Türkiye'ye akıl dışı Kıbrıs suçlaması !!! Akıl almaz kin fırtınası devam ediyor...
Kıbrıs'ta İngilizce yayınlanan Cyprus Mail gazetesi, Türkiye hakkında akıl dışı bir iddiaya yer verdi. Gazete, "Türk ordusunun, Rumları biyo-kimyasal deneylerde kobay olarak kullandığını" ileri sürdü
.

Haberin dayandırıldığı, Amerikan Uluslararası Stratejik Çalışmalar Derneği'nin raporunda, "Kıbrıs'ın işgalinde kaybolan Kıbrıslı Rumların ve Yunan askerlerinin Türk ordusu tarafından esir alındığını gösteren birçok kaynak var. Kaynaklar, bu esirlerin Türk ordusunun gizli biyo-kimyasal laboratuvarlarda kobay olarak kullanıldığını belirtiyor." deniliyor. Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas, iddiayı "şoke edici" olarak nitelerken Türk Dışişleri Bakanlığı'ndan bir yetkili ise, "Palavra bunlar, nefret kusuyorlar." dedi.
Süleyman Kurt, Ankara

26.10.2006



>>>TÜM HABERLER >>>
SELANİK'TEKİ SÖZDE PONTUS SOYKIRIMI ANITINA BİR YENİSİ DAHA EKLENDİ...



Yunanistan’ın Selanik kentinde bu ay başında kent belediyesi tarafından açılan ‘Sözde Pontus Rum Soykırım Anıtı’na bir yenisi daha eklendi,Şehirdeki Kordelyu Belediyesi, önceki gün Elefteriyu Kordelyu Meydanı’na kucağında çocuk bulunan bronz bir kadın heykelinden oluşan “anıtın” açılışını yaptı.

Açılış törenine Kordelyu Belediye Başkanı Stathis Lafazanidis, ile birlikte bazı bakanlar ve milletvekilleri katıldı. Selanik’te 7 Mayıs’ta da kent merkezindeki Ayasofya Meydanı’na bir ‘sözde Pontus Rum soykırımı’ anıtı dikilmişti.

Yunanistan Parlamentosu, 1994 yılında aldığı bir kararla 19 Mayıs’ı “Sözde soykırımını anma” günü ilan etmişti. Atina’ da bu yıl gerçekleştirilen “soykırımı” anma yürüyüşlerinde ise Türk bayrakları yakılmıştı. Anıtın dikilmesinin ardından Selanik ve İzmir'in kardeş şehir ilan edilmesine yönelik çalışmalar da askıya alınmıştı
.

31.05.2006





YALANLARIN İFTİRALARIN ARDI ARKASI KESİLMİYOR
İçeride-dışarıda KUMPAS: Şimdi de Pontus Yalanı

Selanik Belediye Başkanı Vassilios Papayorgopulos, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün doğduğu evin yanına, 7 metre uzunluğunda ‘Pontus Helenizmi Soykırım Anıtı’ dikti.
Yunanistan, Türkiye’ye beslediği düşmanlığı her fırsatta kusuyor. Son olarak ‘Pontus Soykırımı’ yalanını icat eden Selanik Belediye Başkanı Vassilios Papayorgopulos, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün doğduğu evin yanına, 7 metre uzunluğunda ‘Pontus Helenizmi Soykırım Anıtı’ dikti.Bergama’daki şer ayine, AKP İlçe Başkanı kucak açtı.Fener papazının 8 Mayıs’ta Aziz Yuhanna anısına ayin yapma isteğine Bergama halkı büyük tepki gösterirken, AKP İlçe Başkanı, Başkan Ürper “Fener Rum Patriğini ilçemizde ağırlamaktan onur duyarız” dedi.

Bartholomeos’un Aziz Yuhanna anısına Bergama’da yapacağı ayin ilçeyi karıştırdı. Vatandaşların karşı çıktığı rezalete iktidar partisi sıcak bakıyor

Fener Rum Patriği Bartholomeos’un 8 Mayıs’ta Aziz Yuhanna anısına Bergama’daki kilisede yapacağı ayin bölge halkı tarafından tepkiyle karşılandı. Siyasi partilerin Bergama ilçe başkanlarının, Bartholomeos’un katılacağı ayinin ‘Ekümeniklik şov’una dönüşeceğini belirterek karşı çıkmasına rağmen AKP destek verdi.
02.05.2006-yeniçağ

Ermeniler Net'i kullanıyor...!

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, soykırım iddialarına karşı tarihi gerçeklerin dünya kamuoyuna duyurulması amacıyla, internet üzerinden bilgilendirme çalışması yapıldığını bildirdi. Gül, Anavatan Partisi Malatya Milletvekili Miraç Akdoğan'ın soru önergesini yanıtlarken, bugüne kadar toplam 18 parlamentoda, sözde Ermeni soykırımını destekler mahiyette karar alındığını anımsattı.

Bu ülkelere karşı ilk reaksiyonun verildiğini kaydeden Gül, söz konusu ülkelerin büyükelçilerinin Bakanlığa davet edilerek, tepkilerin dile getirildiğini bildirdi. Söz konusu ülkelerle ikili ilişkilerin gözden geçirildiğine de dikkati çeken Gül, bazı üst düzey ziyaretlerin iptal edildiğini; çeşitli konularda yapılması planlanan muhtelif ortak faaliyetlerin askıya alındığını ifade etti.
Abdullah Gül, parlamentolarında Ermeni soykırımı iddialarını destekler kararlar alan ülkelerin, tarih boyunca yaptıkları insan haklarına aykırı ya da insanlık dışı uygulamalara ilişkin bazı çalışmalar yapıldığının bilindiğini ve bu tür yayınların takip edildiğini bildirdi.

Asılsız soykırım iddialarıyla mücadele edilmesi ve tarihi gerçeklerin ülke ve dünya kamuoyuna duyurulması amacıyla Bakanlığımız aracılığıyla internet üzerinden giderek yaygınlaşan bir bilgilendirme çalışması yapılmaktadır.
Ermeni tezlerini savunan, başta İngilizce olmak üzere Fransızca, Almanca, İtalyanca ve İspanyolca, yaklaşık 450 bin web sitesi bulunmaktadır. Ancak bu sitelerin hepsi aynı derecede faal olmayıp, en fazla ziyaret edilen siteler, bu rakamın çok altındadır.''
09.04.2006 -AA


Fransa, sözde soykırımı ‘bağırsak kitabı’na da soktu...!


Sözde Ermeni soykırımı iddiaları, Fransa’da tıp kitaplarına da girdi. Fransız tıp fakültelerinde okutulan bazı kitapların telif haklarının, sözde soykırımı savunan Ermeni lobisine ait olduğu ortaya çıktı.
Fakültelerde zorunlu olarak satılan Axel Balian isimli yazarın tüm kitaplarının önsözünde soykırım iddialarından bahsediliyor. Kitapta ayrıca, Avrupa Birliği’nin Türkiye ile müzakerelere başlaması eleştiriliyor. 7 kitabı bulunan Ermeni asıllı Balian’ın kitaplarından elde edilen gelirin tümü, Ermeni derneklerine aktarılıyor. Özellikle tıp bölümlerinde okuyan Türk öğrenciler, kendi paralarının Ermeni lobisine aktarılmasından rahatsız olduklarını vurguluyor.

2001 yılında sözde Ermeni soykırımını resmen tanıyan Fransa’da, siyasetçi ve tarihçilerin ardından tıpçılar da ‘soykırım’ tartışmalarına katıldı. Balian’ın mide-bağırsak uzmanlığı için okutulan “Hepato-Gastro-Enterologie” isimli kitabında, Ankara ile tam üyelik müzakerelerine başlayan Avrupa Birliği ülkeleri eleştiriliyor. Önsözde şu ifadeler dikkat çekiyor: “Bu kitabın satışından elde edilen gelirler 1915’te gerçekleşen Ermeni ‘soykırımı’nı hatırlatmaya çalışan derneklere aktarılacaktır. Yollarda ve kamplarda hayatını kaybeden 1 milyon 500 bin Ermeni’yi artık çok az kişi hatırlıyor. Özellikle inkârcı bir ülkeyi Avrupa Birliği’ne üye yapmaya hazır görünenlerin hatırlaması dileğiyle.” Ermeni asıllı doktorun aynı uzmanlık alanında 7 kitabı bulunuyor. Kitapların tümünde Ermeni ‘soykırımı’ndan bahsedilirken, kitapların telif haklarının Ermeni derneklerine aktarıldığı kaydediliyor. Tıp fakültelerinde bu kitapları mecburi olarak satın alan Türk öğrenciler ise paralarının ‘soykırım’ derneklerine aktarılmasından rahatsız. Strasbourg Louis Pasteur Üniversitesi 1. sınıf öğrencisi Fatih Akın, “Sınıfımızı geçmek için bu kitabı almak zorundayız. Ancak, paramızın sözde soykırımın tanınması için uğraşan derneklere gitmesi bizi çok rahatsız ediyor.” şeklinde konuştu. Akın, bir tıp kitabının önsözünde böylesine siyasi bir konunun yer almasının da şaşırtıcı olduğunu belirtti.

500 bine yakın Ermeni göçmeninin yaşadığı Fransa, 2001 yılında sözde soykırımı tanıyan bir yasa çıkarmıştı. Avrupa’nın en yoğun Ermeni nüfusunu barındıran ülke olan Fransa’da Ermeniler, ülke siyasetinde oldukça etkin. Ülkede her sene sözde soykırımı anma tarihi olan 24 Nisan’da tansiyon yükselirken Fransa’daki 450 bin Türk vatandaşı, ‘soykırım’ tartışmalarından olumsuz etkileniyor. Son olarak, Fransa’nın Lyon şehrinde yaşayan Türkler, şehirde yeni ‘soykırım’ anıtı dikilmesini protesto amacıyla geçtiğimiz hafta bir gösteri düzenlemişti. Bazı Ermenilerin Türk göstericilere sataşması üzerine olaylar çıkmış, Lyon Valiliği ‘soykırım’ı inkar eden gösterilere bir daha izin verilmeyeceğini açıklamıştı.

Ermeni Diasporası, Tehcir Kanunu’nun uygulamaya konulmasıyla 1915-1916 yılları arasında hayatını kaybeden Ermeni sayısının 1,5 milyon olduğunu savunuyor. Ermeni soykırımı iddiaları bugüne kadar 15 ülkenin ulusal meclisleri tarafından tanındı.

27.03.2006



Türkiye-Ermenistan sınırı Google haritasında kayboldu...!
Bu ne Küstahlık!!!

