Türkiye'ye akıl dışı Kıbrıs suçlaması !!! Akıl almaz kin fırtınası devam ediyor... Kıbrıs'ta İngilizce yayınlanan Cyprus Mail gazetesi, Türkiye hakkında akıl dışı bir iddiaya yer verdi. Gazete, "Türk ordusunun, Rumları biyo-kimyasal deneylerde kobay olarak kullandığını" ileri sürdü. Haberin dayandırıldığı, Amerikan Uluslararası Stratejik Çalışmalar Derneği'nin raporunda, "Kıbrıs'ın işgalinde kaybolan Kıbrıslı Rumların ve Yunan askerlerinin Türk ordusu tarafından esir alındığını gösteren birçok kaynak var. Kaynaklar, bu esirlerin Türk ordusunun gizli biyo-kimyasal laboratuvarlarda kobay olarak kullanıldığını belirtiyor." deniliyor. Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas, iddiayı "şoke edici" olarak nitelerken Türk Dışişleri Bakanlığı'ndan bir yetkili ise, "Palavra bunlar, nefret kusuyorlar." dedi. Süleyman Kurt, Ankara
26.10.2006
>>>TÜM
HABERLER >>> SELANİK'TEKİ SÖZDE PONTUS SOYKIRIMI
ANITINA BİR YENİSİ DAHA EKLENDİ...
Yunanistan’ın Selanik kentinde
bu ay başında kent belediyesi tarafından açılan ‘Sözde Pontus Rum Soykırım
Anıtı’na bir yenisi daha eklendi,Şehirdeki Kordelyu Belediyesi, önceki gün
Elefteriyu Kordelyu Meydanı’na kucağında çocuk bulunan bronz bir kadın
heykelinden oluşan “anıtın” açılışını yaptı.
Açılış törenine Kordelyu Belediye Başkanı Stathis Lafazanidis, ile birlikte bazı
bakanlar ve milletvekilleri katıldı. Selanik’te 7 Mayıs’ta da kent merkezindeki
Ayasofya Meydanı’na bir ‘sözde Pontus Rum soykırımı’ anıtı dikilmişti.
Yunanistan Parlamentosu, 1994 yılında aldığı bir kararla 19 Mayıs’ı “Sözde
soykırımını anma” günü ilan etmişti. Atina’ da bu yıl gerçekleştirilen
“soykırımı” anma yürüyüşlerinde ise Türk bayrakları yakılmıştı. Anıtın
dikilmesinin ardından Selanik ve İzmir'in kardeş şehir ilan edilmesine yönelik
çalışmalar da askıya alınmıştı.
31.05.2006
YALANLARIN İFTİRALARIN ARDI ARKASI
KESİLMİYOR
İçeride-dışarıda KUMPAS: Şimdi de Pontus Yalanı
Selanik Belediye Başkanı Vassilios Papayorgopulos, Büyük Önder Mustafa Kemal
Atatürk’ün doğduğu evin yanına, 7 metre uzunluğunda ‘Pontus Helenizmi Soykırım
Anıtı’ dikti.
Yunanistan, Türkiye’ye
beslediği düşmanlığı her fırsatta kusuyor. Son olarak ‘Pontus Soykırımı’
yalanını icat eden Selanik Belediye Başkanı Vassilios Papayorgopulos, Büyük
Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün doğduğu evin yanına, 7 metre uzunluğunda
‘Pontus Helenizmi Soykırım Anıtı’ dikti.Bergama’daki şer ayine, AKP İlçe
Başkanı kucak açtı.Fener papazının 8 Mayıs’ta Aziz Yuhanna anısına ayin yapma
isteğine Bergama halkı büyük tepki gösterirken, AKP İlçe Başkanı, Başkan Ürper
“Fener Rum Patriğini ilçemizde ağırlamaktan onur duyarız” dedi.
Bartholomeos’un Aziz Yuhanna anısına Bergama’da yapacağı
ayin ilçeyi karıştırdı. Vatandaşların karşı çıktığı rezalete iktidar partisi
sıcak bakıyor
Fener Rum Patriği Bartholomeos’un 8 Mayıs’ta Aziz
Yuhanna anısına Bergama’daki kilisede yapacağı ayin bölge halkı tarafından
tepkiyle karşılandı. Siyasi partilerin Bergama ilçe başkanlarının,
Bartholomeos’un katılacağı ayinin ‘Ekümeniklik şov’una dönüşeceğini belirterek
karşı çıkmasına rağmen AKP destek verdi.
02.05.2006-yeniçağ
Ermeniler Net'i kullanıyor...!
Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdullah Gül, soykırım iddialarına karşı tarihi gerçeklerin dünya
kamuoyuna duyurulması amacıyla, internet üzerinden bilgilendirme çalışması
yapıldığını bildirdi. Gül, Anavatan Partisi Malatya Milletvekili Miraç
Akdoğan'ın soru önergesini yanıtlarken, bugüne kadar toplam 18 parlamentoda,
sözde Ermeni soykırımını destekler mahiyette karar alındığını anımsattı.
Bu ülkelere karşı ilk reaksiyonun verildiğini kaydeden Gül, söz konusu
ülkelerin büyükelçilerinin Bakanlığa davet edilerek, tepkilerin dile
getirildiğini bildirdi. Söz konusu ülkelerle ikili ilişkilerin gözden
geçirildiğine de dikkati çeken Gül, bazı üst düzey ziyaretlerin iptal
edildiğini; çeşitli konularda yapılması planlanan muhtelif ortak faaliyetlerin
askıya alındığını ifade etti.
Abdullah Gül, parlamentolarında Ermeni soykırımı iddialarını destekler
kararlar alan ülkelerin, tarih boyunca yaptıkları insan haklarına aykırı ya da
insanlık dışı uygulamalara ilişkin bazı çalışmalar yapıldığının bilindiğini ve
bu tür yayınların takip edildiğini bildirdi.
Asılsız soykırım iddialarıyla mücadele edilmesi ve tarihi gerçeklerin ülke ve
dünya kamuoyuna duyurulması amacıyla Bakanlığımız aracılığıyla internet
üzerinden giderek yaygınlaşan bir bilgilendirme çalışması yapılmaktadır.
Ermeni tezlerini savunan, başta İngilizce olmak üzere Fransızca, Almanca,
İtalyanca ve İspanyolca, yaklaşık 450 bin web sitesi bulunmaktadır. Ancak bu
sitelerin hepsi aynı derecede faal olmayıp, en fazla ziyaret edilen siteler,
bu rakamın çok altındadır.''
09.04.2006 -AA
Fransa, sözde
soykırımı ‘bağırsak kitabı’na da soktu...!
Sözde Ermeni soykırımı iddiaları, Fransa’da tıp kitaplarına da girdi. Fransız
tıp fakültelerinde okutulan bazı kitapların telif haklarının, sözde soykırımı
savunan Ermeni lobisine ait olduğu ortaya çıktı. Fakültelerde
zorunlu olarak satılan Axel Balian isimli yazarın tüm kitaplarının önsözünde
soykırım iddialarından bahsediliyor. Kitapta ayrıca, Avrupa Birliği’nin Türkiye
ile müzakerelere başlaması eleştiriliyor. 7 kitabı bulunan Ermeni asıllı
Balian’ın kitaplarından elde edilen gelirin tümü, Ermeni derneklerine
aktarılıyor. Özellikle tıp bölümlerinde okuyan Türk öğrenciler, kendi
paralarının Ermeni lobisine aktarılmasından rahatsız olduklarını vurguluyor.
2001 yılında
sözde Ermeni soykırımını resmen tanıyan Fransa’da, siyasetçi ve tarihçilerin
ardından tıpçılar da ‘soykırım’ tartışmalarına katıldı. Balian’ın mide-bağırsak
uzmanlığı için okutulan “Hepato-Gastro-Enterologie” isimli kitabında, Ankara ile
tam üyelik müzakerelerine başlayan Avrupa Birliği ülkeleri eleştiriliyor.
Önsözde şu ifadeler dikkat çekiyor: “Bu kitabın satışından elde edilen gelirler
1915’te gerçekleşen Ermeni ‘soykırımı’nı hatırlatmaya çalışan derneklere
aktarılacaktır. Yollarda ve kamplarda hayatını kaybeden 1 milyon 500 bin
Ermeni’yi artık çok az kişi hatırlıyor. Özellikle inkârcı bir ülkeyi Avrupa
Birliği’ne üye yapmaya hazır görünenlerin hatırlaması dileğiyle.” Ermeni asıllı
doktorun aynı uzmanlık alanında 7 kitabı bulunuyor. Kitapların tümünde Ermeni
‘soykırımı’ndan bahsedilirken, kitapların telif haklarının Ermeni derneklerine
aktarıldığı kaydediliyor. Tıp fakültelerinde bu kitapları mecburi olarak satın
alan Türk öğrenciler ise paralarının ‘soykırım’ derneklerine aktarılmasından
rahatsız. Strasbourg Louis Pasteur Üniversitesi 1. sınıf öğrencisi Fatih Akın,
“Sınıfımızı geçmek için bu kitabı almak zorundayız. Ancak, paramızın sözde
soykırımın tanınması için uğraşan derneklere gitmesi bizi çok rahatsız ediyor.”
şeklinde konuştu. Akın, bir tıp kitabının önsözünde böylesine siyasi bir konunun
yer almasının da şaşırtıcı olduğunu belirtti.
500 bine yakın
Ermeni göçmeninin yaşadığı Fransa, 2001 yılında sözde soykırımı tanıyan bir yasa
çıkarmıştı. Avrupa’nın en yoğun Ermeni nüfusunu barındıran ülke olan Fransa’da
Ermeniler, ülke siyasetinde oldukça etkin. Ülkede her sene sözde soykırımı anma
tarihi olan 24 Nisan’da tansiyon yükselirken Fransa’daki 450 bin Türk vatandaşı,
‘soykırım’ tartışmalarından olumsuz etkileniyor. Son olarak, Fransa’nın Lyon
şehrinde yaşayan Türkler, şehirde yeni ‘soykırım’ anıtı dikilmesini protesto
amacıyla geçtiğimiz hafta bir gösteri düzenlemişti. Bazı Ermenilerin Türk
göstericilere sataşması üzerine olaylar çıkmış, Lyon Valiliği ‘soykırım’ı inkar
eden gösterilere bir daha izin verilmeyeceğini açıklamıştı.
Ermeni
Diasporası, Tehcir Kanunu’nun uygulamaya konulmasıyla 1915-1916 yılları arasında
hayatını kaybeden Ermeni sayısının 1,5 milyon olduğunu savunuyor. Ermeni
soykırımı iddiaları bugüne kadar 15 ülkenin ulusal meclisleri tarafından
tanındı.
27.03.2006
Türkiye-Ermenistan
sınırı Google haritasında kayboldu...!
Bu
ne Küstahlık!!!
En çok kullanılan
internet arama motorlarından Google, dünya haritasında Türkiye ile Ermenistan
arasındaki sınıra yer vermedi.
Uydu
görüntüleriyle oluşturulan ‘Google Earth’ programındaki dünya haritasında,
Türkiye ile Ermenistan arasındaki sınır çizgisinin bir kısmı bulunmuyor.
Sınırların sarı çizgilerle belirtildiği haritada Kars ilinin Ermenistan sınırını
oluşturan Arpaçay Nehri bölümünde herhangi bir işarete rastlanmadığı gibi, yarım
bırakılan sınırın Çıldır Gölü’ne yani Türkiye içlerine doğru uzanması da dikkat
çekiyor. Sınırın Iğdır bölümünün Ermenistan’ın başkenti Erivan’a yakın kısmında
da kısa bir açıklık mevcut. Haritada, diğer ülkelerin sınırlarının karasularla
belirlendiği alanların sarı sınır çizgisi ile üzerinden geçildiği görülüyor. Bu
durum, sınırdaki açıklığın Arpaçay Nehri nedeniyle çizilmemiş olma ihtimalini
ortadan kaldırıyor. Ermenistan’ın, Türkiye toprakları konusunda bazı iddialarını
halen muhafaza ettiği biliniyor.
Konuya ilişkin
Zaman’a açıklama yapan Google şirketi ise Google Earth’teki bazı bilgilerin
eksik ve yanlış olduğunu kabul etti. Şirket, haritadaki görsel bilgilerin üçüncü
taraflarca sağlandığını ve Google’ın herhangi bir siyasi veya dini görüşü
yansıtmak için sonradan değişiklik yapmadığını bildirdi. Şirket, bilgi
eksikliklerin giderilmesi ve yanlışlıkların düzeltilmesi için çalıştıklarını da
kaydetti. Uydu çekimleri nedeniyle büyük şehirlerdeki sokaklara kadar görme
imkanı verdiği için büyük ilgi toplayan harita, ‘http://earth.google.com’
adresli siteden indirilen program yardımıyla görülebiliyor. Haritanın altında
telif hakkı sahibi olarak ‘MDA Earth Sat’, ‘National Geographic Society’ ve
‘Google’ imzaları yer alıyor
19.03.2006
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Türk
Bayrağına Büyük Küstahlık !
Soykırımı savunan kitap büyük gerginlik yarattı...!
Ermeni konferansında sergilenen bir
kitabın kapağında Türk Bayrağı'nın hançer şeklinde çizilmesi ve çocukları
öldürürken resmedilmesi tepki topladı.
Türk Ermeni İlişkilerinde Yeni Yaklaşımlar" Konferansı tartışmalı başladı.
Sempozyumun davetlisi olarak Türkiye'ye gelen Ermeni yayıncı Ara Sarafian'ın
salonun girişinde açtığı ve aralarında Mavi Kitap gibi Ermeni soykırımını
savunan 30 kitabın bulunduğu stant küçük çapta gerginlik yaşanmasına neden oldu.
Bir kitabın kapağında Türk Bayrağı'nın hançer şeklinde gösterilip çocukları
öldürürken resmedilmesine Türk Solu Dergisi Genel Yayın Yönetmeni- İktisat
Fakültesi Araştırma Görevlisi Ali Emin Özsoy tepki gösterdi. Türk Bayrağı'na
hakaret edildiğini söyleyen Özsoy kitabın kaldırılmasını istedi. Sarafian, kapak
resminin bir gösterideki pankarttan alındığını söylese de Ali Emin Özsoy, "Kimse
Türk bayrağına hakaret edemez, böyle bir şeye izin vermem" deyince gerginlik
tırmandı. Bunun üzerine Sarafian kitabın kılıfını çıkararak çantasına koydu.
Ancak bu kez de stantta yer alan "Türklerin Şeytanla Yaptığı İttifakı" isimli
İngilizce kitap tartışma konusu oldu. Özsoy, "Bu kitabın adı Türkleri aşağılıyor
ve şeytan gibi gösteriliyor" dedi. Tartışma esnasında Ara Sarafian'ın ismini not
etmesine ise Özsoy "Hangi memleketin ajanısın? CIA ajanı mısın? Ben de Atatürkçü
bir gencim. Kendimi tanıtayım" diyerek karşılık verdi. Ara Sarafian tepkiyi
soğukkanlılıkla karşıladığını söyledi, "Ermeni katliamını savunan kitaplar
Türkiye'ye ilk kez geliyor, böyle bir şey olabileceğini bekliyordum" dedi.
16.03.2006-vatan
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Lyon’da ‘soykırım’ anıtı için
protesto yürüyüşü
Fransa'nın Lyon
kentinde iki yıldır siyasi tartışma konusu haline gelen sözde Ermeni soykırımı
anıtının yapımına başlandı.

