|
OSMANLI DEVLETİNİN KURULUŞUNDA TÜRK NÜFUSU
Yrd. Doç. Dr.Mustafa DEMİR
ÖZET
Türkler, Anadolu Selçuklu yerleşim yapılması için Batı
Anadolu sınırlarına kadar gelip yerleşmişlerdir. Osmanlı
devleti ve diğer Anadolu Türk Beylikleri, bu yaşam
bölgesinin sınırları Adalar Denizi’ne kadar genişletmiş.
Osmanlı Devleti, XII. Yüzyılı başında Moğol tahakkümünün de
etkisi ile Batı Anadolu’yu dolduran Türk nüfusunun dinanizmi
üzerine kurulmuştur. Bu dinanizmin içinde Türk Devlet düzeni
oluşmasına Türklerle birlikte gayr-i müslim Hırıstiyanlarda
katılmıştır. Türk yöneticilerinin yaşama biçimi olarak
göçebe olmaları, kurulacak ekonomik düzenin yerleşik yapı
öngörmesini engellemiştir. Türkler dini hoşgörü ile gayr-i
müslimleri de bu düzen içinde adapte etmeyi başarmışlardır.
Anahtar Kelimeler: Osmanlı Türk nüfusu, Gibbons, Osmanlı
Medeniyeti, Rum Sultanı, İhtida, Kayı Damgası, abdallar-
Rum, Bilecik tekfuru.
Giriş
Tarihte altı asır sürecek Türk Medeniyetini Osmanlı Devleti
adı ile Anadolu’da örgütleyen ve on ikinci asırdan itibaren
Anadolu’da yerleşik Türk kültürel yapısını oluşturan
Türklerin bu medeni eseri tam olarak vurgulanamamıştır.
Türklerin göçebe gelenekten gelmeleri sebebiyle Batı
Anadolu’daki Osmanlı oluşumu, Türk mirası dışında Bizans
geleneği olarak değerlendirilme gibi zorlamalara
gidilmiştir. Daha önce bu konuda Osmanlı-Bizans medeni
ilişkileri çerçevesinde doğru bilimsel tespitleri ortaya
konmuştur. Bu çalışmaların Osmanlı medeniyetinin aktif
unsurları olan Türk nüfusunun demografik yapısına yönelik
genişletilmesi gereğinden yola çıkarak Osmanlı Devleti’nin
kuruluşu sırasında Türk nüfus yapısını ve Bizans-Rum
halkıyla olan bağlantı ve ilişkilerini burada tespit etmek
istiyoruz;
Bizans geleneğine bağlanan Osmanlı Medeniyeti, Anadolu
yerleşik Türk halkı ile nasıl temsil edilebilecektir?
Osmanlı Devleti’nin bu kültürel tekamülünü sağlayan Batı
Anadolu halk tabakasının Türk menşeini ve sosyo-ekonomik
durumunu tespit etmek ayrıcalıklı bir konu durumundadır.
Osmanlı Devleti’nin temelini oluşturan halk tabakasının
menşei Bizans’a bağlama yolunda yanlış değerlendirmeleri
belirleyerek konuyu açmak istiyoruz;
-Paul Wittek, Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda yer alan
kişilerin sadece dil bakımından Türk olan başlangıçta İslam
dini ile bağlantıları zayıf olup ihtida edip gaziler halinde
örgütlenen küçük bir Türk kitlesi olduğunu belirtir.
Roma tarihçisi Bibbons, bu görüşe yakın bir şekilde dört yüz
çadırlık aşiret halinde Batı Anadolu’ya gelen Osman Bey ve
arkadaşlarının burada ihtida etmesi ve Bizans tesirinde
Bizans halkına dayalı bir devlet kurduklarını belirtir.
Gibbons’un bu görüşlerine Rambaud ve R.Sola da benzer
değerlendirmelerle katılmışlardır .Yukarıdaki kısaca
bahsettiğimiz yanlış değerlendirmelere topluca bakacak
olursak;
1-Osmanlı aşireti Bizans sınırında diğer Türk unsurlarından
kopuk Türkçe konuşan göçebe bir unsurdur.
2-Bu aşiret İslam Dinini bu bölgede Hıristiyan halk ile
birlikte kabul etmiş, ihtida sürecinde Bizanslaşmış Rum
halkı ile karışık muhtelit bir yapı olmuştur.
