|
ERMENİ
SORUNU
Ömer
Lütem*
Ermeni
konusu son 6 ayda Avrupa'da
"Ermeni
konusu son 6 aydır Avrupa'da ciddi bir önem kazandı.
Tahminlerin aksine Almanya'ya da beklenildiğinden
daha kısa zamanda geldi.
Ermeni sorunu hakkında önce temel bilgiler vermek
istiyorum. Anadolu bundan yüzyıl kadar önce bugünün
Anadolusu değildir. Anadolu'da önemli sayıda Ermeni,
özellikle kıyılarda önemli sayıda Rum ve az sayıda
Hıristiyan azınlıklar vardır. Osmanlı'nın idaresi
son yıllarda (bir asırdan beri) tenkit edilen bir
idare. Fakat objektif gözle baktığınız vakit
1800'lerin başına kadar Osmanlı'nın bu toprakları
gayet iyi idare ettiğini görüyoruz. Çünkü
Anadolu'nun yalnız Müslüman ahalisi değil,
Hıristiyan ahalisinde de bir refah ve ferahlama
vardır. 1700'lerin sonunda bir kaç olay bu durumu
değiştirir. Birinci olay Osmanlı'nın kendisinden
ileri gelir. Çağa ayak uyduramamış. Modern olmaktan
uzak, çağın dışında kalmış bir manzarası vardır. Bu
devam edecek. Sonunda imparatorluk yıkılacaktır.
ıkinci önemli olgu, Avrupa'daki fikir hareketleri,
yani Fransız ihtilalidir. Bu milliyetçilik
cereyanlarını beraberinde getirmiştir. Üçüncü önemli
olgu yapılan Napolyon savaşları sonunda Rusya'nın
büyük bir güç olarak ortaya çıkmasıdır. Bunun Ermeni
sorunu ile olan ilgisi: Rusya daha 1700'lerde ve
ağır ağır Kafkasya'yı ele geçirmiş. Orada bulunan
Ermeni nüfusu almıştı. O zamanlar Rusya'nın sıcak
denizlere inme sevdası var. Basra Körfezi'ne yakın
bir yer olduğu için, Doğu Anadolu bu iş için
mükemmel bir stratejik yer. Bu Türkiye'deki
Ermenilere bir ilgi duymasına sebebiyet veriyor. Bu
ilgi Ermenileri kışkırtmak, bir takım
organizasyonlar içinde toplamak gibi sonuçlar
doğuruyor. 1878'deki Rus harbinde yenildik ve
Balkanlar'daki bir çok yeri (Bulgaristan, Romanya,
Sırbistan vs.) kaybettik. Berlin anlaşmasına da
Ermenilerle ilgili bir madde koyduruyorlar,
Ermenilere ıslahat yapılacak diye. 1800'lerden
itibaren Osmanlıların kucağına bir de Ermeni sorunu
konmuş. Rusların bu ilgi ve karıştırmasına ek olarak
Hıristiyanların (ve özellikle Amerikan
Protestanlarının) bu bölgede olumsuz faaliyetleri
var. Ermenilerin komşularıyla (Kürtler de var)
devamlı bir sıkıntı ve çatışmaları oluyor. Kürtler
bu çatışmalardan genellikle galip çıkıyorlar.
Apdülhamit zamanında çıkan isyanlar şiddetle
bastırılıyor. 1880'den itibaren Osmanlı'nın
kucağında çok ciddi bir Ermeni sorunu var. 1914'e
gelindiğinde savaş başladı. Doğu Anadolu'daki
Ermeniler Ruslarla çok yakın bir işbirliği içinde.
