11 Eylül Olayları (Yeni Terörizm)

ve Ermeni Sorunu

Dr. Sedat Laçiner*

Özet: Pearl Harbour benzeri 11 Eylül saldirilari insanlik tarihindeki ilk terörist eylemler degildi, fakat bu saldirilar ABD’nin kendisine ve dünyaya bakisini büyük ölçüde degistirdi. Saldirilar ABD’ye ve dünyaya eski türden bir düsmanla karsi karsiya olunmadigini, aksine tanimlanmasi güç yeni tür bir rakiple karsilasildigini gösterdi. Terör eyleminin ilk etkisi ABD’nin ve Bati’nin terörün ne kadar güçlü oldugunu ve kendilerinin de terörün hedefleri arasinda oldugunu anlamalarini saglamasi oldu. Ikinci olarak ABD bu yeni terörle mücadele için Müslüman ülkelerin, Rusya’nin ve Çin’in de siyasi yardimina ihtiyaci oldugunu anladi. Bu çerçevede özellikle Rusya bu yeni durumdan Kafkasya politikalarinda yararlanmaya çalisti / çalismakta. Bu baglamda bu makale son gelismelerin bölgedeki etkilerini ele aliyor ve özellikle yeni terörizmin ve son Rus politikalarinin Ermeni sorununa etkileri üzerinde odaklasiyor. Ayrica çalisma PKK ile asiri sol gruplarin Ermeni terör örgütleriyle birlikte Türk hedeflerine yeni terör yöntemleriyle saldirma ihtimalinin altini çiziyor

 

Abstract: The Pearl Harbour like September 11th attacks were not the first terrorist attack in history, but this the assault of September 11th on the United States changed the way America looks at itself and the world. The assault peresents America and the West not an old type military challenege but a new type of dilemma since the attacks were essentially on the West’s domination on the world. As the first impact of the attacks, the West realised how terrorism is strong and it may strike the West as well. Second, the United States understood that it cannot deal with this new terrorism without Muslim countries’, Russia’s and China’s political support. In this framework Russia in particular has made enourmous efforts to benefit from the new balance of power in order to legitimate its policies in Caucasus. In this context, this study examines the recent developments in the region and focuses on the the new terrorism’s and Russian Caucasian policies effects on the Armenian question. The study also underlines a possible co-operation between the Armenian terrorists, PKK and the Marxist terrorist groups against the Turkish targets. It further defends that the Armenian against the Turkish diplomatic missions were also terrosism like September 11th assault on the US.  11 Eylül 2001 günü Ikiz Kuleler’e çarpan uçaklar bir anlamda ABD’ye ve onun hegemon oldugu uluslararasi sisteme de çarpti. Olaydan sonra süper gücün ve dünyanin terör anlayisindan, devletler arasi iliskilere kadar çok sey degisti. [i] Bu nedenle, diger bir çok alan gibi, Ermeni sorunu da bu gelismelerden payini aldi, almaya devam da edecek. Makale bu etkiyi ele aliyor. Çalismaya geçmeden önce belirtilmesi gereken bir diger nokta ise makalede ‘Ermeni sorunu’ kavraminin genis anlamda kullanilmis olmasidir. Yazar ‘Ermeni sorunu’nu salt 1915 olaylari ve onun yansimalari seklinde ele almamakta, Ermeni terörü ve bugünkü Ermenistan’in bölgede olusturdugu sorunu / sorunlari da bu kapsamda degerlendirmektedir.

 

