ERMENİSTAN VE ERMENİLER
PINAR YÜKSEL
Ü lkeler
vardır,isimlerini üzerinde yaşayan milletlerden
almışlardır. Bunun yanında öyle ülkeler vardır
ki coğrafya ve bu coğrafyanın tarihsel birikimi
nedeniyle,üzerinde yaşayan milletlerin asıl
isimleri unutulmuş ve bulundukları coğrafyanın
ismiyle anılmaya başlamışlardır.
Türkiye,Almanya,Fransa üzerinde yaşayan halktan
ismini almıştır;Amerika ise millet olarak ismini
bırakarak bulunduğu coğrafyanın ismini almıştır.
Ermenistan’da bir
coğrafi bölge ismidir. Ermeniler ise kendilerine
“Hayk” ülkelerineyse”Hayastan”ismini
vermişlerdir. Buna rağmen ermeni ismini nereden
aldıklarıysa bilinmemektedir. Bu konuyla ilgili
pek çok görüş ileri sürülmüş pek çok kitap
yazılmıştır. Lauise Nalbandian kitabında şunları
söylemiştir “Urartu Krallığı sadece kuvvetli bir
askeri devlet değil büyük ölçüde gelişmiş bir
medeniyettir. Halkı,Ari olmayan ,halen deşifre
edilmiş bir dil kullanılıyordu. Kaldi isimli tek
bir tanrıya inanıyorlardı...” “...İ.Ö.VIII ve
VII. ci asırda başka bir millet Urartu’yu işgal
ve fethetti. Herodot’a göre ,Urartu’ya son veren
millet, Ermeniler diye tanınan, Frikya
Kolonicileriydi .Zaman geçtikçe Ermeni-Frikyalı
kabileler kendi Hind-Avrupa dillerini Urartulara
empoze ettiler ve bu iki milletin birleşimi
Ermeni milletinin ortaya çıkmasını intaç etti.” Nalbantyan
bu fikriyle Ermenilerin ,bölgeye gelen Frikyalı
kabilelerle orada yaşayan halkın birleşmesiyle
oluştuğunu savunmaktadır fakat bu geçerli bir
görüş değildir. Bu konuda daha bir çok düşünce
ileri sürülmüştür. Jacques de Morgan,Khoren’li
Moise,Gatteyrias ve Herodot2un kitabında da bir
çok görüş vardır. Fakat bunların bir çoğu efsane
olarak kalmıştır. Birçok tarihçi Darius
tazıtlarına ve Heredot2un kitabına dayanarak,
Ermenilerin İ.Ö. 5152de Ermenistan’a gelmiş
olduklarını kabul ederler.
Ermeni olarak
isimlendirilen topluluğun yaşadığı coğrafya , üç
büyük kıtanın bağlantısı konumunda olan
Ortadoğu’dur. Bölge sahip olduğu kaynaklar ve
stratejik konumu itibari ile bir çok ulusa ev
sahipliği yapmıştır. Bu topraklara sahip olmak
uğruna çok kan dökülmüş bir çok entrikaya sahne
olmuştur. Bölge bir kültür beşiği konumundadır.
Ermeniler bu bölgeye batıdan gelmişlerdir geliş
tarihleri tam olarak bilinmemekle birlikte İ.Ö.
VI. cı asır olarak tahmin edilmektedir.
Ermeniler Ortadoğu’nun kuzeyinde Doğu ve
Güneydoğu Anadolu’da Kafkaslarda ve İran’ın
kuzeyinde yaşamaktadır. Bulundukları coğrafya
toplumsal ortaklığı oluşturulacak bir yaşam
alanına sahip değildir. Bölgenin önemli bir yer
olması ve birçok farklı kültürü barındırması
yoğun çatışma ve savaşların yaşanmasına neden
olmuştur. Bu durum Ermenileri tarih içinde
farklı devletlerin boyunduruğunda yaşamaya
mecbur bırakmıştır. Coğrafi keşiflerle dünya
merkezleri değişse de sömürgeciliğe geçilmesi
Ermenileri bölgesel güçlerin yanında dünya
güçleriyle de karşı karşıya getirmiştir.
İran-Karadeniz-Kafkasya-İstanbul ticaret ağında
önemli ticaret ağırlığı olan Ermeni tacirlerin
konumundan yararlanma arzuları devam etmiştir.
ERMENİLERİN BİLİNEN EN ESKİ TARİHİ
“M.S.53-429 arasında Partlar (İran’da) ile
akraba yeni bir Ermeni hanedanı mevcuttur.
Arsakid adı verilen bu sülale feodal merkezi
olmayan bir devlet kurmuştur.M.S.301 tarihinde
bu devlet Hıristiyanlığı kabul eder. Ermeniler
bu olayı bol bol vurgularlar. yeryüzünde
Hıristiyanlığı ilk kabul eden devlet ve kavim
olduklarını belirterek, Hıristiyan aleminin
beğenisini kazanırlar. Roma İmparatorluğu’nda
Hıristiyanlık resmi din olarak 313’de Konstantin
tarafından ilan olmuştur. İlk Ermeni papazıda
Gregor’dur ,bu bakımdan Ermeni kilisesi
mensuplarına Gregorian denir. Bağımsız bir
kilisedir,merkezi Revan yakınlarında
Eçmiazin’dir.1 Aziz
Gregor’un, Ermeni Kralı III. Tiridates’i vaftiz
etmesinden sonra ,tarihte Hıristiyanlığı top
yekün kabul eden ilk millet Ermenilerdir.
Milattan sonra 430 yılında ortadan kalkan Ermeni
Krallığının toprakları Bizans ile Pers
İmparatorları arasında paylaşılmış,Türkler
Anadolu’ya geldiklerindeyse ilk karşılaştıkları
kavimlerden biri Ermeniler olmuştur.
İ. Ö.
331 Eylülüne kadar İran’ın elinde olan
Ermenistan bölgesi bu tarihten itibaren
Makedonya İmparatorluğuna girmiştir.İ.Ö.66
yılında Arsasidler Ermenistana hakim
olmuşlardır.224 yılına gelindiğinde Arsasid
hanedanlığının sona ererek yerini Sasanilere
bıraktığını görüyoruz. Bu dönemde İran’da
Arsasidleri iktidara gelebilmek için çabaları
vardır .Bu çabalar sonunda Ermenistan’ın Roma
hakimiyetinde ama aynı zamanda Arsasidlerin
idaresinde kalması kararlaştırılmıştır. Buradan
da Ermenilerin Hıristiyanlığı kabul ettikleri
görülmektedir.
Ermenilerin İran
hakimiyetinden kurtulması 484 yılında İmparator
Firuz’un ölümüyle mümkün olmuştur. Bu tarihlerde
Ermeni kilisesiyle Grek kilisesi arasındaki
ilişkiler bozulmuştur. Romanın yerini alan
Bizans Ermenistan’ı Ermenilerden temizleme
politikası izlemiştir. Ermeni tarihçi Asoghik’e
göre ,“Ermeniler Bizans’a olan düşmanlıkları
nedeniyle Türklerin Anadolu’ya gelmesine
sevinmişler, hatta Türklere yardım etmişlerdir.”
6 40
yıllarında Anadolu’da Arap akınları
başlamıştır.642 yılında Araplar Dwin’e girmiş
12.000 Ermeni’yi öldürmüş ve 35.000 Ermeni esir
alarak götürülmüştür. Ermeniler bu zamandan
sonra uzun süre Arap valiler tarafından
yönetilmiştir.970li yıllardan itibaren Bizans
Abbasilerin yerini almak için Ermenistan üzerine
seferler düzenlemiştir.
Tarihler 26
Ağustos 1071’i gösterdiğinde Malazgirt savaşıyla
bütün Ermenistan bölgesi Selçukluların eline
geçmiştir.1157 yılına kadar Büyük Selçuklu daha
sonra sırasıyla Irak Selçukluları, Harzemşahlar
ve İlhanlıların eline geçmiştir. Malazgirt
Savaşı Ermeniler için dönüm noktası olmuştur.
Bizans İmparatoru yola çıkmadan önce Ermenileri
ortadan kaldıracağına yemin etmiştir. Tabi
savaşta büyük bir bozguna uğrayarak esir
alınmıştır. Bizans’ın Ermenilere nasıl
davrandığını Urfalı Mateos2un şu sözleri çok
güzel anlatmaktadır “...Onlar (Romalılar)
Katogikosu (Haçik’i),mezhebi için türlü
işkencelere maruz bırakmışlardır. Duyduğumuza
göre onlar,onu ateşle tazip etmiş fakat o,
alevlerin içinden sağ ve salim çıkıyordu.” “İki
yıl sonra (993-994) büyük Roma dükü, büyük bir
ordu ile beraber Ermenilere karşı yürüdü
,Hıristiyanların üzerine atılıp onları kılıçtan
geçirdi ve esaret altına aldı. O zehirli yılan
gibi her yer ölüm götürdü ve böylelikle ,dinsiz
milletlerin yerini tutmuş oldu.”Selçukların
gelişiyle hoşgörüyü tadan bu millet Haçlı
seferleri sırasında Bizans ve Haçlıların yanında
yer almıştır . Buda ufak bir hatırlatma olsun.
