|
11 Eylül Olayları (Yeni Terörizm)
ve
Ermeni Sorunu
Dr.
Sedat Laçiner*
Özet:
Pearl Harbour benzeri 11 Eylül saldirilari insanlik
tarihindeki ilk terörist eylemler degildi, fakat bu
saldirilar ABD’nin kendisine ve dünyaya bakisini
büyük ölçüde degistirdi. Saldirilar ABD’ye ve
dünyaya eski türden bir düsmanla karsi karsiya
olunmadigini, aksine tanimlanmasi güç yeni tür bir
rakiple karsilasildigini gösterdi. Terör eyleminin
ilk etkisi ABD’nin ve Bati’nin terörün ne kadar
güçlü oldugunu ve kendilerinin de terörün hedefleri
arasinda oldugunu anlamalarini saglamasi oldu.
Ikinci olarak ABD bu yeni terörle mücadele için
Müslüman ülkelerin, Rusya’nin ve Çin’in de siyasi
yardimina ihtiyaci oldugunu anladi. Bu çerçevede
özellikle Rusya bu yeni durumdan Kafkasya
politikalarinda yararlanmaya çalisti / çalismakta.
Bu baglamda bu makale son gelismelerin bölgedeki
etkilerini ele aliyor ve özellikle yeni terörizmin
ve son Rus politikalarinin Ermeni sorununa etkileri
üzerinde odaklasiyor. Ayrica çalisma PKK ile asiri
sol gruplarin Ermeni terör örgütleriyle birlikte
Türk hedeflerine yeni terör yöntemleriyle saldirma
ihtimalinin altini çiziyor
Abstract:
The Pearl Harbour like September 11th attacks were
not the first terrorist attack in history, but this
the assault of September 11th on the United States
changed the way America looks at itself and the
world. The assault peresents America and the West
not an old type military challenege but a new type
of dilemma since the attacks were essentially on the
West’s domination on the world. As the first impact
of the attacks, the West realised how terrorism is
strong and it may strike the West as well. Second,
the United States understood that it cannot deal
with this new terrorism without Muslim countries’,
Russia’s and China’s political support. In this
framework Russia in particular has made enourmous
efforts to benefit from the new balance of power in
order to legitimate its policies in Caucasus. In
this context, this study examines the recent
developments in the region and focuses on the the
new terrorism’s and Russian Caucasian policies
effects on the Armenian question. The study also
underlines a possible co-operation between the
Armenian terrorists, PKK and the Marxist terrorist
groups against the Turkish targets. It further
defends that the Armenian against the Turkish
diplomatic missions were also terrosism like
September 11th assault on the US.
11
Eylül 2001 günü Ikiz Kuleler’e çarpan uçaklar bir
anlamda ABD’ye ve onun hegemon oldugu uluslararasi
sisteme de çarpti. Olaydan sonra süper gücün ve
dünyanin terör anlayisindan, devletler arasi
iliskilere kadar çok sey degisti.
[i] Bu nedenle, diger bir çok alan gibi,
Ermeni sorunu da bu gelismelerden payini aldi,
almaya devam da edecek. Makale bu etkiyi ele aliyor.
Çalismaya geçmeden önce
belirtilmesi gereken bir diger nokta ise makalede
‘Ermeni sorunu’ kavraminin genis anlamda kullanilmis
olmasidir. Yazar ‘Ermeni sorunu’nu salt 1915
olaylari ve onun yansimalari seklinde ele almamakta,
Ermeni terörü ve bugünkü Ermenistan’in bölgede
olusturdugu sorunu / sorunlari da bu kapsamda
degerlendirmektedir.
1.
Yeni Terörizm: Özellikleri ve Etkileri
Yeni Terörizm (New Terrorism)
[ii] kavrami aslinda çok da yeni bir
kavram degil. Daha dogrusu bu kavram 11 Eylül
olaylariyla ortaya çikmis degildir. Aksine 1980li
yillarda isaretlerini veren bu yeni olgu, 1990li
yillarda çesitli defalar kendisini göstermistir. Bu
nedenle Batili bir çok istihbarat örgütü (CIA, MI5
vd.) kaynaklarinin yaridan fazlasini terörizme
ayirmislardir. 1990’larin sonuna gelindiginde ise 11
Eylül benzeri olaylarin olabilecegi Batili
baskentlerde konusulmaktadir.
[iii] Bu baglamda 11 Eylül bir korkunun
tüm çiplakligiyla ortaya çikmasini saglamistir
denebilir.
Teknolojideki gelismelere paralel olarak, yok edici
teknik bilginin tüm dünyaya yayilmasiyla kendisini
hissettiren bu yeni kavramin ilk özelligi “eski
terörizm”in aksine, teknoloji ve iletisim ile olan
yakin baglantisidir. Kimyasal silahlar, biyolojik
silahlar [iv]
vb. öylesine büyük bir öldürücü etkiye ulasmis
ve bu silahlar öylesine kolay üretilebilir bir hal
almistir ki artik milyonlarca askerin yapamayacagi
etkiyi birkaç kisi yapabilir hale gelmistir.
Oklahoma Olayi’nda oldugu gibi tek kisilik bir
‘ordu’ ABD’nin tam ortasinda, Oklahoma Eyalet
Binasi’ni içindekiler ile birlikte yerle bir
edebilmistir.