En çok kullanılan internet arama motorlarından Google, dünya haritasında Türkiye ile Ermenistan arasındaki sınıra yer vermedi.

Uydu görüntüleriyle oluşturulan ‘Google Earth’ programındaki dünya haritasında, Türkiye ile Ermenistan arasındaki sınır çizgisinin bir kısmı bulunmuyor. Sınırların sarı çizgilerle belirtildiği haritada Kars ilinin Ermenistan sınırını oluşturan Arpaçay Nehri bölümünde herhangi bir işarete rastlanmadığı gibi, yarım bırakılan sınırın Çıldır Gölü’ne yani Türkiye içlerine doğru uzanması da dikkat çekiyor. Sınırın Iğdır bölümünün Ermenistan’ın başkenti Erivan’a yakın kısmında da kısa bir açıklık mevcut. Haritada, diğer ülkelerin sınırlarının karasularla belirlendiği alanların sarı sınır çizgisi ile üzerinden geçildiği görülüyor. Bu durum, sınırdaki açıklığın Arpaçay Nehri nedeniyle çizilmemiş olma ihtimalini ortadan kaldırıyor. Ermenistan’ın, Türkiye toprakları konusunda bazı iddialarını halen muhafaza ettiği biliniyor.

Konuya ilişkin Zaman’a açıklama yapan Google şirketi ise Google Earth’teki bazı bilgilerin eksik ve yanlış olduğunu kabul etti. Şirket, haritadaki görsel bilgilerin üçüncü taraflarca sağlandığını ve Google’ın herhangi bir siyasi veya dini görüşü yansıtmak için sonradan değişiklik yapmadığını bildirdi. Şirket, bilgi eksikliklerin giderilmesi ve yanlışlıkların düzeltilmesi için çalıştıklarını da kaydetti. Uydu çekimleri nedeniyle büyük şehirlerdeki sokaklara kadar görme imkanı verdiği için büyük ilgi toplayan harita, ‘http://earth.google.com’ adresli siteden indirilen program yardımıyla görülebiliyor. Haritanın altında telif hakkı sahibi olarak ‘MDA Earth Sat’, ‘National Geographic Society’ ve ‘Google’ imzaları yer alıyor

19.03.2006



---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Türk Bayrağına Büyük Küstahlık !
Soykırımı savunan kitap büyük gerginlik yarattı...!


Ermeni konferansında sergilenen bir kitabın kapağında Türk Bayrağı'nın hançer şeklinde çizilmesi ve çocukları öldürürken resmedilmesi tepki topladı.

Türk Ermeni İlişkilerinde Yeni Yaklaşımlar" Konferansı tartışmalı başladı. Sempozyumun davetlisi olarak Türkiye'ye gelen Ermeni yayıncı Ara Sarafian'ın salonun girişinde açtığı ve aralarında Mavi Kitap gibi Ermeni soykırımını savunan 30 kitabın bulunduğu stant küçük çapta gerginlik yaşanmasına neden oldu.

Bir kitabın kapağında Türk Bayrağı'nın hançer şeklinde gösterilip çocukları öldürürken resmedilmesine Türk Solu Dergisi Genel Yayın Yönetmeni- İktisat Fakültesi Araştırma Görevlisi Ali Emin Özsoy tepki gösterdi. Türk Bayrağı'na hakaret edildiğini söyleyen Özsoy kitabın kaldırılmasını istedi. Sarafian, kapak resminin bir gösterideki pankarttan alındığını söylese de Ali Emin Özsoy, "Kimse Türk bayrağına hakaret edemez, böyle bir şeye izin vermem" deyince gerginlik tırmandı. Bunun üzerine Sarafian kitabın kılıfını çıkararak çantasına koydu. Ancak bu kez de stantta yer alan "Türklerin Şeytanla Yaptığı İttifakı" isimli İngilizce kitap tartışma konusu oldu. Özsoy, "Bu kitabın adı Türkleri aşağılıyor ve şeytan gibi gösteriliyor" dedi. Tartışma esnasında Ara Sarafian'ın ismini not etmesine ise Özsoy "Hangi memleketin ajanısın? CIA ajanı mısın? Ben de Atatürkçü bir gencim. Kendimi tanıtayım" diyerek karşılık verdi. Ara Sarafian tepkiyi soğukkanlılıkla karşıladığını söyledi, "Ermeni katliamını savunan kitaplar Türkiye'ye ilk kez geliyor, böyle bir şey olabileceğini bekliyordum" dedi.
16.03.2006-vatan




---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Lyon’da ‘soykırım’ anıtı için protesto yürüyüşü
 

Fransa'nın Lyon kentinde iki yıldır siyasi tartışma konusu haline gelen sözde Ermeni soykırımı anıtının yapımına başlandı. Fransa Lyon

UNESCO tarafından Dünya Mirası Listesi'ne alınan Lyon'un tarihî merkezinde inşa edilen anıtın yapımına, tarihî dokuyu bozacağı gerekçesiyle karşı çıkan Lyon dernekleri de engel olamadı. Dernekler, kararı durdurmak için mahkemeye başvurdu. Paris'ten sonra Lyon'a da sözde soykırım anıtı dikilmesine karşı çıkan Türk vatandaşları ise anıtı ve Lyon Belediyesi'ni protesto için yürüyecek. Rhone-Alpes Bölgesi Türk Kültür Dernekleri Konseyi, belediye nezdindeki girişimlerinden sonuç alamadı. Belediyenin, anıtın bütün soykırımlar için yapıldığını söyleyerek kendilerini geçiştirdiğini belirten konsey yetkilisi Savaş Dumlu, dikilen anıtın sözde soykırım anıtı olduğunu fotoğraflarla göstermelerine rağmen cevap alamadıklarını söyledi. Bunun üzerine valilikten gösteri izni aldıklarını belirten Dumlu, Lyon ve çevresindeki Türklerin 18 Mart'ta yürüyüş yapacaklarını duyurdu. 2001’de de UNESCO korumasındaki bölgeye Komitas soykırım anıtı diken Fransızlar, Türkiye'nin yıllardır uğraşmasına rağmen Paris'te Atatürk anıtı dikecek uygun yer bulamadı.

08.03.2006



Ermeni Soykırımı’ belgeselini yayından kaldırma kampanyası...!

Ermeni mezalimine maruz kalanların yakınları, 17 Nisan 2006’da ABD’de bir televizyonda yayınlanacak ‘Ermeni Soykırımı’ adlı programı engellemek için karşı atağa kalktı.

Erzurum’da 1. Dünya Harbi’nde Ermeni Çetecilerin Katliamına Uğramış Mağdurlar Derneği, söz konusu program öncesinde e-mail kampanyası başlattı. Dernek Başkanı ve Atatürk Üniversitesi Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Savaş Eğilmez, programın formatını değiştirmek amacında olduklarını, gönderilecek 20 binin üzerindeki e-mail ile bunu başarabileceklerini söyledi. Eğilmez, “ABD’de Public Broadcasting Service (PBC) adlı program, 17 Nisan’da ‘The Armenian Genocide’ (Ermeni Soykırımı) isimli bir yayın hazırlığında. Bu noktada bizim isteğimiz programda, ‘Armenian Revolt’ (Ermeni İsyanı) isimli belgesel filmin de yayınlanmasıdır. Programın yayın ilkelerine göre söz konusu yayın öncesi 20 binin üzerinde e-mail gönderilmesi, programın formatının değişmesine yol açıyor.” dedi. Eğilmez, "pbspanel@csbinfo.com" ve "cjohnson@pbs.org"adreslerine e-mail gönderileceğini ifade etti

01.03.2006





---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
BULGARİSTAN'DA ERMENİ SOYKIRIM TASARISI

Bulgaristan'da ırkçı ve aşırı milliyetçi görüşleriyle tanınan ATAKA partisi, sözde Ermeni soykırımın Bulgaristan tarafından tanınmasını öngören bir karar tasarısı hazırladı. ATAKA Lideri Irkçı Siderov Haziran 2005 tede Türklerin Adlarının Değiştirileceğini Söylemişti.

''Osmanlı İmparatorluğu'nun 1915-1922 arasında Ermenilere karşı uyguladığı soykırımın tanınması'' başlığı ile hazırlanan ve ATAKA Genel Başkanı Volen Siderov ile birlikte 12 milletvekilinin imzaladığı karar tasarısı, Parlamento başkan vekillerinden Luben Kornezov tarafından görüşülmek üzere iki komisyona birden gönderildi.
''İnsan Hakları ve Diyanet Komisyonu'' ile ''Dış İlişkiler Komisyonu''na gönderilen tasarının metninde, Osmanlı İmparatorluğu'nun 1915-1922 döneminde Ermenilere karşı soykırım uyguladığı iddia edilerek, ''Birleşmiş Milletlerin belgelerinden gelen sorumluluğa dayanarak Bulgaristan parlamentosu Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki Ermeni soykırımını resmen tanımakta ve 24 Nisan tarihini soykırım kurbanlarını anma günü olarak kabul etmektedir'' deniliyor.

GEREKÇELER
ATAKA milletvekilleri Volen Siderov, Stanislav Stanilov, Pavel Çernev, Georgi Georgiev, Peter Beron, İlia İliev, Pavel Şopov, Borislav Noev, Desislav Çukolov, Stela Bankova, Georgi Dimitrov ve Mitko Dimitrov'un imzalarını taşıyan karar tasarısının ''gerekçe'' bölümünde ise 2. Dünya Savaşı sırasında Adolf Hitler'in Yahudilere karşı uyguladığı soykırımı, Osmanlı İmparatorluğu'nun Ermenilere karşı uyguladığı sözde soykırım girişiminden esinlenerek gerçekleştirdiği iddia ediliyor.
Karar tasarısının gerekçesinde ayrıca Osmanlı İmparatorluğu'nun Bulgarlara da soykırım uyguladığı öne sürülerek, ''Bu yüzden Ermenilere karşı girişilen soykırım uygulaması bizim tarihsel değerlerimize göre çok daha büyük anlam ifade etmektedir. Uluslararası durumu da göz önünde bulundurursak, Bulgaristan aslında Ermeni soykırımını tanımakta çok geç bile kalmıştır'' görüşü savunuluyor.
Bulgaristan parlamentosu İnsan hakları ve Diyanet Komisyonu ile Dışilişkiler Komisyonu'nda görüşülmek üzere sırada bekleyen tasarının her iki komisyonda da ne zaman ele alınacağı belli değil.
Karar tasarısı eğer gündeme alınıp komisyonlarda kabul edilirse parlamento genel kuruluna sunularak oylanacak.
Tasarının parlamento başkanlığına 17.01.2006 tarihinde, yani Bulgaristan Başbakanı Sergey Stanişev'in Türkiye'ye resmi ziyaret için gittiği gün verilmiş olması da dikkat çekiyor.