UNESCO tarafından
Dünya Mirası Listesi'ne alınan Lyon'un tarihî merkezinde inşa edilen anıtın
yapımına, tarihî dokuyu bozacağı gerekçesiyle karşı çıkan Lyon dernekleri de
engel olamadı. Dernekler, kararı durdurmak için mahkemeye başvurdu. Paris'ten
sonra Lyon'a da sözde soykırım anıtı dikilmesine karşı çıkan Türk vatandaşları
ise anıtı ve Lyon Belediyesi'ni protesto için yürüyecek. Rhone-Alpes Bölgesi
Türk Kültür Dernekleri Konseyi, belediye nezdindeki girişimlerinden sonuç
alamadı. Belediyenin, anıtın bütün soykırımlar için yapıldığını söyleyerek
kendilerini geçiştirdiğini belirten konsey yetkilisi Savaş Dumlu, dikilen anıtın
sözde soykırım anıtı olduğunu fotoğraflarla göstermelerine rağmen cevap
alamadıklarını söyledi. Bunun üzerine valilikten gösteri izni aldıklarını
belirten Dumlu, Lyon ve çevresindeki Türklerin 18 Mart'ta yürüyüş yapacaklarını
duyurdu. 2001’de de UNESCO korumasındaki bölgeye Komitas soykırım anıtı diken
Fransızlar, Türkiye'nin yıllardır uğraşmasına rağmen Paris'te Atatürk anıtı
dikecek uygun yer bulamadı.
08.03.2006
‘Ermeni
Soykırımı’ belgeselini yayından kaldırma kampanyası...!

Ermeni mezalimine
maruz kalanların yakınları, 17 Nisan 2006’da ABD’de bir televizyonda
yayınlanacak ‘Ermeni Soykırımı’ adlı programı engellemek için karşı atağa
kalktı.
Erzurum’da 1.
Dünya Harbi’nde Ermeni Çetecilerin Katliamına Uğramış Mağdurlar Derneği, söz
konusu program öncesinde e-mail kampanyası başlattı. Dernek Başkanı ve Atatürk
Üniversitesi Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Savaş Eğilmez, programın formatını
değiştirmek amacında olduklarını, gönderilecek 20 binin üzerindeki e-mail ile
bunu başarabileceklerini söyledi. Eğilmez, “ABD’de Public Broadcasting Service (PBC)
adlı program, 17 Nisan’da ‘The Armenian Genocide’ (Ermeni Soykırımı) isimli bir
yayın hazırlığında. Bu noktada bizim isteğimiz programda, ‘Armenian Revolt’
(Ermeni İsyanı) isimli belgesel filmin de yayınlanmasıdır. Programın yayın
ilkelerine göre söz konusu yayın öncesi 20 binin üzerinde e-mail gönderilmesi,
programın formatının değişmesine yol açıyor.” dedi. Eğilmez,
"pbspanel@csbinfo.com"
ve
"cjohnson@pbs.org"adreslerine
e-mail gönderileceğini ifade etti
01.03.2006
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
BULGARİSTAN'DA ERMENİ
SOYKIRIM TASARISI
Bulgaristan'da ırkçı ve aşırı milliyetçi görüşleriyle tanınan ATAKA partisi,
sözde Ermeni soykırımın Bulgaristan tarafından tanınmasını öngören bir karar
tasarısı hazırladı.

''Osmanlı İmparatorluğu'nun 1915-1922 arasında Ermenilere karşı uyguladığı
soykırımın tanınması'' başlığı ile hazırlanan ve ATAKA Genel Başkanı Volen
Siderov ile birlikte 12 milletvekilinin imzaladığı karar tasarısı, Parlamento
başkan vekillerinden Luben Kornezov tarafından görüşülmek üzere iki komisyona
birden gönderildi.
''İnsan Hakları ve Diyanet Komisyonu'' ile ''Dış İlişkiler Komisyonu''na
gönderilen tasarının metninde, Osmanlı İmparatorluğu'nun 1915-1922 döneminde
Ermenilere karşı soykırım uyguladığı iddia edilerek, ''Birleşmiş Milletlerin
belgelerinden gelen sorumluluğa dayanarak Bulgaristan parlamentosu Osmanlı
İmparatorluğu dönemindeki Ermeni soykırımını resmen tanımakta ve 24 Nisan
tarihini soykırım kurbanlarını anma günü olarak kabul etmektedir'' deniliyor.
GEREKÇELER
ATAKA milletvekilleri Volen Siderov, Stanislav Stanilov, Pavel Çernev, Georgi
Georgiev, Peter Beron, İlia İliev, Pavel Şopov, Borislav Noev, Desislav Çukolov,
Stela Bankova, Georgi Dimitrov ve Mitko Dimitrov'un imzalarını taşıyan karar
tasarısının ''gerekçe'' bölümünde ise 2. Dünya Savaşı sırasında Adolf Hitler'in
Yahudilere karşı uyguladığı soykırımı, Osmanlı İmparatorluğu'nun Ermenilere
karşı uyguladığı sözde soykırım girişiminden esinlenerek gerçekleştirdiği iddia
ediliyor.
Karar tasarısının gerekçesinde ayrıca Osmanlı İmparatorluğu'nun Bulgarlara da
soykırım uyguladığı öne sürülerek, ''Bu yüzden Ermenilere karşı girişilen
soykırım uygulaması bizim tarihsel değerlerimize göre çok daha büyük anlam ifade
etmektedir. Uluslararası durumu da göz önünde bulundurursak, Bulgaristan aslında
Ermeni soykırımını tanımakta çok geç bile kalmıştır'' görüşü savunuluyor.
Bulgaristan parlamentosu İnsan hakları ve Diyanet Komisyonu ile Dışilişkiler
Komisyonu'nda görüşülmek üzere sırada bekleyen tasarının her iki komisyonda da
ne zaman ele alınacağı belli değil.
Karar tasarısı eğer gündeme alınıp komisyonlarda kabul edilirse parlamento genel
kuruluna sunularak oylanacak.
Tasarının parlamento başkanlığına 17.01.2006 tarihinde, yani Bulgaristan
Başbakanı Sergey Stanişev'in Türkiye'ye resmi ziyaret için gittiği gün verilmiş
olması da dikkat çekiyor.
'SİYASETÇİLERİN DEĞİL TARİHÇİLERİN İŞİ'
Bulgaristan'da üyelerinin çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu ve iktidardaki
koalisyon hükümetinin de ortağı olan Hak ve Özgürlükler Hareketi (HÖH-DPS)
milletvekillerinden Remzi Osman, sözde Ermeni soykırımı tasarısının parlamentoya
intikal etmesinin hem tarihi gerçeklere hem de Bulgaristan'ın milli çıkarlarına
aykırı olduğunu söyledi.
Remzi Osman, A.A muhabirine yaptığı açıklamada, sözde Ermeni soykırımı
meselesinin siyasetçilerin değil tarihçilerin işi olduğunu belirterek, ''Bu
gerçek ışığında Bulgaristan parlamentosunun böyle bir tasarıyı gündemine alması
dahi kabul edilemez'' dedi.
ATAKA partisinin provokasyona yönelik radikal tutumunun herkes tarafından
bilindiğini ifade eden Osman, ''Biz bu partinin provokasyonlarına alet
olmayacağız. Sözde Ermeni soykırımı tasarısına karşı kesin tavrımızı ortaya
koyacağız. Bu tasarının genel kurula gelmeden daha komisyonlarda reddedilmesi
için ne gerekiyorsa yapacağız'' diye konuştu.
24.02.2006-milliyet
>>>TÜM
HABERLER >>>
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Ayasofya´dan
Çalınanlar Louvre´dan İstenecek!
Ayasofya
Müzesi'nde, 'taklitleriyle gerçeği değiştirilerek' yapılan çini hırsızlığının
boyutları sanılandan da büyük çıktı. Kültür ve Turizm Bakanlığı, eserleri Louvre
Müzesi'nden geri almak için bir dosya hazırladı