‘Yeni terörizm’in ikinci önemli özelligi ise
bilginin Bati’dan çikarak, diger medeniyetlere,
‘diger ülkeler’e ve ‘tehlikeli kisiler’in eline
geçmis olmasidir. Burada “medeniyet” kavramini
bilinçli olarak kullandik. Bunun sebebi dünyayi
medeniyetler çatismasi içinde görmemizden degil,
Bati’nin dünyayi bu çerçevede degerlendirmesindendir.
Diger bir deyisle Bati kavramini tanimlayabilmek
için digerlerine ‘öteki’ diyen Bati adeta üretmis
oldugu bilgi ile vurulmaktadir. Diktatörler, silahli
gerillalar vb. Bati’da kullanilan bilgiyi yine
Bati’ya karsi kullanmaktadirlar. Fakat alti
çizilmesi gereken nokta, bugün gelinen asamanin
herhangi bir medeniyetin ürünü olmaktan çok yine
Bati’nin kendi tercihleriyle üretilmis olmasidir.
Gerek Saddam Hüseyin rejimi, gerekse Ladin benzeri
gruplar ABD’nin dogrudan ya da dolayli
politikalarinin bir sonucudur ve bir patlamaya ya da
bir sistemin çöküsüne isaret eder.
‘Yeni terörizm’in
üçüncü bir özelligi, ilkinden farkli olarak sadece
kamuoyunu hedef almamasi, mesajin yaninda zarar
verme istegini de yogun bir sekilde barindirmasidir.
Teröristlerin saldiridan sonra olayi üstlenmemeleri
ve yaptiklari eylemi yeterli görmeleri de bunun bir
göstergesidir. [v]
Bu olayla birlikte yeni terör kendisini
tüm dünyaya yayilmis topyekün bir savas olarak
göstermistir. Siyasi dengeler üzerindeki etkisinin
görece fazla olmasi da bundan kaynaklanmaktadir.
[vi]
‘Yeni
terörizm’in özellikleri daha da genisletilebilir.
Fakat konumuz itibariyle daha fazla detaya girmeyip,
dogrudan bu yeni terörün etkilerine geçecegiz:Yeni
terörün ilk etkisi ABD’nin ve genel olarak Bati
kamuoyunun uluslararasi teröre bakis açisini
degistirmesidir. Düne kadar kendisini terörden ve
diger saldirilardan korunmus hisseden ABD ‘kalbine’
aldigi agir darbeler ile bu dünyanin bir parçasi
oldugunu ve bu dünyada yasanan olaylarin onu da
vurma gücüne sahip oldugunu anlamistir. Oysa ki bu
olaylara kadar bir çok terör örgütünün ABD
istihbarat birimleri ile baglantili oldugu, en
azindan ABD’den habersiz dünyanin hiçbir kösesinde
terör örgütü kurulamayacagi biliniyordu. Nitekim
Hamas’tan, El Kaide’ye kadar tüm örgütler Bati’nin
bilgisi dahilinde, hatta bazi örneklerde Batili
istihbarat örgütlerinin destegiyle kurulmustu. Bu
nedenledir ki Türkiye de dahil olmak üzere terör ile
mücadele eden hemen her ülkede, terör olaylarinda
Bati’nin pek de masum olmadigini savunan ciddi bir
grup vardi. Bu tür gruplara göre basta ABD olmak
üzere tüm Batili ülkeler terörü dis politikalarinin
bir araci olarak görmektedirler. Iste 11 Eylül
olaylarindan sonra özellikle ABD, Ingiltere ve
Almanya’da teröre karsi büyük bir korku ve buna
bagli olarak da sert önlemler ortaya çikmistir.
‘Özgürlükler ülkesi’ olarak bilinen ABD’de
‘terörist’ sifatina yaklasan hiçbir örgütün barinma
sansi bulamayacagi açiktir. Bir çok Avrupa ülkesinin
PKK ve diger Türkiye kökenli terör örgütüne bundan
sonra ‘müsamahali’ davranilamayacagini açiklamasi da
bundan dolayidir. 11 Eylül saldirilari bir kez daha
göstermistir ki Bati, ‘Bana dokunmayan yilan bin
yasasin’ yaklasimi içindeyken ‘yilan’ onu da sokmus,
bu sayede Bati da teröre karsi sert tepki gösterme
geregini hissetmistir.Ikinci önemli etki terörün dis
politika araci olarak kullanilmasinin zorlasmis
olmasidir. Suriye, Yunanistan gibi ülkelerin terör
örgütlerine açiktan destek vermeleri iyice güç bir
hal almistir.Bu çerçevede terörle mücadele eden
ülkelerin isi kolaylasmistir. Buna Türkiye de
dahildir.Teröre karsi duyulan hosnutsuzluk nedeniyle
bir çok ülke sorunlarini terör kapsamina sokmaya
çalismaktadir. Bu ülkelerin basinda Rusya ve Israil
gelmektedir. Özellikle Rusya Çeçenistan’daki
çatismalari bahane ederek elini rahatlatmaya
çalismakta, bu da Türkiye ve bölge dengelerini
yakindan ilgilendirmektedir.ABD - Ingiltere blogu
Afganistan ile baslayan operasyonlarina uluslararasi
destek arayisindadir. Bu destek sadece ‘manevi’
degil, teknik alanda da (üs vb.) gereklidir. Ilk
olarak Rusya ve Çin’in operasyonlara karsi çikmamasi
saglanmaya çalisilmistir. Ardindan NATO üyelerinin
destegi alinmistir. Üçüncü olarak, mesruiyet
kaygisiyla Müslüman ve Arap ülkelerin destegi
aranmistir. Ve son olarak Türkiye de dahil olmak
üzere bölge ülkelerinin destegi istenmistir. Bu
tablo ABD’yi diger ülkelere borçlu hale getirmekte,
diger ülkelerin önemini de arttirmaktadir. Bu
dengeler içinde konumuz açisindan en önemli gelisme
süphe yok ki Türkiye ve Rusya’nin degisen
rolleridir.Son olarak 11 Eylül saldirilari sivil
özgürlükler alaninda daralmaya yol açarken, ulusal
çikarlar ve güvenlik kaygilarini ön plana
çikarmistir.11 Eylül sonrasi durumu ve genel olarak
etkilerini ele aldiktan sonra gelismelerin genis
anlamda Ermeni etkilerine geçilebilir.