'SİYASETÇİLERİN DEĞİL TARİHÇİLERİN İŞİ'
Bulgaristan'da üyelerinin çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu ve iktidardaki koalisyon hükümetinin de ortağı olan Hak ve Özgürlükler Hareketi (HÖH-DPS) milletvekillerinden Remzi Osman, sözde Ermeni soykırımı tasarısının parlamentoya intikal etmesinin hem tarihi gerçeklere hem de Bulgaristan'ın milli çıkarlarına aykırı olduğunu söyledi.
Remzi Osman, A.A muhabirine yaptığı açıklamada, sözde Ermeni soykırımı meselesinin siyasetçilerin değil tarihçilerin işi olduğunu belirterek, ''Bu gerçek ışığında Bulgaristan parlamentosunun böyle bir tasarıyı gündemine alması dahi kabul edilemez'' dedi.
ATAKA partisinin provokasyona yönelik radikal tutumunun herkes tarafından bilindiğini ifade eden Osman, ''Biz bu partinin provokasyonlarına alet olmayacağız. Sözde Ermeni soykırımı tasarısına karşı kesin tavrımızı ortaya koyacağız. Bu tasarının genel kurula gelmeden daha komisyonlarda reddedilmesi için ne gerekiyorsa yapacağız'' diye konuştu.

24.02.2006-milliyet

>>>TÜM HABERLER >>>
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Ayasofya´dan Çalınanlar Louvre´dan İstenecek!

Ayasofya Müzesi'nde, 'taklitleriyle gerçeği değiştirilerek' yapılan çini hırsızlığının boyutları sanılandan da büyük çıktı. Kültür ve Turizm Bakanlığı, eserleri Louvre Müzesi'nden geri almak için bir dosya hazırladı İstanbul Ayasofya Camii ( Müzesi )


Ayasofya Müzesi'nde taklitleriyle gerçeği değiştirilerek yapılan çini hırsızlığının boyutlarının çok büyük olduğu anlaşıldı.
Müzenin içinde, 2. Selim Türbesi'nde bulunması gereken pek çok çininin Louvre Müzesi'nde olduğu biliniyordu. Ancak yapılan son araştırmalar, 3. Murat Türbesi ve Sultan 1. Mahmut Kütüphanesi'nden de çok sayıda çini çalındığı belirlendi. Bu arada Louvre Müzesi'nden geri istenecek olan çinilerle ilgili deliller toplandı.
Kültür ve Turizm Bakanlığı da, Louvre Müzesi'nde sergilenen eserlerin geri istenmesi için hazırladığı dosyayı Dışişleri Bakanlığı'na gönderdi.

Restorasyon yaparken çalmış
Her şey, Milliyet gazetesinin, Ayasofya Müzesi'nde yer alan 2. Selim Türbesi'ndeki 16. yüzyıl tarihli çini panonun Louvre Müzesi'nde sergilendiği haberiyle başladı. Müze Müdürü Jale Dedeoğlu bu haber üzerine bir araştırma başlattı. Çinilerle ilgili tüm ilgili kurumları tek tek arayan ve arşivlerde araştırma yaptıran Dedeoğlu ilginç bilgilere ulaştı.
Bu bilgilere göre, 1895'te İstanbul'da diş doktorluğu yapan ve aynı zamanda restoratör ve koleksiyoncu olan Fransız Albert Sorlin Dorigny, dönemin Evkafı Hümayun Nezareti'ne (İnşaat ve Tamirat Genel Müdürlüğü) müracaat edip restorasyonlar için izin istedi. Para karşılığında da bu restorasyonları gerçekleştirdi. Ancak Dorigny, Fransa'dan getirttiği taklit çinilerle gerçekleri bir gecede değiştirdi. Fransa'ya kaçırılan çinilerin bir kısmı Louvre Müzesi'ne satıldı.

Çiniler 'yağmalanmış'
Dedeoğlu'nun yaptırdığı araştırma sırasında büyük bir talan daha ortaya çıkarıldı. Sadece 2. Selim Türbesi'nde değil, Ayasofya'daki 3. Murat Türbesi ve Sultan 1. Mahmut Kütüphanesi'nde de çok sayıda çininin taklitleriyle değiştirildiği ortaya çıkarıldı.
Bu durum 8 Ocak 2006'da, fotoğraflı bir raporla Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bildirildi. Müze Müdürü Dedeoğlu, Avrupa'daki tüm müze kataloglarının taranarak çinilerin bulunacağını söyledi.

İşte Kültür Bakanlığı'nın delilleri

Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın Louvre Müzesi'nden geri verilmelerini isteyeceği çinilerle ilgili olarak sunulan deliller şöyle:

Ayasofya Müzesi'ndeki imitasyon çinilerin Fransa'da üretildiği kesinleşti. Taklitlerin arka yüzünde, 19. yüzyılda Fransa'da faaliyet gösteren en büyük çini atölyelerinden biri olan 'Choisleroi Seine'in imzası var.
Dorigny tarafından 1895 yılında türbede restorasyon yapıldığı kesin bir bilgi. Bu tarihten sonra restorasyon amaçlı olarak türbeye girilmedi. Dorigny'ye restorasyon için para bile verildi.
Çiniler 1922'deki Louvre katoloğunda yer aldı.
1923 ve 1925 tarihlerinde Fransa'da yayımlanan "14. ve 18. yüzyılda Anadolu ve İstanbul Seramikleri" isimli eser ile E. Mamboury'nin İstanbul Rehberi Seyyahini isimli eserinde çinilerin çalındığı belirtildi.


17.02.2006


---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Ermenistan´la harita krizi...!


Ermenistan'daki altın madenlerinin haritalandırma çalışmasında uydu fotoğrafları çekiminin bir Türk firmasına verilmesi, ülkede 'ulusal güvenlik' tartışmalarına yol açtı .



Ermenistan'daki altın madenlerinin haritasının çıkarılması çalışmalarında bir Türk şirketinin yer alması ülkede 'ulusal güvenlik' tartışması yarattı.
İktidardaki üç partili koalisyonun üyesi olan Ermeni Devrimci Federasyonu (ARF), Gerharkunik bölgesindeki Sotk madenlerinin haritalandırma çalışmaları konusunda parlamentoya soru önergesi verdi.
ARF temsilcisi Hrayr Karapetyan, Türk şirketi Spektra - Gertek'in Azerbaycan sınırındaki stratejik bir bölgede çalışma yapmasının Ermenistan'ın ulusal güvenliğine yönelik büyük bir tehdit oluşturduğunu öne sürdü ve bu durumdan kaygı duyduklarını bildirdi.
Söz konusu bölgedeki madenlerin işletilmesi için 2004 yılında açılan ihaleyi kazanan Hint Sterling Gold şirketi, Spektra - Gertek'le anlaşmış, bu durum yetkililer tarafından da onaylanmıştı.

Azerbeycan'a verilebilir
Haritalandırma çalışmalarından sorumlu devlet komitesi, ARF'nin başvurusu üzerine, Türk şirketinin bölgenin sadece uydu fotoğraflarının çekiminden sorumlu olacağını açıkladı.
Komite, Spektra - Gertek'in madenlerin yer aldığı toplam sekiz bin kilometrekarelik alanı fotoğraflayacağını, haritalandırma çalışmalarının ise Ermeni uzmanlar tarafından yapılacağını belirterek ulusal güvenliği tehdit eden bir durum bulunmadığını açıkladı.
ARF temsilcisi Karapetyan bu açıklamaya karşın, Türk şirketinin bölgenin uydu fotoğraflarını 'Ermenistan'ın düşmanı' Azerbaycan'a verebileceğini öne sürdü.

11.02.2006


 


---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Türk Askeri Korkusu : ABD Ermenistan Elçisi JOHN EWANS TÜRK BARIŞ GÜCÜ ASKERLERİNİN KARABAĞ GÜVENLİK KUŞAĞINA YERLEŞTİRİLMEYECEĞİNİ SÖYLEDİ...!


Dün bir basın toplantısı düzenleyen ABD'nin Ermenistan elçisi John Ewans, barış gücü askerleri yerleştirilmesi konusunun henüz erken olduğunu, ancak bildiği kadarıyla Güvenlik kuşağına yerleştirilecek barış gücü askerlerinin Minsk Grubu üyesi ülkeler ve komşu ülkeler askerlerinden oluşamıyacağını kaydetti.

İran'a yönelik oluşan durum koşullarında, Ermenistan'ın Enerji konusundaki (Tahran-Vaşington kopuk ilişkileri verili durumunda Ermenistan'ın İran'la işbirliği yapması) ve Ermenistan'ın alternatif enerji kaynakları gayretini anlayışla karşıladıklarını ifade eden elçi, Ermenistan Hükümetini İran'la yapılan ortak çalışmaların hacmi konusunda belli sınırı geçmemeleri yönünde uyardıklarını, aksi takdirde ABD mevzuatının gündeme gelebileceğini da söyledi. Bu ilgili mevzuata göre; İran'a yapılan ve belli sınırı geçen Enerji alanındaki yatırımlara belli müeyyideler uygulanmakta.

05.02.2006




---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------



Soykırım anıtına karşı ‘İnsanlık Abidesi’ dikilecek !



Avrupa’da ve Türkiye’de yaptırılan soykırım anıtlarına karşı Kars’a
‘İnsanlık Anıtı’ dikiliyor.

Kars Kalesi’nin karşısındaki Üçler Mahallesi Tepesi üzerine inşa edilecek anıt,
30 metre yüksekliği ile Türkiye’nin en yüksek heykeli niteliğini kazanacak.
Anıt Ermenistan’dan da görülecek. İnsanlık ve barışı simgeleyen anıt,
kucaklaşan iki insan figürü arasında ilahi vicdanı simgeleyen bir gözden oluşacak.
6 kişilik bir ekiple 5 ay önce yapımına başlanan İnsanlık Abidesi,
700 ton ağırlığında ve 30 metre yüksekliğinde olacak.
Yaklaşık 500 ton mermer ve andezit taşı kullanılarak yapılacak anıtın heykeltıraşı
ise Mehmet Aksoy. Figürün ortasından akan kanın iki insanın kavuşmasını
engellediği anlatılıyor. Heykelin açılışı, 2006’nın ekim ayında Kars’ta
gerçekleştirilecek Kafkas Kültürleri Festivali’nde yapılacak.
Ermenilerin soykırım iddialarına cevap vermek amacıyla
Kars Belediyesi tarafından yaptırılan anıtın yapımı
dolayısıyla Merter Green Park Otel’de bir tanıtım toplantısı düzenlendi.
Toplantıya katılan heykeltıraş Mehmet Aksoy, anıtın dostluk, barış ve
kardeşliği simgeleyeceğini belirtti.
31.01.2006



---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Bir " Asılsız Soykırım"  iddiası daha...!


