|
KANUNİ SULTAN
SÜLEYMAN DÖNEMİ OLAYLAR KESİTLER PORTRELER
Kanuni Sultan Süleyman'ın eşleri:
Hürrem
Haseki Sultan
:Kanuni
nikahla almıştır. Ukrayna asıllıdır.4 Şehzade ve 1
Kadın Sultan'ın annesi
Mahidevran Haseki Sultan :
Şehzade Mustafa'nın annesi
Gülfem Hatun :
Şehzade Murad'ın annesi
Fülane Hatun :Şehzade Mahmud'un annesi
Şehzade Emirhan
(1512-?)
Şehzade Mahmud(1512-1521)
Şehzade Mustafa
(1515-1553)
Şehzade Murad
Şehzade Mehmed(1521-1543)
Şehzade Abdullah
II. Selim(1524-1574)
( Kanuni den sonra tahta
geçmiştir.Lakabı Sarı Selim)
Şehzade Bayezid(1525-1562)
Şehzade Mehmed(1526-1533)
Şehzade Cihangir(1531-1553)
Şehzade Orhan(1543-1562)
Şehzade Osman(1545-1562)
Şehzade Orhan(1554-1562)
(Son üç şehzadenin küçük yaşta öldükleri
sanılmaktadır.) |
Kız çocukları
Mihrimah Sultan
(1522-1578)
Raziye Sultan
Fatma Sultan
|
Doğum ve
ölüm tarihleri bilinmeyen Şehzade Ahmet,Şehzade
Abdullah,Şehzade Abdullah,Şehzade Mehmed adında oğulları
olduğu bilinmektedir.
I. KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN'IN HANIMLARI VE ÇOCUKLARI
Yılmaz
Oztuna; Kanuni'nin zevcelerinin sayısını, dört tane
olarak gösterir ve bunlardan 1496'da doğup , 1550'de
vefat eden ve adı bilinmeyen ancak, Mahmud adlı bir
şehzadesi bulunan ve kendi makberi Şehzade camiinde
bulunan bir hanımdan haber verir.
1499'da
Bursa'da doğmuş Abdullah kızı Mahi Devran Haseki,
1581'de 82 yaşında ölmüştür. Evliliği 52 sene sürmüşse
de, bunun fiili olmadığını Mahi Devran Haseki'nin
1534'den sonra oğlunun yanında yaşadığını bildiriyor.
1553'de yerleştiği Bursa'da, 28 sene muammer olmuş ve
oğlu Şehzade Mustafa'nın türbesine defnolunmuştur.
Kaanuni'nin 3. hanımı ise; Gülfem Hatun adlı 1497'de
İstanbul'da doğmuş, 65 yaşında olduğu halde yine
İstanbul'da vefat eden bu zevcesi 51 sene süren izdivaç
müddetiyle görülüyor ki evliliği 14 yaşındayken
vukubulmuştur. Muraâd adlı bir şehzadesini babası
boğdurtmuştur.
Dördüncü
Hatun ise; Hurrem Haseki Sultandır. 1506'da
İstanbulda doğmuştur. Ortodoks bir rahibin kızıdır,
Müslüman olmadan önceki esas adı Aleksandra Lisovska'dır
ve Roksalan'da denmektedir. Evlendiğinde oda 14 yaşında
olup, 38 yıl dünyanın en büyük devlet başkanının hanımı
olarak yaşamıştır. 1558'de vefatın da Süleymaniye
Camiindeki türbesine gömüldü. Muhteşem Kaanuni'ye dört
şehzade bir Sultanhanım doğurdu. Kızı Mihrimah olup,
erkek çocukları, Mehmed, Selim, Bayezid, Cihangir ve
Abdullah adlı şehzadelerdi. Çok hayrat yaptırmıştır.
Mimar/Sinan'ı çok çalıştırmıştır.
Bir de
Uluçay'a göz atalım ,bakalim bu hususda neler yazmış!
Uluçay bey,
Hurrem Sultan, Mahidevran ve Gülfem Hatundan
bahsetmekle beraber adı bilinmeyen hanımdan bahsetmez
ancak Kaanuninin başka eşleri olabileceğimde beyan
eder. Gülfem Hatun'unsa öldurulduğunu yazar. Ancak kabir
taşında şehide-i saide yazıyor olması yâni kutlu şehid
mânasına gelen bu ifadenin kötü bir eylemin sahibi
olmadığını akla getiriyor. Hurrem Sultan hakkında uluçay
menşei hakkında pek çok çeşit rivayet ileri sürmüştür.
