|
ÇAĞINI YAKALAYAN ORGANİZASYON: AHİLİK
Mehmet ÇİFTLİKLİ
21. yy.
başlarında, tüm dünya devletlerinin ve toplumlarının
yaşamlarını ilgilendiren medeniyet, demokrasi, insan
hakları, serbest pazar ekonomisi, gelir dağılımı vb.
kavramların paradokslarla iç içe olduğunu görüyoruz. Tarım
ve sanayiden sonra üçüncü dalga dediğimiz 'bilgi çağı'nda,
iletişim ve teknoloji baş döndürücü bir hızla ilerlediği
halde medeniyet geriliyor ve insanlık yaşanmaz hale
sokuluyor. İşte çevremiz, işte dünyamız.
-İnsanlık ailesinin tüm üyelerinin niteliğindeki onuru, eşit
ve ayrılmaz haklarını tanımanın dünyada özgürlük, adalet ve
barışın temeli olduğunu,
-İnsanın zorbalık ve baskıya karşı son bir yol olarak
ayaklanmaya başvurmak zorunda bırakılmaması için, insan
haklarının hukuk düzeni ile korunması gerektiğini,
-Uluslararası dostça ilişkiler geliştirmeyi özendirmenin
temel olduğunu...
İlan ederek 10.12.1948'de yayınlanan ve Türkiye'nin de
onayladığı "İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi" ile onun
temel hükümlerinden yola çıkan bunca ulusal ve uluslararası
anayasalar, yasalar, sözleşmeler ve benzeri düzenlemeler
kâğıt üzerinde durmaktadır.
Öte yandan insanlık katledilmekte, ülkeler savaş vb. tehdit
korkuları ile yaşatılmakta, yolsuzluklara ve hırsızlığa prim
verilmekte, haklı olan değil, güçlü olan ortaya
çıkarılmakta; üstelik ahlâk ve insanlık için vazgeçilmez
temel değerler, dini inançlar yozlaştırılmakta ve giderek
aşındırılmaktadır.
Yarım asırdan beri dünyada güya uygulanmakta olan "Serbest
Pazar Ekonomisi" rekabet kurallarını altüst etmekte, haksız
kazanç ve temellüklere sahne olmakta; hür teşebbüs gücünü
kösteklemektedir. Ayrıca sosyal barışı, sosyal adaleti
tehdit eden gelir dağılımı giderek bozulmaktadır. Halen
dünya kaynaklarının yüzde 40'ını dünya nüfusunun yüzde 5'i
kullanmakta. Buna karşılık milyarları aşan insanlar ise
açlık ve yoksulluk sınırlarında mücadele etmektedir.
Ülkemizde yaşanan sosyal, ekonomik ve siyasal olguların
yukarıdaki sayılan kavramların gerçek temel fonksiyonlarını
gösterdiğini ifade etmek oldukça zordur. Son 10 yıldan beri
milli gelir, dış ticaret, işsizlik, istihdam, gelir
dağılımı, iç ve dış borç yükü, yabancı sermaye vb. ekonomik
göstergeler ortada. Buna karşılık A'dan Z'ye güven
duygusunun sarsıldığı, hırsızlığın, yolsuzluğun had safhaya
geldiği, ahlâki ve kültürel değerlerin yozlaştırıldığını
gösteren sosyal veriler de kamuoyunca bilinmekte.
21. yüzyılı gösteren rakamları ters yazıp yeniden
okuduğumuzda 12. yüzyıla ve sonraki yüzyıllara doğru
gittiğimizde toplumumuzun çalışanı ile çalıştıranının,
üretici ile tüketicisinin ahlâk ve etik değerler ile iş ve
meslek anlayışını; "Ahilik kültürü ve ekonomisi"ni daha iyi
görmüş olacağız.
Ahilik, Müslüman-Türk toplumunun 13. yüzyıldan sonra
iktisadi, sosyal ve kültürel alanlarda gelişimini sağlayan,
mesleki dayanışmayı san'at ve ahlâki değerlerle koruyan "ilk
Türk esnaf birlikleri"nin adıdır. Bu birlikleri kuranlar
Ahilerden meydana geliyordu. Ahi kelimesi Arapça olup,
"kardeşim" demektir. Ahi sözcüğünün karşılığı kardeşlik
anlamında Divan-ı Lügati't-Türk'te ve Tibetü'l-Hakayık'ta
"akı" olarak kullanılmış olmasıyla, ahi kelimesi eski ve
orta Türkçede eli açık, cömert, yiğit anlamına gelmektedir.
