Bu sorunun yanitini Anadolu tarihinde aramak gerekir. Ermeni tarihçileri kendi
aralarinda bile Ermenilerin kökenleri konusunda fikir birligi içinde degildirler.
Bu da anayurdun neresi oldugunu tartismali kilmaktadir. Bu konuda Ermeni
tarihçilerin çatisan ve çelisen görüslerini söyle siralayabiliriz:


a)Ermenileri Nuh Peygambere dayandiran görüs :

Bu düsünceye göre Ermeniler Nuh'un torununun torunu olan Hayk'tan gelmektedir.
Nuh'un gemisi Agri Dagi'na oturdugundan Ermenilerin anayurdu Dogu Anadolu'dur.
Üstelik Hayk 400 yil yasamis ve yurdunu Babil'e kadar genisletmistir.

Efsanelere dayanan ve bilimsellikle hiçbir ilgisi bulunmayan bu görüsün üzerinde
durulamaz.

Tarihçi Auguste Carriére "Moise de Khoren et La Généalogie Patriarcale"(Paris,1896)
adli esrinde bu hususu vurgulamakta ve "eski Ermeni tarihçilerin verdikleri bilgilere güven menin büyük bir gaflet olacagini, çünkü verdikleri bilgilerin çogunun uydurma oldugunu"
kaydetmektedir.

b)Ermenileri Urartulara Dayandiran görüs:

Dogu Anadolu kavimlerinden biri olan Urartularin M.Ö 3 bin yilina kadar uzandiklari, M.Ö
7 ve 6. yüzyillarda önce Iskitlerin sonra Medlerin saldirisina ugrayarak ortadan kaldirildiklari, yasadiklari bölgenin Lydialilarla Medler arasinda mücadeleye sahne oldugu
ve sonunda Medlerin nüfuzuna girdigi bilinmektedir.

Bu dönemlerde Anadolu'da Ermeni adina hiçbir sekilde rastlanmadigi gibi, Urartu dili
ile Ermeni dili de birbirlerine benzememektedir.Urartu dili bir Asya dilidir,Ural-Altay
dilleri ile benzerlik göstermektedir. Urartu kültürü ile Ural-Altay kültürü arasinda da ayni benzerlik vardir. Erzurum yöresindeki son arkeolojik kazilar bunu açikça ortaya koymaktadir.
Ermeni dilinin ise Hint-Avrupa dillerinin Satem grubuna girdigi kabul edilmektedir. Öyle ise Urartularla Ermeniler arasinda bir özdeslik bulundugunu ileri sürmeye imkan
yoktur. Bunu dogrulayacak hiçbir somut bulgu da mevcut degildir.

c)Ermenileri Urartu bölgesini isgal eden bir Trak-Frik soyuna dayandiran görüs:

Ermeni tarihçileri arasinda en çok benimsenen bu teoriye göre, Ermeniler Balkan kökenli
ve Trak-Frik soyundandirlar. Illyrialilarin baskisiyla doguya göç ettikleri sanilmaktadir. M.Ö. 521 yilinda Med (Pars) imparatoru Dara'nin (Darius) Behistun yazitinda "Ermenileri yendim" demesinin bunu dogruladigi ileri sürülmektedir. Bu görüs Nuh ve Urartu teorilerini de kendiliginden çökertmektedir.

d)Ermenileri Güney Kafkas irki olarak kabul eden görüs:

Buna göre, Ermenilerin anayurdu Güney Kafkasya'dir.Kafkas boylarina yakinliklari ve kültür akrabaliklari bu teoriye gerekçe olarak gösterilmektedir.Bir baska gerekçe de, Ermenilerden ilk kez söz eden Dara 'nin "Ermenileri yendim" derken yer olarak Kafkasya'yi kastedmesidir.
Ne var ki Ermenilerin diger Kafkas irklari ile ilgisi yoktur.

e)Ermenileri bir Turan irki olarak kabul eden görüs:

Bu teori ise Ermenilerin bazi Türk ve Azeri boylariyla kültür ve gelenek akrabaligina ve dildeki benzerliklere dayandirilmaktadir.
Görüldügü gibi,Ermenilerin kökeni ve anayurdu kendi aralarinda bile tartisilmalidir.
Böylesine çelisik görüsler karsisinda, Ermenilerin Dogu Anadolu'da 3-4 bin yildir mevcut olduklari herhalde söylenemeyecektir.

