|
Adanın Osmanlı`ya kadar Durumu :
Osmanlıların
Kıbrıs`ı fethinden önce ada:
Mısırlılar, Hititler, bazı
kolonilere sahip olmak üzere
Yunanlılar, Fenikeliler,
Persler, Büyük İskender,
Romalılar, Bizanslılar,
İngilizler, Şövalyeler,
Cenevizliler, Memlüklüler ve
Venedikliler tarafından idare
edilmiştir. Fakat bir bütün
olarak hiçbir zaman Yunan
idaresinde bulunmamış, Helen
Adası olmamıştır.
Adanın
Fethi :
XVI. yy. Katolik
Venedikliler, Ortodoks Kıbrıs
Rumlarını zulüm ve baskı altında
tutmaktaydı. Başpiskopos sürgün
edilmişti. Rumlar dine karşı
büyük saygısı olan Osmanlıların
Kıbrıs`ı fethetmesi için İçel
Beyi aracılığıyla padişah II.
Selim`e müracaat etmişlerdir.
Osmanlılar, 1570-1571 yılları
arasında 50.000 şehit vererek
Kıbrıs`ı fethetmişlerdir. Rumlar
sefer sırasında Osmanlılara
yarım etmişlerdir. Osmanlıların
1571`de yaptıkları nüfus
sayımına göre adada, 150.000
yerli halk, 30.000 Osmanlı
askeri vardı. Vergi verecek
erkek Hıristiyan nüfusu 18.000`dir.
karaman, Darende, Niğde, İçel,
Bozok, Ala iye, Manavgat,
Zülkadriye, Teke, Konya ve
Kayseri gibi vilayetlerden 5720
hane halkı Kıbrıs`a
yerleştirildi. Kıbrıs Türk halkı
Anadolu`dan gelen göçmenlerle
memur ve asker olarak Kıbrıs`ta
görev yapan Türklerin
torunlarıdır.
Fetihten sonra,
sürgündeki başpiskopos adaya
getirildi. Başpiskoposluk
kilisesi ve ilgili binalar
kiliseye vakfedilmiştir. Bugün
aynı binalar kullanılmaktadır.
Yunanistan
ve Hıristiyan Aleminin Tutumu :
Hıristiyanların Doğu
Akdeniz`deki son kalesi olarak
görülen Kıbrıs`ın fethi
Hıristiyan alemini
endişelendirdi. Adanın
Türklerden alınması tertipleri
hazırlanmaya çalışıldı. Kıbrıs
Başpiskoposu MS. 1600 yılında
Savey Dükü Şarl, Emanuel ile
temasa geçti. Noel gecesi bütün
adada uykuda bulunan bütün
Türklerin katledilmesi ve dükün
Kıbrıs`a çıkarma yapmasını
istendi. Dük, buna cesaret
edemedi. Türklerin yok edilip
Kıbrıs`ı Yunanistan`a ilhak etme
gayesi MS. 1600`den beri hiç
değişmedi. Günümüze kadar
AKRİTAS (Türk halkının imhası)
planı şeklinde formüle edilerek
gelmiştir. Bu girişimler Osmanlı
Devleti`ni parçalamak isteyen
devletlerin teşvikiyle 1814
yılında kurulan, Filiki Eterya
ve daha sonra 1894`de ad
değiştirerek Etniki Eterya
olarak kurulmuş ve Megali İdea
programı çerçevesinde faaliyet
göstermiştir. Megali İdea,
Bizans`ın ihya edilerek Büyük
Yunanistan kurulmasını
önlemektedir.
Adanın Türk
hakimiyeti altında kaldığı üç
asırlık devre, Akdeniz
ticaretinin umumi olarak
gerilediği zamana rastlar ki,
buda Kıbrıs`ın iktisadi çöküşüne
amil olmuştur. Kıbrıs`a eski
şöhretini veren madenlerle
çoktan tükenmiş idi. Ada 1832`de
Mısır valisi Kavalalı Mehmet
Ali`nin istilasına uğradı ve
ertesi sene idaresi Mısır`a
bağlandı ise de, 1840`ta Kıbrıs
tekrar İstanbul`dan idare
edilmeye başlandı.
