|
1960 Cumhuriyetinin Kuruluşu
Kıbrıs, 1571’de Osmanlılar
tarafından fethedilmiş ve 1878’de Büyük Britanya
Krallığı’na kiralanana kadar Osmanlı idaresinde
kalmıştır. Ancak, adanın idaresi yasal olarak
Osmanlılara aitti. 1’inci Dünya savaşı sırasında İngiliz
Hükümeti, Osmanlıların Almanya safında savaşa girmesine
karşılık, 1914’te adayı tek yanlı olarak ilhak etmiştir.
Ada, 1923 Lozan Konferansı’nda resmen İngiltere’ye
bırakılmış ve bu durum 1960’a kadar devam etmiştir.
1950’li yıllardan itibaren
Kıbrıslı Rumlar, adadaki İngiliz egemenliğine son vermek
ve adayı Yunanistan’a bağlamak (Enosis) için verdikleri
mücadeleyi yoğunlaştırmışlardır. Başpiskopos Makarios, 1
Nisan 1955’te, Rum Ortodoks Kilisesi önderliğinde, bir
yer altı örgütü olan ve Enosis için çalışan EOKA adlı
tedhiş örgütünü kurmuştur. Yunanistan ise bu terör
örgütünün başına General Grivas’ı atamıştır.
Kıbrıslı Türkler ise diğer
yanda anti-terörist bir savunma örgütü olan VOLKAN’ı
kurmuşlar ve bu örgüt, 1957’de Türk Mukavemet
Teşkilatı’na (TMT) dönüşmüştür. Volkan ve TMT’nin
kuruluş amacı, Rumların Enosis amaçlarına engel olmaktı.
1958 yılında, Kıbrıslı
Türklere ve İngilizlere karşı girişilen silahlı
saldırıların dozu artarken, 1959 Şubat’ında Türkiye ve
Yunanistan hükümetleri, Zürih’te bir konferansta bir
araya gelerek, Türkiye ve Yunanistan’ın himayesinde,
bağımsız bir Kıbrıs Cumhuriyetinin kurulmasına karar
vermişlerdir.
Daha sonra, Türkiye,
Yunanistan ve İngiltere’nin Dışişleri Bakanlarının ve
iki halk temsilcilerinin katılımıyla, Londra Konferansı
başlamış, Garanti ve İttifak Anlaşmaları imzalanmış ve
Kıbrıs Cumhuriyeti’nin temel ilkeleri ilan edilmiştir.
Böylece, 16 Ağustos 1960’da, Kıbrıs Cumhuriyeti,
bağımsız ve egemen bir devlet olarak ilan edilmiştir.
Başpiskopos Makarios Cumhuriyetin Cumhurbaşkanı, Dr.
Fazıl Küçük ise Cumhurbaşkan Yardımcısı seçilmişlerdir.
1960 Antlaşmalarına göre,
Kıbrıslı Türkler, Cumhuriyetin iki eşit, kurucu
ortağından biriydi ve egemenliği Rumlarla
paylaşmaktaydı. Her iki halkın da kendileri tarafından
seçilmiş Cemaat Meclisleri vardı ve din, eğitim, kültür
gibi konularda bu meclisler yetkiliydiler. Temsilciler
Meclisi’ndeki temsiliyet oranı 35’e 15, Bakanlar
Kurulundaki temsiliyet 7’ye 3, devlet memuriyetinde 70’e
30 ve orduda 60’a 40 Rumların lehineydi. Yasa yapmak
için, her iki halk meclislerinden ayrı oy çoğunluğu
gerekmekteydi ve başta dışişleri olmak üzere, önemli
konularda Cumhurbaşkanıyla, Cumhurbaşkan Yardımcısının
ayrı veto hakları vardı. Ayrıca iki halkın 5 büyük
şehirde ayrı belediyeleri bulunmaktaydı.