Savaşdan önce Rusya'ya gidip 8-10 bin ile 20 bin
kişi eğitilmişler. Osmanlı o zaman kendi sınırlarına
da pek hakim değil. Savaş başlayınca Rus güçlerine
öncülük ediyorlar. O memleketin çocukları olduğu
için orayı çok iyi biliyorlar. Ayrıca isyanlar
çıkarıyorlar. Bu bakımdan Osmanlı ordusuna karşı ve
onları güç durumda bırakacak hareketleri var. Bu
isyanların en büyüğü Van isyanıdır. Van'da Ermeniler
şehirde zaten yüzde 50 civarındadır. Büyük bir isyan
çıkarırlar. Van'ı ele geçirirler. Kaçamayan
Müslümanların hemen hemen tamamını ortadan
kaldırırlar. Ruslar Van'a girdiği zaman (Rus
subaylarının hatıralarından öğreniyoruz. Bunları
kendimiz bilmiyoruz. Yada bizdeki bilgilere biraz
abartma diye bakıyoruz.) Van'da sadece 1500 Müslüman
kalmış. Burada bir sonuç çıkıyor. (Bu sonuç doğru mu
değil mi, bunu tartışmak güç ama.) Bu sonuç şu:
"Bunlar (Ermeniler) bize devamlı problem
çıkarıyorlar. Şu anda savaş halindeyiz. Ya isyan
çıkarıyorlar. Ya Ruslara yardım ediyorlar. Biz
bunların tümünü buradan çıkaralım. Başka yere
götürelim. Bu savaşı normal şartlar içinde
yürütmemiz için elzem." Ana fikir bu. (Doğru mu
değil mi? Bu tartışılabilir). Sonunda tehcir denen
olay vuku buluyor. Tehcir Arapça "Hicret"
kelimesinden gelir. Öztürkçesi göçtür. Ama bu göç
zorunlu göçtür. Devlet tarafından yaptırılmış
zorunlu göçtür. Mevcut Ermenilerin hemen hemen
tamamı göç ettiriliyor. Irak'ın ve Suriye'nin
kuzeyine göç ettiriliyor. Büyük bir kısmı zaten Rus
ordularıyla beraber hareket ediyor. Rus orduları
geldiğinde geliyorlar. Çekildiğinde geri
çekiliyorlar. Onlar bugünkü Ermenistan'a gidiyor.
Göç
olayındaki 3 kötü
Bu göç
olayı kötü koşullarda cereyan etmiş. Burada 3 tane
kötü var. Kötü ulaşım, kötü iklim ve kötü asayiş
olmak üzere. Ulaşımı anlayabilmek için geçmişe
gidebilmek ve tahayyül etmek lazımdır. Yani Doğu
Anadolu'nun geçen asrın başındaki hali. Demir yolu
yok. Doğru dürüst yol da yok. Belki bir kaç düzine
kamyon var. Ama otomobil herhalde hiç yok. Ulaşım
kağnı ve benzeri ile oluyor. Özelikle kış aylarında
Doğu Anadolu'da çok kötü iklim koşulları var. Belki
en önemlisi kötü asayiş. Doğu Anadolu'da polis ve
intizam kağıt üzerinde var ama, kim nereye yetişir,
kim kimi görür, bu belli değil. Devletin mevcudiyeti
özellikle de kötü ulaşım sebebiyle pek olmadığından,
kötü asayiş var. Bu üç kötü göçün kötü geçmesine
sebebiyet vermiş. Göç sırasında çok insan öldüğü
söyleniyor. Burada iki nokta var. Birincisi bunu
esas bilen yok (Kaç kişinin öldüğünü). ıkincisi
tahmin edilemez mi sorusu? Cevap evet. Fakat
tahminlerde farklar var. Türk tezlerini savunanlarda
iki tahmin var. Birinci tahmin genellikle Türk
yazarların yaptığı bir hesap. 1914'deki Ermeni
nüfusunun 1922'deki yani savaş sonundaki Ermeni
nüfusuna göre 300 bin civarında azaldığı. Burada
nüfus azaldı dedim öldürüldü demedim. Bu azalmanın
içerisinde tabii ölümle ölenler var. Soğuktan
ölenler var. Gıdasızlıktan ölenler var. Kürt
çetelerinin saldırılarından ölenler var. Zaman zaman
jandarmanın suiistimalleri sebebiyle ölenler de var.
