|
DOKUZ SORU VE CEVAPTA ERMENİ SORUNU-DIŞ
POLİTİKA ENSTİTÜSÜ YAYINI
SORU 1- DOGU ANADOLU ERMENILERIN ANA YURDU
MUDUR?
Bu sorunun
yanitini Anadolu tarihinde aramak gerekir.
Ermeni tarihçileri kendi
aralarinda bile Ermenilerin kökenleri
konusunda fikir birligi içinde degildirler.
Bu da anayurdun neresi oldugunu tartismali
kilmaktadir. Bu konuda Ermeni
tarihçilerin çatisan ve çelisen görüslerini
söyle siralayabiliriz:
a)Ermenileri
Nuh Peygambere dayandiran görüs :
Bu düsünceye göre Ermeniler Nuh'un torununun
torunu olan Hayk'tan gelmektedir.
Nuh'un gemisi Agri Dagi'na oturdugundan
Ermenilerin anayurdu Dogu Anadolu'dur.
Üstelik Hayk 400 yil yasamis ve yurdunu
Babil'e kadar genisletmistir.
Efsanelere dayanan ve bilimsellikle hiçbir
ilgisi bulunmayan bu görüsün üzerinde
durulamaz.
Tarihçi Auguste Carriére "Moise de Khoren et
La Généalogie Patriarcale"(Paris,1896)
adli esrinde bu hususu vurgulamakta ve "eski
Ermeni tarihçilerin verdikleri bilgilere
güven menin büyük bir gaflet olacagini,
çünkü verdikleri bilgilerin çogunun uydurma
oldugunu"
kaydetmektedir.
b)Ermenileri Urartulara Dayandiran görüs:
Dogu Anadolu kavimlerinden biri olan
Urartularin M.Ö 3 bin yilina kadar
uzandiklari, M.Ö
7 ve 6. yüzyillarda önce Iskitlerin sonra
Medlerin saldirisina ugrayarak ortadan
kaldirildiklari, yasadiklari bölgenin
Lydialilarla Medler arasinda mücadeleye
sahne oldugu
ve sonunda Medlerin nüfuzuna girdigi
bilinmektedir.
Bu dönemlerde Anadolu'da Ermeni adina hiçbir
sekilde rastlanmadigi gibi, Urartu dili
ile Ermeni dili de birbirlerine
benzememektedir.Urartu dili bir Asya
dilidir,Ural-Altay
dilleri ile benzerlik göstermektedir. Urartu
kültürü ile Ural-Altay kültürü arasinda da
ayni benzerlik vardir. Erzurum yöresindeki
son arkeolojik kazilar bunu açikça ortaya
koymaktadir.
Ermeni dilinin ise Hint-Avrupa dillerinin
Satem grubuna girdigi kabul edilmektedir.
Öyle ise Urartularla Ermeniler arasinda bir
özdeslik bulundugunu ileri sürmeye imkan
yoktur. Bunu dogrulayacak hiçbir somut bulgu
da mevcut degildir.
c)Ermenileri Urartu bölgesini isgal eden bir
Trak-Frik soyuna dayandiran görüs:
Ermeni tarihçileri arasinda en çok
benimsenen bu teoriye göre, Ermeniler Balkan
kökenli
ve Trak-Frik soyundandirlar. Illyrialilarin
baskisiyla doguya göç ettikleri
sanilmaktadir. M.Ö. 521 yilinda Med (Pars)
imparatoru Dara'nin (Darius) Behistun
yazitinda "Ermenileri yendim" demesinin bunu
dogruladigi ileri sürülmektedir. Bu görüs
Nuh ve Urartu teorilerini de kendiliginden
çökertmektedir.
d)Ermenileri Güney Kafkas irki olarak kabul
eden görüs:
Buna göre, Ermenilerin anayurdu Güney
Kafkasya'dir.Kafkas boylarina yakinliklari
ve kültür akrabaliklari bu teoriye gerekçe
olarak gösterilmektedir.Bir baska gerekçe
de, Ermenilerden ilk kez söz eden Dara 'nin
"Ermenileri yendim" derken yer olarak
Kafkasya'yi kastedmesidir.
Ne var ki Ermenilerin diger Kafkas irklari
ile ilgisi yoktur.
e)Ermenileri bir Turan irki olarak kabul
eden görüs:
Bu teori ise Ermenilerin bazi Türk ve Azeri
boylariyla kültür ve gelenek akrabaligina ve
dildeki benzerliklere dayandirilmaktadir.
Görüldügü gibi,Ermenilerin kökeni ve
anayurdu kendi aralarinda bile
tartisilmalidir.
Böylesine çelisik görüsler karsisinda,
Ermenilerin Dogu Anadolu'da 3-4 bin yildir
mevcut olduklari herhalde söylenemeyecektir.
Ermeni çevrelerinin bu iddialarinin altinda
Dogu Anadolu'daki Ermeni varligini mümkün
oldugu kadar eskilere uzatmak, Dogu
Anadolu'ya bir anayurt olarak sahip
çikabilmek ve üstelik bunu eski bir kültür
olarak sunmak hevesi yatmaktadir.Böylece
Türklerin Ermenilerin binlerce yillik
topraklarini isgal ettikleri de ileri
sürülmek istenmektedir.
Bu iddia gereksizdir. Tarih itibariyla
Ermenilerin Dogu Anadolu'nun otokton ahalisi
olmayip disaridan buralara yerlestikleri ve
bu bölgedeki varliklarinin ancak M.Ö. 521
yilina kadar gidebildigi anlasilmaktadir.Halbuki
Anadolu'nun en az 15 bin yildir meskun
oldugu bilinmektedir.15 bin yildir meskun
olan Anadolu ise yerlesik ya da göçebe çok
çesitli kavimlere ve uygarliklara yurt
olmustur. Bölgeye baska yerlerden ve
nispeten yeni gelmis kavimlerden biri olan
Ermenilerin Dogu Anadolu'ya tek baslarina ve
yurt olarak sahip çikmalari söz konusu
olamaz.
SORU 2- TÜRKLER, SELÇUKLULAR VE OSMANLILAR
ILE BASLAYARAK, ERMENI TOPRAKLARINI
ERMENILERDEN ZORLA MI ALMIS VE ISGAL
ETMISLERDIR?
Ermenilerin bir zamanlar toplu oturduklari,
bu günkü Rusya Ermenistan'i ile ona mücavir
Türkiye sinirlari içinde kalan bölge,
tarihin kaydettigi dönemlerde M.Ö.521'den
344'e kadar bir Pers vilayeti, 334'den 215'e
kadar Makedonya Imparatorlugu'nun bir
parçasi, 215'den 190'a kadar Selefkitlere
tâbi bir vilâyet, 190'dan M.S.220'lere kadar
Roma Imparatorlugu ile Partlar arasinda sik
sik el degistiren bir mücadele alani,
220'lerden V. yüzyil basina kadar bir Sasani
vilâyeti, V. yüzyildan VII. yüzyila kadar
bir Bizans vilâyeti, VII. yüzyildan
baslayarak bu kez Arap egemenliginde bir
toprak parçasi, X. yüzyilda yeniden Bizans
vilâyeti olmus ve XI. yüzyildan baslayarak
bölgeye Türkler gelmislerdir.
Bu denli çesitli egemenlikler altinda
yasayan Ermeniler, tarih boyunca, o
dönemlerin olagan siyasi ve toplumsal düzeni
olan derebeylik, yani belirli bölgelerde
belirli ailelerin nüfuz sahibi olmalari
sistemi disinda, hiç bir zaman bagimsiz,
birlesik ve sürekli bir devlete sahip
olamamislardir.
Ermeni tarihçilerin Ermeni Kralliklari
olarak nitelendirdikleri Ermeni Beylikleri
aslinda her zaman bir "suzerain"e bagli "vassal"lar
olarak yasamislar, yabanci devletler
arasinda tampon bölgeler olusturmuslardir.
Ermeni Beylikleri ya da Prensliklerinin bir
çogu da bölgeye hakim olan yabanci
devletlerce kurdurulmus, Ermenileri kendi
saflarina çekmek ya da bir diger güce karsi
kullanmak isteyen hakim devletler
kendilerine yakin bulduklari Ermeni
ailelerini bu beylik ya da prensliklerin
basina getirmislerdir. Örnegin, Bagrat
ailesinden Asot'u ve Ardruzuni ailesinden
Haçik Gaik'i Arap halifeleri prens
yapmislardir. Prens ya da Bey ünvani verilen
Ermeni ailelerinden bazilarinin da Ermeni
degil, Pers soylu olduklarini belirtmek
gerekir.
Bu husus Ermeni tarihçi Kevork Aslan'in su
sözleriyle de dogrulanmaktadir: "Ermeniler
derebeylikler halinde yasamislardir.
Birbirlerine vatan hisleriyle bagli
degildirler. Aralarinda siyasi baglar
yoktur. Yalnizca yasadiklari derebeyliklere
baglidirlar. Vatanseverlikleri de bu nedenle
bölgeseldir. Birbirleriyle baglarini siyasi
iliskiler degil, gelenekleri, dilleri ve
dinleri olusturur."
Tarihleri boyunca çesitli büyük imparatorluk
ve devletlerin nüfuzu altinda yasayan ve
bunlar arasinda mücadele alani olan Ermeni
Beyliklerinin bir takim ek avantajlar
saglamak amaci ile bu güçler arasinda sik
sik taraf degistirmeleri, Ermeni halkinin
büyük acilara maruz kalmasina yol açmistir.
Romali tarihçi Tacitus, "Annalium Liber"
adli eserinde, "Ermenilerin Roma ve Pers
Imparatorluklari karsisinda tutum
degistirerek kâh Romalilarla, kâh Perslerle
birlikte hareket ettiklerini" yazmakta ve bu
nedenle Ermeni halkini "acayip bir halk"
olarak nitelemektedir.
Gerek bu davranislari, gerek büyük
imparatorluklara tâbi olarak yasamalari
Ermenilerin sik sik tehcire ugramalarina ya
da kendiliklerinden göç etmelerine neden
olmustur.
Perslerden kaçip Iç Anadolu'da Kayseri
yöresine yerlesmisler, Sasanilerce Iran
içlerine, Araplarca Suriye ve Arabistan'a,
Bizanslilarca Iç Anadolu, Istanbul, Trakya,
Makedonya, Bulgaristan, Romanya, Macaristan,
Transilvanya ve Kirim'a, Haçli seferleri
sirasinda Kibris, Girit ve Italya'ya, Mogol
istilasinda Kazan ve Astrahan'a, Ruslarca
Kirim ve Kafkasya'dan Rusya içlerine tehcir
edilmislerdir. Ermenilerin Sicilya'dan
Hindistan'a, Kirim'dan Arabistan'a kadar
uzanan çesitli bölgelere dagilmalari bu
tehcirlerin sonucudur. Bu da göstermektedir
ki, 1915'te Osmanlilarca tehcir edilmeleri
ugradiklari ilk tehcir olmadigi gibi, Ermeni
Diasporasi denilen olgu da 1915 tehcirinin
sonucu olarak ortaya çikmamistir. Özellikle
Sivas yörelerine getirilisleri Selçuklularin
Anadolu'ya gelislerinden pek kisa bir süre
önce olmustur.
Hristiyanligi kabul etmelerinden sonra 451
yilinda Bizans kilisesinden ayrilmalari
Türklerin Anadolu'yu iskânlarina kadar süren
bir Bizans-Ermeni çatismasina ve esasen
Bizans'a tâbi olan Ermeni beyliklerinin yok
edilmesine yol açmistir. Bizans'in
Ermenileri çesitli yerlere sürmesi ve diger
yabanci güçlere karsi piyon olarak
kullanmasi da buradan kaynaklanmaktadir.
Bizans'in bu zulmü Ermeni tarihçilerince
bütün ayrintilariyla dile getirilmistir.
Selçuklu Türkleri iste böyle bir ortamda XI.
yüzyilin ikinci yarisinda Anadolu'ya toplu
sekilde gelmeye baslamislardir.
Selçuklularin ele geçirmeye basladiklari
Anadolu topraklarinda bir baska devlete tabi
durumda dahi bir Ermeni Prensligi
bulunmamaktadir ve Selçuklularin
karsisindaki güç Bizans'tir.
Selçuklu Hakani Alpaslan eski Ermeni
Prensligi Ani'nin topraklarini 1064'de ele
geçirmistir ama, bu Prensligin varligina
esasen 1045'de, yani Türklerin gelisinden 19
yil önce Bizans tarafindan son verilmistir.Dolayisiyla,
Selçuklularin ilerledigi topraklar, üzerinde
diger kavimlerin yani sira Ermenilerin de
yasadiklari Bizans topraklaridir. Bu nedenle
Selçuklularin bir Ermeni devleti ya da
prensligini isgal ve istila ettikleri
yolunda ileri sürülebilecek herhangi bir
iddianin tarih karsisinda dogrulanmasina
maddeten imkan yoktur.
