmet ve şükranla
anıyorum. Allah onlardan razı olsun. Gelecek nesil bizi
nasıl anacak ve anlatacak merak ediyorum. Umarım ve dilerim
ki, hilal ve tevhide sahip çıkarlar...
Kaynaklar
1-
T.D.V. İslam Ansiklopedisi, 1. 9 ve 14. ciltler, Akçe,
Altın, Gümüş, Dinar ve Dirhem maddeleri, İstanbul 1989-1890
2-
Türkçe Konuşturan Sözlük ünlü Yay., Mehmet ve Hüseyin Ünlü
3-
Arapça-Türkçe Yeni Kamus, Elif Ofset, Hayreddin
Karaman-Bekir Topaloğlu.
4-
İslam Tarihi, Akit, Hayati Ülkü, c. 3
5-
Osmanlı Dünyayı Nasıl Yönetti? Yeni Şafak, c. 2, Prof. Dr.
Ahmet Tabakoğlu
6-
Sosyal Bilgiler İlköğretim, 5. sınıf, M.E.B. İstanbul, 1996 |