2.
Ermeni Sorunu ve Yeni Terörizm
Yazinin basinda da
belirtildigi üzere Ermeni sorunu dendiginde sadece
1915 olaylari ve onun günümüze yansimalarini
anlamamak gerekir. Aksine Ermeni kelimesi 20. yüzyil
boyunca Türkiye için hep ‘sorun’ kelimesiyle bir
arada anilmis ve bir çok alanda kendisini
göstermistir. Bu çerçevede Ermeni sorununu ya da
sorunlarini üç baslik altinda degerlendirmek
mümkündür: a. Soykirim iddialari, b.
Türk diplomatlarina yönelen Ermeni terörü ve c.
Bagimsizligini kazandiktan sonra Ermenistan’in
Kafkasya’da Türkiye ve Azerbaycan’a karsi yaratmis
oldugu sorunlar. Bu baglamda denebilir ki 11
Eylül’de netlesen yeni terörizm ve onun
sekillendirmekte oldugu yeni dengelerin sorunun üç
boyutuna da etkisi olmustur / olacaktir.
a.
Soykirim Iddialari
11
Eylül öncesine baktigimizda, Ermenilerin 2000 ve
2001 yillarini bir atilim yili olarak gördügünü
anliyoruz. ABD’de fitili ateslenen kampanya
Fransa’da amacina ulasmis ve Türkiye’nin Bati
blogunda önemli bir müttefiki olan Fransa Türkler’in
1915 yilinda Ermenilere karsi soykirim yaptigini
resmen kabul etmistir. ABD’de istenen sonuca henüz
ulasilamamissa da eyalet meclislerinde büyük bir yol
kat edilmis, çok yakin bir gelecekte federal
meclisin her iki kanadinda da Ermeniler için ‘büyük
bir basari’nin ilk isaretleri alinmistir. Tüm bu
gelismelerin Türkiye’nin uluslararasi sistemden
izole edildigi bir dönemde yasanmasi dikkat
çekicidir. Türkiye’nin ABD için öneminin azaldigini
fark eden Ermeni lobileri faaliyetlerini
yogunlastirmislardir. 2000 yilindaki basarilar
Ermenileri 2001 yili için de cesaretlendirdi ve 2001
yilinin ilk aylarinda Ermeni lobisi Ingiltere’de
1915 olaylarinin Yahudilere yapilan Holocaust
ile es tutulmasini saglamaya çalisti. Resmi tanima
gelmediyse de Ermeni temsilciler Yahudi, Bosnali ve
Ruandali kurbanlarla ayni salonda yer aldilar ve
Türkiye karsisinda Ingiltere’de de kismi bir
basariya imza attilar. 2001 yili için belirtilmesi
gereken bir diger nokta da bu yilin Ermenilerin bir
ulus olarak Hiristiyanligi kabullerinin 1700. yili
olmasidir. Genel kabule göre Ermeniler tarihte
Hiristiyanligi kabul eden ilk ulustur ve din unsuru
Türklere karsi Bati kamuoyunda din unsurunu
yogunlukla kullanagelmislerdir. Hatta bu konuda bir
adim ileri giden Ermeniler kendilerini
‘Hristiyanligin sehit milleti’ olarak
tanitmaktadirlar. Buna göre Ermenileri ‘sehit eden’
Müslüman Türklerdir. Bu anlamda Ermeni lobileri 2001
yilini büyük bir firsat olarak gördüler ve yilin
basindan itibaren siyasi kampanyalarini dini
unsurlar ile süslemeye çalistilar. Yüzyillardir
Eçmiyazin Kilisesi ile arasi soguk olan Papa’nin
Ermenistan ziyareti teklifini kabul etmesi ise bu
kampanyayi taçlandiracakti. Ermenilerin plani 2001
yili sonbaharinda Türkiye’yi tekrar köseye
sikistirmakti. Fakat 11 Eylül olaylari tüm bu
planlari kökten degistirdi. Ilk olarak Papa II. John
Paul’ün Ermenistan ziyareti dünya kamuoyunda
beklenen ilgiyi göremedi ve ziyaret Ermenileri hayal
kirikligina ugratti. Papa yapmis oldugu ziyaret ve
1915 yilinda Türklerin katliam yaptiklarini ima eder
konusmalariyla Türk tarafinin da tepkisine yol açti,
fakat Ermeni tarafindaki hayal kirikliginin daha
fazla oldugu söylenebilir. Ayrica ziyaretin oldugu
günlerde (24 Eylül) ABD - Taliban çekismesinin doruk
noktasina ulastigi ve ABD’nin askeri operasyonu
baslatmak için Papa’nin ziyaretinin sona ermesini
bekledigi hatirlanacak olursa dünya kamuoyunda
Ermeni iddialarina kulak verecek ciddi bir odagin
bulunamadigi kolayca tahmin edilebilir.