Er meniler
tarihleri boyunca Romalılar, Persler ,ve
Bizanlılar tarafından Anadolu’nun değişik
yerlerine sürülmüş, savaşlara sokulmuş ve üçüncü
sınıf vatandaş muamelesi görmüşlerdir. Bu durum
Türklerin Anadolu’ya gelişleriyle birlikte
değişmeye başlamıştır. Türk olmanın gerektirdiği
adil hoşgörülü, insani ve birleştirici
inancından Ermenilerde yararlanmış ve altın
çağlarını yaşamışlardır. Askerlik ve vergiden
muaf tutulmuşlar;ticaret ve zanaatte ilerleme
fırsatı bulmuşlardır. Türk milletiyle kaynaşmış
ve bağlanmış olduklarında “millet-i sıdıka” yani
sadık millet sıfatını almışlardır. Kendi
dillerini bırakarak Türkçe konuşmaya ve hatta
dini ibadetlerini bile anadillerini bırakarak
Türkçe yapmaya başlamışlardır. Fakat Osmanlı’nın
zayıflamasıyla Avrupalı devletler Ermenileri
Osmanlı’ya karşı ayaklandırmış ve bu barış ve
sükunet ortamı bozulmuştur. Ermeniler iddia
ettikleri gibi soykırıma uğrayan bir topluluk
değildir. Osmanlı içinde her kademede hatta
devlet içinde bile yüksek seviyelerde
bulunmuşlar en parlak dönemlerini Osmanlı içinde
yaşamışlardır. İstanbul’da bir Ermeni
Patrikhanesinin kurulması bunun en büyük
örneğidir. Tarihte hiçbir padişah devleti
içinde başka bir dine ait ruhani risayet makamı
tesis etmemiştir Ermenilere Fatih’in sağladığı
bu ayrıcalığın tarihte bir eşi yoktur Şimdi ki
barış ortamında böyle biç durumla karşılaşmak
zordur.
Bu olaylardan da
anlaşılacağı gibi Ermeniler ‘in bağımsız bir
devlet olduğunu söylemek imkansızdır. Derebeylik
sistemi boyunca Ermeniler feodal beylerin
topraklarında köle olarak çalışan halk üzerinde
egemenliklerini sürdürmek için çok çaba sarf
etmişlerdir. Ermenilerin kendilerini
kanıtlayabilecekleri iki şey sadece dinleri ve
dilleridir. Bunlarda millet olmak için yeterli
değildir.
ERMENİ SORUNUNUN DOĞUŞU
E rmeni
sorununun siyasi geçmişi üç döneme ayrılır.
Birinci dönem,altı büyük devlet konsoloslarının
Hariciye Nezareti’ne verdikleri 11 Haziran 1880
tarihli ortak notayla başlamış ve 1883 yılında
sona ermiştir. kinci dönem 1894 tarihinde
meydana gelen Sason olayıyla başlamış ve 1897
tarihinde kesintiye uğramıştır. Üçüncü dönem ise
1912 tarihinde başlayarak 1914 yılında başlayan
Dünya savaşı nedeniyle duraklamıştır.
Bu dönemlerden en
şiddetlisi ikinci dönemdir. Çünkü bu dönemde
ileride Osmanlıyı zor durumlara sokacak
gelişmeler yaşanmıştır. Üçüncü dönemde Osmanlı
Balkan savaşlarıyla meşgul durumdadır. Üçüncü ve
birinci dönemde Osmanlı’ya diğer devletlerin
müdahalesi olmasına karşılık ikinci dönemde bu
görev İngiltere ,Rusya ve Fransa’ya verilmiştir.
İngiliz Büyükelçisi
Layard 12 Haziran 1879 tarihli raporunda şöyle
demiştir:
“Babıali, dikkatli
ve ileri görüşlü davranmazsa ,yakında Anadolu’da
,son savaşa neden olan Bulgar sorununa benzer
bir Ermeni sorunuyla karşı karşıya kalacaktır.
Bir Ermeni ulusu yaratmak için aynı entrikalar
bu kez Anadolu’da çevriliyor. Hıristiyan
yaygarasına ve Avrupa müdahalesine neden
olabilecek bir durum oluşturulmak isteniyor.”
Bu sözler ermeni sorunun ortaya çıkış nedenini
açıkça ortaya koymaktadır. Avrupalı güçlerin
çıkarları bu sorunu ortaya çıkarmıştır. Osmanlı
devletinin zayıflamasıyla ,misyoner kulları
kurulmaya başlamış devlet Avrupalı devletlerin
müdahalelerine maruz kalmıştır. Bu durum Türk
Ermeni ilişkilerinin bozulmasına neden
olmuştur. Osmanlı’nın iç işlerine karışıp
huzur ortamını bozmada Islahat maskesinin
arkasına saklanmışlardır. Ermeni komite ve
kiliselerini kullanarak kışkırtıcı faaliyetlere
girişmiş ve Ermenileri Türklerden uzaklaştırmaya
başlamışlardır. Ermeni sorunu 1877-1878 Osmanlı
–Rus Savaşı sırasında İngiltere ve Rusya’nın
ortaya attığı Emperyalizn politikasının bir
uzantısı olarak ortaya çıkmıştır. Savaş
sırasında Rusya’nın işgal ettiği Türk
şehirlerindeki Ermenileri istiklal amacıyla
Babialiye karşı ayaklandırmasıyla Ermeni sorunu
başlamıştır. Ermeni sorununun Osmanlı içindeki
Ermenilerin sosyal, kültürel ,siyasi yada
ekonomik durumlarından kaynaklanmadığı bunun
suni bir şark meselesi olduğu altında
emperyalist politikaların yattığı
bilinmektedir.(Şark Meselesi batılı güçlerin
Osmanlı’yı parçalamak için giriştikleri bir
politikadır. Bu politika için Ermeniler başta
olmak üzere Rumları ve Osmanlı içindeki
azınlıkları farklı tarihlerde kullanmışlardır.
Avrupa devletleri Hıristiyan azınlık için
devamlı imtiyazlar istemiştir.1789 Fransız
ihtilalinden sonra devleti tıkmak için
milliyetçilik tohumlarını ekmişler ve bunda da
başarılı olmuşlardır.)
Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Ayestefanos Anlaşması
imzalanmıştır. Kabul etmek zorunda olduğumuz on
altıncı madde şöyledir: “Ermenistan’dan Rusya
askerlerinin istilası altında bulunup Osmanlı
Devleti’ne verilmesi gereken yerlerin
boşaltılması oralarda iki devletin dostane
ilişkilerinde zararlı karışıklıklara yol
açabileceğinden , Osmanlı Devleti Ermenilerin
barındığı eyaletlerde mahalli menfaatlerin
gerektirdiği ıslahat ve düzenlemeyi vakit
kaybetmeksizin yapmayı ve Ermenilerin Kürtlere
ve Çerkezlere karşı güvenliklerini sağlamayı
garanti eder.”
Bu hükümle Ermeni sorunu tarihte ilk kez bir
uluslararası bir belgede yer almış ve
Ermenistan diye bir bölgenin varlığından söz
edilmiştir. Fakat İngiltere Osmanlı’dan Kıbrıs
karşılığında Ayestefanos’un değiştirilmesini
sağlamıştır. Böylece İngiltere Ermeni ıslahatını
kendi sorunu olarak görmeye başlamıştır. Berlin
Konferansında İstanbul Ermeni Patrikhanesi ‘den
de bir heyet katılmış ve isteklerini kabul
ettiremeyen bu heyet İstanbul’a “mücadele ve
ayaklanmaya girişilmedikçe hiçbir şey elde
edilemeyeceği” kararıyla dönmüştür.İngiltere
ve Fransa tarafından bu dönemde Osmanlı
Ermenilerini Hıristiyanlık ve Katoliklik
mezheplerine sokmak amacıyla Ermeni Katolik ve
Ermeni Protestan kiliseleri kurulmuştur. Burada
amaç daha öncede belirttiğimiz gibi azınlık
haklarını bahane ederek Osmanlı Devleti’ne iç
işlerine karışmaktır. Ermenilere Doğuda bir
Ermeni devleti kurulması vaat edilmiştir. O
dönemde Ermeniler bölge nüfusunun sadece % 15
‘ini oluşturuyordu.
1-ERMENİ MESELESİ VE SÖMÜRGECİLİK
K apitalizmin
özellikle XIX. yüz yılda gelişmesiyle
sömürgecilik yerini işgal ve yağmaya
bırakmıştır. Pazar ve hammaddeye ulaşabilmek
için devletler her türlü yola başvurmuş
devletler üzerinde büyük çıkar oyunları
oynanmaya başlanmıştır. Sömürgeci büyük
devletler gittikleri yerlere uygarlık
götürdüklerini savunmalarına rağmen sadece kıyım
, katliam ve baskı yapmışlardır. İngiltere,
Rusya ve Fransa gibi sömürgeci devletler Osmanlı
üzerindeki emelleri gerçekleştirmek Osmanlı
topraklarından geçen sömürge yollarına sahip
olabilmek için Ermenileri bu çirkin amaçlarına
alet etmişlerdir. Ermeni milliyetçilerini
kullanarak Ermenileri Türklere karşı
kışkırtmışlardır. Bu durum özellikle Doğuda
kanlı çatışmalara ve kıyımlara sebep olmuştur.
Ermeniler müslüman halka saldırmış tam bir
cinnet ortamı yaratılmıştır.
Doğu Anadolu’da
kurulacak bir Ermeni devleti İngiliz çıkarlarına
uyarken Ruslar bu durumdan rahatsız oluyordu.