Ermeni çevrelerinin bu iddialarinin altinda Dogu Anadolu'daki Ermeni varligini mümkün oldugu kadar eskilere uzatmak, Dogu Anadolu'ya bir anayurt olarak sahip çikabilmek ve üstelik bunu eski bir kültür olarak sunmak hevesi yatmaktadir.Böylece Türklerin Ermenilerin binlerce yillik topraklarini isgal ettikleri de ileri sürülmek istenmektedir.

Bu iddia gereksizdir. Tarih itibariyla Ermenilerin Dogu Anadolu'nun otokton ahalisi olmayip disaridan buralara yerlestikleri ve bu bölgedeki varliklarinin ancak M.Ö. 521 yilina kadar gidebildigi anlasilmaktadir.Halbuki Anadolu'nun en az 15 bin yildir meskun oldugu bilinmektedir.15 bin yildir meskun olan Anadolu ise yerlesik ya da göçebe çok çesitli kavimlere ve uygarliklara yurt olmustur. Bölgeye baska yerlerden ve nispeten yeni gelmis kavimlerden biri olan Ermenilerin Dogu Anadolu'ya tek baslarina ve yurt olarak sahip çikmalari söz konusu olamaz.

Ermenilerin bir zamanlar toplu oturduklari, bu günkü Rusya Ermenistan'i ile ona mücavir Türkiye sinirlari içinde kalan bölge, tarihin kaydettigi dönemlerde M.Ö.521'den 344'e kadar bir Pers vilayeti, 334'den 215'e kadar Makedonya Imparatorlugu'nun bir parçasi, 215'den 190'a kadar Selefkitlere tâbi bir vilâyet, 190'dan M.S.220'lere kadar Roma Imparatorlugu ile Partlar arasinda sik sik el degistiren bir mücadele alani, 220'lerden V. yüzyil basina kadar bir Sasani vilâyeti, V. yüzyildan VII. yüzyila kadar bir Bizans vilâyeti, VII. yüzyildan baslayarak bu kez Arap egemenliginde bir toprak parçasi, X. yüzyilda yeniden Bizans vilâyeti olmus ve XI. yüzyildan baslayarak bölgeye Türkler gelmislerdir.

Bu denli çesitli egemenlikler altinda yasayan Ermeniler, tarih boyunca, o dönemlerin olagan siyasi ve toplumsal düzeni olan derebeylik, yani belirli bölgelerde belirli ailelerin nüfuz sahibi olmalari sistemi disinda, hiç bir zaman bagimsiz, birlesik ve sürekli bir devlete sahip olamamislardir.

Ermeni tarihçilerin Ermeni Kralliklari olarak nitelendirdikleri Ermeni Beylikleri aslinda her zaman bir "suzerain"e bagli "vassal"lar olarak yasamislar, yabanci devletler arasinda tampon bölgeler olusturmuslardir. Ermeni Beylikleri ya da Prensliklerinin bir çogu da bölgeye hakim olan yabanci devletlerce kurdurulmus, Ermenileri kendi saflarina çekmek ya da bir diger güce karsi kullanmak isteyen hakim devletler kendilerine yakin bulduklari Ermeni ailelerini bu beylik ya da prensliklerin basina getirmislerdir. Örnegin, Bagrat ailesinden Asot'u ve Ardruzuni ailesinden Haçik Gaik'i Arap halifeleri prens yapmislardir. Prens ya da Bey ünvani verilen Ermeni ailelerinden bazilarinin da Ermeni degil, Pers soylu olduklarini belirtmek gerekir.

Bu husus Ermeni tarihçi Kevork Aslan'in su sözleriyle de dogrulanmaktadir: "Ermeniler derebeylikler halinde yasamislardir. Birbirlerine vatan hisleriyle bagli degildirler. Aralarinda siyasi baglar yoktur. Yalnizca yasadiklari derebeyliklere baglidirlar. Vatanseverlikleri de bu nedenle bölgeseldir. Birbirleriyle baglarini siyasi iliskiler degil, gelenekleri, dilleri ve dinleri olusturur."