Başka bir tahmin Amerikalı yazar Mc Carty'nin
1983'de yazdığı kitaptaki tahmin. Bu tahmin 600
bindir. 1920'li yıllarda hemen hemen her tarafta
kabul edilen rakam da bu. Paris konferansında
söylenen rakam bu. Britanica ansiklopedisinin ilk
basımında söylenen rakam bu. Bu gün Ermeniler "1.5
milyon öldü" diyorlar. Bunun hesabı ne? Hesabı yok.
Bu müzayede gibi bir şey.
Propagandacı müzayede yapıyor
Propagandacının 600 binden başlayarak dikkati çekmek
için aradan geçen zaman içinde müzayedesini arttıra
arttıra gelinen yer. Şimdi de geriye doğru gitmeye
başladı. Kendisine bilim adamı diyenler "1 milyon
civarında" deyip aslında "800 bine" çekmek
istiyorlar. Bunun ciddi bir tarafı yok. Şimdi bu
olay bir soykırım mıdır değil midir? Hemen
söyleyeyim hayır. Neden olduğunu da söyleyeceğim.
Baştan soykırım nedir bunu söylemem lazım. Bu sözcük
demagojik bir yaklaşımla asıl anlamını kaybetti.
Bizim gazetelerde ve batı gazetelerinde de
görüyorsunuz: Kosova'da 3 eve giriyorlar 30 kişiyi
öldürüyorlar. "Vanyaluke köyünde soykırım" diyorlar.
Soykırımın belirli bir tarifi var. Soykırım
katliamdan farklı. 1948 yılında Birleşmiş Milletler
soykırımının önlenmesi ve cezalandırılması
antlaşmasının ikinci maddesinde var. Başka kimse bu
tarifin dışında bir tarif ileri süremez. Ermeniler
devamlı başka tarifler getiriyorlar. Altında bütün
devletlerin imzası olan bu tarif şöyle: "Bir etnik,
bir dini, bir milli grubu imha amacıyla yapılan bir
çok hareketler." Bu hareketleri de sayıyor. Bu arada
mühim olan amaçtır. "ımha amacı." Bir grubu ortadan
kaldıracaksınız. ımha edeceksiniz. Bunu için bir
amacınız olacak. Karşı taraftaki grup eğer silahlı
ise onu ortadan kaldırsanız da soykırım olmuyor
tarifte. Belirli bir grup, bir etnik grup, mesela
Yahudiler bir dini grup. Zaten o soykırımının en
güzel ve de belki de tek misali. Almanya'da yapılan
Yahudi soykırımı. Belli bir etnik grubun tamamını
ortadan kaldırmak için yapılmış hareketler. Bu
tarifi 1915 olaylarına uygulayalım. ıstanbul, ızmir,
Edirne ve diğer başka şehirlerdeki Ermeniler göçe
tabii tutulmamış. Grubun bir kısmı dışarı atılmış.
Hiç bir şey yapılmamış onlara. Geri kalanın
öldürülmesi veya imha edilmesi için bir emir yok.
Çok aradılar ve bulamadılar. Sahte belge
düzenlediler (Ermeniler). Bundan 20 sene evvel
bakanlıkta kitap yazdık. Onun da sahte olduğunu
ispatladık. Yani bir emir yok. Amaç yok. Bir grubu
ortadan kaldıracaksınız. Bu grup asgari 1 milyon.
Veya azami 2 milyon. 2 milyon kişiyi öldürmek kolay
mı? 1,5 ya da daha fazla kişiyi öldürmek için
organizasyon gerek Nazilerin yaptığı gibi.
Konsantrasyon kampları ve gaz odaları yapacaksınız.
Öldürmek için organizasyon lazım. Osmanlılar'da
böyle bir organizasyon yok.
1915'deki
olaylar soykırım değil
Bütün
bunları alt alta koyduğunuzda 1915'deki olayların
soykırımı tarifine uymadığını dolayısıyla soykırımı
olmadığını rahatlıkla söyleriz.