Cumhuriyetin Yıkılışı
Ne yazık ki, 1960
Cumhuriyeti, Rumların Enosis ülküleri yüzünden fazla
yaşayamamıştır. 21 Aralık 1963’te; başta zamanın
Cumhurbaşkanı Makarios, İçişleri Bakanı Yorgacis, Meclis
Başkanı Klerides, Çalışma Bakanı Papadopulos (şimdiki
Cumhurbaşkanı) olmak üzere, Rum-Yunan ikilisi tarafından
hazırlanan Akritas Planı çerçevesinde, Türkleri topyekün
imha saldırıları başlamıştır. Yunan subayları
tarafından gizlice eğitilmiş ve Kıbrıs’ta
konuşlandırılmış olan silahlı güçler, Kıbrıslı Türklere
her yönden saldırılar başlatmışlardır. On binlerce
Kıbrıslı Türk evsiz bırakılarak, göçmen durumuna
düşürülmüş ve 11 yıl boyunca saldırılar askeri, sosyal
ve ekonomik olarak devam etmiştir. Ancak bu, Kıbrıslı
Türkleri, her ne pahasına olursa olsun, egemenlik
haklarını korumaktan vaz geçirememiştir. Rumlarca
başlatılan silahlı saldırılar, adanın bölünmesine neden
olmuş ve 30 Aralık 1963’te İngiliz General tarafından
Lefkoşa’yı bölen Yeşil Hat çizilmiştir.
11 acı yıl boyunca,
yüzlerce Kıbrıslı Türk öldürülmüş, yaralanmış; bir o
kadarı kaçırılmış ve kaybolmuştur. 103 Türk köyü yakılıp
yıkılmış, 117 camisi talan edilmiştir. Sonuç olarak, 25
bin Kıbrıslı Türk, kendi ülkelerinde göçmen olmuş ve
adanın %3’lük bölümüne sıkıştırılarak, ablukaya
alınmıştır. Böylece Türkler, daha güvenli bölgelere göç
ederek, Türk kontrolü altındaki enklavlarda yaşamaya
başlamışlardır.
Rum mezaliminden
kaçamayanlar ise, kadın, çocuk, erkek demeden öldürülüp,
toplu mezarlara gömülmüşlerdir. Birkaç yıl önce
açıklanan bir gizli İngiliz belgesinde ise, Türklere
uygulanan soykırım anlatılmaktadır. Belgeye göre,
saldırılar başlar başlamaz Lefkoşa Genel Hastanesi’ndeki
doktor ve hemşireler, Türk hastaları şırınga ile tüm
kanlarını çekmek suretiyle öldürmüşler ve bu yetmezmiş
gibi, cesetler bir kamyona yüklenip, Lefkoşa dışına
çıkarılarak, hasat biçme makinesinde parçalara ayrılarak
toplu mezarlara gömülmüştür.
11 yıl boyunca Kıbrıs
Türkleri direnişe devam etmiş ve haklarıyla
egemenliklerini korumuşlardır. Sonuç olarak, Yunanlı
subaylar, Enosis’in son adımı olan 15 Temmuz 1974
darbesini başlatınca, Türkiye buna, 20 Temmuz 1974 Barış
Harekatı ile cevap vermiş ve Kıbrıslı Türklerin
acılarını dindirmiştir. O zaman beri, adada barış ve
huzur hüküm sürmektedir.
1974
Olayları
15 Temmuz 1974’te,
Makarios’u devirmek ve ünlü terörist Sampson’u
Cumhurbaşkanı ilan etmek için Yunan orduları Kıbrıs’a
çıkmıştır. Darbe başladıktan sonra Junta, hem kendi
soydaşı olan Kıbrıslı Rumları, hem de Türkleri öldürmeye
başlamıştır. Kıbrıslı Türklerin yardım çağrısına
Türkiye’den cevap gelmiş ve 20 Temmuz 1974’te Türkiye,
soydaşlarını kurtarmak için, 1960 Garanti Anlaşmasındaki
haklarına dayanarak, adaya ordularını göndermiştir. Bu
müdahale, Kıbrıslı Türklerce “Barış Operasyonu” olarak
adlandırılmıştır ve Garanti Anlaşması’nın dördüncü
maddesine göre tamamen yasaldır.