Tarihleri boyunca çesitli büyük imparatorluk ve devletlerin nüfuzu altinda yasayan ve bunlar arasinda mücadele alani olan Ermeni Beyliklerinin bir takim ek avantajlar saglamak amaci ile bu güçler arasinda sik sik taraf degistirmeleri, Ermeni halkinin büyük acilara maruz kalmasina yol açmistir. Romali tarihçi Tacitus, "Annalium Liber" adli eserinde, "Ermenilerin Roma ve Pers Imparatorluklari karsisinda tutum degistirerek kâh Romalilarla, kâh Perslerle birlikte hareket ettiklerini" yazmakta ve bu nedenle Ermeni halkini "acayip bir halk" olarak nitelemektedir.

Gerek bu davranislari, gerek büyük imparatorluklara tâbi olarak yasamalari Ermenilerin sik sik tehcire ugramalarina ya da kendiliklerinden göç etmelerine neden olmustur.

Perslerden kaçip Iç Anadolu'da Kayseri yöresine yerlesmisler, Sasanilerce Iran içlerine, Araplarca Suriye ve Arabistan'a, Bizanslilarca Iç Anadolu, Istanbul, Trakya, Makedonya, Bulgaristan, Romanya, Macaristan, Transilvanya ve Kirim'a, Haçli seferleri sirasinda Kibris, Girit ve Italya'ya, Mogol istilasinda Kazan ve Astrahan'a, Ruslarca Kirim ve Kafkasya'dan Rusya içlerine tehcir edilmislerdir. Ermenilerin Sicilya'dan Hindistan'a, Kirim'dan Arabistan'a kadar uzanan çesitli bölgelere dagilmalari bu tehcirlerin sonucudur. Bu da göstermektedir ki, 1915'te Osmanlilarca tehcir edilmeleri ugradiklari ilk tehcir olmadigi gibi, Ermeni Diasporasi denilen olgu da 1915 tehcirinin sonucu olarak ortaya çikmamistir. Özellikle Sivas yörelerine getirilisleri Selçuklularin Anadolu'ya gelislerinden pek kisa bir süre önce olmustur.

Hristiyanligi kabul etmelerinden sonra 451 yilinda Bizans kilisesinden ayrilmalari Türklerin Anadolu'yu iskânlarina kadar süren bir Bizans-Ermeni çatismasina ve esasen Bizans'a tâbi olan Ermeni beyliklerinin yok edilmesine yol açmistir. Bizans'in Ermenileri çesitli yerlere sürmesi ve diger yabanci güçlere karsi piyon olarak kullanmasi da buradan kaynaklanmaktadir. Bizans'in bu zulmü Ermeni tarihçilerince bütün ayrintilariyla dile getirilmistir.

Selçuklu Türkleri iste böyle bir ortamda XI. yüzyilin ikinci yarisinda Anadolu'ya toplu sekilde gelmeye baslamislardir. Selçuklularin ele geçirmeye basladiklari Anadolu topraklarinda bir baska devlete tabi durumda dahi bir Ermeni Prensligi bulunmamaktadir ve Selçuklularin karsisindaki güç Bizans'tir.

Selçuklu Hakani Alpaslan eski Ermeni Prensligi Ani'nin topraklarini 1064'de ele geçirmistir ama, bu Prensligin varligina esasen 1045'de, yani Türklerin gelisinden 19 yil önce Bizans tarafindan son verilmistir.Dolayisiyla, Selçuklularin ilerledigi topraklar, üzerinde diger kavimlerin yani sira Ermenilerin de yasadiklari Bizans topraklaridir. Bu nedenle Selçuklularin bir Ermeni devleti ya da prensligini isgal ve istila ettikleri yolunda ileri sürülebilecek herhangi bir iddianin tarih karsisinda dogrulanmasina maddeten imkan yoktur.