1. Yeni Terörizm: Özellikleri ve Etkileri Yeni Terörizm (New Terrorism) [ii] kavrami aslinda çok da yeni bir kavram degil. Daha dogrusu bu kavram 11 Eylül olaylariyla ortaya çikmis degildir. Aksine 1980li yillarda isaretlerini veren bu yeni olgu, 1990li yillarda çesitli defalar kendisini göstermistir. Bu nedenle Batili bir çok istihbarat örgütü (CIA, MI5 vd.) kaynaklarinin yaridan fazlasini terörizme ayirmislardir. 1990’larin sonuna gelindiginde ise 11 Eylül benzeri olaylarin olabilecegi Batili baskentlerde konusulmaktadir. [iii] Bu baglamda 11 Eylül bir korkunun tüm çiplakligiyla ortaya çikmasini saglamistir denebilir. Teknolojideki gelismelere paralel olarak, yok edici teknik bilginin tüm dünyaya yayilmasiyla kendisini hissettiren bu yeni kavramin ilk özelligi “eski terörizm”in aksine, teknoloji ve iletisim ile olan yakin baglantisidir. Kimyasal silahlar, biyolojik silahlar [iv] vb. öylesine büyük bir öldürücü etkiye ulasmis ve bu silahlar öylesine kolay üretilebilir bir hal almistir ki artik milyonlarca askerin yapamayacagi etkiyi birkaç kisi yapabilir hale gelmistir. Oklahoma Olayi’nda oldugu gibi tek kisilik bir ‘ordu’ ABD’nin tam ortasinda, Oklahoma Eyalet Binasi’ni içindekiler ile birlikte yerle bir edebilmistir. ‘Yeni terörizm’in ikinci önemli özelligi ise bilginin Bati’dan çikarak, diger medeniyetlere, ‘diger ülkeler’e ve ‘tehlikeli kisiler’in eline geçmis olmasidir. Burada “medeniyet” kavramini bilinçli olarak kullandik. Bunun sebebi dünyayi medeniyetler çatismasi içinde görmemizden degil, Bati’nin dünyayi bu çerçevede degerlendirmesindendir. Diger bir deyisle Bati kavramini tanimlayabilmek için digerlerine ‘öteki’ diyen Bati adeta üretmis oldugu bilgi ile vurulmaktadir. Diktatörler, silahli gerillalar vb. Bati’da kullanilan bilgiyi yine Bati’ya karsi kullanmaktadirlar. Fakat alti çizilmesi gereken nokta, bugün gelinen asamanin herhangi bir medeniyetin ürünü olmaktan çok yine Bati’nin kendi tercihleriyle üretilmis olmasidir. Gerek Saddam Hüseyin rejimi, gerekse Ladin benzeri gruplar ABD’nin dogrudan ya da dolayli politikalarinin bir sonucudur ve bir patlamaya ya da bir sistemin çöküsüne isaret eder. ‘Yeni terörizm’in üçüncü bir özelligi, ilkinden farkli olarak sadece kamuoyunu hedef almamasi, mesajin yaninda zarar verme istegini de yogun bir sekilde barindirmasidir. Teröristlerin saldiridan sonra olayi üstlenmemeleri ve yaptiklari eylemi yeterli görmeleri de bunun bir göstergesidir. [v] Bu olayla birlikte yeni terör kendisini tüm dünyaya yayilmis topyekün bir savas olarak göstermistir. Siyasi dengeler üzerindeki etkisinin görece fazla olmasi da bundan kaynaklanmaktadir. [vi]  ‘Yeni terörizm’in özellikleri daha da genisletilebilir. Fakat konumuz itibariyle daha fazla detaya girmeyip, dogrudan bu yeni terörün etkilerine geçecegiz:Yeni terörün ilk etkisi ABD’nin ve genel olarak Bati kamuoyunun uluslararasi teröre bakis açisini degistirmesidir. Düne kadar kendisini terörden ve diger saldirilardan korunmus hisseden ABD ‘kalbine’ aldigi agir darbeler ile bu dünyanin bir parçasi oldugunu ve bu dünyada yasanan olaylarin onu da vurma gücüne sahip oldugunu anlamistir. Oysa ki bu olaylara kadar bir çok terör örgütünün ABD istihbarat birimleri ile baglantili oldugu, en azindan ABD’den habersiz dünyanin hiçbir kösesinde terör örgütü kurulamayacagi biliniyordu. Nitekim Hamas’tan, El Kaide’ye kadar tüm örgütler Bati’nin bilgisi dahilinde, hatta bazi örneklerde Batili istihbarat örgütlerinin destegiyle kurulmustu. Bu nedenledir ki Türkiye de dahil olmak üzere terör ile mücadele eden hemen her ülkede, terör olaylarinda Bati’nin pek de masum olmadigini savunan ciddi bir grup vardi. Bu tür gruplara göre basta ABD olmak üzere tüm Batili ülkeler terörü dis politikalarinin bir araci olarak görmektedirler. Iste 11 Eylül olaylarindan sonra özellikle ABD, Ingiltere ve Almanya’da teröre karsi büyük bir korku ve buna bagli olarak da sert önlemler ortaya çikmistir. ‘Özgürlükler ülkesi’ olarak bilinen ABD’de ‘terörist’ sifatina yaklasan hiçbir örgütün barinma sansi bulamayacagi açiktir. Bir çok Avrupa ülkesinin PKK ve diger Türkiye kökenli terör örgütüne bundan sonra ‘müsamahali’ davranilamayacagini açiklamasi da bundan dolayidir. 11 Eylül saldirilari bir kez daha göstermistir ki Bati, ‘Bana dokunmayan yilan bin yasasin’ yaklasimi içindeyken ‘yilan’ onu da sokmus, bu sayede Bati da teröre karsi sert tepki gösterme geregini hissetmistir.Ikinci önemli etki terörün dis politika araci olarak kullanilmasinin zorlasmis olmasidir. Suriye, Yunanistan gibi ülkelerin terör örgütlerine açiktan destek vermeleri iyice güç bir hal almistir.Bu çerçevede terörle mücadele eden ülkelerin isi kolaylasmistir. Buna Türkiye de dahildir.Teröre karsi duyulan hosnutsuzluk nedeniyle bir çok ülke sorunlarini terör kapsamina sokmaya çalismaktadir. Bu ülkelerin basinda Rusya ve Israil gelmektedir. Özellikle Rusya Çeçenistan’daki çatismalari bahane ederek elini rahatlatmaya çalismakta, bu da Türkiye ve bölge dengelerini yakindan ilgilendirmektedir.ABD - Ingiltere blogu Afganistan ile baslayan operasyonlarina uluslararasi destek arayisindadir. Bu destek sadece ‘manevi’ degil, teknik alanda da (üs vb.) gereklidir. Ilk olarak Rusya ve Çin’in operasyonlara karsi çikmamasi saglanmaya çalisilmistir. Ardindan NATO üyelerinin destegi alinmistir. Üçüncü olarak, mesruiyet kaygisiyla Müslüman ve Arap ülkelerin destegi aranmistir. Ve son olarak Türkiye de dahil olmak üzere bölge ülkelerinin destegi istenmistir. Bu tablo ABD’yi diger ülkelere borçlu hale getirmekte, diger ülkelerin önemini de arttirmaktadir. Bu dengeler içinde konumuz açisindan en önemli gelisme süphe yok ki Türkiye ve Rusya’nin degisen rolleridir.Son olarak 11 Eylül saldirilari sivil özgürlükler alaninda daralmaya yol açarken, ulusal çikarlar ve güvenlik kaygilarini ön plana çikarmistir.11 Eylül sonrasi durumu ve genel olarak etkilerini ele aldiktan sonra gelismelerin genis anlamda Ermeni etkilerine geçilebilir.