Çukurova’da kurulacak devlette Fransızların
kontrolünde olacağından bunu da İngiltere
istemiyordu. İstanbul’da Patrikhaneye bağlı olan
Gregoryenler ,misyonerler aracılığıyla bölünerek
Gregoryenler ,Katolikler Protestanlar olarak üç
bölüme ayrılmıştır. Sömürgeci devletlerin
şeytani politikaları sayesinde asırlarca dostça
yaşayan Türkler ve Ermeniler birbirine
kırdırılmıştır.
2-ERMENİ MESELESİ VE
KİLİSE
Ermeni kilisesinin
bağımsızlık çalışmaları ,meşrutiyetin ilanı
,kilise Taşnak-Hınçak işbirliği ,Ermeni
Katogigosluk ve patrikliği nizamnamesi Ermeni
sorununu ortaya çıkaran nedenlerdendir.
Ermeni Patriği
Horen Aşıkyan “Ermeni Tarihi”adlı eserinde
şunları yazmıştır: “Türkiye2nine çeşitli
yerlerine dağılmış çok sayıda Protestan misyoner
İngiltere lehine propaganda yapmakta
,Ermenilerin İngiltere sayesinde muhtariyete
kavuşacaklarını ileri sürmektedir. Kurdukları
okullar gizli tasarıların yuvasıdır.”
Ermeni devleti
fikrini ortaya atan kilisedir. Çünkü kilise
devamlılığını sağlayabilmek için bir devlete
ihtiyaç duymuştur. Pastırmacıyan ,kilise için
“Ermeni Kilisesi , Ermeni milletinin Kilise
tarafından can verilen ruhunun yeniden dünyaya
gelmek için ,yaşadığı vücuttur”demektedir. Kilise
tarih boyunca Bizans ve Roma kilisesinin
boyunduruğuna girmekten kaçınmıştır.
Osmanlı devleti
döneminde Ortodoks Rumlara ve Gregoryen
Ermenilere her türlü dini özgürlük verilmiş
dinlerini istedikleri gibi icra etmişlerdir.
Fakat Hıristiyan devletler yinede Osmanlı
içindeki bu azınlıkları dini kullanarak
ayaklandırmışlardır. Ermeni Kilisesi bağımsız
bir Ermenistan vaadiyle kandırılmış ve önüne
geçilemez ayaklanmalar ve kıyımlar yapmaları
sağlanmıştır. Bunda tarih boyunca etkili olan
Hıristiyan Müslüman çekişmeleri de etkili
olmuştur. Osmanlı Devleti İngilizlerinde araya
girmesiyle Protestan kilisesine resmen izin
vermiştir.
Misyonerlerde
isyanı desteklemeseler bile isyanın zeminini
hazırlamada önemli bir zemin hazırlamışlardır.
Türkiye’ye gelen ilk misyonerlerin Protestan
olduğu ve “British and Foreign Bible Society”ye
mensup oldukları ve bu teşkilatın 1804’te
kurulmasından sonra İzmir’den Anadolu içlerine
misyonerler yollamaya başladığı anlaşılmaktadır.
Amerikan misyonerleri 1819’dan itibaren gelmeye
başlamıştır. Misyonerler ,kapitalizmin
gereksinim duyduğu yeni Pazar ,hammadde
kaynakları ve zengin maden yatakları için ön
araştırmalar yapan öncü kuvvetler olarak
çalışmışlardır .Bu düşüncelerini gizlemenin en
iyi yolu da dini kullanmaktı. Bir misyon bulunan
belli başlı Anadolu şehirleri de
şunlardır:Bursa, İzmir,Merzifon, Kayseri , Sivas
, Trabzon , Erzurum , Harput , Bitlis , Van ,
Mardin , Antep , Maraş , Adana , Hacin , Ankara
, Yozgat , Amasya , tokat , Arapkir , Malatya ,
Palu , Diyarbakır , Urfa , Birecik , Elbistan ,
Tarsus.
ERMENİ MESELESİ VE BÜYÜK DEVLETLER
A)RUSYA’NIN SORUNA BAKIŞI
1768-1774 Osmanlı –Rus savaşı sırasında Ermeni
krallığı kurma düşüncesi II. Katerina tarafından
Rusya’nın korunarak Ermenileri yanlarına çekmek
amacıyla Ararat Krallığıyla beraber ortaya
çıkmıştır. Rusya Akdeniz’e inerek oraya ve Orta
Doğuya hakim olmak amacındaydı. Bu amaçla
Erzurum-İskenderun hattını ele geçirme
çalışmalarına başlamış,Osmanlı Devletindeki
Ermeni kilisesi ve Ermeni terör unsurlarıyla
ilişkilere girmiştir. Ermeniler Çarlık
Rusya’sında devamlı baskı ve zulüm
görmüşlerdir. Büyük bir dini öneme sahip olan
Ecmiyazin Katolikosluğu 1829 Edirne anlaşmasıyla
Rus sınırlarında kalmış ve bu durum Osmanlı
içindeki Ermenilere baskı amacıyla
kullanılmıştır. Baskıcı bir politika izleyen
Ruslar Ermenilerin Anadolu’ya geçmesine izin
vermemiş buda ilk isyanları başlatmıştır. Bu
dönemde Almanlar Rusları yakından izlemiş ve
bağımsız Ermenistan’ın Rus çıkarları için yaralı
olacağını ve kendi çıkarlarını zedeleyeceğini
biliyordu. Ruhrbach konuyla ilgili şunları
söylemektedir, “Ermenistan ,coğrafi vaziyeti,
yeri bakımından , Anadolu hakimiyetinin
anahtarıdır. O halde Ermenistan’ın Rusya’nın
eline geçmesi ,Türkiye’nin bağımsız bir devlet
olmasına son vermekten başka bir şey değildir.” Ayrıca
Rusya bu dönemde Ermenileri etkilemek için
marksizm politikasını kullanmıştır. Bununla
köylerde yaşayan Ermeniler hedeflenmiştir.
Ermeni toplumunun bağımsız olma isteklerini
amaçları için kullanmışlardır.
B)İNGİLTERE VE ERMENİLER
Sanayi devrimiyle beraber iyice güçlenen
İngiltere yeni sömürge arayışlarına girmiştir.
Bu dönemde İngiltere Ortadoğu ve Uzakdoğu’ya
yönelmeye başlamıştır. Ortadoğu’nun büyük kısmı
bu dönemde Osmanlı’nın elinde bulunuyordu ve
Fransa Osmanlı’dan bazı ayrıcalıklar almıştı ve
İngiltere’de bu ayrıcalıklara sahip olmak
istiyordu. İngiltere bu dönemde güçsüz bir
Osmanlı istiyordu bu şekilde amaçlarına rahatça
ulaşabilecekti. İngilizlerin amacı Osmanlı
içinde bulunan ve önemli bir azınlık olan
Ermenileri kendi tarafına çekerek bunları
Ruslara ve Osmanlı’ya karşı kullanmaktı.
Bağımsız bir Ermeni devletinden bahseden
İngilizlerin heyecanına kapıldılar. Osmanlı
devleti içerisindeki Katoliklerin
koruyuculuğunun Fransa’nın, Ortodoksların
koruyuculuğunun ise Rusya’nın elinde olması;
İngiltere’nin Islahat Fermanına din değiştirme
serbestliğini koydurtarak Protestan Ermenilerin
sayılarının arttırılmasını hedeflemiştir.
İngiltere Ermenilere sormadan Kıbrıs meselesine
de Ermenileri dahil etmiştir. İngilizler
Ermenilerin Osmanlı içinde inançlarını
,dinlerini özgürce yaşadıklarını bildikleri
halde bunun tam tersi propagandalar
yapmışlardır. İngiliz Büyükelçiliğinin Osmanlı
Dışişleri Bakanlığına yolladığı belge şöyledir;
“Protestanlığa dönen Ermenilerin diğer mezhepten
olan soydaşlarınca rahatsız edilmemeleri için
Osmanlı Hükümetinin aldığı tedbirler dolayısıyla
İngiliz Büyükelçiliği Hariciye Nezaretine
teşekkür eder.”İngilizlerin
Ermenileri seçmesinde en büyük etkenler ,
onların önemli ticaret yolları üzerinde
bulunmaları, ticarete yatkın olmaları ve her
zaman başka devletlerin himayesinde yaşamız ve
bağımsızlığa aç bir toplum olmalarıdır.
C)FRANSA VE ERMENİLER
Kanuni Sultan Süleyman devrinde Fransa’ya
tanınan kapitülasyonlar iki ülke arasındaki
ilişkilerin dostane olmasını sağlamıştır.1830
yılından 1921e kadar Fransa Ermenilerle olan
ilişkilerini geliştirmiş ve Fransız işgal
kuvvetleri ve Ermeni milis teşkilatları
beraberce Türk topraklarını işgale başlamıştır.
Milletler arası görüşmelerde de Fransa
Ermenileri desteklemiştir. Belediye Başkanı
Andre Santini’nine mecliste söylediği şu sözler
Fransa’nın Ermenilere yaklaşımını açıkça ortaya
koymaktadır; “ilk sevgi mesajını Ermeni
topluluğuna... Haçlı seferlerinden bu yana
bizimle olan Ermenilere...” Gregoryan
olan Ermeni kilisesi bir ara Katoliklerin
çalışmalarından rahatsız olmuş ve Osmanlı
yöneticilerinden yardım istemiştir bazı
misyonerler tutuklanmış ve sınır dışı
edilmiştir. Fakat daha sonra Gregoryanlar
Katolik Kilisesiyle ortak çıkarlar etrafında
birleşmiştir.