Üstelik, tarih bunun tersini kanitlamakta ve Ermenilerin Bizans'in yüzyillardir süren zulmüne son verilmesi amaciyla Selçuklularin Anadolu topraklarini ele
geçirmelerine yardimci olduklarini göstermektedir.
Ermeni tarihçi Asoghik'in "Ermeniler Bizans'a olan düsmanliklari nedeniyle Türklerin Anadolu'ya gelmesine sevinmisler, hatta Türklere yardim etmislerdir." yolundaki sözleri bu olguyu belgelemektedir. Urfa'nin Türklerce fethinin de kentteki Ermenilerce bir bayram havasi içinde kutlandigi yine Ermeni tarihçi Urfali Mateos tarafindan kaydedilmisdir.

Burada, Anadolu Selçuklu Devleti ile çagdas olan Bir Ermeni Prensliginden de söz etmek gerekmektedir. Bu Prenslik, Kilikya Ermeni Prensligidir. Kilikya'daki Ermeni varligi ise Bizans'in Ermenilere uyguladigi tehcir politikasi sonucu olarak ortaya çikmistir. Dogu Anadolu'da ki son Ermeni Prensliklerinin Bizans tarafindan yikilmasi üzerine Kilikya'ya yeni bir Ermeni göçü daha olmus ve bu son göç 1080 yilinda Kilikya Ermeni Prensliginin kurulmasina vesile teskil etmistir. Haçli Seferleri sirasinda Haçlilara yaptigi yardimlar ve Bizans'in giderek zayiflamasi nedeniyle varligini sürdürebilen, ancak yine de önce Bizans'a, daha sonra Haçlilara ve Mogollara ve nihayet katoliklere bagimli durumda bulunan bu Prenslik Türklerle iyi iliskiler içinde olmus ve sonunda Kibris'ta yerlesmis Katolik Lusignan ailesinin egemenligine girmistir. Bu durum Gregoryen Ermenileri memnun etmeyecek ve bu memnuniyetsizlik prensligin 1375 yilinda Memlûklarin eline geçmesinde önemli bir rol oynayacaktir.

Kilikya'ya bu son Ermeni göçünün burada Eçmiyazin'den ayri bir Ermeni kilisesinin kurulmasina da yol açtigini ve bu ayriligin bugün de sürdügünü belirtmekte yarar vardir.

Osmanlilar döneminde ise durum çok daha açiktir. Dogu Anadolu, Fatih Sultan Mehmet ve Yavuz Sultan Selim dönemlerinde Akkoyunlular ile Safavilerden, Güney Anadolu ise Yavuz Sultan Selim döneminde Misir Memluklularindan alinmistir.

Gerçek bu olduguna göre, Osmanlilarin bir Ermeni Devleti ya da Prenslik ve Beyligine ait topraklari isgal ve istila ettikleri yolundaki iddia da tarih önünde yenik düsmektedir.