Üstelik, tarih bunun tersini kanitlamakta ve
Ermenilerin Bizans'in yüzyillardir süren
zulmüne son verilmesi amaciyla Selçuklularin
Anadolu topraklarini ele
geçirmelerine yardimci olduklarini
göstermektedir.
Ermeni tarihçi Asoghik'in "Ermeniler
Bizans'a olan düsmanliklari nedeniyle
Türklerin Anadolu'ya gelmesine sevinmisler,
hatta Türklere yardim etmislerdir."
yolundaki sözleri bu olguyu belgelemektedir.
Urfa'nin Türklerce fethinin de kentteki
Ermenilerce bir bayram havasi içinde
kutlandigi yine Ermeni tarihçi Urfali Mateos
tarafindan kaydedilmisdir.
Burada, Anadolu Selçuklu Devleti ile çagdas
olan Bir Ermeni Prensliginden de söz etmek
gerekmektedir. Bu Prenslik, Kilikya Ermeni
Prensligidir. Kilikya'daki Ermeni varligi
ise Bizans'in Ermenilere uyguladigi tehcir
politikasi sonucu olarak ortaya çikmistir.
Dogu Anadolu'da ki son Ermeni
Prensliklerinin Bizans tarafindan yikilmasi
üzerine Kilikya'ya yeni bir Ermeni göçü daha
olmus ve bu son göç 1080 yilinda Kilikya
Ermeni Prensliginin kurulmasina vesile
teskil etmistir. Haçli Seferleri sirasinda
Haçlilara yaptigi yardimlar ve Bizans'in
giderek zayiflamasi nedeniyle varligini
sürdürebilen, ancak yine de önce Bizans'a,
daha sonra Haçlilara ve Mogollara ve nihayet
katoliklere bagimli durumda bulunan bu
Prenslik Türklerle iyi iliskiler içinde
olmus ve sonunda Kibris'ta yerlesmis Katolik
Lusignan ailesinin egemenligine girmistir.
Bu durum Gregoryen Ermenileri memnun
etmeyecek ve bu memnuniyetsizlik prensligin
1375 yilinda Memlûklarin eline geçmesinde
önemli bir rol oynayacaktir.
Kilikya'ya bu son Ermeni göçünün burada
Eçmiyazin'den ayri bir Ermeni kilisesinin
kurulmasina da yol açtigini ve bu ayriligin
bugün de sürdügünü belirtmekte yarar vardir.
Osmanlilar döneminde ise durum çok daha
açiktir. Dogu Anadolu, Fatih Sultan Mehmet
ve Yavuz Sultan Selim dönemlerinde
Akkoyunlular ile Safavilerden, Güney Anadolu
ise Yavuz Sultan Selim döneminde Misir
Memluklularindan alinmistir.
Gerçek bu olduguna göre, Osmanlilarin bir
Ermeni Devleti ya da Prenslik ve Beyligine
ait topraklari isgal ve istila ettikleri
yolundaki iddia da tarih önünde yenik
düsmektedir.
Soru 3. TÜRKLER TARIH BOYUNCA ERMENILERE
BASKI VE ZULÜM MÜ YAPMISTIR?
Ermeni propogandasi, "soykirim" iddiasini
tarihi bir zemine oturtabilmek amaciyla,
Türklerin tarih boyunca, her zaman
gayrimüslimlere ve Ermenilere kötü muamele
ettigini söyleyegelmistir. Zira, bu iddia
olmadikça, "600 yildir Ermenilerle birlikte
yasayan Türklerin, durup dururken , nasil
olup da bir günde Ermenileri topluca imha
etmeye karar verdikleri" sorusunu
yanitlayamayacaklari kanisindadirlar.
Ermenileri bu iddiaya sarilmaya yönelten bir
baska etken de meseleyi tahrif ederek bir "hiristiyan
- müslüman mücadelesine" dönüstürmek ve
böylece hiristiyanlik dünyasinin destegini
pesinen kazanabilmek arzusudur.
Ermenilerin, ugradiklari Bizans zulmü
nedeniyle, Türklerin Anadolu'ya girmelerini
bir bayram havasi içinde karsiladiklarini
kendi tarihçileri yazarlar. Nitekim,
Selçuklular, Bizans'in ezmeye ve yok etmeye
çalistigi Ermeni kilisesini himaye etmeye
baslamis, Ermeni kilisesi, manastirlari ve
ruhban sinifina Bizans tarafindan konulan
agir vergileri kaldirarak bunlari vergiden
muaf tutmus, Ermeni toplumunu ibadet, egitim
ve iç islerinde serbest birakmis, iç
islerine müdahale etmemis ve Ermenileri
müslüman olmaya hiçbir zaman
zorlamamislardir. Ermeni ruhani lideri
Selçuklularin bu tutumu karsisinda Sultan
Meliksahi ziyaret ederek, sükranlarini
bildirmistir. Özetle Ermeniler bu dönemde
gerek toplum olarak varliklarini, gerek din
ve kiliselerini Türkler sayesinde
koruyabilmislerdir.
Bu olgu, bizzat Ermeni tarihçilerince de
iftiharla dile getirilmistir. Ermeni tarihçi
Urfali Mateos 129 sayili kroniginde Selçuk
Sultani Meliksah'tan söyle söz etmektedir:
" Meliksah'in kalbi, hiristiyanlara karsi
sefkat ve iyilikle doluydu. Isa'nin
evlatlarina çok iyi davrandi. Ermeni halkina
refah, baris ve mutluluk getirdi."
Mateos, Sultan Kiliçaslan'in ölümünden sonra
ise söyle yazmistir: " Kiliçaslan'in ölümü
hiristiyanlari yasa bogmustur. Zira bu
Sultan, yüksek karakterli ve hayirsever bir
insandi."
Selçuklu Türkleri'nin Ermenilere ne kadar
iyi davrandiklari Tasirk ailesi gibi bazi
Ermeni beylerinin kendiliklerinden
müslümanligi kabul etmelerinden ve Türklerle
birlikte Bizans'a karsi çarpismalarindan da
bellidir.
Türklerin gayrimüslimlere karsi iyi
muamelede bulunmalari, ifadesini Islam-Türk
felsefesinde bulmaktadir. Bu felsefeyi su
sekilde özetlemek mümkündür:
Türkler, müslüman olmayan kavimlerin
yasadiklari topraklari kendi ülkelerine
kattiklarinda, bu bölgeler halklari ile "zimma"
adi verilen bir anlasma yapmaktadirlar.
Müslüman olmayan halkin hak ve hukuku bu
anlasma ile güvence altina alinmakta ve bu
halka "zimmi" denmektedir. Böylece diger
dinlerden olan insanlara o zamana kadar
tanik olunmamis bir hos görü ile
davranilmaktadir. Bu dönemin Yunus Emre ve
mevlana Celalettin Rumi gibi büyük
düsünürlerinin "72 millete bir göz ile
bakan" ve "ne olursan ol yine gel" diyen
insanlik ve hosgörüye dayanan felsefeleride
bu çerçevede degerlendirilmelidir.
Hiristiyanlar arasinda mezhep kavgalari ve
özellikle Bizansin Ermeniilere yaptigi zulüm
göz önünde tutuldugunda bunun nedenli
insanca bir yaklasim oldugu ortadadir.
Osmanli Devleti'nin kurulusu, gelismesi ve
özellikle Istanbul'un fethi sonucu Bizans'in
yikilmasi Ermeniler için tarihlerinin hiçbir
döneminde yasamadiklari yeni bir çag açilmis,
üzerlerindeki dinsel, siyasal, ekonomik,
toplumsal ve kültürel her türlü baski
kalkmis ve baris, güven, huzur ve refah
dönemi baslamistir.
Bilindigi gibi Osmanli Devleti Türk kökenli,
islami yapiya sahip ve çkuluslu bir
devlettir. Bu çok uluslu yapi içinde Türkler
kadar, diger uluslarada yer vardir. Nitekim,
ilk Osmanli padisahi Osman Bey ermenilerin
Bizans'in zulmünden korunmalari için
Anadolu'da ayri bir toplum olarak
örgütlenmelerine izin vermis ve Bati
Anadolu'daki ilk Ermeni dini merkezi
kütahya'da kurulmustur. Bursa'nin alinarak
baskent yapilmasi üzerine bu dini merkez
Kütahya'dan Bursa'ya tasinmis ve Fatih
Sultan Mehmet'in Istanbul'u fethinden sonra
Bursa'daki Ermeni dini lideri Ovakim 1461'de
Istanbul'a getirilmis ve Fatih'in fermani
ile Istanbul'da bir Ermeni patrikhanesi
kurulmustur. Bunu izleyerek Iran, Kafkasya,
Dogu ve Orta Anadolu, Balkanlar ve Kirim'dan
Istanbul'a Ermeni göçleri baslamis ve
Osmanli Imparatorlugu Ermeniler için bir
çekim merkezi haline gelmistir.Görüldügü
gibi,Ermeni toplumu ve kilisesi Osmanli
devletinin gelismesine paralael olarak
gelismektedir.
Osmanli Imparatorlugu Gregoryen Ermenileri
''millet'' adi altinda örgütlenmis ve kendi
dini liderlerinin yönetimine birakmistir.Fatih
Sultan Mehmet Ermeni Patrikhanesini kuran
fermaninda ,Patrigin imparatorlukta yasayan
bütün Ermenilerin hem ruhani,hem cismani
lideri oldugunu hükme baglamistir.
Ermeniler müslümanlara verilen her türlü
haktan yararlandiklari gibi,bazi
ayricaliklara da sahip olmuslar.Örnegin
askere alinmamislardir.Askere alinmamalari
ise Ermeni ailelerinin sürekliligini ve
dolayisiyla refaha kavusmalarini saglamistir.
Müslümanlarla gayrimüslimler arasindaki tek
fark ifadesini bazi vergilerde bulmustur.Gayrimüslimlerden
haraç ve cizye vergileri alinmis,buna
karsilik müslümanlarin tabi olduklari zekat
ve ösür vergilerinden muaf tutulmuslardir.Haraç
ve cizye vergilerinin Ermeni toplumuna nasil
dagitilacaginin tesbiti de dini liderlere
birakilmistir.
Ermenilere,din,kültür,egitim ve hayir
islerini yürütebilmeleri için gerekli mali
olanaklara kavusabilmeleri bakimindan vakif
kurma imkani da taninmis,kendi mali
güçlerinin yetismemesi halinde Osmanli
yönetimi yardimda bulunmus,Patrikhanenin
açiklarini kapatmis.Ermeni kurumlarina mali
destek saglamistir.Bu vakif sistemi bugün de
muhafaza edilmektedir.
Burada su noktaya da isaret etmek istiyoruz
: Ortodoks Rumlar Ermenilerden önce
örgütlendiklerinden,Ortodoks Rumlar disinda
kalan tüm diger hristiyan unsurlar Ermeni
sayilmistir.Bu unsurlar arasinda
Anadolu'daki Pavlakiler (Paulicien) ve
Yakubiler ve Balkanlardaki Bogomiller gibi
Ermenilikle hiç bir iliskileri bulunmayan
hristiyanlarda yer almistir.Bu olgunun
özellikle Osmanli Imparatorlugundaki Ermeni
nüfusuna iliskin tartismalarda gözönünde
tutulmasi gerekmektedir.
Ermeni toplumu kendisine taninan hak ve
ayricaliklari basariyla kullanarak hizla
gelismis ve refaha kavusmus,ayrica Türk-Osmanli
kültür,yasam tarzi ve yönetim biçimini de
benimseyerek kisa zamanda Osmanlilarin
güvenine layik olmus ve ''millet-i sadika''ünvanina
hak kazanmistir.Osmanli Ermenileri bu ünvan
sayesinde is hayatinda oldugu gibi,kamu
hizmetlerinde de önemli yerlere gelmislerdir.Osmanli
tarihi Ermenilerden 29 Pasa,22 Bakan,33
milletvekili,7 büyükelçi,11 baskonsolos ve
konsolos,11 üniversite
ögretim üyesi ve 41 yüksek rütbeli memur
kaydetmektedir.Ermeni Bakanlar arasinda
Disisleri,Maliye,Ticaret ve Posta Bakanlari
gibi son derece önemli ve kilit mevkilerde
bulunanlar olmustur.
Ermeniler Osmanli-Türk sanat,kültür ve
müzigine önemli katkilar yapmislar,ünlü
sanatçilar yetistirmislerdir.Bu sanatçilar
bugün de türkiye Ermenileri ve Türkler için
övünç kaynagi olarak anilmaktadir.
Burada,dünyadaki ilk Ermeni matbaasinin da
XVI. yüzyilda Istanbul'da kuruldugunu
belirtmek yerinde olur.