3-Gaziler teşkilatı, kendi içinde Bizans kültürünün
korunmasını amaçlayan muhtedileri de bulundurur.
4-Göçebe Osmanlı Beyliği’nin ihtida ettikten sonra
kurdukları ilk Asya tarzı devlet teşkilatı, şehirli
Hıristiyan ve yerleşik tarımsal kültürünün ihtiyaçlarını
karşılamaktan uzaktır.
Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda Türkiye Selçuklu sosyo-ekonomik
yapısının rolünü öngörmeyen bütün değerlendirmelerin
yanlışlığı gibi Osmanlı etnik oluşumundaki bu tespitler de
Türkiye Selçuklu şehirleşmesinin bölgeye tesirini ortaya
koymaktan çok uzaktır. Türkiye Selçuklu devrinde Sivas şehri
konusunda yaptığımız bir çalışma ile on üçüncü yüzyılda
Türklerin Anadolu’da şehirleşmenin bütün unsurlarını
oluşturmuş olduklarını tespit etmiş durumdayız. Burada ilk
olarak hangi siyasi ve sosyo-ekonomik gelişmelerin Osmanlı
ve uç beyliklerini Batı Anadolu’ya göçe ittiğini ve Batı
Anadolu’da Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda yer alan dinamik
Türk unsurunu tespit etmek durumundayız;
XIII. yüzyılın ikinci yarısında Batı Anadolu’ya Moğol
istilası ve Türkiye Selçuklu sultanlığının çöküşü nedeniyle
Anadolu’ya Müslüman olarak geldiğini bildiğimiz Türkmenler
göç etmeye başlamışlar ve XIV. Yüzyıl başında Anadolu’nun
sosyo-iktisadi ağırlığı Batı Anadolu’ya kaymıştır.
I.OSMANLI ÜLKESİNDE TÜRK NÜFUSUN YERLEŞTİRİLMESİ
Moğolların Orta Anadolu’yu istila etmeleri ve Selçuklu
ülkesini tahakküm altına alması üzerine Türkmen taifeleri
başlangıçta göçmen olarak, XIII. Yüzyıl sonunda da yerleşik
yapıda olmak üzere Moğol tahakkümünü kabul etmeyerek cemiyet
yapıları içinde Batı Anadolu’ ya kaymışlar ve Batı
Anadolu’da Rum memleketinin her tarafını doldurmuşlardır ve
bölgede Selçuklu düzeninin devamını temin temin etmişlerdir.
Osmanlılar da bu etrak taifelerin göç dalgası içinde
başlangıçta Eskişehir bölgesine daha sonra ise Domaniç,
Bozüyük, Söğüt bölgesine gelip göçebe tarzına yerleşmişler
daha sonra yerleşik Türkler bu topraklara gelmişlerdir. Bu
sürecin en az iki nesil boyunca devam ettiğini görüyoruz.
Osmanlı Devleti’nin göçebe Türkleri Batı Anadolu’ya
yerleştirilmesi Selçuklu devrindeki Türkleşmeye benzer
koşullarda bir süreci ifade etmektir. Yenişehir’in fethi
örneğinde olduğu gibi Türkler hızla yeni şehirlerin ve
köylerin tesisini sağlıyor göçer evli Türkmenler de diğer
yerleşik Türklere ilave olarak yerleşik kültür yaşamına
giriyorlardı.
Aşık paşa oğlu tarihinde Yenişehir’in kurulmasını ve bu
bölgenin fethiyle ilgili şu ifadelere yer verilir:
“Osman Gazi, Yenişehir’e gelince etrafın etrafın kafirleri
geldiler. Osman Gazi hepsinin ülkesini zaptetti. Adalet ve
iyilikle mamur etti.
Gaziler ferah oldular. Her birisine köyler verdi, yerler
verdi. Her kişiye değerine göre riayet etti. Osman Gazi dedi
ki: “Mihal’i çağıralım. Onu Müslüman edelim. Eğer Müslüman
olmazsa önce onun ilini vuralım.” Bu kayıtlardan anlaşıldığı
üzere Osmanlı Beyliği göçebe devlet yapısında iken yerleşik
İslam fetih anlayışına göre Mhal ile savaşmadan onu İslam’a
çağırma geleneğine uymuş, ayrıca göçebe devlet yapısı içinde
Türkleri yerleşik toplumsal sürece sokma iradesini
göstermştir.