Ermeni propogandasi, "soykirim" iddiasini tarihi bir zemine oturtabilmek amaciyla, Türklerin tarih boyunca, her zaman gayrimüslimlere ve Ermenilere kötü muamele ettigini söyleyegelmistir. Zira, bu iddia olmadikça, "600 yildir Ermenilerle birlikte yasayan Türklerin, durup dururken , nasil olup da bir günde Ermenileri topluca imha etmeye karar verdikleri" sorusunu yanitlayamayacaklari kanisindadirlar. Ermenileri bu iddiaya sarilmaya yönelten bir baska etken de meseleyi tahrif ederek bir "hiristiyan - müslüman mücadelesine" dönüstürmek ve böylece hiristiyanlik dünyasinin destegini pesinen kazanabilmek arzusudur.
Ermenilerin, ugradiklari Bizans zulmü nedeniyle, Türklerin Anadolu'ya girmelerini bir bayram havasi içinde karsiladiklarini kendi tarihçileri yazarlar. Nitekim, Selçuklular, Bizans'in ezmeye ve yok etmeye çalistigi Ermeni kilisesini himaye etmeye baslamis, Ermeni kilisesi, manastirlari ve ruhban sinifina Bizans tarafindan konulan agir vergileri kaldirarak bunlari vergiden muaf tutmus, Ermeni toplumunu ibadet, egitim ve iç islerinde serbest birakmis, iç islerine müdahale etmemis ve Ermenileri müslüman olmaya hiçbir zaman zorlamamislardir. Ermeni ruhani lideri Selçuklularin bu tutumu karsisinda Sultan Meliksahi ziyaret ederek, sükranlarini bildirmistir. Özetle Ermeniler bu dönemde gerek toplum olarak varliklarini, gerek din ve kiliselerini Türkler sayesinde koruyabilmislerdir.
Bu olgu, bizzat Ermeni tarihçilerince de iftiharla dile getirilmistir. Ermeni tarihçi Urfali Mateos 129 sayili kroniginde Selçuk Sultani Meliksah'tan söyle söz etmektedir:
" Meliksah'in kalbi, hiristiyanlara karsi sefkat ve iyilikle doluydu. Isa'nin evlatlarina çok iyi davrandi. Ermeni halkina refah, baris ve mutluluk getirdi."
Mateos, Sultan Kiliçaslan'in ölümünden sonra ise söyle yazmistir: " Kiliçaslan'in ölümü hiristiyanlari yasa bogmustur. Zira bu Sultan, yüksek karakterli ve hayirsever bir insandi."
Selçuklu Türkleri'nin Ermenilere ne kadar iyi davrandiklari Tasirk ailesi gibi bazi Ermeni beylerinin kendiliklerinden müslümanligi kabul etmelerinden ve Türklerle birlikte Bizans'a karsi çarpismalarindan da bellidir.
Türklerin gayrimüslimlere karsi iyi muamelede bulunmalari, ifadesini Islam-Türk felsefesinde bulmaktadir. Bu felsefeyi su sekilde özetlemek mümkündür:
Türkler, müslüman olmayan kavimlerin yasadiklari topraklari kendi ülkelerine kattiklarinda, bu bölgeler halklari ile "zimma" adi verilen bir anlasma yapmaktadirlar. Müslüman olmayan halkin hak ve hukuku bu anlasma ile güvence altina alinmakta ve bu halka "zimmi" denmektedir. Böylece diger dinlerden olan insanlara o zamana kadar tanik olunmamis bir hos görü ile davranilmaktadir. Bu dönemin Yunus Emre ve mevlana Celalettin Rumi gibi büyük düsünürlerinin "72 millete bir göz ile bakan" ve "ne olursan ol yine gel" diyen insanlik ve hosgörüye dayanan felsefeleride bu çerçevede degerlendirilmelidir. Hiristiyanlar arasinda mezhep kavgalari ve özellikle Bizansin Ermeniilere yaptigi zulüm göz önünde tutuldugunda bunun nedenli insanca bir yaklasim oldugu ortadadir.
Osmanli Devleti'nin kurulusu, gelismesi ve özellikle Istanbul'un fethi sonucu Bizans'in yikilmasi Ermeniler için tarihlerinin hiçbir döneminde yasamadiklari yeni bir çag açilmis, üzerlerindeki dinsel, siyasal, ekonomik, toplumsal ve kültürel her türlü baski kalkmis ve baris, güven, huzur ve refah dönemi baslamistir.