Böylece,Ermeniler,Türkler basta olmak üzere,Imparatorlugun
tüm unsurlariyla XIX. yüzyil sonlarina kadar
baris ve güven içinde yasamislar,Osmanli
yönetimiyle ilgili hiç bir sikayet ya da
sorunlari olmamistir.
Bununla birlikte,zaman zaman kendi
aralarinda iç çekismelere düsmüslerdir.Istanbul'un
fethinden önce ve hemen sonra Anadolu ve
Kirim'dan Istanbul'a gelen ve ''Yerli''
denilen Ermeniler ile Iran ve Kafkasya'dan
gelen ve ''Dogulu'' ya da ''Tasrali''
denilen Ermeniler Patrik seçimi nedeniyle
mücadeleye girismisler,birbirlerini
Osmanlilara sikayet etmisler ve yönetimin
kendi lehlerine müdahelesini saglamaya
çalismislardir.Osmanlilar ise Ermeni
gruplari ve iç sorunlari karsisinda israrla
tarafsiz kalmislardir.Bu mücadeleyi ''Dogulu''larin
kazanmasi üzerine Patriklige ruhani
sinifindan olmayan kisiler de getirilmeye
baslanmis,mevki ve ünvan çatismasi zaman
zaman kanli kavgalara dönüsmüstür.Osmanlilar
bu asamada duruma müdahele etmisler ve
Ermenilerin birbirlerini kirmasini
önlemislerdir.
Mezhep kavgalari Ermenileri birbirlerine
düsüren bir diger etken olmustur.Özellikle
yabanci müdahaleler sonucu Ermeniler
arasinda katoliklik ve protestanligin
yayilmasi Gregoryen Ermenilerde büyük bir
infial uyandirmis ve Gregoryen Ermeniler
Osmanli yönetimine basvurarak bu durumun
önlenmesini istemislerdir.Osmanli Yönetimi
Ermenilerin iç sorunu saydigi bu gelismeye
müdahele etmeyince yine kanli kavgalar
görülmüs ve protestanligi kabul eden
ermeniler Çuhaciyan ve Tahtaciyan adli
Patrikler tarafindan afaroz edilmislerdir.Daha
sonra katolikler arasinda da Vatikan'a bagli
olup olmamak konusunda çatismalar çikmis,Papa
Vatikan'a bagli olmayan Ermenileri afaroz
etmis,Osmanli yönetimi duruma müdahele
ederek 1888'de bu iki katolik grubu
baristirmistir.
Osmanlilarin gayrimüslimlere gösterdigi bu
engin hosgörü Imparatorlugu,çöküs yillarina
kadar,dini zulümden kaçan bütün insanlar
için her zaman siginilabilecek bir ülke
haline getirmistir.Bir mezhepteki
hristiyanlarin zulmüne ugrayan diger
mezhepteki hristiyanlar ile katoliklerin
agir iskencelerine maruz kalan museviler
kurtulusu Osmanlilara siginmakta
bulmuslardir.Bunun en belirgin örnegi,gerek
XV. yüzyil sonlarinda Ispanya'nin
katoliklerce yeniden isgalini müteakip,gerek
daha sonraki yüzyillarda Fransa,Orta Avrupa
ve Rusya'daki hristiyan baskisindan kaçan
musevilerin Osmanli Imparatorluguna göç
etmeleridir.
Gerçekler böyle olduguna göre,Türklerin
gayrimüslimlere ve Ermenilere kötü muamele
ettikleri,baski yaptiklari ve ezdikleri gibi
iddialar ileri sürmek için herhalde mantik,vicdan,sagduyu,hakkaniyat
ve tarih bilgisinden yoksun bulunmak ya da
önyargili olmak gerekir.Çünkü baska bir izah
tarzi yoktur.
Tarihin bu iddiayi yalanladigi çok sayida
yabanci tarihçi ya da yazarin eserlerinde de
ortaya konulmustur.
Asoghik ve Mateos'dan Voltaire,Lamartine,Claude
Farrere,Pierre loti,Nogueres,Ilone Caetani,Philip
Marshall Brown,Michelet,Sir Charles Wilson,Politis,Arnold,Bronsart,Roux,Grousset,Edgar
Granville,Garmier,Toynbee,Lewis,Price,Bombaci
ve Shaw'a kadar uzanan ve bazilarina hiç de
türk dostu damgasi vurulamiyacak pek çok
tarihçi ve yazar Türklerin bu konudaki
hakkini teslim etmislerdir.
Bunlardan bir kismina atiflarda bulunarak ve
neler söylediklerini görerek bu bahsi
kapatmak istiyoruz.Voltaire : '' Büyük Türk
Çesitli dinlerden 20 milleti baris içinde
yönetmektedir.Türkler hristiyanlara savasta
ilimli,zaferde yumusak olmayi ögretmislerdir
''.
Philip Marshall Brown : ''Türkler
kazandiklari büyük zafere ragmen
fethettikleri yerlerin halkina ,kendilerini
kendi yasa ve gelenekleri uyarinca yönetme
hakkini cömertçe bahsetmislerdir ''.
Venizelos Hükümetinin Disisleri bakani
Politis : '' Türkiye'deki Rumlarin çikarlari
Türklerden baska hiç bir güç tarafindan bu
kadar iyi korunamazdi ''.
J.W.Arnold : '' Türk ordularinin
fethettikleri yerlerde din ve kültüre
müdahele etmedigi tarihin inkar edemiyecegi
bir gerçektir ''.
Alman Generali Bronsart : ''
Türkler,kendilerine dokunulmadigi takdirde,baska
dinlerden olanlara karsi dünyanin en
hosgörülü insanlardir ''.
Son olarak su örnegi verelim : Napolyon
Bonapart,Akka yenilgisi üzerine Osmanli
Imparatorlugundaki katolik Ermenileri
yönetime karsi ayaklandirmayi ve bir tür
intikam almayi düsünür.Bunun mümkün olup
olmayacagini Istanbul'daki Büyükelçisi
Sebastiano'dan sorar.Büyükelçinin yaniti çok
açik ve kesindir : '' Ermeniler
hayatlarindan o kadar memnundurlar ki buna
imkan yoktur ''.
Soru 4. TÜRKLER ERMENILERI 1890'LARDAN
ITIBAREN KATLETMEYE MI GIRISMISLERDIR?
XIX. yüzyilin ikinci yarisinda bir Ermeni
sorunundan söz edilmeye baslandigini
görmekteyiz. Ermeni sorunu için bir
baslangiç noktasi aramak gerekirse bunu 1856
Islahat Fermani yada 1877-1878 Osmanli-Rus
savasi ve bunu izleyen Ayastefanos anlasmasi
ve Berlin Konferansi'nda bulmak mümkündür.
Konunun daha iyi anlasilmasi için , biraz
daha gerilere, 1820'lere kadar gitmek belki
de daha yararli olacaktir.
Çarlik Rusyasi bu dönemde dünya güç
dengesinde giderek daha önemli bir devlet
olarak ortaya çikmaktadir. Bu emperyalist
güç komsu oldugu Osmanli devleti
topraklarini bir tür dogal gelisme alani
olarak kabul etmekte olup, Osmanlilarin
sirtindan güneye ve güneybatiya yayilmak
pesindedir. Nitekim, Yunanistan'in
Osmanlilardan ayrilarak bagimsiz olmasi
büyük ölçüde Rusya'nin bu politikasi
sonucudur. Bu politikanin basta gelen
unsurlarindan biri de, Rusya'ya göre,
Osmanli Hristiyanlarinin hamisi olmaktir. Bu
ise Ruslari Ortodoks Rumlarin yani sira
Gregoryen Ermenilerle de ilgilenmeye
sevketmektedir.
Rusya Bati'da Balkanlara nufuz etmeye
çalisirken, Dogu'da da Kafkasya'ya
inmektedir. Bu gelisme Kafkasya'daki
Ecmiyazin Ermeni kilisesini Rus tesiri
altina sokmaya baslamistir. Ecmiyazin ise
Gregoryen Ermenilerinin büyük çogunlugunun
bagli olduklari dinsel merkezdir.
Eçmiyazin kilisesi kisa sürede Rus nufuzuna
girmis, hatta Katolikos Nerses Aratarakes 60
bin kisilik bir Ermeni kuvvetinin basinda
1827-1828 Rus-iran savasina Ruslar safinda
katilmistir.
Ruslarin Osmanli Ermenilerine, sizmaya
çalismasi da Ecmiyazin kilisesi araciligiyla
olmus ve 1844'den itibaren Istanbul Ermeni
patrikhanesindeki ayinlerde Ecmiyazin
Katolikosu'nun adi anilmaya baslanmistir.
Osmanli Hristiyanlarinin hamisi olmaya
niyetlenen yalnizca Rusya degildir.
Ingiltere ve Fransa da Osmanli Ermenilerini
protestanlik ve katoliklige kazandirmak
amacindadirlar. Bunda basarili olmalari
üzerine 1830'da Istanbul da Ermeni katolik
kilisesi, 1847'de de protestan kilisesi
kurulmustur. Ancak ne bu gelismeler olup
biterken, ne de 1856'da Islahat Fermani ilan
edilirken bir Ermeni soykirimi söz konusu
degildir.
Toplumsal düzenin bati modelinde yeniden
örgütlenmesi anlamina gelen Islahat Fermani
müslümanlarla gayrimüslimleri ayni statüye
getiriyor ve gayrimüslimlere taninmis
bulunan ayricalik ve ruhani muafiyetlere de
bu nedenle son veriyordu. Bu ferman üzerine
Ermeni patrikhanesince hazirlanan Ermeni
Milleti Nizamnamesi Osmanli hükümetine
sunulmus ve 29 Mart 1962'de onaylanarak
yürürlüge girmistir. Nizamname ile Ermeni
toplumunun içislerini görüsmek üzere 140
üyeli bir meclis kurulmus, bunun 20
üyesininn Istanbul kilisesi mensuplarindan,
80 üyesinin Istanbuldaki kilise cemaatinden
ve 40 üyesinin de tasradan seçilmesi
öngörülmüstü.
Islahat fermani Rusya'nin yani sira,
Ingiltere ve Fransa'yi da Ermenilerle daha
çok ilgilenmeye sevketmis, bu ise Rusya'yi
Ermenilerle ilgisini yogunlastirmaya
yöneltmistir.
Bu ilginin altinda bu devletlerin Ermenilere
duyduklari sempati degil, kendi emperyalist
çikarlari yatmaktadir.
Bunun neden böyle oldugunu görmek için
dünyada o dönemde mevcut güç iliskilerine ve
nüfuz mücadelesine bakmak lazimdir.
Bu nüfuz ve çikar mücadelesinin önemli
alanlarindan biri de Osmanli Devletidir.
Izlenen yeni politikanin temel taslarindan
biri ise Osmanli devletindeki Hiristiyan
unsurlari ve özellikle Ermenileri
Osmanlilara karsi kullanmak olmus ve
Ermenilere, gerçeklesmiyecegi kendilerince
de bilinmesine ragmen, Dogu Anadolu'da
hayali bir Ermenistan vaad edilmistir.
Ermeni sorunu'nun 1877-78 Osmanli-Rus savasi
ve Osmanlilarinin bu savasi kaybetmeleri
sonucu meydana gelen gelismeler üzerine
çikmasi bunun belirgin kanitidir.
Savas sona ererken Istanbul Ermeni Patrigi
Nerses Varjabedyan Ecmiyazin Katolikoslugu
araciligiyla Rus Çari'ndan Rusya'nin Dogu
Anadolu'da isgal ettigi topraklari
Osmanlilara geri vermemesini istemis,
bununla da yetinmeyerek savas sonunda
Ayastefanos'daki Rus karargahina gidip
Grandük Nikola ile görüsmüs ve Dogu
Anadolunun'nun Ruslar tarafindan ilhakinin,
bu olmazsa bölgeye Bulgaris
tan'a oldugu gibi özerklik verilmesini bu da
mümkün degilse bölgede Ermeniler lehine
islahat yapilmasini ve bu islahat
tamamlanana kadar Rus ordusunun geri
çekilmemesini talep etmistir. Patrigin bu
talebi Ruslarca kabul edilmis ve Ayastefanos
Anlasmasina 16.madde olarak girmistir.
Unutulmamalidir ki Patrik Varjabedyan bir
Osmanli vatandasidir ve devletine karsi bir
yabanci devletten bu taleplerde
bulunabilmektedir.
Dogu Anadolu'daki Rus isgali Rusya'ya
Osmanli Ermenileri üzerindeki etkisini
arttirma olanagi saglamis ve Rus ordusundaki
Ermeni subaylar Osmanli Ermenilerini devlet
aleyhine kiskirtmaya çalismis ve Ermenilere
"...Balkanlar'daki Hiristiyanlar gibi
Osmanlilardan ayrilarak kendi muhtar
devletlerini kurabileceklerini" telkin
etmislerdir.
Ruslarin niyetini sezen Ingiltere
Ayastefanos anlasmasina karsi çikmistir.