1915'deki
olaylar kötü bir göç
Peki
bu olay nedir?. Çok kötü bir göç. Yalnız göç de
değil. Ziya Gökalp'ın dediği gibi bir mukateredir. (Mukatere
Arapça iki tarafın da birbirini öldürmesi anlamına
gelir.) O kadar karışık bir dönem ki. Çok basit gibi
görüyorlar. "Osmanlı askerleri, jandarması geldi,
Ermenileri toparladı götürdü ve muhakkak öldürdü."
Böyle bir şey yok. Son derece karışık olaylar var.
Burada söylediğimiz sürme yani göç olduğu gibi, iki
tarafın birbirini öldürmesi de var. Ermeni
çetelerinin karşısında Kürt çeteleri var. Türklerin
jandarmaları var. Herkesin birbiriyle uğraştığı bir
şey. Sonun da bir mukatere. Sonuç şöyle: Bugün
Anadolu'da kayda değer Ermeni yok.
1918 ve
sonrası
1918'de Osmanlı savaşı kaybeder. 1919 Mayıs'ından
itibaren ağır ağır Anadolu'da Mustafa Kemal'in
idaresi ile direniş hareketleri başlar. Ermeni
meselesinin 1919'dan sonra iki türlü gelişimi var.
Bir tanesi Barış konferansında ve öbürü Doğu
Anadolu'da. Barış konferansında Osmanlı yenilmiştir.
Sevr antlaşması Doğu Anadolu'da bir Ermenistan
kurar. Bu Ermenistan çok korkunç büyük bir yer.
Anadolu'nun dörtte biri (yalnız Doğu Anadolu dersek,
Doğu Anadolu'nun yarıdan fazlası) Trabzon'dan
başlayıp güneye inen bir sınır (Diyarbakır'ı
dışarıda bırakan bir sınır). Bu çok garip bir şey.
Bu kadar büyük bir araziyi Ermenilere veriyorsunuz.
Eğer soykırım olduysa bütün Ermeniler öldüyse, bu
kadar büyük bir araziyi kim idare edecek? Bu arada
iki şey var. Ya bu Sevr antlaşmasını yapanlar bu
soykırım lafına inanmıyorlar (O zaman zaten soykırım
lafı hiç bir şekilde söylenmiyordu. "Türkler önemli
miktarda Ermeniyi katletmişti" diyorlardı.) Eğer sağ
olsalardı (Ermeniler), orada yaşayan Müslümanlar ne
olacak? Bu saçma sapan bir şeydi. Okuduklarımızdan
anlıyoruz ki bu Ermenistan kağıt üzerinde kurulduğu
vakit kendileri de buna pek inanmamışlar. Sevr
antlaşmasından 4 ay sonra Sevr antlaşmasını
değiştirmek için milli hükümet ile müzakereler
başlar. Ermeniler bu arada Sevr antlaşması ile
kendilerine verilen toprakları ele geçirmek için
Doğu Anadolu'da bir harekete geçer. Ermenistan
Ermenileri Kazım Karabekir komutasındaki
kuvvetlerden müthiş bir dayak yerler. Neredeyse her
taraf işgal edilmek üzereyken barış yaparlar.
Bugünkü sınırlar o gün barış antlaşması ile yapılan
sınırlardır. Ermenistan bundan çok kısa bir süre
sonra ülke içerisindeki komünistlerin yardımıyla
Sovyetler'in eline düşer. Diğer yandan Sevr
Antlaşması uygulanamaz. Mili mücadele başarı ile
sonuçlanır. Lozan yapılır. Lozan'da ne Ermeni
kelimesi, ne Ermenistan sorunu ile ilgili hiç bir
şey yok. Lozan, Ermeni meselesine hiç temas
etmemekle, bunu uluslararası hukuk bakımından
kapatmıştır.
1965 ve
sonrası
Yaklaşık 50 sene zaman zaman Ermeniler bir takım
kitaplar yazarlar. "1915'de Türkler bize şöyle
yaptı, böyle yaptı" diye. Bunların etkisi fazla
değildi. 1965'de Ermenistan'da bir hareket görülür.