İngiliz parlamentosunda, '1915 Asur-Süryani Soykırımı;
Unutulmuş Soykırım' başlıklı bir konferans düzenlendi. Konferansa Asuri-Süryani yazar Sabri Atman,
Mavi Kitap'ın önsöz yazarı Ermeni tarihçi Ara Sarafyan, film yapımcısı Lina Yacubova ve
İngiliz milletvekili Stephen Pound katıldı. Atman, Türkiye'de iki milyonun üzerinde
Süryani'nin öldürüldüğünü, bunun da dünya tarihinin ilk soykırımı olduğunu öne sürdü.
Milletvekili Pound da, geçmişte bir Türk grubun kendisine, Atatürk'ün Ermeni bir çocuğu
okşarken göründüğü sahte bir fotoğraf gösterdiğini de iddia etti.

29.1.2006



---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Mavi Kitabın yazarından müthiş itiraf...!

Ermeni iddialarında dayanak olan kitabın yazarı, bilgilerinin sağlam olmadığını söylemiş:


Mavi KitapErmeni soykırımı iddialarında Türkiye'ye karşı yürütülen faaliyetlerin başlıca dayanağını oluşturan "Mavi Kitap"ın yazarı Arnold Toynbee'nin müthiş bir itirafı ortaya çıktı. Türk Tarih Kurumu Ermeni Araştırmaları Başkanı Prof. Dr. Hikmet Özdemir, "Arnold Toynbee'nin Ermeni Sorununa Bakışı" adlı kitabında, Toynbee'nin 23 Haziran 1916'da Oxford Üniversitesi'nden Prof. Margloioth'a yazdığı mektubu yayımladı. Özdemir mektubu "şoke edici ve müthiş itiraf" olarak değerlendirirken, Mavi Kitap'ın "Daha doğarken ne kadar çürük olduğunun bizzat yazarı tarafından itirafı" olduğunu dile getirdi. Toynbee'nin Margloiouth'a yazdığı mektup şöyle:
"Sayın Profesör Margoliouth; 1915'te Ermenilerin gördüğü muameleyle ilgili belgelerden oluşan kapsamlı bir derleme için yazdığım giriş yazısını ilişikte gönderiyorum. Vakit ayırıp göz atarsanız ve gerçekler hakkında göze batan hatalı bir ifade veya yanlış, noktalar varsa afişe etmenizi rica ediyorum. Benim konu hakkındaki bilgimin büyük bölümü pek sağlam değil ve ikinci ağızdan edinilmiş bilgilerden oluşuyor. Bu ricayla sizi rahatsız etmekte tereddüt ettim, ancak belgeler 'Devlet Mavi Kitap'ı olarak yayınlanacak, onun için de yayınlanırken tarihsel doğruluk taşındığından emin olmamız çok önemli."
25.01.2006


---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Avrupa Konseyi Batı Trakya Türklerinin Koşullarını İnceliyor...!
Batı Trakya Harita
Avrupa Konseyi'nden bir heyetin insan hakları koşullarına ilişkin olarak gelişmeleri ve Batı Trakya Türk azınlığının koşullarını incelemek üzere Yunanistan'a gittiği
bildirildi.Avrupa Batı Trakya Türk Federasyonu (ABTTF), Avrupa Konseyi (AK) İnsan Hakları Komiseri Gil-Robles'in ofisinden yapılan açıklamaya dayanarak, "Yunanistan hakkında 2002 yılında bir rapor hazırlayan Gil-Robles başkanlığındaki heyetin, ülkedeki insan hakları koşullarına ilişkin olarak gelişmeleri ve Batı Trakya Türk azınlığının koşullarını incelemek üzere Yunanistan'a gittiğini" bildirdi.Heyetin yerel ve ulusal düzeyde temsilciler, dini önderler ve sivil toplum kuruluşları ile görüşmelerde bulunduğu ifade edildi.
ABTTF'den yapılan açıklamaya göre, 31 Mart 2006 itibariyle görev süresi dolacak olan AK İnsan Hakları Komiseri Alvaro Gil-Robles'in görev süresinin dolmasından evvel, konuya ilişkin hazırlanan rapor tamamlanarak kamuoyunun dikkatine sunulacak.
Öte yandan, Avrupa Konseyi'nin Batı Trakya Türk azınlığına karşı gösterdiği duyarlılıktan memnuniyetini ifade eden ABTTF Başkanı Halit Habipoğlu, hazırlanacak raporun, Batı Trakya'da yaşadıkları sorunların Avrupa Konseyi vasıtasıyla çözümü için bir anahtar rolü oynayabileceğini umduğunu belirtti.
ABTTF Başkanı, "Yunanistan'da yaşayan Türk azınlığın maruz kaldığı haksızlıklara dur demenin zamanı gelmiştir. 21'inci yüzyılda bir topluluğun milli kimliğini inkar etmek, dini liderlerini seçmelerine engel olmak, vakıflarını işgal altında tutmak, eğitimini katletmek, siyasi yaşamda hür hareket etmelerinin önüne geçmek, hiçbir suçu olmayan insanları vatansızlığa mahkum etmek ve daha pek çok ihlal, artık daha fazla sürdürülemez. Bu gidişata başta Avrupa kurumları olmak üzere, tüm dünya artık dur demelidir" diye konuştu.


22.01.2006-Batı Trakya Haber

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Berlin´de `Talat Paşa Harekâtı...!
Talat Paşa

Ermeni soykırımı iddialarına karşı düzenlenecek "Ermeni Belgeleriyle Ermeni Soykırımı Yalanı - Büyük Proje 2006" kampanyası kapsamında Almanya'nın başkenti Berlin'de "Talat Paşa Harekâtı" adı altında yürüyüş ve miting yapılacak.

Kampanya Danışma Kurulu'nda siyasetçiler, rektörler, öğretim üyeleri, emekli komutanlar ve sivil toplum kuruluşları temsilcilerinden 50 kişi bulunuyor.

KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, AKP Milletvekili Nevzat Yalçıntaş, CHP Milletvekili Ensar Öğüt, DYP Genel Başkan Yardımcısı Nüzhet Kandemir, Doğu Perinçek'in de aralarında olduğu "Büyük Proje 2006 Danışma Kurulu" üyeleri, dün Pera Palas Oteli'nde toplandı.



20.01.2006-Milliyet

 

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
SARAYDA FACİA VAR

1 Nisan 1924'ten beri müze olarak kullanılan Topkapı Sarayı'ndaki eserlerin çürümeye terkedildiği yolundaki haberleri değerlendiren Müze Başkanı Prof. İlberOrtaylı, "Olay skandal değil bir facia" dedi.Topkapı Sarayı Müzesi Başkanı Prof.Dr.İlber ORTAYLI

Topkapı Sarayı Müzesi Başkanı Prof. Dr. İlber Ortaylı, Türkiye'nin en önemli tarihi varlıklarının saklandığı Topkapı Sarayı'nı ve Türkiye'de müzeciliğin ne aşamada olduğunu anlattı. Prof. Ortaylı, sarayda müze depoculuğuna uygun olmayan ama eski eserlerin muhafaza edilmesi için konumlandırılan depoların bulunduğunu ayrıca depreme dayanıklı hale getirilmesi gereken bölümlerin olduğunu belirtti. Prof. Ortaylı, Topkapı Sarayı'na ilişkin haberlerde, 'Skandal' ifadesi kullanıldığını, ancak burada skandal değil bir facianın olduğunu ifade ederek, "Bunca eser için sadece 11 uzman görev yapıyor. Devlet sahip çıkmıyor, 18 yıldır hiç uzman kadrosu verilmemiş" dedi. Sarayın baş sorunlarından birinin güvenlikmiş gibi gösterildiğini anlatan Ortaylı, "Bazı gazetelerde, hırsızlara yol gösterecek şekilde planlar ve krokiler çiziliyor. Hırsızlara tavsiyem, sakın ola o güzergahı takip etmesinler, çabuk şişlenirler" diyor.

19 YILDIR BROŞÜRSÜZ :Prof. Ortaylı, sarayın içinde bulunduğu durumu, "Sarayın bir broşürü ve kataloğu bile yok. En son broşür, 1986'da basılmış" ifadesiyle dile getirdi. Birtakım insanların Topkapı Sarayı'nın sırtından geçindiğini ileri süren Prof. Ortaylı, bu durumdan oldukça rahatsız. Ortaylı, bu sıkıntısını şöyle dile getiriyor: "Başka bir müze değil de hep Topkapı. Neden sergi talebi için hep bize talep geliyor? Dışişleri, sergi için yurtdışına eser istiyor. Sigorta yapılacakmış. Neyin sigortası? Topkapı'daki eserlerin hangisini hangi sigorta bedeli karşılar? Tahrif olan, yırtılan, kırılan ya da kaybolan eserlerin bedeli hangi maddi değerle yerine getirilebilir? Ama anlatamıyorsunuz. Topkapı Sarayı zamanla, 'paket yap gönder' anlayışına teslim olmuş. Bu yüzden biz artık kendi sergilerimizi açacağız. Beynelminel ilgi çekecek sergi ve projeler yapmak istiyoruz. mahzenleri ve depolarımızda sergilenmeyi bekleyen çok sayıda eserimiz var. Ancak maalesef bakanlığımızın bu organizasyonları yapabilecek mali imkanları sınırlı. Buraya beynelmilel adamlar ziyarete geliyor, hediye edecek, saraya ait bir kitabınız, kataloğunuz yok. Ben de kendi kitaplarımı hediye ediyorum."

BAKAN KOÇ TALİHSİZ :Kültür ve Turizm Bakanı Atila Koç'un talihsiz bir dönemde göreve geldiğini anlatan Prof. Ortaylı, sarayın depolarında çürüyen tarihi eşyalar için ise, "O görüntüler bir günde oluşmadı" diye tepki gösteriyor. Bu manzaranın Koç'un bakanlığı döneminde çürütüldüğü izlenimi verilmek istendiğini ifade eden Ortaylı şunları söyledi: "Profesör bir arkadaşım, depolardaki 'skandal' başlıklı haberler yayınlandıktan sonra, bilmiyormuş gibi 'Topkapı'da neler varmış' diyebiliyor. Halbuki kendisi, 40 yıldır bu saraya girip çıkar, buradaki eserlerin yurtdışında sergilenmesine aracılık eder ki bu bizim için büyük bir derttir. Kitaplarının büyük bölümünü bu sarayda yazar, saraydan ve personelinden yıllarca istifade eder. Bu sarayı ve halini herkesten daha iyi bilir. Evin insanı gibi olan ve yıllarca buraya girip çıkan bu akademisyenimiz, olumsuzlukların hiç birinden haberi yokmuş gibi demeç veriyor. Bu karakteri anlamakta zorlanıyorum."

