ERMENİ LOBİSİ'NİN SANATSAL PROPOGANDASI "ARARAT"IN ANATOMİSİ VE TÜRK DOSTU ABD'NİN TÜRKİYE'YE JESTİ

Şenol KANTARCI *
 

"Önderler nazik olurlarsa, halkları saygısızlığa cesaret edemez. Önderler adil olurlarsa, halkları serkeşliğe cesaret edemez. Önderler güvenilir olursa, halkları yalancılığa cesaret edemez."

Konfüçyüs

Türk İmajı Ayaklar Altında

İkinci bir "Geceyarısı Exspresi" iddiası ve planıyla Ermeni lobisi ile Fransız Hükümetinin katkıları sonucu Ermeni yönetmen Atom Egoyan'a çektirilen "Ararat" adlı film, gösterime girdikten sonra gerek Ermenilere ve Egoyan hayranı kitleye gerekse tarafsız sinema izleyicisine büyük hayal kırıklığı yaşatmıştır.

İlk olarak 55. Cannes Film Festivali'nde yarışma dışı gösterilen "Ararat", sinema eleştirmenleri tarafından oldukça ağır bir şekilde eleştirilmiş ve Egoyan'ın fiyaskosu olarak değerlendirilmiştir.

5 Eylül'de Toronto'da gösterilen film, yine Eylül ayının ikinci haftasından itibaren 10 gün süreyle Fransa'da gösterime girmiş ancak büyük hayal kırıklılığına yol açmıştır. Fransızlardan beklediği ilgiyi bulamayan "Ararat" adlı film, bir haftada sadece 196 kişi tarafından izlenmiş hatta ilgisizlik yüzünden bir çok sinemada ilk birkaç günden sonra gösterimden kaldırılmıştır.

Fransa'daki gösterimi sırasında bazı Ermeniler tarafından da oldukça ağır eleştiriler almıştır. Gösterim sırasında salonu terk eden Ermeniler, filme duydukları tepkiyi sesli bir şekilde ifade etmişlerdir. Örneğin, Paris'te Opera Meydanı'nda 250 kişilik bir sinemada sadece 18 kişinin izlediği film hakkında IHA muhabiri Ermeni asıllı Alen Şirin duygularını şöyle dile getirmiştir:

"İnanamıyorum bu kadar iftira ve kin bir filmde bu kadar olur. Bir millete hakaret bu kadar yapılır, ama kin kusacağım iftira yükleyeceğim derken filmi çorbaya çevirmiş, hiçbir şey anlayamıyorsunuz. Filmin kahramanı diye nitelendirilen gencin üzerindeki film kutularından eroin çıkması da manidar. "Geceyarısı Expresi" düşüncesi verilmiş ve de küçük yaşlardaki çocuklar kullanılarak senaryoda duygu sömürüsü yapılmış."

Paris'teki bu sinemada yine bir Ermeni izleyici ise, filmde çocukların sıklıkla kullanıldığını ve baştan sona duygu sömürüsüne yer veren sahneler içerdiğini belirterek: "Film maalesef kin, nefret ve iftira kokuyor. Bazı sahnelerde arkamı döndüm. Atom Egoyan elmalarla armutları birbirine karıştırmış. Aznavur hep tarafsız olduğunu söylerdi ama burada taraf olduğu gerçek" şeklinde film hakkındaki görüşlerini ifade etmiştir.

Atom Egoyan tarafından hazırlanan "Ararat" adlı film, 21 Eylül'de Erivan'da gösterilmiş ve yaklaşık bir ay sonra 11 Ekim'de ABD Kongre Kütüphanesi'nin en güzel salonlarından birisinde (Member's Room'da) Demokratlardan New Jersey Milletvekili Frank Pallone Jr. ve Cumhuriyetçilerden Michagan Milletvekili Joe Knollenberg'in organizasyonlarıyla bir resepsiyondan hemen sonra Kongre'nin sinema salonunda gösterilmiştir.