Zira, Dogu Anadolu'da Rusya himayesinde
kurulacak bir Ermenistan Ingiltere'nin Basra
Körfezi ve Hindistan yolunun güvenligini
tehlikeye düsürecektir. Bunun üzerine
Ingiltere, Osmanlilardan Kibris'i kopararak
bunun karsiliginda Ayastefanos Anlasmasi'nin
degistirilmesini saglamis ve Berlin
Konferansi'nda Rusya'nin Kars, Ardahan ve
Batum disinda isgal ettigi topraklardan
hemen geri çekilmesi ve Ermeni Islahati'nin
bunun ardindan yapilmasi kararlastirilmis,
üstelik islahatin 5 büyük devletin
denetiminde uygulanmasi öngörülmüstür. Bu
tarihten itibaren Ingiltere "Ermeni
Islihati"ni kendi meselesi olarak
görecektir.
Berlin Konferansina Istanbul Ermeni
Patrikhanesinden de bir heyet katilmis ve
isteklerini kabul ettiremeyen bu heyet
Istanbul'a mücadele ve ayaklanmaya
girisilmedikçe hiçbir sey elde edilemeyecegi
yargisiyla dönmüstür.
Ayastefanos Anlasmasi ile eline geçirdigi
büyük firsati Berlin Konferansi ile
kaybeden, ayrica Bati'da Yunanistan ve
Bulgaristani'i Ingiliz nufuzuna terketmek
zorunda kalan Rusya Dogu Anadolu'yu dogrudan
ilhak etmeyi amaçlayan bir politika izlemeye
baslamis, bu politikasinda yine Ermenileri
kullanmayi denemistir.
Ingiltere ve Rusya'nin Ermeniler üzerindeki
mücadelesi, Türk düsmanligiyla ünlü yazar
Rene Pinon'un su sözleriyle açikca
görülmektedir : "Rus ve Ingiliz nufuzu
Ermenilerin sirtindan çarpismislardir.
Ermenistan Ingiltere'nin elinde Rus
yayilmaciligina karisi ileri bir karakol
olmustur."
1880'de Ingiltere'de Gladstone Hükümetinin
iktidara gelmesi bu mücadeleyi daha da
yogunlastirmistir. Ingiltere artik Rusya'ya
karsi Osmanli devletinin toprak bütünlügünü
korumak politikasini terketmis ve Osmanli
Imparatorlugu'nu parçalayip kendisine dost
küçük devletler kurmayi ve bunlari Rusya'ya
karsi tampon olarak kullanmayi öngören bir
politikayi benimsemislerdir. Ingiltere'ye
göre bu tampon devletçiklerden bir de
Ermenistan olacaktir.
Bu yeni politikanin ilk sonuçlari Ingiliz
basininda Dogu Anadolu'dan Ermenistan diye
söz edilmesi; Dogu Anadolu'nun en ücra
köselerinde bile Ingiliz Konsolosluklar
açilmasi, bölgedeki protestan misyonelerin
sayisinin hizla artmasi ve Londra'da bir
Ingiliz-Ermeni Komitesinin kurulmasiyla
görülmüstür.
Rusya ve Ingiltere'nin Ermenileri kendi
emellerine nasil alet ettikleri çok sayida
Ermeni ve yabanci kaynak tarafindan da
belgelenmistir.
Ermeni Patrigi Horen Asikyan "Ermeni Tarihi
" adli eserinde sunlari yazmistir: "Türkiyenin
çesitli yerlerine dagilmis çok sayida
protestan misyoner Ingiltere lehine
propaganda yapmakta, Ermenilerin Ingiltere
sayesinde muhtariyete kavusacaklarini ileri
sürmektedirler. Kurduklari okullar gizli
tasarilarin yuvasidir".
Ermeni din adami Hrant Vartabed'e göre de "
Osmanli ülkesinde protestan topluluklar
kurulmasi ve bunlarin Ingiltere ve ABD
tarafindan himaye edilmesi uygarlik
iddiasindaki Batili güçlerin en kutsal
duyugu olan din duygusunu bile sömürmekten
kaçinmadiklarini göstermektedir. Vartabed,
Eçmiyazin Katolikos'u V.Kevork'u da Çarlik
Rusyasina alet olmak ve Anadolu Ermenilerine
ihanet etmekle suçlamistir.
Bir baska teshis Istanbul'daki Fransiz
Büyükelçisi Paul Cambon'a aittir. Canbon
1894'de Paris'e gönderdigi bir raporda söyle
demektedir: "Gladstone gayrimemnun
Ermenileri örgütlemis, disiplin altina almis,
onlara destek vaadinde bulunmustur. Bundan
sonra propaganda komitesi ilhamini aldigi
Londra'ya yerlesmistir.
Jean Paul Garmier sunlari söylemektedir: "
Millet-i Sadika diye adlandirilan Ermeniler,
Ruslar ve protestan misyonerlerce tahrik
edilmis ve Berlin Konferansi'na sanki zulüm
görmüs bir halkmis gibi basvurmuslardir. "
Edgar Granville, "Rus tahrikinden önce
Osmanli ülkesinde hiçbir Ermeni hareketi
olmadigini, Çar himayesinde bir Ermenistan
gibi hayaller yüzünden masum insanlarin aci
çektiklerini " kaydetmis ve asil büyük
canilerin Çarlar olduklarini, Ermeni
hareketlerinden Dogu Anadolu'nun Rusya'ya
ilhakinin amaçladigini vurgulamistir.
Ermeni yazar Kaprielian "Ermeni Krizi ve
Yeniden Dogus" adli kitabinda 'ihtilal vaad
ve telkinlerini Ruslara borçlu olduklarini'
iftiharla belirtmistir.
Tasnak yayin organi Hairenik 28 Haziran 1918
tarihli sayisinda su itirafta bulunmaktadir
: 'Türkiye'deki Ermeniler arasinda ihtilalci
ruhun uyanmasi Rus kiskirtmalari
sonucudur.Rusya.........sinir halklarinda
her türlü merkezkaç egilimi tesvik etmistir'.
Bu gerçekler karsisinda,Ermeni sorununun
ardinda emperyalizmin Osmanli
Imparatorlugu'nu parçalama ve paylasma
politikalarinin yattigini söylemek güç
olmayacaktir.
Bu politika çercevesinde 1880'den itibaren
Dogu Anadolu'da bazi Ermeni komiteleri
kurulmaya baslamis, Van'da 'Kara Haç' ve 'Armenakan',
Erzurum'da 'Vatan Koruyuculari' adli
komiteler teskil edilmistir. Bu komiteler
yerel düzeyde kalmis ve Osmanli yönetiminden
bir sikayeti olmayan ve refah ve baris
içinde yasamaya devam eden Ermeni halkinin
büyük çogunlugunun bu faaliyete ragbet
etmemesi nedeniyle etkili olamamis ve
zamanla varliklari da sona ermistir.
Osmanli Ermenilerini içeride kurulan
komiteler yoluyla devlete karsi harekete
geçirmek mümkün olamayinca, bu kez bir baska
yol denenmis ve Rus Ermenilerine Osmanli
topraklari disinda komiteler kurdurtulmustur.
Böylece 1887'de Cenevre'de Hinçak, 1890'da
Tiflis'de Tasnak komiteleri ortaya çikmistir.
Bu komitelere hedef olarak Anadolu
topraklari ve amaç olarak Osmanli
Ermenilerini 'kurtarmak' gösterilmistir.
Ermeni propagandasinin bugünkü öncülerinden
Louise Nalbandian, 'Armenian Revolutionary
Movement' (California University Press,1963)
adli kitabinda Hinçak Komitesi için söyle
demektedir :
'Ermeni halkinin duygularini harekete
geçirmek için tahrik ve teröre ihtiyaç vardi.
Halk, düsmanlarina karsi kiskirtilacak ve
ayni düsmanin misilleme faaliyetinden
yararlanilacakti. Terör, halki korumak ve
Hinçak programina güven duymasini saglamak
için bir yöntem olarak kullanilacakti. Parti
(komite), Osmanli Hükümetini terorize etmeyi
amaçlamisti. Bu suretle rejimin prestiji
azaltilacak ve tam anlamiyla dagilmasi için
çaba harcanacakti.Terorist taktiklerin tek
odak noktasi hükümet olmayacakti. Hinçaklar,
o sirada hükümet hesabina çalisan en
tehlikeli Ermeni ve Türkleri öldürmek
istiyor ve bütün casus ve muhbirleri yok
etmeye çalisiyorlardi. Parti (komite), bütün
bu terorist faaliyetlerde bulunabilmek üzere
kendisine özgü bir kurulus meydana
getirecekti'.
K.S. Papazian ise, 'Patriotism Perverted'
(Boston Baikar Press,1934) adli kitabinda
Tasnak Komitesi hakkinda sunlari yazmaktadir
:
'Komitenin programi isyan yoluyla Türkiye
Ermenistani'na siyasi ve ekonomik özgürlük
saglamakti....Komitenin 1892 yilinda yapilan
Genel Kurulunda kararlastirilan programin
8.metodu Hükümet yöneticilerini ve hainleri
terorize etmek, 11.metodu ise Hükümet
kuruluslarini tahrip etmek ve yagmalamakti.'
Tasnak kurucularindan ve ideologlarindan
Dr.Jean Lorismelikoff, 'La Revolution Russe
et les Nouvelles Republiques
Transcaucasiennes'(Paris,1920)adli kitabinda,'Komitenin
çikarlarinin Ermeni toplumunun çikarlarindan
önde geldigini ve amaçlarin gerçeklesmesi
ugruna zengin Ermenilerden terör yoluyla
para toplandigini'kabul etmektedir.Yine
Tasnak ideologlarindan Varandian 'History of
the Dashnakzoutune' (Paris,1932) adli
kitabinda ayni itiraflarda bulunmaktadir.
Ermeni yazarlarin da açikça kaydettikleri
gibi amaç Anadolu'da isyanlar çikarmak,
yöntem ise terördür. Ermeni komiteleri bu
programlarini uygulamaya koymak için zaman
kaybetmemisler ve çesitli ayaklanma
girisimlerinde bulunmuslardir.
Ayaklanma tesebbüsleri önce Hinçaklardan
gelmis, daha sonra Tasnaklar da bu yolu
izlemislerdir. Bütün ayaklanma
girisimlerinin ortak özelligi bunlarin
Osmanli ülkesine disaridan gelen
komitecilerce planlanmis ve
gerçeklestirilmis olmasidir.
Ilk isyan 1890'daki Erzurum isyanidir. Bunu
yine ayni yil meydana gelen Kumkapi
gösterisi,1892-93'de Kayseri,Yozgat, Çorum
ve Merzifon olaylari, 1894'de Sasun isyani,
1895'de Babiali gösterisi ve Zeytun isyani,
1896'da Van isyani ve Osmanli Bankasinin
isgali, 1903'de 2.Sasun isyani, 1905'de
Padisah Abdulhamid'e suikast tesebbüsü,
1909'da Adana isyani takip etmistir.
Bütün bu isyanlar ve olaylar Ermeni
komitelerince 'Ermenilerin Türklerce
katledilmesi' olarak tanitilmis ve Bati
ülkelerine, hiristiyan kamuoylarina bu
sekilde yansitilarak büyük bir gürültü
koparilmistir. Bu amaçla hiç bir yalandan
kaçinilmamis,olaylar tahrif edilmistir.
Anadolu'nun en ücra köselerine kadar
dagilmis hiristiyan misyonerler ile büyük
devletlerin Konsolosluklari ve Istanbul'daki
Büyükelçilikler bu propagandanin bati
kamuoylarina iletilmesinde ve
benimsetilmesinde büyük bir rol
oynamislardir. Buna bati basininin bu
yoldaki yayinlari da eklenince, hiristiyan
kamuoylari Ermenilerin gerçeklerle hiç bir
ilgisi bulunmayan mesajlarini benimsemeye
baslamislardir. Esasen, kendi devletlerinin
politikalari da bu mesajlarin benimsenmesini
gerektirmekteydi. Üstelik, Bati'ya göre bu 'hristiyanlarla
müslümanlar arasindaki bir çatismaydi ve
vahsi müslümanlar masum hristiyanlari
katletmekteydi'. Öyle ise,yapilacak is
müslümanlara karsi hiristiyan Ermenileri
desteklemek ve himaye etmekti. Gerçekten de
böyle yapilmistir.
Ancak meselenin aslinin hiç de böyle
olmadigi ve Ermeni komitelerinin bu
propagandasinin altinda büyük devletleri
Osmanlilara silahli müdahaleye zorlamak
amacinin yattigi belgelerle sabittir.
Istanbul'daki Ermeni Patrigi daha 1876'da
Ingiliz Büyükelçisi Elliot'a "eger
Avrupa'nin bu ise müdalesi ve dikkatinin
çekilmesi için ihtilal ve isyan çikarmak
lazimsa, bunu yapmanin hiçte zor birsey
olmadigini" söylemistir.