[vii] Kisacasi 2001 Sonbahari’nda Ermeni
lobileri o ana kadar elde ettikleri önemli
avantajlarini kullanamamislardir. Siddetlendirmeyi
umduklari Türkiye karsiti kampanyayi istedikleri
dozda baslatamamislardir. Buna Türkiye’nin Bati
blogu için artan önemi de eklendiginde Ermeni
lobilerinin islerinin eskiye oranla görece
zorlastigi söylenebilir.
Din
konusunda belirtilmesi gereken diger bir nokta ise
Türkiye’nin aleyhine bir gelismeye isaret eder.
Medeniyetler Çatismasi adi altinda
gelistirilmeye çalisilan yeni planlar Türkiye’yi dis
dünyada hemen hemen her cephede ciddi sikintilara
sokacaktir. Din ögesini yogunlukla kullanmaya
çalisan Ermeniler, Hiristiyan – Müslüman
gerginliginden gerek Azerbaycan ile iliskilerinde,
gerekse Türkiye ile ilgili sorunlarinda sonuna kadar
yararlanmaya çaba göstereceklerdir.
Soykirim iddialari
konusunda üzerinde durulmasi gereken bir diger husus
ise Türkiye’nin ABD ve genel olarak Bati açisindan
artan stratejik önemidir. Su ana kadarki deneyimler
göstermistir ki ABD’nin Türkiye’ye olan ihtiyaci
arttikça Türkiye karsiti etnik lobilerin gücü de
azalmaktadir. Bunda Beyaz Saray, Amerikan Disisleri
ve Savunma Bakanligi’nin etkisi kadar Kongre
üyelerinin Amerikan ulusal çikarlarini savunma iç
güdüleri de etkili olmaktadir. Nitekim NATO’nun ilk
yillari, Kore Savasi, Körfez Savasi gibi dönemlerde
Kongre’de Türkiye karsiti gruplarin çok zayif
kalmasi bunu gösterir. Körfez Savasi esnasinda
Ermeni lobisinin önemli isimlerinden Senatör
Pressler’in Türkiye’yi savunur bir konuma geçmesi bu
konuda bir diger kanittir.
[viii] ABD’de Türkiye açisindan degisen
dengelerin Avrupa üzerinde de etkisi olmaktadir. Su
ana kadar ki deneyimler göstermistir ki Türkiye’nin
ABD politikalarinda rolü arttikça ABD’nin Avrupa’da
Türkiye’yi destekleme derecesi de artmaktadir. Bu
destek Avrupa Birligi’nin yapisi nedeniyle sinirli
kalmaktaysa da Ermeni sorunu gibi konularda
geciktirici – önleyici bir etkiye sahip olabilecegi
tahmin edilebilir. Sonuç olarak önümüzdeki kisa
dönemde Ermeni sorunu konusunda ABD Kongresi’nde ve
hatta Avrupa’da ciddi bir girisim beklenmemekte,
yapilabilecek girisimlerin basarisi sansi da
azalmistir. Nitekim 25 Ekim 2001 tarihinde Avrupa
Parlamentosu’nda Türkiye’nin Avrupa Birligi’ne
üyeligi için gerçeklestirilen ilerlemeler ile ilgili
raporun ‘Ermeni soykirimi’ iddialarina deginmeden
kabul edilmis olmasi bu tahmini dogrulamaktadir.
[ix] Avrupa Parlamentosu Genel Kurulu’nca
söz konusu raporun görüsmeleri esnasinda basta
Fransiz Parlamenter Charles Pasqua ve komünist
Parlamenter Andrie Brie tarafindan Türkiye’nin sözde
Ermeni soykirimini tanimasini öngören çesitli
degisiklik önergelerinin büyük bir oy farkiyla
reddedilmesi manidardir. Nitekim Disisleri Bakani
Ismail Cem’in kararin geçmesi kadar karara Ermeni
iddialarinin eklenmemesine de sevinmis olmasi ve
Ermeni lobisini ve destekçilerini kastederek
‘Türkiye’ye karsi yeminli düsmanlarin Avrupa
Parlamentosu’nu alet etme çabalari bosa çikmistir’
deme ihtiyacini duymasi dikkat çekicidir. Ret
kararinin alinmasinda Türk diplomatlarinin
[x] ve diger etkenlerin rolü dislanamaz.
Fakat asil etkenin 11 Eylül olaylari ve sonrasinda
Türkiye konusunda olusan hava ile ilgili oldugu
söylenebilir.
Özetleyecek olursak Türkiye’nin artan önemi ve dünya
gündemindeki ani degisme Türkiye’ye Ermeni sorununda
ihtiyaci olan en önemli gereçlerden birini, yani
‘zaman’i bahsetmistir. Fakat bu sürenin ne kadar
olacagi belirsizdir ve Türkiye’nin bu zaman zarfinda
rehavete kapilmadan, eline geçirdigi firsati çok iyi
bir sekilde degerlendirmesi gerekmektedir.
b.
Ermeni Terörü
Bilindigi üzere Ermeni
terörü 27 Ocak 1973’te ABD’nin Santa Barbara
kasabasinda basladi ve 1984 yilina kadar devam etti.