ABD'de 5 Kasım seçimleri öncesi Ermeni lobisinin bu hareketi elbette ki yadırganmayacaktır. ABD'deki Ermeni seçmenlere filmin Kongre salonlarında göstertildiği mesajı Amerikalı oy avcısı parlamenterler için oldukça iyi bir puan sağlamıştır.

Kongre sinema salonundaki gösterimden önce Frank Pallone ve Ermeni lobisinin diğer önemli temsilcileri konuşmalarında "soykırımın" kabulü için nasıl çalıştıklarını ne büyük başarılar sağladıklarını ama bunun yetmediğini, soykırımın reddinden daha büyük bir suç olmadığını, reddetmenin soykırımı yapmak kadar kötü olduğunu vs. gibi sözlerle izleyici üzerindeki ön motivasyonu sağlamışlardır. Bu arada film öncesi yapılan sunuşlarda filmin Cannes'de ödül aldığı söylenmiştir. Oysa film, Cannes'de yukarıda da belirtildiği üzere yarışma dışı gösterilmişti. Yine filmin hemen öncesinde çok kısa bir konuşma yapan diğer bir önemli kişi de içine kapanık, fazla konuşmayan bir tip olarak bilinen Atom Egoyan olmuştur. Egoyan'ın bu kısa konuşması sinema salonundakileri elbette şaşırtmamıştır. Çünkü psikolojik olarak kendi iç dünyası ile savaş yaşayan ve bunu filmlerine de yansıtan Atom Egoyan'ın bu tavrı, son derece doğal karşılanmıştır.

Filmle İlgili Değerlendirme

Ararat filmi de Atom Egoyan'ın diğer filmlerinde ortaya koymuş olduğu ruh halinin bir tekrarı olarak ortaya çıkmaktadır. Senaryonun içerisinde Gorki adlı karakterle etnik olarak kendi geçmişiyle olan psikolojik savaşı ve bunun sonucunda intiharı seçen bir tiplemeyi ortaya koymaktadır. Çünkü kendisi de üniversiteyi bitirinceye kadar Ermeni asıllı olduğunu inkar etmiş hatta bu davranışı yüzünden diğer Ermeniler tarafından oldukça büyük tepkiler almış bir tiptir.

Bir diğer karakter senaryoda sanat tarihçisi rolüyle Anı tiplemesi olarak işlenmiştir. Bununla da Anı harabelerine atıfta bulunulmaktadır.

Anı'nın ilk kocasının ASALA militanı olduğu vurgusunun senaryoda işlenmesi ve Anı'nın oğlu Raffi'nin babasına sahip çıkarak onun bir terörist değil kahraman olduğu inancını kendi psikolojisine yerleştirme çabaları senaryoda işlenen Ermenilikle özdeşleşmiş unsurlar arasında yer almaktadır.

Ermenilikle özdeşleştirilmeye çalışılan bir diğer husus da "Nuh'un Gemisi" öğesinin senaryoda işlenmiş olmasıdır.

Ağrı Dağı, Van Gölü, Akdamar Adası, Ermeni Kilisesi, sözde soykırım sahneleri gibi bir çok öğe senaryoda bugünle geçmiş arasındaki gel-git'lerle yerleştirilmeye çalışılarak "Sloganist Sinemacılık" diye isimlendirilecek ve tamamen propagandaya dayalı bir eser olarak ortaya çıkartılmıştır.

Atom Egoyan'ın "Ararat" senaryosunda, filmin içerisinde bir sinema filminin çekilmesi öyküsü anlatılmıştır. Filmin içerisinde çekilen bu film, tarihi bir filmdir. Konusu Ermeniler tarafından iddia edilen sözde Ermeni soykırımıdır.

Senaryonun en çarpıcı sahnesi ise, filmin içerisinde çekilecek bahsi geçen tarihi olayların kaynağının bir Ermeni ya da Türk değil, sözde tarafsız bir Amerikalı misyoner olduğudur.

Anlatılan sahnede, filmin içerisinde çekilecek olan tarihi filmin karakterlerine rollerinin anlatılması sırasında, filmdeki kahramanlardan birisi olan Rouben'in filmin içerisindeki filmde Amerikalı misyoneri canlandıracak olan Martin'e bir kitap uzatarak:
"Bu kitap senin karakterinin anahtarıdır. Kitap, 1917 yılında Boston'da basılan Clarence Ussher'in gerçek günlüğüdür. Amerikalı bir doktor olan Ussher, bütün olup bitenlere şahit olmuştur." demesidir.