Bilindigi gibi Osmanli Devleti Türk kökenli, islami yapiya sahip ve çkuluslu bir devlettir. Bu çok uluslu yapi içinde Türkler kadar, diger uluslarada yer vardir. Nitekim, ilk Osmanli padisahi Osman Bey ermenilerin Bizans'in zulmünden korunmalari için Anadolu'da ayri bir toplum olarak örgütlenmelerine izin vermis ve Bati Anadolu'daki ilk Ermeni dini merkezi kütahya'da kurulmustur. Bursa'nin alinarak baskent yapilmasi üzerine bu dini merkez Kütahya'dan Bursa'ya tasinmis ve Fatih Sultan Mehmet'in Istanbul'u fethinden sonra Bursa'daki Ermeni dini lideri Ovakim 1461'de Istanbul'a getirilmis ve Fatih'in fermani ile Istanbul'da bir Ermeni patrikhanesi kurulmustur. Bunu izleyerek Iran, Kafkasya, Dogu ve Orta Anadolu, Balkanlar ve Kirim'dan Istanbul'a Ermeni göçleri baslamis ve Osmanli Imparatorlugu Ermeniler için bir çekim merkezi haline gelmistir.Görüldügü gibi,Ermeni toplumu ve kilisesi Osmanli devletinin gelismesine paralael olarak gelismektedir.
Osmanli Imparatorlugu Gregoryen Ermenileri ''millet'' adi altinda örgütlenmis ve kendi dini liderlerinin yönetimine birakmistir.Fatih Sultan Mehmet Ermeni Patrikhanesini kuran fermaninda ,Patrigin imparatorlukta yasayan bütün Ermenilerin hem ruhani,hem cismani lideri oldugunu hükme baglamistir.
Ermeniler müslümanlara verilen her türlü haktan yararlandiklari gibi,bazi ayricaliklara da sahip olmuslar.Örnegin askere alinmamislardir.Askere alinmamalari ise Ermeni ailelerinin sürekliligini ve dolayisiyla refaha kavusmalarini saglamistir.
Müslümanlarla gayrimüslimler arasindaki tek fark ifadesini bazi vergilerde bulmustur.Gayrimüslimlerden haraç ve cizye vergileri alinmis,buna karsilik müslümanlarin tabi olduklari zekat ve ösür vergilerinden muaf tutulmuslardir.Haraç ve cizye vergilerinin Ermeni toplumuna nasil dagitilacaginin tesbiti de dini liderlere birakilmistir.
Ermenilere,din,kültür,egitim ve hayir islerini yürütebilmeleri için gerekli mali olanaklara kavusabilmeleri bakimindan vakif kurma imkani da taninmis,kendi mali güçlerinin yetismemesi halinde Osmanli yönetimi yardimda bulunmus,Patrikhanenin açiklarini kapatmis.Ermeni kurumlarina mali destek saglamistir.Bu vakif sistemi bugün de muhafaza edilmektedir.
Burada su noktaya da isaret etmek istiyoruz : Ortodoks Rumlar Ermenilerden önce örgütlendiklerinden,Ortodoks Rumlar disinda kalan tüm diger hristiyan unsurlar Ermeni sayilmistir.Bu unsurlar arasinda Anadolu'daki Pavlakiler (Paulicien) ve Yakubiler ve Balkanlardaki Bogomiller gibi Ermenilikle hiç bir iliskileri bulunmayan hristiyanlarda yer almistir.Bu olgunun özellikle Osmanli Imparatorlugundaki Ermeni nüfusuna iliskin tartismalarda gözönünde tutulmasi gerekmektedir.
Ermeni toplumu kendisine taninan hak ve ayricaliklari basariyla kullanarak hizla gelismis ve refaha kavusmus,ayrica Türk-Osmanli kültür,yasam tarzi ve yönetim biçimini de benimseyerek kisa zamanda Osmanlilarin güvenine layik olmus ve ''millet-i sadika''ünvanina hak kazanmistir.Osmanli Ermenileri bu ünvan sayesinde is hayatinda oldugu gibi,kamu hizmetlerinde de önemli yerlere gelmislerdir.Osmanli tarihi Ermenilerden 29 Pasa,22 Bakan,33 milletvekili,7 büyükelçi,11 baskonsolos ve konsolos,11 üniversite
ögretim üyesi ve 41 yüksek rütbeli memur kaydetmektedir.Ermeni Bakanlar arasinda Disisleri,Maliye,Ticaret ve Posta Bakanlari gibi son derece önemli ve kilit mevkilerde bulunanlar olmustur.
Ermeniler Osmanli-Türk sanat,kültür ve müzigine önemli katkilar yapmislar,ünlü sanatçilar yetistirmislerdir.Bu sanatçilar bugün de türkiye Ermenileri ve Türkler için övünç kaynagi olarak anilmaktadir.