Ayasofya Müzesi'nde taklitleriyle gerçeği değiştirilerek yapılan çini
hırsızlığının boyutlarının çok büyük olduğu anlaşıldı.
Müzenin içinde, 2. Selim Türbesi'nde bulunması gereken pek çok çininin Louvre
Müzesi'nde olduğu biliniyordu. Ancak yapılan son araştırmalar, 3. Murat Türbesi
ve Sultan 1. Mahmut Kütüphanesi'nden de çok sayıda çini çalındığı belirlendi. Bu
arada Louvre Müzesi'nden geri istenecek olan çinilerle ilgili deliller toplandı.
Kültür ve Turizm Bakanlığı da, Louvre Müzesi'nde sergilenen eserlerin geri
istenmesi için hazırladığı dosyayı Dışişleri Bakanlığı'na gönderdi.
Restorasyon yaparken çalmış
Her şey, Milliyet gazetesinin, Ayasofya Müzesi'nde yer alan 2. Selim
Türbesi'ndeki 16. yüzyıl tarihli çini panonun Louvre Müzesi'nde sergilendiği
haberiyle başladı. Müze Müdürü Jale Dedeoğlu bu haber üzerine bir araştırma
başlattı. Çinilerle ilgili tüm ilgili kurumları tek tek arayan ve arşivlerde
araştırma yaptıran Dedeoğlu ilginç bilgilere ulaştı.
Bu bilgilere göre, 1895'te İstanbul'da diş doktorluğu yapan ve aynı zamanda
restoratör ve koleksiyoncu olan Fransız Albert Sorlin Dorigny, dönemin Evkafı
Hümayun Nezareti'ne (İnşaat ve Tamirat Genel Müdürlüğü) müracaat edip
restorasyonlar için izin istedi. Para karşılığında da bu restorasyonları
gerçekleştirdi. Ancak Dorigny, Fransa'dan getirttiği taklit çinilerle gerçekleri
bir gecede değiştirdi. Fransa'ya kaçırılan çinilerin bir kısmı Louvre Müzesi'ne
satıldı.
Çiniler 'yağmalanmış'
Dedeoğlu'nun yaptırdığı araştırma sırasında büyük bir talan daha ortaya
çıkarıldı. Sadece 2. Selim Türbesi'nde değil, Ayasofya'daki 3. Murat Türbesi ve
Sultan 1. Mahmut Kütüphanesi'nde de çok sayıda çininin taklitleriyle
değiştirildiği ortaya çıkarıldı.
Bu durum 8 Ocak 2006'da, fotoğraflı bir raporla Kültür ve Turizm Bakanlığı'na
bildirildi. Müze Müdürü Dedeoğlu, Avrupa'daki tüm müze kataloglarının taranarak
çinilerin bulunacağını söyledi.
İşte Kültür Bakanlığı'nın delilleri
Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın Louvre Müzesi'nden geri verilmelerini isteyeceği
çinilerle ilgili olarak sunulan deliller şöyle:
Ayasofya Müzesi'ndeki imitasyon çinilerin Fransa'da üretildiği kesinleşti.
Taklitlerin arka yüzünde, 19. yüzyılda Fransa'da faaliyet gösteren en büyük çini
atölyelerinden biri olan 'Choisleroi Seine'in imzası var.
Dorigny tarafından 1895 yılında türbede restorasyon yapıldığı kesin bir bilgi.
Bu tarihten sonra restorasyon amaçlı olarak türbeye girilmedi. Dorigny'ye
restorasyon için para bile verildi.
Çiniler 1922'deki Louvre katoloğunda yer aldı.
1923 ve 1925 tarihlerinde Fransa'da yayımlanan "14. ve 18. yüzyılda Anadolu ve
İstanbul Seramikleri" isimli eser ile E. Mamboury'nin İstanbul Rehberi Seyyahini
isimli eserinde çinilerin çalındığı belirtildi.
17.02.2006
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Ermenistan´la harita krizi...!
Ermenistan'daki altın madenlerinin haritalandırma çalışmasında uydu fotoğrafları
çekiminin bir Türk firmasına verilmesi, ülkede 'ulusal güvenlik' tartışmalarına
yol açtı .
Ermenistan'daki altın madenlerinin haritasının çıkarılması çalışmalarında bir
Türk şirketinin yer alması ülkede 'ulusal güvenlik' tartışması yarattı.
İktidardaki üç partili koalisyonun üyesi olan Ermeni Devrimci Federasyonu (ARF),
Gerharkunik bölgesindeki Sotk madenlerinin haritalandırma çalışmaları konusunda
parlamentoya soru önergesi verdi.
ARF temsilcisi Hrayr Karapetyan, Türk şirketi Spektra - Gertek'in Azerbaycan
sınırındaki stratejik bir bölgede çalışma yapmasının Ermenistan'ın ulusal
güvenliğine yönelik büyük bir tehdit oluşturduğunu öne sürdü ve bu durumdan
kaygı duyduklarını bildirdi.
Söz konusu bölgedeki madenlerin işletilmesi için 2004 yılında açılan ihaleyi
kazanan Hint Sterling Gold şirketi, Spektra - Gertek'le anlaşmış, bu durum
yetkililer tarafından da onaylanmıştı.
Azerbeycan'a verilebilir
Haritalandırma çalışmalarından sorumlu devlet komitesi, ARF'nin başvurusu
üzerine, Türk şirketinin bölgenin sadece uydu fotoğraflarının çekiminden sorumlu
olacağını açıkladı.
Komite, Spektra - Gertek'in madenlerin yer aldığı toplam sekiz bin
kilometrekarelik alanı fotoğraflayacağını, haritalandırma çalışmalarının ise
Ermeni uzmanlar tarafından yapılacağını belirterek ulusal güvenliği tehdit eden
bir durum bulunmadığını açıkladı.
ARF temsilcisi Karapetyan bu açıklamaya karşın, Türk şirketinin bölgenin uydu
fotoğraflarını 'Ermenistan'ın düşmanı' Azerbaycan'a verebileceğini öne sürdü.
11.02.2006
Türk
Askeri Korkusu : ABD Ermenistan Elçisi JOHN EWANS TÜRK BARIŞ GÜCÜ ASKERLERİNİN
KARABAĞ GÜVENLİK KUŞAĞINA YERLEŞTİRİLMEYECEĞİNİ SÖYLEDİ...!

Dün bir basın
toplantısı düzenleyen ABD'nin Ermenistan elçisi John Ewans, barış gücü askerleri
yerleştirilmesi konusunun henüz erken olduğunu, ancak bildiği kadarıyla Güvenlik
kuşağına yerleştirilecek barış gücü askerlerinin Minsk Grubu üyesi ülkeler ve
komşu ülkeler askerlerinden oluşamıyacağını kaydetti.
İran'a yönelik
oluşan durum koşullarında, Ermenistan'ın Enerji konusundaki (Tahran-Vaşington
kopuk ilişkileri verili durumunda Ermenistan'ın İran'la işbirliği yapması) ve
Ermenistan'ın alternatif enerji kaynakları gayretini anlayışla karşıladıklarını
ifade eden elçi, Ermenistan Hükümetini İran'la yapılan ortak çalışmaların hacmi
konusunda belli sınırı geçmemeleri yönünde uyardıklarını, aksi takdirde ABD
mevzuatının gündeme gelebileceğini da söyledi. Bu ilgili mevzuata göre; İran'a
yapılan ve belli sınırı geçen Enerji alanındaki yatırımlara belli müeyyideler
uygulanmakta.
05.02.2006
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Soykırım anıtına karşı ‘İnsanlık Abidesi’ dikilecek !
Avrupa’da ve Türkiye’de yaptırılan soykırım anıtlarına karşı Kars’a

‘İnsanlık Anıtı’ dikiliyor.
Kars Kalesi’nin karşısındaki Üçler Mahallesi Tepesi üzerine inşa edilecek anıt,
30 metre yüksekliği ile Türkiye’nin en yüksek heykeli niteliğini kazanacak.
Anıt Ermenistan’dan da görülecek. İnsanlık ve barışı simgeleyen anıt,
kucaklaşan iki insan figürü arasında ilahi vicdanı simgeleyen bir gözden
oluşacak.
6 kişilik bir ekiple 5 ay önce yapımına başlanan İnsanlık Abidesi,
700 ton ağırlığında ve 30 metre yüksekliğinde olacak.
Yaklaşık 500 ton mermer ve andezit taşı kullanılarak yapılacak anıtın
heykeltıraşı
ise Mehmet Aksoy. Figürün ortasından akan kanın iki insanın kavuşmasını
engellediği anlatılıyor. Heykelin açılışı, 2006’nın ekim ayında Kars’ta
gerçekleştirilecek Kafkas Kültürleri Festivali’nde yapılacak.
Ermenilerin soykırım iddialarına cevap vermek amacıyla
Kars Belediyesi tarafından yaptırılan anıtın yapımı
dolayısıyla Merter Green Park Otel’de bir tanıtım toplantısı düzenlendi.
Toplantıya katılan heykeltıraş Mehmet Aksoy, anıtın dostluk, barış ve
kardeşliği simgeleyeceğini belirtti.
31.01.2006
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Bir " Asılsız Soykırım" iddiası daha...!