Adanın İngilizlere Devredilmesi
:
1878`de Rusya`ya
mağlup olan Osmanlı Devletinin
geleceği Berlin`de tespit
edilirken, İngiltere, Anadolu
topraklarını muhtemel bir Rus
İstilasına karşı müdafaa
edeceğine dair teminat veriyor,
bu bakımdan bir üs olarak
kullanılmak üzere, Büyük
Britanya Devletinin Kıbrıs`a
yerleşmesini bir anlaşma ile
sağlıyordu. 4 Haziran 1878`de
Sadrazam Saffet Paşa tarafından
imzalanan bu anlaşmaya göre,
Kıbrıs üzerinde Osmanlı
padişahının hükümranlığı baki
kalacak ve her sene Babıali`ye
92.800 liralık bir vergi ödemek
şartı ile adanın idaresi
İngiltere`ye bırakılacak idi.
1914 sonbaharında Osmanlı
Devleti`nin harbe girmesi
üzerine İngiltere Kıbrıs`ı işgal
etti. Ertesi sene Sırbistan`ın
Bulgarlar tarafından taarruza
uğraması halinde Sırplara yardım
etmesi şartıyla, adayı kendisine
vereceğini Yunanistan`a vaat
etti ise de, Kral Konstantin
hükümeti bu teklifi kabul
etmedi. Kıbrıs`ın İngiltere`ye
ilhakı 1923`te Lausanne
anlaşması ile Türkiye tarafından
da kabul edildi. Kıbrıs,
İngiltere krallık tacına bağlı
topraklar statüsüne konuldu.
(1925)
Kıbrıs`ta Rum Ayaklanmaları :
Bundan sonraki
yıllarda Kıbrıs`ın Rum nüfusu
arasında Yunanistan`a ilhak
isteğiyle bazı şiddetli
ayaklanmalar oldu; hatta 1931`de
çıkan karışıklıklar valinin
ikametgahı tahribe uğradı.
Bundan sonra İngiltere
idaresinin aldığı tedbirler
sayesinde, ayaklanmaların
şiddetli bir şekil alması
önlendi.
II. Dünya
Savaşından
Kıbrıs`ın Durumu :
II. Dünya Savaşı
sırasında Girit`i ve son iki
adayı işgal eden Alman
Kuvvetleri`nin tehdidi altına
girmekle beraber, istilaya
uğramayan Kıbrıs, yakın doğuda
İngilizler için faydalı bir üs
hizmetini gördü.
EOKA`nın Kuruluşu ve
Faaliyetleri :
Yunanistan ve
Kıbrıs`lı Rumlar, Kıbrıs`ın
Yunanistan`a ilhak edilmesi
için, Avrupa ve BM bünyesinde
bir çok girişimlerde bulundular.
Rum Yunan ikilisi ,
BM`den istediği gibi bir karar
çıkaramayacağı ve barışçı
yollardan Enosis`i
gerçekleştiremeyeceğini
anlayınca bu defa taktik
değiştirdi. Gerilla harekatında
uzman olan Kıbrıs asıllı Albay
George Grivas`ı EOKA adı ile
tanınan Tedhiş teşkilatını
kurmakla görevlendirdi.
Başpiskopos Makarios
başkanlığındaki EOKA üyeleri
Atina`da 7 Mart 1953`te
hayatları pahasına da olsa
Enosis için savaşacaklarına dair
yemin ettiler.
Yunanistan`dan maddi
manevi destek alan EOKA 1 Nisan
1955`te faaliyete geçti. EOKA
bir beyanname yayınladı:
“Karşımızda iki düşman var.
Birincisi İngilizler, ikincisi
Türklerdir. İlkönce İngilizlerle
savaşarak onları Kıbrıs`tan
atacağız, sonra Türkleri imha
edeceğiz. Gayemiz Enosis`tir.
Her ne pahasına olursa olsun, bu
gayeye ulaşmak bizim
görevimizdir.”
