|
XIX.YÜZYIL: ÇÖZÜLMENİN SİYASİ BOYUTLARI
Prof. Dr .İlber ORTAYLI
19.
Asır bütün dünyada değişim asrıdır. Ülkeler arasında değişme
farklılıkları ve farklı gelişme düzeyleri ortaya çıkmıştır.
Dünya tarihinde neolitik devirden beri en büyük patlama,
buhar medeniyeti ile ortaya çıkmıştır. Şehirler büyümüştür,
anorganik enerjinin tatbik edildiği sanayi, Batı Avrupa'da
köylülüğü sona erdirmektedir. Kuşkusuz ki, sanayii
devriminin öncüleri Britanya adası sakinleridir(Fransa II.
Cihan harbi arifesinde bile nüfus itibariyle yarıya yakın
çiftçi ve köylüye sahibti.) Görülüyor ki, Asya ile farkı
bırakın; Avrupa'nın her ülkesi, hattâ koloniyalist devletler
dahi eşit gelişme düzeyinde değildi. Herkes Britanyalılar
için “leadin industrial nation deyimini kullanıyordu. 19-
yüzyılın bu "en soi" objektif gelişme farklılığı tarihin
hiçbir çağında görülemeyecek kadar kitlelerin ve bireylerin
şuuruna da işlemişti. Kitleler ve aydın sı-nıflar tarihte
görülmedik derecede gelişmişlik, geri kalmışlık sorunuyla
boğuşuyordu. Kafkasya'da ve Orta Asya'da sağı, solu
topraklarına ilhak eden Rusya dahi zafer sarhoşluğu ile geri
kalmışlık sancısını bir arada yaşıyordu. 18. yüzyılda Avrupa
gelişmişlik duygusunu tek başına yaşıyordu, 19- yüzyılda
bunu herkese kabul ettirmişti. Tahtawi'nin "Avrupa gezi
notları" bir teslimiyeti ifade ediyor. 18. yüzyılda Azmî
Efendi, Ahmed Resmî Efendi gibi Osmanlı sefirlerinin
terennüm ettiği eziklik 19. yüz-yılda da bütün Şark'ın
hastalığıydı. Belki de muha-fazakâr İranlıların tepkisini
ifade eden şu kelimenin (garbzede-garbzedegi) herkese
tercüman olduğu söylenebilirdi.
Bununla beraber itiraf düzeylerinin farklılığı son bir
asırda (18.-19. asırlar) ortaya çıkmıştır. Ondan önceki
gelişmeler çarpıcı ve tayin edici görünmüyor. Gelişmenin
asıl nedeni olarak mesela; kıtalaraşırı keşiflerden söz
etmek; İspanya ve Portekiz’in hiç de iç açıcı olmayan
durumuna bakılırsa pek geçerli izah değildi. Merkantilist
zihniyet, ticari atılım; geçerli bir izah mıdır ?
Yani ticarî zihniyet ve işletmecilik Italyanlarda yok muydu?
Ünlü tarihçimiz Barkan'in bir nüktesi; "Dünya'dan ticaret
kaybolsa bu Italyanlar onu yeniden keşfederdi" mealindeydi.
Öyleyse Italya neden gerilemişti, şimdi neden dinliyordu.
Merkeziyetçi monarşiler ve uluslaşma kervanina katilan;
Fransa, Ispanya ve Rusya'nin aralarindaki fark ve uluslaşma
işini başka boyutta götüren güçlü Britanya'dan çok geride
gitmelerini bu kavram izah edemeyecekti.
Kısaca 19. yüzyılda milletler ya koloniyel politikaların
kurbanı oluyor; ya savaşlarda yutulmamak için gayrete
geliyordu. Rusya dahi en son 1853 Kırım Savaşı'nda Batı
karşısında duramayacağını anlamış, ama bir yandan da
demiryolu inşaatına ve silâh yapımına bu savaştan sonra hız
vermiştir. Osmanlı için kendi tarzını ve değişme hızını
arttırmak kaçınılmazdı. Bu kaçınılmazlığı 18. asırda askerî
alanda kabul ve teslim etmişti. 19. asırda ise Avrupa'da
daha yaygın ve kesin değişiklikler fark ediliyordu. 1839
fermanında 150 yıldır süregelen bir gerilemeden
bahsedildiğine göre; Viyana muhasarasından beri bir bozulduk
ve işlemezlik olduğu itiraf ediliyordu. Bu metinde artık
geleneksel ıslahat lâyıhalanındaki uslûb da göze çarpmıyor,
aksine geri kalmışlığın tefekkürü yapılıyor... Şer'i
kurallara uymamak(!)'dan sözediliyor. 19. asır, İslâm
şeriatı üzerinde içtihad geliştirerek Batı'nın
müesseselerini topluma takdim etmek ve kabul ettirmek
çabalarıyla geçer. "Meşveret", "meclis ve anayasal monarşi"
demektir, pekâlâ İslâm'a uyar; deniyor. Teba'nın eşitliği de
böyledir; kadınların eğitimi ve "emancipation"u için de
keyfiyet böyledir.