Ancak İstanbul'da doğdu dememiştir. Mahidevran hatunun,
Hurrem Sultan ile hayli didiştiği ancak galibiyetin
Hurrem'de kaldığı, su götürmez.
Kaanuni'nin
kızlarına gelince uluçay, Mihrimah hanımsultan'ın ve
Raziye hanımsultan'ın kızından başka kız yazmamaktadır.
Mihrimah Sultan Kaanuni'nin tek kızı olduğu hususu,
Yahya Efendiye ait türbede medfun ve kabir taşında
"Tasasız Raziye Sultan Kaanuni Sultan Süleyman kerimesi
ve Yahya Efendinin mânevi kızı" olduğu yazılı olması
böylece bir tashihe uğramış oluyor.
Bunun
yanında Mihrimah Sultan'in İstanbul'da 1522'de doğduğu
ve 25/ocak/1578'de Istanbulda vefat babasının türbesine
defnolunmuştur. Çok hayırhah bir hanımdır.
Edirnekapı'daki Sinan yapısı Camii bu hanımsultan
yaptırmış ve adıyla anılmaktadır. İzdivacı 1539'da
Rüstem Paşa ile olmuştur. Rüstem Paşa daha sonra
sadrıazam yapılmıştır. Hurrem Sultan-Mihrimah ve Rüstem
Paşa Kaanuniden sonra, padişah olması muhtemel olan
şehzade Mustafa'yı ki bu şehzade Mahidevran hatunun
oğludur saf dışı bıraktılar. Mustafa'nın boğdurulmasın
da payları olduğu rivayeti vardır. Sevilen şehzadenin
katlini, bu üçlünün işi olarak tahmin eden askerin
tatmini için ve belki de evlâdının zayiinde dahli
olduğunda şüphesi olduğundan olabilir. Rüstem Paşayı
sadaretten azletti. Mihrimah Sultan daha sonra annesi
Hurrem Sultan'ın vefatı üzerine, babası Kaanuni'nin,
dert ortağı olduğu görüldü. Babasından sonra Osmanlı
tahtına geçen 2. Selim ve onun oğlu 3. Murad zamanında
da pek saygı gördü ve Hâla Sultan diye lakablandı.
Hemen ilâve
edelimki Üsküdar'da İskele camii diye konuşulması tercih
edilen camiin asıl adı ve yaptıranı bu Mihrimah
Sultandır. Dünyanın hayran olduğu padişah Kaanuni Sultan
Süleyman baba olarak çok müşfik olmakla beraber devlet
reisi olması hasebiyle devletin âli menfaati hususunda
pek realist bir anlayış sahibidir.
Kırkaltı yıl
süren devrinin bir evlâddan ziyade devlet reisi olacak
anlayışıyla yetiştirilen şehzadeler, bu uzun saltanat
dönemini sabırla bekleme gücünü gösteremediler. Şehzade
katliyle bu padişahı suçlayanlar, hiç de şehzadelerin
sabırsızlığını göz önüne almadılar ve târih yorumlarını
yaptıkları istikamet tabiatıyla doğru bir neticeye
varamadı.
Yılmaz
Öztuna değerli eseri Devletler ve Hanedanlar adlı
çalışmasında Kaanuni'nin erkek evlâd sayısını onbeş
olarak göstermektedir. Bizde bu bilgileri özetlemek
suretiyle aktaralım efendim:1512'de doğup, 1521'de 9
yaşında ölen Mah-mud, 1515'de doğan ve Konya Ereğli'de
6/kasım/1553 babası tarafından boğdurulan, Mustafa,
Amasya'da 1526'da doğup, Bursa'da 1533'de boğdurulan
Mehmed, sadece Ölüm târihi bilinen Konya'da medfun Ahmed,
1521'de İstanbul'da doğup, 22 yaşında 1543'de Manisa'da
Çiçek hastalığından ölen Mehmed, bebekken ölen Abdullah,
1524'de doğan ve bilahire 2. Selim unvanıyla tahta çıkan
Selim, 1525'de doğup, 1562'de Kazvin'de İran Şahına
verilen sipariş üzerine öldürttürülen Bayezİd, 1543'de
Kütahya'da doğup, Kazvin'de 1562'de Şah'ın marifetiyle
boğdurulan Orhan, yine Kütahya, Kazvin hattı içinde 1545
doğum, 17 yaşında 1562'de boğdurulan Osman, aynı hatta
14 yaşında öldürülen Abdullah, 3 yaşında Bursa'da
boğdurulan Mehmed, İstanbul'da 1531'de doğup, Ağabeyi
veliahd Mustafa'nın idamında geçirdiği şok'a bağlı
olarak vak'adan 21 gün sonra 27/kasıml553'de vefat eden
Cihangir ki İstanbuldaki Cihangir semti bu şehzadenin
adına kurulmuştur. 1554'de doğup, sekiz yaşında 1562'de
vefat ettiği bilinen ve hakkında başka bilgide
bulunmayan Orhan'ı böylece sizlere naklettik.