Türklerin Rumlara Karşı
Mücadelesi :
EOKA`nın
faaliyetlerine karşılık, 1959`da
Türkler VOLKAN teşkilatını
kurdular. Daha sonra Türk
Mukavemet Teşkilatı (TMT) olarak
göreve devam etti. 1 Ağustos
1976`da Kıbrıs Türk Güvenlik
Kuvvetleri olarak yeni bir
kuruluş şekline dönüştürüldü.
TMT, EOKA`nın
vahşetlerine yokluk içinde dur
demeye çalışmış, Türk halkının
canını, malını, namusunu,
şerefini, kimliğini, kültürünü
korumak için savaşmış ve adanın
Yunanistan`a ilhakını
önlemiştir.
Rum
Vahşetlerinin Sonuçları :
1955-1974 tarihleri
arasında yer alan EOKA
saldırıları neticesinde 103 Türk
köyü yıkılmış, 30.000 Türk
göçmen olmuş, camiler yıkılmış,
yüzlerce Türk kaybolmuştur.
Ancak Kıbrıs Türkleri`nin
feryadına ne medeni dünyadan, ne
de uluslar arası kuruluşlardan
hiç kimse kulak vermemiş, sadece
Anavatan Türkiye her türlü maddi
manevi desteği sağlamıştır.
Kıbrıs Cumhuriyeti`nin Kuruluşu
:
Rum- Yunan ikilisi
Enosis`i gerçekleştirmek için
Türk halkına karşı giriştikleri
insanlık dışı her türlü
saldırıya, insanüstü bir direniş
göstermiş olan Türk halkının,
ortadan kaldırılamayacağı hem
Rum-Yunan ikilisi, hem de
İngiltere tarafından
anlaşılmıştır.
Bu durum karşısında,
Kıbrıs`a Otonomi veren MacMilan
Planı Türkler tarafından kabul
edildi. Rum-Yunan ikilisi,
MacMilan Planı`nı ve BM Genel
Sekreterinin arabuluculuk
teklifini de reddederek,
meseleyi yeniden BM Genel
Kurulu`na götürmüştür. Fakat
BM`den konunun barışçı,
demokratik ve adilane çözülmesi
gerekliliğini vurgulayan bir
karar çıkmıştır. Bu durum
karşısında, Rum-Yunan ikilisi,
Kıbrıs`ın ikiye bölünmesini
geciktirmek ve müsait zamanı
beklemek düşüncesi ile Kıbrıs`ın
bağımsızlığı prensibine razı
olmuşlardır. Türk, Yunan ve
İngiliz temsilciler, 19 Şubat
1959 günü Zürih Anlaşması`nı
imzaladılar. 16 Ağustos 1960`ta
Kıbrıs Cumhuriyeti`nin kurulmuş
olduğu ilan edildi. Kıbrıs
Cumhuriyeti, Kıbrıs Türk ve Rum
halkının eşit statülü kurucu
ortak olarak kurmuş oldukları
Cumhuriyettir. Cumhurbaşkanı
Rum, Cumhurbaşkanı yardımcısı
ise Türk`tür.
Bir zaman sonra,
Cumhurbaşkanı Makarios Enosis`in
hala ilk amaçları olduğunu her
fırsatta söylemeye başladı.
Makarios amacı için en uygun
zamanı bekliyordu.
Türkiye`de 2 Aralık
1963`te İnönü`nün istifası
sebebiyle hükümet buhranının
mevcut olduğu ve Yunanistan`da
Karamanlis Partisi`nin
iktidardan düştüğü, Zürih ve
Londra anlaşmalarını bir cinayet
kabul eden Yorgo Papandreu`nun
iktidara geldiği zamanda, Türk
halkını imhayı öngören AKRİTAS
Planı`nı uygulamaya koydu. Çok
iyi eğitim görmüş bulunan 20.000
kişilik EOKA teröristleri, havan
topları, bazukalar ve en modern
silahlarla donatılmış olarak,
Yunan Alayına mensup askerlerle
birlikte, Türklere karşı
saldırıya geçtiler. 23-25 Aralık
tarihleri arasında, Rum-Yunan
askerleri, savunmasız Türk
halkına karşı tarihe kara
sayfalar halinde geçmiş bulunan
insanlığa yakışmayacak
cinayetler işlemişlerdir.