 

  2. Ermeni Sorunu ve Yeni Terörizm Yazinin basinda da belirtildigi üzere Ermeni sorunu dendiginde sadece 1915 olaylari ve onun günümüze yansimalarini anlamamak gerekir. Aksine Ermeni kelimesi 20. yüzyil boyunca Türkiye için hep ‘sorun’ kelimesiyle bir arada anilmis ve bir çok alanda kendisini göstermistir. Bu çerçevede Ermeni sorununu ya da sorunlarini üç baslik altinda degerlendirmek mümkündür: a. Soykirim iddialari, b. Türk diplomatlarina yönelen Ermeni terörü ve c. Bagimsizligini kazandiktan sonra Ermenistan’in Kafkasya’da Türkiye ve Azerbaycan’a karsi yaratmis oldugu sorunlar. Bu baglamda denebilir ki 11 Eylül’de netlesen yeni terörizm ve onun sekillendirmekte oldugu yeni dengelerin sorunun üç boyutuna da etkisi olmustur / olacaktir.

 

 a. Soykirim Iddialari 11 Eylül öncesine baktigimizda, Ermenilerin 2000 ve 2001 yillarini bir atilim yili olarak gördügünü anliyoruz. ABD’de fitili ateslenen kampanya Fransa’da amacina ulasmis ve Türkiye’nin Bati blogunda önemli bir müttefiki olan Fransa Türkler’in 1915 yilinda Ermenilere karsi soykirim yaptigini resmen kabul etmistir. ABD’de istenen sonuca henüz ulasilamamissa da eyalet meclislerinde büyük bir yol kat edilmis, çok yakin bir gelecekte federal meclisin her iki kanadinda da Ermeniler için ‘büyük bir basari’nin ilk isaretleri alinmistir. Tüm bu gelismelerin Türkiye’nin uluslararasi sistemden izole edildigi bir dönemde yasanmasi dikkat çekicidir. Türkiye’nin ABD için öneminin azaldigini fark eden Ermeni lobileri faaliyetlerini yogunlastirmislardir. 2000 yilindaki basarilar Ermenileri 2001 yili için de cesaretlendirdi ve 2001 yilinin ilk aylarinda Ermeni lobisi Ingiltere’de 1915 olaylarinin Yahudilere yapilan Holocaust ile es tutulmasini saglamaya çalisti. Resmi tanima gelmediyse de Ermeni temsilciler Yahudi, Bosnali ve Ruandali kurbanlarla ayni salonda yer aldilar ve Türkiye karsisinda Ingiltere’de de kismi bir basariya imza attilar. 2001 yili için belirtilmesi gereken bir diger nokta da bu yilin Ermenilerin bir ulus olarak Hiristiyanligi kabullerinin 1700. yili olmasidir. Genel kabule göre Ermeniler tarihte Hiristiyanligi kabul eden ilk ulustur ve din unsuru Türklere karsi Bati kamuoyunda din unsurunu yogunlukla kullanagelmislerdir. Hatta bu konuda bir adim ileri giden Ermeniler kendilerini ‘Hristiyanligin sehit milleti’ olarak tanitmaktadirlar. Buna göre Ermenileri ‘sehit eden’ Müslüman Türklerdir. Bu anlamda Ermeni lobileri 2001 yilini büyük bir firsat olarak gördüler ve yilin basindan itibaren siyasi kampanyalarini dini unsurlar ile süslemeye çalistilar. Yüzyillardir Eçmiyazin Kilisesi ile arasi soguk olan Papa’nin Ermenistan ziyareti teklifini kabul etmesi ise bu kampanyayi taçlandiracakti. Ermenilerin plani 2001 yili sonbaharinda Türkiye’yi tekrar köseye sikistirmakti. Fakat 11 Eylül olaylari tüm bu planlari kökten degistirdi. Ilk olarak Papa II. John Paul’ün Ermenistan ziyareti dünya kamuoyunda beklenen ilgiyi göremedi ve ziyaret Ermenileri hayal kirikligina ugratti. Papa yapmis oldugu ziyaret ve 1915 yilinda Türklerin katliam yaptiklarini ima eder konusmalariyla Türk tarafinin da tepkisine yol açti, fakat Ermeni tarafindaki hayal kirikliginin daha fazla oldugu söylenebilir. Ayrica ziyaretin oldugu günlerde (24 Eylül) ABD - Taliban çekismesinin doruk noktasina ulastigi ve ABD’nin askeri operasyonu baslatmak için Papa’nin ziyaretinin sona ermesini bekledigi hatirlanacak olursa dünya kamuoyunda Ermeni iddialarina kulak verecek ciddi bir odagin bulunamadigi kolayca tahmin edilebilir. [vii] Kisacasi 2001 Sonbahari’nda Ermeni lobileri o ana kadar elde ettikleri önemli avantajlarini kullanamamislardir. Siddetlendirmeyi umduklari Türkiye karsiti kampanyayi istedikleri dozda baslatamamislardir. Buna Türkiye’nin Bati blogu için artan önemi de eklendiginde Ermeni lobilerinin islerinin eskiye oranla görece zorlastigi söylenebilir.  Din konusunda belirtilmesi gereken diger bir nokta ise Türkiye’nin aleyhine bir gelismeye isaret eder. Medeniyetler Çatismasi adi altinda gelistirilmeye çalisilan yeni planlar Türkiye’yi dis dünyada hemen hemen her cephede ciddi sikintilara sokacaktir. Din ögesini yogunlukla kullanmaya çalisan Ermeniler, Hiristiyan – Müslüman gerginliginden gerek Azerbaycan ile iliskilerinde, gerekse Türkiye ile ilgili sorunlarinda sonuna kadar yararlanmaya çaba göstereceklerdir. Soykirim iddialari konusunda üzerinde durulmasi gereken bir diger husus ise Türkiye’nin ABD ve genel olarak Bati açisindan artan stratejik önemidir. Su ana kadarki deneyimler göstermistir ki ABD’nin Türkiye’ye olan ihtiyaci arttikça Türkiye karsiti etnik lobilerin gücü de azalmaktadir. Bunda Beyaz Saray, Amerikan Disisleri ve Savunma Bakanligi’nin etkisi kadar Kongre üyelerinin Amerikan ulusal çikarlarini savunma iç güdüleri de etkili olmaktadir. Nitekim NATO’nun ilk yillari, Kore Savasi, Körfez Savasi gibi dönemlerde Kongre’de Türkiye karsiti gruplarin çok zayif kalmasi bunu gösterir. Körfez Savasi esnasinda Ermeni lobisinin önemli isimlerinden Senatör Pressler’in Türkiye’yi savunur bir konuma geçmesi bu konuda bir diger kanittir. [viii] ABD’de Türkiye açisindan degisen dengelerin Avrupa üzerinde de etkisi olmaktadir. Su ana kadar ki deneyimler göstermistir ki Türkiye’nin ABD politikalarinda rolü arttikça ABD’nin Avrupa’da Türkiye’yi destekleme derecesi de artmaktadir. Bu destek Avrupa Birligi’nin yapisi nedeniyle sinirli kalmaktaysa da Ermeni sorunu gibi konularda geciktirici – önleyici bir etkiye sahip olabilecegi tahmin edilebilir. Sonuç olarak önümüzdeki kisa dönemde Ermeni sorunu konusunda ABD Kongresi’nde ve hatta Avrupa’da ciddi bir girisim beklenmemekte, yapilabilecek girisimlerin basarisi sansi da azalmistir. Nitekim 25 Ekim 2001 tarihinde Avrupa Parlamentosu’nda Türkiye’nin Avrupa Birligi’ne üyeligi için gerçeklestirilen ilerlemeler ile ilgili raporun ‘Ermeni soykirimi’ iddialarina deginmeden kabul edilmis olmasi bu tahmini dogrulamaktadir. [ix] Avrupa Parlamentosu Genel Kurulu’nca söz konusu raporun görüsmeleri esnasinda basta Fransiz Parlamenter Charles Pasqua ve komünist Parlamenter Andrie Brie tarafindan Türkiye’nin sözde Ermeni soykirimini tanimasini öngören çesitli degisiklik önergelerinin büyük bir oy farkiyla reddedilmesi manidardir. Nitekim Disisleri Bakani Ismail Cem’in kararin geçmesi kadar karara Ermeni iddialarinin eklenmemesine de sevinmis olmasi ve Ermeni lobisini ve destekçilerini kastederek ‘Türkiye’ye karsi yeminli düsmanlarin Avrupa Parlamentosu’nu alet etme çabalari bosa çikmistir’ deme ihtiyacini duymasi dikkat çekicidir. Ret kararinin alinmasinda Türk diplomatlarinin [x] ve diger etkenlerin rolü dislanamaz. Fakat asil etkenin 11 Eylül olaylari ve sonrasinda Türkiye konusunda olusan hava ile ilgili oldugu söylenebilir. Özetleyecek olursak Türkiye’nin artan önemi ve dünya gündemindeki ani degisme Türkiye’ye Ermeni sorununda ihtiyaci olan en önemli gereçlerden birini, yani ‘zaman’i bahsetmistir. Fakat bu sürenin ne kadar olacagi belirsizdir ve Türkiye’nin bu zaman zarfinda rehavete kapilmadan, eline geçirdigi firsati çok iyi bir sekilde degerlendirmesi gerekmektedir.