İki günlük bir çarpışmadan
sonra, 22 Temmuz 1974’te BM’nin ateş-kes kararı kabul
edilmiştir. Ancak bu ateş-kes, Kıbrıslı Türklere
beklenen rahatlamayı getirmemiştir. İngiltere,
Yunanistan ve Türkiye arasında 25 Temmuz’da Cenevre’de
yapılan konferansın ardından, 30 Temmuz 1974’te Cenevre
Deklarasyonu imzalanmıştır. Ne var ki Rumlar, anlaşmaya
uymamış ve soykırıma devam etmişlerdir. Bunun üzerine
zamanın Başbakanı Bülent Ecevit, 14 Ağustos 74’te ikinci
operasyonu başlatmıştır. Amaç, Kıbrıslı Türklerin
acılarına son vermekti.
Tüm bu olaylardan sonra
Türkiye, yasal askeri müdahalesiyle adaya barış ve huzur
getirmiştir. O günden beri, bazı sınır olayları
haricinde, adada kan dökülmemiştir.
Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Kuruluşu
Kıbrıs Türk halkı,
tarihinde hiçbir zaman Rumlar tarafından
yönetilmemiştir. Ortaklık Cumhuriyetinden Rumlar
tarafından silah zoruyla atıldıktan sonra da kendi
yönetimlerini kurmuştur. Önce, 1975 yılında Kıbrıs Türk
Federe Devleti’ni, ardından da 15 Kasım 1983 tarihinde
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni ilan etmiştir.
15 Kasım 1983’te, Kıbrıs
Türk Federe Devleti Meclisi tarafından oybirliği ile
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ilan edilmiştir. Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilanı, Kıbrıs Türk halkının
egemenliğine sahip çıktığının ve self-determinasyon
hakkını kullandığının açık tescilidir.
1974’TE
RUMLARIN YAPTIĞI İNSANLIK DIŞI KATLİAMLARDAN KURTULAN
GÖZ ŞAHİTLERİNİN VE KAYIP YAKINLARININ İFADELERİ
1974’te 1’inci ve 2’nci
Barış harekatları arasında, Kıbrıs Rumları ile adadaki
Yunan askerleri, Türk askerlerinin henüz ulaşamadığı
Türk köylerinde büyük katliamlar yapmışlardır.
Yalnız Taşkent, Mari ve
Terazi köylerinden alınan 90 Türk köylüsü ile Atlılar,
Muratağa ve Sandallar’daki tüm sivil Türkler
katledilmiştir.
Katliamların görgü
tanıkları ve yabancı basın ile BM Barış Gücü
askerlerinin gözleri önünde açılan katliam çukurları her
türlü inkarı yalanlamakta ve bu katliamlar, Türk Barış
Harekatının haklılığını en kesin ve açık şekilde gözler
önüne sermektedir.
İşte katliamlardan
kurtulanların kendi ifadeleri ile gördükleri ve
yaşadıkları:
TAŞKENT (TOKHI) KATLİAMI
Göz şahidi: Halen hayatta
olan KKTC vatandaşı Suat Hüseyin olayı şöyle anlatıyor:
“14 Ağustos 1974 günü 20
kadar silahlı Rum, köyümüz Taşkent’e (Tokhni’ye) geldi.
Yaşları 13 ile 74 arasında olan ve aralarında benim de
bulunduğum 70 kadar Türk erkeğini köy okulunda
topladılar. Ertesi gün komşu Türk köyleri Tatlısu (Mari)
ve Terazi’den (Zigi) topladıkları 15 Türk’ü daha bizim
bulunduğumuz yere getirdiler. Daha sonra bizi iki gruba
ayırdılar. Ben otomatik silahlı dört Rum’un kontrolünde
olan 50 kişilik ilk grup arasında bulunuyordum. Emir
vererek bizi otobüslere bindirdiler. Limasol
istikametinde yol almağa başladık. Ayia Phyla ve
Palodhia köyleri yol kavşağına gelince bizi otobüslerden
indirdiler ve arazide ıssız bir yere kadar yürüttüler.