II. HÜRREM HASEKİ SULTAN
Hürrem
Sultan ya da Hürrem Haseki Sultan (d. 1506 - ö.
1558)
Doğum
adı: Aleksandra Lisowska,
Osmanlıca
adı: خرم سلطان,
Avrupa'da
tanındığı ad: Roxelana.
Osmanlı
padişahı I. Süleyman'ın (Kanuni Sultan Süleyman) eşi ve
sonraki padişah II. Selim'in annesidir. Bir Osmanlı
padişahıyla nikâhla evlenmiş ilk kadın olma ayrıcalığını
taşır.
Lehistan
Krallığı'nın sınırları içerisinde bulunan Rohatyn'da[3]
doğdu. 14 yaşındayken Tatar akıncılar tarafından 1520
tarihinde Rohatyn'den kaçırılmış[1], Kırım Hanı'nın
himayesine girmiş ve daha sonra Osmanlı sarayına
sunulmuştur.
16.
yüzyıl kaynaklarına göre kızlık ismi bilinmiyordu. Ama
daha sonraki kayıtlara göre mesela 19. yüzyılın
Ukrayna'daki ilk kayıtlarına göre Anastasia (Kısaca
Nastia) Polonyalıların geleneğinde, Aleksandra Lisowska
olarak bilinir. Genelde
Hürrem Sultan ya da
Hürrem balsaq sultan olarak bilinirdi; Avrupa dillerinde
Roxolena, Roxolana,Roxelane, Rossa, Ruziac, Türkçe'de
Hürrem (Farsça kökenliخرم Khurram), neşeli olan kişi ve
(Arapçada Karima -كريمة) Soylu olan kişi anlamına gelir.
Roxelana, onun gerçek ismi olmayabilir ama takma adı
onun Ukraynalı soyuna ait olan (Günümüze ait yaygın isim
Ruslana) ve doğu slav ismi olan, Roxolany ya da Roxelany,
şimdiki Ukrayna halkında 15. yüzyıldan sonra
kullanılıyordu.
Hürrem Sultan, sarayda özel bir eğitim gördü.
Güzelliği, zekası ve becerisi ile padişahın dikkatini
çekmeyi bildi. Harem kadınları ve saray ileri gelenleri
arasında da kendine yer edindi. Hürrem Sultan saraya
geldiğinde Kanuni Mahidevran Sultan ile evliydi ve
Mustafa isimli bir oğlu vardı. Mustafa zamanla çok
sevilen bir şehzade haline geldi. Mustafa'nın Kanuni'den
sonra padişah olmasına kesin gözüyle bakılıyordu. Bu da
Mahidevran Sultan'ın Valide Sultan olacağı anlamına
geliyordu. Oysa Hürrem Sultan her bakımdan Mahidevran
Sultan'ın önüne geçti.
Hürrem
Sultan'ın Çoçukları
Hürrem
Sultan, Kanuni Sultan Süleyman'a bir kız, dört oğlan
çocuğu doğurdu. Kızı Mihrimah olup, erkek çocukları,
Mehmed, Selim, Bayezid, Cihangir ve Abdullah adlı
şehzadelerdi.
Kızı
Mihrimah Sultan'ı Vezir-i Azam Rüstem Paşa ile
evlendirdi.
En büyük
oğlu Mehmed Şehzade tahta çıkamadan öldü. Şehzade
Cihangir Sultan, Şehzade Mustafa Sultan'ın boğduruluşuna
olan üzüntüsünden kalp krizinden öldü. Şehzade Beyazıd
Kanuni Sultan Süleyman'a olan isyanından sonra İran'a
sığındı ve İran Şah'ı kendisini zindana attırdı. Bir
süre sonra zindanda öldürüldü. Son Şehzade 2. Selim
kalmıştı artık... Hürrem Sultan'ın ikinci oğlu Selim
tahta çıktı.