İngiliz parlamentosunda, '1915 Asur-Süryani Soykırımı;
Unutulmuş Soykırım' başlıklı bir konferans düzenlendi. Konferansa Asuri-Süryani
yazar Sabri Atman,
Mavi Kitap'ın önsöz yazarı Ermeni tarihçi Ara Sarafyan, film yapımcısı Lina
Yacubova ve
İngiliz milletvekili Stephen Pound katıldı. Atman, Türkiye'de iki milyonun
üzerinde
Süryani'nin öldürüldüğünü, bunun da dünya tarihinin ilk soykırımı olduğunu öne
sürdü.
Milletvekili Pound da, geçmişte bir Türk grubun kendisine, Atatürk'ün Ermeni bir
çocuğu
okşarken göründüğü sahte bir fotoğraf gösterdiğini de iddia etti.
29.1.2006
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Mavi Kitabın yazarından müthiş itiraf...!
Ermeni iddialarında dayanak olan kitabın yazarı, bilgilerinin sağlam olmadığını
söylemiş:
Ermeni soykırımı iddialarında Türkiye'ye karşı yürütülen faaliyetlerin başlıca
dayanağını oluşturan "Mavi Kitap"ın yazarı Arnold Toynbee'nin müthiş bir itirafı
ortaya çıktı.
Türk Tarih Kurumu Ermeni Araştırmaları Başkanı Prof. Dr. Hikmet Özdemir, "Arnold
Toynbee'nin Ermeni Sorununa Bakışı" adlı kitabında, Toynbee'nin 23 Haziran
1916'da Oxford Üniversitesi'nden Prof. Margloioth'a yazdığı mektubu yayımladı.
Özdemir mektubu "şoke edici ve müthiş itiraf" olarak değerlendirirken, Mavi
Kitap'ın "Daha doğarken ne kadar çürük olduğunun bizzat yazarı tarafından
itirafı" olduğunu dile getirdi. Toynbee'nin Margloiouth'a yazdığı mektup şöyle:
"Sayın Profesör Margoliouth; 1915'te Ermenilerin gördüğü muameleyle ilgili
belgelerden oluşan kapsamlı bir derleme için yazdığım giriş yazısını ilişikte
gönderiyorum. Vakit ayırıp göz atarsanız ve gerçekler hakkında göze batan hatalı
bir ifade veya yanlış, noktalar varsa afişe etmenizi rica ediyorum. Benim konu
hakkındaki bilgimin büyük bölümü pek sağlam değil ve ikinci ağızdan edinilmiş
bilgilerden oluşuyor. Bu ricayla sizi rahatsız etmekte tereddüt ettim, ancak
belgeler 'Devlet Mavi Kitap'ı olarak yayınlanacak, onun için de yayınlanırken
tarihsel doğruluk taşındığından emin olmamız çok önemli."
25.01.2006
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Avrupa Konseyi Batı Trakya Türklerinin Koşullarını İnceliyor...!

Avrupa Konseyi'nden
bir heyetin insan hakları koşullarına ilişkin olarak gelişmeleri ve Batı Trakya
Türk azınlığının koşullarını incelemek üzere Yunanistan'a gittiğibildirildi.Avrupa Batı Trakya Türk Federasyonu (ABTTF), Avrupa Konseyi (AK) İnsan Hakları
Komiseri Gil-Robles'in ofisinden yapılan açıklamaya dayanarak, "Yunanistan
hakkında 2002 yılında bir rapor hazırlayan Gil-Robles başkanlığındaki heyetin,
ülkedeki insan hakları koşullarına ilişkin olarak gelişmeleri ve Batı Trakya
Türk azınlığının koşullarını incelemek üzere Yunanistan'a gittiğini" bildirdi.Heyetin yerel ve ulusal düzeyde temsilciler, dini önderler ve sivil toplum
kuruluşları ile görüşmelerde bulunduğu ifade edildi.
ABTTF'den yapılan açıklamaya göre, 31 Mart 2006 itibariyle görev süresi dolacak
olan AK İnsan Hakları Komiseri Alvaro Gil-Robles'in görev süresinin dolmasından
evvel, konuya ilişkin hazırlanan rapor tamamlanarak kamuoyunun dikkatine
sunulacak.
Öte yandan, Avrupa Konseyi'nin Batı Trakya Türk azınlığına karşı gösterdiği
duyarlılıktan memnuniyetini ifade eden ABTTF Başkanı Halit Habipoğlu,
hazırlanacak raporun, Batı Trakya'da yaşadıkları sorunların Avrupa Konseyi
vasıtasıyla çözümü için bir anahtar rolü oynayabileceğini umduğunu belirtti.
ABTTF Başkanı, "Yunanistan'da yaşayan Türk azınlığın maruz kaldığı haksızlıklara
dur demenin zamanı gelmiştir. 21'inci yüzyılda bir topluluğun milli kimliğini
inkar etmek, dini liderlerini seçmelerine engel olmak, vakıflarını işgal altında
tutmak, eğitimini katletmek, siyasi yaşamda hür hareket etmelerinin önüne
geçmek, hiçbir suçu olmayan insanları vatansızlığa mahkum etmek ve daha pek çok
ihlal, artık daha fazla sürdürülemez. Bu gidişata başta Avrupa kurumları olmak
üzere, tüm dünya artık dur demelidir" diye konuştu.
22.01.2006-Batı Trakya Haber
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Berlin´de `Talat Paşa Harekâtı...!
Ermeni soykırımı iddialarına karşı düzenlenecek "Ermeni Belgeleriyle Ermeni
Soykırımı Yalanı - Büyük Proje 2006" kampanyası kapsamında Almanya'nın başkenti
Berlin'de "Talat Paşa Harekâtı" adı altında yürüyüş ve miting yapılacak.
Kampanya Danışma Kurulu'nda siyasetçiler, rektörler, öğretim üyeleri, emekli
komutanlar ve sivil toplum kuruluşları temsilcilerinden 50 kişi bulunuyor.
KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, AKP Milletvekili Nevzat Yalçıntaş, CHP
Milletvekili Ensar Öğüt, DYP Genel Başkan Yardımcısı Nüzhet Kandemir, Doğu
Perinçek'in de aralarında olduğu "Büyük Proje 2006 Danışma Kurulu" üyeleri, dün
Pera Palas Oteli'nde toplandı.
20.01.2006-Milliyet
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
SARAYDA FACİA VAR
1 Nisan 1924'ten beri
müze olarak kullanılan Topkapı Sarayı'ndaki eserlerin
çürümeye terkedildiği yolundaki haberleri değerlendiren
Müze Başkanı Prof. İlberOrtaylı, "Olay skandal değil bir
facia" dedi.
Topkapı Sarayı Müzesi Başkanı Prof.
Dr. İlber Ortaylı, Türkiye'nin en önemli tarihi varlıklarının saklandığı Topkapı
Sarayı'nı ve Türkiye'de müzeciliğin ne aşamada olduğunu anlattı. Prof. Ortaylı,
sarayda müze depoculuğuna uygun olmayan ama eski eserlerin muhafaza edilmesi
için konumlandırılan depoların bulunduğunu ayrıca depreme dayanıklı hale
getirilmesi gereken bölümlerin olduğunu belirtti. Prof. Ortaylı, Topkapı
Sarayı'na ilişkin haberlerde, 'Skandal' ifadesi kullanıldığını, ancak burada
skandal değil bir facianın olduğunu ifade ederek, "Bunca eser için sadece 11
uzman görev yapıyor. Devlet sahip çıkmıyor, 18 yıldır hiç uzman kadrosu
verilmemiş" dedi. Sarayın baş sorunlarından birinin güvenlikmiş gibi
gösterildiğini anlatan Ortaylı, "Bazı gazetelerde, hırsızlara yol gösterecek
şekilde planlar ve krokiler çiziliyor. Hırsızlara tavsiyem, sakın ola o
güzergahı takip etmesinler, çabuk şişlenirler" diyor.
19 YILDIR BROŞÜRSÜZ :Prof.
Ortaylı, sarayın içinde bulunduğu durumu, "Sarayın bir broşürü ve kataloğu bile
yok. En son broşür, 1986'da basılmış" ifadesiyle dile getirdi. Birtakım
insanların Topkapı Sarayı'nın sırtından geçindiğini ileri süren Prof. Ortaylı,
bu durumdan oldukça rahatsız. Ortaylı, bu sıkıntısını şöyle dile getiriyor:
"Başka bir müze değil de hep Topkapı. Neden sergi talebi için hep bize talep
geliyor? Dışişleri, sergi için yurtdışına eser istiyor. Sigorta yapılacakmış.
Neyin sigortası? Topkapı'daki eserlerin hangisini hangi sigorta bedeli karşılar?
Tahrif olan, yırtılan, kırılan ya da kaybolan eserlerin bedeli hangi maddi
değerle yerine getirilebilir? Ama anlatamıyorsunuz. Topkapı Sarayı zamanla,
'paket yap gönder' anlayışına teslim olmuş. Bu yüzden biz artık kendi
sergilerimizi açacağız. Beynelminel ilgi çekecek sergi ve projeler yapmak
istiyoruz. mahzenleri ve depolarımızda sergilenmeyi bekleyen çok sayıda eserimiz
var. Ancak maalesef bakanlığımızın bu organizasyonları yapabilecek mali
imkanları sınırlı. Buraya beynelmilel adamlar ziyarete geliyor, hediye edecek,
saraya ait bir kitabınız, kataloğunuz yok. Ben de kendi kitaplarımı hediye
ediyorum."
BAKAN KOÇ TALİHSİZ :Kültür
ve Turizm Bakanı Atila Koç'un talihsiz bir dönemde göreve geldiğini anlatan
Prof. Ortaylı, sarayın depolarında çürüyen tarihi eşyalar için ise, "O
görüntüler bir günde oluşmadı" diye tepki gösteriyor. Bu manzaranın Koç'un
bakanlığı döneminde çürütüldüğü izlenimi verilmek istendiğini ifade eden Ortaylı
şunları söyledi: "Profesör bir arkadaşım, depolardaki 'skandal' başlıklı
haberler yayınlandıktan sonra, bilmiyormuş gibi 'Topkapı'da neler varmış'
diyebiliyor. Halbuki kendisi, 40 yıldır bu saraya girip çıkar, buradaki
eserlerin yurtdışında sergilenmesine aracılık eder ki bu bizim için büyük bir
derttir. Kitaplarının büyük bölümünü bu sarayda yazar, saraydan ve personelinden
yıllarca istifade eder. Bu sarayı ve halini herkesten daha iyi bilir. Evin
insanı gibi olan ve yıllarca buraya girip çıkan bu akademisyenimiz,
olumsuzlukların hiç birinden haberi yokmuş gibi demeç veriyor. Bu karakteri
anlamakta zorlanıyorum."
EK GELİR ŞART :Ortaylı,
Erkan Mumcu'nun bakanlığı döneminde saraya gelir getiren müze derneğinin
kapatılmasının, saray için büyük bir gelir kaybına yol açtığını vurgulayarak,
"Neden kapatıldı? Bir problem varsa denetlersiniz. Kapatıyorsanız çözüm
üretirsiniz. Burada kapasiteli elemanlar var ama bu kapasiteyi değerlendirecek
neşriyat ve proje üretkenliği sunmak ve arttırmak için imkanlar hazırlanmalı.
Bakın Metropolitan ve dünyaca meşhur birçok müze dernek ya da ek gelir
kaynakları olan hediyelik eşya ve neşriyat gibi birçok gelir kaynaklarına
sahipler" diye konuştu.
Ortaylı: Türk halkı müzeden
anlamıyor :Dünyanın her tarafında, müzelerin, ziyarete gelen halk tarafından
yaşatıldığının altını çizen Prof. Ortaylı, Türk insanının müzelere ilgi
göstermemesinden yakınıyor. Ortaylı bu durumu, "Okumuş, zeki, kültürlü ve her
türlü imkana sahip öğrenciler bile müzeye, Topkapı Sarayı'na gitmiyor. Bunu
anlamakta güçlük çekiyorum" sözüyle dile getiriyor. Müzeye ve tarihe dayanmayan
bir eğitim sistemini anlamakta zorlandığını ifade eden Ortaylı, "Talebi
olmayanın sorunları da çok olur ve sahipsiz kalır. Oturduğunuz yerden skandal
aramaya, yazmaya gerek yok. Burada skandal değil bir facia var. Milletçe müzeden
anlamıyoruz" diye yakınıyor. Topkapı, Ayasofya ve Efes dışındaki müzelerin fazla
gelir getirmediğini anlatan Ortaylı, "Bu açıdan bakanlık üzerindeki yükü
devretmeli" diyor.
TİYATRO ÖDÜLLÜ- Kırımlı bir
aileden gelen Prof Dr. İlber Ortaylı, 1947'de Avusturya'da doğdu. Chicago'da
master yapıp 1989'da profesör olan ve yayınlanmış birçok eseri bulunan Ortaylı,
İngilizce, Fransızca, Almanca, Latince, Rusça ve Arapça biliyor. Galatasaray
Üniversitesi'nde ders veriyor. Nuri Çolakoğlu'nun tiyatrosunda, Aristotatales'in
barış oyunundaki rolüyle ödül kazandı.
8 PARÇA ESERİ ÇALIP 9 ESERİ
BIRAKTILAR :Geçtiğimiz haziran ayında Topkapı Sarayı'ndan çalınan 8 tarihî
eser, Fatih'teki Hüsambey Camii'nin avlusunda cemaat tarafından iki çanta içinde
bulundu. Polis eserleri çalan hırsıza ait olduğu sanılan çantalardan birinin
içinde "Vicdanım rahat değil. Eksiksiz bırakıyorum. Lütfen bu eserleri yerine
teslim edin" yazılı not bulmuştu. Çantalarda bulunan tarihi eserlerden biri,
Topkapı Sarayı'ndan çalınanlardan değilmiş. Yani saraydan 8 parça eser
çalınıyor, yerine de 9 adet bırakılıyor. Bir uzman, 8 parça eserin Bağdat
Köşkü'nden çalınanlar olduğunu, Fatih'teki cami avlusuna teslim edilen bir şalın
da sarayın kayıtlarında bulunduğunu ancak çalıntı kaydının olmadığını açıkladı.
Sponsorları göreve çağırdı :Topkapı
Müzesi'ndeki bazı bölümler için sponsorları devreye sokmak istediklerini anlatan
Prof. Dr. İlber Ortaylı, "Türkiye'de o kadar çok para sahibi insan var ama böyle
kültürel olaylarda sponsor bulmak çok zor. Yakında, 'Hamam' ve 'Berber' adlı
sergi açacağız, sponsor arıyoruz" dedi.
Yılda 2 milyon kişi ziyaret
ediyor :Topkapı Sarayı, Fatih Sultan Mehmed'in İstanbul'u fethinden 20 yıl
sonra bitti. Osmanlı hanedanı, burayı 19. yüzyılda Boğaziçi saraylarına
yerleşene kadar kullandı. Saray, Cumhuriyet'in ilanından sonra, 3 Nisan 1924'te,
Atatürk'ün emriyle müze haline getirildi. Sarayı, yılda yaklaşık 2 milyon kişi
geziyor.
19.01.2006-Y.Şafak
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Rumlar,
Türk topraklarını Tapuluyor :