 

 

 b. Ermeni Terörü Bilindigi üzere Ermeni terörü 27 Ocak 1973’te ABD’nin Santa Barbara kasabasinda basladi ve 1984 yilina kadar devam etti. 10 yili askin bu süre zarfinda Türkiye 34 sehit verdi. [xi] Bu dönemde Türkiye terör ile mücadelesinde yalniz birakildigi gibi Fransa ve Yunanistan gibi bazi ülkeler teröre ya destek oldular, ya da göz yumdular. Günümüzde aktif olarak bir Ermeni terörizminden söz etmek zorsa da terör örgütlerinin pusuda bekledikleri ve ummadik bir anda Ermeni radikal örgütlerin teröre yönelebilecekleri söylenebilir. Bu gruplarin hemen tamami kendilerince gerekli nedenlere sahiptirler. Türk düsmanligini her türlü yayinlarinda ortaya koyan ve Kafkasya, Lübnan, Güney Kibris, Yunanistan gibi Türkiye karsiti terörün kaynagi sayilabilecek bölgelerde üstlenen bu örgütler Bati’da sagladiklari baglantilarin da yardimiyla her an aktif hale gelebilir / getirilebilirler. Buna ek olarak 11 Eylül olaylari terörün nasil bir boyut alabilecegini ortaya koymustur. PKK ve DHKP-C’nin su anki birikimleri ile 11 Eylül benzeri bir eyleme girismeleri zordur. Buna karsin ne kadar nefret ile dolu olursa olsun Ermeni terörünün de bir çok intihar komandosunu ayni anda bir operasyonda birlestirebilmesi zordur. Fakat Ermeni gruplar içinde teknik bilgisi yeni terörist eylemlere uygun isimler bulundugu, en azindan bu kisilerin gerekli donanimi saglayacak baglantilara sahip olduklari bilinmektedir. Bu çerçevede bilgi ve teknoloji yoksunu Türk örgütlerinin Ermeni ya da Ermeni gruplar baglantili odaklar sayesinde en son terör yöntemlerine yönelmeleri ihtimal dahilinde tutulmalidir. Özellikle Ermenistan Cumhuriyeti’ndeki atom çalismalari, kimyasal ve biyolojik alanlarda çalisan radikal Ermeni isimler yakindan gözlenmelidir. Aksi taktirde ABD gibi bir süper gücün karsilastigi felaketi Türkiye’nin yasama ihtimalinin yükselecegi söylenebilir. Yukarida altini çizdigimiz büyük tehlikeye karsin terör konusunda tüm dünyada gelisen duyarliligin Türkiye için olumlu bir gelisme oldugu da belirtilmelidir. Ermeni ya da diger gruplar bundan sonra eylemlerini çok kolay bir sekilde mesrulastiramayacaklardir. Özellikle 11 Eylül benzeri eylemlere girisen gruplarin büyük bir prestij kaybina ugrayacaklari ve davalarina zarar verebilecekleri söylenebilir. Buna ragmen Türkiye’nin geçmisteki deneyimleri Bati’nin ‘çifte standart’li yüzünü çok aci bir sekilde Türkiye’ye göstermistir ve Türkiye güvenligini, kamuoyunda kisa dönemli olusan geçici akimlara dayandiramayacak tecrübelere sahiptir. Gelinen noktada her türlü olasilik üzerinde durulmali, bunun yaninda Ermeni terörünü unutturmayacak ciddi bir kampanya da baslatilmalidir. Terörün sadece Afganistan ile özdeslestirilemeyecegi, Ermeni, PKK ve asiri sol terör eylemlerinin unutulmamasi gerektigi hatirlatilmalidir. Hatta TBMM ya da ilgili diger kurumlarin belli bir tarihte tüm dünyaya hitap edecek bir anma gününü tertiplemesi de yararli bir faaliyet olacaktir. Sonuçta Türkiye’nin vermis oldugu 34 sehit tüm dünyanin gözleri önünde, hiçbir ilgileri olmadigi halde, büyükbabalari döneminde oldugu iddia edilen ve tartismali olaylar bahane edilerek hunharca öldürülmüslerdir. Türkiye kendisini uluslararasi alanda savunmak için kanimizca bundan daha hakli oldugu ikinci bir konu bulamaz.

 