Hürrem
Sultan'ın Ölümü
Hürrem Sultan 18 Nisan 1558 tarihinde eşi
Kanuni Sultan Süleyman'dan 8 sene önce 52 yaşındayken
öldü. Oğlu II. Selim'in tahta çıkışını göremedi.
Süleymaniye Camisi Külliyesi içinde kendisi için
yaptırılan türbeye gömüldü. Türbenin iç duvarları bir
cennet bahçesini tasvir eden İznik çinileriyle kaplıdır.
Hürrem
Sultanın Yaptırdığı Eserler
Hürrem
Sultan İstanbul'da günümüzde onun adıyla anılan Haseki
semtinde, Mimar Sinan'a Haseki Külliyesini yaptırmıştır.
1538-1550 yılları arasında inşaatı tamamlanan külliyenin
içinde bir hamam, medrese ve hastane bulunmaktadır.
Günümüzde T.C. Sağlık Bakanlığı Haseki Eğitim ve
Araştırma Hastanesi olarak tanınan bu hastane Türkiye'de
kesintisiz hizmet vermekte olan en eski hastane olma
özelliğini taşır.
Hürrem
Sultan ayrıca Ayasofya Camii civarında yardıma muhtaç ve
fakirlerin karnını doyurmak için bir mutfak
yaptırtmıştır.
Hürrem
Sultan Avrupa'da, modern Türkiye'de ve batıda birçok
resim, müzik ve bale gibi tarihi çalışmalara konu
olmuştur. Mesela Joseph Haydn'in 63. senfonisini örnek
verebiliriz. Eserler Ukraynalılar tarafından yazılmıştır
ama genelde İngilizce, Almanca ve Fransızcadır.
Hürrem Sultan'ın doğduğu yer olduğuna
inanılan Ukrayna'nın Rohatyn kentinde bir Hürrem Sultan
anıtı bulunmaktadır. 2007 yılında, Ukrayna'daki bir
liman kenti olan Mariupol'daki Tatarlar Hürrem Sultan'ın
onuruna bir müze açmıştır.
III. MAHİDEVRAN SULTAN
Mahidevran Sultan ya da Mahidevran Gülbahar Sultan (ö.
1580) Osmanlı padişahı Kanuni Sultan Süleyman'ın
eşlerinden biridir.
Mahidevran Sultan'ın Arnavut kökenli olduğu tahmin
edilmektedir. Mahidevran Sultan'ın Kanuni'yle tahta
çıkmadan önce Manisa valisi olarak görev yapmaktayken
evlendiği bilinmektedir.
Mahidevran Sultan 1515 yılında Kanuni'nin ilk erkek oğlu
olan Şehzade Mustafa'yı dünyaya getirdi. 1520 yılında
eşinin padişah olması üzerine çocuklarıyla birlikte
İstanbul'a geldi. Bu sırada Hürrem Sultan saray haremine
girmişti ve kısa zamanda Kanuni'nin en sevdiği eşi
haline gelmişti. 1524 yılında Hürrem Sultan da bir erkek
çocuk dünyaya getirdi.
Şehzade
Mustafa yetişkinliğe ulaşınca Osmanlı geleneğine uyarak
Amasya'ya vali olarak gönderildi. Gene gelenek olduğu
üzere annesi Mahidevran Sultan da oğluyla birlikte
Amasya 'ya gitti. Şehzade Mustafa'nın Kanuni'nin en
büyük oğlu olması ve sevilen bir şehzade olması
nedeniyle babasından sonra tahta çıkması bekleniyordu.
Ancak Kanuni 1553 yılında oğlu Mustafa'yı kendisini
tahttan indirmeyi planladığı inancıyla boğdurttu. Hürrem
Sultan'ın Kanuni'yi bu kararında etkilediği inancı
yaygındır.
Şehzade
Mustafa'nın öldürülmesinden sonra Mahidevran Sultan
iyice gözden düştü. Yaşamının büyük bir bölümünü fakir
olarak oğlunun mezarının bulunduğu Bursa'da geçirdi.
Ancak annesi Hürrem Sultan'ın ölmesinden sonra Hürrem
Sultan'ın oğlu II. Selim Mahidevran Sultan'a maaş
bağlattı ve 1555 yılında oğlu Mustafa'nın türbesini
yaptırttı.
Mahidevran Sultan 1580 yılında Bursa'da öldü. Oğlunun
türbesine gömüldü.