Bu menfur
cinayetlere karşı, Türk
Mücahitleri ile Türk halkı en
ilkel silahlarla direnmiş, şehit
vermiş, fakat teslim olmamıştır.
Bu durum karşısında Kıbrıslı
Türklerin, yardımına sadece
Anavatan Türkiye koşmuştur. 25
Aralık 1963 günü Türk Hava
Kuvvetlerine ait savaş uçakları,
Lefkoşe üzerinde ihtar uçuşu
yapmışlardır. Bu uçuşlar,
Makarios`u korkutmuş ve EOKA
çeteleri ile Yunan askerlerine
ateşkes emri verdirmiştir.
Türkler`in tek
taraflı müdahale kararı alması,
Yunanistan ve İngiltere`yi de
tedbir almaya zorladı. Bu üç
devlet adaya müşterek müdahale
kararı aldı. Bu da Kıbrıs
Cumhuriyeti`nin sonu oldu.
1967 Kıbrıs Buhranı :
Yunanistan`da 28
Mayıs 1967`de genel seçimlerin
yapılması kararlaştırılmıştı.
Yorgo Papandreu ile oğlu Andreas
Papandreu liderliğindeki Merkez
Birliği Partisi`nin seçimleri
kazanma ihtimali fazla idi.
Halbuki baba-oğul Papandreu`lar
krala, orduya ve sağa karşı sert
tavır almışlar ve Yunan iç
politikasında gerginliğe sebep
olmuşlardır. Yorgo Papandreu`nun
bir yandan komünistlerle iş
birliği yapmak istemesi, 21
Haziran 1967`de Albay
Papadopulas liderliğinde
askerlerin bir darbe yapmasına
sebep oldu.
Darbe üzerine
başbakanlığa eski Yargıtay Baş
Savcısı Konstantin Kolias
getirildi. Bu hükümetin amacı
Enosis`i barışçı müzakerelerle
sağlamaktı. Enosis`i sağlamak
için Türkiye`ye karşı Batı
Trakya Türklerini kullanmayı
düşünüyorlardı. Çeşitli
müzakerelerde bu kozu Türkiye`nin
karşısına çıkardılarsa da bu
Türk Hükümeti tarafından kabul
görmedi. Bundan sonuç
alamayacağını anlayan Yunan
Cuntası gerginlikten kaçınmayı
vadettiği halde şiddet
eylemlerine başladılar.
1963-1964 buhranından sonra
Kıbrıs`a dönen tedhişçi Grivas`ın
teşkilatlandırdığı Rum Milli
Muhafız Kuvvetleri , Türklerin
toplu olarak bulunduğu Boğaziçi
ve Geçitkale köylerine karşı
harekete geçtiler. Amaçları
Enosis`in en büyük engelini
teşkil eden Türk varlığının
kademeli olarak imha
edilmesiydi. Bunun üzerine
Türkiye adaya çıkarma yapmaya
karar verdi. İskenderun`da bir
çıkarma birliği hazırlığına
başlandı. Türk Hükümeti çıkarma
yapma niyetini Yunanistan ve
İngiltere`ye bildirmişti.
Türkiye bu çıkarmanın
durdurulması için tedhişçi
Grivas`ın adadan alınmasını ve
Kıbrıs`a 1964`ten itibaren
yığılmış bulunan 12.000 kişilik
Yunan askerinin adadan
çekilmesini istiyordu.
Türk jetlerinin
Kıbrıs üzerinde uçuşlara
başlamasıyla Türkiye`nin
ciddiyeti Yunanlılar tarafından
anlaşıldı. Türkiye`nin istekleri
gerçekleştirilerek savaş havası
dağıtılmaya çalışıldı. Bu
Türkiye ile Yunanistan arasında
varılan bir anlaşmadır.
