|
|

|
|
|
Ermeni Sorununun Yaratılmasında Misyonerlerin
Rolü
Erdem
Çakır
Osmanlı Devleti'nin yıkılma dönemine
girmesini takiben Rusya, İngiltere, Fransa ve
Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun
teşvikiyle, imparatorluğu oluşturan milletler
birbiri ardına bağımsızlık mücadelesine
girişmişler ve bunda başarı sağlamışlardır. Bu
gelişmeler Ermeniler için de örnek teşkil etmiş,
onlar da Osmanlıları parçalamak isteyenlerin
maddi ve manevi desteğiyle yer yer ayaklanmalar
başlatmışlardır. Böylece, 19. yüzyılın ikinci
yarısından itibaren bir ERMENİ SORUNUNDAN söz
edilir olmuştur.
Bu dönemde dünya güç dengesinde
giderek daha önemli bir devlet olarak ortaya
çıkan Çarlık Rusya'sı Osmanlı Devleti
topraklarını bir doğal yayılma alanı olarak
kabul etmekte ve Osmanlıların aracılığıyla
güneyde sıcak denizlere açılma hedefini
gütmektedir. Bu hedefe ulaşmak için kullandığı
başlıca araçları savaşların yanı sıra, Osmanlı
yönetimi altındaki Hıristiyan toplumların hamisi
rolünü oynamaktır. Diğer taraftan dönemin diğer
iki başlıca gücü olan İngiltere ve Fransa da
Osmanlı Ermenilerini Protestanlık ve Katolikliğe
kazandırmak amacındadır ve bu amaçlar
bağlamında, İstanbul'da 1830'da Ermeni Katolik,
1847'de Ermeni Protestan kiliselerini
kurdurmuşlardır. Rusya, İngiltere ve Fransa'nın
Osmanlı Ermenilerine ve diğer Hıristiyan
toplumlara gösterdikleri bu ilginin gerisinde
esas itibariyle azınlıkları himaye görüntüsü
altında Osmanlı Devleti'nin içişlerine müdahale
edebilmek ve imparatorluğu parçalamak amacı
yatmaktadır.
Ermenilere bu
güçlerce Doğu Anadolu'da bir Ermenistan
Devleti’nin kurulması vaad edilmiştir. Halbuki
söz konusu dönemde bu bölgedeki Ermeni nüfusu
bölge genel nüfusu içinde ancak %15 oranında bir
yer işgal etmektedir. Örneğin, en kalabalık
oldukları Bitlis’te bile nüfusun 1/3 ünü dahi
teşkil edememektedirler.
Ermeni meselesi için bir başlangıç
noktası bulmak gerekirse, bu 1877-78 Osmanlı-Rus
Savaşı'nı izleyen Ayastefanos Anlaşması ve
Berlin Konferansı'dır.
1877-78 Osmanlı-Rus savaşının ardından imzalanan
Ayastefanos Anlaşması'nın Osmanlı Devletince
kabullenilmek zorunda kalınan 16. maddesi
şöyledir:
"Ermenistan'dan Rusya askerinin
istilası altında bulunup Osmanlı Devleti'ne
verilmesi gereken yerlerin boşaltılması oralarda
iki devletin dostane ilişkilerinde zararlı
karışıklıklara yol açabileceğinden, Osmanlı
Devleti Ermenilerin barındığı eyaletlerde
mahalli menfaatlerin gerektirdiği ıslahat ve
düzenlemeyi vakit kaybetmeksizin yapmayı ve
Ermenilerin Kürtlere ve Çerkezlere karşı
güvenliklerini sağlamayı garanti eder".
Anlaşmanın bu hükmü esas itibariyle bağımsızlık
kazanmak isteyen Ermenileri tam anlamıyla tatmin
etmemiş olsa dahi "Ermeni sorunu"nun tarihte ilk
kez bir uluslararası belgeye yansıması ve
"Ermenistan" diye bir bölgenin varlığından söz
etmesi yönlerinden büyük önem taşımaktaydı. Keza
1878 yılında toplanan Berlin Kongresi sonucunda
imzalanan Berlin Antlaşması'nın 61. maddesi ise
Ayastefanos Anlaşması'nın 16. maddesi yerine şu
hükmü getirmiştir : "Osmanlı Hükümeti halkı
Ermeni olan eyaletlerde mahalli ihtiyaçların
gerektirdiği ıslahatı yapmayı ve Ermenilerin
Çerkeş ve Kürtlere karşı huzur ve güvenliklerini
garanti etmeyi taahhüt eder ve bu konuda
alınacak tedbirleri devletlere bildireceğinden,
bu devletler söz konusu tedbirlerin
uygulanmasını gözeteceklerdir".
Berlin Antlaşması'nın bu hükmü ile
Türk – Ermeni ilişkilerine yabancı güçlerin
müdahale edebilme hakkı tanınmış olmaktadır. Bu
noktaya nasıl gelinmişti. Ermeni toplumu diğer
Hıristiyan devletlerin ne gibi çalışmalarına
maruz kalmışlardı. Bu safhaların iyi
anlaşılabilmesi belki hem Ermenilerin Türklere
hem de Türklerin Ermenilere bakış açısını
değiştirecektir.
1.
BÖLÜM
A. TARİHTE ERMENİLERİN DİNİ
YAPISI :
Hıristiyan aleminde meydana gelen
anlaşmazlıkların çözümü açısından devrin Bizans
İmparatoru Constantin, 19 Haziran 325 yılında
İznik’te bir toplantı tertip etti. Hıristiyan
aleminden yüksek rütbeli 318 din adamının
katıldığı bu toplantıda Kirkor Lusavoriç’in oğlu
Arisdakeste vardı. Toplanan üç konsilde Hz.
İsa’nın Allah ile beraber aynı cevherde tek
vücut halinde aynı tabiata sahip oldukları
kararı alındı ve kiliselerde yapılacak
düzenlemelerle beraber Hz. İsa’nın doğum günü
tespit edildi.
Kadıköy konsilinden önce Kilise
Nestorius meselesi ile karşı karşıya geldi.
İstanbul Patriği olan Nestorius İsa’da ilahi ve
beşeri olmak üzere iki ayrı kişiliği kabul
ediyordu. Ariyüs mezhebi ise Hz. İsa’nın ilahi
mahiyetini inkar etti. Bu gelişmeler şark
kiliselerini karmakarışık hale getirdi. Bunu
takiben yapılan 431 yılındaki Ayasloğ
toplantısına iştirak edenler Hz. İsa’nın tek bir
kişiliği ve tabiatı olduğuna karar verdi. Ermeni
kilisesi bundan önce381 yılında İstanbul’da
yapılan konsile iştirak etmedi ancak alınan tüm
kararları kabul etti. Bundan sonra İstanbul
Kadıköy’de yapılan 451 yılındaki konsilde
İsa’nın iki tabiatlı olduğu ancak bu iki
tabiatın sıkıca birleşmiş olduğu tezi ortaya
atıldı. Bu konudaki tartışmalar uzun süre devam
etti. Sonunda bu görüş kabul edildi.
Ermeniler kendi iç meseleleri ve
Sasaniler ile uğraşmak durumunda olduklarından
katılamadıkları Kadıköy konsilinden çıkan
Diofizit görüşüne katılmadı ve onlar İsa’nın
Monofizit (Tek tabiatlı) olduğu görüşünü kabul
etti. Hıristiyanlıklarının kadim ve Apostolik
olduğunu savunan Ermeniler daha sonra Ortodoks
ve Katolik olarak ikiye bölünecek olan
Hıristiyanlardan başlangıçta ayrılmış oldu.
Kiliseleri de Gregoryen kilisesi olarak anılmaya
başladı.
Bu gelişmelerden sonra Gregoryanlar
Diofizit mezheplerin hedefi haline geldi
;onların dinlerinin düzeltilmesi
Katolik,Ortodoks ve Protestan kiliselerin
başlıca amaçları arasında yer aldı. Günümüzde
dahi bu üç mezhepçe kurulan DÜNYA KİLİSELER
BİRLİĞİ’ne alınmamakta ve adeta düşmanca bir
tavır görmektedir.
B.
MİSYONERLİĞİN GENEL AMAÇLARI VE DOĞUŞU
Hıristiyanlıkta dini gayretler iki ana
biçimde görülür. Bunlar :
1)Zorla döndürme “HAÇLI SEFERLERİ”
2)Propaganda faaliyetleri
“MİSYONERLİK” tir.
8. Yüzyılın ilk yarısından itibaren
batıda iki büyük Katolik tarikatı kuruldu.
Fransisken ve Dominiken tarikatlarından
yetişen misyonerler İstanbul ve Filistin’e
gitti. Daha sonra Cizvitler İstanbul’a geldi.
Misyonerlik düşüncesini ilk
benimseyenler Fransiskenler ve Dominikenler
oldu. Bunlar taraftar bulmak için Moğolistan
içlerine kadar gittiler. Bu
misyonerlerin başlıca işi Bizans ve Roma
Kiliselerinin birleştirilmesine yani Greklerin
Katolikleştirilmesine çalışmaktı. Roma
Kilisesinden tamamıyla ayrılan(1054) Bizans
Kilisesini tekrar Roma’ya bağlamak maksadıyla o
tarihten itibaren yapılmakta olan propaganda
,Osmanlılar döneminde de devam etti.
HAÇLI SEFERLERİYLE birlikte sönen
Frenk-Ermeni işbirliğini Ortodoks, Protestan
ve Katolik işbirliği olarak tekrar canlandırmak
isteyen Papa Sikst Quint (1585-1590), çeşitli
Katolik devletlerin de teşvikiyle Osmanlı
Devleti’nde Ermenilerin yoğun olarak yaşadığı
bölgelere heyetler gönderdi. Osmanlı Devleti’nde
kendine bağlı ve gayrı-resmi olarak Fransa’nın
himayesinde bulunan Katolik misyonerlere
Ermenileri Katolik mezhebine çekmek için talimat
verdi.”Papa için gönül ,Fransa için kul kazanmak
“yolunda seferber olan bu misyonerler,Ermenileri
Katolik mezhebine kazanmak için çalışmalara
başladılar. Bu gelişmelerden sonra 1604’de
yenilenen Türk-Fransız antlaşmasında,
Fransa’ya Katolikler üzerinde himaye hakkı
tanınmasıyla, Ermeni toplumunda çözülme bilhassa
Katolikliğe geçme eğilimi baş gösterdi.
Yukarıda belirtilen hususlardan
anlaşılacağı gibi Osmanlı Ermenilerinin arasına
sızan ilk misyonerler Katolik’tir. Buradaki
gelişim normaldir; çünkü Protestan mezhebi daha
sonraları doğmuş ve Osmanlı tebaası Ermenilere
ulaşması da daha sonraları olmuştur.
Protestanlığın ortaya çıkmasıyla
beraber Katolikler mezheplerinde reforma
gittiler,tarikatlar yeniden organize edildi.
İspanya,İtalya ve Fransa’da kurulan bu
tarikatların en önemlilerinden biride Yeüsi’ler
yani Cizvit tarikatı idi. Bu tarikat her tarafa
nüfuz etti. Fransa Cizvitleri ile Fransisken’ler,Osmanlı
topraklarında yaptıkları bu propaganda ile
17.asırda Osmanlı hükümetini meşgul ettiler. Bu
faaliyetlerin başında genelde Fransa’nın Osmanlı
sefirleri bulunmaktaydı. Adı
geçen misyoner faaliyetler dönemi itibariyle
önemsiz gibi görünse de Papa’nın asıl amacı;elinden
kaçırdığı Protestan ve Kalvenistler’e karşılık
,Şark Hıristiyan Kiliselerine mensup gençleri
Katolik inancıyla yetiştirip,asırlarca uğraşılıp
sonuç alınamayan mezheplerin birleştirilmesi
konusunda Katolikliğe ilhakı sağlamaktı.
Osmanlı Devleti’nin muhtelif
bölgelerindeki rahipler, Fransiskenler ve
Fransız Cizvitler olmak üzere iki kısımdı. Bu
rahiplerin faaliyet gösterdiği yerlerin başında;
İstanbul, Adalar, İzmir, Mısır, Kudüs, Irak,
Suriye ve Filistin bölgeleri gelmekteydi.
Belirtilen bölgelerdeki misyonerlik
faaliyetleri, Fransa’nın Paris, Tur ve Britonya
şehirlerinden yönetilmekteydi. Cizvitlerin
Osmanlı Devleti’ndeki merkezleri İstanbul ve
Suriye idi. Osmanlı yönetimi Fransız
krallarının arzusu üzerine Cizvitlerin Galata’da
oturmalarına müsaade etti. Daha sonraları IV.
Henri’nin (1589-1610) ricasıyla İstanbul’daki
Fransız elçisinin himayesi altına alınan
Cizvitler bu himayeden faydalanarak, Osmanlı
Devleti’nin çeşitli bölgelerinde yoğun
faaliyetlerde bulundu.
Cizvit papazlar Galata’da oturma müsaadesi
aldıktan sonra burada St. François (veya San
Francesko) Manastır ve Kilisesini kurdular. 1653
tarihinde İstanbul’da Papa vekilliği tahsis
olunduğunda, Papa vekillerinin Katedrali de bu
kilise oldu.
Papalık makamı, Kanuni Sultan Süleyman
zamanında I. Fransuva ile tesis edilen
geleneksel Osmanlı-Fransız dostluğundan
faydalanarak, yoğun bir şekilde misyonerlik
faaliyetlerini başlattı. Vatikan’ın bu
faaliyetleri XIV. Lui zamanına (1643-1715)
rastlar.