 c. Kafkaslarda Ermeni Sorunu 11 Eylül sonrasinda gelisen olaylarin Ermeni sorununa en büyük etkisi Kafkaslar’da beklenmelidir. Çünkü Türkiye’yi soykirim iddialarindan çok daha fazla etkileyecek olan gelismeler bu bölgede ortaya çikmaktadir. Kuruldugu ilk günden bugüne Ermenistan sadece Türkiye için degil bölgenin diger ülkeleri için de sorun olmustur. Karabag sorunu bunun en önemli göstergesidir. Bugün Azerbaycan topraklarinin yaklasik yüzde 20’si Ermenilerin isgali altindadir. Uluslararasi hukuk kurallarina ragmen Ermeniler uzun yillar boyunca Karabag’daki isgallerini sona erdirmedikleri gibi isgalin kalici oldugunu ima etmekte, baris görüsmelerinde zaman kazanmaya çalismaktadirlar. [xii] Ermenistan ve Ermeni lobisi bu konuda hiçbir geri adimi kabul etmemekte, adeta pazarlik kapilarini siki sikiya kapamaktadir. Diger taraftan Ermenilerin saldirgan tutumu diger önemli komsusu olan Gürcistan’a karsi da benzeri bir istikamette ilerlemektedir. Gürcistan’da da ayrilikçi hareketlere giden Ermeniler, Ermenistan ve diasporadan yardim almaktadirlar. [xiii]  Diger taraftan Koçaryan yönetimiyle birlikte Türkiye – Ermenistan sinirinin bazi çevrelerce yeniden gündeme tasindigi da bilinen bir gerçektir. Karabag’da savasan gruplardan olan su anki Baskan ile radikal / terörist Ermeni gruplar arasindaki iliski dikkat çekicidir. Ilk Ermenistan Baskani Levon Ter Petrosyan döneminde alinan diasporanin Ermenistan’a müdahalesini engelleyici ve Tasnaksütyan’a yönelik önlemlerin Koçaryan döneminde kaldirilmasi düsündürücüdür. Bilindigi üzere Petrosyan önlemlerinin önemli bir kismini bu örgütün ‘terörle ilgili’ olmasi gerekçesiyle almisti. Türkiye yeni Erivan yönetimini bu karari nedeniyle uyarmissa da uluslararasi alanda konu ile ilgili yeterince lobicilik faaliyetinde bulunuldugu söylenemez. Son saldirilar sonrasinda dünyanin terör konusunda gelmis oldugu nokta Türkiye’nin isini bir nebze olsun kolaylastirmaktadir. Konu Türkiye tarafindan tekrar gündeme getirilebilir. Diger bir deyisle teröre bulasmis örgütlerin Ermenistan’in yeni yönetimi tarafindan serbest birakilmasi ABD, Avrupa ve uluslararasi örgütler nezdinde yapilacak görüsmelerde gündeme getirilebilir. Üstelik Ermenistan ile terör arasindaki baglanti bununla da kalmamakta, PKK – Ermenistan baglantisi da dikkatleri çekmektedir. Ermenistan’da zamaninda bir egitim ve lojistik destek üssü kuran PKK’nin bu ülkeyle baglantilari Abdullah Öcalan’in yakalanmasindan sonra daha pasif bir hal aldiysa da halen devam etmektedir. Bu baglantida Ermeni diasporasindan bazi isimler de rol oynamaktadir. Zaten 1970’li yillarda alinan bir karar geregi Ermeni terör gruplari sol, sag ya da ayrilikçi olsun Türkiye devletine karsi olan her grupla isbirligi yapma karari almistir. PKK baglantisi da yine biraz önce belirtilen çerçevede degerlendirilerek dünya kamuoyuna tekrar tekrar duyurulmalidir. Yukaridaki tablo Ermenistan’in tamamen haksiz oldugu konularda (Karabag’in isgali, Gürcistan’da ayrilikçi hareketler, Türkiye’ye karsi itham ve talepler, terör örgütlerinin faaliyetlerine izin vermek vb.) ayak diretebildigini, çok güçlü devletlerin dahi göstemeyecegi bir katilikta iliskilerini sürdürdügünü ortaya koymaktadir. Oysa ki Ermenistan dis denizlere kapali, daglik bir cografyada zengin dogal kaynaklardan ve insan gücünden yoksun, insan gücü zayif bir ülkedir. Güçlü bir diaspora söz konusuysa da tüm çabalara karsin diasporanin Ermenistan’a ciddi bir katkisi oldugunu söyleyebilmek güçtür. Aksine dis güç tüm hiziyla devam etmektedir. Bu durumda Ermenistan’in ‘sahin’ politikalarinin en önemli kaynagi