IV. HATİCE SULTAN
Osmanlı
padişahı Yavuz Sultan Selim'in Ayşe Hafsa Sultan ile
evliliğinden olan kızıdır. Kanuni Sultan Süleyman'ın kız
kardeşidir. Hatice hanım sultan 1496'da doğdu. 1582'de
İstanbul'da vefat etmiştir.
Hatice
Sultan ilk evliliğini İskender Paşa ile yapmıştır.
Hatice
Sultan daha sonra Makbul ( sonradan maktul olacaktır)
Pargalı İbrahim Paşa ile 2. evliliğini 1524'te
yapmıştır.
Vefatında
Sultan selim camiinde şehzadeler türbesine defnolundu.
V. MAKBUL İBRAHİM PAŞA ( PARGALI-MAKTUL-FRENK İBRAHİM
PAŞA )
Kânûnî
Sultan Süleymân Han’ın ikinci sadrâzamı. 1493 yılında
Epir’de Parga yakınlarında bir köyde doğdu. Altı
yaşlarında iken Bosna beylerbeyi İskender Paşa’nın bir
akını sırasında ele geçirildi. İstidat ve kabiliyeti
görülerek Kefe sancakbeyi olan şehzâde Süleymân’a hediye
edildi. Onunla beraber büyüdü. İslâm terbiyesi ile
yetiştirildi. Şehzâde Süleymân’ın îtimât ve dostluğunu
kazandı. Onun 1520’de babasının yerine tahta geçmesi
üzerine, İstanbul’a geldi.
Sarayda
mühim vazîfeler gördü ve gittikçe nüfuz kazandı. 1521’de
kapıağası (Bâbüsseâde ağası) oldu. Belgrad seferine
katıldı. Bu esnada İstanbul’da onun için bir konak
yapıldı. Sadrâzam Pîrî Mehmed Paşa, konağın inşâsı ile
sefer esnasında bile alâkadar oldu. 1522’de yapılan
Rodos seferine hasodabaşısı ve iç şahinciler ağası
sıfatıyla katılan İbrâhim Ağa’nın, birçok işlerde nüfuz
ve te’siri gün geçtikçe daha bariz şekilde görünmeye
başladı. Pâdişâh; bilgisi, görgüsü ve kültürü ile vezir
olacak şekilde yetiştirilmiş olan İbrâhim Ağa’yı
sadrâzam yapmak istiyor, onun üstün vasıflarından bir an
önce ve daha te’sirli şekilde istifâde etmeyi arzu
ediyordu.
Baba
yadigârı sadrâzam Pîrî Mehmed Paşa’ya da bir şey
diyemiyordu. Fakat Pîrî Mehmed Paşa, vaziyeti öteden
beri biliyor, İbrâhim Ağa’nın ehil hâle gelmesi, yerine
lâyık olması için elinden geleni esirgemiyordu. Pâdişâh
bir gün Pîrî Mehmed Paşa’ya; “Hizmetinden gayet memnun
olduğum bir hizmetkârımı Enderûn dışında bir işle
görevlendirmek isterim, bilmem ne mansıbla çıkarsam?”
dedi. Durumu hemen anlayan Pîrî Mehmed Paşa; “Ona
bendenizin yeri münâsibdir” diyerek sadrâzamlık mührünü
Kânûnî Sultan Süleymân Han’a teslim etti. Pâdişâh da
hasodabaşı İbrâhim Ağa’yı Rumeli beylerbeyliği de
uhdesinde olmak üzere sadrâzam yaptı. Pîrî Mehmed Paşa,
emekliye ayrıldı. Sadrâzamlık bekleyen ikinci vezir Hâin
Ahmed Paşa, Mısır beylerbeyliğini isteyerek İstanbul’dan
ayrıldı. Mısır’a vardıktan bir müddet sonra da isyân
etti.
Sadrâzamlığının birinci senesi sonunda, Hâin Ahmed Paşa
isyânının bastırılmasını müteakip, ikinci defa Mısır
beylerbeyi olan Güzelce Kâsım Paşa ile defterdârı
arasındaki ihtilâfları hâlletmek ve Mısır halkının
isyâna destek vermesinin sebeplerini yerinde görmek için
sadrâzam İbrâhim Paşa donanma ile yola çıktı (1524).