M.A.Belin, Katolik rahiplerin
Ermeniler arasındaki faaliyetlerinden şöyle
bahseder; ”1689’da Saint-Pierre misyonu, Ermeni
Rahibi meşhur P.Gregorio Cyrıacense’in ölümü ile
büyük bir kayba uğradı. Gregorio,
Ermenilerin Katolikleştirilmesine çalışan ve
muvaffak olan ilk misyonerdi. Bursa’da doğmuş,
Freres Precbeurs rahipleri tarafından
yetiştirilmiş ve sonra Dominiken tarikatına
girmişti. Vebalı hastaların ilk daimi papazı
Gregorio oldu. Çünkü ondan evvel bu gibi
hastalara ilk çağrılan herhangi bir papaz
gönderiliyordu. Veba olmadığı zamanlarda P.
Gregorio Ermenileri Katolikleştirmek için var
kuvvetiyle çalışıyor, Pere Gregorio olağanüstü
semereler elde etti ve Saint Pierre Kilisemiz
onun zamanından itibaren Katolik Ermenilerin
ruhani kilisesi oldu.” Yazar
yine aynı eserinde, rahiplerin Ermeni toplumu
arasındaki faaliyetlerinden de şöyle bahseder;
”1733 yılında büyük perhiz günlerinde vaaz etmek
üzere İzmir’den İstanbul’a Perre Eusebio
Franzozini getirildi. Bu rahip İstanbul’da o
kadar temayüz etti, o kadar iyi neticeler elde
etti ki; tarikat başkanı onu memur edilmiş
olduğu Nahçıvan misyonuna göndermeyip alıkoydu.
Pere Eusebıo Türkçe’yi öğrendi ve kendini
Ermenilerin hizmetine bağladı. Ermenilerden bir
çoğunu Katolikliğe kazandı ve mevcut Katolik
Ermenilerin de mezheplerine sadık kalmalarını
sağladı.”
XIV. Lui, Osmanlı Devleti’ni
zayıflatmak gayesiyle Katolik misyonerlerin
faaliyetlerini değişik yollardan destekledi. Lui,
bu tutumuyla Osmanlı Devleti ile Fransa
arasındaki mevcut samimiyeti istismar etti.
Türklerin Avrupa’ya ayak basmasında ve
özellikle Balkanlara geçip Avrupa’da yerleşmeye
başlamasından itibaren batılı devletler önce
Türkleri Avrupa ve Anadolu’dan silah zoruyla
atmak; ki bu sebeple birçok haçlı seferi tertip
edilmiştir,bunda muvaffak olamayınca onları
İslamiyet’ten vazgeçirmeyi denemişlerdir.
Yüzyıllar süren bu başarısızlıklardan sonra ise
Osmanlı Devleti sınırları içinde bulunan başta
Ermeniler olmak üzere gayr-i Müslimleri
dini,milli ve siyasi yollarla kazanmak suretiyle
amaçlarına ulaşma yoluna gitmişlerdir.
Kapitülasyonlar ve daha sonra da
Fransa, İngiltere, Rusya ve Amerika’ya tanınan
Osmanlı Devleti içindeki “Hıristiyanların
hamiliği” sayesinde misyonerler 18. ve özellikle
19. yüzyıldan itibaren Anadolu’da
teşkilatlanmaya başlamışlardır. Böylece
1701-1702’lerde Fransa, 1804’ten itibaren
İngiltere, 1819’dan itibaren Amerika ve 1774 ve
özellikle 1829’dan itibaren Rusya’dan gelen
misyonerler Anadolu’da teşkilatlanmaya ve
propaganda faaliyetlerine girişmişlerdir. Başta
Ermeniler olmak üzere Anadolu’daki diğer gayr-i
Müslimleri İngilizler Protestan, Ruslar
Ortodoks, Fransızlar da Katolik mezhebine
çekmeye başlamışlar ve bunu yaparken de onların
dini, milli ve siyasi hisleriyle oynamışlardır.
Papalık zaten 1662’de Misyon
bakanlığını kurmuştu. Bunun ardından Paris’te
Dış Misyonlar Papaz Okulu kuruldu. Bu okulda
eğitim gören din adamlarının bütün masrafları
doğrudan Papalık Propaganda dairesince
karşılandı.
Bu safhadan sonra Osmanlı topraklarında Katolik
misyoner faaliyetleri arttı. Katolik
propagandası da en çok Ermeniler arasında etkili
oldu. Öyle ki abartılıda olsa 1691yılında 30 bin
Ermeni’nin Katolik kilisesi hakimiyetini
tanıdığı ifade edilerek,Halep’te Yakubi ve
Süryaniler üzerinde etkileyici propagandalar
yapıldı. Olayı haber alan Osmanlı hükümeti
,patriklerini 1697 yılında Limni’ye sürdü.
Protestanlarda ilk teşkilatlı
misyon faaliyetleri 18. asırda Moravya
Kilisesi'nin çalışmalarıyla başlar. Bundan sonra
ise büyük bir faaliyet merkezi olarak İngiliz
Hıristiyan misyon cemiyetlerini (C.M.S.)
görüyoruz. En eski ve kuvvetli misyon
teşkilatları İngilizlerindir. Teşekkül safhası
daha 1646'da parlamentoda başlayan bu cemiyetin
İngiltere'de cumhuriyetle yaşıt olması da bir
diğer özelliğidir. Hıristiyanlığın neşri için
kurulan bu cemiyet teşkilatlarını 1698,1792,1805
tarihlerinde; İngiltere, Almanya, Danimarka,
Amerika, Rusya üzerine yayıldı. Bu süre
içerisinde binden fazla şube açıldı.
İngilizlerin merkezi Londra'da olan
"HIRİSTİYANLIĞIN BÜTÜN DÜNYAYA NEŞRİ
"cemiyetleri 19. Asırda 7000 civarında şube açtı
ve 28 milyon din kitabı bastırdı ve
dağıttı…..Ancak bugünkü modern şekli 1844
yılında Sir George Williams adındaki bir İngiliz
tarafından kurulmuştur. Bu kuruluş Y.M.C.A .(Young
Men's Christian Association)'dır.
Bu konuda Edwin Bliss ve Henry
Tozer'den naklen Kamuran Gürün'ün ''misyoner
faaliyetlerinin Ermeni isyanlarını desteklemese
bile, isyanın zeminin hazırlanmasında önemli rol
oynadıkları''
şeklindeki ve kendi içinde bile çelişkili
ifadesine katılmamız mümkün değildir. Zira
Anadolu'nun her tarafına, özellikle Doğu
Anadolu'nun en ücra yerlerine yayılmış olan,
kiliseler, hayır cemiyetleri, kolejler, okullar
hastaneler ve Ermenilerin hemen her
meselesiyle ilgilenen konsoloshanelerin
Atatürk'ün de yerinde teşhisiyle Osmanlı
Devleti’nde ''her türlü tahrikatın ocağı''
olduğu
birçok arşiv belgesinde ve müracaat eserinde
belirttiği gibi birçok kilisenin silah deposu
haline getirildiği de tevsik edilmiş bir
gerçektir.
Osmanlı Devleti’nde misyonerlerin
teşkilatlandıkları ve faaliyet gösterdikleri
yerler ise daha ziyade Ermenilerin meskun olduğu
bölgelerdir. Böylece Harput (Ma'müratü'l-Aziz)
'ta bir Fransız Koleji, bir Amerikan Koleji ve
bir de Alman Mektebi (Lise) kurulurken 1818
yılında Amerikan Board ajanları Ayıntab'a
yerleşmişler ve 1831'lerde kurdukları matbaada
bastırdıkları İncilleri özellikle Ermeniler
arasında dağıtmışlardır.1848'de burada, daha
sonra Tıp Fakültesi'ne dönüştürülecek olan
Amerikan Hastanesi (Dr.Azariath Smith Hastanesi)
ve Ermeni azınlık mektepleri açılmıştır.1850
yılında Ayıntab'da Amerikan Koleji'nin
açılmasından sonra 1879'lardan itibaren bu
faaliyetlere Fransızlar da katılmış ve 1908
yılında burada 9 Türk okuluna karşılık
20 azınlık okulu sayılmıştır.
Birinci Dünya Savaşı arifesinde bütün
bu misyoner faaliyetleri, Rusya'nın
Bitlis Konsolosunun raporunda da ifade ettiği
gibi, meyvelerini vermeye başlamıştır:
''…Batılı diplomatlar, kendi bakış açılarına
göre, milliyet kavgasından pek gaddarhane bir
surette istifadeye kalkışmışlar, Ermenilerin
milli duygularını tahrik ederek hiç sıkılmadan
Türkiye'de bir Ermeni meselesi icat etmişlerdir.
Halbuki bunların hepsi Türkiye'nin göz
kamaştıran mirasından hissedar görünmek amacına
matuftur. Hıristiyanları himaye etmek, insanlık
ve kanunu müdafaa etmek, bunların hepsi
sıkılmamak için birer maskedir. Ermenilerin
gerçekten fakr-u zarurete düşmeleri Avrupa'nın
umurunda bile değildir.
C. MİSYONERLERİN ÇALIŞMA ŞEKİLLERİ
Misyoner teşkilatlarının genel çalışma
yapısı olarak gösterdikleri faaliyetleri , üç
ana başlıkta toplayabiliriz:
1-Dini teşkilat,
2-Mektep ve müesseseler,
3-Maskeli teşkilat.
Osmanlı Devleti üzerinde görülen
misyoner faaliyetler başlangıçta Protestanlara
karşı itibar kaybeden Katoliklerin Doğu
Hıristiyanlarını kendi yanına çekmek istemesiyle
dini boyutuyla ortaya çıkmıştır. Fransa
ve Vatikan ayrılmadan sonra Protestanlara karşı
mezheplerinde revizyona gitmiş Avrupa’da
kaybettikleri itibarı Doğu Hıristiyanları
Katolikleştirerek kazanmaya çalışmıştır. Yani
dini gayretlerde Fransa ve Vatikan Ermeni
toplumuna el atmada öncü vazifesi görmüştür.
Ancak XIX. yüzyıldan itibaren diğer
mezheplerin çok kuvvetli ve teşkilatlı bir
şekilde Osmanlı Devleti’ne sızdığını görüyoruz.
Buradaki temel etken Klasik Rus yayılmacılığının
Ermeniler ve Slavları hedef almaya başlaması ve
bunun başarı vaadetmesinin, İngiltere ve
Amerika’nın hem Osmanlı Devleti’nin zengin
mirasından almak istedikleri payı hem de
Rusya’yı sıcak denizlere indirmeme politikasına
destek vereceğidir. Bu safhada İngiltere ve
Amerika aldıkları ticari imtiyazları da
kullanarak Hıristiyan topluluklar içine
özellikle mektepler vasıtasıyla sızmış,
eğitim faaliyetleriyle başlangıçta Protestan
daha sonraları laik bir anlayışla tüm azınlıklar
ve özellikle Ermeniler üzerinde çok etkili
olmuştur. Bu mektepler hep kontrolsüz kalarak
azınlık Hıristiyanların yoğun olduğu bölgeleri
tespit ve yaygın bir propaganda ile azınlıkları
kontrol altına alarak Osmanlı aleyhine
teşkilatlamış ve kendi çıkarları doğrultusunda
kullanmıştır. Bu faaliyetlerde de en büyük
desteği kendi konsolos ve hükümetlerinden
almıştır.
Maskeli teşkilat mensupları ise kılık
kıyafet ,din , dil ...gibi kültürel vasıflarla
içinde bulundukları halktanmış gibi görünerek
halkın içinde çalışmışlardır. Bunların çoğu
kimliklerini gizlemeyi başarmış Osmanlı içinde
barıştan itibaren savaş ve yıkılmaya varana
kadar çok önemli rol oynamışlardır. (örneğin
Lawrens gibi.)
II. BÖLÜM
HIRİSTİYAN DEVLETLERİN MİSYONERLER ARACILIĞIYLA
OSMANLI ERMENİLERİNE YÖNELMESİ
A.
FRANSA’NIN KATOLİKLİĞİ ERMENİLERE BENİMSETME
ÇABALARI
Bilindiği gibi Osmanlı Devleti ile
Fransa arasındaki ilk münasebetler Kanuni Sultan
Süleyman’ın 1535 yılında Fransa’ya ticari
imtiyazları içeren bir ahitname vermesi ile
başladı. Fransa ilk anlaşma ile İstanbul’da
daimi bir elçi bulundurma hakkı elde ettiği gibi
Osmanlı topraklarında serbestçe ticaret yapma
imkanını da elde etti. Fransa’ya verilen
kapitülasyonlar 1740 yılına kadar belirli
aralıklarla yenilendi. Bu tarihten sonra da
süreklilik kazandı.
Ancak, Fransa’ya çeşitli tarihlerde tanınmış
olan kapitülasyonlar, sonradan saptırılmış bir
yorumla Fransa’nın Osmanlı Katolik tebaası
üzerinde himaye hakkı elde etmesine yol açtı.
1581 tarihli bir Fransız belgesinde, Osmanlı
Devleti’nin nasıl yok edilmesi gerektiği
hakkında bilgiler bulunmakta ve “devlet
içindeki azınlıkların sadakatleri vurgulandıktan
sonra, eğer Doğuda İran, Batıda İspanya ve
Avusturya, içerden de azınlıklar birlikte
harekete geçtikleri takdirde Osmanlı Devleti’nin
kısa zamanda yok olacağı
belirtilmektedir”.
1590 yılından itibaren bir yandan Papalık, bir
yandan da Fransa’nın yönlendirdiği misyoner
teşkilatları kapitülasyonların vasıtasıyla
Osmanlı topraklarında yoğun bir faaliyete
başladı. İşte bu ve buna benzer planların bir
sonucu olarak, Osmanlı topraklarında Katolik
propagandası, Cizvit ve Fransisken Tarikatları
tarafından yapılıyordu. Özellikle Cizvitlerin
faaliyetleri daha etkili oldu.
Böylece, Cizvitler 1609 Eylülünde İstanbul
Beyoğlu’nda ilk ayinlerini yaptı ve kiralanan
evde okullarını açtılar. Bu başarılarından
dolayı Fransa Kralı IV. Henri bunlara on
misyonerlik kadro ödeneği bağladı.