olarak geriye Rusya kalmaktadir. Soguk Savas’in sona ermesiyle birlikte Kafkasya’da önemli bir kayba ugrayan, Çeçenistan’daki çatismalar ile iyiden iyiye güç kaybina ugrayan Rusya için Kafkaslar’da tutunmak gün geçtikçe güçlesmistir. Azerbaycan ve Gürcistan üzerindeki etkisini kaybeden, hatta bu ülkeleri kendisine adeta ‘düsman’ haline getiren Rusya için bölgedeki en önemli ‘ileri karakol’ olarak bölgenin sorunlu devleti Ermenistan kalmistir. Bu ülkede askeri üslere de sahip olan Rusya için Ermenistan vazgeçilmez bir hal almistir. Bu nedenle 11 Eylül saldirilarinin Rusya’nin uluslararasi sistemdeki ve bölgedeki konumu üzerindeki etkileri Ermenistan ve Ermeni sorunu açisindan da büyük bir önem tasimaktadir. 11 Eylül öncesinde Rusya, Çeçenistan’da izledigi politikalar nedeniyle ciddi bir prestij kaybina ugramisti. Insan haklarini hiçe sayan ve soykirimi andiran katliamlar yapan Rusya, bu sert tutumuna karsin basarili da olamiyordu. Stephen Sestanovich’in deyisiyle, ‘Geçmis onlarca yil içinde hiçbir Rus eylemi Rusya’yi Çeçenistan’da yürüttügü zalim askeri kampanya kadar medeni devletler kampinin disina atacak kadar çok suçlamalara neden olmamisti’. [xiv] Basta ABD ve Avrupa olmak üzere tüm dünya ezici bir çogunlukla [xv] Rusya’nin Çeçenistan’da izledigi politikalari insanlik disi ve kabul edilemez buluyordu. Iste 11 Eylül olaylari Rusya’ya bu imajini degistirme firsatini verdi. ABD’nin Afganistan’a karsi düzenleyecegi askeri operasyonda ihtiyaç duydugu Rusya, Çeçenistan’da kendisinin de ‘din temelli bir terör’ ile karsi karsiya oldugunu ve Çeçen silahli gruplarinin aslinda radikal Islami gruplar oldugu ve Bin Ladin’in de bu bölgede en önemli gruplardan biri oldugunu öne sürüyordu. Rusya’ya karsi ‘anlayisli davranma’ yaklasimi daha ilk günden etkisini gösterdi ve Almanya’nin agirligini koymasiyla birlikte Avrupa Birligi Çeçenistan konusundaki elestirilerini neredeyse durdurdu. Ayni ‘anlayisli tutum’un ABD’den geldigi gözlenmekteydi. Fakat Rusya bu kadari ile yetinmeyeceginin isaretlerini vermektedir. Yeni olusan ortamda terörü bahane ederek Kafkasya’daki dengeleri degistirme çabasina giren Rusya’nin, ABD Afganistan’i bombalarken Gürcistan sinirina asker yigmasi düsündürücüdür. Gürcistan’in Çeçenistan baglantisini ileri süren Putin’in bu tavrina karsi Türkiye de Gürcistan ve Azerbaycan ile olan iliskilerini sikilastirdi. [xvi] Fakat ilerleyen zaman diliminde Rusya’nin Kafkasya denklemine Ermenistan’i da katacagi beklenebilir. Zaten Ermenistan da 11 Eylül olaylarindan sonra sikça Islami radikal gruplarin Azerbaycan ile yakin baglantilari bulundugunu ve Karabag’da Bin Ladin ve benzeri gruplarin faaliyetleri sonucu bir karsi atagin beklenebilecegi iddialarini isliyor. Bu iddialarda amaç ABD ve Rusya’nin Azerbaycan’a Ermenistan lehine baski yapmasidir. Diger bir deyisle Ermenistan oyunda Türkiye karsisinda yerini almak için adeta sabirsizlanmaktadir. Özetleyecek olursak, Rusya’nin 11 Eylül sonrasinda ele geçirdigi kartlar Ermenileri Türkiye aleyhine devreye sokabilir ve Ermeni sorununda yeni gelismeler beklenebilir. Bu gelismelere karsi Türkiye’nin, yukarida saydigimiz ve Ermenistan’in tamamen haksiz oldugu konulari (ayrilikçi hareketleri desteklemek, Birlesmis Milletler’in üyesi bir devletin topraklarini isgal altinda tutmak, terör örgütlerine izin ve destek vermek) gündemden düsürmemesi gerekmektedir. Ayrica devlet deneyimleri görece zayif olan Azerbaycan ve Gürcistan’in radikal gruplar ile olan iliskilerinin yakindan takip edilmesi ve bu konularda bu ülkelere yardimci olunmasi da Türkiye’ye düsen bir diger görevdir.