Yanında, defterdâr İskender Çelebi ile tezkireci
Celâlzâde Mustafa Çelebi de vardı. Pâdişâh, adalara
kadar teşyî etti. Fırtına sebebiyle deniz yolunu terk
ederek Marmaris’de karaya çıkıp, Halep-Şam yolu ile
Kâhire’ye ulaştı. Kâhire’de üç ay kalarak mâlî ve idâri
ıslâhat yaptı. Mısır beylerbeyliğine Süleymân Paşa’yı,
defterdârlığa da Hamravî’yi tâyin etti. Varîdât fazlası
sekiz yüz altının her sene İstanbul’a gönderilmesini
kararlaştırdı. Bu sırada İstanbul’da yeniçeriler
arasında karışıklık oldu. İbrâhim Paşa Sarayı’nın hazîne
ve eşyası yağmalandı. Bunun üzerine Pâdişâh, sadrâzamı
İstanbul’a çağırdı.
1525
Eylül’ünde İstanbul’a gelen İbrâhim Paşa, Mısır’daki
icrâatı ile Pâdişâh’ı gayet memnun etmişti. Onu, 1526’da
açılan Macaristan seferine serdar tâyin etti. Başta
Pâdişâh olduğu hâlde İstanbul’dan hareket eden ordu,
Sofya-Belgrad yolu ile ilerledi. İbrâhim Paşa,
Petervaradin kalesini muhasara ile zabtedip, Uylak
kalesini teslim aldıktan sonra, Mohaç ovasına
yaklaşırken, sefer maksadının Budin’in fethi olduğu îlân
edildi. 29 Ağustos’da, askeri yerli yerine
yerleştirdikten sonra, pâdişâh huzurunda serhâd
beyleriyle yapılan istişare toplantı sırasında düşmanın
görülmesi üzerine, harp nizâmına geçildi. Rumeli
kuvvetlerinin başında savaşa katılan İbrâhim Paşa,
emrindeki kuvvetlerle ilk safta düşmanın hücumunu
karşıladı. Macar kuvvetleri karşısında bir hayli
hırpalanan Rumeli kuvvetleri, Hüsrev ve Bâli beylerin
düşmanı yandan çevirmesi ve Osmanlı topçusunun müessir
ateşi sayesinde tehlikeden kurtuldu. Bir kaç saat içinde
Mohaç meydan muhârebesi kazanıldı (Bkz. Mohaç Meydan
Muhârebesi). Pâdişâh sadrâzamla birlikte Budin’e girdi.
Kurban bayramını burada geçirdikten sonra, Segedin’den
Tisa yoluyla dönüşe geçen İbrâhim Paşa, Tuna
yakınlarında Titel kalesini fethettikten sonra, köprü
kurarak karşıya geçip Pâdişâh’la buluştu. Birlikte
İstanbul’a döndüler. Ordu, Mohaç meydan muhârebesi ile
meşgulken; Anadolu’da Kalender Şâh adında biri, İran’dan
destek alarak başına topladığı bazı kimselerle isyâna
kalkıştı. Mohaç seferi dönüşünde Kalender Şâh üzerine
serdâr tâyin edilen İbrâhim Paşa, isabetli tedbirler
alarak Başsız yaylasında âsileri mağlûb edip dağıttı
(1527). Pâdişâh’ın dördüncü sefer-i hümâyûnu olan,
birinci Viyana muhasarasının yapıldığı seferde orduya
yine serasker tâyin edildi. Sefer esnasında Rumeli
kuvvetlerinin başında Sofya’dan îtibâren öncü olan
İbrâhim Paşa, Belgrad’da Osmanlı ordusunu karşılayıp,
Mohaç’da bağlılığını arz için gelen Macar kralı
Zapolya’yı karşıladı. Budin’i beş günlük bir muhasaradan
sonra Avusturyalılardan teslim aldı. Viyana
muhasarasında bir hayli gayretleri görüldü. Tebdîl-i
kıyâfetle surların etrafını dolaşıyor, hücuma kalkan
askeri teşyî ediyordu. Mühimmat ve zahîrenin azalması ve
kış mevsiminin yaklaşması üzerine, kumandanlarla yaptığı
istişare netîcesinde muhasara kaldırıldı (Ekim 1529).