Osmanlı ülkesinde bu kadar geniş imkanlardan
faydalanan Katolik Misyonerlerden Emile Lagrant,
Osmanlı sınırları içerisinde kendilerine bu
kadar hoşgörülü davranılmasını şöyle ifade eder;
“...Gönül
isterdi ki Katolikler Osmanlı padişahının
ülkesinde olduğu gibi İngiltere ve Hollanda’da
da rahat ve serbest olsunlar.”
Fransız sefiri Marguis de Bonnac,
İstanbul’dan XIV. Lui’ye hitaben yazdığı
mektubunun bir bölümünde Katolik Misyonerler
vasıtasıyla ulaşmak istedikleri amaçlarını şöyle
izah eder.”... Ermenilerle bizim aramızda olacak
ihtilaflarda son derece lüzum hasıl olmadıkça
Türklere müracaat edilmemelidir. Bizim için
tutulacak yegane yol, Ermeni kiliselerinin
yöneticilerini idare ederek hakimiyetlerine
doğrudan müdahale edilmeyeceğini, fiili ve
siyasi hiçbir menfaatin meselelerine dahil
olmadığını, Türklerin boyunduruğundan umumi bir
kurtuluşa ulaşabilmek için aramızdaki
problemleri azaltarak birbirine yaklaştırmaktan
ibaret olduğuna ikna etmektir.”
Nitekim yoğun çalışmalar semeresini
vermişti, Antalya Rum Patriği Fransa Kralı XIV.
Lui’ye yazdığı mektupta, “...Bir gün olup da
halasımızı (kurtuluşumuzu) Allah’dan ve zat-ı
haşmetanelerinden bekliyoruz.” ifadesini
kullanmaktaydı. Yine Halep Ermeni Patriği XIV.
Lui’ye yazdığı mektupta uzun methiyelerden
sonra; “...Ermenistan Fransızların en
kudretli bir kralı tarafından kurtarılacaktır.”
ifadesini kullanmaktaydı. Kudüs Ermeni
Patriğinin bu düşünceye sahip olmasında, Kudüs
ve Halep civarındaki Katolik Papazların yoğun
faaliyetlerinin payı vardı.
Fransız dışişleri bakanlığının bu dönemdeki
amacı bölgedeki Hıristiyanları kullanarak bir
ORİENTAL EMPİRE (Doğu İmparatorluğu) kurmaktı.
Böylece Lübnan, Doğu Akdeniz, Suriye ve
Toroslar’a kadar olan alanın Fransa’nın
hakimiyetine girmesini hedefliyorlardı.
Sivaslı bir Ermeni Papaz olan Mekhitar
Roma Kilisesiyle Ermeni Patrikliğini
birleştirmek arzusundaydı. 1700 yılında
taraftarlarıyla beraber Anadolu'dan İstanbul'a,
daha sonra Venedik yakınlarındaki Saint Lazary
adası manastırına gelerek yerleşti. Bu manastır
Osmanlı Ermenilerini Katolik mezhebine dahil
etmek için misyoner merkezi olarak
kullanılıyordu. Daha sonra Fransa’nın desteğiyle
Ermeni Akademisine dönüştürüldü.
Meydana gelen bu kuruluş asıl Ermeni inancını
taşıyan Gregoryan Ermeniler üzerinde oldukça
etkili oldu.
Frenk Rahiplerinin Osmanlı
topraklarında Katolik propagandası yapmaları
Osmanlı Devleti için tehlike arz ettiğinden buna
müsaade edilmiyordu. Ancak devlet yönetimindeki
yüksek kademeli memurların (vali, kadı, paşa,
vb.) birçokları devletin varlığı ile alakalı bu
gibi meseleleri mal elde etmek için fırsat
bilip, Rum’dan ve Ermeni’den para alarak
olanlara göz yumdular. Avrupa Devletleriyle
münasebet arttıkça batılılaşmak fikri, devleti
yönetenlerde Katolik propagandasına karşı ihmal
hissi uyandırdı. Osmanlı Devleti’ni zayıf
düşürmek için Katolik Misyonerler Fransa ve
Vatikan’ın vasıtasıyla Osmanlı idaresindeki
Ermeniler üzerinde dini ve tarihi silinmez izler
bıraktı.
Buna paralel olarak Fransa, Ermeni
toplumu içindeki çözülmenin Katolikleşme lehinde
gelişmesine yardımcı oldu. XVIII. Yüzyılın
başlarında Avrupa haritasını yeniden değiştirmek
isteyen Fransa İmparatoru I.Napolyon,
dost saydığı Osmanlı Devleti’ne bağlı Mısır ve
Suriye’yi işgal etti. İngiltere’nin hakimiyetine
son verebilmek maksadıyla Kafkaslarda kurulacak
bir Ermeni-Fransız ordusuyla Hindistan’a
sefer yapmayı planlıyordu. Ancak Abukır koyunda
Fransız donanmasının İngilizler tarafından
yakılması ve Osmanlı ordusu karşısında yenilmesi
üzerine ülkesine dönmek zorunda kaldı.
Versay’da hazırlanıp Osmanlı
Devleti’nde uzun süre Fransız Büyükelçiliği
yapan François de Saint-Pries’e verilen
talimatta (17 Temmuz 1768) dört ana nokta
üzerinde durulmaktaydı:
1 – Katolikliğin ve misyonerlerin
desteklenmesi,
2 – Din ile ticaretin birbirine bağlı olduğu,
3 – Osmanlı Devleti’nin yanında Fransa’nın
azalmış olan itibarının düzeltilmesi,
4 – Osmanlı topraklarında çıkacak ihtilallere
dikkat çekildiği.
Yine aynı büyükelçinin, XV. Louis’in
bakanı Aiguillan Düküne sunduğu 2 Ekim 1772
tarihli raporunda; gayesi Osmanlı Devleti’ni
Avrupa’dan söküp atmak olan Rusya’nın Rumları
nasıl kullandığını, Osmanlı topraklarındaki
Rus-Rum entrikalarını dengelemek için karşı bir
kuvvetin oluşturulması gereğini belirtmekteydi.
Bunun için de Osmanlı Katoliklerinin bir kısmı
ve özellikle Ermenileri kullanabilecekleri,
kendi özel menfaatleri yüzünden Rumlarla
aralarındaki devamlı sürtüşme iyi organize
edildiğinde Katolik Ermenileri Fransa Kralına
kurtarıcı olarak yönelebileceklerini, birçoğu
banker olan Katolik Ermenileri devlet
kademelerini ve dış mihraklar nezdindeki
nüfuzlarını Fransa lehinde kullanabileceklerini
belirtiyordu.
Kampo-Formio muahedesi ile Fransa,
Dalmaçya sahillerinde Venedik arazisinin bir
kısmını ele geçirerek tarihte ilk defa Osmanlı
Devleti’yle sınır komşusu oldu. Aynı zamanda
istiklal fikirleri Napolyon tarafından da
azınlıklar arasında teşvik ve tahrik edildi. Bu
sebeple bir müddet için Türk-Fransız ilişkileri
duraksadı, Fransa’nın misyoner faaliyetleri de
yavaşladı. Ancak III. Selim’in saltanatıyla
birlikte özellikle 1798-1802 Mısır seferine
kadar Türk-Fransız dostluğu tekrar canlandı. Bu
gelişmeye bağlı olarak hızlı batılılaşma
reformları dönemine girildi. Bütün bu olanlar
Osmanlı tebaası üzerindeki Katolik Misyoner
faaliyetlerini yeniden hızlandırdı. Katolik
yanlısı Ermenilerin hem İstanbul Ermeni
Patrikliği, hem de devlet kademelerindeki
nüfuzları artmaya başladı.
Aynı yüzyılın başında Avrupa’nın
çeşitli ülkelerinde Osmanlı Ermenileri daha çok
ilgi odağı haline geldi. Paris’te eğitim veren
Doğu Dilleri Okulu’nda Napolyon tarafından 1810
yılında Ermeni Kürsüsü ihdas edildi.
Bükreş Anlaşmasından (1811) sonra
Ermenilerin bir kısmı apaçık Katolik olduklarını
ilan ettiler. Katolikliği kabul eden Ermeniler
bilgi, servet ve sanatça ileri gelenlerdi. Bu
olaydan sonra Gregoryen Ermeniler Katoliklere
düşman olmuşlardı. Ancak Fransa Katolik
Ermenilere her türlü yardım ve himayeyi mazhar
kılmış, Rumlara olan güvenin azalmasından sonra
Katolik Ermenilerin Osmanlı Devleti kademelerine
yerleştirilmesine ön ayak olmuştur. Bütün bu
gelişmeler Akka yenilgisini unutamayan Napolyon
Bonapart’ı bir türlü intikam almak için Osmanlı
Devleti’ndeki Katolik Ermenileri yönetime karşı
ayaklandırma düşüncesine sevk etti. Ancak
İstanbul Büyükelçisi Sebastian’dan olumlu bir
cevap alamadı.
Ermeni toplumu arasında Katolikliğin
gelişmesinden rahatsızlık duyan Gregoryen
Ermeniler bu durumu Babıali’ye bildirdiler.
Osmanlı hükümeti 1828’de İstanbul’daki Katolik
Ermenileri, Anadolu’nun iç kısımlarında mecburi
iskana tabi tuttu. Katolik Ermenilerin önde
gelenlerinden bir kısmı ölüm cezasına
çarptırıldı ve mallarına el kondu.
Doğu Anadolu’nun Rus işgaline uğradığı
dönemde bölgedeki Gregoryen Ermeniler, Osmanlı
Devleti’ne karşı Rus işgal kuvvetleriyle açık
bir şekilde işbirliği ve ihanet içine girmişti.
Bu durum Katolik Ermenilerin muhtemel
Osmanlı-Rus Savaşı’nda devletin en sadık tebaası
olacaklarına dair yaptıkları propagandaları
haklı çıkardı. Bu gelişme ise Babıali’nin
Katolik Ermenilerin meselelerinin çözülmesinde
samimi olarak eğilme azmini takviye etti. Artık
iki cemaatın dostça bir arada yaşamalarının
mümkün olmayacağını dile getiren Fransa, Katolik
Ermenilerin ayrı bir millet olarak
tanınmalarının gereğinden bahsetmeye başladı.
Avrupa, Şark Meselesinde Ermenileri
kullanmak için onların bir kısmını önce Katolik
Mezhebine çekti. Sonra bunları Batı
kapitalizminin Osmanlı Ülkesindeki simsarları
haline getirdi. Bu durum hem Gregoryen Ermeni
toplumu içerisinde hem de devlet içerisinde
huzursuzluk oluşturdu.
B.
RUSLARIN ORTODOKSLUĞU ERMENİLERE BENİMSETME
ÇABALARI
Ticari istidadı yüksek olan bazı
Ermeni tüccarlar, Bizans İmparatorluğu’nun
zengin kaynaklarından faydalanmak için,
Ortodoksluğu kabul etmişlerdi. Tarihte bu
şekilde Ortodoksluğu kabul eden Ermenilere
Armeno-Grek adı verilir.
Bunlar, Gregoryen Ermenilerin din değiştirmeleri
için sürekli baskı altına alarak tehcire tabi
tuttular. Armeno-Grek İmparatorlarının bazıları
da Bazil gibi soykırıma başvurdular. Bu mücadele
Bizans İmparatorluğu’nun ortadan kalkmasına
kadar devam etti. Türklerin İstanbul’un fethiyle
birlikte, Ortodoks Patrikliğine de sahip
çıkmaları Rus Çar’ı IV. İvan’ı rahatsız etti.
İvan İstanbul Ortodoks Patriğine alternatif
olacak ve Ortodoks Hıristiyanları yönlendirecek
bir Patrikliği Rusya’da kurma teşebbüsüne
girişti ve uzun uğraşlardan sonra 1589 yılında
Patrikliği kurdu.
Rus Çarları, Bizans Devleti’nin çökmesinden
(1453) bu yana kendilerini Bizans’ın mirasçısı
saydıklarından, yüzyıllardan beri göz diktikleri
İstanbul’u Türklerden alma sevdasına kapıldılar.
İstanbul’un dini öneminin yanı sıra, Rus Çarları
için büyük bir stratejik önemi de vardı. Bunun
için İstanbul ve Boğazlar herhangi bir
yabancının eline geçmemesi gereken bir anahtar
gibi değerlendirilmekteydi.
Bu uğurda Osmanlı topraklarındaki Rum
ve Ermeni cemaatini Rus Çarları her fırsatta
kullandı. Eçmiyazin Katoğikosu Simon’un
ölümünden sonra yerine geçen Essai (1702-1728),
Çar’a giderek Ermenilerin ayaklanmasına taraftar
olduğunu ve gizli melikler grubuna iştirak
ettiğini bildirdi. Bunun üzerine Ori hemen
Rusya’ya giderek Çar’la görüştü ve Çar’ın
isteklerini yerine getirmeye hazır olduğunu
bildirdi. Çar’ın İran Ermenilerini ayaklandırmak
için bir sefir göndermek niyetinde olduğunu
öğrenince, bu görevin kendisine verilmesini
istedi. Daha sonra İran hükümeti, Ori’nin
hareketlerinden şüphelenerek onu sınır dışı
etti.
Rusya ile Ermenilerin arasındaki ilk
münasebetlerin Deli Petro zamanında XVII. asrın
sonlarına doğru geliştiği görülür. Taraflar
arasındaki bu münasebetler kısa zamanda
gelişerek XVIII. asrın ilk çeyreğinde bir nevi
ittifaka dönüştü. Deli Petro’nun 1723-1724
yıllarında Kafkaslara inmesiyle Rus hükümeti,
Ermenilerle anlaşma imzaladı. Bu anlaşmayla
Ruslar, Ermeni toplumu ile ticaret yapmayı ve
topluluğun ileri gelenlerini çocuklarını da
okutmayı kabul etti. Taraflar arasında yapılan
anlaşma 1738 senesinde içeriğinde değişiklik
yapılarak yenilendi. Böylece Ruslar Ermeni
toplumunu, İran ve Osmanlı Devleti’ne karşı
koruma altına almış oldu.