EK GELİR ŞART :Ortaylı, Erkan Mumcu'nun bakanlığı döneminde saraya gelir getiren müze derneğinin kapatılmasının, saray için büyük bir gelir kaybına yol açtığını vurgulayarak, "Neden kapatıldı? Bir problem varsa denetlersiniz. Kapatıyorsanız çözüm üretirsiniz. Burada kapasiteli elemanlar var ama bu kapasiteyi değerlendirecek neşriyat ve proje üretkenliği sunmak ve arttırmak için imkanlar hazırlanmalı. Bakın Metropolitan ve dünyaca meşhur birçok müze dernek ya da ek gelir kaynakları olan hediyelik eşya ve neşriyat gibi birçok gelir kaynaklarına sahipler" diye konuştu.

Ortaylı: Türk halkı müzeden anlamıyor :Dünyanın her tarafında, müzelerin, ziyarete gelen halk tarafından yaşatıldığının altını çizen Prof. Ortaylı, Türk insanının müzelere ilgi göstermemesinden yakınıyor. Ortaylı bu durumu, "Okumuş, zeki, kültürlü ve her türlü imkana sahip öğrenciler bile müzeye, Topkapı Sarayı'na gitmiyor. Bunu anlamakta güçlük çekiyorum" sözüyle dile getiriyor. Müzeye ve tarihe dayanmayan bir eğitim sistemini anlamakta zorlandığını ifade eden Ortaylı, "Talebi olmayanın sorunları da çok olur ve sahipsiz kalır. Oturduğunuz yerden skandal aramaya, yazmaya gerek yok. Burada skandal değil bir facia var. Milletçe müzeden anlamıyoruz" diye yakınıyor. Topkapı, Ayasofya ve Efes dışındaki müzelerin fazla gelir getirmediğini anlatan Ortaylı, "Bu açıdan bakanlık üzerindeki yükü devretmeli" diyor.

TİYATRO ÖDÜLLÜ- Kırımlı bir aileden gelen Prof Dr. İlber Ortaylı, 1947'de Avusturya'da doğdu. Chicago'da master yapıp 1989'da profesör olan ve yayınlanmış birçok eseri bulunan Ortaylı, İngilizce, Fransızca, Almanca, Latince, Rusça ve Arapça biliyor. Galatasaray Üniversitesi'nde ders veriyor. Nuri Çolakoğlu'nun tiyatrosunda, Aristotatales'in barış oyunundaki rolüyle ödül kazandı.

8 PARÇA ESERİ ÇALIP 9 ESERİ BIRAKTILAR :Geçtiğimiz haziran ayında Topkapı Sarayı'ndan çalınan 8 tarihî eser, Fatih'teki Hüsambey Camii'nin avlusunda cemaat tarafından iki çanta içinde bulundu. Polis eserleri çalan hırsıza ait olduğu sanılan çantalardan birinin içinde "Vicdanım rahat değil. Eksiksiz bırakıyorum. Lütfen bu eserleri yerine teslim edin" yazılı not bulmuştu. Çantalarda bulunan tarihi eserlerden biri, Topkapı Sarayı'ndan çalınanlardan değilmiş. Yani saraydan 8 parça eser çalınıyor, yerine de 9 adet bırakılıyor. Bir uzman, 8 parça eserin Bağdat Köşkü'nden çalınanlar olduğunu, Fatih'teki cami avlusuna teslim edilen bir şalın da sarayın kayıtlarında bulunduğunu ancak çalıntı kaydının olmadığını açıkladı.

Sponsorları göreve çağırdı :Topkapı Müzesi'ndeki bazı bölümler için sponsorları devreye sokmak istediklerini anlatan Prof. Dr. İlber Ortaylı, "Türkiye'de o kadar çok para sahibi insan var ama böyle kültürel olaylarda sponsor bulmak çok zor. Yakında, 'Hamam' ve 'Berber' adlı sergi açacağız, sponsor arıyoruz" dedi.

Yılda 2 milyon kişi ziyaret ediyor :Topkapı Sarayı, Fatih Sultan Mehmed'in İstanbul'u fethinden 20 yıl sonra bitti. Osmanlı hanedanı, burayı 19. yüzyılda Boğaziçi saraylarına yerleşene kadar kullandı. Saray, Cumhuriyet'in ilanından sonra, 3 Nisan 1924'te, Atatürk'ün emriyle müze haline getirildi. Sarayı, yılda yaklaşık 2 milyon kişi geziyor.

19.01.2006-Y.Şafak

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Rumlar, Türk topraklarını Tapuluyor :
Kıbrıs Haritası
Kıbrıs Rum yönetimi, Kıbrıslı Türklerin Rum kesiminde bıraktıkları
topraklar üzerinde oturan Rumlara, tapu verilmesini kararlaştırdı.

Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos başkanlığında gerçekleştirilen geniş katılımlı toplantıda,
1974’ten sonra Kuzey’den Güney’e göç eden Rumlara tapu verilmesine karar verildi.
NTV’nin haberine göre iktidar partilerinin başkanlarının katıldığı toplantıda,
Kıbrıs Türklerine ait topraklar üzerine inşa edilen konutlarda oturan
Rumlara, sadece bu konutların değil Kuzey’de bıraktıkları mallara
karşılık Güney’den eşdeğer başka arazilerin tapularının verilmesi de kararlaştırıldı.
İktidar partilerinin tümü tarafından desteklenen tasarının yasalaşmasına kesin gözüyle bakılıyor.

18.01.2006

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK'ün Liderlik Sırları Kitap Haline Getirildi:
Prof. Dr. Hikmet Özdemir’in "Atatürk’ün Liderlik Sırları" adlı kitabı, Başkent Üniversitesi tarafından yayınlandı.

Özdemir, kitabında Atatürk’ün liderlik sırlarını 12 başlık altında şöyle sıraladı: Türkiye Cumhuriyeti'nin Kurucusu Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK
 

Çalışkan, akılcı ve cesur olmak
Vatanına ve ulusuna kendini adamak (=idealist olmak)
Gücünü ulustan ve onun temsilcisinden almak
Doğru zamanda doğru karar almak ve uygulamak
Savaşı ve barışı planlamak ve yönetmek, (=kriz yönetimi)
Düşüncelerini ulusla paylaşmak, ulusu dinlemek ve popülizmden uzak durmak
Sağlam bir tarih bilgisiyle zamanın önünde koşmak, (=milli vizyon)
Ekonomide öncülük
Ordu’yu yurttaşların eğitimi sürecine katmak
Laik, Cumhuriyetçi ve katılımcı yönetimi aramak
Gerçekçi ve bilgiye dayalı milliyetçilik (=milli siyaset)
Her alanda uygar dünya ile yarışmak (=milli ülkü).

Benzetiyorlar

Hikmet Özdemir, lider ve kahramanları irdelerken modern Türkiye’nin lideri Atatürk ile Latin Amerika halklarının efsanevi lideri Simon Bolivar arasında çok ciddi benzerlikler bulunduğunu ifade etti. Özdemir, bu konuda kitabında şöyle dedi:

"Venezuelalı General Simon Bolivar, Atatürk’ten 100 yıl önce, Bolivya, Panama, Kolombiya, Ekvator, Peru ve Venezuela’nın İspanyol egemenliğinden kurtuluşu için verilen İstiklal Savaşının komutanıdır. Bolivar-Atatürk karşılaştırmasında ilginç bir nokta da Bolivar ve Atatürk’ün bugünkü Venezuela ve Türkiye devletlerinde bağımsız kurumlar, halk ve bireyler üzerinde karizmatik saygınlıklarını yükselen bir popülariteyle sürdürüyor oluşlarıdır."

15.01.2006-Hürriyet

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Yaşayan Son Üç İstiklal Gazisi'nde Biri Vefat Etti...!
Tüm Türk Milleti'nin Başı Sağolsun... Yaşayan Son Üç İstiklâl Gazisinden biri Ömer KÜYÜK ( İskilip,Çorum),Hakkın rahmetine kavuştu.

Yaşayan Çılgın Türk sayısı ikiye düştü. Çorum'da yaşayan Kurtuluş Savaşı'nın son gazilerinden 106 yaşındaki Ömer Küyük, vefat etti. Küyük bir yıl önce gazilerle helalleşmişti.



AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, bir süredir solunum yetmezliğine bağlı rahatsızlığı nedeniyle tedavi gören ve en son Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nde kontrol altında tutulan Küyük, sabah saatlerinde evinde rahatsızlandı.

Ailesinin İskilip Devlet Hastanesi'ne durumu bildirmesi üzerine, sağlık görevlileri Küyük'ün yaşadığı Çatkara Köyü'ne gitti. Ancak sağlık görevlilerinin köye geldikleri sırada Hüyük'ün vefat ettiği bildirildi.

Hastane yetkilileri, Küyük'ün yaşlılığa bağlı kalp yetmezliğinden öldüğünü kaydettiler. Küyük'ün cenazesi, bugün kılınacak cenaze namazının ardından toprağa verilecek. Hayatta kalan son Kurtuluş Savaşı gazilerinden olan Ömer Küyük, 8 çocuk ve 36 torun sahibiydi.


ÖMER DEDE DİĞER GAZİLERLE VEDALAŞMIŞTI .KALAN SON İKİ GAZİMİZ İSE KONYA VE ESKİŞEHİRDE YAŞAMAKTALAR.

12 Ocak 2006-haber7

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Misyonerler Türkçe tv kurdu


Uydudan tüm dünyaya ulaşarak Hıristiyanlık propagandakı yapan Misyonerlerin Hedefi Neden Avrasya Coğrafyası
ABD merkezli SAT -7 kanalı Türkiye ve Orta Asya'ya yayın yapacak Türkçe bir kanal kurdu.
TURK-7 adıyla kurulan kanal yayın hayatma $âtm başlayacak.
Haftada 4 saatlin yapacak Hz. İsa'nın hayatı, Hıristiyan tarihiyle
ilgili programlar ve belgeseller gelecek. Gençlere ve çocuklara
yönelik programların da yer bulacağı kanalda Türk rahipler
"Hz. tsa bugün yagasa ne olurdu?" gibi sorulara cevap verecek.