Istanbul'daki Ingiliz Büyükelçisi Currie 28
Mart 1894'te Ingiliz Disislerine su raporu
göndermistir: "Ermeni ihtilalcilerin hedefi
karisikliklar çikararak Osmanlilarin
karsilik vermesini temin etmek ve böylece
yabanci ülkelerin duruma müdahele etmesini
saglamaktir".
Erzurum'daki Ingiliz Konsolosu Graves 28
Ocak 1895'de Istanbul'daki Ingiliz
Büyükelçiligine yolladigi mesajda,
"Komitelerin amaçlarinin genel bir
memnuniyetsizlik yaratarak Türk Hükümeti ve
halkinin kendilerine karsilik vermesini
saglamak ve yabanci güçlerin dikkatini
Ermeni halkinin hayali acilarina,
dolayisiyla durumu düzeltme geregine çekmek'
oldugunu bildirmistir.
Yine Graves, NewYork Herald muhabiri Sdney
Whitman'in "eger bu memlekete hiçbir Ermeni
komitecisi gelmemis olsaydi ve Ermenileri
isyana kiskirtmasaydilar, bu çarpismalar
olur muydu?" seklindeki sorusuna su yaniti
vermistir: " Tabii ki hayir. Sanmam ki o
takdirde bir tek Ermeni öldürülmüs olsun."
Van'daki Ingiliz Muavin Konsolosu Williams 4
Mart 1896 tarihli yazisinda "Tasnak ve
Hinçaklarin kendi vatandaslarini terorize
ettiklerini, asirilik ve çilginliklariyla
müslüman halki kiskirttiklarini, reformlarin
uygulanmasi için girisilen tüm çabalari
felce ugrattiklarini ve bütün Anadolu'da
olup bitenlerden Ermeni komitelerinin
cinayetlerinin sorumlu oldugunu"
belirtmistir.
Adana'daki Ingiliz Baskonsolosu Doughty Wily
1909'daki bir raporunda "Ermenilerin yabanci
müdahaleyi saglamaya çalistiklarini"
yazmistir.
Bitlis ve Van'da Rus Baskonsoloslugu yapan
General Mayewski 1912 tarihli bir raporunda
sunlari kaydetmistir: " 1895 ve 1896
yillarinda Ermeni komiteleri Ermenilerle
yerel halk arasinda öyle bir kusku yaydilar
ki, bu bölgelerde herhangi bir reformun
yürütülmesi imkansiz hale gelmisti. Ermeni
din adamlar hemen hemen hiçbir dini egitim
gayreti içinde degillerdi. Buna karsilik,
milliyetçilik fikirlerini yaymak için çok
çalistilar. Bu tür düsünceler esrarengiz
manastirlarin duvarlari içinde gelisti ve
dini görevlerin yerini hiristiyanlarin
müslümanlara olan düsmanligi aldi. 1895 ve
1896 yillarinda Asya Türkiyesi'nin pek çok
villayetinde çikan ayaklanmalarin sebebi ne
Ermeni köylülerin büyük sefaleti, ne de
maruz bulunduklari baski idi.Zira bu
köylüler komsularindan çok daha zengin ve
müreffehtiler. Ermenilerin ayaklanmasi su üç
sebepten ileri geliyordu.
--Bunlarin siyasi konularda bilinen
tekamülleri,
--Ermeni kamuoyunda milliyetçilik, kurtulus
ve bagimsizlik fikirlerinin gelismesi,
--Bu fikirlerin Bati hükümetlerince
desteklenmesi ve Ermeni din adamlarinin
telkin ve çabalariyla yayilmasi.
Mayewski, Aralik 1912 tarihli bir baska
raporunda, "Tasnak komitesinin Ermnenilerle
müslümanlari birbirine düsürerek durumu
karistirmaya ve Rus müdahalesine zemin
hazirlamaya çalistigini" vurgulamistir.
Nihayet,Tasnak ideologu Varandian "
Avrupa'nin müdahalesini saglamak
istediklerini"itiraf etmis, Papazian da "isyancilarin
amacinin Avrupa devletlerinin Osmanli
Devletinin içislerine karismalarini saglamak
oldugunu" yazmistir.
Ermeni komiteleri her isyani, bu isyandan
hemen sonra Avrupalilarin müdahalede
bulunacaklari propagandasiyla çikarmislardir.
Bu propagandaya komitecilerden bazilari da
inanmis, Osmanli Bankasinin isgali olayinda
saatlerce Ingiliz donanmasinin gelisini
gözleyen komiteci Armen Aknomi kaderine
küserek intihar etmistir.
Gerek Ermeni yazar ve komitecilerin, gerek
Ermenileri destekleyen Ingiliz ve Rus
diplomatlarin ifadelerinden de açikça
görüldügü üzere, Ermeni ayaklanmasinin
nedeni ne sefalet, ne islahat, ne de baskiya
tabi tutulduklari iddiasidir. Ayaklanmanin
nedeni Batililar ile Rusya'nin Ermeni
komiteleri ve kilisesi ile isbirligi halinde
Osmanli Imparatorlugunu parçalamak
istemeleridir.
Osmanlilar ise bu isyanlar karsisinda, her
devletin yapacagini yapmislar ve isyanlari
bastirmak için asilerin üzerine kuvvet
göndermislerdir. Isyanlar, Ermeni halkinin
çogunlugunun komitelerin faaliyetini
benimsememesi nedeniyle kisa sürede
bastirilabilmistir. Ancak,yukarida da
deginildigi gibi, her isyanin bastirilmasi
yeni bir "katliam" olarak sunulmustur.
SORU 5. TÜRKLER ERMENILERI 1915'DE PLANLI VE
SISTEMLI BIR SOYKIRIMA TÂBİ TUTMUSLAR MIDIR?
I. Dünya Savasinin ve Osmanli Devletinin 1
Kasim 1914'de Itilaf Devletlerine karsi
Almanlarin yaninda savasa girmesi
Ermenilerce büyük bir firsat olarak
görülmüstür.Louise Nalbandian'in, "Armenian
Revolutionary Movement" adli kitabinda
belirttigi gibi "Ermeni komiteleri için
ivedi hedeflerini gerçeklestirecek topyekün
ayaklanmayi baslatmanin en uygun zamani
Osmanlilarin savas halinde oldugu zamandi".
Komitelerin I. Dünya Savasinda faaliyete
geçmesinden kuskulanan Osmanli Hükümeti,savas
öncesinde,1914 Agustosunda Erzurumda Tasnak
yöneticileriyle bir toplanti yapmistir.Tasnaklar
bu toplantida Osmanlilarin savasa girmesi
halinde sadik vatandaslar olarak Osmanli
ordulari safinda görevlerini yerine
getirecekleri vaadinde bulunmuslardir.Bu
vaadlerini tutmamislardir,zira bu
toplantidan önce Haziran ayinda yine
Erzurumda düzenlenen Tasnak Kongresinde
Osmanli Devletine karsi mücadelenin
sürdürülmesi kararlastirilmistir.
Rusya Ermenileri de Rus ordusuyla birlikte
Osmanli Devletine saldirma hazirliklarina
baslamislar,Eçmiyazin Katolikosu ile Kafkas
Genel Valisi Vranzof-Daskof arasinda "Rusya'nin
Osmanlilara Ermeniler için yapilacak
islahati uygulattirmasi karsiliginda,Rusya
Ermenilerinin kayitsiz sartsiz Rusya'yi
desteklemeleri" yolunda mutabakata varilmis,Katolikos
daha sonra Tiflis'de Çar tarafindan kabul
edilmis ve Çar'a "Anadoludaki Ermenilerin
kurtulusunun ancak Türk egemenliginden
ayrilarak özerk bir Ermenistan teskil
etmeleri ve bu Ermenistan'in Rusya'nin
himayesiyle mümkün olabilecegini"
bildirmistir.Rusya'nin niyeti ise Ermenileri
kullanarak Dogu Anadolu'yu ilhak etmektir.
Rusya'nin Osmanlilara savas ilan etmesi
üzerine Tasnak komitesi,yayin organi
Horizon'da su bildiriyi yayinlamistir:
"Ermeniler en küçgk bir tereddüt göstermeden
Itilaf Devletlerinin yaninda yer almislar,bütün
güçlerini Rusya'nin emrine vermisler,ayrica
gönüllü alaylari teskil etmislerdir."
Tasnak komitesi örgütünede su talimati
vermistir: "Ruslar siniri geçtiklerinde ve
Osmanli ordulari geri çekilmeye
basladiklarinda her yerde isyanlar
çikarilmali,Osmanli ordulari bu suretle iki
ates arasina alinmalidir.Osmanli ordularinin
ilerlemesi halinde ise ermeni askerler
silahlariyla birlikte kitalarini terkedecek
ve çeteler teskil edip Ruslarla
birlesiceklerdir."
Hinçak Komiteside örgütüne gönderdigi
talimatta "komitenin bütün gücüyle
mücadeleye katilarak itilaf devletllerinin
ve özellikle Rusyanin müttefiki sifatiyla
Ermenistan, Kilikya, Kafkasya ve
Azerbaycan'da zaferi temin için her türlü
vasita ile itilaf devletlerine yardim
edecegini" bildirmistir.
Osmanli meclisinde Van mebuslugu yapan
Papazyan ise bir bildiri yayinlayarak "Kafkasyada
gönüllü ermeni alaylarinin hazir
bulundurulmasini,bunlarin Rus ordularinin
öncüleri olarak Ermenilerin yasadiklari
bölgelerdeki kilit noktalari ele
geçirmelerini ve Anadolu topraklarinda
ilerleyecek Ermeni alaylari ilehemen
birlesilmesini" istemistir.
Bütün bu emirler fazlasiyla yerine
getirilmis,Rus kuvvetlerinin Osmanlu ve Rus
ermenilerinden kurulmus gönüllü alaylari
öncülügünde dogudan Osmanli topraklarina
girmesiyle birlikte Osmanli ordularindaki
ermeniler(burada II.mesrutiyet döneminde
çikarilan bir yasa ile ermenilerin askere
alinmalarinin kabul edildigini hatirlatalim)
silahlariyla firar ederek Rus kuvvetlerine
katilmislar yada çeteler kurmuslar,yillardir
ermeni ve misyoner okul ve kiliselerinde
saklanan silahlar ortaya çikarilmis,askerlik
subeleri basilarak yeni silahlar
saglanmistir.Silahlanan bu çeteler
komitelerin "kurtulmak istiyorsan,önce
komsunu öldür" talimati üzerine erkekler
cephelerde oldugu için savunmasiz kalan Türk
sehir,kasaba ve köylerine saldirarak
katliama girismisler,Osmanli kuvvetlerini
arkadan vurmusler,Osmanli birliklerinin
harekatini engellemisler,ikmal yollarini
kesmisler,yarali konvoylarini pusuya
düsürmüslerköprü ve yollari imha etmisler,sehirlerde
ayaklanarak Rus isgalini
kolaylastirmislardir.
Rus kuvvetleri saflarindaki Ermeni gönüllü
alaylarinin yaptiklari zulüm o kadar agir
olmusturki,Rus komutanligi bazi Ermeni
birliklerini cepheden uzaklastirarak geri
hatlara sevketmek zorunlulugunu hissetmistir.O
dönemde Rus ordusunda görev yapan bazi
subaylarin hatirati bu zulme bütün
açikligiyla taniklik etmektedir.
Ermeni katliami yanlizca Türkleri hedef
almamis,Trabzon dolaylarindaki Rumalr ve
Hakkari dolaylarindaki musevilerde Ermeni
çetelerince katledilmislerdir.Ermeni
komitelrinin amaci bu topraklar üzerinde
yasayan Ermeniler disindaki bütün unsurlari
yok etmek ya da göçe zorlamak ve böylece
kurulmasi hayal edilen Ermenilerin
çogunlukta olmalarini saglamaktir.
Rus kuvvetleriyle birlikte siniri ilk geçen
Ermeni birliklerinin basinda Armen Garo
lakabiyla taninan eski Osmanli mebusu
KarekinPastirmaciyan bulunmaktadir.Yine eski
mebuslardan Murad lakabiyla bilinen
Hamparsum Boyaciyan Ermeni çetelerinin
basinda cephe gerisinde Türk kasaba ve
köylerine saldirmakta ve "Ermeni milleti
için tehlike teskil ettiklerinde Türk
çocuklarinin dahi öldürülmesini"
emretmektedir.Bir diger eski mebus papazyan
çeteleriyle Van,Bitlis ve Mus dolaylarini
kasip kavurmaktadir.
Rus kuvvetlerinin 1915 Mart ayinda bu kez
Van yönünde harekata geçmeleriüzerine 11
Nisan'da Vanda genis çapta bir ermeni isyani
baslamis,bu isyan sonucu Van Ruslarin eline
düsmüstür.Rus Çari II.Nikola Van'daki ermeni
komitesine 21 Nisan 1915'de bir telgraf
göndererek,"Rusyaya yaptigi hizmetler
nedeniyle tesekkür etmistir".ABD'de
yayinlanan ermeni gazetesi Goçnak 24 Mayis
1915 tarihli sayisinda "Van'da yalnizca 1500
Türk'ün kaldigini" iftiharla bildirmistir.