Rouben bu sahnedeki konuşmasına devam ederek:
"Senaryomdaki her sahne bu dökümana (kitaba) dayandırılmıştır. Bu, bir toplumun tamamen yok edildiğini gören bir adamın anlattığı gerçek bir hikayedir..." diyerek bu karakterin çok önemli olduğunu ve iyi canlandırılması gereğini belirtmiştir.

Yukarıda da belirtildiği gibi bu sahne izleyiciler açısından en önemli sahne olacaktır. Zira olaylara tanıklık yapan bir Ermeni yada Türk değildir. Egoyan'a göre veya Egoyan'ın izleyici üzerinde bırakmak istediği etkiye göre, tarafsız bir şahittir. Zaten filmi önemli kılan da bir Amerikalının hatıratına dayandırılmış olmasıdır. Egoyan'a göre filmin içerisinde çekilen bu tarihi filmde bütün sahneler Amerikalı misyoner Dr. Ussher'in hatırat nevi kitabına dayandırılmıştır.

Egoyan'ın filmine konu ettiği olayların büyük çoğunluğu Dr. Ussher'in kitabında yoktur. Ancak kitapta yer alıp almaması da yönetmen Egoyan için pek de o kadar önemli değildir. Zira O'nun kendi ağzıyla telaffuz ettiği "sanatsal ehliyeti" vardır. Bu ehliyet ona her yetkiyi vermektedir.

Egoyan'a ait olan bu ehliyet öylesine sihirlidir ki, Van şehrinin yanına gerçekte gerek coğrafi gerekse teknik açıdan imkansız olan Ağrı Dağı'nı koyma yetisini dahi vermiştir. Kendisine senaryodaki konuşmalarda nasıl böyle imkansız bir şeyi yaptığı söylendiğinde bunun sahip olduğu "sanatsal ehliyetiyle" mümkün olduğunu ifade eder.

Filmde aynı anda birçok olay zaman ayrımı yapılmadan karakteristik Egoyan ekolü olarak kendisini gösteriyor. Ermenilerin dillerini konuşmak istedikleri, hakları için savaştıkları, bu sebeple Türk askerlerinin onları sistematik biçimde öldürdükleri vurgulanmıştır. Filmde, Türk askerleri kadın çocuk ve yaşlıları kılıçtan geçiriyor, kadınlara uluorta tecavüz ediyor, diri diri yakıyor ve bunlar detaylı biçimde gösteriliyor.

Türk Hükümetine yönelik saldırıların sürekli vurgulandığı filmde, "hükümetin haberi vardı, telgraflar, yazışmalar var.." şeklinde ifadeler kullanılmıştır. Filmdeki dikkat çekici noktalardan birisi de, Ermenistan içinde ve dışında yaşayan Ermeni toplumuna verilmek istenen mesaj. Filmde sık sık, Ermenilerin bu olayı unuttukları, unutmak istedikleri, bunun yanlış olduğu, her zaman hatırlamak ve kabul ettirmek için çalışmak gerektiği sürekli tekrarlanmıştır. Önemli sayılabilecek bir diğer nokta ise sık aralıklarla kullanılan, "Amerikan halkı bize yardım edecek", "Amerika bizim koruyucumuz" cümleleridir.