1970'lerin başlarına doğru Ermenistan'da Diaspora
Ermenileri'nde (başka ülkelere gitmiş Ermeniler)
Türkiye'ye karşı ciddi bir şekilde hareketlenme var.
Soykırım iddiaları da var. Soykırım kelimesi zaten
1915 ya da 1920'de (1930'da da) mevcut değildi.
1944'de Polonyalı Yahudi bir hukukçu tarafından
yaratılmış bir kelime. 50 sene sonra bu kelimenin
neden çıktığı konusunda bilimadamları
anlaşamıyorlar. Anlaşılan şu ki, bunun Almanya ile
bir ilgisi var. Almanlar Yahudilere o kadar çok para
verdiler ki tazminat için. Birisi Ermenilerin
kafasına "ışte siz de yaparsanız, Türklerden
tazminat alırsınız" demiş. Bunlarda büyük bir övünme
ile "20. asrın genosidi Ermeni genosidi (Genozid),
bizim de hakkımızı verin" diyorlar. Bunu altında çok
gizli bir para ve belki de geriye bir toprak alma
yatıyor. Bu hareketler 7-8 sene sürdü. Dünyada hiç
bir yankı uyandırmadı. 1973 yılındaki bir olay
Ermenilere fikir verdi. Türkiye'den göç etmiş
Yanıkyan isimli Ermeni bir halı tüccarı (Anadili
Türkçe olan bir Ermeni) Los Angeles Başkonsolosunu
ve yardımcısını yemeğe davet ediyor. Başkonsolosa
itimatlar yapıyor. Ve çekiyor tabancasını ikisini de
vuruyor (Los Angeles Başkonsolosu ve yardımcısını).
Bu bir grup hareketi değil, bir münferit harekettir.
Bir siyasi hareket değildir. Fakat Yanıkyan'ın bu
hareketinden önemli bir sonuç çıktı. Bu olay
Türkiye'de bomba gibi patladı. Dünyada da çok ilgi
çekti. Yaşlı bir Ermeni kalkıp olaylarla hiç ilgisi
olmayan iki kişiyi vuruyor. Sebepsiz bir cinayet. Bu
olaydan sonra 1915 hikayelerini yeniden keşfettiler
ve bir müddet yeniden yazdılar. Bu Ermenilere bir
fikir verdi. (Yada Filistinliler vasıtasıyla
Ermenilere de geçmiş olabilir.) Cinayet işlemek
suretiyle bu konunun tanıtımını yapmak. Sonradan
buna "reklam terörizmi" de dendi. 1975'den başlayıp
1985'e giden 10 sene içerisinde Türk diplomatlarına
pek çok saldırı yapıldı. 34 diplomat şehit oldu.
10-12 tane yaralı var. Her kişi öldüğünde (hep
yabancı ülkelerde oluyordu) gazeteler haberleri
veriyordu. Neden olduğunu izah etmek
mecburiyetindeler. Tabii bir sebep yok. Altından "Genosid
(Genozide)" geldi. Bu reklam terörizmi 1985'de sona
erdi. Nedenleri var. Birinci neden terörizm kördür.
Yalnız onu bunu vurmakla kalmaz. Başkalarını da
vurabilir. Nitekim Türklerle beraber Kanadalılar
ölmeye başladı. Bir iki Amerikalı da. Asıl Fransa'da
Orly olayında çok sayıda Fransız öldü. Çünkü Türk
Hava Yollarının önünde Türkler sıraya girmişler "check-in"
yaptırıyorlar. Çantalarını veriyorlar. Ama sırada
Fransızlar da var. Bomba patlayınca daha çok
Fransızlar ölüyor. Türkler ölürken "Türkler ne iyi
öldü" diye gazeteler yazmadı ama, sanki bu olayları
yapmada Ermeniler mazurmuşlar gibi bir hava
özellikle Fransa'da vardı. Fakat ne vakit ki
Fransızlar ölmeye başladı, derhal döndü.
Ermeni
Terörü 1985'de durdu
İkinci
sebep ise son 5-6 yıl içinde (1985'den önceki)
Türkiye'nin de çok ciddi bir uğraşısı var. Özellikle
soykırım olmadığının ispatı için kitaplar yazıldı.