Osmanlılarda önceki süreçte de Oğuzlar Batı Anadolu sınır
boylarına gelmişler, buralarda Bizans idaresindeki Türk
unsurlarıyla karşılaşmışlardır. Moğol istilasıyla birlikte
Hazar, Kıpçak, Harezm, Akkoyunlu ve Karakoyunlu Türkmenleri
Oğuz kitleleriyle kaynaşmak suretiyle Batı Anadolu
Türklerinin etnik teşekkülü üzerinde etkili oldular.
Bu gelişmeler çevresinde XIV. Yüzyılda Batı Anadolu’da keşif
Türk nüfusu birikmiş durumda bulunuyordu. Osmanlı Devleti
Kuruluş açısından hinterlandında nüfus sıkıntısıyla
karşılaşmamış, Orhan Bey zamanında yaya ve müsellem olarak
bölgedeki Türklerden ordu oluşturabilmiştir.
XIV. yüzyıl başında Batı Anadolu’ya seyahat eden El Ömer’in
eserindeki nüfus verilerine bakacak olursak Batı Anadolu’da
teşekkül eden beyliklerin toplam olarak barındığı Türk aile
sayısı 400.000 çadıra ulaşmaktadır.
Bu çevrede Osmanlı Beyliği’nde Orhan Bey emrinde atlı olarak
savaşa giden ve askerlik yapan hane (çadır) sahibi Türklerin
sayısı 25.000 asker-25.000 çadır.
Karasioğuları’nın emrinde 20.000 asker-20.000 çadır.
Germiyanoğulları’nın emrinde 40.000 asker-40.000 çadır.
Bu sayıya Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan sonra XIV. Yüzyıl
boyunca Batı Anadolu’ya göç eden Türkler dahil değildir. El
Ömer’deki bu kayıtlar Osmanlı Devleti’nin 400 çadırlık bir
Türk aşireti üzerinde kurulmadığını göstermektedir.
Batı Anadolu’daki diğer Türk beylikleri gibi Türk unsuruna
dayanan ve göçebe Türkler için yerleşik yaşam bölgeleri
oluşturan Osmanlı Devleti, Selçuklu imar faaliyetlerini
devam ettiriyordu. Orta Anadolu’da Selçuklular’ın başlatmış
olduğu kültür ve imar faaliyetlerinin küçük çaptada olsa
Batı Anadolu’daki Türk beylikleri tarafından devam
ettirilmesi, Selçuklu Türkleri’nin bu alanda attıkları
tohumların filizlenmeye devam ettiğini göstermesi açısından
son derece önemlidir.
Bu kültürel yapının Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda
şehirlerde Türk hakimiyetini sağlayan ana etken olduğunu
belirtmek zorundayız.
II. GAZİLİK ANLAYIŞI VE OSMANLILAR
Gaziler anlayışı ile Osmanlı topluluğunun diğer Türk
unsurlarından ayrı düşünülmesini ve değerlendirilmesini
gerçekleştirecek şu görüşler ileri sürülüyor;
“- Osmanlı Devleti’nin kuruluşunu sağlayan gaziler
iradesidir.Gaziler Türklerle dil bakımından akrabadır.Fakat
türklerle etnik açıdan birbirinden kopuk olan topluluklardan
biridir.bu yapı içinde Bizans halkının kültürel etkisi de
açıktır.”
“-Gaziler uzun süreden beri Anadolu’da bulunduklarından
Bizans Anadolu’su ile aşinalık kazanmışlardır. İstilâ
edilmiş bu yerlerin halkı onlara yabancı gözüyle
bakmıyorlardı.”
“Rum sultanlığı (Osmanlı Devleti), gazi ve İslâm siyasi
ananeleriyle örülmüştü ve Bizans’ın kültür ve siyasi
ananelerini belirli inkıtalarla birlikte devam ettirmiştir.”
“Bizans halkı, gazileri uzak memleketlerden gelen Türklere
karşı tabii muhafız saymışlardır. Anadolu’da mevcut kültür
ananelerinin yıkılmamasına sebep gazilerdir.”