Tasnak temsilcisinin 1915 Subatinda
Tiflis'de toplanan Ermeni milli kongresinde
yaptigi konusmada "Rusyanin Osmanli
ermenilerini silahlandirmak,hazirlamak ve
isyanlar çikarmalarini saglamak için
savastan önce 242.900 ruble verdigini"
söylemesi,Rus-Ermeni ittifaki ve Ermeni
komitelerinin savas öncesinde nasil bir
hazirlik içinde olduklarini bütün
açikligiyla göstericek niteliktedir.
Ermeniler bu ayaklanmalari ve faaliyeti,Osmanlilarin
tehcir karari üzerine girisilen bir mesru
müdafaa olarak takdim etmek
aliskanligindadirlar.Oysa ortada henüz
alinmis bir tehcir karari yoktur ve isyanlar
tehcirin degil,tehcir isyanlarin sonucudur.
Bütün bunlar olup biterken Ingiliz ve
Fransiz donanmalari Çanakkale bogazini
zorlamakta,Osmanli ordulari Galiçya'dan Dogu
Anadolu ve Irak'a kadar çesitli cephelerde
düsman kuvvetleriyle çarpismaktadirlar.
Osmanli hükümeti bu durum karsisinda,önce,Ermeni
Patrigi,mebuslari ve öndegelenlerini
çagirarak Ermenilerin müslümanlari
katletmeye devam etmeleri halinde gerekli
önlemleri alacagini bildirmekle yetinmis,bu
sonuç vermeyince 24 Nisan 1915'te Ermeni
komitelerini kapatmis ve yöneticilerinden
235 kisiyi devlet aleyhine faaliyette
bulunmak suçundan tutuklamistir.
Disaridaki Ermeni toplumlarinin her yil
"katliam" yildönümü diye andiklari 24 Nisan
iste bu 235 kisinin tutuklandigi tarihtir.
Osmanli Hükümeti maruz kaldigi bu büyük iç
ve dis tehlikeler nedeniyle,benzer
tehlikelerle karsilasan tüm ülkelerin
almakta tereddüt göstermiyecegi bir önleme
basvurarak ,savas bölgeleri yakinlarindaki
Ermenileri daha güneydeki Osmanli
topraklarina,Suriye'ye tehcir etmistir.Muvakkat
Kanunun tarihi 27 Mayis 1915'tir.
Ermeni tarihçi Leo'nun da belirttigi gibi,Osmanli
Hükümeti "Rus kiskirtmalarina kapilarak ve
Rus silahlarina güvenerek karisiklik ve
isyanlar çikaran Ermeni komiteleri
karsisinda kendi varligini korumak hakkini
kullanmistir"
Üstelik tehcir bir cezai islem degil,güvenlik
nedenleriyle belirli bir grubun belirli bir
yerde ikamete mecbur edilmesidir.Bir savas
halinde düsman ile isbirligi yaptigi sabit
olmus ve,üstelik, bu isbirligini bir iftihar
neticesi olarak gören topluluklarin,zararli
faaliyetlerinin önlenmesi bakimindan belirli
bölgelerde mecburi ikamete tabi tutulmalari
ittiraz edilecek bir hususta olmasa
gerektir.Bu tedbir II.dünya savasinda bile
bütün devletlerce uygulanmistir.
Kaldiki Osmanli Hükümeti Ermenilerin tehcir
sirasinda zarar görmelerini önlemek için
somut bir gayrette göstermistir.Bu amaçla
yayinlanan emirler bunun belirgin kanitidir:
*Bahsi geçen kasaba ve köylerde yerlesik ve
nakli gereken ermenilerin yeni yerlesme
bölgelerine hareket ettirilmeleri ve
yolculuklari sirasinca rahatlari saglanmali,canlari
ve mallari korunmalidir;varislarindan yeni
yurtlarina yerlesmelerine kadar iaseleri
mülteci tahsisatlarindan karsilanmalidir;bunlara
daha önceki maddi durumlari ve halihazir
ihtiyaçlarina göre mal ve toprak
dagitilmalidir_ihtiyaç sahipleri için
hükümet evler yapmali,çiftçi ve ihtiyaç
sahibi zanaatkarlara tohum,alet,teçhizat
temin etmelidir.(1915 Mayis tarihli bakanlar
kurulu talimati,basbakanlik arsivi,istanbul
meclis-I bukela mazbatalari,cilt 198,karar
no:1331/163)
*Bu emirn tamamiyla ermeni isyanci
komitelrin genislemesine karsi bir önlem
olmasi nedeniyle müslüman ve ermeni
gruplarinin karsilikli katliama
girismelerine yol açacak sekilde yerine
getirilmesinden kaçinilmalidir.(Ingiliz
disisleri arsivleri,Public Record
Office,Londra,371/4241/170751)
*Yeniden yerlestirilen ermeni gruplarina
refakar etmek üzere özel görevliler temini
için düzenlemeler yapilacak,bunlarin yiyecek
ve diger ihtiyaçlari saglanacak bu amaçla
gerekecek harcamalar göçmenlere ayrilan
hükümet tahsisatindan karsilanacaktir.(Ingiliz
disisleri arsivleri 371/9158/E 5523)
*Göçmenlerin yolculuklari sirasinda varis
yerlerine kadar gerekli iaseleri
saglanmalidir….Yoksul göçmenlere
yerlesebilmeleri için kredi
verilmelidir.Yolculuk halindeki kisiler için
kurulan kamplar muntazaman
denetlenmelidir.bu kisilerin refahi
için,gerekli önlemler alinmali ayrica asayis
ve güvenlikleri saglanmalidir.yoksul
göçmenlere yeterli yiyecek verilmeli ve
saglik durumlari hergün doktor tarafindan
denetlenmelidir…Hasta,kadin ve çocuklar
trenle digerleri ise dayanikliklarina göre
katirla,araba içinde veya yaya olarak
gönderilmelidir.Her konvoya bir müfreze
muhafiz refakat etmeli,her konvoyun yiyecek
malzemeleri varis yerine kadar korunmalidir.Kamplarda
veya yolculuk sirasinda göçmenlere karsi bir
saldiri vuku bulursa,bu saldirilar derhal
püskürtülmelidir.(Ingiliz disisleri
arsivleri 371/9158/5523)
Ermenilerin dogu anadoludaki carpismalar ve
tehcir sirasinda kayiplar verdikleri
dogrudur,esasen bunu kimse inkar
etmemektedir.Bir dünya savasi,bir ayaklanma
ve isyan ve bunun sonucu bir tehcir
sözkonusudur.Savastan kaynaklanan genel
asayissizlik ortami ve sahsi kin ve intikam
duygulari tehcir edilen kafilelerin bir
takim saldirilara ugramalarina sebep
olmustur.Hükümet bu durumu elinden
geldigince önlemeye çalismis ve sorumlu
gördügü kimseleride cezalandirmistir.
Öte yandan,savas günlerinin güç kosullarini,araç,yakit,gida,ilaç
ve diger imkanlarin yetersizligini,agir
iklim sartlarini ve tifüs gibi salgin
hastaliklarin yol açtigi tahribatida göz
önünde tutumak gerekir.90bin kisilik bir
Osmanli kolordusunun Dogu cephesinde soguk
ve hastaliktan kirildigi unutulmamalidir.Cephelere
uzak bölgelerde,hatta baskent Istanbul'da
bile feci sikintilar çekilmistir.Bu kosullar
ve sikintilaryalniz Ermeniler için degil,bütün
Osmanlilar için esit sekilde geçerlidir ve
ugranilan acilar herkes için ortak acilar
olmustur.
Ermeni propaganda ve terör odaklarinin bugün
"XX. Yüzyilin ilk soykirimi" diye ilan
ettikleri olayin asli iste bundan ibarettir.
Soru 6. TALAT PASA'NIN SOYKIRIMI EMREDEN
GIZLI TELGRAFI VAR MIDIR?
"Soykirim"
iddiasini bir Osmanli politikasina baglamaya
heveslenen Ermeni propagandasi, bir de bu
yönde alinmis bir karar oldugunu kanitlamak
zorundadir. Bunun için de bir formül
bulunmus ve Talat Pasa'ya atfedilen ve
General Allenby komutasindaki kuvvetlerce
Halep'de ele geçirildigi ileri sürülen bir
takim telgraf örnekleri ortaya çikarilmistir.
Bu telgraflarin Naim Bey adli bir Osmanli
memurunda bulundugu ve Ingiliz isgalinin
öngörülenden daha kisa sürede gerçeklesmesi
nedeniyle Osmanlilarca imha edilemedigi
iddia olunmaktadir.
Aram Andonian adli bir Ermeni yazar bu
telgraflarin örneklerini 1920'de Paris'de
yayinlamis, ayrica Talat Pasa'yi Berlin'de
katleden Tehlirian'i yargilayan mahkemeye de
vermistir. Mahkeme bunlardan 5'ini gerçek
olarak kabul etmis ve bu iddia, böylece,
görünüste, hukuki bir statü de kazanmistir.
Oysa, diger Ermeni iddialari gibi, bu
iddianin da gerçekle bir ilgisi yoktur.
Zira,
a) Bu telgraflar 1922'de Ingiltere'de Daily
Telegraph gazetesinde yayinlanmistir.
Ingiliz Disisleri Bakanligi bunun üzerine
durumu isgal komutanligindan sorusturmus ve
sonunda bu belgelerin Allenby kuvvetlerince
bulunmadigi, Paris'deki bir Ermeni grubunca
icat edildigi anlasilmistir.
b) Telgraflarin kaleme alinis sekli ve
yazildiklari kagitlar Osmanli belgeleri
olmadiklarini açikça göstermektedir.
c) Ingilizler ve Fransizlar Istanbul'un
isgalinden sonra Ermenilere karsi girisilen
"katliamin"sorumlularini cezalandirmak
amaciyla tutuklamalara girismisler, Osmanli
Hürriyet ve Itilaf Hükümeti, Ittihat ve
Terakki Partisi ve yöneticilerine olan
düsmanligi nedeniyle isgal kuvvetlerine bu
hususta elinden gelen her türlü yardimi
yapmistir. Tutuklananlardan bir kismi
Istanbul'da yargilanmis, bir kismi ise
Malta'ya sürülmüstür.
Istanbul'daki mahkeme Ittihat ve Terakki'nin
firardaki 4 yöneticisini
Giyaplarinda idama mahkum etmis, ayrica 3
kisiyi daha idam cezasina çarptirmistir. Bu
son idam cezalarinin yalanci taniklarin
ifadelerine dayanilarak verildigi daha sonra
açiga çikmistir.
Ingilizler, Malta'ya sürdükleri saniklar
aleyhine her yerde belge ve tanik aramaya
girismisler, Osmanli Hürriyet ve Itilaf
Hükümeti'nin de yardimlarina ragmen hiçbir
belge bulunamamis, bunun üzerine ABD
arsivlerine müracaat edilmistir. Bu
arsivlerde de katliam iddialarini
kanitlayacak hiçbir belge bulunamamistir.
Vasington'daki Ingiliz Büyükelçiligi bu
konuda Ingiliz Disislerine su cevabi
göndermistir:
"Malta'da tutuklu bulunan Türkler aleyhine
delil olarak kullanilabilecek hiçbir sey
olmadigini bildirmekten üzüntü duyuyorum.
Yeterli delil olusturulabilecek hiçbir somut
vakia mevcut degildir. Söz konusu raporlar,
hiçbir surette, Türkler hakkinda Majesteleri
Hükümetinin halen elinde bulunan bilgilerin
takviyesinde yararli olabilecek delilleri
bile ihtiva eder görünmemektedir. (
Vasington'daki Ingiliz Büyükelçiligi, R.C.
Craigie'den Lord Curzon'a, 13 Temmuz 1921,
Ingiliz Disisleri Arsivleri, 371/6504/8519 )
Ingiliz Disisleri bu cevap karsisinda ne
yapilmasi gerekecegini Ingiliz Kraliyet
savciligindan sormustur. Savciligin yaniti
söyledir:
"Simdiye kadar hiçbir sahitten, tutuklular
hakkinda yapilan suçlamalarin dogrulugunu
kanitlayabilen bir ifade alinmis degildir.
Esasen herhangi bir sahit bulunup
bulunmayacagi da belli degildir..."(29
Temmuz 1921,Ingiliz Disisleri Arsivleri,
371/6504/E8745 )
Sonuç olarak, Malta'daki tutuklular,
kendilerine hiçbir suçlama dahi
yöneltilmeden ve durusma yapilmaksizin 1922
yilinda serbest birakilmislardir.