FARSÇA TV DE VAR

Kanalın İnternet sitesinde yapılan açıklamada Arapça ve
Farsça yayınlarla başlattıkları atağı, Asya'nın en çok konuşulan
dillerinden biri olan Türkçe'yle devam ettirdikleri söylendi.
Ortadoğu bölgesinde 115 milyon çanak anten bulunduğunu
söyleyen SAT-7 bu bölgede Türkçe konuşan insanların
sayısının azımsanmayacak kadar olduğunu belirtti.

100 bin dolara malolacak TURK-7'nin şimdilik SAT-7
kanalının frekanslarını kullanacağı, kendi frekanslarına
geçmeleri için "inanların" bağışlarını bekledikleri bildirildi.
Kanal, inançlı Hıristiyanlar'dan tanrının TURK-7'yi kullanarak
Türkiye'de yeni kiliselerin kurulmasına yardım etmesi için dua ermelerini istedi.

10.01.2006
 

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Papa Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet SEZER'in Davetini Kabul Etti...!

Papa 16.Benedikt( Ratzinger)

 

Papa 16. Benedikt, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in davetini kabul etti. Papa, Sezer’e gönderdiği cebavi mektubunda "2006 yılında geleceğim" diye yazdı.

ABHaber’e göre, Cumhurbaşkanı Sezer’in Papa 16. Benedikt’e gönderdiği davet mektubuna yanıt geldi. Sezer’in 15 Eyül 2005 tarihli mektup ile yaptığı daveti kabul eden Papa, Sezer’e gönderdiği mektupta "2006 yılında geleceğim" diye yazdı.

Böylece, Ankara, Fener Rum Patrikhanesi ve Vatikan arasında Rum Patriği Bartholomeos’un Ankara’ya danışmadan geçen yıl Papa’yı davet etmesi ile başgösteren gerilime nokta konulduğu belirtiliyor.

Vatikan, davetin kabul edildiğini hem de Türkiye’nin Vatikan nezdindeki Büyükelçisi Osman Durak’a sözlü olarak, hem de Sezer’e yazılan mektupla bildirdi. Mektup Sezer’e, 28 Aralık’ta güven mektubunu sunan Vatikan’ın yeni Ankara Büyükelcisi Antonio Lucibello tarafından iletildi.

Cumhurbaşkanlığı kaynakları, Papa ziyaretine ilişkin görüşmelere başlandığını belirtirken Batılı kaynaklar Papa’nın selefi 2. John Paul’un 27 yıl önce Türkiye’ye yaptığı ziyaret ile aynı tarihlere denk düşecek biçimde Fener Rum Ortodoks Kilisesi’nin önemli dini günü Aziz Andreas Yortusu için 29-30 Kasım günlerinde Türkiye’ye gelmek istediğini kaydettiler.

ÖNCE ANKARA

Papa’nın önce Ankara’yı sonra İstanbul’u ziyaret edeceği ifade edililiyor. Bu arada, Papa’nın ziyareti sırasında yapacağı konuşmada Rum Fener Patriği için "ekümenik" ünvanı kullanacağı da iddia edildi.

 

Hürriyet-08.01.2006

 

MİMAR SİNAN'IN DEHASI ÇOK İLERİDEYDİ...!

Mimar Sinan'ın Selimiye Camii'nin kubbesini yapmak için 13 bilinmeyenli bir denklemi matematiğin bilinen 4 ana işleminden farklı beşinci bir işlem yaratarak çözdüğü söylenir.

Mimar Sinan'in Selimiye Camii'nin kubbesini o
genislige oturtmak için 13 bilinmeyenli bir denklemi
matematigin bilinen 4 ana isleminden farkli besinci. bir islem yaratarak
cozdugu soylenir.

Ayrica minarelerin serefelerine cikanlarin yolda
birbirlerini gormemeleri ise buyuk bir bir dehanin Mimar Sinan:Türk Mimarisini Zİrveye Taşıyan İsim
urunudur.

Almanlar ayni sistemi meclislerinin onundeki dev
kurede kullanmislar.
Mimar Sinan bu sistemi 2 metre capindaki minarelere
yuzyillar once monte edebilecek bir dehadir.

Almanlarin dehasi ise, o cirkin metal yiginina
Selimiye'den fazla turist cekebilmelerindedir..

***

Bir gun Selimiye Camii'ne girenler,
kubbenin altiynda bir Japon'un ayaklarini kibleye
dogru uzatmis sirtustu yattigini gormusler

Tabii hemen Japon'u, "Burasi kutsal bir yer. Bu
sekilde yatmak bizim inanclarimiza gore
saygisizliktir.
Lutfen oturun veya ayakta durun" diyerek uyarmislar.

Ancak, Japon trans vaziyetteymis,
gozlerini kubbeden ayirmadan soyle sayikliyormus:

"Bu imkansiz. Ben yillarin muhendisiyim. Bu kubbe
var olamaz.
Hayal goruyorum. Bu kubbenin orada o sekilde durmasi
fizik ve matematik kurallarina aykiri.
Bu imkansiz, orada hicbir sey yok,orada hicbir sey
yok..."

***

Selimiye camisisinin zemini gevsek toprakmis. Mimar Sinan'ın Ustalık Eseri Muhteşem Selimiye Camii,Edirne

Bu nedenle minarelerinin yakin zamanda yikilacagi
farkedilimis.

Uluslararasi bir grup bilimadami toplanmislar.

Nasil kurtaririz bu tarihi minareleri diye kafa
kafaya vermisler.

Sonucta en son teknoloji olan metal kelepcelerle
minarelerin temellerini sabitlemenin en iyi cozum
olduguna karar vermi?ler.

Minarelerin temellerini acinca, koymayi dusundukleri
kelepcelerin aynisiyla karsilasmislar.

Mimar Sinan bilmem kaç yüzyil once ayni seyi
dusunmus megerse....?

***

1950-60 arasi bir tarihte insaat muhendisi, mimar ve
jeofizikçilerden olusan bir Japon heyeti Turkiye'ye
gelmis.

Heyet Imar ve Iskan Bakanligi'ndan izin alarak
ulkemizdeki tarihi yapilari incelemeye baslamis.

Ayasofyayi, Yerebatan Sarnicini filan gezdikten
sonra sira Sinan' in kalfalik eseri Suleymaniye
Camisi'yle Sinan'in ogrencisi Mimar Davut
Aga'nin eseri Sultanahmet Camisi'ne gelmis.

Japonlar bu camiler uzerinde gunlerce inceleme
yapmislar.

Her geçen gun saskinliklari daha da artiyormus.

Cunkü Japonlar daha ilk incelemede camilerin gevsek
bir zemin uzerine insa edildi?ini anlamislar.

Ama bunca yil, bu camilerde bir catlak dahi
olmamasina akil sir erdirememisler.
Bunun uzerine Tuürkiye programinin gerisini tamamen
iptal edip, bu iki cami üzerine yogunlasmislar.
Arastirmalarinin sonucunda herhangi bir sarsinti
sirasinda bu iki caminin sabitlenmedi?ini aksine
yerinde oynayarak yikilmaktan kurtulabildi?i ortaya
çikmis. Minareleri incelediklerinde ise dumurlari
ikiye katlanmis.

Minarelerin cok daha gelismis bir rayli sistem
mekanizmasi uzerine oturtuldu?unu ve her yone
yaklasik 5 derece yatabildi?ini gormusler.

Daha derin arastirma yapmak için Edirne'ye,
Sinan'in ustalik eseri Selimiye Camisi'ne gitmisler.
Ordaki olaganustu sistemleri gorunce iyice dumur
olmuslar.

Selimiye'nin tüm sirlarini aylarini harcayarak
cozmüsler.

Japonya'ya donduklerinde ise Sinan'in sirlarini
uygulamaya sokarak sehirlerini Sinan'in kullandigi
sistemlerle kurup muazzam gokdelenler dikmisler.

Yani su an gelismis ulkelerin gokdelen yapiminda
kullanildiklari cogu sistem,
yuzyillar önce Sinan'in gelistirdigi
mekanizmalarmis.
tac mahalin mimarı mehmet efendi mimar sinanın ogrencisiymiş...
 

05.01.2006-gençtürkhaber

 

Topkapı Sarayı'mı Topkapı Harabesimi? :
 

Topkapı Sarayı'nın depolarında sahipsizlikten çürüyen tarihi eserler yeni bir skandalı ortaya çıkardı.
Görüntüler harabeyi andırıyor. Peygamberimiz’in kabrinin kapı perdesinin de kayıp olduğu tespit edildi. Bakan Koç, "söyleyecek söz bulamıyorum" dedi...

Zaman’ın gün yüzüne çıkardığı metruk depolarla ilgili Kültür ve Turizm Bakanlığı harekete geçti. Sarayda yüzlerce yıllık halılar çürümüş ve küflenmiş, kilimler lime lime olmuş. Çini ve porselenler kırık dökük. Osmanlı padişahları ve komutanlarının kullandığı kılıçlar kir ve pas içinde. Nem ve rutubet, depoda saklanan ve yıllardır ihmal edilen eserleri sergilenemez duruma getirmiş. Yağan yağmur, sarayın depolarındaki eserleri çürütmüş. Uzmanların, şimdiye kadar yazdığı ‘depomuzun durumu vahim, acilen tedbir alınması gerekiyor' şeklindeki onlarca rapor, müze müdürlüğü ve Ankara tarafından ciddiye alınmamış.

Yıllardır ihmal edilen Topkapı Sarayı'ndaki depoların harap haldeki durumunu gören uzmanlar, kendi tabirleriyle ‘harakiri' yapmaya karar verdi ve yazdıkları rapora, depoların durumunu gösteren fotoğrafları da ekleyerek geçtiğimiz günlerde Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç'a ulaştırdı. Fotoğraflar karşısında dehşete kapılan Koç, “Bunun hesabını ben bu millete veremem. Hadi bu milleti kandırdık diyelim, öbür dünyada Allah benden hesap sorar.” diyerek saray ile ilgili büyük bir operasyon başlattı. Bu operasyon kapsamında, yaklaşık beş ay önce müze müdürü olarak göreve başlayan Prof. Dr. İlber Ortaylı'yı ‘müze başkanı' yaptı. Koç, müze müdürlüğüne ise yakından tanıdığı bir ismi, Kaş Kaymakamı Nurullah Çakır'ı getirdi.