Kıbrıslı Türkler bu
olaylar sonucunda Kıbrıs Geçici
Türk Yönetimini kurmuşlardır.
Bu gelişme Türkiye`nin federal
devlet tezi istikametinde
atılmış bir adımdır. Bundan
sonra 1974 yılına kadar
görüşmeler devam etmiş Türk
Yunan münasebetleri yumuşak bir
havaya girmiştir.
1974 Kıbrıs Buhranı ve Kıbrıs
Harekatı :
1968`de başlayan
toplumlar arası görüşmeler
ilerledikçe Türk Hükümeti,
Federal Devlet politikasında
değişiklikler yaptı. Bu yeni
politikanın adı, bölge
muhtariyeti esasına dayanan
Üniter Devlet idi. Bu bir çeşit
kanton sistemi idi. Kıbrıs`ta
tek bir devlet olacak; fakat
birkaç bölgede toplanmış olan
Türkler, kendi bölgelerinin
idarelerinde muhtariyete sahip
olacaklar kendi işlerini
kendileri göreceklerdi. Bölgenin
iç işlerine Rumlar müdahale
edemeyecekti.
Türkiye `de Ekim
1973 seçimlerinden sonra, Bülent
Ecevit başkanlığında kurulan
Cumhuriyet Halk Partisi – Milli
Selamet Partisi koalisyon
hükümeti ise, fonksiyonel
federatif sistem tezini
benimsemiştir. Bu sistemde tek
bir devlet içinde, görev ve
yetkilerin iki toplum arasında
paylaşılması söz konusudur.
Kıbrıs Rum toplumu
içinde sürtüşmeler ve devlet
başkanı Makarios`un da Atina ile
arası açılmaya başladı.
Toplumlararası görüşmelerin
uzaması, ne olursa olsun Enosis`i
gerçekleştirerek Yunan halkının
desteğini kazanmak isteyen Yunan
Cuntasını kızdırmıştı. Yunan
hükümeti adanın Yunanistan`a
ilhak zamanının geldiğine
inanıyor, fakat Makarios`u da bu
ilhak için engel olarak
görüyordu. Bu sebeple Atina,
adadaki Yunan subayları
vasıtasıyla, Makarios aleyhine
bir takım faaliyetlere girerek ,
onu iktidardan düşürmeye karar
verdi. Sertlik taraftarı Kıbrıs
Rumlarını Makarios`a karşı
kışkırttı. 15 Temmuz 1974 günü
eski EOKA tedhişçilerinden ve
cinayetleri ile meşhur Nikos
Sampson, Rum Milli Muhafız
Teşkilatını da yanına alarak,
yaptığı darbe ile Makarios`u
düşürdü ve Kıbrıs Elen
Cumhuriyetini ilan etti. Sampson
darbesi ile Enosis, yani adanın
fiilen Yunanistan `a ilhakından
başka bir şey değildi. Hadise
aynı zamanda Yunanistan `ın
Kıbrıs `a açık bir
müdahalesiydi. Bu gayri meşru
idareye Avrupa ve Amerika`dan
tepkiler geldi.
Türkiye Garanti
antlaşması`na dayanarak ,
İngiltere ile beraber Kıbrıs`a
mücadele etmeye karar verdi ve
Başbakan Bülent Ecevit İngiltere
Hükümeti ile temasa geçti.
İngiltere müdahaleye yanaşmadı.
Bunun üzerine Türkiye`nin tek
başına müdahalesi söz konusu
oldu. Türkiye`nin İngiltere`den
ret cevabı alması üzerine
Türkiye, 20 Temmuz 1974`de
Kıbrıs`a çıkarma yaptı. 22
Temmuz da ateşkes yürürlüğe
girdi. Türkiye adaya 40.000
kişilik bir kuvvet yığmaya ve
300 tank göndermeye muvaffak
oldu. Türkiye, Yunanistan ve
İngiltere Kıbrıs`ta anayasa
düzeninin yeniden kurulması
amacıyla 25 Temmuzda Cenevre`de
toplandılar ve 30 Temmuzda
Cenevre Deklârasyonunu
yayınladılar. Bu deklarasyona
göre :
1- 31
Temmuz 1974 günü Türkiye saati
ile 24:00`de taraflar
kontrolleri altında bulundukları
alanları genişletmeyeceklerdir.