ABD Bunu Hep Yapıyor: Ermeni Sorunu ve ABD Kongresindeki Popüler Ermeni Tasarıları

Türkiye'nin stratejik müttefiki olan ABD, Ermeni sorununun uluslararası boyuta taşınmasında rol oynayan baş aktörlerden birisidir. Bugün, Atom Egoyan'a ait Ararat adlı filmi ülkesinde göstermesi ve buna izin vermesi noktası, Ermeni sorunu bağlamında Türk-ABD ilişkileri incelendiğinde hiç de yadırganmayacak bir durum olarak ortaya çıkmaktadır.
ABD'nin Ermeni sorunu çizgisinde, Türkiye politikası Atom Egoyan'a ait Ararat adlı filmin ABD'de gösterilmesini son derece doğal kılmaktadır. Bu bağlamda, her şeyden önce ABD'nin (sözde) Ermeni Soykırımı iddiasını kabul etmeyeceğini düşünmek nispeten iyi niyet düşüncesi olarak ortaya çıkar. Çünkü bir Fransa'dan, İngiltere'den ayrı olarak ABD'nin Ermeni meselesinde farklı bir konumu vardır. Bu hadisenin tohumlarını 1810'lu yıllarda planlı-programlı bir şekilde atan ABD, konuyu 1890'lı yıllardan itibaren senatosuna taşımış olmakla kalmayıp, bu mesele için sadece 19. yüzyılda milyonlarca dolar para harcamıştır. Hatta, şu iddia edilebilir ki, bugünkü bilinçli, planlı-programlı Ermeni hareketinin okulu 1810 yılında Boston'da kurulan ABCFM olmuştur.
Ermeni sorunu noktasında ABD perspektifinin iyice analiz edilmesi gerekir. Durumu ABD açısından 1985 yılındaki konuşmasında Parlamenter Hubbard şöyle ortaya koymaktadır:
"Sizin ve benim bölgemdeki Amerikalılar, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Amerika'yı asırlar önce Kızılderililere yaptıklarından ötürü ya da esefle belirtiyorum ki Amerikan tarihinde kendi bölgemde ve Amerika'nın diğer bir çok bölgesinde zencilerin köle olduğu şeklinde her yıl bir karar çıkarırsa ne düşünür."
2000 yılı Eylül ayında Temsilciler Meclisi Uluslararası İlişkiler Komitesi'nde (sözde) Ermeni soykırımı karar tasarısına ilişkin görüşmelerde söz alan Indiana milletvekili Dan Burton: "Temsilciler Meclisine daha önce Afrikalı köle ticaretiyle ilgili tasarı getirdiğimizi hatırlamıyorum. 18 Milyon Afrikalıyı Amerika'ya getiren atalarımızı kınayan bir tasarı yok. Amerika'ya geldiğimizde 7 milyon Kızılderili vardı. Şu anda 300 bin Kızılderili bulunuyor. Peki bu insanlara ne oldu?" demesi ABD'nin konu üzerinde ince eleyip sık dokuyarak kendi geleceğini ilgilendirebilecek konularda daha dikkatli davranması gereğini ortaya koymaktadır.
Bugün için ABD'de gerek Kongrede (Senato ve Temsilciler Meclisi) gerekse Beyaz Saray'da, Ermenilerin (sözde) soykırım iddialarına inanmayan parlamenter yok gibidir. Birkaç istisna da bu durumu değiştirmez. Ancak, her ne kadar bu olguya inansalar da, konunun bir tasarıya yansıtılmasını ABD'nin çıkarlarına aykırı bulmaktadırlar. Ayrıca Kongrede, tarihte gerçekleşmiş olan diğer soykırımlara ilişkin karar alınmazken Türkiye'nin tek başına konu edilmesini haksız bulanlar ile 1915-1923 arasında Anadolu Müslümanlarının yaşadıklarının da soykırım olarak adlandırılabileceğini düşünenlerde az da olsa bulunmaktadır.

Ermeni tasarısı ABD Kongresinden ve Beyaz Saray'dan çıksa ne olur?
Aslında bu sorunun cevabı oldukça açık. Bağlayıcılığı olmayan, Amerikan politikasında geleceğe yönelik hiçbir yaptırım, hatta somut bir yönlendirme gücü taşımayan, hatta ilerideki dönemlerde kendisini de sıkıntıya sokacak olan (Kızılderililer sorunu, Afrika köle ticareti vb. gibi konularda) iç siyaset esinli bir karar olarak tarihteki yerini alır.