10 yili askin bu süre zarfinda Türkiye 34 sehit
verdi. [xi]
Bu dönemde Türkiye terör ile mücadelesinde yalniz
birakildigi gibi Fransa ve Yunanistan gibi bazi
ülkeler teröre ya destek oldular, ya da göz
yumdular. Günümüzde aktif olarak bir Ermeni
terörizminden söz etmek zorsa da terör örgütlerinin
pusuda bekledikleri ve ummadik bir anda Ermeni
radikal örgütlerin teröre yönelebilecekleri
söylenebilir. Bu gruplarin hemen tamami kendilerince
gerekli nedenlere sahiptirler. Türk düsmanligini her
türlü yayinlarinda ortaya koyan ve Kafkasya, Lübnan,
Güney Kibris, Yunanistan gibi Türkiye karsiti
terörün kaynagi sayilabilecek bölgelerde üstlenen bu
örgütler Bati’da sagladiklari baglantilarin da
yardimiyla her an aktif hale gelebilir /
getirilebilirler. Buna ek olarak 11 Eylül olaylari
terörün nasil bir boyut alabilecegini ortaya
koymustur. PKK ve DHKP-C’nin su anki birikimleri ile
11 Eylül benzeri bir eyleme girismeleri zordur. Buna
karsin ne kadar nefret ile dolu olursa olsun Ermeni
terörünün de bir çok intihar komandosunu ayni anda
bir operasyonda birlestirebilmesi zordur. Fakat
Ermeni gruplar içinde teknik bilgisi yeni terörist
eylemlere uygun isimler bulundugu, en azindan bu
kisilerin gerekli donanimi saglayacak baglantilara
sahip olduklari bilinmektedir. Bu çerçevede bilgi ve
teknoloji yoksunu Türk örgütlerinin Ermeni ya da
Ermeni gruplar baglantili odaklar sayesinde en son
terör yöntemlerine yönelmeleri ihtimal dahilinde
tutulmalidir. Özellikle Ermenistan Cumhuriyeti’ndeki
atom çalismalari, kimyasal ve biyolojik alanlarda
çalisan radikal Ermeni isimler yakindan
gözlenmelidir. Aksi taktirde ABD gibi bir süper
gücün karsilastigi felaketi Türkiye’nin yasama
ihtimalinin yükselecegi söylenebilir.
Yukarida altini
çizdigimiz büyük tehlikeye karsin terör konusunda
tüm dünyada gelisen duyarliligin Türkiye için olumlu
bir gelisme oldugu da belirtilmelidir. Ermeni ya da
diger gruplar bundan sonra eylemlerini çok kolay bir
sekilde mesrulastiramayacaklardir. Özellikle 11
Eylül benzeri eylemlere girisen gruplarin büyük bir
prestij kaybina ugrayacaklari ve davalarina zarar
verebilecekleri söylenebilir. Buna ragmen
Türkiye’nin geçmisteki deneyimleri Bati’nin ‘çifte
standart’li yüzünü çok aci bir sekilde Türkiye’ye
göstermistir ve Türkiye güvenligini, kamuoyunda kisa
dönemli olusan geçici akimlara dayandiramayacak
tecrübelere sahiptir.
Gelinen noktada her türlü olasilik üzerinde
durulmali, bunun yaninda Ermeni terörünü
unutturmayacak ciddi bir kampanya da baslatilmalidir.
Terörün sadece Afganistan ile özdeslestirilemeyecegi,
Ermeni, PKK ve asiri sol terör eylemlerinin
unutulmamasi gerektigi hatirlatilmalidir. Hatta TBMM
ya da ilgili diger kurumlarin belli bir tarihte tüm
dünyaya hitap edecek bir anma gününü tertiplemesi de
yararli bir faaliyet olacaktir. Sonuçta Türkiye’nin
vermis oldugu 34 sehit tüm dünyanin gözleri önünde,
hiçbir ilgileri olmadigi halde, büyükbabalari
döneminde oldugu iddia edilen ve tartismali olaylar
bahane edilerek hunharca öldürülmüslerdir. Türkiye
kendisini uluslararasi alanda savunmak için
kanimizca bundan daha hakli oldugu ikinci bir konu
bulamaz.
c.
Kafkaslarda Ermeni Sorunu
11
Eylül sonrasinda gelisen olaylarin Ermeni sorununa
en büyük etkisi Kafkaslar’da beklenmelidir. Çünkü
Türkiye’yi soykirim iddialarindan çok daha fazla
etkileyecek olan gelismeler bu bölgede ortaya
çikmaktadir. Kuruldugu ilk günden bugüne Ermenistan
sadece Türkiye için degil bölgenin diger ülkeleri
için de sorun olmustur. Karabag sorunu bunun en
önemli göstergesidir. Bugün Azerbaycan topraklarinin
yaklasik yüzde 20’si Ermenilerin isgali altindadir.
Uluslararasi hukuk kurallarina ragmen Ermeniler uzun
yillar boyunca Karabag’daki isgallerini sona
erdirmedikleri gibi isgalin kalici oldugunu ima
etmekte, baris görüsmelerinde zaman kazanmaya
çalismaktadirlar. [xii]
Ermenistan ve Ermeni lobisi bu konuda
hiçbir geri adimi kabul etmemekte, adeta pazarlik
kapilarini siki sikiya kapamaktadir.
Diger taraftan
Ermenilerin saldirgan tutumu diger önemli komsusu
olan Gürcistan’a karsi da benzeri bir istikamette
ilerlemektedir. Gürcistan’da da ayrilikçi
hareketlere giden Ermeniler, Ermenistan ve
diasporadan yardim almaktadirlar.