Burada, "ahi" kelimesinin, Türkçe "akı" sözcüğünden geldiği
üzerindeki görüşler sadece anlam benzeyişinden değil, bu
sözcüğün ortaya koyduğu mertlik, alplik, yiğitlik, eli
açıklık, misafirperverlik hasletlerinin ve Ahiliğin ifade
ettiği sanat ve ticaret kurum ve kurallarının Orta Asya
Türkleri arasında çok yaygın olmasındandır. (1) Ahi, bu
özellikleriyle vicdanını kendi üzerine gözcü koyan "adam"
demektir.
"Ahilik" kardeşler topluluğu veya teşkilatı manasına
gelmektedir. Bu teşkilatın temel felsefesi inanç ve ibadetin
sanat ve meslekte bütünleştirilerek "dayanışma", "itidal" ve
"kanaatkârlık" gibi birtakım toplumsal ve ahlâki ilkeler
etrafında kümelenmektedir. Amacı, yerleşik hayata geçen ve
kentleşen bir toplumun insanlarını yardımlaşma duygusu
altında toplayarak teşkilatlanmalarını sağlamaktır. Bu
nedenle, Ahi kuruluşlarında ticarete değil ihtiyaca; kâra
değil helâl kazanca yönelik faaliyet tarzı yaygındır.
Ahiliğe girmenin özellikleri "Kuvvetli bir yürek, yâni
şecaat, pazu kuvveti, gayret, iyi bir at, hususi bir elbise,
yay, iyi bir kılıç, süngü, uygun arkadaş" olarak
sıralanmıştır. (2)
Bu özellikleriyle alpler ve gaziler topluluğu Ahilerin,
Anadolu'da yerleşik olarak mesleki, ticari ve sosyal
faaliyetlerini sürdürmelerini ve gelişmelerini koruyup
gözettiklerinden dolayı, Ahilerle yakın ilgileri olduğu
söylenebilir.
Anadolu'da Ahiliğin kurulması ve köylere kadar
teşkilatlanması devrin şartlarının gösterdiği siyasi,
iktisadi ve sosyo-kültürel bir ihtiyaçtan doğmuştur.
Dayanışma, yardımlaşma, doğruluk ve adalet ve ahlâk
prensipleriyle Ahiler sağlam bir kültür hazinesi
oluşturmuşlardır. Anadolu Ahilerinin bu kültür hazinesinin
en büyük dayanağı da İslâm kültürü ve medeniyeti olmuştur.
Aklın ve imanın süzgecinden geçirerek benimsedikleri İslâm
kültürünü ve medeniyetini, onlar manevi değerler bakımından
hiçbir yardım ve desteğe muhtaç olmadığı gerçeğini kabul
etmişlerdir.
Ahilerin özellikleri
1304-1369 yıllarında yaşayan Faslı dünya seyyahı İbn-i
Batuta, Seyahatnamesi'nde Ahilerden şöyle bahsetmektedir:
"Bunlar Anadolu'ya yerleşmiş bulunan Türkmenlerin
yaşadıkları her yerde, şehir, kasaba ve köylerde
bulunmaktadırlar. Memleketlerine gelen yabancıları
karşılama, onlarla ilgilenme, yiyeceklerini, içeceklerini,
yatacaklarını sağlama, ihtiyaçlarını giderme, onları uğursuz
ve edepsizlerin ellerinden kurtarma, şu veya bu sebeple bu
yaramazlara katılanları yeryüzünden temizleme gibi konularda
bunların eş ve örneklerine dünyanın hiçbir yerinde rastlamak
mümkün değildir..."
İbn-i Batuta Ahilerin çok misafirperver olduklarını, aynı
zamanda o beldenin asayiş ve güvenliğini sağlama gibi önemli
görevleri yüklendiklerini anlatmaktadır. (3)
Diğer bir kaynakta Ahilerle ilgili şu özellikleri
görmekteyiz: Doğru sözlülük, sadâkât (bağlılık) veya ahde
vefa, emaneti korumak, yalan söylememek, yetimin malına el
sürmemek, düşkünün elinden tutmak, ihsanda bulunmak, misafir
dâvet etmek, Allah için sevme ve Allah için kızma, bütün
bunların üzerinde hayâ etmektir.
Öyle anlaşılıyor ki, Ahi Evran ve onun kurduğu birliklerin,
Türk esnaf ve sanatkârları üzerindeki kültürel denetimini
asırlarca devam ettirdiği bir gerçektir. (4)
Ne var ki, bu gelenek ve görenek günümüzde etkisini
kaybederek iş ve çalışma hayatımızda giderek bozulmaya
başlamış ve bugünkü işçi-işveren çatışmalarına kadar
gelmiştir. Ahlâki değerlerin yozlaştırıldığı ve
aşındırıldığı 21. yüzyılın ilk yıllarında ciddi bir ekonomik
krizle karşı karşıya kalan günümüz Türkiye'sinin ve Türk
insanının Ahi topluluğu değerlerini ne kadar aradığı
tartışılamaz.
|