Bizi götürdükleri yerde yeni kazılmış büyükçe iki çukur
olduğunu gördüm. Bizi bu çukurların yanında yere
oturttular ve her birimize birer sigara verdiler.
Zannedersem sigaralardan 3’er nefes çekebilmiştik.
Silahlı Rumlar ellerindeki otomatik silahlarla ansızın
üzerimize ateşe başladılar. Ben kolumdan ve kalçamdan
yaralandım ve diğer vurulan köylülerimin üzerine
yığıldım. Yüzüm gözüm kan içinde kalmıştı. Hemen
yakınımdaki arkadaşımın beyni parçalanmıştı. Silahlı
Rumlar beni de öldü sandılar. Aralarından Yunan şivesi
ile konuşan birisinin “işleri tamam, buldozeri getirip
bunları gömelim” dediğini duydum. Tümü de oradan
ayrılınca ben hemen yakındaki ağaçlar arasına saklandım.
Yaram pek ağır değildi ama acıyordu. Dağlarda 6 gün
kadar saklanarak yol aldım. Sonunda Mutluyaka (Mouttayiaka)
köyüne ulaşmayı başardım. Oradan bir BM ambulansı ile
Piskopu (Episkopi) Üsler bölgesine götürüldüm.”
TERAZİ ( ZİGİ) KATLİAMI
Göz şahidi: Halen hayatta
olan ve 4 çocuk annesi Terazi’li Naciye Turgut’un
ifadesi:
“Tokhni’li
Andriko Melani ile Stasis Aradipyotis, Maroni’li Akis
ile bazı Kıbrıs Rum Milli Muhafız Gücü askerleri 14
Ağustos 1974 günü evimize gelip kocamla görüşmek
istediler.
Kocamı sorguya çekmek
istediklerini söyleyerek kocamla beraber 24 yaşındaki
ikiz kardeşim Arif Hüseyin Ahmet’i ve diğer 13 erkeği
daha alıp götürdüler. Onları bir daha görmedik.
Köyümüze gelen Rum polislerden erkeklerimizin akıbetini
her sorduğumuzda, ‘ihtiyaçlarınızı yerine getirmeye
hazırız’ diyorlardı.”
Göz şahidi: Halen hayatta olan ve 1
çocuk annesi Terazi’li Mihraciye Hasan olayı şöyle
anlatıyor:
“Silahla mücehhez
Tokhni’li Androniko Melani ile bazı Kıbrıs Rum Milli
Muhafız Gücü askerleri 14.8.1974 tarihinde evimize gelip
kocamı alıp götürdüler. Melani bana, kocamın sorguya
çekildikten sonra serbest bırakılacağını söyledi.
Kocamla beraber Turgut ve Erdoğan Hüseyin isimli
kardeşlerimi de alıp götürdüler. Onları bir daha
görmedik.”
KAYIPLAR
Kıbrıs Türk toplumunun
Kıbrıs olaylarında 800’ü aşkın kaybı vardır. bu kişiler
silahlı Rum çeteleri ve sözde polisleri tarafından
yollardan, evlerinden, bahçelerinden, işyerlerinden
alınmışlar ve bir daha güneş yüzü görmemişlerdir.
Arkada bırakılan acılı
aileleri, her güne yeni bir umutla başlamışlar, ancak
yıllar süren bu bekleyişten umutlarını bulamamışlardır.
Rumların ölüm makineleri sevdiklerinin üzerinden geçmiş,
onları yok etmiştir.
Türk toplumu yöneticileri bu insancıl
konuyu propaganda maksatları için istismar etmemişler,
acılı ailelerin yaralarını sarmakla yetinmişlerdir.