2- 30
Temmuz ateşkes çizgisinde,
sadece BM kuvvetlerinin kontrolü
altında olacak bir güvenlik
bölgesi tesis edilecekti.
3- Kıbrıs
Rum ve Yunan kuvvetlerinin
kontrolü altında olan bütün Türk
bölgelerinden bu kuvvetler
çekilecek ve Türk bölgeleri BM
kuvvetlerinin koruması altına
girecektir.
4- Cumhurbaşkanı
yardımcısı Rauf Denktaş, 1960
Anayasası gereğince,
cumhurbaşkanı görevlerini
yürütecektir. Fakat bu durum,
Kıbrıs Geçici Türk Yönetiminin
devamına engel olmayacaktır.
Kıbrıs`ta, anayasa
düzeninin kurulması amacı ile
yapılan toplantıların hiçbir
sonuç vermemesi,
Kıbrıs Rum ve Yunan tarafının ,
anayasa düzeni konusunda kesin
bir tavır almaktan kaçınıp, işi
oyalama yoluna götürmesi ve
ayrıca Kıbrıs`ta da Türklere
karşı saldırılarına devam edip ,
30 Temmuz Deklarasyonu`na riayet
etmemeleri üzerine Türk Silahlı
Kuvvetleri II. Kıbrıs Harekatına
başlamıştır. II. Kıbrıs Barış
Harekatı`nda TSK, Magosa –
Lefkoşe – Lefke – Kokkina
çizgisine ulaşarak adanın
%38`ini ele geçirmişlerdir.
II. Kıbrıs
Harekatı, birincisinin aksine,
dünya kamuoyunda Türkiye`nin
aleyhinde bir havanın doğmasına
sebep olmuştur.
Kıbrıs
Meselesinin Gelişmeleri :
13 Şubat 1975`de
Kıbrıs Türk Federe Devleti`nin
kuruluşu ile Kıbrıs Rumları,
Türk Toplumu ile müzakerelere
mecbur kalmıştır. 1975-1977
yıllarında Türk ve Rum
temsilcileri bir araya gelseler
de bir sonuç alınamamıştır.
1979`da alınan kararlar ile
1977`de Denktaş ile Makarios
tarafından kabul edilen iki
topluma dayalı federal
cumhuriyet esası çerçevesinde
görüşmeler yürütülecektir. 18
Ekim 1981`de Yunanistan`da
yapılan genel seçimler sonunda
sosyalist Pasok Partisi`nin
iktidara gelmesi ve Papandreu`nun
başkanlığı ile Türk- Yunan
münasebetleri bir gerginlik
içine girerken, Kıbrıs meselesi
ve toplumlararası görüşmeler de
bir isteksizlik ve yavaşlama
içine girdi. Çünkü, Papandreu
Türkiye`ye karşı bir düşmanlık
kampanyasının bayrağını açarken,
Kıbrıs meselesini toplumlararası
görüşmelerin çerçevesinden
çıkarılıp, milletlerarası
platformlara götürme çabaları
içine girdi.
Kıbrıs`ın
Türkiye Açısından Önemi :
Türkiye
Akdeniz`deki güvenliği için
Kıbrıs`ı güvenlik noktası olarak
görmektedir. Etrafında bu kadar
düşmanı olan Türkiye`nin Kıbrıs
gibi bir cepheyi kaybetmeye
tahammülü yoktur. Ayrıca Kıbrıs`taki
Türk halkı ile kültürel ve
tarihsel bağı olması Kıbrıs`ı
bırakmamamız için gerekli bir
nedendir. Türkiye`nin dış
politikada kendini kabul
ettirmesinde Kıbrıs bir atlama
taşı olarak kabul edilebilir.
Türkiye`nin bu konudaki başarısı
gelecekteki siyasi hayatını
etkileyeceği muhtemeldir.
|