Ingilizler belge aramakla mesgul iken
Andonian'dan kaynaklanan telgraflar
bilinmektedir. Ingilizlerin bu telgraflara
ragbet etmemeleri bunlarin uydurma uydurma
olduklarini bilmelerindendir.
d) Alman Mahkemesinin, Andonian'in verdigi
telgraflardan bir kismini kabul etmemis
iken, 5'ini kabul etmesinin izahi
yoktur.Çünkü Andonian bunlarin hepsinin
gerçek oldugunu ileri sürmektedir.
Ingilizlerin Alman Mahkemesine itibar
etmemeleri de telgraflarin
Uydurma oldugunu göstermektedir. Nihayet,
Alman Mahkemesi'nin bu karari Almanya'da
genis itirazlarla karsilanmistir.
e) Talat Pasa'nin Ermenilerin katledilmesini
emrettigi ileri sürülen telgrafiyla ayni
tarihlerde gönderdigi baska gizli telgraflar
da vardir. Bu telgraflar tehcir sirasinda
suç isleyecek görevlilerin
cezalandirilmasina iliskindir. Bir yandan
Ermenilerin "katli" istenirken, diger yandan
bu "katliami" yapacak görevlilerin
cezalandirilmalari talimatinin verilmesinin
izahi yoktur.
f) Neareast Relief Society adli Amerikan
yardim kurulusunun tehcir sirasinda
Ermenilere yardim etmek üzere Anadolu'da
görev yapmasina Osmanli Hükümetince izin
verilmistir. ABD'nin Itilaf Devletleri
safinda Osmanlilara karsi savasa girmesinden
sonra da bu kurulusun Anadolu'da kalmasina
müsaade olunmustur. Bu husus ABD Büyükelçisi
Elkus'un raporlarina da konu teskil etmistir.
Bu durumda, eger "katliam"emri verilmisse,
Amerikan kurulusunun faaliyet göstermesine
ve "katliama" tanik olmasina nasil müsaade
edilmistir, yani, "biz Ermenileri
katlediyoruz, siz de gelin seyredin mi",
denmistir? Bunu herhalde mantikla açiklamak
imkani bulunmamaktadir.
g) Istanbul, Bati Anadolu ve Trakya'da
oturan Ermeniler tehcir disinda
birakilmistir. Hatta Orta Anadolu
Ermenilerinden bile yerlerinde birakilanlar
olmustur. Topyekun bir tehcir bile söz
konusu olmadigina göre, "topyekun bir
katliam" hiç iddia edilemeyecektir.
h) Nihayet, eger Hükümet Ermenileri topyekun
imha etmek niyetinde olsaydi, herhalde bunu
aylarca süren bir tehcir yoluyla ve bütün
devletlerin dikkatini üzerine çekerek degil,
Ermenilerin bulunduklari yerlerde ve
özellikle cephelere yakin bölgelerde çok
kolay bir sekilde yapabilirdi.
Görüldügü gibi, Ermenilerin simsiki
sarildiklari soykirim iddiasi da yalandan
baska bir sey degildir ve bir soykirim
hiçbir zaman söz konusu olmamistir.
SORU 7. HAYATLARINI KAYBEDEN
ERMENILERINSAYISI 1,5 MILYON MUDUR?
Ermeni propagandasi bugün, soykirim diye
tanimladigi olaylarda 1,5-2 milyon
Ermeninin hayatini kaybettigini iddia
etmektedir.
Ermeniler bu olaylarda önce 600 bin, sonra
800 bin Ermeninin öldügünü ileri
sürmüsler, bu sayi daha sonra sürekli olarak
arttirilmis ve 1,5 milyona varilmistir. Bu
a-
çik arttirmanin devam etmesine ve Ermeni
çevrelerinin yarin, öbürgün ölü sayisini 2,
hatta 3 milyona çikarmalarina da sasmamak
gerekecektir. Nitekim, Ermeni kayiplarinin
2 milyon oldugundan sözedilmeye baslanmistir.
Bu açik arttirmaya ne yazik ki
ciddiyetleriyle taninan bazi yayin organlari
da ka-
tilmaktadir. Örnegin Encyclopedia
Britannica'nin 1918 baskisinda ölen
Ermenilerin sa-
yisi 600 bin olarak kayitli iken, bu sayi
1968 baskisinda 1.5 milyon olarak
belirtilmistir.
Gerçek Ermeni kaybi nedir? Bunu kesin olarak
tesbit etmeye elbette imkan yoktur. Ancak,
ortada esas olarak alinabilecek temel bir
veri vardir, bu da Omanli Devle-
tinde o dönemdeki Ermeni nufusudur.
Osmanli Devletindeki Ermeni nufusu hakkinda
çesitli rakamlar verilmektedir.
Tahmin edilebilecegi gibi, Ermeni
kaynaklarinca açiklanan ya da bu kaynaklara
dayanila-
rak ileri sürülen rakamla daha yüksektir.
Osmali ermeni nufusu hakkindaki bilgileri
söyle bir tablo halinde göstermek
mümkündür:
Ermeni patrikhanesinin rakamlarini esas alan
Leard'a göre 2.560.000
Ermeni tarihçi Basmaciyan'a göre 2.380.000
Lozan konferansina katilan Ermeni heyetine
göre 2.250.000
Ermeni tarihçi Kevork Aslan'a göre 1.800.000
Fransiz Sari Kitabina göre 1.555.000
Encyclopedia Britannica'ya göre 1.500.000
Contenson'a göre 1.400.000
Lynch'e göre 1.345.000
Revue de Paris'ye göre 1.300.000
Osmanli istatisliklerine göre 1.295.000
Ingiliz yilligina göre 1.056.000
Ermeni kaynakli ve mübalagali oldugu asikar
rakamlari bir kenara birakirsak,
Bati kaynakli rakamlarin 1.056.000 ile
1.555.000 arasinda degistigini ve bunun
ortalamasi olan 1.300.000'in fiili nufus
sayimina dayali Osmanli istatislikleriyle
hemn hemen ayni ol-
dugunu görmekteyiz. Bu nedenle Osmanli
Ermeni nufusunun 1.300.000 oldugunu
söylüyebiliriz.
Bu tablodan çikarilacak ilk sonuç, toplam
Ermeni nufusu 1.300.000 olduguna göre, 1.5
milyon Ermeninin ölmüs olamiyacagidir. Demek
ki, Ermeni propagandasinin
bu iddiasinin da gerçekle bir ilgisi yoktur.
Öyle ise gerçek Ermeni kaybi yaklasik ne
kadardir?
Talat Pasa Ittihat ve Terakki partisinin son
toplantisinda Ermeni kaybinin 300 bin
olarak tahmin edildigini söylemistir.
Fransiz din adami Monseigneur Touchet 1916
subatinda oeuvre d'Orient kuru-
munda verdigi bir konferansta 500 bin
ermeninin öldügünün sanildigini, ancak bunun
a-
bartilmis olabilecegini ifade etmistir.
Toynbee Ermeni kaybini 600 bin olarak
göstermektedir. Encyclopedia Britann-
ca'nin 1918 baskisinda da ayni rakam vardir.
Ermeniler de önce bu rakami ileri sürmüs-
lerdir.
Türkiye bakimindan bu konudaki bir
talihsizlik, mütareke sonrasinda is basina
gelen ve isgal kuvvetleriyle is birligi
yapan Osmanli Hürriyet Itilaf Hükümetinin
Ittihat ve Terakki iktidarini mahkum etmek
amaciyla tehcirde 800 bin ermeninin öldügünü
iddia etmesi olmustur. Isgal kuvvetlerine
yaranmak için uydurulan bu rakam Ermenilerin
ölü
sayisinin daha yüksek göstermelerinde önemli
bir rol oynamistir.
Bununla birlikte, gerçek Ermeni kaybi
hakkindaki tahminler Talat Pasa'nin ver-
digi rakam civarindadir. Nitekim, Ingiltere
ve Fransa'ninda önce bu rakami verdikleri
bilin-
mektedir.
Lozan konferansina katilan Ermeni heyeti
Baskani Bogos Nubar o sirada Türkiyede hala
280 bin Ermeni bulundugunu, 700 bin
Ermeninin ise baska ülkelere göç
ettigini söylemistir. Bogos Nubar'in bu
hesabi dogru ise, toplam Ermeni nufusu 1.300
bin
olduguna göre, Ermeni kaybi yine 300 bin
dolaylarindadir. Tehcire tabi tutulmayan,
savas
öncesi ve sirasinda göç eden ve tehcirde
menzillerine ulasan Ermenilerin sayisi
dikkate
alindiginda kayip konusunda tekrar ayni
sonuca varilmaktadir.
Ayrica unutmamak gerekir ki, bu kayip
rakamini çete harekatinda veya düsman
safinda yer alarak ölenlerde dahildir.
Bu bahsi kapatirken, gerek Ermeni
propagandasinin, gerek Bati'daki bazi çevre-
lerin dikkate almayi ve deginmeyi
düsünmedikleri bir konuyu, Türk kayiplarini
hatirlatmak
gerekir.
Türk kayiplari Ermeni kayiplarindan her
halükarda çok daha yüksektir. Bogos Nubar'a
inanmak gerekirse, Dogu Anadolu'daki
müslüman nufus açigi 1.400 bin dir.
Görüldügü gibi, ne sistemli bir soykirim, ne
de 1.5 milyon Ermeninin ölmesi
söz konusu degildir. Bunu iddia etmek tarihi
gerçekleri saptirmaktan ve ölü istismari
yapmaktan baska bir anlam tasimamaktadir.
SORU 8. SEVR
ANTLAŞMASI HÂLÂ GEÇERLI MIDIR?
Ermeni
propagandasi Sevr anlasmasinin kendileri
açisindan hala geçerli ve yürürlükte
oldugunu iddia etmekte ve buna dayanarak
Sevr'de öngörülen "Ermeni topraklarinin"
Ermenilere iadesi gerektigini savunmaktadir.
Bu anlasmayi imzalayan devletlerin,
anlasmanin yürürlüge giremeden ortadan
kalktigini ve yerini Lozan Anlasmasinin
aldigini imzalariyla tastik etmeleri gerçegi
karsisinda bu iddialar elbette temelsiz
kalmaktadir. Ancak, bir de Ermenilerin
devlet olarak kendi imzaladiklari anlasmalar
vardir.
Bunlarin basinda Batum Anlasmasi gelir.
Tasnaklar 28 mayis 1918'de Erivan'da bir
Ermeni Cumhuriyeti ilan etmisler ve Osmanli
Devleti Ermenilerle 4 haziran 1918'de
yaptigi Batum Anlasmasi ile bu Cumhuriyeti
tanimistir.
Ermeni Cumhuriyeti Disisleri bakani Hadisyan
bu anlasmadan sonra sunlari söylemistir:
"Türkiye Ermenileri artik Osmanli
Imparatorlugu'ndan ayrilmayi düsünmüyorlar.Türkiye'deki
Ermenilere iliskin sorunlar Osmanlilar ile
Ermeni Cumhuriyeti arasinda görüsme konusu
bile yapilamaz. Osmanli Imparatorlugu ile
Ermeni Cumhuriyeti arasindaki iliskiler
mükemeldir ve gelecektede böyle olmalidir.
Bütün Ermeni siyasi partileri bu konuda ayni
görüstedirler. Bu iyi komsuluk iliskilerinin
sürdürülmesi Disisleri Bakani oldugum Ermeni
Hükümetince izlenen programin baslica
noktalarindan biridir."
Tasnak yayin organi Hairenik de 28 haziran
1918 tarihli nüshasinda sunlari yazmistir:
"Rusyanin Türkiye'ye karsi güttügü düsmanca
politika Kafkasya Ermenilerini de
cesaretlendiriyordu. Iki dost unsur
arasindaki çatismalara Kafkas Ermenileri
neden oldu. Çok sükür ki bu durum uzun
sürmedi. Rus devrimi sonrasinda Kafkasya
Ermenileri selametlerinin yalnizca
Türkiye'de oldugunu anladilar ve ellerini
Türkiye'ye uzattilar. Türkiye de geçmiste
olanlari unutmak istedi ve uzatilan eli
sövalye ruhuyla sikti. Artik Ermeni
sorununun çözümlenmis ve tarihte kalmis
oldugunu kabul ediyoruz. Yabancilarin ajani
bir kaç maceraperestin eseri olan karsilikli
güvensizlik ve düsmanlik duygulari ortadan
kalkmalidir."
Bu ilginç beyanlardan su sonuçlari
çikarmamiz mümkündür:
.
a) Ermeni meselesi kapanmistir.
b) Olaylardan Türkler degil, Ruslar ve
Ermeniler sorumludur.
c) Bir haksizlik varsa, buna ugrayan
Türklerdir.