Halbuki Rum liderleri, kendi içi savaları sırasında
katledilen Rumları da propaganda maksatları için
istismar etmekte ve gerçek dışı bir iddia ile tüm
sorumluluğu Türklerin üzerine yıkarak acılı ailelerin
yaralarını devamlı deşme pahasına, bu insancıl konuyu
gayri insani bir tutumla canlı tutmaya çalışmaktadırlar.
Bu konuda Türk kayıplarla
ilgili iki olayı, iki göz şahidinin ifadesine dayanarak
gözler önüne sermekle yetiniyoruz.
Göz şahidi Havva Kemal,
(Çiftlikler Bölgesi, Limasol) eşi ve damadının Rumlar
tarafından kaçırılarak yok edilişini şöyle anlatıyor:
“15 Ağustos 1974’te
siyah ve üzerinde plaka numarası olmayan bir otobüs
içerisinde 3-4 Rum askeri geldi. İkisi evimize gelip,
biri içeriye girdi, diğeri ise dışarıda kaldı. Kocam
Kemal Ahmet Vinççi (56) ve damadım Musa Selim (25) evde
idi. Akşam karanlığı basıyordu. Rum askerleri her
ikisini de alıp otobüsle ayrıldılar. Onları bir daha
görmedim.”
Göz şahidi Enver Ali Beyit,
(Çiftlikler Bölgesi, Limasol) oğlunun ve diğer
tanıdıklarının Rumlar tarafından bir daha dönmemek üzere
götürülüşünü şöyle dile getiriyor:
“15
Ağustos 1974’te saat 9.30’da CY40 plaka numaralı bir
Rum polis landroveri içerisinde üniformalı Rumlar,
evime gelerek 26 yaşındaki oğlum Erdoğan Enver’i alıp
götürdüler. Oğlumu alıp götüren Rumlar Zakaki köyünden
Yorgalla’nın oğlu Androniko Garabi, İpsara’nın oğlu
Kseni, Zakakili Andrea, Andrea Korkati, Perikli Lazari
ve kayınbiraderi Aleksis idi. Aynı gün öğleden sonra
Rumlar, Çiftlikler bölgesinden komşumuz Nahit Salih
(40), oğlu Hasan Nahit (18), Kemal Ahmet (50), damadı
Musa Selim ve Faruk Şükrü’yü bir otobüsle alıp
götürdüler.
14 Ağustos 1974’te de Rumlar Ünal isminde bir genci alıp
götürdüler. Rumlar tarafından kaçırılan bu Türklerden
şimdiye kadar hiçbir haber alınamadı. Bütün bu kaçırılan
ve hala daha kayıp olan Türklerin esas sorumlusu,
Çiftlikler bölgesinde bir dökümhanesi olan Takis
Nemitsas’tır. Ben onun iyi bir insan olduğunu
zannetmiştim. Olaylar başlayınca onu bir yüzbaşı
üniforması ile gördük. Oğlum Erdoğan da onun atölyesinde
çalışıyordu. 15 Ağustos 1974’te sabah saat 6.00’da
Rumlar evimize gelip tüm eşyalarımızı kırdılar.”
DÜNYA BASININDA BARIŞ
HAREKATI VE KATLİAMLAR
Sunday Mirror
Sunday Mirror, Kıbrıs’taki
harekatta tetiği kimin çektiği sorusuna “Atina’daki
caniler ve Yunan Cuntacılar” cevabını vermiştir.
Corriera Della Sera
(İtalya)
Adada faşist ve teröre
dayalı bir yönetimin kurulmasına NATO’nun kesinlikle göz
yummaması gerekir. Türkler, anlaşmaların kendilerine
verdiği haklara dayanarak bu harekatı gerçekleştirdiler.
Washington Post
Yunanlıların hayallerinde yaşattıkları
Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanması olayını destekleyen
darbe, Türkiye’nin, adanın özgürlük, güvenlik ve toprak
bütünlüğünün korunması için yasal bir harekat yapmasını
zorunlu kılmıştır.