Ermeniler 1890’da diplomatların etkisiyle
Fransa’ya göç etmiştir burada örgütlenerek
lobicilik faaliyetleri yapmışlardır. Bu durum
Fransa’nın Ortadoğu’ya inmek ve yeni sömürgeler
elde etme politikasının bir ayağıdır Fransa
Osmanlı’dan yeni ayrıcalıklar istemektedir.
Fransızlar ilişkileri zedeleyici faaliyetlere
girişene kadar bu iki toplum arasında hiçbir
sorun yaşanmamıştır. Hatta Napolyon Mısır
seferinde yaşadığı Akka yenilgisi sonrasında
Katolik Ermeniler arasında isyan çıkarmak
istemiş fakat iki ulusun barışçı politikaları
sayesinde bu amaçlarına ulaşamamışlardır.
1915’lere gelindiğinde durum tamamen
değişmiştir. Fransa’nın uyguladığı bölücü ve
kışkırtıcı politikalar ve bağımsız bir
Ermenistan kurma vaatleri sonucunda senelerce
dostça yaşayan bu devletler arasında çatışmalar
yaşanmıştır. Ermenistan Fransa’ya başvurarak
Fransız çıkarlarına hizmet etmek için hazır
olduklarını bildirmişlerdir. Bu tarihlerde
Fransız tarihindeki kara sayfalar açılmaya
başlamıştır. Pierre Loti konuyla ilgili şunları
söylemiştir; “Biz Fransızlar beyhude yere bir
mazeret bulup örtbas edilmeye çalışılan bir
Saint Barthelmy ,bir ,terör ,bir komün geçirdik
ve kim bilir ,heyhat!Benliğimizi saran
karanlıklardan daha neler doğacak?...”
D)ALMANYA’NIN ERMENİ SORUNUNA BAKIŞI
Almanya, Fransa ve
İngiltere’ye göre sanayileşmeye daha geç
başlamıştır. Almanya siyasi birliğini kurduğunda
tüm sömürgeler paylaşılmış durumdaydı.1880’li
yıllarda Almanlar Pan Germenizm adıyla bir
yayılmacılık politikası izlediler ve
sömürgecilik için yeni yaşam alanları aramaya
başladılar. İlk Alman sömürgeleri batı Afrika’da
kurulmuştur. Bu sırada İngiltere ve Fransa
tarafından devamlı oyuna getirilen Osmanlı yeni
bir müttefik arıyor idi ve Almanya’da buna
uygundu.
Almanya bağımsız
bir Ermenistan Devletinin kendi çıkarlarına
uymayacağını düşünüyordu. Çünkü bu devlet
İngiltere ve Rusya’nın yoğun baskılarıyla
kurulacaktı ve Anadolu’da özerk bir bölge
oluşturma amacını güdüyordu. Almanya’nın Anadolu
üzerindeki amacıysa bölgeyi Almanlaştırmaktı.
Ermeniler Almanya’nın emperyalist emellerine
ulaşmak için kullandıkları bir yapıydı.
Fransa daha
sonraları Almanları sıkıştırmak için tehcirin
Almanların fikri olduğunu ortaya atmıştır.
Fransa ayrıca Ermeni ölümlerinden Almanya’yı
sorumlu tutmuştur.
Almanya Ermenilerin bizimle ilgili iddialarının
en önemli tanıklarındandır. Ermenilerin
iddialarının boş olduğunun en önemli tanıkları o
dönemin konsoloslarıdır .Almanya’nın elimde
Ermenilerin soykırım iddialarını çürütecek bir
çok belge olması gerekmesine rağmen Almanya
elinde hiçbir belge olmadığını savunmaktadır.
E)AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİNİN SORUNA BAKIŞI
Türk –Amerikan ilişkileri ilk olarak mayıs
1830’da başlamıştır .Amerika Birleşik
Devletleriyle imzalanan ticaret anlaşmalarıyla
ABD’ye tüm ticari haklardan yaralanma hakkı
verilmiştir. Amerika gözünü öncelikle Asya’ya
dikmişti. Bunun için öncelikle Anadolu’ya
girmesi gerekiyordu. Bu bölge ise bu dönemde
her türlü entrikanın döndüğü bir alandı.
İngiltere ,Almanya ,Rusya ve Fransa bölgede
sömürge mücadelesi veriyordu. A B D Anadolu
topraklarına girebilmek için ilk misyonerleri
Anadolu’ya yollamıştır. Bu misyonerler
Gregoryan Ermeni toplumuna yönelik dinsel
çalışmalar yürütmüşlerdir. Amerikan okulları da
bu konuda etkin rol oynamıştır .Bu faaliyetler
Protestan misyonerlerle başlamış ve Müslümanlar
üzerinde etkili olamadığından azınlık durumda
olan Rum ve Ermeniler üzerine yönelmiştir. 1850
yılında Osmanlının Ermeni Protestan kilisesini
tanımasıyla Amerikalı misyonerler için yeni bir
dönem başlamıştır.
Misyonerlerin
yaptıkları ayrımcılık ve ulusçuluk faaliyetleri
daha sonra önüne geçilemeyen isyanlar
doğurmuştur.
Ermeniler
Amerikalılarla ilişkiler kurmaya başlayınca o
zamana kadar sadece Avrupa’yla sınırlı kalan
ticari ilişkileri artık yerini Atlantik ötesi
ilişkilere bırakmaya başlamıştır. Bu ilişkiler
sırasında karşılaştıkları farklı Amerikan
misyoner gurupları Ermenileri kendi misyonlarına
sokmaya çalışmışlardır
misyonerler Anadolu’nun her yerine Ermeni
okulları açmaya başladılar böylece eğitimi
kullanarak kültürü etkilemeye başladılar.
Amerikanın ermeni merkezli politika izlemesinde
Ermeni komitecilerinin propagandaları
etkilidir. Ermeniler tüm dünyayı kendi
taraflarına çekmek için dehşet verici yollara
başvurmuşlardır. Bunlardan bir tanesi
şöyledir;örgütlene Hınçaklar köyleri
yağmalayarak Türk ve Kürtleri öldürüp dağa
saklanacaklar ve bu durum karşısında
Müslümanlar ayaklanarak savunmasız Ermenilere
saldıracaklar ve böylece tüm dünyanın desteğini
alabileceklerdir. Bu durum Ermeni
kışkırtmalarının ne kadar dehşet ve önüne
geçilemez bir hal aldığını bize göstermektedir.
Bağımsız olmak uğruna kendi vatandaşlarının
öldürülmesine bile razılar. Amerikan misyonerlik
faaliyetleri sonucunda tamamen kontrolsüz bir
Ermeni gücü ortaya çıkmıştır.
Avrupalı Devletler
Osmanlı toprakları üzerindeki çıkarlarını elde
etmek için azınlıkları kullanmak istemişlerdir.
Bu amaçla Ermeni ve Rumlara yönelmişler ve
Ermeniler üzerinde etkili olmuşlardır.
Ermenilerin bağımsız bir ulus olabilme
isteklerini bu amaçla kullanmışlardır.
Ermenilerin bağımsızlığını hedef alan
davranışlar iki bölümde incelenmektedir. Birinci
bölümde Ermenilerin bulunduğu bölgede sükünet ve
asayişi bozucu faaliyetler yaparak Osmanlı
Devletine güya can ve mal güvenliklerinin temin
ve tesisi yönünde çağrılar yapmışlardır. Bu
durum hem Osmanlıyı zor duruma düşürmüş hem de
Düvel-i muazzamanın Osmanlı iç işlerine
karışmasına zemin hazırlamıştır. Bağımsızlığa
hazırlık safhasıdır ve bu dönemde Ermeniler daha
da ileri giderek Müslüman kılığında kendi
okullarına ,kiliselerine ,kendi köylerine
saldırmıştır.
Yüzyıllarca
beraberce huzur içinde yaşayan halk birbirine
kin ve nefret duymaya başlamıştır.
İkinci bölümse
mahalli olan ve ferdi olarak yapılan
hareketlerin sonucunda oluşan olaylarla yurt
içinde ve dışında bağımsızlık taraftarı parti ve
derneklerle karşımıza çıkmaktadır.1878 yılında
Van'’a kurulan Kara Hac Cemiyeti ,1880
yıllarında Rus idaresinde kurulan
dernekler,1881’de Erzurum da Anavatan Müdafileri
Cemiyeti,1885 sonlarında Van’da Armenekan
Cemiyeti ,1887’de İsviçre’de Tasnaksutyun vb.
ihtilalci cemiyetler bu amaçla çalışmaya
başlamıştır. Ermenilerin can güvenliğini bahane
ederek Doğu Anadolu’ya silah ve cephane
yollamışlardır. Bununla birlikte terör olayları
da başlamıştır.