 

Sonuç 11 Eylül olaylarinin genis anlamda Ermeni sorunu üzerinde olumlu ve olumsuz bazi etkileri olmustur ve ileride de bu etkiler farklilasarak devam edebilir. Olumlu etkileri sayacak olursak Ermeni lobilerinin geçtigimiz yil hizlandirdigi soykirim iddialarini tanima kampanyasi güç kaybetmis, dünya kamuoyunun ilgisi ortadan kalkmistir. Ayrica Türkiye’nin ABD ve Avrupa açisindan artan stratejik önemi Ermeni iddialarinin en azindan bir süre için bu ülke parlamentolarindan geçmesini zorlastirmistir. Diger bir deyisle Türkiye bu konuda ‘nefes alabilecegi’ altin degerinde bir zaman kazanmistir. Bir diger gelisme de dünyanin terör konusunda ulastigi yeni bilinç seviyesi Ermeni terörü ve Ermeni terör örgütleri konusunda Türkiye’nin elini güçlendirmistir. Bundan sonraki dönemde terör örgütlerinin manevra alanlarinin daralacagi söylenebilir. Bu çerçevede Türkiye’nin Ermenistan - terör baglantisini kullanma sansi artmistir. Bir diger olumlu gelisme de Türkiye’nin artan stratejik konumunu akilci kullanmasi halinde bölgedeki etkisini arttirmasiyla ortaya çikacaktir. Olumsuz gelismeler ise Ikiz Kuleler’e yapilan saldirinin bir benzerinin Ermeni teröristler ile PKK ve asiri sol örgütlerin isbirligi ile gerçeklesme ihtimalinin çok da uzak olmadiginin anlasilmasidir. Ayrica Rusya’nin terörü bahane ederek Kafkasya’da Ermenistan’i kullanma ihtimali de ciddi bir tehdittir. Yapilmasi gerekenler konusunda ise sunlar söylenebilir: Türkiye bugüne kadar izlemis oldugu ‘savunma politikasi’ndan çikmak zorundadir. ‘Suçlu’ izlenimi veren bu politika bugüne kadar basarisiz oldugunu geçen yil açikça ortaya koymustur. Türkiye’nin hakli ve güçlü oldugu bir çok konu vardir ve atak bir Ermeni sorunu politikasi izlemenin zamani gelmistir. Bu konuda Ermeni soykirim iddialari ile bugünkü Ermenistan ve Ermeni terörü konularini birbirinden ayirmamak gerekmektedir. Çünkü Türkiye’nin eli son iki konuda çok daha güçlüdür. Soykirim iddialarinda spekülasyon yapmak, duygulari sömürmek mümkün iken Ermeni terörü ve saldirgan Ermenistan bugünün konularidir ve Türkiye bu konularda hiç kimsenin itiraz edemeyecegi kadar haklidir. 11 Eylül olaylari bu hakliligin kullanilmasi için Türkiye’ye zaman ve yeni imkanlar saglamistir.  