[xiii]
Diger
taraftan Koçaryan yönetimiyle birlikte Türkiye –
Ermenistan sinirinin bazi çevrelerce yeniden gündeme
tasindigi da bilinen bir gerçektir. Karabag’da
savasan gruplardan olan su anki Baskan ile radikal /
terörist Ermeni gruplar arasindaki iliski dikkat
çekicidir. Ilk Ermenistan Baskani Levon Ter
Petrosyan döneminde alinan diasporanin Ermenistan’a
müdahalesini engelleyici ve Tasnaksütyan’a yönelik
önlemlerin Koçaryan döneminde kaldirilmasi
düsündürücüdür. Bilindigi üzere Petrosyan
önlemlerinin önemli bir kismini bu örgütün ‘terörle
ilgili’ olmasi gerekçesiyle almisti. Türkiye yeni
Erivan yönetimini bu karari nedeniyle uyarmissa da
uluslararasi alanda konu ile ilgili yeterince
lobicilik faaliyetinde bulunuldugu söylenemez. Son
saldirilar sonrasinda dünyanin terör konusunda
gelmis oldugu nokta Türkiye’nin isini bir nebze
olsun kolaylastirmaktadir. Konu Türkiye tarafindan
tekrar gündeme getirilebilir. Diger bir deyisle
teröre bulasmis örgütlerin Ermenistan’in yeni
yönetimi tarafindan serbest birakilmasi ABD, Avrupa
ve uluslararasi örgütler nezdinde yapilacak
görüsmelerde gündeme getirilebilir. Üstelik
Ermenistan ile terör arasindaki baglanti bununla da
kalmamakta, PKK – Ermenistan baglantisi da
dikkatleri çekmektedir. Ermenistan’da zamaninda bir
egitim ve lojistik destek üssü kuran PKK’nin bu
ülkeyle baglantilari Abdullah Öcalan’in
yakalanmasindan sonra daha pasif bir hal aldiysa da
halen devam etmektedir. Bu baglantida Ermeni
diasporasindan bazi isimler de rol oynamaktadir.
Zaten 1970’li yillarda alinan bir karar geregi
Ermeni terör gruplari sol, sag ya da ayrilikçi olsun
Türkiye devletine karsi olan her grupla isbirligi
yapma karari almistir. PKK baglantisi da yine biraz
önce belirtilen çerçevede degerlendirilerek dünya
kamuoyuna tekrar tekrar duyurulmalidir.
Yukaridaki tablo
Ermenistan’in tamamen haksiz oldugu konularda (Karabag’in
isgali, Gürcistan’da ayrilikçi hareketler,
Türkiye’ye karsi itham ve talepler, terör
örgütlerinin faaliyetlerine izin vermek vb.) ayak
diretebildigini, çok güçlü devletlerin dahi
göstemeyecegi bir katilikta iliskilerini
sürdürdügünü ortaya koymaktadir. Oysa ki Ermenistan
dis denizlere kapali, daglik bir cografyada zengin
dogal kaynaklardan ve insan gücünden yoksun, insan
gücü zayif bir ülkedir. Güçlü bir diaspora söz
konusuysa da tüm çabalara karsin diasporanin
Ermenistan’a ciddi bir katkisi oldugunu
söyleyebilmek güçtür. Aksine dis güç tüm hiziyla
devam etmektedir. Bu durumda Ermenistan’in ‘sahin’
politikalarinin en önemli kaynagi olarak geriye
Rusya kalmaktadir.
Soguk Savas’in sona
ermesiyle birlikte Kafkasya’da önemli bir kayba
ugrayan, Çeçenistan’daki çatismalar ile iyiden iyiye
güç kaybina ugrayan Rusya için Kafkaslar’da tutunmak
gün geçtikçe güçlesmistir. Azerbaycan ve Gürcistan
üzerindeki etkisini kaybeden, hatta bu ülkeleri
kendisine adeta ‘düsman’ haline getiren Rusya için
bölgedeki en önemli ‘ileri karakol’ olarak bölgenin
sorunlu devleti Ermenistan kalmistir. Bu ülkede
askeri üslere de sahip olan Rusya için Ermenistan
vazgeçilmez bir hal almistir. Bu nedenle 11 Eylül
saldirilarinin Rusya’nin uluslararasi sistemdeki ve
bölgedeki konumu üzerindeki etkileri Ermenistan ve
Ermeni sorunu açisindan da büyük bir önem
tasimaktadir.
11
Eylül öncesinde Rusya, Çeçenistan’da izledigi
politikalar nedeniyle ciddi bir prestij kaybina
ugramisti. Insan haklarini hiçe sayan ve soykirimi
andiran katliamlar yapan Rusya, bu sert tutumuna
karsin basarili da olamiyordu. Stephen
Sestanovich’in deyisiyle, ‘Geçmis onlarca yil içinde
hiçbir Rus eylemi Rusya’yi Çeçenistan’da yürüttügü
zalim askeri kampanya kadar medeni devletler
kampinin disina atacak kadar çok suçlamalara neden
olmamisti’. [xiv]
Basta ABD ve Avrupa olmak üzere tüm dünya
ezici bir çogunlukla [xv]
Rusya’nin Çeçenistan’da izledigi
politikalari insanlik disi ve kabul edilemez
buluyordu. Iste 11 Eylül olaylari Rusya’ya bu
imajini degistirme firsatini verdi. ABD’nin
Afganistan’a karsi düzenleyecegi askeri operasyonda
ihtiyaç duydugu Rusya, Çeçenistan’da kendisinin de
‘din temelli bir terör’ ile karsi karsiya oldugunu
ve Çeçen silahli gruplarinin aslinda radikal Islami
gruplar oldugu ve Bin Ladin’in de bu bölgede en
önemli gruplardan biri oldugunu öne sürüyordu.