19. Yüzyılın İncelenmesi Bu Nedenle Evvelki Asırlardan
Farklı Bir Yöntemle Yapılmalıdır
Osmanlı cemiyeti içine kapalı değildir; dış dünyayı tanır ve
ayrı bir medeniyeti benimser; bu nedenle Osmanlı'nın kendi
belgeleri kadar dış dünyanın kayıtları da önemlidir.
Osmanlı'nın kendini ifade edeceği bölgeleri 19. yüzyılda
yalnız Türkçe ile sınırlı değildir. Gayrimüslim milletler
kendilerine özgü bir tarih şuuru ile tarihe takdim
ediliyorlar kendilerini ve eğri doğru haklar talebiyle
sahneye çıkıyorlar. Meselâ Ermeni halkı nüfus bakımından
çoğunluğu meydana getirmediği bir bölgede priorite (öncelik)
haklarını tarihsellik temelinde (vatan-ı aslî) kavramlarıyla
öne sürüyorlar. Binaenaleyh Osmanlı'nın 19. yüzyılında
"tebaa-ı şahane"nin tarihini incelemek için Ermenice,
Yunanca gibi dilleri bilmek gerekir. 19. yüzyıl için Osmanlı
arşivleri zengindir (gün geçtikçe de tasnif artıyor ve
zenginleşiyor) ama diğer büyük devlet arşivleri de en
azından bizimki kadar önemlidir. Bizi sade bizden değil,
dışardan da gizlemek gerekiyor.
19. yüzyıl aslında sömürgeleşme asrı mıdır? Doğru, ama
üçüncü dünyacılar ekolünün tahlillerinin aksine Osmanlı
hiçbir zaman sömürge olmadı. Bazı kıstasların üzerinde
durmak gerek; a) Yerli sanayiin ithalat karşısında iflası;
bazı dallar için doğrudur. Fakat bazı dallarda da aksine
gelişmelerin görüldüğü gerçektir. Anadolu kıtasında birtakım
merkezler 19. asırda inkişaf etmiştir. Osmanlı sanayiin
talihsizliği kendisini besleyecek tarımsal üretimde önemli
gelişmelerin kaydedilmesidir. Modern tarım devrimi ve
köylülüğün çöküşü İkinci Dünya Savaşı sonrasına ait bir
gelişmedir. Lâkin öte yandan Tanzimat, modern tarım
temellerinin atıldığı devirdir. Herşeye rağmen büyük toprak
mülkiyeti gelişememiştir. Feodal bir yapı olmadığı için
Türkiye köylülüğünün üçüncü dünya ülkelerine ait dramatik
gelişmeler, çözülmeler ve fakirlikle karşı karşıya
kalmadığını belirtelim. Merkezin gevşek kontrolünde olan ve
latifundia rejimini tarihi boyu muhafaza eden Mısır buna
istisnadır. Bu salyane eyaleti eşitsiz gelir dağılımının ve
monokültürel tarımın getirdiği dengesiz bir sosyo-ekonomik
yapıya, zenginliğe ve tüketime sahipti... b) Sömürge tarzı
bir eğitim ve ideoloji görülmedi: Yabancı okullar, yerli
okullar tarafından önemli ölçüde bertaraf edildi ve eğitimde
modernleşme "devlet-i aliyye"nin yönetim ve denetim ve
inşaası ile ilerledi. Devlet katında Batıcı-İslâmcı kavgası
gelişti. Direnen devlet bürokrasisi, yerli eğitimin bir
ürünü olarak idareyi ele geçirdi veya elinde tuttu.