Kıbrıs Rum yönetimi, Kıbrıslı Türklerin Rum kesiminde
bıraktıkları
topraklar üzerinde oturan Rumlara, tapu verilmesini
kararlaştırdı.
Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos başkanlığında
gerçekleştirilen geniş katılımlı toplantıda,
1974’ten sonra Kuzey’den Güney’e göç eden Rumlara tapu
verilmesine karar verildi.
NTV’nin haberine göre iktidar partilerinin başkanlarının
katıldığı toplantıda,
Kıbrıs Türklerine ait topraklar üzerine inşa edilen
konutlarda oturan
Rumlara, sadece bu konutların değil Kuzey’de
bıraktıkları mallara
karşılık Güney’den eşdeğer başka arazilerin tapularının
verilmesi de kararlaştırıldı.
İktidar partilerinin tümü tarafından desteklenen
tasarının yasalaşmasına kesin gözüyle bakılıyor.
18.01.2006
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Gazi
Mustafa Kemal ATATÜRK'ün Liderlik Sırları Kitap Haline
Getirildi:
Prof. Dr.
Hikmet Özdemir’in "Atatürk’ün Liderlik Sırları" adlı
kitabı, Başkent Üniversitesi tarafından yayınlandı.
Özdemir, kitabında Atatürk’ün liderlik sırlarını 12
başlık altında şöyle sıraladı:

Çalışkan, akılcı ve cesur olmak
Vatanına ve ulusuna kendini adamak (=idealist olmak)
Gücünü ulustan ve onun temsilcisinden almak
Doğru zamanda doğru karar almak ve uygulamak
Savaşı ve barışı planlamak ve yönetmek, (=kriz yönetimi)
Düşüncelerini ulusla paylaşmak, ulusu dinlemek ve
popülizmden uzak durmak
Sağlam bir tarih bilgisiyle zamanın önünde koşmak,
(=milli vizyon)
Ekonomide öncülük
Ordu’yu yurttaşların eğitimi sürecine katmak
Laik, Cumhuriyetçi ve katılımcı yönetimi aramak
Gerçekçi ve bilgiye dayalı milliyetçilik (=milli
siyaset)
Her alanda uygar dünya ile yarışmak (=milli ülkü).
Benzetiyorlar
Hikmet Özdemir, lider ve kahramanları irdelerken modern
Türkiye’nin lideri Atatürk ile Latin Amerika halklarının
efsanevi lideri Simon Bolivar arasında çok ciddi
benzerlikler bulunduğunu ifade etti. Özdemir, bu konuda
kitabında şöyle dedi:
"Venezuelalı General Simon Bolivar, Atatürk’ten 100 yıl
önce, Bolivya, Panama, Kolombiya, Ekvator, Peru ve
Venezuela’nın İspanyol egemenliğinden kurtuluşu için
verilen İstiklal Savaşının komutanıdır. Bolivar-Atatürk
karşılaştırmasında ilginç bir nokta da Bolivar ve
Atatürk’ün bugünkü Venezuela ve Türkiye devletlerinde
bağımsız kurumlar, halk ve bireyler üzerinde karizmatik
saygınlıklarını yükselen bir popülariteyle sürdürüyor
oluşlarıdır."
15.01.2006-Hürriyet
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Yaşayan
Son Üç İstiklal Gazisi'nde Biri Vefat Etti...!
Tüm Türk Milleti'nin Başı Sağolsun...
Yaşayan Çılgın Türk sayısı ikiye düştü. Çorum'da yaşayan
Kurtuluş Savaşı'nın son gazilerinden 106 yaşındaki Ömer
Küyük, vefat etti. Küyük bir yıl önce gazilerle
helalleşmişti.
AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, bir süredir solunum
yetmezliğine bağlı rahatsızlığı nedeniyle tedavi gören
ve en son Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nde kontrol
altında tutulan Küyük, sabah saatlerinde evinde
rahatsızlandı.
Ailesinin İskilip Devlet Hastanesi'ne durumu bildirmesi
üzerine, sağlık görevlileri Küyük'ün yaşadığı Çatkara
Köyü'ne gitti. Ancak sağlık görevlilerinin köye
geldikleri sırada Hüyük'ün vefat ettiği bildirildi.
Hastane yetkilileri, Küyük'ün yaşlılığa bağlı kalp
yetmezliğinden öldüğünü kaydettiler. Küyük'ün cenazesi,
bugün kılınacak cenaze namazının ardından toprağa
verilecek. Hayatta kalan son Kurtuluş Savaşı
gazilerinden olan Ömer Küyük, 8 çocuk ve 36 torun
sahibiydi.
ÖMER DEDE DİĞER GAZİLERLE VEDALAŞMIŞTI .KALAN SON İKİ
GAZİMİZ İSE KONYA VE ESKİŞEHİRDE YAŞAMAKTALAR.
12 Ocak 2006-haber7
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Misyonerler
Türkçe tv kurdu
Uydudan tüm dünyaya ulaşarak Hıristiyanlık propagandakı
yapan

ABD merkezli SAT -7 kanalı Türkiye ve Orta Asya'ya yayın
yapacak Türkçe bir kanal kurdu.
TURK-7 adıyla kurulan kanal yayın hayatma $âtm
başlayacak.
Haftada 4 saatlin yapacak Hz. İsa'nın hayatı, Hıristiyan
tarihiyle
ilgili programlar ve belgeseller gelecek. Gençlere ve
çocuklara
yönelik programların da yer bulacağı kanalda Türk
rahipler
"Hz. tsa bugün yagasa ne olurdu?" gibi sorulara cevap
verecek.
FARSÇA TV DE VAR
Kanalın İnternet sitesinde yapılan açıklamada Arapça ve
Farsça yayınlarla başlattıkları atağı, Asya'nın en çok
konuşulan
dillerinden biri olan Türkçe'yle devam ettirdikleri
söylendi.
Ortadoğu bölgesinde 115 milyon çanak anten bulunduğunu
söyleyen SAT-7 bu bölgede Türkçe konuşan insanların
sayısının azımsanmayacak kadar olduğunu belirtti.
100 bin dolara malolacak TURK-7'nin şimdilik SAT-7
kanalının frekanslarını kullanacağı, kendi frekanslarına
geçmeleri için "inanların" bağışlarını bekledikleri
bildirildi.
Kanal, inançlı Hıristiyanlar'dan tanrının TURK-7'yi
kullanarak
Türkiye'de yeni kiliselerin kurulmasına yardım etmesi
için dua ermelerini istedi.
10.01.2006
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Papa
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet SEZER'in Davetini Kabul
Etti...!