Makaleler yapıldı. Konferanslar düzenlendi.
Özellikle yakalanan Ermenilerin mahkemelerine devlet
müdahil olarak katıldı (Fransa'da kanunlar müsaitti,
mahkemede oralara gidildi, bilirkişi olarak). Türk
Devleti bu işte çok ciddi idi. Bütün bunlar bir
araya gelince Ermeni terörizmi 1985 sonunda durdu.
Bu arada Ermeni terörizmin durmasıyla soykırımı
tanıtma alanında büyük bir faaliyetler başladı.
Terörizm duruyor. Düğmeye basılıyor. Soykırımını
tanıtma faaliyetleri büyük bir süratle artıyor. Bu
husustaki kitapların sayısında büyük artış var.
Kitapları yazanların sayısında da artış var. Yalnız
Ermeniler değil, yabancılar da devreye giriyor.
Filmler, romanlar ve piyesler var. Bunlar hala devam
ediyor. Şu anda 2 tane soykırımı ile ilgili film
Ermeniler tarafından çekiliyor. En fazla bilinen
yabancı parlamentolara soykırımını tanıtmak için
karar geçirtmek. Demek ki cinayetler durduğunda bu
faaliyetler yükseliyor. Türkiye ne yapıyor?
Cinayetler durunca hemen değil ama, ağır ağır Ermeni
meselesi ilgisini azaltmaya başlıyor ve demin
saydığım kitap yazma gibi faaliyetlerde yoğunluk
düşüyor. Ermeniler propagandasını yükseltirken
Türkiye'de ters bir şey var. Sebebi siyasi
sistemimizde aramak lazım. Bulmak da çok güç. Siyasi
sistem bir bakışta sanki müthiş demokratik gibi
geliyor. "Cinayet varken kamuoyunun ilgisi var.
Kamuoyunun ilgisi varken devletin ilgisi var.
Cinayet yok iken kamuoyunun ilgisi yok. O zaman
devletin de ilgisi yok." Ama olay duruyor. Cinayet
olayın bir görünüşü. Olayın kendisi duruyor. Ermeni
soykırımının tanınması faaliyeti gitgide artan bir
şekilde devam ederken Türkiye'nin bu işi yanlız
diplomatlara havale etmesi sonucunda bu günlere
kadar geldik.
1998 -
Ermenistan ve Ermeni Diasporası
Bu
arada 1998 önemli bir tarih. Çünkü o zamana kadar
sadece Ermeni Diasporası tarafından yürütülen
faaliyetlere Ermenistan da katıldı. Bu güç
birliğinin böyle git gide büyüyerek bugünlere
gelmesi ve bu yoğunluğa varılmasının nedeni bu.
Ne
istiyorlar?
Bütün
bunlardan ne istiyorlar? Artık saklamıyorlar. (Tabii
Ermenistan resmi makamları söylemiyor.) Dört adımlık
bir strateji. Birinci adım: Dünya parlamentolarına
soykırımının tanıtılması. (Tabii Moğalistan
parlamentosuna tanıtacak değiller. Türkiye ile
ilgili olabilecek, Türkiye üzerinde nüfus
kurabilecek devlet parlamentolarına tanıtılması.)
İkinci adım: tahminlerime göre dünyadaki güçlü
ülkeler bunu tanırsa Türkiye'de tanımak
mecburiyetinde kalır varsayımı. Bu bir varsayım ama
buna eminler. Üçüncü adım: tazminat ödenmesi. Bir ve
ikinci adım tahakkuk ederse üçüncü adım onun
sonucudur. Suçluyu bulduğunuzu, zarar verdiğini
söylediğiniz andan itibaren tazminat zaten peşinden
gelir. Dördüncüsü de toprak talebi. Şu anda bu dört
adımlık stratejinin birinci bacağındayız. Bu bacağın
önemli bir noktasındayız. Çünkü şimdi Almanya'ya
tanıtmak söz konusu."
*
ERAREN,Emekli Büyükelçi |