“Anadolu’nun Türkler tarafından istilâsı için hazırlanmış
gaziler bu teşkilatın da başında bulunuyordu.”
“Türk fetihlerine iştirak ede bir çok Anadolu ve Ermeni
unsurlar vardı. Eski bir ananeye göre gazilerin en büyük
hakimi olan Danışmend sülâlesini menşe olarak Ermeniler’den
sayar.”
Bu görüşe göre bakıldığında; Osmanlı Beyliği, siyasi ve
kültürel açıdan göçebelik yanında klasik isim geleneklerinin
ihyasını hedef tutan bir devlet kurduklarına göre
Osmanlılar’ın Bizans kültürü karşısında Türklüklerini
korumada önemli bir kültürel süreç olan İslâm Dînî ile
asimile olmuş olmaları kabul edilemez buna karşılık yerleşik
Rumlardan bazıları Türk-İslâm kültürel sürecini oluşturan bu
yap karşısında kişisel olarak ihtida etmişlerdir. Fakat bu
ihtidalar Türk devletinin kuruluşundaki Türk bünyesini
değiştirecek boyutta gelmemiştir. Osmanlı kuruluş tarihinde
kuruluş devrindeki ihtidalar küçük çapta olmuş büyük
ölçüdeki ihtidalar Rumeli’de XV. Asırda Osmanlı
Medeniyeti’nin teşekkül etmesinden sonra vuku bulmuştur.
Osmanlı hakimiyetine girdikten sonra nüfusunda azalma İznik
şehrinde ihtida hareketleri görülüyorsa da bu ihtidalar
kitlesel boyutta ve kayda değer olmamıştır. Bizans halkı
arsında bir Türkleşme hadisesi vuku bulmuş ise bunun
Anadolu’nun hem doğusunda hem de batısında süratle yerleşen
bir milletin etnik ve kültürel bünyesinde tesir ve icra
ettiği düşünülemez. Münferit ihtidalar ve Bizans
Anadolu’sundaki medeni çöküntü dolayısıyla Türklerin yerli
Rum halkından aldıkları etnik ve kültürel tesir pek cüzi
kalmış buna karşılık yerli ahalisine verdikleri kültür
unsurları daha çok olmuştur.
Bu tezleri ileri süren Paul Wittek, Osmanlı Beyliği’ni
Türklük dışında sadece gaziler anlayışına etnik açıdan
otura- bilmek için Osmanlıların Oğuz Türklerinden
gelmediğini iddia etmiş, Ahmedi’den aldığı bir bilgi ile
Osmanlıların Anadolu’nun bati ucunda, Bizans sınırlarında
müslüman uç savaşçılarından ibaret olduğunu belirmiştir.
Halbuki M.1559 tarihli bir vesikada yaylak hususunda çıkan
bir münazada Kayı cemaati adının geçmesi, Orhan Bey’den
Fatih’e kadar Osmanlı sikkelerinde Kayı damgası vurulması ve
Batı Anadulu’da Kayı adıyla pek çok türk köyünün olduğunu
açık olarak ortaya koymaktadır. Kitabelerde Osmanlı
beyliklerine “Gazi” Osmanlı sultanına da “Sültanül-Gazat
ve’l-mücahidin” kaydı geçmektedir. Bu gazi unvanlı kişiler
İslâm Dünyası’nın darül-harbe komşu olan unsurları olarak
kâfirlerle savaşıp onları yenmek İslâm ve Türk sınırlarını
genişletmek gibi bir hükümlülük altında olduklarını
düşünüyorlar, bu husus yeni devletin var oluş nedenini
oluşturuyordu. Orta Anadolu’da Moğol baskısından bunalan
yerleşik Türkler de yarı derdinamizm kazandırmış
oluyorlardı.Yoksa gazilik ve mücahitlik unvanlarıyla bu
toplusal yapı Bizans’ın yerleşik kültürünü koruma amacı
gütmemiş, mücahit olarak fethedip Türk toprağı haline
getirdiği bölgede yerleşik Türk kültürünü unsurlarını öne
çıkarmalarını bu izah edebiliriz. Osmanlıların Batı
Anadolu’da başarılı bir şekilde yerleşik Türk kültürünü
yerleştirmelerine ve abdalan-ı rumun rolünü hatırlamalıyız.