Karar tasarısının ABD Kongresinden çıkışını Fransa örneğinde olduğu gibi gerek Erivan yönetimi gerekse Ermeni lobisi kendisi açısından zafer sayacaktır. Böyle bir olasılıkta Ankara-Erivan ilişkileri biraz daha gerginleşmiş olacak ancak, Ankara-Washington ekseninde kalıcı bir sıkıntı yaşanmayacaktır. Eğer Türkiye Ermeni sorunu konusunda geleneksel tutumunu devam ettirirse yukarıdaki olasılık karşısında, konunun yine Türkiye'nin kolektif hafızasının derinliklerinde kaybolması hiç de sürpriz olmayacaktır.

Bugün Fransa'nın (sözde) soykırımı kabul etmesi, yarın diğer Avrupa ülkelerinin haçlı zihniyetiyle gündemlerine getirecekleri karar tasarısını ABD'nin henüz kabul etmemesinin altında, şimdilik bölgedeki çıkarlarının yattığının, unutulmaması gereken bir gerçek olduğu kabul edilmelidir. Planlı bir şekilde Kongresinde sürüncemede bırakması da, "bölgede güçlenmesi istenmeyen Türkiye'ye karşı yapılması düşünülen yaptırımlarda kullanılacak bir koz olarak" tutulması düşünülebilir.

Son Söz

Atom Egoyan'ın "Ararat" isimli senaryosunda yukarıda da bahsedildiği üzere Ermenilerin yıllardır kendilerince sembolleştirmeye çalıştıkları, Nuh'un Gemisi'nden Ağrı Dağı'na, terör örgütü ASALA'nın masumiyetinden, soykırım iddialarına, Ermenilik ruhundan, Hitler'e atfedilen sözüne, Van Gölü'nden, izleyici üzerinde iğrenç bir Türk imajı oluşturmak için Cevdet Bey rolünü eşcinsel tiplemesiyle bir Türk'e oynatmasına kadar her sahnesi nefret, kin ve intikam kokan milyonlarca dolarlık bir propaganda malzemesi oluşturulmaya çalışılmıştır. İkinci bir "Geceyarısı Expresi" diye nitelendirilen film, bu haliyle o filmi unutturmaya aday olma izlenimi vermektedir. Türk-Ermeni ilişkilerinde böylesi filmler olduğu müddetçe ve bu dehşet salgılama dalgası devam ettikçe, iki toplum arasında sağduyudan, sağlıklı ilişkilerden bahsetmek oldukça zorlaşacak. Hatta eğer bu film Türkiye'de gösterilirse, kimse artık Türk-Ermeni dostluğuyla ilgili tek bir kelime edemeyecek. Çünkü film bilinç yaratmak değil, bilinçsiz nefreti insanların beyinlerine işlemek için yapılmış, dolayısıyla, eğer Türkiye'de Ermenilere karşı nefretin oluşması, derinleşmesi, yayılması istenmiyorsa, gösterilmemelidir.

Bir de madalyonun öteki tarafı var. Bu da filmin Türkiye'de gösterilmesi noktasında, evet bu film Türkiye'de gösterilmelidir. Gösterilmeli ki, hala hayal dünyasında yaşayanlar, naif fikirleriyle insanları yanlış yönlendirmesinler. Sadece "o kadar da değil canım, abartılıyor" diyenler değil, "biz güçlüyüz bize bir şey olmaz" diye düşünenler de Türkiye'ye Türk imajına ne kadar ağır tahribatların yapıldığını çıplak gözleriyle görebilsinler.

Ararat filminin, kültürlerin birbirlerine yaklaşması gereğinin daha çok anlaşıldığı bir ortamda dünya barışına, insanlık tarihine olumlu Ararat, ırkçılığı ileri boyutlara taşıyan ve düşmanlıkları körükleyen bir film. katkı sağlamayacak bir anlayışla çekilmiş olduğu ortadadır. Kültürler, dinler ve uluslararası diyaloga önem veren, saygı duyan, insanlığın, barışa her zamankinden daha çok ihtiyacı olduğunu düşünen herkes de filmin bu ırkçı yapısını, düşmanlık tohumu eken yanını reddedecektir ve bu filmi yapanlar dünya kamuoyunda mahkum edilecektir.
ASAM Ermeni Araştırmaları Enstitüsü