OSMANLI ERMENİ İLİŞKİLERİ
Osmanlı Devleti
yüzyıllar boyunca zenginlik ve ihtişam içinde
yaşamış büyük bir İmparatorluk olmuştur. Çok
geniş bir imparatorluk olmasından dolayı bir çok
farklı kültürü, inanışı içinde barındırmış ve
hoşgörü politikası sayesinde bu farklı
milletlerle dostluk ilişkileri içinde
yaşamıştır. Bu azınlıklar içinde Ermenilerin
özel bir yeri vardı. Ermeni toplumu diğer
Hıristiyan toplumlardan üstün tutulmuş hatta
bunun bir göstergesi olarak Millet-i Sıdıka
ünvanı verilmiştir. Peki ne oldu da bu barış
ortamı bozuldu?Şimdi barış ortamını bozan tarihi
gelişmeleri inceleyelim.
Osmanlı Devletinin
kuruluş, gelişme ve İstanbul’un fethi
dönemlerinde Bizans’ın yıkılmasıyla Ermeniler
için altın bir çağ açılmıştır. Ermenilere dinsel
,kültürel ,toplumsal veya ekonomik hiçbir baskı
yapılmamıştır. Osmanlı Türk kökenli ve İslami
yapıya sahip bir devletti. Ve bu yapı içinde
her ulusa yer vardı. Osman Bey zamanın da
Bizans’ tan korunmak isteye Ermenilere Batı
Anadolu da örgütlenme izni verilmiştir ve
böylece ilk Ermeni dini merkezi Kütahya
olmuştur. Bursa’nın başkent olmasından sonra
Ermeniler buraya taşınmış ve Fatih’in İstanbul’u
fethiyle Ermeni dini lideri Hovakim getirilmiş
ve bir Ermeni Patrikhanesi kurulmuştur. Bu
dönemde Ermeni kilisesi de Osmanlıyla beraber
gelişmektedir. Ermeniler Müslümanlara verilen
her türlü haktan yaralanabilmekle birlikte bazı
ayrıcalıklara da tabi olmuşlardır asker e
alınmama gibi. Osmanlı Devleti Ermenilere mali
yardım da bulunarak Patrikhanenin açıklarını
kapatmıştır. Ermeni toplumu hiçbir baskı ve
zorlama olmaksızın Türk kültürünü yaşam tarzını
ve yönetim biçimini benimsemiştir.
Küçük Kaynarca
Anlaşmasına kadar Osmanlının lüks ve şaşalı
yaşamı devam etmiştir. Bu anlaşmayla birlikte
Osmanlı Duraklama dönemine girmiştir. İplerde bu
dönemden sonra kopmaya başlamıştır. Bu
anlaşmayla Osmanlı Kabartay arazisini Ruslara
bırakmış ayrıca Ruslar Türkiye’de ki
Hıristiyanlarla ilgili konularda Rusya ya söz
hakkı veriliyordu.1813 Rus-İran savaşında Ermeni
gönüllüler Rusya’nın yanında savaşa katılmıştır.
Bu sırada 100.000 kadar Ermeni Erzurum
bölgesinden Rusya’ya gitmiş ve Nahcivan Erivan
bölgesine yerleşmişlerdir .Ermeniler bu
şehirlerin bağımsız hale geleceğini ve
Ermenistan devleti kurulacağını umuyordu tabi
böyle bir şey olmayacaktı ve olmadı. Bu sıra da
Osmanlı da başa Abdülmecit geçmiş ve Tanzimat
ilan edilmiştir.
18 Şubat 1856 da
Islahat Fermanı ilan edilmiştir. Bununla
Hıristiyanların haklarını koruma hakkı bütün
devletlere verilmiştir. Bu ferman gayri
Müslimleri pek memnun etmemiştir. Devlet
memurluklarına askeri okullara
girebilecekler,kendi aralarında ki davalara
patrikhaneler bakacak bunların yanın da artık
askerlik görevi yapacaklar ,patrikhanelerin
aldıkları haraçlar aylığa bağlanacak gibi
hükümler yer almaktadır.1856 yılına kadar olan
Rus faaliyetlerinden Ermenilerle ilgili hiçbir
amaçları olmadığı amaçlarının Rus Milli
Kilisesinin üstünlüğünü ortaya koymak olduğu
anlaşılmaktadır. Fransa ise Katoliklerle
ilgilenmektedir.
Islahat Fermanıyla başlayan Ermenilerin iç
mücadeleleri Ermeni milleti nizamnamesinin
kabulüyle de devam etmiştir. Bu dönemde
Ermeniler zaten zor durumda olan
Müslüman halka Rusya ile birlikte saldırılar
düzenliyordu. Ermeniler bir takım şikayetler
ileri sürmeyi düşünüyordu fakat Osmanlı ıslahat
sürecine girmişti ve durum düzelecek olursa bu
itirazları bir sonuç vermeyecekti. Bu nedenle
Ermeniler bir propaganda hazırlayıp batının
dikkatini çekmeyi karalaştırdı.1875 Hersek
isyanıyla amaçlarına ulaşarak dikkat çekmeyi
başardılar. İstanbul da bir konferans toplandı
fakat konferansta bu isyanlar görüşülmedi.
Ermeniler tüm ümitlerini Osmanlı –Rus savaşına
bağladılar. Osmanlı 24 Nisan 1877 de savaşa
girdi.1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı sırasında
İngiltere ve Rusya arasındaki rekabet sonucu
oluşan emperyalizm sorunu olarak Ermeni sorunu
ortaya çıkmıştır. Ermeniler bağımsız bir devlet
kurma çabasına giriştiler. Bu savaşla Ermeni
sorunu artık uluslar arası bir sorun olarak
karşımıza çıkmaktadır. Bu savaşın asıl amacı
Rusya’ güçsüz bırakmaktı ama bunun tam tersi
bir durumla karşılaşılmıştır.
1890 yıllarında
Batılı devletlerin Osmanlıya karşı izledikleri
politika değişmiş ve Osmanlıyı ortadan kaldırma
planları yapılmaya başlanmıştır.1895 yılında
Türkiye’nin paylaşılması projesi
tamamlanmıştır.1894 yılından Türkiye de ortaya
çıkan neredeyse tüm olaylarda dış güçlerin
etkisi vardır. Ermeni sorunu ortaya atılmış ve
onlarca il kana bulanmıştır hem de ortada
geçerli bir neden olmamasına rağmen.
Ermeni Devletinin
kurulması ,çeşitli milletlerden olan Güney
Kafkasya’nın diğer tarafında ki Rusya’nın
Osmanlı Asyası’na doğru genişlemesine Avrupa
tarafından istene güzel bir engeldir. Bunun
gerçekleşmesi zor olmasına rağmen Avrupa
Ermenileri satın alarak bunu yapmıştır. Avrupa
Ermenilerin uğrayacakları zararı düşünmeden bir
kargaşa ortamı oluşturmuştur.1894 yılında
Ermenilerle işini bitirmiş olan Avrupa onları
bir kenara atmıştır. Buda Avrupa’nın esas
amacının Ermenileri korumak olmadığını asıl
amacın Türk topraklarından pay almak olduğunu
bize bir kez daha göstermektedir.
1912 yılına
gelindiğinde sorunun üçüncü perdesi açılmıştır.
Tevfik Paşa Hariciye Nezaretine bir telgraf
yollayarak Anadolu da zulme uğrayan Ermenilerin
bu üzücü durumunun ortadan kaldırılması için
Ermenilerin yaşamlarının emniyet altında
bulundurulması gerektiği bu durumun diğer
bölgelere de ters tepki yaratabileceği ve Avrupa
basınınca yanlış aktarılabileceği görüşü ortaya
konmuştur. Buna olumlu cevap yollanmış ve mevcut
durumun düzeltilmesi için bir takım ıslahatlara
gidilmiştir. Fakat bu ıslahatlar yapılamamış ve
durum kötüye gitmeye devam etmiştir.19132te bu
durum yeniden gündeme getirilmiş Rusya ve Fransa
gibi büyük devletlerden konuyla ilgili yardım
talebin de bulunulmuştur. Bunun üzerine Balkan
komitesi toplanmış ve Ermeni sorunu hakkında
kamuoyunun aydınlatılması halkı ve Osmanlının
çıkarlarının korunarak komite üyelerinin
devamlı iletişim içinde olmaları
karalaştırılmıştır. Görüldüğü gibi bu dönem
İttihat ve Terakkiyle ilişkilerin başladığı
dönemdir. Taşnak ile Terakki 31 Mart olaylarında
ve Adana olaylarında çıkış noktası konusunda
anlaşmaya varmıştır. Fakat 1914 yılına
gelindiğinde bu durum tamamen bozulacaktır.
ERMENİ AYAKLANMALARI
Ermeni
ayaklanmalarının üç nedeni vardır;
1)Ermenilerin
siyasetindeki bilinen ilerlemeleri
2)Ermeni kamuoyunda
milliyetçilik ,hürriyet ve bağımsızlık
fikirlerinin gelişmesi
3)Bu fikirlerin
batılı hükümetler tarafından tahrik edilmesi ve
Ermeni papazların gayretleri ve telkinleriyle
bunların yayılmasıdır.
Şimdi bunları tek
tek ele alarak inceleyelim.
Berlin
Antlaşmasının imzalanmasını izleyen dönemde
Ermeni sorunu iki yönde gelişmiştir.