The Times
Zürih
anlaşmasının Yunanlılar tarafından ihlali, Kıbrıs
harekatına neden olmuştur. Yunanlılar, Kıbrıs’ı her
yönden işgal etmişler ve özgürlüğünü kısıtlamışlardır.
Birçok etken Türkiye Başbakanı Ecevit’in haklılığını
ortaya çıkarmıştır.
Alman Radyosu
Sorunu barışçı yollardan
çözümlemeye çalışan Türkiye Başbakanı Ecevit’in
çabaları, Atina’daki Cunta’nın anlaşmaz ve inatçı tutumu
dolayısıyla engellenmiştir. Londra ve Zürih
anlaşmalarının kendisine verdiği haklarla Türkiye,
duruma müdahale etmiştir.
Görgü tanıkları Mrs. Ingrid HABEL ve
ABD, UPI Ajansı muhabiri:
“İnsanlık aklı
Yunanlıların Kıbrıs’ta yaptığı bu cellatlığı asla kabul
edemez. Türk evlerine giren Yunan-Rum milli muhafızları,
kadın ve çocukların üzerine mermi yağdırıyor, büyükleri
boğazlıyorlardı...”
“Yunanlılar, Limasol’da
pek çok kadın ve çocuğu öldürdü. Yol üstünde 20 çocuk
cesedi gördüm. Yunanlı askerler evlerine girip, kadın
öldürmek için akbabalar gibi beklemektedirler.”
Görgü tanığı, France Soir
gazetesi muhabiri:
“Son derece utandırıcı
olayları kendi gözlerimle gördüm. Rumlar, Türk
camilerini yaktılar ve Mağusa civarındaki köylerde
bulunan Türk evlerini ateşe verdiler. Silahı ve
savunması olmayan Türk köylüleri, Rum çapulcular
tarafından yaratılmış vahşet havası içinde
yaşamaktadırlar. Ellerinde bazukaları olan Rumlar, Türk
köylerinde büyük kargaşalara sebep olmaktadırlar.
Rumların bu hareketleri insanlık namına utanç vericidir.”
Görgü tanığı Washington
Post gazetesi muhabiri:
“Larnaka yakınındaki
Alaminyos köyünde 25 ile 55 yaşları arasında 14 Türk
öldürülmüş ve cesetleri buldozerlerle bir çukura
doldurulmuştur. Limasol yakınında küçük bir Türk köyüne
Rumların yaptığı baskın sonucu 200 kişiden 36’sı
öldürülmüştür. Rumlar, Türk kuvvetleri gelinceye kadar
Türklerin öldürülmesi için emir aldıklarını
söylemektedirler.”
Görgü tanığı, Hans
Janitscher, dünyadaki Sosyal Demokrat partilerin bir
merkezi kuruluşu olan Sosyalist Enternasyonal Örgütü
Genel Sekreteri:
“Yunan taraftarı Nikos
Sampson’un emrindeki muhafız gücü, son hafta içinde 2
bini şakın Makarios taraftarı Kıbrıslı Rum’u darbe
sırasındaki çarpışmalarda ve darbeden sonra idam ederek
öldürdü.”
Görgü tanığı, Bild gazetesi
muhabiri:
“Rumlar, Türk köylerine
kana susamış caniler gibi baskınlar yaparak sivil halkı
feci şekilde öldürdüler.”
Görgü tanığı, Aligis (Rum):
“Limasol’daydım, bir
okula sığınmış 14 Türk vardı. Rum ulusal muhafızları
okulu kuşattılar ve Türkler teslim olunca hepsini teker
teker kurşunlayıp öldürdüler.”
Görgü tanığı, Kurt Lariken,
Die Welt gazetesi muhabiri:
“Rum ulusal birlikleri
Türk köy ve kasabalarında kadın, çoluk çocuk bütün sivil
halkı gaddarca öldürüyorlardı.”
UPI, 20 Ağustos 1974:
“Her saat yeni hendekler
ve sayısız cesetler bulunmaktadır. Bu işe dayanmak
zordur.”
|