Gelişmeleri takip eden Osmanlı Devleti daha atik
davranarak Gürcistan ve Ermenistan’ı hakimiyeti
altına aldı. Dolayısıyla Rusya’nın bölgeye
yayılması uzun yıllar gecikti.
Rusya Çariçesi II. Katerina, 1768
yılında Osmanlı Devleti’ne harp ilan ettiğinde
Osmanlı topraklarındaki Hıristiyan tebaayı,
ayaklanarak istiklallerini istemeye çağırdı.
Aynı zamanda bu çağrı Ermenilere de yapıldı.
İmparatoriçenin talimatıyla General Suvaraf
Ermeni istiklali projesini hazırladı.
Küçük Kaynarca Anlaşmasıyla (1774) Rusya’ya,
İstanbul’da kilise yapma ve Osmanlı
topraklarında yaşayan Hıristiyanların
durumlarıyla ilgilenme hakkı verildikten sonra,
Osmanlı-Ermeni toplumu içerisinde Batı tesirinin
yanı sıra Rus tesiri de kendisini göstermeye
başladı.
Çar hükümetlerinin Çar politikası bu
dönemden itibaren üç ana temel unsur üzerine
kuruldu:
1-Bizans İmparatorluğu’nun mirasına konmak için,
Osmanlı Devleti’ni parçalamak, Ortodoks dinini
müdafaa etmek ve Akdeniz’e çıkmak,
2-Basra Körfezine ve Hint Okyanusuna inmek,
3-İran, Hindistan ve Orta Asya ticaretini
Rusya’ya doğru çekmek.
Rusya’nın bu emelleri İngiliz
menfaatleriyle çakışarak Boğazlar, Küçük Asya,
İran, Basra Körfezi, Türkistan ve Afganistan’da
birbirine ters düştü.
Rusya komşu olduğu Osmanlı Devleti
topraklarını bir tür doğal gelişme alanı olarak
görüyordu. Bu durum ise Rusları, Ortodoks
Rumların yanı sıra Gregoryen Ermeniler’le de
ilgilenmeye sevk etti. Rus İncil Cemiyeti,
mezhebi manada Ermeni toplumuna 1813 tarihinde
ilk defa ilgi göstermeye başladı.1815’te
Petersburg’da 15 bin adet Ermenice İncil
bastırdı. Bununla yetinmeyen cemiyet daha sonra
Osmanlı Ermenilerinin çoğu Türkçe
konuştuklarından 1822’de Türkçe olarak İncil
bastırıp Ermenilere dağıttı.
Rusya doğrudan müdahale ederek 1823’te
İran’la harbe tutuştu. İran Ermenilerinin
yardımıyla Rusya 1826-1828’de Erivan dahil Güney
Azerbaycan’ın bir kısmını işgal etti. Tıpkı
Gürcistan Kırım hadisesinde olduğu gibi işgal
edilen önce Rusya’nın himayesinde bağımsız bir
Ermenistan olarak ilan edildi. Kısa bir zaman
sonra da Rusya tarafından ilhak olundu. Çarlık
Hükümeti her türlü bölgesel özerklik fikrine
karşı olduğundan Ermeniler Rus İmparatorluğu
içerisinde egemen bir eyalet olma fikrinden
vazgeçti. Çar I. Nikola 21 Mart 1828’deki
emirnamesi ile ‘’Ermeni Eyaletleri’’ olarak
vaftiz edilen yeni toprakları imparatorluğuna
dahil etmeyi kararlaştırarak, unvanlarına
Ermenistan Kralı sıfatını ekledi.
Rus Çarlarının izledikleri politikalar
sonunda Osmanlı Devleti’ndeki çöküşle birlikte,
Osmanlı topraklarında yaşayan bütün Gregoryen
Ermeniler üzerinde gittikçe Rus tesiri arttı.
Rusya Osmanlı Devleti’ndeki Ermenilerin başına
kendi politikasına bağlı papazları yerleştirdi.
1844’te Osmanlı tarihinde ilk defa Rus
büyükelçisinin baskısıyla İstanbul’un en büyük
Ermeni kilisesinde, ayinler Eçmiyazin
Katoğikos’u adına yapılmaya başlandı.
Rusya olağanüstü gayretlerine rağmen
Osmanlı topraklarında yaşayan Gregoryen
Ermeniler’in büyük bir kısmını harekete
geçiremediği gibi yapılan davete karşı Ermeni
toplumunun ruhani reisleri, Ermenileri tedbirli
olmaya çağırdılar. Bütün bu gelişmeler
karşısında Ermenilerin Rusya’ya meyletmesini
önlemek için Reşit Paşa Kabinesi harekete
geçerek, Ermenilerin durumlarını daha da
iyileştirmek için Anayasayı (Ermeni Millet
Nizamnamesi-1863) kabul etti.
Edovard Driault, Çar III.Aleksandr’ın
Ermenilere yönelik politikasını şöyle ifade
eder: Çar III.Aleksandr, Ermenileri
Ortodokslarla karıştırarak bir topluluk haline
getirmek için birtakım tedbirler aldı. Ermeni
okullarını Eçmiyazin Katoğikosu’nun elinden
alarak, Rus Hükümetinin denetiminde Rusça
eğitim yapan okullar haline getirdi. Ermeni
memurlarından da ya Ortodoks mezhebine
geçmelerini ya da istifa etmelerini istedi.
Ermeni talebelerini Rus üniversitelerinden
atarak adeta Gregoryene Ermenileri ve kilisesini
ortadan kaldırmaya yöneldi.
1838 tarihli ticaret anlaşmasıyla
Osmanlı topraklarında yabancı tüccarlara yerli
tüccarlardan daha geniş imtiyazlar tanındı. Bu
yüzden diğer gayri müslim tebaa gibi Ermenilerde
kendilerine himaye eden devletlerin uyruğuna
geçmeye başladılar. Özellikle Doğu Anadolu’da
ticaret ve sanatla meşgul olan Ermenilerin pek
çoğu bu şekilde Rus uyruğuna geçmişlerdi.
Bunlardan bazıları Rus uyruğuna geçtiği halde,
Osmanlı topraklarında yaşıyorlar, eskiden olduğu
gibi aynı evde oturup aynı işle meşgul
oluyorlar, hem de yabancı tüccar muamelesi
görüyorlardı. Böylece Rus tabiiyetine geçmiş
olan Ermeniler en ufak bir meselede hemen Rus
elçisine veya konsolosuna sığınarak Osmanlı
yöneticilerine baskı yaptırıyorlardı .Bu durum
Ermeni toplumunun bir yandan zenginleşmesine bir
yandan da şımarmasına sebep oldu.
Kırım Savaşı ve 1856 Paris
Konferansında Osmanlı Devleti’ne karşı Rusya’nın
emellerine İngiltere ve Fransa’nın askeri ve
diplomatik baskılarıyla son verildi. Ancak bu
defa da Osmanlı Ermenilerine yönelik faaliyetler
üç devlet arasında siyasi bir rekabete zemin
oluşturdu.
Rusların esas maksadı Ermenilere
bağımsızlığını kazandırmak değil, aksine Osmanlı
Devleti’ne karşı kendi menfaatlerini temin
edecek tarzda kullanmaktan ibaretti. İstanbul’da
ve doğu vilayetlerinde hep bu minval üzerinde
çalışıyorlardı. Bunun yanı sıra Osmanlı
Devleti’nin bazı memurlarını da parayla elde
etmişlerdi.
Yüzbaşı Clayton’dan Marki Salısbury’e
yazılan yazıda; ‘’...Ermenilerin Ortodoks
Kilisesine girmek için kasabalardan takriben
3000 imza topladıklarını, bu olayların Rus
sevgisinden ziyade Rusların Ermenilere yaptığı
hayal mahsulü vaatlerden ve maddi destek
sağlamaktan kaynaklandığını belirtiyordu.
İngiltere Hariciye Nazırı Lord
Derby’den, İngiliz büyükelçisine çekilen telde
Rus Çarı; ‘’...Bütün ömrümde şark Hıristiyanları
için çalıştım. İstenilen neticeye ulaşamadım. Bu
defa İstanbul’da kurulacak konferansa teklifimi
götüreceğim. Netice alamaz isem harbi göze
alırım’’ sözleriyle Rusya’nın Osmanlı
politikasına açıklık getirilmekteydi.
Ruslar, Osmanlı Ermeni toplumu üzerindeki
bilinçlendirme faaliyetlerini Eçmiyazin
Katağikosu vasıtasıyla yürütmekte idi. Rusya’nın
takip ettiği ve büyük bir titizlikle üzerinde
durduğu şark siyaseti, Osmanlı Devleti’nin
zayıflaması ve dağılmasında başlıca tesir eden
sebeplerden biri oldu.
C. PROTESTANLIĞIN ERMENİLER ARASINA
GİRİŞİ
1. ORTAK ÇALIŞMALAR :
İngiltere, doğuda dinin oynadığı
politik rolü geçte olsa kavradı. Fransa gibi
Osmanlı topraklarında siyasi ve idari nüfuzunu
arttırmak için dini bir araç olarak kullanmaya
başladı. XIX. Yüzyılın başından itibaren
İngiltere, Osmanlı Devleti’ne çok sayıda
Protestan papazlar göndererek , misyonerlik
faaliyetlerine ağırlık verdi. İngiltere’nin bu
faaliyetlerini başta Amerika olmak üzere Almanya
da destekledi. Ortak çalışmaların sonunda
İngilizlerin himayesinde bir Protestan topluluğu
oluştu. Ancak bütün gayretlere rağmen
Protestanlığı seçenler arasında büyük bir artış
olmadı. Oysa İngiliz ve Amerikan misyonerleri
Protestanlığı kabul edenlere İngiltere’nin resmi
yardımını vaad ettikleri gibi bol miktarda para
da veriyorlardı. Bu dönemde protestan
misyonerlerin Ermeniler arasındaki
eğitim-öğretim faaliyetleri her geçen gün
yoğunlaştı. Önceleri yalnız Protestan din
eğitimi üzerinde duran misyonerler daha fazla
öğrenci çekebilmek için giderek laik eğitime
önem verdiler.
İstanbul’da İncil propagandası yapmak için
Bible House’un (İncil evi) bir şubesi açıldı ve
şark dilleri içinde bir matbaa kuruldu. Bundan
sonra Protestanlık Ermeni toplumu içerisinde
yavaş yavaş yayılmaya başladı. İngiltere’nin
misyonerlik faaliyetleri de sürekli arttı.
Bebekte Amerikan misyoneri Dr.Hamlin Koleji’nin
kurulmasıyla pek çok Ermeni öğrenci buraya
yerleştirildi. İngilizce’yi öğrenen Ermeniler
Protestanlığı kabul etmek için daha uygun hale
geliyorlardı.
İngiliz hükümeti Osmanlının siyasi
durumundan kaynaklanan Katolik misyonerlerin
faaliyetlerine engel olmak maksadıyla 1840’lı
yıllardan itibaren çalışmalarını hızlandırdı. Bu
yapılan çalışmalar ilk anda dini nitelikte
görülmekle beraber gerçekte durum İngiltere’nin,
Fransa ve Rusya’ya karşı Osmanlı ülkesinde
kullanabileceği Protestan cemaatin meydana
getirilme çabasıydı.
İngiltere, Amerika ve Almanya’nın
himaye ve gayretleriyle oluşan Protestan
topluluğu Osmanlı hükümeti 1847 yılında MİLLET
olarak tanıdı. Bu durum 1850’de kesinlik
kazandı. Islahat
Fermanının (1856) getirdiği vicdan özgürlüğü
ilkesi, dış güçlerin misyonerler vasıtasıyla
mezhep değiştirmeye yönelik faaliyetlerini
arttırdı. Bu gelişmeden en çok Ermeni toplumu
etkilendi.
2. İNGİLTERE’NİN
PROTESTANLIĞI ERMENİLERE BENİMSETME
ÇABALARI
İngiltere’nin Osmanlı Devleti ile
münasebetleri 1780’lerden sonra Amerika’daki
kolonileri kaybetmesiyle gelişmeye başlamıştır.
Böylece İngiltere’nin ağırlık merkezi
Atlantik’ten Doğuya kaymış oldu. İngiltere
1788-1791 Osmanlı-Rus Harbinde bir daha çıkmamak
üzere şark meselesinde devreye girmiş oldu.
Burada önemli noktayı Hindistan ticareti ve
bağlantılı yollar kontrol altında tutmak
oluşturuyordu. Bu alanda İngiltere ilk önce
Fransa ile çatıştı. Bu mücadelelerin çoğundan
galip çıkarak Hindistan’ın ve bağlantı
yollarının tümünü ele geçirdi. Hatta Akdeniz
üstünlüğünü dahil Fransa’nın elinden aldı. Bu
noktada ihmal edilemez bir başka devlet olan
Rusya’ya karşı da tedbirler alınması
gerekiyordu. Bu devletin sıcak denizlere
inmesini engelleyici pozisyonda Osmanlı Devleti
vardı. Ancak onun da uzun süre Rus politikasına
karşı koyacak hali yoktu.
Nihayet Protestanlığın Osmanlı
topraklarında yayılmasıyla İngiliz nüfuzunun
bununla birlikte yayılacağından İngiltere emin
oldu. Çünkü aynı yolu Fransa ve Rusya deneyerek
başarıya ulaşmışlardı. İngiltere Rusya’nın
Boğazlar ve İstanbul’u kesinlikle ele
geçirmesini istemiyordu. Bu nedenle ilk tedbir
olarak, 1836 yılından itibaren şarkta eskisinden
daha mühim bir ticari mevki elde etme ve Osmanlı
Devleti’yle ikili münasebetlerini kuvvetlendirme
yoluna gitti. 1838 yılında imzaladığı ticaret
antlaşmasıyla İngiltere geniş ticari ve
iktisadi menfaatler sağladı. Bu dönemden sonra
da misyoner faaliyetlerini Amerika ile
koordineli olarak arttırdı.