Rusya’ya karsi ‘anlayisli davranma’ yaklasimi daha
ilk günden etkisini gösterdi ve Almanya’nin
agirligini koymasiyla birlikte Avrupa Birligi
Çeçenistan konusundaki elestirilerini neredeyse
durdurdu. Ayni ‘anlayisli tutum’un ABD’den geldigi
gözlenmekteydi. Fakat Rusya bu kadari ile
yetinmeyeceginin isaretlerini vermektedir. Yeni
olusan ortamda terörü bahane ederek Kafkasya’daki
dengeleri degistirme çabasina giren Rusya’nin, ABD
Afganistan’i bombalarken Gürcistan sinirina asker
yigmasi düsündürücüdür. Gürcistan’in Çeçenistan
baglantisini ileri süren Putin’in bu tavrina karsi
Türkiye de Gürcistan ve Azerbaycan ile olan
iliskilerini sikilastirdi.
[xvi] Fakat ilerleyen zaman diliminde
Rusya’nin Kafkasya denklemine Ermenistan’i da
katacagi beklenebilir. Zaten Ermenistan da 11 Eylül
olaylarindan sonra sikça Islami radikal gruplarin
Azerbaycan ile yakin baglantilari bulundugunu ve
Karabag’da Bin Ladin ve benzeri gruplarin
faaliyetleri sonucu bir karsi atagin beklenebilecegi
iddialarini isliyor. Bu iddialarda amaç ABD ve
Rusya’nin Azerbaycan’a Ermenistan lehine baski
yapmasidir. Diger bir deyisle Ermenistan oyunda
Türkiye karsisinda yerini almak için adeta
sabirsizlanmaktadir.
Özetleyecek olursak, Rusya’nin 11 Eylül sonrasinda
ele geçirdigi kartlar Ermenileri Türkiye aleyhine
devreye sokabilir ve Ermeni sorununda yeni
gelismeler beklenebilir. Bu gelismelere karsi
Türkiye’nin, yukarida saydigimiz ve Ermenistan’in
tamamen haksiz oldugu konulari (ayrilikçi
hareketleri desteklemek, Birlesmis Milletler’in
üyesi bir devletin topraklarini isgal altinda
tutmak, terör örgütlerine izin ve destek vermek)
gündemden düsürmemesi gerekmektedir. Ayrica devlet
deneyimleri görece zayif olan Azerbaycan ve
Gürcistan’in radikal gruplar ile olan iliskilerinin
yakindan takip edilmesi ve bu konularda bu ülkelere
yardimci olunmasi da Türkiye’ye düsen bir diger
görevdir.
Sonuç
11
Eylül olaylarinin genis anlamda Ermeni sorunu
üzerinde olumlu ve olumsuz bazi etkileri olmustur ve
ileride de bu etkiler farklilasarak devam edebilir.
Olumlu etkileri sayacak olursak Ermeni lobilerinin
geçtigimiz yil hizlandirdigi soykirim iddialarini
tanima kampanyasi güç kaybetmis, dünya kamuoyunun
ilgisi ortadan kalkmistir. Ayrica Türkiye’nin ABD ve
Avrupa açisindan artan stratejik önemi Ermeni
iddialarinin en azindan bir süre için bu ülke
parlamentolarindan geçmesini zorlastirmistir. Diger
bir deyisle Türkiye bu konuda ‘nefes alabilecegi’
altin degerinde bir zaman kazanmistir. Bir diger
gelisme de dünyanin terör konusunda ulastigi yeni
bilinç seviyesi Ermeni terörü ve Ermeni terör
örgütleri konusunda Türkiye’nin elini
güçlendirmistir. Bundan sonraki dönemde terör
örgütlerinin manevra alanlarinin daralacagi
söylenebilir. Bu çerçevede Türkiye’nin Ermenistan -
terör baglantisini kullanma sansi artmistir. Bir
diger olumlu gelisme de Türkiye’nin artan stratejik
konumunu akilci kullanmasi halinde bölgedeki
etkisini arttirmasiyla ortaya çikacaktir.
Olumsuz gelismeler ise Ikiz Kuleler’e yapilan
saldirinin bir benzerinin Ermeni teröristler ile PKK
ve asiri sol örgütlerin isbirligi ile gerçeklesme
ihtimalinin çok da uzak olmadiginin anlasilmasidir.
Ayrica Rusya’nin terörü bahane ederek Kafkasya’da
Ermenistan’i kullanma ihtimali de ciddi bir
tehdittir.
Yapilmasi gerekenler
konusunda ise sunlar söylenebilir: Türkiye bugüne
kadar izlemis oldugu ‘savunma politikasi’ndan çikmak
zorundadir. ‘Suçlu’ izlenimi veren bu politika
bugüne kadar basarisiz oldugunu geçen yil açikça
ortaya koymustur. Türkiye’nin hakli ve güçlü oldugu
bir çok konu vardir ve atak bir Ermeni sorunu
politikasi izlemenin zamani gelmistir. Bu konuda
Ermeni soykirim iddialari ile bugünkü Ermenistan ve
Ermeni terörü konularini birbirinden ayirmamak
gerekmektedir. Çünkü Türkiye’nin eli son iki konuda
çok daha güçlüdür. Soykirim iddialarinda spekülasyon
yapmak, duygulari sömürmek mümkün iken Ermeni terörü
ve saldirgan Ermenistan bugünün konularidir ve
Türkiye bu konularda hiç kimsenin itiraz edemeyecegi
kadar haklidir. 11 Eylül olaylari bu hakliligin
kullanilmasi için Türkiye’ye zaman ve yeni imkanlar
saglamistir.