Papa 16. Benedikt,
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in davetini kabul etti. Papa, Sezer’e
gönderdiği cebavi mektubunda "2006 yılında geleceğim" diye yazdı.
ABHaber’e göre,
Cumhurbaşkanı Sezer’in Papa 16. Benedikt’e gönderdiği davet mektubuna yanıt
geldi. Sezer’in 15 Eyül 2005 tarihli mektup ile yaptığı daveti kabul eden
Papa, Sezer’e gönderdiği mektupta "2006 yılında geleceğim" diye yazdı.
Böylece, Ankara,
Fener Rum Patrikhanesi ve Vatikan arasında Rum Patriği Bartholomeos’un
Ankara’ya danışmadan geçen yıl Papa’yı davet etmesi ile başgösteren gerilime
nokta konulduğu belirtiliyor.
Vatikan, davetin
kabul edildiğini hem de Türkiye’nin Vatikan nezdindeki Büyükelçisi Osman
Durak’a sözlü olarak, hem de Sezer’e yazılan mektupla bildirdi. Mektup
Sezer’e, 28 Aralık’ta güven mektubunu sunan Vatikan’ın yeni Ankara Büyükelcisi
Antonio Lucibello tarafından iletildi.
Cumhurbaşkanlığı
kaynakları, Papa ziyaretine ilişkin görüşmelere başlandığını belirtirken
Batılı kaynaklar Papa’nın selefi 2. John Paul’un 27 yıl önce Türkiye’ye
yaptığı ziyaret ile aynı tarihlere denk düşecek biçimde Fener Rum Ortodoks
Kilisesi’nin önemli dini günü Aziz Andreas Yortusu için 29-30 Kasım günlerinde
Türkiye’ye gelmek istediğini kaydettiler.
ÖNCE ANKARA
Papa’nın önce
Ankara’yı sonra İstanbul’u ziyaret edeceği ifade edililiyor. Bu arada,
Papa’nın ziyareti sırasında yapacağı konuşmada Rum Fener Patriği için "ekümenik"
ünvanı kullanacağı da iddia edildi.
Hürriyet-08.01.2006

MİMAR SİNAN'IN DEHASI ÇOK İLERİDEYDİ...!
Mimar Sinan'ın Selimiye Camii'nin kubbesini yapmak için 13 bilinmeyenli bir
denklemi matematiğin bilinen 4 ana işleminden farklı beşinci bir işlem yaratarak
çözdüğü söylenir.
Mimar Sinan'in Selimiye Camii'nin kubbesini o
genislige oturtmak için 13 bilinmeyenli bir denklemi
matematigin bilinen 4 ana isleminden farkli besinci. bir islem yaratarak
cozdugu soylenir.
Ayrica minarelerin serefelerine cikanlarin yolda
birbirlerini gormemeleri ise buyuk bir bir dehanin

urunudur.
Almanlar ayni sistemi meclislerinin onundeki dev
kurede kullanmislar.
Mimar Sinan bu sistemi 2 metre capindaki minarelere
yuzyillar once monte edebilecek bir dehadir.
Almanlarin dehasi ise, o cirkin metal yiginina
Selimiye'den fazla turist cekebilmelerindedir..
***
Bir gun Selimiye Camii'ne girenler,
kubbenin altiynda bir Japon'un ayaklarini kibleye
dogru uzatmis sirtustu yattigini gormusler
Tabii hemen Japon'u, "Burasi kutsal bir yer. Bu
sekilde yatmak bizim inanclarimiza gore
saygisizliktir.
Lutfen oturun veya ayakta durun" diyerek uyarmislar.
Ancak, Japon trans vaziyetteymis,
gozlerini kubbeden ayirmadan soyle sayikliyormus:
"Bu imkansiz. Ben yillarin muhendisiyim. Bu kubbe
var olamaz.
Hayal goruyorum. Bu kubbenin orada o sekilde durmasi
fizik ve matematik kurallarina aykiri.
Bu imkansiz, orada hicbir sey yok,orada hicbir sey
yok..."
***
Selimiye camisisinin zemini gevsek toprakmis.

Bu nedenle minarelerinin yakin zamanda yikilacagi
farkedilimis.
Uluslararasi bir grup bilimadami toplanmislar.
Nasil kurtaririz bu tarihi minareleri diye kafa
kafaya vermisler.
Sonucta en son teknoloji olan metal kelepcelerle
minarelerin temellerini sabitlemenin en iyi cozum
olduguna karar vermi?ler.
Minarelerin temellerini acinca, koymayi dusundukleri
kelepcelerin aynisiyla karsilasmislar.
Mimar Sinan bilmem kaç yüzyil once ayni seyi
dusunmus megerse....?
***
1950-60 arasi bir tarihte insaat muhendisi, mimar ve
jeofizikçilerden olusan bir Japon heyeti Turkiye'ye
gelmis.
Heyet Imar ve Iskan Bakanligi'ndan izin alarak
ulkemizdeki tarihi yapilari incelemeye baslamis.
Ayasofyayi, Yerebatan Sarnicini filan gezdikten
sonra sira Sinan' in kalfalik eseri Suleymaniye
Camisi'yle Sinan'in ogrencisi Mimar Davut
Aga'nin eseri Sultanahmet Camisi'ne gelmis.
Japonlar bu camiler uzerinde gunlerce inceleme
yapmislar.
Her geçen gun saskinliklari daha da artiyormus.
Cunkü Japonlar daha ilk incelemede camilerin gevsek
bir zemin uzerine insa edildi?ini anlamislar.
Ama bunca yil, bu camilerde bir catlak dahi
olmamasina akil sir erdirememisler.
Bunun uzerine Tuürkiye programinin gerisini tamamen
iptal edip, bu iki cami üzerine yogunlasmislar.
Arastirmalarinin sonucunda herhangi bir sarsinti
sirasinda bu iki caminin sabitlenmedi?ini aksine
yerinde oynayarak yikilmaktan kurtulabildi?i ortaya
çikmis. Minareleri incelediklerinde ise dumurlari
ikiye katlanmis.
Minarelerin cok daha gelismis bir rayli sistem
mekanizmasi uzerine oturtuldu?unu ve her yone
yaklasik 5 derece yatabildi?ini gormusler.
Daha derin arastirma yapmak için Edirne'ye,
Sinan'in ustalik eseri Selimiye Camisi'ne gitmisler.
Ordaki olaganustu sistemleri gorunce iyice dumur
olmuslar.
Selimiye'nin tüm sirlarini aylarini harcayarak
cozmüsler.
Japonya'ya donduklerinde ise Sinan'in sirlarini
uygulamaya sokarak sehirlerini Sinan'in kullandigi
sistemlerle kurup muazzam gokdelenler dikmisler.
Yani su an gelismis ulkelerin gokdelen yapiminda
kullanildiklari cogu sistem,
yuzyillar önce Sinan'in gelistirdigi
mekanizmalarmis.
tac mahalin mimarı mehmet efendi mimar sinanın ogrencisiymiş...
05.01.2006-gençtürkhaber

Topkapı Sarayı'mı
Topkapı Harabesimi? :
Topkapı Sarayı'nın depolarında sahipsizlikten
çürüyen tarihi eserler yeni bir skandalı ortaya çıkardı.
Görüntüler harabeyi andırıyor. Peygamberimiz’in
kabrinin kapı perdesinin de kayıp olduğu tespit edildi.
Bakan Koç, "söyleyecek söz bulamıyorum" dedi...