Osmanlı Asrı
Osmanlı İmparatorluğu, Osmanlılığı 19. yüzyılda keşfetti ve
yerleştirdi. Bu Osmanlılık başkentin değil eyaletlerin
seçkinleri arasında da hâkim kimlik ve davranıştı. Tabii ki
ulusçuluk akımları da ona paralel olarak gelişti, ama bu
ulusçu akınlar dahi ilk elde bağımsızlık değil, federasyon
öneriyorlardı. Dolayısıyla Osmanlılık bireyler için ikinci
bir kimlik olarak algılandığı gibi imparatorluğun siyasî,
idarî ve ideolojik bir çatısı haline dönüştü. Osmanlılar
federatif yapıya kendiliklerinden değil, Mısır'ın işgali,
(Mısır'ın özgün durumu) 1878 Berlin Barışı, (Bulgaristan
emareti) 1848 Lübnan Nizamnamesi, (Cebel-i Lübnan-Beyrut
hariç) Sisam Emareti (1829 Edirne Barışı), Eflak Boğdan
prensliklerinin muhtariyeti, (1812 Bükreş Barışı) Girid
(1897 statüsü) gîbi zorunlu dış müdahaleler dolayısıyla
girişmişlerdir. Şüphesiz bu zorunluluk federativ
yapılanmalara karşı Türk unsurunun bilincinde derin bir
infial uyandırmıştır, ama öte yandan idareye bir esneklik,
kanun ve antlaşmalara riayet, yorumlamada titizlik ve
hukukçu ustalığı kazandırmıştır. Beynelmilel hukuk unsurunun
hesaba katılması ve devlete sahip çıkılması şuurunu
kazandırmıştır. Bu nedenle 19. asır Osmanlılığı
milliyetçiliğin dışında, devlet kavramının etrafında bir
kenetlenmedir.
19. Asır Tarihçiliğinde Yöntem Darboğazı
19. yüzyıl tarih yazıcılığının en ilginç yanı filolojik
malûmat yanında bir sosyolog, iktisatçı ve hukukçu ve
filozof vasıflarının aynı kişide toplanması gereğidir. 18.
asır ve 19. asırların dili Batı Avrupa'da, Rusya'da ve
İran'da dil bakımından çağdaş dildir. Oysa Macaristan'da
öyle değildir. Aydınlarımızın Arab harfli Türkçe metinleri
öğrenme konusundaki isteksizlik ve dirayetsizliği 19. asrı,
hattâ 20. yüzyılın ilk çeyreğini, çağdaş insanımız için Orta
Çağ tetkiklerine çevirmiştir. Oysa son 150 yılda dil (cümle
yapısı) hattâ kullanılan lügat bizim içinyabancı değildir.
Fikir dünyası ise bugünkünün temelidir. 19. yüzyıl tarih
yazımının şu anda gittikçe bertaraf edilen bir sonunu da
yabancı arşivlerdir. Yabancı dilleri bilen genç kuşak
tarihçiler bu arşivleri kullanmaya başladı (Viyana Haus-Hof
Staasarchiv, Paris Dışişleri Quaid Orsay, Londra Public
Record Office, Bonn Auswartiges Amt gibi). Sovyetle-rin
tavsiyesiyle bu ülkelerdeki Çarlık arşivleri de ilgi çekmeye
başladı. Hiç kuşkusuz Osmanlı-Arab dünyası bize kapalıdır.
Biz Arapça bilmiyoruz. Araplar da Türkçe bilmiyor ve bu saha
İsrailli Osmanistlerin elindedir. Çünkü onlar iki dili de
kullanabiliyorlar. 19. yüzyıl tarihçiliği gazete ile karşı
karşıyadır. Gazete yöntem olarak kendine özgü güçlükleri
olan bir kaynaktır. Kaldı ki, 19. yüzyıl Osmanlı dünyasında
gazete denen organ Batı Avrupa'ya benzemez. Habercilik
kaynağı olmaktan çok, tebliğ ve makale ve tarih, coğrafya
makaleleri, şiir ve roman ve hikâyecilik organıdır.
Türklerin gazetesi böyledir. Bulgarlar ve Ermenilerin
gazetesi böyledir, Yahudilerin judeo-espagnol gazeteleri ve
Arab yayın organları böyledir. 19. yüzyıl Osmanlı dünyası
haritacılık bakımından problemler arz eder. Gravür ve
fotoğraf yönünden meseleler vardır. Nihayet nüfus ve malî
kayıtlar Batı toplumları ile mukayese edilemeyecek
eksiklikler arz eder. 19. yüzyıl kaynaklarının bu
problemleri yöntem yo- 201 nünden yeni yollar aranmasını
gerektirir.
19. yüzyıl Osmanlı dünyasının İran'la ve Rusya'yla birlikte
mutaalası gerekir. Değişen gele-neksel toplumların değişme
eğrileri birbirine benzer ve sorunları anlamaya ve
yorumlamaya yardımcı olur. O halde Türkiye çevre dünyayı,
dünya tarihini dillerine vâkıf uzmanlar yetiştirmelidir.
Dünya tarihinde rolü olan bir kavim ve devlet, torunları
dünyayı iyi tanıyan uzmanlar olma mükellefiyeti getirir. |