*
ASAM, Ermeni Arastirmalari Enstitüsü ve Çanakkale
Onsekiz Mart Üniversitesi.
[i] Haftalik
dergi The Economist saldiriyla birlikte
‘ABD’nin kendisine ve dünyaya bakisinin sonsuza dek
degisecegi’ni öne sürüyor: ‘The New Enemy’, The
Economist, 15 Eylül 2001, s. 15.
[ii] Yeni
Terörizm konusunda daha detayli çalismalar için
ayrica bkz.: Nadine Gurr ve Benjamin Cole, The
New Face of Terrorism, Threats from Weapons of Mass
Destruction, Londra ve New York, I. B. Tauris
Publishers, 2000; Adrian Guelke, The Age of
Terrorism, Londra, I.B. Tauris, 1998.
[iii] Londra
gazeteleri 1998 yilinda ‘Müslüman teröristler Batili
sehirleri uçaklar ile vuracaklar seklinde haberler
yapmislardir. Sedat Laçiner, ‘Ingiltere’de Yeni
Terörizm Yasasi: Londra PKK ve DHKP-C’yi Yasakliyor
mu?, Stratejik Analiz, Cilt 2, Sayi 15,
Temmuz 2001, s.102.
[iv] Buna yeni olmakla birlikte genetik
de eklenebilir. Günümüzde bir çok ülke insanin
genetik yapisi üzerinde etkide bulunabilecek
silahlar / araçlar pesindedir.
[v] New York
saldirisindan yakin bir zaman önce gerçeklestirilen
Yemen ve Kenya saldirilarinda da olayin faillerince
üstlenilmemesi amacin sadece ilgi çekmek olmadigini
göstermektedir. Saldirganlar vermek istedikleri
mesajin yaninda ABD’ye karsi açtiklari topyekün bir
savasin uzantisi olarak zarar vermeye de
çalismaktadirlar. Aksi taktirde böylesine büyük
eylemlerin üstlenilmemesi sasirtici bir gelismedir.
Bu arada saldirilan düsmanin büyüklügünün de bu
durumda etkisinin bulundugunu belirtmekte yarar
vardir. [vi]
Bugün yeni terörü kullanan gruplar agirlikli
olarak Dogu’dan çikmakta ve daha çok dini motifleri
kullanmaktadirlar. Fakat bu, yeni terörün sadece bir
dine ya da gruba özgü oldugunu göstermez. Aksine
yeni terörün kullandigi tüm araçlar Bati zihin
dünyasinin ürünüdür. [vii]
Papa’nin ziyaretiyle ilgili olarak bkz.:
RFE, 25 Eylül 2001; ‘Papa’ya Soykirim
Tepkisi, NTVMSNBC, 2 Ekim 2001; ‘Apostolic
Voyage in Armenia Prayer Visit’,
www.vatican.va.holy_father/john_paul_ii/
<http://www.vatican.va.holy_father/john_paul_ii/>....;
Victor L. Simpson, ‘Pope Expresses Respect for Islam’,
Newsday, 25 Eylül 2001; ‘Pope, Armenian
Church Deplore “Extermination” of Armenian
Christians’, VOA, 27 Eylül 2001, saat: 23:56
UTC; Sabrina Castelfranco, ‘Pope Travels to Armenia,
Kazakstan’, VOA, 21 Eylül 2001, Saat: 18:52
UTC; Philip Pullella, ‘Pope Remembers Armenian Dead,
Avoids Word Genocide’, Reuters, 26 Eylül
2001. [viii]
Detaylar için bkz.: Senol Kantarci, 11 Eylül
Faciasinin Ermeni Sorununa Yansimalari,
Yayinlanmamis Bilgi Notu, Ermeni Arastirmalari
Enstitüsü, 12 Ekim 2001, s. 4.
[ix] Söz konusu
karar için bkz.: ‘AP Raporu Kabul Etti’, Hürriyet,
25 Ekim 2001. [x]
Kararin Türkiye lehine çikmasina
özellikle AB Daimi temsilcisi Büyükelçi Nihat Akyol,
Karma Parlamento Komisyonu Temsilcileri ve genel
olarak Disisleri Bakanligi’nin çabalari takdire
sayandir. [xi]
Ermeni terörü konusunda bkz.: Bilal N. Simsir,
Sehit Diplomatlarimiz, Ankara. Bilgi Yayinevi,
2000; Francis P. Hyland, Armenian Terrorism, The
Past, the Present, the Prospects, Boulder.
Westview Press, 1991. [xii]
Kamer Kasim, ‘The Nagorno-Karabakh
Conflict From Its Inception To The Peace Process’,
Ermeni Arastirmalari / Armenian Studies, 2,
June-July-August 2001, ss. 170-185.
[xiii] Hasan
Kanbolat ve Nazmi Gül, ‘The Geopolitics And Quest
For Autonomy Of The Armenians Of Javekheti (Georgia)
And Krasnodar (Russia) In The Caucasus’, Ermeni
Arastirmalari / Armenian Studies, 2, June-July-August
2001, ss. 186-210. [xiv]
Stephen Sestanovich, ‘Where Russia Belong?’,
The National Interest, No. 62, Winter
2000/2001, s. 14. [xv]
Türkiye’nin bu konudaki suskunlugu ise
dikkatlerden kaçmamistir. Bu suskunlukta Rusya’nin
terör örgütleriyle olan baglantilarini kullanma
korkusu oldugu tahmin edilebilir.
[xvi] Fikret
Bila, ‘Putin’e Gözdagi’, Milliyet, 15 Ekim
2001 |