Birincisi,Batılı devletlerin üzerindeki baskı ve
müdahaleleri ;ikincisi ise Anadolu ,Suriye ve
Rumeli ‘de yaşayan Ermenilerin Anadolu’nun
çeşitli yerlerinde özellikle Doğu Anadolu ve
Kilikya da yeraltında örgütlenmeleri ve
silahlanmalarıdır. İlk defa Ruslar Ermenileri
kışkırtarak İngiliz ve Fransızların dikkatini
çekmiştir.1880 den itibaren Ermeni komiteleri
kurulmaya başlamıştır .Fakat Osmanlı
topraklarında olan bu komiteler istenileni
yapamamıştır.1882 yıllarının başlarında
Ermenilerin bir eylem planı hazırlamakta olduğu
ortaya çıkmaya başlamıştır. Van ve Muş’ta bu
yönde hareketler başlamıştır.1885’de Van’da
Armenakan Partisi ,1887 ‘de İsviçre’de Hınçak
Partisi kurulmuş ve isyan planları buradan
yürütülmeye başlamıştır. Bu partileri kuranlar
Osmanlı topraklarına hayatları boyunca ayak
basmamış tahsil amacıyla Avrupa’ya gönderilen
zengin ailelerin çocuklarıdır. Bu partiler
istenilen başarıyı gösterememiştir. Avrupa
devletleri de bunlara arka çıkmamıştır. Daha
sonra Taşnak Partisi kurulmuştur. Fakat bu Parti
Hınçaklar dan tamamen farklı tam bir terör
örgütü konumundadır. Bu komitelere hedef olarak
“Anadolu topraklarının ve Osmanlı Ermenilerinin
kurtarılması” hedef olarak gösterilmiştir. Bu
örgütlerin oluşturduğu ayaklanma girişimlerinin
ortak yanı ;Osmanlı ülkesine dışardan gelen
komitelerce planlanmış ve yönlendirilmiş
olmaları ile örgütlenme faaliyetlerinde
Anadolu’ya yayılan misyonerlerin büyük
katkılarının olmasıdır.
Ermenilerin
başlattığı ilk isyan 1890 Erzurum isyanıdır.
İsyanın çıkışı şöyledir;Osmanlı hükümetine
okullarda silah imal edildiğine dair ihbar
olmuştur ve okulu arama kararı çıkmıştır. Fakat
önceden haber gönderilmiş ve aramada bir şey
bulunamamıştır. Fakat Ermeniler “Türklerin
kiliseye girmesi pisliktir,mundarlıktır” diyerek
bunu bahane etmişler ve ayaklanma
çıkarmışlardır. Fakat Türklerin kiliseye girme
nedenleri belirtilmemiştir. Bunun nedeni
kilisede de silah üretildiğine dair ihbar gelmiş
olmasıdır ve bu durum Ermeni kaynaklar da yer
almamaktadır ve ayaklanma aramadan bir gün sonra
yapılmıştır. Ermeniler dükkanlarını kapatarak
kiliseye kapanmışlardır. Piskoposun isteği
üzerine gönderilen askerlere Ermeniler ateş
açmıştır. Bu durum karşısında Müslümanlar
Ermenilere saldırmışlardır. Olaylar bundan
ibaret olmasına karşılık Avrupa olayı işine
geldiği gibi değerlendirmiş ve bunu bir katliam
olarak nitelendirmiştir. Bu niteleme bundan
sonraki olayları daha da ateşlemiştir.
Bu isyanın hemen
arkasından aynı yıl içinde Kumkapı olayı
yaşanmıştır Hınçak Cemiyeti üyelerinden bir grup
15 Temmuz 1890 Pazar günü Ermeni Kilisesine
gelerek ayine müdahale ederler ,içlerinden
birisi Ermeni ıslahatı konusunda beyanname okur.
Bu olay tarihe Kumkapı Nümayişi olarak
geçmiştir. Bu hareket hem Babıali’ye hem de
Patriğe karşı yapılmıştır.
Olayın elebaşısı
Patrikhaneye giderek Oradaki Türk armasını
parçalar ,Patriği zorla yanlarına alarak Yıldız
Sarayına yürürler ,Bu sırada önlerini kesen Türk
askerleriyle çarpışırlar ve iki taraftan da
kayıplar olur. Ermeniler bu olayla Avrupa’nın
dikkatini çektiklerine düşünmektedirler.
Bu isyandan Sasun
isyanına kadar geçen sürede farklı gelişmeler
olmuştur. Devrin padişahı Abdülhamit umumi bir
af ilan eder ve serbest kalan Ermeniler
Patrikhaneye giderek af diler .Bu sırada
Hınçaklar propagandalarına devam etmektedir.
Zengin Ermenilere mektuplar yollayarak zorla
para toplamaya başlarlar.1892 yıllarında basılan
Ermeni yayınlarıyla propagandalar yürütülmeye
başlamıştır. Her tarafa kışkırtıcı ilanlar
asılmaya başlanır ve bunları Müslümanların
astığı iddia edilir.1893 yılında Yozgat’ ta bir
Ermeni ayaklanması olmuştur fakat fazla problem
yaratılmadan bastırılmıştır.
Faaliyetlerini daha
da ilerleten Ermeniler 1894’te Sasun isyanını
çıkardılar. Basit bir ayaklanma gibi görülen bu
isyan hiçte beklenildiği gibi olmamıştır.Hınçak
cemiyeti üyelerinden ve Kumkapı olayının
faillerinden Haçin Hamparsum Boyacıyan’ın
tahrikleri sonucu Ermeniler ile Müslüman halk
arasında çatışmalar çıkmıştır. Halka Avrupa’dan
geldiğini ve isyan ederlerse Avrupa
devletlerinin müdahale edeceğini ve bir Ermeni
devleti kurulabileceğini söyleyerek halkı
ayaklandırmıştır. Boyacıyan önce Atina’ya kaçıp
sonradan tekrar Türkiye’ye gelerek bir çok
şehirde halkı tahrik etmiştir Onun yaptıklarının
çoğu Ermeni gazetelerinden tercüme edilerek
Osmanlı istihbaratına intikal etmiştir.23
Ağustos 1894’te Osmanlı kuvvetleri olayı
bastırır bu olaya I. Sasun isyanı denilmektedir.
Avrupa da bu isyan nedeniyle Türk alehtarı
propagandalar başlatılmıştır. Osmanlıların
Ermeniler arasında ki çatışmayı bahane ederek
Ermenileri yok etmeye çalıştıkları konusunda
haberler çıkarmışlardır. Bu isyan İngiltere
,Fransa ve Rusya’yı da beraberinde götürerek
yeni bir Islahat konusunda müşterek teşebbüs
yapma olanağı sağlamıştır.
1895-1896 da Sasun
isyanını takiben Babıali yürüyüşü ortaya
çıkmıştırç30 Eylül de Hınçak grubuna mensup
kalabalık bir Ermeni topluluğu Kumkapı da ki
Ermeni Kilisesin de toplanarak Bab-ı ali ye
yürüyüşe geçerler ,kendilerine sadrazama
isteklerini yazılı olarak vermeleri haberi
gönderilir ve yürüyüşten vazgeçmeleri
emredilir.Fakat yürüyüşçüler kendilerine bu emri
ileten askeri öldürürler. Devlet büyüklerinin
müdahalesiyle II. Abdülhamit olayı yatıştırmak
içini askeri birlik kurmaktan vazgeçer,bunun
üzerine halk ayaklanır. İstanbul’da
Müslümanlarla Ermeniler arasında kanlı olaylar
yaşanır .Ermeniler isyan sırasında polis ve
jandarmalara da ateş açmışlardır.Hınçak partisi
bu olayı kendi başarısı olarak göstermiştir.
Diğer bir isyan da
Zeytun isyanıdır Zeytun verimli bir bölge
değildi bu nedenle IV. Murat’tan vergiden muaf
olmak için Padişahtan bir ferman aldıklarını ve
bununla verginin 15.000 kuruş olarak
belirlendiğini söylerler fakat bu fermanı
günümüze kadar gören olmamıştır
.Ayaklanmalarının nedeni olarak ta bu fermanı
gösterirler.10 Ekim 1895’te Zeytun’un Alabaş
köyüne bir araştırma için iki jandarma Ermeniler
tarafından öldürülür. 24 Ekim’de bir grup Ermeni
Zeytun’a gelir .Bir plan yaparlar ve Türkleri
esir alarak öldürürler. Bu olaya Ermeni
kadınları bile katılmıştır. Olayın günlüğünü
tutan Aghasi adlı Ermeni 20.000 Türkü
öldürdüklerini ve bunların 13.000 inin asker
olduğunu yazmıştır. İsyanı çıkaranların ele
başları yakalanır, fakat yabancı devletlerin
Halep’te ki konsoloslarının girişimleriyle
serbest kalırlar ve Marsilya’ya giderler. Üçüncü
örgüt Daşnaksutyun (federasyon) 1890’ da
Tiflis’te bazı Ermeni milliyetçiler Çarlık
rejimini devirmeye niyetli sosyalistler ,Rus ve
Gürcü ihtilalcilerin işbirliğiyle kurulmuştur.
Bununla beraber bu teşekkül İstanbul’da ve Doğu
Anadolu’da bazı kesimlerde yayılır.26 Ağustos
1896’da İstanbul’da Osmanlı Bankasını işgal
ederler. Bomba kullanılır,memurlardan ölenler
,yaralananlar olur. Baskını yapanlardan üçü olay
sırasında ölür,altısı yaralanır diğerleri de
Osmanlı Bankası Müdürünün ve Rus Sefaretinin
aracılığıyla Fransız gemisiyle Marsilya’ya
giderler . Fakat halk galeyana gelir ve Ermeni
ve Müslüman halk arasında kanlı olaylar olur.