Zaman’ın gün yüzüne çıkardığı metruk depolarla ilgili
Kültür ve Turizm Bakanlığı harekete geçti. Sarayda
yüzlerce yıllık halılar çürümüş ve küflenmiş, kilimler
lime lime olmuş. Çini ve porselenler kırık dökük.
Osmanlı padişahları ve komutanlarının kullandığı
kılıçlar kir ve pas içinde. Nem ve rutubet, depoda
saklanan ve yıllardır ihmal edilen eserleri sergilenemez
duruma getirmiş. Yağan yağmur, sarayın depolarındaki
eserleri çürütmüş. Uzmanların, şimdiye kadar yazdığı
‘depomuzun durumu vahim, acilen tedbir alınması
gerekiyor' şeklindeki onlarca rapor, müze müdürlüğü ve
Ankara tarafından ciddiye alınmamış.
Yıllardır ihmal edilen Topkapı Sarayı'ndaki depoların
harap haldeki durumunu gören uzmanlar, kendi
tabirleriyle ‘harakiri' yapmaya karar verdi ve
yazdıkları rapora, depoların durumunu gösteren
fotoğrafları da ekleyerek geçtiğimiz günlerde Kültür ve
Turizm Bakanı Atilla Koç'a ulaştırdı. Fotoğraflar
karşısında dehşete kapılan Koç, “Bunun hesabını ben bu
millete veremem. Hadi bu milleti kandırdık diyelim, öbür
dünyada Allah benden hesap sorar.” diyerek saray ile
ilgili büyük bir operasyon başlattı. Bu operasyon
kapsamında, yaklaşık beş ay önce müze müdürü olarak
göreve başlayan Prof. Dr. İlber Ortaylı'yı ‘müze
başkanı' yaptı. Koç, müze müdürlüğüne ise yakından
tanıdığı bir ismi, Kaş Kaymakamı Nurullah Çakır'ı
getirdi.
Yaklaşık 10 gündür müzede incelemelerde bulunan
müfettişler,
bugüne kadar girilmeyen depolara girdi. Karşılaştıkları
manzara, bakanın elindeki fotoğraflardan daha kötüydü.
Müze uzmanlarının Ankara'ya gönderdikleri raporlar,
sadece sarayın ‘pür melal' halini anlatmıyordu. Sarayda
yıllardır yapılmayan envanter kayıtları, sayımlar, kayıp
tarihî eserlerle ilgili ‘şok' bilgileri de içeriyordu.
Yıllardır hiç girilmeyen bir depoda yapılan devir teslim
sayımı sırasında çok değerli bir kumaştan dokunan ve
Müslümanlar için manevi değer taşıyan 18. yüzyıla ait,
Peygamberimiz’ (sas)’in kabrinin kapı perdesi (Ravza-i
Mutahhara kapı perdesi) kayıp olduğu tespit edildi. Yine
depoda bulunan bir Kâbe örtüsünün de soluk, yırtık ve
kopuk olduğuna dair bir rapor yazıldı. Durum, hemen
bakanlığa bildirildi. Yine aynı incelemede Kâbe örtüsü
ile birlikte birçok kaftan, kavuk, seccade ve kumaş da
yerlerinde yoktu. Çin Porselenleri deposundan da dört
eser kayıp.
Bakan: Söyleyecek söz bulamıyorum
Bakanlık, Ravza-i Mutahhara kapı perdesi dahil Topkapı
Sarayı'nda kaybolan eserler ve harap haldeki tarihi
eserler ile ilgili de bir soruşturma başlattı. Dünyanın
en iyi korunan müzelerinden biri olduğu söylenen Topkapı
Sarayı'nda ne alarmlar çalışıyor ne de kameralar.
1999'da tarihinin en talihsiz hırsızlık olayını yaşayan
saraya, 2000 yılında kurulan alarm ve kamera sistemi
devre dışı kalmış durumda. Yangın alarmı da çalışmıyor.
Bunu bilen hırsızlar, geçtiğimiz haziranda Bağdat
Köşkü'nün depolarına kolaylıkla girerek, ‘8 eseri'
çalmıştı. Hırsızlar 8 eser çaldı; ancak 9 eser iade
etti. Üç gün önce bir caminin avlusuna bırakılan
çantanın içinde, Topkapı'dan çalındığı yeni anlaşılan
bir eserin daha çıkması, buradaki envanter bilgilerini,
sayım sistemini ve güvenlik zafiyetini ortaya koyuyor.
Müzenin nem ölçme aleti bulunmadığından hem eserler hem
de yapı büyük zarar görüyor.
Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç,
müzenin durumunu ‘içler acısı’ olarak nitelendirdi. Bakan Koç, söyleyecek söz
bulamadığını ifade ederek şöyle konuştu: “Yılların ihmali sonucu Topkapı Sarayı
yorgun düşmüş, depoları harap hale gelmiş. Bunu söyleyerek üzerimden sorumluluğu
atmak değil niyetim. Neticede biz iktidarız. Millete karşı vazifelerimiz var.
Topkapı'yı Türkiye'ye yaraşır bir müze haline getirmek için gece gündüz
düşünüyorum. Çok başarılı bir kaymakam olan Nurullah Çakır'ı geçen hafta müze
müdürü olarak atadık. Emrine ilk etapta 100 milyar gönderdim. Haftaya da 1
trilyon gönderiyorum. Topkapı baştan sona elden geçirilecek. Depolar modern ve
çağdaş bir şekilde düzenlenecek. Eserler yeni baştan sayılacak ve envanter
bilgileri fotoğraflarıyla birlikte bilgisayara yüklenecek.”
30 Aralık 2005-Osmanlı
Araştırmaları

Mevlânâ
Osmanlı coğrafyasının bakanlarını buluşturuyor :

Hz. Mevlânâ’nın ölümü dolayısıyla her
yıl 17 Aralık’ta düzenlenen Şeb-i Arus (Düğün Gecesi) törenleri bu sene anlamlı
bir birlikteliğe ev sahipliği yapacak. Kültür Bakanlığı’nın organize ettiği
‘Eski Osmanlı Coğrafyası Kültür Bakanlarının Buluşması’ projesi çerçevesinde 37
devlete davetiye gönderildi. Şu ana kadar Tunus, Suriye, Sudan, Arnavutluk ve
Cezayir’den olumlu cevap alan bakanlık yetkilileri, katılımın artacağına
inanıyor. Mevlânâ’nın misyonu ve felsefesini daha geniş kitlelere ulaştırmaya
çalıştıklarını belirten Bakanlık Müsteşarı Mustafa İsen, kültür bakanlarının
buluşmasının uluslararası önemine dikkat çekiyor: “Osmanlı’nın yüzyıllarca
adalet ve barışı hakim kıldığı coğrafyaya bugün de hoşgörü ve uzlaşma mesajları
verilecek.”
Medeniyetler arası kardeşliğin en
çok ihtiyaç duyulduğu günlerde Mevlânâ’nın 700 yıl öncesinden gelen sesinin
sadece Türkiye’nin değil, tüm insanlığın ortak sesi olduğunu dile getiren Konya
Büyükşehir Belediyesi Başkanı Tahir Akyürek, Konya’nın medeniyetler arası
diyaloğun başkenti olması gerektiğini söylüyor. Kültür bakanlarını Konya’da bir
araya getirme projesinin ilk olması açısından ayrı bir önem taşıdığını da ifade
eden Akyürek, “Bundan sonra medeniyetler arası diyalog çalışmalarının artarak
devam edeceğine inanıyorum. Önümüzdeki yıllarda Şeb-i Arus törenlerinin barış
kongresine ev sahipliği yapan bir hüviyete bürünmesini istiyoruz.” diye
konuşuyor.
14 Aralık
2005 Zaman

Yunanistan
ve Türkiye’deki azınlık sorunları birlikte ele
alınacak"...
Avrupa Konseyi, Türkiye ve Yunanistan’daki Türk ve Rum
azınlıkların sorunlarının birlikte ele alınmasını
görüşüyor.Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM)
geçen ay Türk ve Yunan milletvekillerinin ‘azınlık’
restleşmesine sahne oldu. Türk milletvekillerinin Batı
Trakya Türklerini gündeme getirmesi üzerine, Yunan
heyeti “Türkiye’de dinî azınlık hakları” önergesini
hazırladı. AKPM, bunun üzerine Batı Trakya’daki Türk
azınlık ve Türkiye’deki dinî azınlıkların sorunlarının
tek bir rapor halinde ele alınmasını istedi. İki
topluluğun sorunlarının birlikte ele alınması, Ankara
açısından “önemli bir gelişme” olarak değerlendiriliyor.
13 Aralık 2005-Zaman

"Büyük Ermenistan' kurma hayalleri devam ediyor" ..
Avrasya
Stratejik Araştırmalar Merkezi'ne (ASAM) bağlı özel bir
kuruluş olan Ermeni Araştırmaları Enstitüsü (EREN)
Başkanı emekli Büyükelçi Ömer Engin Lütem, Türkiye'nin
Hannover Başkonsolosluğu'nda düzenlenen bir toplantıda,
Osmanlı-Ermeni ilişkileri hakkında konferans verdi.
Lütem, Hannover Başkonsolosu Hakan Aytek'in de katıldığı
toplantıda yaptığı konuşmada, "Ermenilerin, Türkiye'nin
Karadeniz ve Doğu Anadolu bölgesinde 15 ili kapsayan
'Büyük Ermenistan' kurma hayalleri devam ediyor" dedi.
Ermenilerin, dünyadaki tüm ülkelerin ve Türkiye'nin de
sözde soykırımı tanımasını, ayrıca tazminat ve toprak
talebinde bulunmak istediklerini belirten Lütem, sözde
soykırımın dünya çapında 17 ülke tarafından tanınmasıyla
Ermenilerin ilk hedeflerine ulaştıklarını söyledi. Doğu
Anadolu ve İstanbul'da yaşayan Ermenilerin, kendi
kültürlerini muhafaza ettiklerini, Osmanlı
İmparatorluğu'nda dini kuruluşların haricinde her alanda
görev yaptıklarını ve Osmanlı kültürüne de katkı
sağladıklarını ifade eden Lütem, ancak 1873-1878 yılları
arasında Osmanlı-Rus savaşı sırasında çoğu Ermeni'nin
Rus birliklerine yardım ettiğini anlattı. Lütem, Osmanlı
devletinin bunun üzerine tehcir kararı aldığını,
Ermenilerin ise dünyaya bunu bir soykırım gibi göstermek
için çeşitli senaryolar düşündüklerini ve sonuçta
Yahudilere yönelik katılmaları örnek aldıklarını
kaydetti.Ermenilerin tehcir sırasında geride
bıraktıkları mal varlıklarının muhafaza edilmesi için
önemli tüzük ve genelgelerin bile bulunduğuna dikkati
çeken Lütem, bu genelgelere itaat etmeyen 1397 Osmanlı
görevlisinin de mahkemeye sevk edildiğini, bunlar
arasında idam edilenlerin bile bulunduğunu söyledi.
13 Aralık
2005-Yenişafak

"Patrikhane, `şarapnel´ isminden rahatsız oldu."
İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi AKP Grup
Başkanvekili Hüseyin Evliyaoğlu, Kumkapı'daki Surp
Astvadzadzin Ermeni Patrikhanesi Kilisesi'nin önünden
geçen "Şarapnel Sokak"ın isminin değiştirilmesi için
teklif sundu. Evliyaoğlu, Patrikhane'nin, Nişanca'daki
"Şarapnel Sokak"ın isminden "savaşı" çağrıştırdığı
gerekçesiyle rahatsızlık duyduğunu vurguladı.
Patrikhane kilisesi yetkililerinin, bu konudaki
rahatsızlığını dile getiren Evliyaoğlu, sokağa
"şarapnel" ismi yerine, barış ve sevgiyi çağrıştıran bir
ismin konulmasının istendiğini ifade etti. Dün toplanan
Belediye Meclisi gündeminde konuyla ilgili sözlü önerge
veren Evliyaoğlu, "ismin değiştirilmesi" için teklifte
bulundu. Belediye Meclisi'nin aralık ayı gündemine
alınan teklif, Harita Komisyonu'na havale edildi.
13 Aralık 2005 -Milliyet