İngiltere hükümeti tarafından
yönlendirilen İngiliz Kilisesi ve Amerikan
Protestan cemiyetleri vasıtasıyla Ermenilere
yönelik faaliyetleri eski Ermeni kültürünü
diriltti ve ermeni milliyetçiliğine zemin
hazırladı. Başka bir ifade ile, Ermeni
toplumundaki Rus Ortodoks, Fransız Katolik
tesirleriyle beraber gelişen farklılaşmaya
Protestanlık etkisiyle bir halka daha eklendi.
3. AMERİKAN MİSYONERLERİN PROTESTANLIĞI
ERMENİLERE
BENİMSETME ÇABALARI
XVIII. asrın sonlarına doğru
Amerikalılar ticaret gemileriyle İzmir limanına
gelmişlerdir. Amerikan tüccarı bu tarihten
itibaren İzmir’de sürekli ticaretle meşgul oldu.
1820’li yıllarda Amerikan misyonerleri de aynı
yolla İzmir’e gelerek Osmanlı topraklarına
dağıldılar. Türkiye’de ilk misyoner mektebinin
açılması da bu dönemde olmuştur. İlk misyoner
mektebi Miss Mary Reymond tarafından Amerikan
Board bünyesinde olmuştur. (1826) Bunlar eğer
mümkünse Türk çocuklarına hayat yolunu
öğreteceklerdi. Bu mektep çok başarılı olmuş ve
bu kadın dört yıl sonra İstanbul’a
nakledilmişti. Türkiye misyoner mekteplerinin
anası olan bu kadın, daha birçok memleketleri
dolaştıktan sonra 1895 yılında ölmüştür.
1830 yılında Osmanlı Devleti ile
Amerika arasında yapılan ilk ticaret anlaşması
ile Amerika’ya EN ZİYADE MÜSAADEYE MAZHAR (En
çok kayrılan ülke) statüsü verildi. Böylece
kapitülasyon haklarından en çok yararlanan
ülkelerden biri durumuna geldi. Aynı antlaşmanın
üçüncü maddesine göre Amerikan tüccarlar Osmanlı
topraklarında simsarlar kullanabilecek , bunlar
herhangi bir millet ve dinden olabilecekti.
Amerikan tüccarları tarafından bunların
çalıştırılmasına Osmanlı makamları karışamayacak
tüccarlar rahatça iş görebileceklerdi.
Bu şartlar sayesinde Amerika misyonu
İngilizler’le beraber Osmanlı içerisinde çok
çabuk aşama kaydetti. Asırlardır Osmanlı
topraklarında Fransızlar’ın yapamadığı kuvvetli
teşkilatlanmayı bu misyonlar çok kolay başardı.
Burada dev adımlar Tanzimat Fermanından da
destek alarak özellikle Kırım harbinin
geliştirdiği durumu kullandı, Islahat Fermanıyla
pekiştirildi.
Amerikan Protestan misyonerleri
Osmanlı topraklarına Müslümanlar ve Yahudiler
için gelmişlerdi. Ancak üç faktör yüzünden
Hıristiyan azınlıklara yöneldiler.
1-Müslümanları Hıristiyan yapmanın zorluğunu
gördüler.
2-Yerli Hıristiyanlar arasındaki çalışmalarının
sonuçlarını aldılar.
3-Hıristiyanlığın o günkü haliyle İsa’nın dinini
temsil etmekten uzak olduğunu gördüler.
Amerikan misyonerleri Osmanlı
topraklarını dört çalışma bölgesine ayırdı.
Azınlık olarak da Bulgarlar ve Ermenilere
yöneldiler Bu dört bölgeden üçü Anadolu’da ve
Ermenilere yönelikti. Bunlar :
1-Batı Anadolu Bölgesi : İstanbul, İzmit, Bursa,
Merzifon, Kayseri ve Trabzon yöreleri,
2-Orta Anadolu Bölgesi : Toros dağları
güneyinden Fırat nehri vadisine kadar uzanan
bölge(Özellikle Antep ve Maraş)
3-Doğu Anadolu Bölgesi : Harput(Elazığ),
Erzurum, Van, Mardin ve Bitlis vilayetlerinden
başka Rus ve İran sınırına kadar olan bütün
bölgeyi kapsıyordu.
Burada Amerikan misyonerleri ile
ilgili asıl önemli nokta diğer ülke
misyonerlerinden farklı olarak her Ermeni köyüne
hatta her Ermeni evine sızabilmiş olmalarıdır.
Amerikalılar bu derinliğine çalışma ile diğer
bütün çalışmaları geride bıraktılar. Böylece XIX.
yüzyılın üçüncü çeyreğine girerken okul,
hastane, matbaa gibi kurumlarıyla en güçlü
Misyon haline gelen ülke Amerika oldu. Her
misyonlarında ise halkla ilişkileri farklı bir
özellik arz ediyordu. Örneğin Batı’da Eğitim,
Orta ve Doğu Anadolu’da sağlık hizmetleri
öncelikli hale geldi. Anadolu’daki eğitimin
öncelikli hedefi Ermenilere ilk önce okuma ve
yazmayı öğretmekti. Öyle ki Protestanlar halkın
arasına en çok kitap satmak bahanesiyle
giriyorlar çocuklara kitap yanında şeker vererek
sempatilerini kazanıp kendi mezheplerine çekmeye
çalışıyorlardı.
1852 yılında Amerikan misyoner rahip
George W. Dunmore, Boston’daki merkez tarafından
Doğu Anadolu’daki Ermeniler arasında inceleme
yapmak üzere Geziye gönderildi. Bölgeyi her
bakımdan inceleyen rahip raporunda en uygun
yerin Harput Ovası olduğunu belirtti. Rapordan
hemen sonra Harput’ta Amerikan misyonu kuruldu.
Üç yıl sonrada Islahat Fermanının hemen ardından
Amerikan Koleji açıldı. Kolejin ilk amacının
Protestan din adamları yetiştirmek olduğu
belirtildi. !880 yılına gelindiğinde Harput
ovasında Amerikan misyonerlerin 62 küçük merkezi
ve 21 kiliseleri mevcuttu. Hemen hemen her üç
köyden birinde Protestan kiliseleri vardı.
Protestan Ermenilerin yaptıkları bütün
faaliyetlerin finansı Amerikalı misyonerler
tarafından karşılandı. Bu ilk başarılı çalışma
sonrasında Amerikan misyonerlerinin bir başka
önemli başarısı İstanbul’da Robert Kolejin
açılması oldu. Bunu Merzifon, Talas(Kayseri),
Tarsus ve Bitlis kolejlerinin açılması izledi.
Yine 1893 yılına kadar Osmanlı
devletinde 3 milyon İncil dağıtıldı. Buna ilave
olarak dağıtılan diğer kitapların sayısı da 4
milyonu aştı. Toplam miktar 7 milyonun
üzerindeydi ki yeni doğan bebekler dahil bir
ortalama alınırsa her Ermeni’ ye 7 kitap
düşmekteydi.
Erzurum Amerikan Konsolosluğu açılır
açılmaz Ermeni meselesine girdiği gibi
konsolosluk çalışanlarının hepsi Ermenilerden
oluşturuldu. Ermeni ve Ermeni ihtilalcilerle
çevresi kuşatılan konsolosluk o günlerde bol
miktarda Amerikan Doları dağıttı.
Konsolosluklarla tam bir koordine içerisinde
çalışan misyonerlerin yoğun faaliyetleri
sayesinde Ermenilerin yüzde on beş kadarı
Protestan mezhebine geçirilebilmiştir.
III. BÖLÜM
ERMENİLER ÜZERİNDEKİ MİSYONER
ÇALIŞMALARINI KOLAYLAŞTIRAN DİĞER
FAKTÖRLER
A. ERMENİ MİLLET NİZAMNAMESİ
29 Mart 1863 tarihinde Ermeni cemaatının Osmanlı
İmparatorluğu'ndaki durumunu daha da
güçlendiren, onlara bazı ilâve imtiyazlâr
tanıyan ve kendilerini yönetmeleri konusunda
muhtariyet getiren "Nizâmnâme-i Millet-i
Ermeniyân" adı ile hazırlanan bir
nizâmnâmenin yürürlüğe girdiği görülmektedir.
Ermeniler için daha önce mevcut bulunan haklara
ilâveten birçok yeni hükümler ihtiva eden bu
nizânnâme, Islâhat Fermânı hükümleri uyarınca,
yüzyıllardan beri devletin en sadık tebaası
olarak kabul edilen Ermeniler'e verilen bir
mükafat durumundadır.
Osmanlı Hükümeti'nin muvafakatı
alınarak doğrudan doğruya Ermeni Patrik
Meclisleri tarafından hazırlanmış olan bu
nizâmnâmede, Ermeniler'e "devlet içinde devlet",
"yönetim içinde yönetim" denilebilecek kadar
ölçüsüz imtiyazlar tanınmakta idi. Ermeniler bu
"Millet Nizâmnâmesi" ile bir bakıma Ermeni
asillerin tahakkümünü ortadan kaldırmak
istemişlerdi. Bu dönemde, Gregoryen Ermeniler
İstanbul'daki patriklerinin idaresinde 26
Episkoposluk dairesinde yaşıyorlar, çoğunluğu
şehirlerde bulunan Katolik Ermeniler ise, bir
Patrik yönetiminde 13 Episkoposluk dairesi
teşkil ediyorlardı.
Kagik Ozanyan adlı Ermeni yazarı, bu
nizâmnâmenin, Ermeniler'de ihtilâl ruhunu
uyandırdığını ve "Ermeni Meselesi"nin masa
üzerine konulduğunu ifade
etmiştir.
Bâb-ı
Âlî'nin küçük bazı düzenlemeler ile ilân ettiği
99 maddelik "Ermeni Milleti Nizâmnâmesi", Ermeni
Patrikhânesi'ne Ermeni cemaatını yönetmede geniş
yetkiler tanırken, ayrıca Ermeniler sanki
"bağımsız bir milletmiş" gibi, bu cemaata, 140
üyeden müteşekkil bir Genel Meclis Milli
Meclis-i Umumî) kurma imkânı da vermekte idi. Bu
kurulan meclisin 20 üyesi İstanbul kilise
mensupları arasından, 40'ı taşradan, 80'i ise
İstanbul'da ikâmet eden meslek teşekküllerinden
seçilecek idi. Daha önce mevcut olan ve 1847
yılında kurulan 14 üyeli Dini Meclis (Meclis-i
Ruhani) ile 20 üyeli Siyasi Meclis (Meclis
Cismanî) muhafaza ediliyor, ancak bunların
seçiminin Milli Meclis tarafından yapılması
hükmü getiriliyordu. Patriğin seçiminin de
Millet Meclisi'nce yapılması kaydediliyordu.
Böylece, "Ermeni Milleti
Nizâmnâmesi", genel hatları ile
değerlendirildiğinde, Patrik ile yandaşı asiller
arasında paylaşılan iktidarın mutlak olmaktan
çıkarak, Ermeni cemaatı ile paylaşılması
sonucunu doğurmuş ve Ermeni toplumunun yönetime
ait kararları, Osmanlı Hükümeti dışında
kendisinin alabileceğini ortaya koymuştur.
Ermeniler'e, buna benzer bir
örgütlenme imkânı da, Çarlık Rusyası'nda 11 Mart
1836 tarihinde çıkarılan "Pologenia Kanunu" ile
tanınmıştır . Ancak, buradaki Ermeni
teşkilânması, Osmanlı İmparatorluğu içindeki
teşkilâta nazaran daha ziyâde Çar'ın bir kuklası
durumuna sokulmuştu .
Böylece, Tanzimat ve Islâhât
reformları ile bütün gayr-i Müslim tebaaya
tanınan hak ve imtiyazlardan yararlanan
Ermeniler, bu nizâmnâme ile bir çeşit anayasa
hakkına sahip olmuşlar, bağımsız bir cemaat
muamelesi görmeye başlamışlardı. Bu geniş
imtiyazlardan faydalanan Ermeniler,
teşkilâtlandılar; okullar açtılar; gazete ve
dergi çıkardılar. Ermeniler'in siyasi ve içtimai
varlıkları üzerinde yeni bir devir açan "Ermeni
Milleti Nizâmnâmesi"den yararlanan Patrikhâne,
adı geçen nizâmnâmenin verdiği serbestlik ile
muhtariyet için uğraşmaya hız vermişti.
XIX. yüzyılın son çeyreğine kadar
Osmanlı Devleti'nin bir"Ermeni Meselesi"
olmadığı gibi, Ermeni tebaasının da Türk
yöneticileri ile halledemedikleri bir mesele
mevcut değildi. Ancak bu Nizamname ile dış
güçlerin kontrolsüz olarak Ermeni toplumu içine
sızması çok basit hale getirmiştir. Nizamname
ile beraber misyonerlerin faaliyetleri de artmış
bu potansiyel Hıristiyan azınlık üzerine daha
fazla bir ihtimamla eğilmişlerdir.
B. EĞİTİM KURUMLARI
1-ROBERT KOLEJ
Kırım Harbi dolayısıyla ittifak
ettiğimiz İngilizlerin eline Osmanlı içine
rahatça girme fırsatı geçmişti. Bu durumdan en
çok İngilizlerle beraber Amerikalı misyonerler
faydalandı. Mektep ilk önce Bebek’te ufak bir
evde açıldı. Bu evde Kırım muharebelerinde
Türklere yardım amacı ile gelen Amerikalı
misyonerler bulunmakta idi. İşte bunlardan
Hamlin adında biri ilk defa ön ayak olarak
çalışmaları başlattı. Ona da yardım vaadeden
Fransalı Roçild ailesine mensup New York
tüccarlarından Mr.Christopher Rinlender
Robert’tir.
Mektep Eylül 1863’te açılmış bu
tarihten öldüğü 1878 yılına kadar bütün
masrafları Robert tarafından karşılanmıştır. Bu
kişi öldüğünde de servetinin vasiyet ettiği
beşte birlik kısmı koleje verilmiş ve bu para
ile Bebek’teki muazzam binaları yapılmıştır.