Bu olaylardan sonra isyanlar devam etmiştir.15
Haziran 1895’te Van isyanı olmuştur. Bu dönemde
Ermeniler zenginlerden zorla para almış ve bir
çok cinayet işlemişlerdir. Bunlardan en
vahşicesi Papaz Bogos’un öldürülmesidir.
İhtilalcilerin davranışlarına karşı koyduğu için
öldürülmüştür. Ermeniler geceleri evlerine giden
Müslümanlar üzerine ateş açmaya devriye gezen
Türk askerlerine saldırılar düzenlemeye
başlamıştır. 15-24 Haziran arasında bu olaylar
artarak devam etmiştir.26 Ağutos günü Taşnak
komitesi tarafından Osmanlı Bankası baskını
gerçekleştirilmiştir .Bu baskın olaydan üç hafta
önce planlanmıştır. Saldırılarına bankaları
dahil etmelerinin nedeni .bu kurumların diğer
devletlere ait olduğu için Türklerden
isteklerini almanın daha kolay olacağını
düşünmeleri, savunulmasının rahat olması
,teşebbüsün dikkatleri çok daha fazla çekeceği
ve böylece Ermenileri cesaretlendireceği gibi
unsurlardı.
Bu olayın ardından
ilk darbelerinde başarı sağlayamayan Taşnaklar
II. Sasun isyanını çıkardılar.1904 yılında
Ermeni isyanları Sasun ve muş ovalarına
yayılmıştır. Konsoloslar aracılık yaparak
Antranik’in uzlaşmasını teklif ettiler ve bir
anlaşma sağlanamadı.
Çarpışmalarda bir
çok Türk ölmüştür ama bu olayda bir Ermeni
katliyamı olarak dünyaya aksettirilmiştir. Bu
olayı Yıldız suikasti ve Adana olayı izlemiştir.
Yönetim çıkan isyanlarla baş edemez duruma
gelmiştir. Bu dönemde içte de dağılma sürecine
girmiş olan hasta bir Osmanlı vardır ve bir
taraftan diğer taraftan isyanlar onu iyice
içinden çıkılmaz bir sona sürüklemektedir.
İkinci Meşrutiyetin meclis açılışından hemen
sonra 31 Mart olayı dediğimiz ve açılan bu
meclisi kapatmaya yönelik olan isyan çıkmıştır.
Ertesi günde Adana da Ermenilerle Müslümanlar
birbirine girmiştir. Türkler Meşrutiyetten hiç
memnun değildi Ermenilerse bağımsız idareyi
hemen başlatmak istiyordu. Bu durum içinde bide
Ermeniler iki Türk gencini katilide teslim
etmeyince olaylar büyümüş ve önüne geçilemez bir
hal almıştır. Bu olay sonucunda Adana da sıkı
yönetim ilan edildi ,Müslüman ve Ermeni suçlular
askeri divana sevk edildi.
Bütün bu isyan ve
olaylar Ermeni Komitelerince Ermenilerin
“Türklerce Katledilmesi” olarak tanıtılmış ve
Batı ülkelerine Hıristiyan kamuoylarına bu
şekilde yansıtılarak büyük bir gürültü
koparılmıştır. Bu amaçla hiçbir yalandan
kaçınılmamış, olaylar tarif edilmiştir.
Anadolu’nun en ücra köşelerine kadar dağılmış
Hıristiyan misyonerler ile büyük devletlerin
Konsoloslukları ve İstanbul’ da ki Büyükelçiler
bu propagandanın batı kamuoyuna iletilmesinde
büyük rol oynamıştır. Buna Batı basınının bu
konudaki yayımları da eklenince ,Hıristiyan
kamuoyları Ermenilerin gerçeklerle hiçbir ilgisi
bulunmayan mesajlarını benimsemiştir. Üstelik
Batıya göre bu “Hıristiyanlarla Müslümanların
bir çatışmaydı ve vahşi Müslümanlar masum
Hıristiyanları katletmekteydi.” Öyle ise
,yapılacak iş Müslümanlara karşı Hıristiyan
Ermenileri desteklemek ve himaye etmekti ve
böyle de yapılmıştır .Ancak meselenin aslının
böyle olmadığı Ermeni komitelerinin bu
propagandasının altında büyük devletlerin
Osmanlılara karşı silahlı mücadeleye zorlamak
anmacının yattığı belgelerle ortaya konmuştur.
İstanbul’da ki Ermeni Patriği daha 6 Aralık
18762da İngiliz Büyükelçisi Elliot’a “eğer
Avrupa’nın bu işe müdahalesi dikkatinin
çekilmesi için ihtilal isyan çıkarmak lazımsa
,bunu yapmanın hiçte zor olmadığını
söylemiştir.”
Ermeni ayaklanmalarının nedeni sefalet,ıslahat
yada baskı değildi .Ayaklanmanın asil nedeni
Batılılar ile Rusya’nın Ermeni komiteleri ve
kilise ile işbirliği halinde Osmanlı
İmparatorluğunu parçalama isteğidir .Osmanlı
isyanlar karşı yapması gerekeni yapmış ve
isyancılar üzerine asker göndermiştir.
I.
DÜNYA
SAVAŞINDA TÜRK-ERMENİ İLİŞKİLERİ
Osmanlı Devletinin
son dönemlerinde ,birbiri ardına gelen
Trablusgarp, Balkan ve Birinci Dünya Savaşları
sırasında Ermeniler ,özellikle Doğu Anadolu’nun
önemli bir kısmını işgalleri altında bulunduran
Ruslarla işbirliğine girerek ,bölgenin Türk ve
Müslüman halkına karşı büyük bir saldırıya
girmişlerdir .Kendi ordusunu arkadan vurmak gibi
bir hata yapan Ermeniler Osmanlı ordularının bir
çok cephede savaşmasından kaynaklanan otorite
boşluğunu kullanarak kendilerinden olmayan
herkesi öldürmeye ,yurtlarından sürmeye
başlamıştır. Türk ve Müslüman nüfusu
katletmekten çekinmemişlerdir.
Birinci Dünya
Savaşında da Ermeniler bu geleneklerini
sürdürmüşlerdir. Osmanlı askeri olarak düşmana
karşı savaşan veya geri hizmetlerde çalışan
Ermeniler de olmasına rağmen ,bunların büyük
kısmı düşmanla birlikte Türklere karşı savaşmış
,cephe gerisinde de kadın,çocuk ,yaşlı ayrımı
yapmadan katliama girmişler ve yüz binlerce
Müslüman’ı öldürerek Anadolu’yu bir harabeye
çevirmişlerdir.
Osmanlı 1914
yılında ittifak veya itilaf devletlerinden
biriyle anlaşmaya çalışıyordu. Bu sırada Almanya
Türkiye’ye ittifak teklifinde bulunmuştu. Savaş
Almanya’nın Rusya’ya savaş ikan etmesiyle
başlamıştır. Osmanlının bu durumda savaşa girme
mecburiyeti yoktu ama 31 Ekimde fiilen savaşa
girmiştir. Osmanlıların 1 Kasım 1914’te
İngiltere,Fransa ,ve Rusya’ya karşı savaşa
girmesi,Ermeni Komitelerince büyük bir fırsat
olarak görülmüştür. Rus saflarına katılan
Ermeniler ,Rus işgal kuvvetleriyle birlikte Doğu
Anadolu topraklarına girmişlerdir. Ayrıca
Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde yeni isyanlar
çıkartılmıştır, Osmanlı kuvvetleri arkadan
vurulmuş ,sivil Türk halkı büyük bir katliama
uğratılmıştır. Trabzon çevresindeki Rumlar ve
Hakkari çevresindeki Musevilerde Ermeniler
tarafından katledilmiştir. Osmanlı seferberlik
ilan eder etmez ,Marsilya’da yaşayan Türk
Ermenileri 5 Ağustos 1914’te bir beyanname
yayınlamışlardır. Bundan birkaç cümle şöyledir;
“Rus Ermeniler
,Moskova orduları saflarında ,kardeşlerimizin
cesetleri üzerine yapılan tahkirin intikamını
almak için , vazifelerini yapacaklardır. Bize
Türk tahakkümündeki Ermenilere gelince ,hiçbir
Ermeni’nin silahı ,ikinci vatanımız olan
Fransa’ya ve onun müttefik ve dostlarına
çevrilmemelidir.
(...)
Ermeniler ,kime
karşı olduğunu söylemeden Türkiye sizi silah
altına çağırıyor;demiryollarının rayları 300.000
kardeşimizin cesetlerinden (burada Bağdat
demiryolu projesinden bahsedilmektedir.) geçen
II. Wilhem ordularını ezmeye yardımcı olmak için
Fransa ve onun müttefiklerinin ordularına
gönüllü yazılın.”
Osmanlı Hükümeti 3
Ağustosta seferberlik ilan etmiştir. Zeytunlu
Ermeniler Osmanlı bayrağı altında bulunmayı
istemeyerek kendi subaylarının yönetiminde bir
Zeytun Fedai Alayı kurarak bölgelerini korumak
istemişler ,ve doğal olarak bu istekleri kabul
görmemiş ve 30 Ağustos tarihinde
ayaklanmışlardır.1915 Mayıs ayına gelindiğinde
Ruslar Doğu Anadolu da ilerler ,İngiliz ve
Fransızlar Çanakkale’yi zorlar ve Güney de kanal
harekatı devam ederken ülkenin iç durumu bu
şekildedir. Zeytun ,Van ve Muş’ta isyanlar
vardır. Van isyanı şehrinde Rus kuvvetleri
tarafından işgaline yol açmıştır. Türklerin
askere alınmasıyla birlikte meydan iyice
Ermenilere kalmıştır.