İstanbul’a dönen İbrâhim Paşa, Avusturya kralı
Ferdinand’ın elçilerine yüz vermedi. O devirde hiçbir
Avrupa devleti pâdişâha hitâb edemez, en büyük kral ve
imparatorları bile sadrâzamla muhabere ederlerdi. Kral
Ferdinand’ın elçileri İstanbul’da barış müzâkereleri ile
uğraşırken, kumandanlarından biri de Budin’i muhasaraya
kalkıştı. Bunun üzerine Alaman sefer-i hümâyûnu
gerçekleşti (1532). Pâdişâh’ın beşinci seferi olan bu
savaşta da İbrâhim Paşa’ya serdarlıkla birlikte, Rumeli
beylerbeyliği tekrar verildi. Köseg kalesini muhasara
eden İbrâhim Paşa, bir müddet sıkıştırdıktan sonra
kaleyi sulhla teslim aldı. Muhafızını yerinde bırakarak,
Osmanlı Devleti’ne tâbi olan Macar kralı Zapolya’ya
itaati şart kılındı. Düşman kralları yine ortada
görünmüyordu. Habsburg imparatoru ve İspanya kralı
Şarlken’i meydanlara çekemeyen Osmanlı ordusu,
akıncıları düşman ülkesine sokup geniş çapta bir
yıpratma hareketi yaptırdıktan sonra, İstanbul’a döndü.
İbrâhim Paşa, kral Ferdinand’a gönderdiği mektupda
Şarlken’i bulamayan Pâdişâh’ın İstanbul’a döndüğünü
alaylı bir dille anlattı. Osmanlı Pâdişâhı’nın bu işdeki
kararlılığını gören kral Ferdinand, İstanbul’a elçi
göndererek Osmanlı Devleti’nin bütün isteklerini kabul
ederek sulh yaptı. Osmanlı Devleti’ne tâbi bir kral
hâline gelen Ferdinand, Kânûnî Sultan Süleymân Han’ı
babası, İbrâhim Paşa’yı da biraderi bilecek, Pâdişâh da
Avusturya topraklarını kendi toprağı, halkını da tebeası
kabul etme lütfunda bulunacaktı (1533). Batıda barış
yapılması, İran tarafına rahat sefer yapılmasını te’min
etti. Serasker ünvânıyla İbrâhim Paşa, Ekim 1533’de
İstanbul’dan İran seferi için öncü olarak hareket etti.
Kışı Halep’de geçirdi. Burada, İstanbul’dan gelen
Barbaros Hayreddîn Paşa’yı kabul etti. 1534 Nisan’ında
Diyarbekir’e doğru yola çıktı. Pâdişâh da Haziran’da
İstanbul’dan hareket etti. İbrâhim Paşa, Doğu
Anadolu’daki Osmanlı Devleti’ne tâbi olmayan yerleri
itaate aldı. Van’ı alıp Azerbaycan’a girdi. İran
ordusunu mağlûb ederek Ağustos 1534’de Tebriz’i aldı.
Geylân ve Şirvan vâlilerinin itaatlerini kabul etti. Van
ve Tebriz’i tahkim ettirdi.
İran Şahı
Tahmasb’ın geldiğini haber alınca da Pâdişâh’ı haberdâr
etti. Eylül sonlarında Tebriz’e gelen Pâdişâh’la
birlikte, 30 Kasım 1534’de savaşsız olarak Bağdâd’a
girdiler. İmâm-ı a’zam ve Abdülkâdir-i Geylânî (r.
aleyhim) gibi büyüklerin kabirlerini ziyaret edip,
türbelerini tamir ve tezyin ettirdiler. Kışı Bağdâd’da
geçiren Pâdişâh, İran Şâh’ı Tahmasb’ın Tebriz’i alıp
Van’ı kuşatması sebebiyle tekrar Tebriz üzerine yürüdü.
Osmanlı ordusu ile savaşmayı göze alamayan Tahmasb, İran
içlerine çekildi. Tebriz’e tekrar giren Kânûnî Sultan
Süleymân Han, şehirde lüzumlu tahkimatı yaptıktan sonra,
İbrâhim Paşa ile birlikte İstanbul’a döndü (1536) (Bkz.
İran Harpleri).
İstanbul’da Fransızlara verilen imtiyazlarla
(kapitülasyonlarla) ilgili andlaşmayı yapan İbrâhim
Paşa, sarayda kaldığı bir gece, bilinmeyen bir sebeple
verilen bir emir üzerine boğularak öldürüldü. Cesedi
gizlice kaldırılarak, Galata’da Tersane arkasındaki
Canfedâ zaviyesi mezarlığında defnedildi.
Bir kaç
lisan bilen İbrâhim Paşa, târih, coğrafya ve harp târihi
ile ilgili kitaplar okurdu. Osmanlı Devleti târihi
içinde hiç bir sadrâzamın erişemiyeceği bir ihtişama
sahipti. Galata’da eski Yağkapanı Câmii, Mekke, Selanik,
Hezargrad ve Kavala’da; câmi, imaret, mektep, medrese,
dârülhadîs, tâbhâne, hamam, çeşme, sebil ve bâzı
kasabalarda; mescid, tekke ve zaviyeler yaptırdı.