Yaklaşık 10 gündür müzede incelemelerde bulunan müfettişler,
bugüne kadar girilmeyen depolara girdi. Karşılaştıkları manzara, bakanın elindeki fotoğraflardan daha kötüydü. Müze uzmanlarının Ankara'ya gönderdikleri raporlar, sadece sarayın ‘pür melal' halini anlatmıyordu. Sarayda yıllardır yapılmayan envanter kayıtları, sayımlar, kayıp tarihî eserlerle ilgili ‘şok' bilgileri de içeriyordu. Yıllardır hiç girilmeyen bir depoda yapılan devir teslim sayımı sırasında çok değerli bir kumaştan dokunan ve Müslümanlar için manevi değer taşıyan 18. yüzyıla ait, Peygamberimiz’ (sas)’in kabrinin kapı perdesi (Ravza-i Mutahhara kapı perdesi) kayıp olduğu tespit edildi. Yine depoda bulunan bir Kâbe örtüsünün de soluk, yırtık ve kopuk olduğuna dair bir rapor yazıldı. Durum, hemen bakanlığa bildirildi. Yine aynı incelemede Kâbe örtüsü ile birlikte birçok kaftan, kavuk, seccade ve kumaş da yerlerinde yoktu. Çin Porselenleri deposundan da dört eser kayıp.

Bakan: Söyleyecek söz bulamıyorum

Bakanlık, Ravza-i Mutahhara kapı perdesi dahil Topkapı Sarayı'nda kaybolan eserler ve harap haldeki tarihi eserler ile ilgili de bir soruşturma başlattı. Dünyanın en iyi korunan müzelerinden biri olduğu söylenen Topkapı Sarayı'nda ne alarmlar çalışıyor ne de kameralar. 1999'da tarihinin en talihsiz hırsızlık olayını yaşayan saraya, 2000 yılında kurulan alarm ve kamera sistemi devre dışı kalmış durumda. Yangın alarmı da çalışmıyor. Bunu bilen hırsızlar, geçtiğimiz haziranda Bağdat Köşkü'nün depolarına kolaylıkla girerek, ‘8 eseri' çalmıştı. Hırsızlar 8 eser çaldı; ancak 9 eser iade etti. Üç gün önce bir caminin avlusuna bırakılan çantanın içinde, Topkapı'dan çalındığı yeni anlaşılan bir eserin daha çıkması, buradaki envanter bilgilerini, sayım sistemini ve güvenlik zafiyetini ortaya koyuyor. Müzenin nem ölçme aleti bulunmadığından hem eserler hem de yapı büyük zarar görüyor.

Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç, müzenin durumunu ‘içler acısı’ olarak nitelendirdi. Bakan Koç, söyleyecek söz bulamadığını ifade ederek şöyle konuştu: “Yılların ihmali sonucu Topkapı Sarayı yorgun düşmüş, depoları harap hale gelmiş. Bunu söyleyerek üzerimden sorumluluğu atmak değil niyetim. Neticede biz iktidarız. Millete karşı vazifelerimiz var. Topkapı'yı Türkiye'ye yaraşır bir müze haline getirmek için gece gündüz düşünüyorum. Çok başarılı bir kaymakam olan Nurullah Çakır'ı geçen hafta müze müdürü olarak atadık. Emrine ilk etapta 100 milyar gönderdim. Haftaya da 1 trilyon gönderiyorum. Topkapı baştan sona elden geçirilecek. Depolar modern ve çağdaş bir şekilde düzenlenecek. Eserler yeni baştan sayılacak ve envanter bilgileri fotoğraflarıyla birlikte bilgisayara yüklenecek.”

30 Aralık 2005-Osmanlı Araştırmaları

 

Mevlânâ Osmanlı coğrafyasının bakanlarını buluşturuyor:

Hz. Mevlânâ’nın ölümü dolayısıyla her yıl 17 Aralık’ta düzenlenen Şeb-i Arus (Düğün Gecesi) törenleri bu sene anlamlı bir birlikteliğe ev sahipliği yapacak. Kültür Bakanlığı’nın organize ettiği ‘Eski Osmanlı Coğrafyası Kültür Bakanlarının Buluşması’ projesi çerçevesinde 37 devlete davetiye gönderildi. Şu ana kadar Tunus, Suriye, Sudan, Arnavutluk ve Cezayir’den olumlu cevap alan bakanlık yetkilileri, katılımın artacağına inanıyor. Mevlânâ’nın misyonu ve felsefesini daha geniş kitlelere ulaştırmaya çalıştıklarını belirten Bakanlık Müsteşarı Mustafa İsen, kültür bakanlarının buluşmasının uluslararası önemine dikkat çekiyor: “Osmanlı’nın yüzyıllarca adalet ve barışı hakim kıldığı coğrafyaya bugün de hoşgörü ve uzlaşma mesajları verilecek.”

Medeniyetler arası kardeşliğin en çok ihtiyaç duyulduğu günlerde Mevlânâ’nın 700 yıl öncesinden gelen sesinin sadece Türkiye’nin değil, tüm insanlığın ortak sesi olduğunu dile getiren Konya Büyükşehir Belediyesi Başkanı Tahir Akyürek, Konya’nın medeniyetler arası diyaloğun başkenti olması gerektiğini söylüyor. Kültür bakanlarını Konya’da bir araya getirme projesinin ilk olması açısından ayrı bir önem taşıdığını da ifade eden Akyürek, “Bundan sonra medeniyetler arası diyalog çalışmalarının artarak devam edeceğine inanıyorum. Önümüzdeki yıllarda Şeb-i Arus törenlerinin barış kongresine ev sahipliği yapan bir hüviyete bürünmesini istiyoruz.” diye konuşuyor.
 

14 Aralık 2005 Zaman

 

Yunanistan ve Türkiye’deki azınlık sorunları birlikte ele alınacak"...

Avrupa Konseyi, Türkiye ve Yunanistan’daki Türk ve Rum azınlıkların sorunlarının birlikte ele alınmasını görüşüyor.Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) geçen ay Türk ve Yunan milletvekillerinin ‘azınlık’ restleşmesine sahne oldu. Türk milletvekillerinin Batı Trakya Türklerini gündeme getirmesi üzerine, Yunan heyeti “Türkiye’de dinî azınlık hakları” önergesini hazırladı. AKPM, bunun üzerine Batı Trakya’daki Türk azınlık ve Türkiye’deki dinî azınlıkların sorunlarının tek bir rapor halinde ele alınmasını istedi. İki topluluğun sorunlarının birlikte ele alınması, Ankara açısından “önemli bir gelişme” olarak değerlendiriliyor.

13 Aralık 2005-Zaman

"Büyük Ermenistan' kurma hayalleri devam ediyor" ..

Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi'ne (ASAM) bağlı özel bir kuruluş olan Ermeni Araştırmaları Enstitüsü (EREN) Başkanı emekli Büyükelçi Ömer Engin Lütem, Türkiye'nin Hannover Başkonsolosluğu'nda düzenlenen bir toplantıda, Osmanlı-Ermeni ilişkileri hakkında konferans verdi. Lütem, Hannover Başkonsolosu Hakan Aytek'in de katıldığı toplantıda yaptığı konuşmada, "Ermenilerin, Türkiye'nin Karadeniz ve Doğu Anadolu bölgesinde 15 ili kapsayan 'Büyük Ermenistan' kurma hayalleri devam ediyor" dedi. Ermenilerin, dünyadaki tüm ülkelerin ve Türkiye'nin de sözde soykırımı tanımasını, ayrıca tazminat ve toprak talebinde bulunmak istediklerini belirten Lütem, sözde soykırımın dünya çapında 17 ülke tarafından tanınmasıyla Ermenilerin ilk hedeflerine ulaştıklarını söyledi. Doğu Anadolu ve İstanbul'da yaşayan Ermenilerin, kendi kültürlerini muhafaza ettiklerini, Osmanlı İmparatorluğu'nda dini kuruluşların haricinde her alanda görev yaptıklarını ve Osmanlı kültürüne de katkı sağladıklarını ifade eden Lütem, ancak 1873-1878 yılları arasında Osmanlı-Rus savaşı sırasında çoğu Ermeni'nin Rus birliklerine yardım ettiğini anlattı. Lütem, Osmanlı devletinin bunun üzerine tehcir kararı aldığını, Ermenilerin ise dünyaya bunu bir soykırım gibi göstermek için çeşitli senaryolar düşündüklerini ve sonuçta Yahudilere yönelik katılmaları örnek aldıklarını kaydetti.Ermenilerin tehcir sırasında geride bıraktıkları mal varlıklarının muhafaza edilmesi için önemli tüzük ve genelgelerin bile bulunduğuna dikkati çeken Lütem, bu genelgelere itaat etmeyen 1397 Osmanlı görevlisinin de mahkemeye sevk edildiğini, bunlar arasında idam edilenlerin bile bulunduğunu söyledi.

13 Aralık 2005-Yenişafak

"Patrikhane, `şarapnel´ isminden rahatsız oldu."


İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi AKP Grup Başkanvekili Hüseyin Evliyaoğlu, Kumkapı'daki Surp Astvadzadzin Ermeni Patrikhanesi Kilisesi'nin önünden geçen "Şarapnel Sokak"ın isminin değiştirilmesi için teklif sundu. Evliyaoğlu, Patrikhane'nin, Nişanca'daki "Şarapnel Sokak"ın isminden "savaşı" çağrıştırdığı gerekçesiyle rahatsızlık duyduğunu vurguladı.

Patrikhane kilisesi yetkililerinin, bu konudaki rahatsızlığını dile getiren Evliyaoğlu, sokağa "şarapnel" ismi yerine, barış ve sevgiyi çağrıştıran bir ismin konulmasının istendiğini ifade etti. Dün toplanan Belediye Meclisi gündeminde konuyla ilgili sözlü önerge veren Evliyaoğlu, "ismin değiştirilmesi" için teklifte bulundu. Belediye Meclisi'nin aralık ayı gündemine alınan teklif, Harita Komisyonu'na havale edildi.

13 Aralık 2005 -Milliyet

 

Türk Liderler Biraraya Gelemiyor

Türk Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, son zirvelerini 2001’de yapan Türk dili konuşulan ülkelerin liderlerini bir araya getirmek için çalışmalarını hızlandırdı.Özbekistan, Türkmenistan, Azerbaycan ve Kazakistan’a, “Türk Dili Konuşan Ülkeler Zirvesi”nin 2006 yılının ilk altı ayında Türkiye’de yapılması önerildi. Geçen sene sohbahar aylarında yapılması planlanan zirve, bazı Orta Asya ülkelerinin yeni bir tarih belirlenmesi talebi üzerine gerçekleştirilememişti. Belirli bir gündem olmadan toplanan zirveler, daha çok söz konusu ülkeler arasındaki tarihî geçmiş ve yakınlığın gösterilmesi açısından bir fırsat olarak görülüyor.
     