Orta Anadolu’da Selçuklu devrindeTürk yerleşik kültürünü
başarıyla yerleştiren ahiler Moğol istilası karşısında Batı
Anadolu’ya göç ettiler. Osmanlı Beyliği’nde Rum abdallarının
ve ahilerin başı olan Şeyh Edebâli, Osman Bey’in hem en
yakını hemde kayın babası durumundaydı. Şeyh EDEBALİ başında
bulunduğu kültürel heyet ile Osmanlı Beyliği nin şehir
iktisadıyatını Rumlar la olumlu ilişki içinde hakim
gelmeside öenemli rol üsleniyodu
Osmanlı yerleşik kültürünün başarısında diğer pay sahibi
Türk zümresi olan Abdalan-ı Rum köy hayatını ve bu yapı
içinde dervişliği tercih ediyordu. Rum abdalları, köy
hayatını zirai bir ekonomi ile dini bir içtimaiyatın
karışımı olarak Türk göçebe yaşamına soktular. Göçer evli
Türk ler yarı göçebe yapıda yerleşik Türk tarımsal yapısına
bu şekilde girdiler. Bu yeni yapı ile Türkler iktisadi
faliyetler açısından yerleşik Rumlarla aynı faaliyetleri
sürmeye başladılar.
Osmanlı Devleti’nin Britanya’yı fethetmesiyle burada çok
canlı olan Hristiyan Rum köy hayatı gerilemedi. Bu bölgeye
Rum köy yerleşimi sürdü ve hem Rumlar hem de Türkler yan
yana kurulan köylerde tarımsal üretimi sürdürdüler. Dağlarda
ise yarı göçebe hayvancılık yapan Türk köylüleri yoğun
olarak bulunuyorlardı. Rum bölgesinde darül harp düşüncesi
ile Türk hücumlarına uğrayan eski Bizans köylerinin dağlara
kaçmış halkı Osmanlı idaresinin yerleşmesinden sonra geri
döndüler ve Oğuz Türkleriyle yan yana köylerde Türk iktisadi
yapı içinde üretime katıldılar.
III. OSMALI KURULUŞUNDA DİNİ İLİŞKİLER
Bizans Rum halkı Osmanlı Devleti’nin hakimiyetinin tesis
edilmesinden sonra bu yönetime karşı cephe almadılar.
Türklerin verdiği dini özgürlükler çerçevesinde sosyo-kültürel
yaşamlarını sürdürmeye devam ettiler.
Osmanlılar önlerine çıkan her Hristiyanı kılıç tan
geçirmediler. Bunun yerine köylerde ve şehirlerde
Hristiyanları kendi egemenliğine geçmeye teşvik ettiler.
Buna karşılık Osmanlı yönetimine ödedikleri haraç vergisi
Bizans’a ödedikleri vergiden fazla değildi. Bizans halkı
için kendilerini müdafadan yoksun Bizans Devleti’ne bağlı
olmak yerine hafif bir vergi karşılığında can ve mal
güvenliklerinin teminat altına alındığı Osmanlı Beyliğinin
idaresine girmek daha uygun geliyordu bu sebeple Bizans
topraklarında Türk sosyo-kürtürel yapısını oluşturmak
Osmanlılar için çok zor olmamıştır.
Aşıkpaşazade tarihinde geçen bir kayda göre Osman Bey göç
eşyalarına yapılan yağma hareketlerinden rahatsızlık duyarak
Bilecek Tekfuru ile anlaştı; buna göre Osmanlılar yaylaya
göçtüklerinde göç eşyalarını Bilecik Kalesine bırakmaya
geliyorlardı. Çoğu kez de eşyalarını kaleye kadınları
götürüyordu. Yayladan emanetlerini almaya geldiklerinde ise
Bilecik Tekfuruna peynir, halı, kilim ve kuz getiriyorlardı.
Bu kafile onlara güveniyorlardı. Bu kayıttan anladığımıza
göre Osmanlılar göçebe süreçte iken bile şehirlerdeki
hristiyan ahali ile bile sosyo-ekonomik ilişkiye
girmişlerdir. Ayrıca şehir hayatına muttali idiler. Osmanlı
kadınları korkmaktan Bizans şehirlerine girip çıkıyorlardı.
|