Osmanlı Devleti her
taraftan sıkışmış durumdaydı. Hem içte hem
dışta sıkışmış ,tamamiyle hasta ve can çekişen
bir İmparatorluk konumundaydı. Kendi başına
hiçbir şey yapacak konumda değildi ve yabancı
kuvvetler ülke içinde tabiri caizse cirit
atıyordu. Ermeni isyanları tamamen çığrından
çıkmıştı. Önlerine ne çıkarsa yakıp yıkıyorlardı
.Osmanlının bu durumda fazla bir seçim şansı
yoktu. Ya radikal bir karar alıp ,tüm Ermenileri
yok edecek ,ya Rusya’nın milyonlarca Müslüman’ı
topluca sınır dışı etmesi tarzında bir karar
alarak ,ya da Ermenileri İmparatorluğun uzak
bölgelerine yollayarak orada iskan edecekti ve
buna karar kılındı.
24
NİSAN 1915 VE ERMENİ TEHCİRİ
Öncelikle tehcir
kelimesinin anlamı üzerinde biraz duralım.
Tehcir kelimesi Arapça kökenlidir ve bir yerden
başka bir yere göç ettirmek (immigration,emigration)anlamına
gelmektedir .Bu kelime hiçbir şekilde sürgün
anlamı taşımamaktadır. Bu kanunun adı da sevk ve
iskan kanunudur. Kelime Batı dillerinde hiçbir
zaman sürgün anlamına gelen “deportation”veya
“exile”karşılığı olarak kullanılmamıştır. Buna
rağmen olayı dramatize etmek amacıyla Ermeniler
ve bazı Batılı yazarlar konuyu anlatırken sürgün
anlamına gelen kelimeler kullanmaktadır.
Ermeniler altı Doğu
vilayetinde ,devlete ve savunmasız sivillere
karşı ,Rus ordusunun desteğiyle ,sürdükleri
saldırı ,öldürme ve yakıp yıkarak göçe zorlama
çalışmalarının dayanılmaz bir hal alması ,savaş
halindeki Osmanlı ordusunun geri hatlarında
Ermenilerden kaynaklanan tehdit ve zararların
büyümesi üzerine ,27 Mayıs 1915 tarihinde
Tehcir Kanunu adıyla bilinen sevk ve iskan
kanununu çıkarmıştır. Kanun keyfi bir kanun
değildir “savaş halinde devlet yönetimine karşı
gelenler için alınacak tedbirleri” içermektedir.
Birinci madde “devlet güçlerine ve kurulu düzene
karşı muhalefet,silahlı tecavüz ve mukavemet
görülürse şiddetle karşı konulması ve imha
edilmesini” ikinci madde “silahlı güçlere
yönelik casusluk ve ihanetleri tespit edilen köy
ve kasabaların başka mahallelere sevk ve iskan
edeceğini içermektedir. Bundan da anlaşıldığı
gibi kanun sadece devlet ve kanun düzenini
korumaya yöneliktir,şiddete karşı yetki
kanunudur.
Yer değiştirme
kanunu bütün Ermenilere uygulanmamıştır. Katolik
ve Protestan mezhebinde bulunan Ermenilerin
yanında ,Osmanlı ordusuna subay ve sıhhıye
sınıflarında hizmet eden Ermeniler ile Osmanlı
Bankası şubelerinde ve bazı konsoluklar da
çalışan Ermeniler devlete sadık kaldıkları
sürece göçe tabi tutulmamıştır. Ayrıca hasta ,
özürlü ,sakat ve yaşlılarla yetim çocuklar ,dul
kadınlar köylerde koruma altına alınarak
ihtiyaçları devletçe karşılanmıştır. Erzurum
,Van ,ve Bitlis vilayetlerinden çıkarılan
Ermeniler, Musul’un güney kısma ,Zor ve Urfa
sancağına ;Adana ,Halep ,Maraş civarından
çıkarılan Ermeniler ise Suriye’nin doğu kısmı
ile Halep’in doğu ve güneydoğusuna
nakledilmişlerdir.
Yer değiştirenler
taşınabilir mal ve eşyalarını beraberinde
götürecekler ve veya bunlar sonra kendilerine
ulaştırılacak ,taşınmazlarsa açık arttırma ile
satılarak bedelleri kendilerine ödenecekti.
Yolda zorlukla karşılaşmamaları için
güvenliklerinin sağlanabileceği yollar
seçilmiştir. Eğer Osmanlı devleti bu olayı bir
milleti yok etmek amacıyla yapmış olsaydı yolda
onları koruyacak imkanları onlara sağlamazdı
,hastalık veya eşkıya baskınlarıyla onların yok
olmasını sağlayabilirdi. Göç sırasında ki
ihtiyaçları karşılamak içim Göçmen Genel
Müdürlüğü kurulmuş ve bu kurum tarafında
göçmenlerin yerleşme ,geçim ve diğer sorunları
çözülmeye çalışılmıştır. Osmanlı yer değiştirme
uygulaması içim ciddi harcamalar yapmıştır.
Ermenilerin devlete veya şahısa olan borçlarını
ertelemiştir. Amerika’dan gelen bir miktar
parada Ermenilere verilmiştir ve Amerika bu
durumu bilmektedir.
Bunlardan da
anlaşılabileceği gibi yer değiştirme Ermenileri
imha etmek değil ,onları korumak amacı gütmüştür
ve dünyanın en başarılı yer değiştirme
uygulamasıdır. Şayet Osmanlı Ermeni tebaasından
kurtulmak isteseydi ;bunu asimilasyon yoluyla
veya savaşı gerekçe göstererek rahatlıkla
yapabilirdi.
Türkler tarih
boyunca Batılı devletlerin bizi yıkmak isteyen
girişimleriyle karşı karşıya kalmıştır. Türk
tarihi bunun örnekleriyle doludur .Savaş
meydanında Türkleri yenemeyeceğini anlayan
Avrupalı Devletler her fırsatta bu tarz
girişimlerde bulunmuşlar ve Osmanlının kültürel
bir mozaik yapıya sahip olmasından
yaralanmışlardır. Ermeni olayı da bunun en güzel
örneklerinden biridir. Ortada hiçbir şey yokken
suni bir sorun oluşturulmuştur Bu olayı
kullanarak Osmanlı Devletinin iç işlerine
karışmış ve kendi çıkarları doğrultusunda
etkilemeye çalışmış ve uzun sürede bu
politikasında başarılı olmuştur. Bizi dünyaya
yanlış tanıtmak amacıyla hala bu politikalarını
sürmektedirler .Avrupa Devletlerinin üzerimizde
oynadığı oyunlar sürdükçe bu iddialarda
sürücekti
KAYNAKÇA
1-ERMENİ SORUNUNDAKİ
ÇIKAR ODAKLARI,GÜRBÜZ EVREN,ÜMİT
YAYINCILIK,ANKARA ,2000
2-ERMENİ DOSYASI, KAMURAN
GÜRÜN,TÜRK TARİH KURUMU,ANKARA,1983
3-ERMENİ SORUNU
REHBERİ,KOCAELİ ÜNİVERSİTESİ YAYINLARI,2001
4-ERMENİ İDDİALARIVE
GERÇEKLER,DR.HÜSAMETTİN YILDIRIM,ANKARA,2000
5-İngiliz DIŞİŞLERİ
ARŞİVİ,FO,424/46,SAYFA 205-266, NO:336
6-ESAT URAS,TARİHTE
ERMENİLER VE ERMENİ
MESELESİ,ANKARA,1950,GENİŞLETİLMİŞ 2. BASKI
,BELGE YAYINEVİ,İstanbul,1987
7-İSMET BINARK ,DEVLET
ARŞİVLERİ GENEL MÜDÜRÜ YAZISINDAN
8-BİLAL ŞİMŞİR, ERMENİ
PROPAGANDASININ AMERİKA BOYUTU ÜZERİNE ,TARİH
BOYUNCA TÜRKLERİN ERMENİ TOPLUMU İLE İLİŞKİLERİ
SEMPOZYUMU ,Erzurum ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ
YAYINLARI,1985,ANKARA ,SAYFA 81,39
9)PİERRE LOTİ,MUNTSAR
TÜRKİYE ,SAYFA 15,AKTARAN NECDET KURDAKUL
10-T.C. BAŞBAKANLIK
ARŞİVLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ OSMANLI ARŞİVİ BOA.HR.SYS.KR.1328.İÇ.NR.3,24
ŞUBAT 1847
11-PASDERMADJİN, SAYFA
290 /KAMURAN GÜRÜN ERMENİ DOSYASI ,SAYFA 31
12-NEJAT GÖYNÜÇ,OSMANLI
İDARESİNDE ERMENİLER ,GÜLTEPE YAYINLARI
1983,SAYFA 44
13-WWW.ERMENİ.GEN.TR
14-WWW.KULTUR.GOV.TR
15-WWW.NETWORK54.COM
16-WWW.OSMANLİ.ORG.TR
17-WWW.KHO.EDU.TR
18-WWW.KULTUR.GOV.TR/MAKALELER
|