Türk Liderler Biraraya Gelemiyor
Türk
Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, son zirvelerini 2001’de
yapan Türk dili konuşulan ülkelerin liderlerini bir
araya getirmek için çalışmalarını
hızlandırdı.Özbekistan, Türkmenistan, Azerbaycan ve
Kazakistan’a, “Türk Dili Konuşan Ülkeler Zirvesi”nin
2006 yılının ilk altı ayında Türkiye’de yapılması
önerildi. Geçen sene sohbahar aylarında yapılması
planlanan zirve, bazı Orta Asya ülkelerinin yeni bir
tarih belirlenmesi talebi üzerine
gerçekleştirilememişti. Belirli bir gündem olmadan
toplanan zirveler, daha çok söz konusu ülkeler
arasındaki tarihî geçmiş ve yakınlığın gösterilmesi
açısından bir fırsat olarak görülüyor.
Türkiye, Kazakistan, Özkebistan, Azerbaycan ve
Türkmenistan temsilcileri son olarak, 2001’in Nisan
ayında İstanbul’da bir araya gelmişti. Bir sonraki
toplantı ise Antalya’da yapılacaktı. Ancak, belirlenen
tarihte toplantı gerçekleşemedi. Orta Asya ülke
liderlerinin talebi üzerine toplantı ileri bir tarihe
ertelendi; ancak o tarih üzerinde de bir uzlaşma
sağlanamadı. Orta Asya Türk cumhuriyetlerinin
liderlerini buluşturmak için yeniden harekete geçen
Ankara, 2006’nın ilk yarısını taraflara öneri olarak
sundu. Nisan ayında Kırgızistan’da, geçtiğimiz günlerde
Azerbaycan’da yapılan seçimler, zirvenin 2005’te
yapılabilmesi ihtimalini ortadan kaldırmıştı. Kazakistan
da bu hafta sonu sandık başına gidiyor.
Zirvenin bir süredir yapılamaması, Türkiye’nin Orta
Asya ülkeleri ile ilişkilerinin gelişiminde bir engel
olarak görülmüyor. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün
bölge ülkeleri ile ilişkilerin geliştirilmesi yönündeki
talimatına dikkat çeken kaynaklar, ülkelerle ticaretin
geliştiğini aktarıyor. Merkezi Ankara’da bulunan
TÜRKSOY’un (Türk Kültür ve Sanatları Ortak Yönetimi)
faaliyetlerine devam ettiği, Türk dili konuşulan
ülkelerin eğitim ve kültür bakanlarının da sık sık bir
araya geldiği belirtiliyor.
03 Aralık
2005-İnternethaber

Yunanistan
Türkiye'yi Anlamak İstemiyor
Yunanistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Yorgo Kumuçakos,
''Türkiye'nin, İstanbul Fener Rum Patrikhanesi'nin
ekümenik statüsünü kabul etmemesinin anlaşılır
olmadığını'' öne sürdü.Patrik Bartolomeos'un bir Türk
gazetesinde yayımlanan demeciyle ilgili olarak
gazetecilerin sorularını yanıtlayan Kumuçakos, İstanbul
Patrikhanesi'nin tüm Ortodoks kiliseleri ile Protestan
kiliseleri ve Vatikan tarafından ''Ortodoks
hiyerarşisinin başı'' olarak kabul edildiğini belirtti.
Kumuçakos, ''Patrikhanenin ekümenikliğini sadece diğer
kiliseler değil, uluslararası toplum ile AB ve ABD de
kabul etmektedir'' dedi.
ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Nicholas Burns'un
Yunanistan'ın Washington Büyükelçisi Aleksandros
Mallias'a gönderdiği bir mektupta bu konuya değindiğini
de açıklayan Kumuçakos, Burns'un mesajında Patrik
Bartolomeos'tan ''dinler arası diyalog ve tolerans
anlayışının yaygınlaşması için önderlik yapan
uluslararası çapta dini lider'' olarak söz ettiğini
söyledi.
Kumuçakos, Burns'un mesajında, Heybeliada Ruhban
okulunun açılması konusuna da değindiğini belirterek, ''Burns,
bu mektubunda, ABD'nin Heybeliada okulunun yeniden
faaliyete geçirilmesi ve Ekümenik Patrikhane ile ilgili
kısıtlamalar konusundaki kaygılarını Türk tarafına
sürekli olarak aktardığını kaydetmektedir. Amerikalı
yetkili, bunun yanı sıra bu konuların dünyadaki din
özgürlüğüyle ilgili olarak 2005 yılının kasım ayında
açıklanan ABD Dışişleri Bakanlığı raporlarında önemli
şekilde yer aldığını vurgulamaktadır'' dedi.
Yorgo Kumuçakos, Burns'un mektubunda ayrıca, 27 Ekim'de
Patrikhane önünde yapılan gösteriye ilişkin olarak,
''ABD'nin Patrikhane ile olan yakın ilişkilerini
sürdürerek Türk hükümetini Patrikhane'nin konumunu ve
güvenliğini koruması için cesaretlendirmeye devam
edeceğini kaydettiğini'' belirtti.
03 Aralık
2005-Anadolu Ajansı

İzmir'de 5 Bin Yıllık Mezar Bulundu
İzmir'in eski
yerleşim alanlarından biri olan Yeşilova Höyüğü'nde
yapılan kazılar kentin tarihini 8 bin yıl ve daha
ötesine taşırken, 5 bin yıl öncesine ait bir de mezarlık
bulundu
Yöredeki kazı çalışmalarının devam ettiğini açıklayan
Ege Üniversitesi (EÜ) Edebiyat Fakültesi Arkeoloji
Bölümü Protohistorya ve Önasya Arkeolojisi Anabilim Dalı
Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Zafer Derin, ''Yaptığımız
kazılarda bölgede küp şeklinde mezar alanı ve bir mezar
ortaya çıkarıldı.
Mezarın içinde o dönemin dinsel inanışlarıyla orantılı
olarak 2 tane sıvı kap ve tunç balta bulundu. İnsanlar o
tarihte öbür dünyada yaşayacakları düşüncesiyle
yanlarında içleri yiyecek dolu olan kaplarla birlikte
gömülüyordu. Küp içerisine aynen ana rahminde olduğu
gibi cenin pozisyonunda ve mezarın ağız kısmı doğuya
bakacak şekilde gömülüyordu. Buluntular İzmir'in içinde
5 bin yıllık bir mezarlığın varlığını ortaya
koymaktadır. Mezar alanı yaklaşık 1 kilometre
yakınındaki yerleşim yerine aittir'' dedi.
Yrd. Doç. Dr. Derin, ''Yeşilova Höyüğü kazıları İzmir
Arkeoloji Müzesi ve Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü
ortak projesi olarak yürütülüyor. Yapılan kazılar
neticesinde İzmir kent tarihinin kent içindeki Yeşilova
yerleşimiyle birlikte 3 bin yıl daha eskiye, günümüzden
8 bin yıl öncesine gittiğini ortaya koymuştur. Yeşilova
Höyüğü'nün bulunduğu yer İzmir 1 No'lu Kültür ve Tabiat
Varlıklarını Koruma Kurulu'nun kararıyla 1. derece
arkeolojik sit ilan edilmiştir'' diye konuştu.
02 Aralık
2005-sesonline.net

Papa Fener'e Gelmek İstiyor
Papa 16.
Benediktus'un, "mümkün olan en kısa sürede" Fener Rum
Patrikhanesi'ni ziyaret edebilme arzusunda olduğu
duyuruldu. Patrikhane'nin dün düzenlediği Aziz Andreas
Yortusu kutlamalarında Vatikan'ı temsil eden heyet
aracılığıyla Papa 16. Benediktus'un Patrik
Bartholomeos'a sunduğu mesajı basına açıklayan Vatikan
yetkilileri, "Papa, Aziz Andreas Yortusu kutlamaları
sırasında bizzat İstanbul'da olmaya niyetlenmişti. Halen
de Ortodoksluğun ilk mekânına yapacağı seyahati en kısa
sürede gerçekleştirmeyi arzulamaktadır" dediler.
01 Aralık
2005 -Milliyet

Gül:
Sadece Fransa Ermeni iddialarına imza attı
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül,
Fransa hariç hiçbir AB ülkesi hükümetinin, sözde
soykırımı tanıyan bir karara, beyana, bildiriye veya
açıklamaya imza attığına tanık olunmadığını bildirdi.

Gül, Ermeni soykırımı iddialarına ilişkin, DYP Hatay
Milletvekili Mehmet Eraslan'ın soru önergesini
yanıtlarken, uluslararası ilişkilerin doğası ve muhatap
olunan devletlerin iç politika zeminlerinin
hareketliliği sebebiyle AB ülkeleri ile Türkiye
arasında, bazı konularda sorun yaşanmasının kaçınılmaz
olabildiğini kaydetti.
Bazı AB ülkelerinin ulusal parlamento veya belediye
meclisleri ile kurumlarında, sözde Ermeni soykırımına
ilişkin çeşitli kararlar çıktığını, bildiri ya da rapor
yayınlandığını bildiren Gül, bugüne kadar Kıbrıs Rum
Yönetimi, Yunanistan, Belçika, Fransa, İtalya, İsveç,
Slovakya, Hollanda, Polonya ve Almanya ile Avrupa
Parlamentosu ve Avrupa Konseyi Parlamenterler
Meclisi'nin, bu kabil kararlar aldıklarını belirtti.
''Sözde soykırım konusunda bazı AB ülkeleri
parlamentolarında alınan kararların, tamamen yasama
organı faaliyeti niteliğinde olup; yürütme organı, diğer
bir ifadeyle hükümet faaliyeti olarak görülemeyeceğini''
bildiren Gül, şöyle devam etti:
''Nitekim, tüm AB ülkeleri arasında kısmen Fransa hariç,
hiçbir AB ülkesi hükümetinin, sözde soykırımı tanıyan
bir karara, beyana, bildiriye veya açıklamaya imza
attığına tanık olunmamıştır. Tamamen siyasi mahiyetteki
bu kararların hiçbirinin yasa hükmü olmadığı gibi
herhangi bir hukuki bağlayıcılıkları da
bulunmamaktadır.''
FAALİYETLER
Ermeni iddialarına ilişkin, Türkiye'nin görüşlerinin,
AB'li muhataplarına çeşitli vesilelerle her düzeyde
iletildiğini belirten Gül, bu iddiaların geçersizliğini
tarihi belge ve bilgilere dayanarak kanıtlayan
yayınların, dış temsilcilikler aracılığıyla siyasi karar
mercilerine, parlamento üyeleri, akademisyen ve
gazetecilere, üniversitelere, kütüphanelere ve diğer
ilgili kişi ve kurumlara iletildiğini kaydetti.
TÜRK DÜŞMANLIĞI YARATTIĞI...
Ermeni faaliyetlerinin yoğun olduğu ülkelerde seminer ve
konferanslar düzenlendiğini belirten Gül, şöyle devam
etti:
''Muhataplarımıza, bu kabil kararların toplumda Türk
düşmanlığı yarattığı, Avrupa'da yaşayan milyonlarca
Türk'ün entegrasyonuna zarar verdiği, Türkiye-Ermenistan
ilişkilerinin olumlu yönde geliştirilmesini engelleyici
ortam yarattığı ve arşivlerimizin açık olduğu; konunun
tarihçilere bırakılması gerektiği izah edilmektedir.''
''ÇABA SARFEDİLİYOR''
Türkiye'nin, tarihin tartışmalı dönemlerine ilişkin
hükümlerin, ancak tarihçiler tarafından verilebileceği
görüşünde olduğunu belirten Gül, konuyu Türk ve Ermeni
tarihçilerinden oluşacak bir grubun araştırmasına
ilişkin bildiri yayınlandığını anımsattı.
20 Kasım 2005 - Milliyet


|