 

 * ASAM, Ermeni Arastirmalari Enstitüsü ve Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi. [i] Haftalik dergi The Economist saldiriyla birlikte ‘ABD’nin kendisine ve dünyaya bakisinin sonsuza dek degisecegi’ni öne sürüyor: ‘The New Enemy’, The Economist, 15 Eylül 2001, s. 15. [ii] Yeni Terörizm konusunda daha detayli çalismalar için ayrica bkz.: Nadine Gurr ve Benjamin Cole, The New Face of Terrorism, Threats from Weapons of Mass Destruction, Londra ve New York, I. B. Tauris Publishers, 2000; Adrian Guelke, The Age of Terrorism, Londra, I.B. Tauris, 1998. [iii] Londra gazeteleri 1998 yilinda ‘Müslüman teröristler Batili sehirleri uçaklar ile vuracaklar seklinde haberler yapmislardir. Sedat Laçiner, ‘Ingiltere’de Yeni Terörizm Yasasi: Londra PKK ve DHKP-C’yi Yasakliyor mu?, Stratejik Analiz, Cilt 2, Sayi 15, Temmuz 2001, s.102. [iv] Buna yeni olmakla birlikte genetik de eklenebilir. Günümüzde bir çok ülke insanin genetik yapisi üzerinde etkide bulunabilecek silahlar / araçlar pesindedir. [v] New York saldirisindan yakin bir zaman önce gerçeklestirilen Yemen ve Kenya saldirilarinda da olayin faillerince üstlenilmemesi amacin sadece ilgi çekmek olmadigini göstermektedir. Saldirganlar vermek istedikleri mesajin yaninda ABD’ye karsi açtiklari topyekün bir savasin uzantisi olarak zarar vermeye de çalismaktadirlar. Aksi taktirde böylesine büyük eylemlerin üstlenilmemesi sasirtici bir gelismedir. Bu arada saldirilan düsmanin büyüklügünün de bu durumda etkisinin bulundugunu belirtmekte yarar vardir. [vi] Bugün yeni terörü kullanan gruplar agirlikli olarak Dogu’dan çikmakta ve daha çok dini motifleri kullanmaktadirlar. Fakat bu, yeni terörün sadece bir dine ya da gruba özgü oldugunu göstermez. Aksine yeni terörün kullandigi tüm araçlar Bati zihin dünyasinin ürünüdür. [vii] Papa’nin ziyaretiyle ilgili olarak bkz.: RFE, 25 Eylül 2001; ‘Papa’ya Soykirim Tepkisi, NTVMSNBC, 2 Ekim 2001; ‘Apostolic Voyage in Armenia Prayer Visit’, www.vatican.va.holy_father/john_paul_ii/ <http://www.vatican.va.holy_father/john_paul_ii/>....; Victor L. Simpson, ‘Pope Expresses Respect for Islam’, Newsday, 25 Eylül 2001; ‘Pope, Armenian Church Deplore “Extermination” of Armenian Christians’, VOA, 27 Eylül 2001, saat: 23:56 UTC; Sabrina Castelfranco, ‘Pope Travels to Armenia, Kazakstan’, VOA, 21 Eylül 2001, Saat: 18:52 UTC; Philip Pullella, ‘Pope Remembers Armenian Dead, Avoids Word Genocide’, Reuters, 26 Eylül 2001. [viii] Detaylar için bkz.: Senol Kantarci, 11 Eylül Faciasinin Ermeni Sorununa Yansimalari, Yayinlanmamis Bilgi Notu, Ermeni Arastirmalari Enstitüsü, 12 Ekim 2001, s. 4. [ix] Söz konusu karar için bkz.: ‘AP Raporu Kabul Etti’, Hürriyet, 25 Ekim 2001.  [x] Kararin Türkiye lehine çikmasina özellikle AB Daimi temsilcisi Büyükelçi Nihat Akyol, Karma Parlamento Komisyonu Temsilcileri ve genel olarak Disisleri Bakanligi’nin çabalari takdire sayandir. [xi] Ermeni terörü konusunda bkz.: Bilal N. Simsir, Sehit Diplomatlarimiz, Ankara. Bilgi Yayinevi, 2000; Francis P. Hyland, Armenian Terrorism, The Past, the Present, the Prospects, Boulder. Westview Press, 1991. [xii] Kamer Kasim, ‘The Nagorno-Karabakh Conflict From Its Inception To The Peace Process’, Ermeni Arastirmalari / Armenian Studies, 2, June-July-August 2001, ss. 170-185. [xiii] Hasan Kanbolat ve Nazmi Gül, ‘The Geopolitics And Quest For Autonomy Of The Armenians Of Javekheti (Georgia) And Krasnodar (Russia) In The Caucasus’, Ermeni Arastirmalari / Armenian Studies, 2, June-July-August 2001, ss. 186-210.  [xiv] Stephen Sestanovich, ‘Where Russia Belong?’, The National Interest, No. 62, Winter 2000/2001, s. 14. [xv] Türkiye’nin bu konudaki suskunlugu ise dikkatlerden kaçmamistir. Bu suskunlukta Rusya’nin terör örgütleriyle olan baglantilarini kullanma korkusu oldugu tahmin edilebilir. [xvi] Fikret Bila, ‘Putin’e Gözdagi’, Milliyet, 15 Ekim 2001