Yaptığı zengin vakıflarla bunların uzun süre yaşamasını
te’min etti. Ayrıca Muhsîne Hâtûn ismindeki hanımı da,
İbrâhim Paşa adına Kumkapı’daki câmi ile bitişiğindeki
zâviyeyi yaptırdı.
1)
Hadîkat-ül-vüzerâ; sh. 24
2) Peçevî
Târihi; cild-1, sh. 20
3)
Tabakât-ül-memâlik (Celâlâde Mustafa Çelebi, Millet
Kütüphânesi, 779); sh. 119
4) Âli
Târihi; cild-2, sh. 5
5) Rehber
Ansiklopedisi; cild-8, sh. 48
6)
Münşeât-üs-selâtîn; cild-1. sh 508
7)
Osmanlı Târihi (Uzunçarşılı); cild-2, sh. 545
8)
Devlet-i Osmaniye Târihi (Hammer); cild-5, sh. 36, 160
9)
Mufassal Osmanlı Târihi; cild-2, sh. 888
10)
Osmanlı Târihinde Gizli Kalmış Vesikalar (Uzunçarşılı,
Belleten, sayı-163, 1977)
11) Târih-i
Solakzâde; sh. 446
12)
Kânûnî Sultan Süleymân’ın vezîriâzamı
13)
Makbûl ve Maktûl İbrâhim Paşa, Pâdişâh Dâmâdı Değildi (Uzunçarşılı,
Belleten, sayı-114, 1965)
VI. ŞEHZADE MUSTAFA'NIN KATLİ
Şehzade
Mustafa Kanuni Sultan Süleyman’ın Hürrem Sultan’dan
olmayan iki oğlundan biridir. Şehzade Mehmet kendi eceli
ile öldükten sonra Hürrem Sultan için kendi oğlu Şehzade
Bayezid’e tek rakip olarak Şehzade Mustafa kalmıştır.
Şehzade
Mustafa çok iyi eğitilmiş bir şehzade, çok cesur ve
başarılı bir askerdi de aynı zamanda. Halk ve asker
nezlinde de çok sevilirdi.
Hürrem
Sultan ve damadı Damat Rüstem Şehzade Bayezid’i tahta
çıkarmak için saray da ve devlet erkanı içinde
entrikalar yaratarak Şehzade Mustafa’nın Kanuni’yi
devirerek tahta geçeceğini iddaa ederler. Hürrem
tarafından da zehirlenen Kanuni, kimi tarihçilere göre
entrika olduğundan haberdar olmasına rağmen devletin
bekâsı için, kimi tarihçilere görede haberdar olmadan
kendi iktidarı için Şehzade Mustafa’nın öldürülmesini
emretmiştir.
Savaş
sebebiyle Konya’da bulunan bir otağa çağrılan Şehzade
Mustafa, yine kimi iddaalara göre olacaklardan haberdar
olmasına karşın padişaha karşı gelmek istememesinden
otağa gitmiştir, padişahı yerinde bulamaz ve üzerine
atlayan iki cellatla müzadele ederek kurtulmaya başarır.
Daha sonra gelen cellatları deviremez ve şehzadelerin
öldürülmesinde kullanılan domuz bağırsağından halatla 38
yaşında boğularak öldürülür.
Şehzade
Mustafa öldürüldükten sonra Hürrem Sultan’ın oğlu
Şehzade Bayezid bazı politik ve askeri hatalar yaparak
padişahın gözünden düşmüş ve daha sonra bizzat İran şahı
tarafından öldürülmüştür. Şehzade Bayezid’in de
ölümünden de sonra taht Kanuni’nin oğulları arasındaki
Sarı Selim’e kalmıştır.
Kırkaltı
yıl süren devrinin bir evlâddan ziyade devlet reisi
olacak anlayışıyla yetiştirilen şehzadeler, bu uzun
saltanat dönemini sabırla bekleme gücünü gösteremediler.
Şehzade katliyle padişahı suçlayanlar, hiç de
şehzadelerin sabırsızlığını göz önüne almadılar ve
târih yorumlarını yaptıkları istikamet tabiatıyla doğru
bir neticeye varamadı.
>>> KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN DÖNEMİ
AYRINTILI İZAHAT İÇİN TIKLAYINIZ >>>
|