Mektebin yaptırıldığı yer olan Bebek sırtlarının
da ayrı bir özelliği vardır. Robert Fatih Sultan
Mehmet İstanbul’u nasıl Rumeli Hisarı’nı
yaptırarak fethetti ise o da aynı şehri
manevi-kültürel yönden fatihane bir düşünce ile
Bebek’ten aynı Boğaz manzaralı sırtlardan ele
geçirecekti.
Ancak mektebin inşa izni de çok kolay
alınamamıştır. Mektep arazisinin iki kısım
halinde toplam on altı bin liraya Ahmet Vefik
Paşa’dan alınması da ilginç bir noktadır. Fakat
binanın buraya yapılmasına Fransız ve Ruslar
hükümet nezdinde girişimde bulunarak itiraz
etmişlerdir. 1864’te okul için Amerikan
hükümetine başvurmuşlar, hükümetin siyasi
müracaatı sayesinde ancak 1869’da yeni binanın
yapılmasına irade çıkarabilmişlerdir.
Mektebin ilk müdürü C. Hamlindir. Bu
şahıs misyonerlikten ayrılarak vazifeyi kabul
etmiştir. Bu okulun temel programı misyonerler
gibi İncilin vakfedilmesiydi. Ancak bir
raporlarında belirttikleri gibi “...Bütün
misyonerlerin en büyük problemi , belki de
Hıristiyanlığın ,yabancı dinsiz memleketlere
zerk edilmesidir. Öyle bir şekilde ki , yerli
bir nebat gibi kök salacak ve yerli bir nebat
olmak üzere büyüyecektir.” Burada tasarlanan
husus her millete kendi adamlarından eğiticiler
yetiştirerek daha etkin olarak içlerine
sızabilmekti. Bulgar ve Ermeni çetecilerin
buradan yetişmeleri bize başarıları hakkında
fikir verebilir.
1863 yılında kurulan Amerikan Robert Koleji’nin
yanı sıra Avusturya, Fransız, İngiliz, Alman ve
İtalyan misyonerleri de okul açışına hız
verdiler. Bunlardan bir kısmı ilk okul
düzeyinde, bir kısmı da orta eğitim düzeyinde
idi. Bu okullar da Osmanlı ahlak ve politikasına
ters düşecek bir şey öğretmemeleri için
öğretmenlerin programları, ders kitapları
onaylanması gerekirken her nedense bu noktaya
hiç uyulmadı. Programlarını modernleştiren
azınlık okulları da çok üstün bir eğitim
standardı yakaladı. Ancak bu okulların
öğrencileri vasıtasıyla Müslümanlara karşı
yaydıkları kin ve nefret, Osmanlı toplumunu ve
devletini yıkmakla tehdit eden toplumsal
bölünmeyi artırdı.
Bunu şu raporda da açıkça görebiliriz:
“...Türk İmparatorluğu içinde Amerikan
teşekkülleri hayli çoktur. Boston Bord
misyonerleri Bulgaristan ve Küçük Asya’da çok iş
yapıyorlar. New York yabancı misyonları
Presbitarian Bord’u Suriye’de, Birleşik
Presbitarian misyonları ise Mısır’da çalışıyor.
İstanbul’daki Bible House, Beyrut’taki Suriye
Protestan Koleji ve İstanbul’daki Robert Kolej
Amerikan müesseseleri arasındadır. Bu sonuncusu
(yani Robert Kolej) hususiyle Amerikan terbiyesi
istikametinde şayan-ı takdir bir faaliyette
bulunmaktadır. 1877’de Türk idaresinde kurulan
Bulgaristan’a yardım eden ve şimdi de
milletlerini müstakillen idare etmek üzere
hazırlayarak Rus entrikalarından kurtarmaya
çalışan birçok gençler Robert Kolej’de tahsil
görmektedirler.”
2. AZINLIK MEKTEPLERİ
Osmanlı topraklarında faaliyet
gösteren en eski yabancı kurumlar Katolik
(Fransız) okullarıdır. Bu okulların önemli bir
kısmı da Fransız misyonerler tarafından
açılmıştır. Protestan okulların hayata geçişi
ise Tanzimat’ın ilanından önce olmuştur. önce
olmuştur.
İngiliz
ve Amerikan Protestan misyonerleri, Ortadoğu ve
Anadolu’da açtıkları okullarla mezheplerini
yaymış ve ülkelerinin siyasi çıkarlarını
geliştirmeye çalışmışlardır.
Misyonerlerin öncelikle el attıkları
faaliyet sahaları; okullar yabancı dil kursları,
hastaneler, dispanserler, yetimhaneler,
yayınevleri ve geniş maksatlı yardım
teşkilatlarıdır. Hıristiyan misyonerleri dini
maksatlım faaliyetlerinin yanı sıra emperyalist
amaçlı faaliyetlerde de bulunurlar. Milletleri
ve devletleri özellikle İslam devletlerini
çökertmek isyanlar çıkarmak,kültürlerini
yozlaştırmak, faaliyet gösterdikleri yerlerdeki
azınlıkları kendi ülkeleri çıkarları için
kullanmak, bu maksada yönelik onları kontrol
altında tutmak ve kullanmak başlıca
faaliyetleridir.
Hıristiyan misyonerlerin Osmanlı
topraklarında teşkilatlandıkları ve genelde
faaliyet gösterdikleri yerler Ermenilerle meskun
olan bölgelerdir. Mesela Harput’ta bir Fransız
koleji, bir Amerikan koleji vardır. Burada
söylenebilecek husus çalışma potansiyeli olan
yerleri tespit ve odaklanmadır. Her nedense
bunların tespit edip yoğunlaştığı yerlerde ardı
arkasına isyan ve olaylar
çıkmıştır.(İmparatorluk başkenti dahil)Amerikan
İngiliz ve Fransız misyonerleri Osmanlı
topraklarını sömürge haline getirecek fikri
yapıyı bilhassa bu okullar vasıtasıyla
gerçekleştirdiler.
Osmanlı topraklarında Hıristiyan
devletlerin açtıkları azınlık okullarında XIX.
yüzyıl başına kadar dini eğitim veriliyordu.
Daha sonraları ise bu okulların arkasındaki
emperyalist devletler dinin yerine siyasi
temaları ön plana çıkararak laik eğitime ağırlık
verdi. Tabii ki kendi menfaatlerine geldiği
şekilde. Ermeni olaylarının hemen hepsinin
ardında tahsilli Ermeniler ön plana çıkmaktaydı.
Amerika, Osmanlı topraklarına en son
gelen ülkelerden biri olmasına rağmen , bir
müddet sonra tabloda da görüleceği gibi
en çok okul sayısına ulaşmıştır. Hıristiyan
misyonerlerin faaliyetlerini yakın takibe alan
Sultan II. Abdülhamit bir çoğunu kapatarak
ruhsat vermedi. Bu dönemde misyonerlerin ancak
on kadar okuluna izin verilmiştir.
SONUÇ
Berlin Antlaşması'nın imzalanmasını izleyen
dönemde Ermeni sorunu iki yönde gelişmiştir.
Bunlardan ilki, Batılı devletlerin Osmanlı
Devleti üzerindeki baskı ve müdahaleleridir.
Sorunun ikinci yönü ise, Anadolu, Suriye ve
Rumeli'de yaşayan Ermenilerin Anadolu'nun
çeşitli yerlerinde, özellikle Doğu Anadolu ve
Kilikya'da yeraltında örgütlenmeleri ve
silahlanmalarıdır.
İlk kışkırtmalar Rusya'dan gelmeye
başlamış, Rusların bu tutumu İngiliz ve
Fransızları Ermenilerle daha çok ilgilenmeye
sevketmiştir. Doğu Anadolu'daki İngiliz
Konsoloslukları'nın sayısı hızla artmış, ayrıca
bölgeye çok sayıda Protestan misyonerler
gönderilmiştir.
Bu kışkırtmalar sonucunda Doğu
Anadolu'da 1880'den itibaren çeşitli Ermeni
komiteleri kurulmaya başlamıştır. Ancak, yerel
düzeyde kalan bu komitelerin varlıkları, Osmanlı
yönetiminden şikayeti olmayan ve barış ve refah
içinde yaşamlarını sürdüren Ermeni halkının
büyük çoğunluğunun ilgisini çekmekte başarılı
olamadığından kısa bir süre sonra sona ermiştir.
Osmanlı Ermenilerini içeride kurulan
komiteler yoluyla devlete karşı harekete
geçirmek mümkün olmayınca, bu kez Rus
Ermenilerine Osmanlı toprakları dışında
komiteler kurdurtulması yoluna gidilmiştir.
Böylece 1887'de Cenevre'de sosyalist eğilimli,
ılımlı militan Hınçak, 1890 'da ise Tiflis'te
aşırı, terör, isyan, mücadele ve bağımsızlık
yanlısı Taşnak Komiteleri ortaya çıkmıştır. Bu
komitelere Anadolu topraklarının ve Osmanlı
Ermenilerinin "kurtarılması" hedef ve amaç
olarak gösterilmiştir.
İstanbul'da örgütlenen ve Avrupa
devletlerinin dikkatlerini Ermeni meselesine
çekerek Osmanlı Ermenilerini kışkırtmayı
hedefleyen Hınçakların başlattığı ayaklanma
girişimlerini, aralarında siyasi mücadele
başlayan Taşnaklarınki izlemiştir. Bu ayaklanma
girişimlerinin ortak özelliklerini, Osmanlı
ülkesine dışarıdan gelen komitelerce planlanmış
ve yönlendirilmiş olmaları ve örgütlenme
faaliyetlerinde Anadolu'ya yayılan
misyonerlerin büyük katkısından
yararlanmaları teşkil etmiştir.
İlk isyan 1890'daki Erzurum isyanıdır.
Bunu yine aynı yıl meydana gelen Kumkapı
gösterisi, 1892-93'te Kayseri, Yozgat, Çorum ve
Merzifon olayları, 1894'te Sasun isyanı. 1894'te
Babıali gösterisi ve Zeytun isyanı, 1896'da Van
isyanı ve Osmanlı Bankası'nın işgali, 1903'te
ikinci Sasun isyanı, 1905'te Padişah
Abdülhamid'e suikast girişimi, 1909'da Adana
isyanı izlemiştir. İsyanların Osmanlı
kuvvetlerince bastırılması, dünya kamuoyuna
"Müslümanlar Hıristiyanları katlediyor"
mesajıyla yansıtılmış ve Ermeni sorunu giderek
daha geniş çapta bir uluslararası sorun
niteliğine büründürülmüştür. Nitekim, döneme ait
İngiliz ve Rus diplomatik temsilciliklerinin
raporları, Ermeni ihtilalcilerin hedefinin
karışıklıklar çıkararak Osmanlıların karşılık
vermesini ve böylece yabancı ülkelerin duruma
müdahalesini sağlamak olduğunu kaydetmektedir ve
büyük devletlerin diplomatik ve konsolosluk
temsilcilikleri Anadolu'nun her köşesine
dağılmış Hıristiyan misyonerler ile
birlikte Ermeni propagandasının Batı kamuoyuna
iletilmesinde ve benimsetilmesinde büyük rol
oynamışlardır .
EKLER
I
TABLO – A
1897 YILINDA OKULLARIN BAZI MİLLET
TOPLULUKLARINA
GÖRE DAĞILIMI
|
Cemaatin Adı |
İptidaiye |
Rüştiye |
İdadiye |
Toplam |
|
Gregoryen Ermeni |
553 |
86 |
14 |
653 |
|
Katolik Ermeni |
49 |
20 |
2 |
71 |
|
Protestan Ermeni |
185 |
9 |
4 |
198 |
|
Rum |
3881 |
472 |
37 |
4390 |
|
Katolik Rum |
57 |
1 |
2 |
60 |
Musevi
|
295 |
34 |
2 |
331 |
|
Bulgar |
656 |
34 |
3 |
693 |
|
Katolik Bulgar |
3 |
1 |
- |
4 |
|
Süryani |
49 |
5 |
1 |
55 |
|
Katolik Süryani |
5 |
- |
- |
5 |
|
Keldani |
40 |
3 |
1 |
44 |
|
Katolik Keldani |
3 |
- |
- |
3 |
Katolik
|
42 |
7 |
1 |
50 |
|
Toplam |
5818 |
672 |
67 |
6557 |
TABLO – B
XIX. YÜZYILIN BİTİMİNDE YABANCI OKULLARIN
DEVLETLERE GÖRE DAĞILIMI
|
Devletler |
İptidaiye |
Rüştiye |
İdadiye |
Okul Toplamı
|
|
Amerika |
97 |
10 |
24 |
131 |
|
Fransa |
59 |
40 |
28 |
127 |
|
İngiltere |
46 |
10 |
4 |
60 |
|
Almanya |
16 |
3 |
3 |
22 |
|
İtalya |
15 |
5 |
2 |
22 |
|
Avusturya |
6 |
4 |
1 |
11 |
Rusya
|
5 |
1 |
1 |
7 |
|
Toplam |
224 |
73 |
63 |
380 |
TABLO – C
OSMANLI DEVLETİNDE YILLARA GÖRE
MİSYONER OKULLARININ DAĞILIMI
|
Yıllar |
Misyoner Say. |
Yerli Görv.Sa. |
Okul Sayısı |
Öğrenci Say.
|
|
1845 |
34 |
12 |
7 |
135 |
|
1850 |
38 |
25 |
7 |
112 |
|
1855 |
58 |
77 |
38 |
363 |
|
1860 |
92 |
156 |
71 |
2742 |
|
1865 |
89 |
204 |
114 |
4160 |
|
1870 |
116 |
364 |
205 |
5489 |
|
1875 |
137 |
460 |
244 |
8253 |
|
1880 |
146 |
548 |
331 |
13095 |
|
1885 |
156 |
768 |
390 |
13791 |
|
1890 |
177 |
791 |
464 |
16990 |
|
1895 |
177 |
867 |
449 |
20604 |
|
1900 |
153 |
910 |
425 |
23040 |
|
1904 |
187 |
1057 |
465 |
22867 |
TABLO – D
DOĞU VİLAYETLERİNDE ERMENİ NÜFUS MİKTARI
|
Vilayetler |
Top.Nüf. |
Gregoryen
|
Katolik |
Protestan |
Ermeni Top.Nü.