Görüldügü gibi, bugün bizim
söylediklerimizin dogru oldugu bundan 64 yil
önce, 1918'de Tasnaklar tarafindan itiraf
edilmistir. Ancak, bu açik itiraflara ragmen
mesele Ermenilerce kapanmis sayilmayacak ve
Ermeni çevreleri ilk firsatta itiraflarini
unutup eski hayallerin pesinden
gideceklerdir. Nitekim, Batum anlasmasina
ragmen Ermeni çete harekati devam etmistir.
Osmanli Devletinin 1.Dünya Savasinda
yenilgiye ugramasi ve 30 ekim 1918'de
Mondros mütakeresini imzalamasi Ermenileri
yeniden harekete geçirmistir.
Büyük hayaller pesinden kosan Tasnak
denetimindeki Kafkas Ermeni Cumhuriyeti
kurulusunun 1. yildönümü olan 28 mayis
1919'da "Türkiye Ermenistani'ni ilhak
ettigini" açiklamistir. Bu açiklama, itilaf
devletleri dahil, hiç kimse tarafindan
ciddiye alinmamistir.
Sevr diktasi ile sonuçlanan Paris Baris
Konferansi Ermenistan'in sinirlari konusunu
ABD Baskani Wilson'un hakemligine birakmis,
Wilson da General James G. Harbord
baskanligindaki bir Amerikan heyetini
incelemelerde bulunmak üzere 1919
sonbaharinda Türkiye'ye yollamistir. 1919
Eylül ve Ekim aylarinda Türkiyede
incelemeler yapan Harbord heyeti vardigi
sonuçlari bir rapor halinde ABD kongresine
sunmustur. Gerçekleri yansitan bu raporda
"Türkler ile Ermenilerin baris içinde
yüzyillarca yanyana yasadiklari, tehcir
sirasinda Türklerin de Ermeniler kadar aci
çektikleri, Türk köylerinin yakildigi,
savasa giden Türk köylülerinden en çok
%20'sinin geri dönebildigi, 1.Dünya
savasinin baslangicinda Ermenilerin Türkiye
Ermenistani denilen bölgelerde hiç bir zaman
çogunlukta olmadiklari, tehcir edilen
Ermenilerin geri dönmeleri halinde tek bir
yerlesim merkezinde dahi çogunlugu
olusturamayacaklari, geri dönen Ermenilerin
tehlike içinde bulunmadiklari ve olaylara
ilskin acikli ve korkunç iddialarin dogru
olmadiginin tespit edildigi" belirlenmistir.
ABD kongresi bu rapor üzerine 1920 Nisaninda
Ermenistan'a mandater olunmasini
reddetmistir.
10 Agustos 1920'de Ermenileri bir kez daha
umutlandiran Sevr Anlasmasi imzalanmistir.
Anlasma Osmanli Devleti'nin Ermenistan'i
özgür ve bagimsiz bir devlet olarak
tanimasini hükme bagliyor, sinirin tesbitini
ise Wilson'un hakemligine birakiyordu.
Bilindigi üzere 10 Agustos 1920'de
Türkiye'de biri Istanbul'da Osmanli
Hükümeti, digeri
Ankara'da Meclis Hükümeti olmak üzere iki
Hükümet bulunmaktadir. Sevr'i imzalayan
Osmanli Hükümetidir. Mustafa Kemal
Atatürk'ün Ankara Hükümeti "Ermeni Sorununu"
kendi basina halledecektir.
Mondoros Mütakeresi sonunda Fransizlar Adana
vilayetini, Ingilizler de Urfa , Maras ve
Antep'i isgal etmislerdi.Daha sonra
Ingilizler kendi isgal bölgelerini
Fransizlara birakmislar ve Fransizlarin
beraberinde getirerek Fransiz üniformasi
giydirdikleri Ermeniler Türklere saldirmaya
baslamislardir.Bu zülum Türklerin tepkisiyle
karsilanmis ve Fransiz-Ermeni isgaline karsi
Türk
direnisi örgütlenmistir.Bunun üzerine yine
Türklerin Ermenileri katlettikleri
propagandasi baslamis ancak basta Fransiz
isgal konutanligi olmak üzere bu kez
Ermenilere kimse inanmamistir.
ABD Kongresinin Ermenistan için mandaterligi
kabul etmemesinden sonra , Kafkas Ermeni
Cumhuriyetine bagli düzenli birlikler ve
çeteler 1920 Hazirani'nda Türkiye'ye karsi
saldiriya geç
misler, Eylülde bu kez Ankara Hükümeti karsi
taaruzu emretmis ve Türk kuvvetleri
Ermenileri agir yenilgilere ugratarak Kars
dahil bütün Türk topraklarini kurtarmislar
ve siniri da asarak Gümrü'ye girmislerdir.Bu
yenilgi karsisinda Ermeni Hükümetinin baris
istemesi üzerine 3 Aralik 1920'de Gümrü (Alexandropol)
Antlasmasi imzalanmistir. Ermeniler bu
antlasma ile Sevr'in geçersiz oldugunu kabul
etmisler ve Türkiye'ye yönelik toprak
taleplerinden resmen vazgeçmisleridir.
Ancak bu anlasma onaylanmadan Kizilordu
Erivan'a girmis ve Sovyet Ermeni Hükümeti
kurulmustur.
Erivan'da yönetim Vratzian'in 18 Subat
1921'de giristigi bir ayaklanma ile tekrar
Tasnakla-nri eline geçmistir.Vratzian
Hükümeti 18 Mart'ta Ankara' ya bir heyet
göndererek Ankara Hükümetinden Bolseviklere
karsi yardim istemislerdir.Tarihinin ne
garip cilvesidir ki , daha 2 yil önce Dogu
topraklarini ilhak ettigini açiklayan Tasnak
Hükümeti bu kez bagimsizligini devam
ettirebilmek için Ankara'nin yardimini talep
etmektedir.
Bu Tasnak Hükümeti uzun ömürlü olamamis ve
Sovyetler Erivan'da yeniden iktidari ele
geçirmislerdir.
Türkiye 16 Mart 1921'de Sovyetler Birligi
ile Moskova Anlasmasini imzalamis ve bugünkü
Türk-Sovyet siniri çizilmistir.Bu anlasmanin
tamamlanmasi amaciyla bu kez 13 Ekim 1921'
de
Sovyet Ermenistan'i ile Kars anlasmasi
imzalanmistir. Her iki anlasmada da Sevr'in
taninmadigina iliskin hükümler yer
almaktadir. Böylece, Tasnak Hükümetinden
sonra Sovyet Ermeni Hükümeti de her türlü
talepten vazgeçmis olmakta ve Sevr'in
geçersizligi bir kez daha belgelenmektedir.
Sovyet Ermenistan'i Adalet ve Isçi Komiseri
Sahverdof Kars anlasmasinin imza töreninde
yaptigi konusmada "...bundan böyle bu iki
milleti baskalarinin çikarlari ugruna
birbirlerinin üzerine saldirtmanin mümkün
olmayacagini" vurgulanmistir.
Dogu Cephesi'nin bu sekilde tasfiye
edilmesinden sonra, Güney Cephesi de 20 Ekim
1921'de Fransa ile imzalanan Ankara
Anlasmasi ile tasfiye edilmis ve Fransiz
kuvvetleri beraberinde getirdikleri Ermeni
lejyonunu ve mahalli komitecileri yanlarina
alarak çekilmisler ,mahalli Ermeni halknin
büyük kismini da adeta zorla beraber götürüp
Lübnan'a yerlesmislerdir.Ayni olaya Hatay'in
Anavatana katilmasinda da sahit olunacaktir.
Bogos Nubar Pasa baskanligindaki Ermeni
heyetini Lozan Konferansi'nda da
görüyoruz.Bu konferansta Türkiye'ye bu kez
Ermeniler için "bir Türk genel vali
yönetiminde bir bölge" teklif edilmistir.Dogu
cephesinin tasfiyesi ve Moskova ve Kars
Anlasmalariyla Ermeni meselesini kapa-
tan Türkiye tabiki bu öneriyi reddetmistir.
24 Temmuz 1923'de imzalanan ve Sevr'in
yerini alan Lozan Anlasmasinda ise Ermeniler
hakkinda hiçbir hüküm yer almamistir.
Böylece mesele Lozan'da bütünüyle
çözümlenmis olmaktadir. Ermenilerin bugün
Sevr'e dayali olarak bir takim iddialarda
bulunmalari da hiç anlam tasimamaktadir.
Konuyu kapatirken, Sevr Anlasmasinin taraf
ülkelerin hiçbiri tarafindan onaylanmamis
oldugunu da hatirlamak yerinde olur.
SORU 9. TÜRKLER BUGÜN DE TÜRKIYEDE'DEKI
ERMENILERI BASKI ALTINDA MI TUTMAKTADIRLAR?
Türkiye'deki Ermenilerin bugün de baski
altinda tutulduklari iddasiyla da sik sik
karsilasilmaktadir.
Ermeni propagandasi çevreleri bu iddiayi su
amaçlarla ileri sürmektedirler:
a) "Ermeniye zulmeden Türk imajini"tarih
içinde kesintisiz oalrak sürdürerek bugüne
kadar getirmek,
b) Genç Ermeni kitlelerine ugrunda mücadele
edilecek bir hedef göstermek,
c) Propagandaya güncel bir nitelik
kazandirmak,
d) Yabanci ülkelere Türkiye'nin içislerine
müdahale imkâni saglayabilmek.
Bu iddia da digerleri gibi, hiç bir esasa
dayanmamaktadir.
Türkiye'deki 70-80 bin Ermeni vatandasimiz
bugün hiç bir ayirima tabi tutulmadan ,Türk
vatandaslarinin sahip olduklari tüm hak ve
özgürlüklerden esit sekilde yararlanarak,
güven,
huzur ve refah içinde yasamaktadirlar.
Kendi kiliselerinde özgürce ibadet etmekte,
kendi okullarinda kendi dilleriyle ögrenim
görmekte ,yine kendi dilleriyle yayin
organlarini çikarmakta, kendi derneklerinde
sosyal ve kültürel faaliyetlerini
sürdürmektedirler.
Türkiye'deki Ermeni toplumu 30 okula,17
hayir ve kültür dernegine, Jamanak ve
Marmara adli 2 günlük gazeteye ve ayrica
bazi dergilere, Sisli ve Taksim adli iki
spor klubüne, çesitli vakiflara ve saglik
kuruslarina sahip bulunmaktadir.
Türkiye Ermenilerinin büyük çogunlugu
gregoryendir. Dini liderleri " Türkiye
Ermenileri Patrigi" ünvanini tasimaktadir.
Bu gregoryen çogunlugun yaninda katolik ve
protestan Ermeniler de vardir ve bunlar da
kendi kiliselerine sahiptirler.
Ermeni vatandaslarimizin çok büyük
ekseriyeti Istanbul'da oturmaktadir.Bu
nedenle kurumlarinin büyük çogunlugu da
Istanbul'da bulunmaktadir.
Hiç bir baskiyla maruz kalmadiklarini,Türkiye'de
yasamaktan büyük bir memnunlik duyduklarini
ve Türkiye vatandasi olmakla iftihar
ettiklerini her vesile ile dile getiren
Ermeni vatandaslarimiz, yurtdisindaki Türk
diplomatlarini hedef alan Ermeni terör
örgütlerinin saldirilarini basta Patrik
olmak üzere, her firsatta siddetle
kinamakta, bu terörün yol açtigi acilari
diger Türklerle birlikte ayni ortak
duydularla
paylasarak Ermeni propaanda ve teror
odaklarina en etkili yaniti bizzat
vermektedirler.
1
Kasim 1981 günü Istanbul'daki Ermeni
patrikhanesinde sehit Türk diplomatlarinin
anisina düzenlenen ve patrik Kalustyan
tarafindan yönetilen dini ayin Türkiye
Ermenilerinin
Ermeni terorü karsisindaki kararli
tutumlarinin açik bir örnegidir.
Bu çerçevede, Patrik Kalustyan 'in son
olarak yaptigi iki beyanata da deginmek
istiyoruz.
Patrik Kalustyan Avrupa Konseyinin Türkiye
'deki azinliklara baski yapildigi yolundaki
son karari üzerine yayinladigi açiklamada "
Türkiye Ermenilerinin birer Türk vatandasi
olarak
Türkiye'de huzur içinde yasadiklari ve her
türlü inanç hürriyetinden yararlanarak dini
ayinlerini serbestçe yaptiklarini "vurgulamis,
Los Angeles Baskonsolosumuz Kemal Arikan 'in
Ermeni teroristlerce sehit edilmesi üzerine
verdigi demeçte ise"Türk Ermenilerinin bu
cinayeti her Türk vatandasi gibi büyük bir
üzüntüyle karsiladiklarini"ifade ile "disardaki
Ermenileri bütün yasa disi eylem ve
cinayetlere karsi çikmaya"çagirmistir.
Böylece, Ermeni propagandasinin bu son
iddiasi hakettigi cevabi Türkiye
Ermenilerinden
almis olmaktadir. |