     Türkiye, Kazakistan, Özkebistan, Azerbaycan ve Türkmenistan temsilcileri son olarak, 2001’in Nisan ayında İstanbul’da bir araya gelmişti. Bir sonraki toplantı ise Antalya’da yapılacaktı. Ancak, belirlenen tarihte toplantı gerçekleşemedi. Orta Asya ülke liderlerinin talebi üzerine toplantı ileri bir tarihe ertelendi; ancak o tarih üzerinde de bir uzlaşma sağlanamadı. Orta Asya Türk cumhuriyetlerinin liderlerini buluşturmak için yeniden harekete geçen Ankara, 2006’nın ilk yarısını taraflara öneri olarak sundu. Nisan ayında Kırgızistan’da, geçtiğimiz günlerde Azerbaycan’da yapılan seçimler, zirvenin 2005’te yapılabilmesi ihtimalini ortadan kaldırmıştı. Kazakistan da bu hafta sonu sandık başına gidiyor.
     
     Zirvenin bir süredir yapılamaması, Türkiye’nin Orta Asya ülkeleri ile ilişkilerinin gelişiminde bir engel olarak görülmüyor. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün bölge ülkeleri ile ilişkilerin geliştirilmesi yönündeki talimatına dikkat çeken kaynaklar, ülkelerle ticaretin geliştiğini aktarıyor. Merkezi Ankara’da bulunan TÜRKSOY’un (Türk Kültür ve Sanatları Ortak Yönetimi) faaliyetlerine devam ettiği, Türk dili konuşulan ülkelerin eğitim ve kültür bakanlarının da sık sık bir araya geldiği belirtiliyor.

03 Aralık 2005-İnternethaber

Yunanistan Türkiye'yi Anlamak İstemiyor


Yunanistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Yorgo Kumuçakos, ''Türkiye'nin, İstanbul Fener Rum Patrikhanesi'nin ekümenik statüsünü kabul etmemesinin anlaşılır olmadığını'' öne sürdü.Patrik Bartolomeos'un bir Türk gazetesinde yayımlanan demeciyle ilgili olarak gazetecilerin sorularını yanıtlayan Kumuçakos, İstanbul Patrikhanesi'nin tüm Ortodoks kiliseleri ile Protestan kiliseleri ve Vatikan tarafından ''Ortodoks hiyerarşisinin başı'' olarak kabul edildiğini belirtti. Kumuçakos, ''Patrikhanenin ekümenikliğini sadece diğer kiliseler değil, uluslararası toplum ile AB ve ABD de kabul etmektedir'' dedi.

ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Nicholas Burns'un Yunanistan'ın Washington Büyükelçisi Aleksandros Mallias'a gönderdiği bir mektupta bu konuya değindiğini de açıklayan Kumuçakos, Burns'un mesajında Patrik Bartolomeos'tan ''dinler arası diyalog ve tolerans anlayışının yaygınlaşması için önderlik yapan uluslararası çapta dini lider'' olarak söz ettiğini söyledi.

Kumuçakos, Burns'un mesajında, Heybeliada Ruhban okulunun açılması konusuna da değindiğini belirterek, ''Burns, bu mektubunda, ABD'nin Heybeliada okulunun yeniden faaliyete geçirilmesi ve Ekümenik Patrikhane ile ilgili kısıtlamalar konusundaki kaygılarını Türk tarafına sürekli olarak aktardığını kaydetmektedir. Amerikalı yetkili, bunun yanı sıra bu konuların dünyadaki din özgürlüğüyle ilgili olarak 2005 yılının kasım ayında açıklanan ABD Dışişleri Bakanlığı raporlarında önemli şekilde yer aldığını vurgulamaktadır'' dedi.

Yorgo Kumuçakos, Burns'un mektubunda ayrıca, 27 Ekim'de Patrikhane önünde yapılan gösteriye ilişkin olarak, ''ABD'nin Patrikhane ile olan yakın ilişkilerini sürdürerek Türk hükümetini Patrikhane'nin konumunu ve güvenliğini koruması için cesaretlendirmeye devam edeceğini kaydettiğini'' belirtti.

03 Aralık 2005-Anadolu Ajansı

İzmir'de 5 Bin Yıllık Mezar Bulundu

İzmir'in eski yerleşim alanlarından biri olan Yeşilova Höyüğü'nde yapılan kazılar kentin tarihini 8 bin yıl ve daha ötesine taşırken, 5 bin yıl öncesine ait bir de mezarlık bulundu
Yöredeki kazı çalışmalarının devam ettiğini açıklayan Ege Üniversitesi (EÜ) Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Protohistorya ve Önasya Arkeolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Zafer Derin, ''Yaptığımız kazılarda bölgede küp şeklinde mezar alanı ve bir mezar ortaya çıkarıldı.

Mezarın içinde o dönemin dinsel inanışlarıyla orantılı olarak 2 tane sıvı kap ve tunç balta bulundu. İnsanlar o tarihte öbür dünyada yaşayacakları düşüncesiyle yanlarında içleri yiyecek dolu olan kaplarla birlikte gömülüyordu. Küp içerisine aynen ana rahminde olduğu gibi cenin pozisyonunda ve mezarın ağız kısmı doğuya bakacak şekilde gömülüyordu. Buluntular İzmir'in içinde 5 bin yıllık bir mezarlığın varlığını ortaya koymaktadır. Mezar alanı yaklaşık 1 kilometre yakınındaki yerleşim yerine aittir'' dedi.

Yrd. Doç. Dr. Derin, ''Yeşilova Höyüğü kazıları İzmir Arkeoloji Müzesi ve Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü ortak projesi olarak yürütülüyor. Yapılan kazılar neticesinde İzmir kent tarihinin kent içindeki Yeşilova yerleşimiyle birlikte 3 bin yıl daha eskiye, günümüzden 8 bin yıl öncesine gittiğini ortaya koymuştur. Yeşilova Höyüğü'nün bulunduğu yer İzmir 1 No'lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun kararıyla 1. derece arkeolojik sit ilan edilmiştir'' diye konuştu.

02 Aralık 2005-sesonline.net

Papa Fener'e Gelmek İstiyor

Papa 16. Benediktus'un, "mümkün olan en kısa sürede" Fener Rum Patrikhanesi'ni ziyaret edebilme arzusunda olduğu duyuruldu. Patrikhane'nin dün düzenlediği Aziz Andreas Yortusu kutlamalarında Vatikan'ı temsil eden heyet aracılığıyla Papa 16. Benediktus'un Patrik Bartholomeos'a sunduğu mesajı basına açıklayan Vatikan yetkilileri, "Papa, Aziz Andreas Yortusu kutlamaları sırasında bizzat İstanbul'da olmaya niyetlenmişti. Halen de Ortodoksluğun ilk mekânına yapacağı seyahati en kısa sürede gerçekleştirmeyi arzulamaktadır" dediler.

01 Aralık 2005 -Milliyet


Gül: Sadece Fransa Ermeni iddialarına imza attı

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Fransa hariç hiçbir AB ülkesi hükümetinin, sözde soykırımı tanıyan bir karara, beyana, bildiriye veya açıklamaya imza attığına tanık olunmadığını bildirdi.
Gül, Ermeni soykırımı iddialarına ilişkin, DYP Hatay Milletvekili Mehmet Eraslan'ın soru önergesini yanıtlarken, uluslararası ilişkilerin doğası ve muhatap olunan devletlerin iç politika zeminlerinin hareketliliği sebebiyle AB ülkeleri ile Türkiye arasında, bazı konularda sorun yaşanmasının kaçınılmaz olabildiğini kaydetti.
Bazı AB ülkelerinin ulusal parlamento veya belediye meclisleri ile kurumlarında, sözde Ermeni soykırımına ilişkin çeşitli kararlar çıktığını, bildiri ya da rapor yayınlandığını bildiren Gül, bugüne kadar Kıbrıs Rum Yönetimi, Yunanistan, Belçika, Fransa, İtalya, İsveç, Slovakya, Hollanda, Polonya ve Almanya ile Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nin, bu kabil kararlar aldıklarını belirtti.
''Sözde soykırım konusunda bazı AB ülkeleri parlamentolarında alınan kararların, tamamen yasama organı faaliyeti niteliğinde olup; yürütme organı, diğer bir ifadeyle hükümet faaliyeti olarak görülemeyeceğini'' bildiren Gül, şöyle devam etti:
''Nitekim, tüm AB ülkeleri arasında kısmen Fransa hariç, hiçbir AB ülkesi hükümetinin, sözde soykırımı tanıyan bir karara, beyana, bildiriye veya açıklamaya imza attığına tanık olunmamıştır. Tamamen siyasi mahiyetteki bu kararların hiçbirinin yasa hükmü olmadığı gibi herhangi bir hukuki bağlayıcılıkları da bulunmamaktadır.''

FAALİYETLER
Ermeni iddialarına ilişkin, Türkiye'nin görüşlerinin, AB'li muhataplarına çeşitli vesilelerle her düzeyde iletildiğini belirten Gül, bu iddiaların geçersizliğini tarihi belge ve bilgilere dayanarak kanıtlayan yayınların, dış temsilcilikler aracılığıyla siyasi karar mercilerine, parlamento üyeleri, akademisyen ve gazetecilere, üniversitelere, kütüphanelere ve diğer ilgili kişi ve kurumlara iletildiğini kaydetti.

TÜRK DÜŞMANLIĞI YARATTIĞI...
Ermeni faaliyetlerinin yoğun olduğu ülkelerde seminer ve konferanslar düzenlendiğini belirten Gül, şöyle devam etti:
''Muhataplarımıza, bu kabil kararların toplumda Türk düşmanlığı yarattığı, Avrupa'da yaşayan milyonlarca Türk'ün entegrasyonuna zarar verdiği, Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin olumlu yönde geliştirilmesini engelleyici ortam yarattığı ve arşivlerimizin açık olduğu; konunun tarihçilere bırakılması gerektiği izah edilmektedir.''

''ÇABA SARFEDİLİYOR''
Türkiye'nin, tarihin tartışmalı dönemlerine ilişkin hükümlerin, ancak tarihçiler tarafından verilebileceği görüşünde olduğunu belirten Gül, konuyu Türk ve Ermeni tarihçilerinden oluşacak bir grubun araştırmasına ilişkin bildiri yayınlandığını anımsattı.
 
20 Kasım 2005 - Milliyet