|
Sivas
|
1086015 |
129523 |
10477 |
30433 |
170433 |
|
Erzurum |
732458 |
120273 |
12022 |
2672 |
134967 |
|
Bitlis |
398625 |
125600 |
3840 |
1950 |
131390 |
|
Van |
418700 |
79000 |
708 |
290 |
79998 |
|
Diyarbakır |
471462 |
57890 |
10170 |
11069 |
79129 |
|
Elazığ |
575314 |
61983 |
1675 |
6060 |
69718 |
|
Toplam |
3682574 |
574269 |
38892 |
52474 |
665635 |
II
OSMANLI DEVLETİ’NDE GÖREV ALAN BAZI
ERMENİLER
|
Agop Gırcikyan |
Osmanlı Devleti'nin ilk elçisi (Paris) Reşid
Paşa'nın müşaviri. Osmanlı Devleti'nin
Paris'teki Elçiliğinin Maslahatgüzarı
(1834-) |
|
Krikor Agaton |
Osmanlı PTT Umumi Müdürü (1864) Hariciye
Vekaletinde görevli (1848-1850) |
|
Sahak Abro |
Hariciye Vekaleti Umumi Katibi (1850) |
|
Sebuh Laz |
Minas-Paris Türk Elçiliği'nde Katip (1863) |
|
Krikor Odyan |
Hariciye Muhakemat Müdürü (1870) |
|
Serkis Efendi |
Hariciye'de Baş Sır Katibi (1870-1871) |
|
Ovakim K. Reisyan |
İstanbul Vize Kasabasının Mahkeme Reisi
(1879)/Sakız Adası İhzari Mahkeme Reisi
(1885)/Rodos Adası İhzari Mahkeme Reisi
(1887) |
|
Artin Dadyan Paşa |
Hariciye Müsteşarı (1880) |
|
Diran Aleksan Bey |
Belçika'da Türk Sefiri (1862) PTT Müfettişi |
|
Yetvart Zohrab Efendi |
Londra Sefiri (1838-1839) |
|
Hırant Düz Bey |
Mesine (İtalya) Sefiri (1900-1907) |
|
Hovsep Misakyan
Efendi |
La Haye'de Elçi (1900-1907) |
|
Sarkis Balyan |
Karadağ'da ve İtalya'da Türk Konsolosu
(1900-) |
|
Azaryan Manuk Efendi |
Hariciye Müsteşarı |
|
Kapriyel Noradunkyan |
Gazi Ahmet Muhtar Paşa Kabinesi'nde Hariciye
Nazırı (1912) |
|
Agop Kazazyan Paşa |
Maliye Nazırı / Hazine-i Hassa Nazırı |
|
Mikael Portukal Paşa |
Maliye Nezareti Müşaviri (1886~Ziraat
Bankası Genel Müdürü/ Hazine-i Hassa Nazırı
(1891) |
|
Sakız Ohannes Paşa |
Hariciye Vekaleti Umumi Katibi (1871)
Hazine-i Hassa Nazırı (1897) |
|
Garabet Artin Davut
Paşa |
Viyana Sefiri (1856-1857)/Lübnan Valisi
(1861)/PTT ve Nafia Nezaretlerinde Nazır
(1868) |
|
Krikor Sinapyan |
Nafia Nazırı |
|
Krikor Ağaton |
PTT Umumi Müdürü (1864) |
|
Jorj Serpos Efendi |
Türkiye Telgraflar Umum Sekreteri (1868) |
|
Osgan Mardikyan |
PTT Nezareti Nazırı (1913) |
|
Tomas Terziyan,
Nişan Guğasyan,
Tavit Çıracıyan |
Mülkiye Hocaları |
|
Krikor Zohrab,
Bedros Hallacıyan |
İstanbul Mebusları |
Kaynak
:
Türk Devleti Hizmetinde Ermeniler (1453-1953).
Rahip Komidos Çarkçıyan. İstanbul. 1953 Temel
Kaynaklar : British Documents on Ottoman
Armenians (4 cilt), 1983, 1989, 1990, Türk Tarih
Kurumu Osmanlı İdaresinde Ermeniler, Nejat
Göyünç, 1983
Tarih Boyunca Türklerin Ermeni Toplumu ile
İlişkileri Sempozyumu. Atatürk Üniversitesi.
1985 Türk Tarihinde Ermeniler (Tebliğler ve
Panel Konuşmaları). 9 Eylül Üniversitesi.1985
Osmanlı Ermenileri. Bilal Şimşir, 1986 Osmanlı
Arşivleri ve Ermeni Sorunu, Türkkaya Ataöv, 1989
III
MECLİS-İ VÜKELANIN TECHİR KARARI
[Düşmanla işbirliği yapma, masum halkı katletme
ve isyan çıkarma gibi zararlı hareketlerde
bulunan Ermenilerin Musul, Zor, Halep ve
Suriye'nin bazı bölgelerine sevkleri için,
Dahiliye Nezâreti'nin 13 Mayıs [1] 331 tarihli
ve 270 numaralı tezkiresi üzerine, Meclis-i
Vükelacaalınan tehcir kararı. 16B. 1331 (30
Mayıs 1915) Sıra numrosu : 163
Meclis-i Vükelâ Müzâkerâtına Mahsûs Zabıtnâme
Hülasâ-i me'âli :
Menâtık- harbiyyeye civâr mahallerde sâkin
Ermenilerden bir kısmının hudûd-ı Osmâniyye'yi
a'dâ-yı devlete karşu muhâfaza ile meşgûl olan
Ordu-yı Hümâyûn'un harekâtını tas'îb ve erzâk ve
mühimmât-ı askeriyye nakliyâtını işkâl ve düşman
ile tevhîd-i âmâl ve ef'âl ve bi'l-hâssa supîf-
âdâya illtihak ve memleket dâhilinde kuvây-ı
askeriyyeye ve ahâlî-i ma` sûmeye müsellahan ta`arruz
ve şuhûr ve kasabât-ı Osmaniyye'ye tasallut ile
katl ve nehb ü gârete ve düşman kuvâ-yı
bahriyyesine erzâk tedârikiyle mevâki'-i
müstahkemeyi irâ'eye cür'etleri bu gibi anâsır-ı
ihtilâliyyenin sâha-i harekâtdan
uzaklaşdırılmasını ve usâta üssü'l-harekât ve
melce' olan köylerin tahliyesini îcâb ederek bu
bâbda ba`zı gûna icrâ'âta başlanıldığı ve mine'l-cümle
Van, Bitlis, Erzurum vilâyâtıyla nefs-i Adana,
nefs-i Sis ve nefs-i Mersin müstesnâ olmak üzere
Adana, Mersin, Kozan, Cebel-i Bereket livâları
ve nefs-i Mar'aş müstesnâ olmak üzere Mar'aş
sancağı ve Haleb vilâyetinin merkez kazâları
müstesna olmak üzere İskenderun, Belen, Cisr-i
şu'ûr ve Antakya kazâları kurâ ve kasabâtında
sâkin Ermenilerin vilâyât-ı cenûbiyyeye sevkine
bi'l-ibtidâr Van vilâyetiyle hem-hudûd olan kısm-ı
şimâlîsi müstesnâ olmak üzere Müsul vilâyetine
ve Zor sancağına ve nefs-i Urfa müstesnâ olmak
üzere Urfa sancağının kısm-ı cenûbiyyesine ve
Haleb vilâyetinin şark ve şark-ı cenûbî kısmına
ve Sûriye vilâyetinin kısm-ı şarkîsinde ta`yîn
ve tahsîs edilen mahallere nakl ve iskânına
mübâşeret ve devâm edilmekde bulunduğu beyânıyla
menfa'at-i esâsiyye-i devlete muvâfık telakkî
edilen bu cereyânın bir usul ve kâ`ide-i
muttarideye rabtı lüzûmuna ve bu bâbda ba`zı
ifâdâta dâ'ir Dâhiliye Nezâreti'nin 13 Mayıs
sene [1]331 târîhli ve 270 numrolu tezkiresi
okundu.
KARARI
Fi'l-hakîka devletin muhâfaza-i mevcûdiyyet ve
emniyyeti uğrunda tevâlî eden icrâ'ât ve
ıslâhât-ı fedâkârîsi üzerine icrâ-i sû-i te'sîre
sebep olan bu kabil harekât-ı mazarranın icrâ'ât-ı
mü'essire ile imhâ ve izâlesi kat`iyyen muktezî
ve nezâret-i müşârün-ileyhâca bu emrde ibtidâr
olunan icrâ'âtdaki isâbet bedîhi olduğundan
tezkire-i mezkûrede dermiyân kılındığı üzere
muharrerü'l-esâmî kurâ ve kasabâtda sâkin
Ermenilerden nakli îcâb edenlerin mahall-i
mürettebe-i iskâniyyelerine müreffehen sevk ve
îsâlleriyle güzergâhlarında te'mîn-i istirâhât
ve muhâfaza-i cân ve mâlları ve muvâsalâtlarında
keyfiyyet-i îğvâlarıyla sîıret-i kat`iyyede
iskânlarına kadar "Muhâcirîn Tahsîsâtı"ndan
i'âşeleri ve ahvâl-i sâbıka-i mâliyye ve
iktisâdiyyeleri nisbetinde kendilerine emlâk ve
arâzî tevzî`i ve içlerinden muhtâc olanlara
taraf-ı hükûmetden mesâkin inşâsı ve zurrâ' ve
muhtâcîn-i erbâb-ı san`ata tohumluk ve âlât ve
edevât tevzî'i ve terk etdikleri memleketde
kalan emvâl ve eşyâlarının veyâhûd kıymetlerinin
kendilerine suver-i münâsibe ile i'âdesi
bulacak sarfiyâtın "Muhâcirîn Tahsîsâtı ve
tahliye edilen köylere muhâcir ve aşâ'îr
iskânıyla emlâk ve arâzînin kıymeti takdîr
edilerek kendilerine tevzî`i ve tahliye edilen
şuhûr ve kasabâtda ka'in olup nakledilen ahâlîye
â'id emvâl-i gayr-i menkîılenin tahrîr ve tesbît-i
cins ve kıymet ve mikdârından sonra muhâcirîne
tevzî`i ve muhâcirînin ihtisâs ve iştigâlleri
hâricinde kalacak zeytunluk, dutluk, bağ ve
portakallıklarla dükkân, hân, fabrika ve depo
gibi akârâtın bi'l-müzâyede bey' veyâhûd îcârı
ile bedelât-ı bâliğâsının kendilerine i`tâ
edilmek üzere ashâbı nâmına emâneten mâl
sandıklarına tevdi i ve mu`âmelât ve icrâ`ât-ı
mesrüdenin îfâsı zımnında vukû' "ndan tesviyesi
zımnında nezâret-i müşârün-ileyhâca tanzîm
edilmiş olan tâ`lîmâtnâmenin bi-temâmihâ
tatbîk-i ahkâmıyla emvâl-i metrûkenin te'mîn-i
muhâfaza ve îdâresi ve mu'âmelât-ı umûmiyye-i
iskâniyyenin tesrî' ve tanzîmî ve tedkîk ve
teftîşi ve bu husûsda ta`lîmâtnâme ahkâmı ve
nezâret-i müşârün- lleyhâdan ahz ve telakkî
edilecek evâmîr dâ'iresinde mukarrerât ittihâz
ve tatbîki ve tâlî komisyonlar teşkîli ile ma`âşlı
memûr istihdâmı vazîfe ve salâhîyyetlerini hâ'iz
olmak ve doğrudan doğruya Dâhiliye Nezâreti'ne
merbût bulunmak ve bir re'îsi ile biri me'mûrîn-i
dâhiliyyeden ve diğeri me'mûrîn- i mâliyyeden
intihâb ve ta`yîn edilecek iki a`zâdan terekküb
etmek üzere komisyonlar teşkîl edilerek
mahallerde mezkûr ta`lîmâtnâmenin vâlîler
tarafından icrâ-yı ahkâmı tensîb edilmiş
olduğunun cevâben nezâret-i müşârün-ileyhâya
teblîği ve devâ'îr-î müte'allikaya ma'lûmât
i'tâsı tezekkür kılındığı,
17Mayıs1331
Meclis-i Vükelâ Mazbatası, 198/163
IV
KRONOLOJİ
|
|
|
|
MÖ 2350 |
: |
Ermeni Tarihçesi, Movses’e Göre Hayk ile
Ermeni Tarihinin Başlaması |
|
|
|
|
|
MÖ 516 |
: |
İran Hükümdarı Dara’nın Ara Nehri Bölgesini
Ele Geçirmesi |
|
|
|
|
|
MÖ351 |
: |
Ermenilerin Yaşadıkları Bölgelerin Makedonya
Kralı İskender Tarafından Ele Geçirilmesi
|
|
|
|
|
|
MÖ 325 |
: |
Büyük İskender Ordularının İran Ordularını
Yenişi |
|
|
|
|
|
MÖ 190 |
: |
Romalıların Makedonya Kralı Antiochos’u
Yenişleri |
|
|
|
|
|
MÖ 150 |
: |
Partlı Arsas’ın (Arşak) Ermenilerin Başına
Geçmesi, Arşaguni Sülalesi’nin Kurulması
|
|
|
|
|
|
MÖ 115 |
: |
Arşak’ın Oğlunun Torunu I. Ardeşes’in
Bağımsızlığını Kazanması |
|
|
|
|
|
MÖ 64 |
: |
Romalıların Arşaguni Sülalesine Son
Vermeleri |
|
|
|
|
|
226 |
: |
Ermenilerin Yaşadıkları Bölgelerin
İranlıların Eline Geçmesi |
|
|
|
|
|
301 |
: |
Ermenilerin Hıristiyan Oluşları |
|
|
|
|
|
325 |
: |
Nic’ce Hıristiyan Dini Toplantısı
|
|
|
|
|
|
430 |
: |
Ermenilerin Mezhep Anlaşmazlıkları |
|
|
|
|
|
433 |
: |
Ermenilerin Yaşadıkları Bölgelerin
Bizanslılara Geçmesi |
|
|
|
|
|
451 |
: |
Chalcedoine (Kadıköy) Dini, Toplantısı
(Dördüncü Sinod) |
|
|
|
|
|
527 |
: |
Ermenilerin Roma ve Bizans Kiliselerinden
Tamamen Ayrılmaları |
|
|
|
|
|
637 |
: |
Arapların Ermenilerin Yaşadıkları Bölgeleri
Ele Geçirmeleri |
|
|
|
|
|
961 |
: |
Ani Ermeni Krallığının Kurulması
|
|
|
|
|
|
1045 |
: |
Bizans’ın Ani Krallığını Ele Geçirmesi
|
|
|
|
|
|
1080 |
: |
Ermenilerin Kilikya Bölgesine Göç Etmeleri
|
|
|
|
|
|
1095 |
: |
Kilikya Ermeni Krallığının Kurulması
|
|
|
|
|
|
1136 |
: |
Bizans’ın Kilikya’yı Ele Geçirmesi
|
|
|
|
|
|
1453 |
: |
İstanbul’un Fethi ve Ermeni Patriği
Yuvakim’in Bursa’dan İstanbul’a Getirilişi
|
|
1829 |
: |
Ruslarla Edirne Antlaşması’nın Yapılması
|
|
|
|
|
|
6
Ocak 1830 |
: |
Ermeni Katolik Cemiyetinin Resmen Tanınması |
|
|
|
|
|
1836 |
: |
Rusya’da Pologenia Kanunu’nun Çıkarılması
|
|
|
|
|
|
3
Kasım 1839 |
: |
Tanzimatı Hayriye’nin İlanı |
|
|
|
|
|
1844 |
: |
Türkiye’deki Ermeni Kiliselerinde Yapılan
Ayinlerde Katagigos’un İsminin Söylenmesi
|
|
|
|
|
|
1846 |
: |
Ermeni Milletdaş Dergisinin Çıkarılışı
|
|
|
|
|
|
1850 |
: |
Ermeni Protestan Cemaatinin Resmen Tanınması
|
|
|
|
|
|
21 Aralık 1853 |
: |
Ermeni Maarif Cemiyetinin Resmen Tanınması
|
|
|
|
|
|
1854 |
: |
Kırım Seferi, Paris Antlaşması |
|
|
|
|
|
18 Şubat 1856 |
: |
Islahat Fermanının İlanı |
|
|
|
|
|
1857 |
: |
Van’da Ermenilerin Bir Matbaa Kurması
|
|
|
|
|
|
29 Mart 1862 |
: |
“Ermeni Milleti Nizamnamesi”nin Hükümetçe
Onaylanması |
|
|
|
|
|
1862 |
: |
Zeytun (Süleymanlı) İsyanı |
|
|
|
|
|
1871 |
: |
Alman-Fransız Savaşı |
|
|
|
|
|
1876 |
: |
II. Abdülhamit’in Padişah Oluşu |
|
|
|
|
|
23 Aralık 1876 |
: |
İlk Anayasa’nın (Kanuni Esasi) İlanı,
Birinci Meşrutiyet |
|
|
|
|
|
1877 |
: |
Türk-Rus Savaşı |
|
|
|
|
|
3
Mart 1878 |
: |
Yeşilköy (Ayastefanos) Antlaşması
|
|
|
|
|
|
13 Temmuz 1878 |
: |
Berlin Konferansı ve Antlaşması |
|
|
|
|
|
1878 |
: |
Zeytun (Süleymanlı) İsyanı |
|
|
|
|
|
1882 |
: |
Erzurum’da “Ermeni Silahlılar” Derneği’nin
Kurulması |
|
|
|
|
|
1886 |
: |
Ermeni Hınçak Komitesi’nin Kurulması
|
|
|
|
|
|
1889 : 1890 |
: |
Musa Bey Olayı |
|
|
|
|
|
1890 |
: |
Ermeni Taşnaksutyun (Taşnaksagan)
Komitesi’nin Kuruluşu |
|
|
|
|
|
20 Haziran 1890 |
: |
Erzurum İsyanı |
|
15 Temmuz 1890 |
: |
Kumkapı Gösterisi |
|
|
|
|
|
1829 : 1893 |
: |
Merzifon, Kayseri, Yozgat Olayları |
|
|
|
|
|
8
Ağustos 1894 |
: |
Birinci Sason İsyanı |
|
|
|
|
|
16 Eylül 1895 |
: |
Zeytun (Süleymanlı) İsyanı |
|
|
|
|
|
18 Eylül 1895 |
: |
Babıali Olayı |
|
|
|
|
|
21 Eylül 1895 |
: |
Trabzon Olayı |
|
|
|
|
|
1895 : 1896 |
: |
Birinci Van İsyanı |
|
|
|
|
|
14 Ağustos 1896 |
: |
Osmanlı Bankası Baskını |
|
|
|
|
|
13 Nisan 1904 |
: |
İkinci Sason İsyanının Bastırılması |
|
|
|
|
|
21 Temmuz 1905 |
: |
II. Abdülhamit’e Suikast |
|
|
|
|
|
23 Temmuz 1908 |
: |
İkinci Meşrutiyet’in İlanı |
|
|
|
|
|
14 Nisan 1909 |
: |
Adana Olayı |
|
|
|
|
|
1911 |
: |
Türkiye-İtalyan Harbi (Libya’da)
|
|
|
|
|
|
1912 |
: |
Balkan Harbi |
|
|
|
|
|
15 Temmuz 1914 |
: |
Doğu Anadolu Vilayetlerine Yabancı İki Genel
Müfettiş Atanması |
|
|
|
|
|
2
Ağustos 1914 |
: |
Osmanlı Hükümeti’nin Seferberlik İlanı
|
|
|
|
|
|
30 Ağustos 1914 |
: |
Zeytun (Süleymanlı) İsyanı |
|
|
|
|
|
11 Kasım 1914 |
: |
Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Harbi’ne
Katılması |
|
|
|
|
|
19 Nisan 1915 |
: |
İkinci Van İsyanı |
|
|
|
|
|
24 Nisan 1915 |
: |
Ermeni Komite Merkezlerinin Kapatılması ve
Üyelerinin Dağıtılması |
|
|
|
|
|
27 Mayıs 1915
(14 Mayıs 1331) |
: |
Güvenlik ve Göç Ettirme Kanunu’nun
Çıkarılması |
|
|
|
|
|
Haziran 1915 |
: |
Şebinkarahisar İsyanı |
|
|
|
|
|
1915 |
: |
Bursa, İzmit, Adapazarı, Adana, Urfa,
Fındıkçık, Musadağı Olayları |
|
|
|
|
|
16 Eylül 1916 |
: |
Picot-Sykes Antlaşması |
|
|
|
|
|
6
Kasım 1917 |
: |
Rus Bolşevik İhtilali’nin Başlaması
|
|
18 Aralık 1917 |
: |
Türk-Rus Erzincan Mütarekesi |
|
|
|
|
|
Ocak 1918 |
: |
Rus Ordusunun Cepheden Çekilişi
|
|
|
|
|
|
12 Şubat 1918 |
: |
Türk Doğu Ordusunun İleri Harekatı |
|
|
|
|
|
13 Şubat 1918 |
: |
Erzincan’ın Kurtuluşu |
|
|
|
|
|
23 Şubat 1918 |
: |
Trabzon Konuşmalarının Başlaması |
|
|
|
|
|
3
Mart 1918 |
: |
Brest-Litovsk Antlaşması |
|
|
|
|
|
12 Mart 1918 |
: |
Erzurum’un Kurtuluşu |
|
|
|
|
|
13 Mart 1918 |
: |
Hasankale’nin Geri Alınması |
|
|
|
|
|
26 Mart 1918 |
: |
Savaştan Evvelki Sınıra Varılması |
|
|
|
|
|
28 Mart 1918 |
: |
Ermenilerin Brest-Litovsk Antlaşması’nı
Kabul Etmeleri |
|
|
|
|
|
1
Nisan 1918 |
: |
Trabzon Konuşmalarının Kesilmesi
|
|
|
|
|
|
5
Nisan 1918 |
: |
Sarıkamış’ın Geri Alınması |
|
|
|
|
|
6
Nisan 1918 |
: |
Van’ın Geri Alınması |
|
|
|
|
|
8
Nisan 1918 |
: |
Kağızman’ın Geri Alınması |
|
|
|
|
|
14 Nisan 1918 |
: |
Batum’un Ele Geçirilmesi |
|
|
|
|
|
15 Nisan 1918 |
: |
Kars’ın Geri Alınması |
|
|
|
|
|
23 Nisan 1918 |
: |
Ermenilerin Mütareke Teklifi |
|
|
|
|
30 Nisan 1918
|
: |
1877 Yılından Evvelki Sınıra Varılması |
|
|
|
|
|
11 Mayıs 1918 |
: |
Batum Konuşmalarının Başlaması |
|
|
|
|
|
15 Mayıs 1918 |
: |
Gümrü’nün Ele Geçirilmesi |
|
|
|
|
|
28 Mayıs 1918 |
: |
Ermenilerin Bağımsızlıklarını İlan Edişleri,
Kara Kilise’nin (Kirovakan) İşgali |
|
|
|
|
|
3
Haziran 1918 |
: |
Batum Antlaşması |
|
|
|
|
|
16 Ağustos 1918 |
: |
İstanbul Toplantısı |
|
|
|
|
|
2
Eylül 1918 |
: |
Tebriz’in Ele Geçirilmesi |
|
|
|
|
|
22 Ekim 1918 |
: |
İran’ın Boşaltılması |
|
30 Ekim 1918 |
: |
Mondros Silah Bırakışması |
|
|
|
|
|
19 Nisan 1919 |
: |
Kars’ın Ermeniler Tarafından İşgali
|
|
|
|
|
|
3
Mayıs 1919 |
: |
General Kazım Karabekir’in 15. Kolordu
Komutanlığı’na Atanarak Erzurum’a Gelişi
|
|
|
|
|
|
17 : 25 Haziran 1919 |
: |
Doğu Vilayetleri Milli Müdafaayı Hukuk
Cemiyeti Erzurum Şubesinin Vilayet
Kongresinin Yapılması |
|
|
|
|
|
23 Temmuz 1919 |
: |
Erzurum Müdafaayı Hukuk Cemiyeti’nin Mustafa
Kemal Başkanlığında Toplanması |
|
|
|
|
|
4
: 12 Eylül 1919 |
: |
Sivas Kongresi |
|
|
|
|
|
15 Ekim 1919 |
: |
Ermeni Patriği’nin Galip Devletlerden Bütün
Türkiye’nin İşgal Edilmesini İstemesi |
|
|
|
|
|
29 Ocak 1920 |
: |
Osmanlı Mebuslar Meclisi’nin Misakı Milliyi
Kabul Etmesi |
|
|
|
|
|
17 Şubat 1920 |
: |
Son Osmanlı Mebuslar Meclisinin Misakı
Milliyi İlanı |
|
|
|
|
|
17 Şubat 1920 |
: |
Çıldır ve Zaruşat’ın Ermeniler Tarafından
İşgali |
|
|
|
|
|
11 Nisan 1920 |
: |
Fransızların Urfa’yı Boşaltmaları |
|
|
|
|
|
23 Nisan 1920 |
: |
Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin
Açılması |
|
|
|
|
|
28 Mayıs 1920 |
: |
Pozantı Zaferi ve Fransız Binbaşısı
Mesnil’in Esir Edilişi |
|
|
|
|
|
30 Mayıs 1920 |
: |
Güney Cephesinde Fransızlarla 20 Günlük Bir
Ateşkes Antlaşması Yapılması |
|
|
|
|
|
15 Haziran 1920 |
: |
Doğu Cephesi Komutanlığı’nın Kurulması ve
Komutanlığına General Kazım Karabekir’in
Atanması |
|
|
|
|
|
10 Ağustos 1920 |
: |
Bolşevik Hükümetiyle Ermeni Taşnak
Hükümetinin Barış Antlaşması İmzalamaları
Sevr Barış Antlaşması |
|
|
|
|
|
28 Eylül 1920 |
: |
Doğu Cephesi Komutanlığı’nın Sarıkamış’a
Taarruzu |
|
|
|
|
|
29 Ekim 1920 |
: |
Fransızların Kilis’i İşgali |
|
|
|
|
|
30 Ekim 1920 |
: |
Kars’ın Kurtarılması |
|
|
|
|
|
2
Aralık 1920 |
: |
Gümrü Antlaşması’nın İmzalanması |
|
|
|
|
|
8
Şubat 1921 |
: |
Gaziantep’in Fransızlar Tarafından İşgali
|
|
|
|
|
|
16 Mart 1921 |
: |
Ruslarla Moskova Antlaşması |
|
13 Ekim 1921 |
: |
Kars Antlaşması |
|
|
|
|
|
20 Ekim 1921 |
: |
Fransızlarla Ankara Antlaşması |
|
|
|
|
|
19 Aralık 1921 |
: |
Fransızların Adana’yı Boşaltması |
|
|
|
|
|
25 Aralık 1921 |
: |
Fransızların Gaziantep’i Boşaltması |
|
|
|
|
4
Ocak 1922
|
: |
Kilikya’nın Tamamen Boşaltılması |
|
|
|
|
|
26 Ağustos 1922 |
: |
Büyük Taarruz |
|
|
|
|
|
24 Temmuz 1923 |
: |
Lozan Barış Antlaşması’nın İmzalanması |
|
|
|
|
|
|
 |