Burada,dünyadaki ilk Ermeni matbaasinin da XVI. yüzyilda Istanbul'da kuruldugunu belirtmek yerinde olur.
Böylece,Ermeniler,Türkler basta olmak üzere,Imparatorlugun tüm unsurlariyla XIX. yüzyil sonlarina kadar baris ve güven içinde yasamislar,Osmanli yönetimiyle ilgili hiç bir sikayet ya da sorunlari olmamistir.
Bununla birlikte,zaman zaman kendi aralarinda iç çekismelere düsmüslerdir.Istanbul'un fethinden önce ve hemen sonra Anadolu ve Kirim'dan Istanbul'a gelen ve ''Yerli'' denilen Ermeniler ile Iran ve Kafkasya'dan gelen ve ''Dogulu'' ya da ''Tasrali'' denilen Ermeniler Patrik seçimi nedeniyle mücadeleye girismisler,birbirlerini Osmanlilara sikayet etmisler ve yönetimin kendi lehlerine müdahelesini saglamaya çalismislardir.Osmanlilar ise Ermeni gruplari ve iç sorunlari karsisinda israrla tarafsiz kalmislardir.Bu mücadeleyi ''Dogulu''larin kazanmasi üzerine Patriklige ruhani sinifindan olmayan kisiler de getirilmeye baslanmis,mevki ve ünvan çatismasi zaman zaman kanli kavgalara dönüsmüstür.Osmanlilar bu asamada duruma müdahele etmisler ve Ermenilerin birbirlerini kirmasini önlemislerdir.
Mezhep kavgalari Ermenileri birbirlerine düsüren bir diger etken olmustur.Özellikle yabanci müdahaleler sonucu Ermeniler arasinda katoliklik ve protestanligin yayilmasi Gregoryen Ermenilerde büyük bir infial uyandirmis ve Gregoryen Ermeniler Osmanli yönetimine basvurarak bu durumun önlenmesini istemislerdir.Osmanli Yönetimi Ermenilerin iç sorunu saydigi bu gelismeye müdahele etmeyince yine kanli kavgalar görülmüs ve protestanligi kabul eden ermeniler Çuhaciyan ve Tahtaciyan adli Patrikler tarafindan afaroz edilmislerdir.Daha sonra katolikler arasinda da Vatikan'a bagli olup olmamak konusunda çatismalar çikmis,Papa Vatikan'a bagli olmayan Ermenileri afaroz etmis,Osmanli yönetimi duruma müdahele ederek 1888'de bu iki katolik grubu baristirmistir.
Osmanlilarin gayrimüslimlere gösterdigi bu engin hosgörü Imparatorlugu,çöküs yillarina kadar,dini zulümden kaçan bütün insanlar için her zaman siginilabilecek bir ülke haline getirmistir.Bir mezhepteki hristiyanlarin zulmüne ugrayan diger mezhepteki hristiyanlar ile katoliklerin agir iskencelerine maruz kalan museviler kurtulusu Osmanlilara siginmakta bulmuslardir.Bunun en belirgin örnegi,gerek XV. yüzyil sonlarinda Ispanya'nin katoliklerce yeniden isgalini müteakip,gerek daha sonraki yüzyillarda Fransa,Orta Avrupa ve Rusya'daki hristiyan baskisindan kaçan musevilerin Osmanli Imparatorluguna göç etmeleridir.
Gerçekler böyle olduguna göre,Türklerin gayrimüslimlere ve Ermenilere kötü muamele ettikleri,baski yaptiklari ve ezdikleri gibi iddialar ileri sürmek için herhalde mantik,vicdan,sagduyu,hakkaniyat ve tarih bilgisinden yoksun bulunmak ya da önyargili olmak gerekir.Çünkü baska bir izah tarzi yoktur.
Tarihin bu iddiayi yalanladigi çok sayida yabanci tarihçi ya da yazarin eserlerinde de ortaya konulmustur.
Asoghik ve Mateos'dan Voltaire,Lamartine,Claude Farrere,Pierre loti,Nogueres,Ilone Caetani,Philip Marshall Brown,Michelet,Sir Charles Wilson,Politis,Arnold,Bronsart,Roux,Grousset,Edgar Granville,Garmier,Toynbee,Lewis,Price,Bombaci ve Shaw'a kadar uzanan ve bazilarina hiç de türk dostu damgasi vurulamiyacak pek çok tarihçi ve yazar Türklerin bu konudaki hakkini teslim etmislerdir.
Bunlardan bir kismina atiflarda bulunarak ve neler söylediklerini görerek bu bahsi kapatmak istiyoruz.Voltaire : '' Büyük Türk Çesitli dinlerden 20 milleti baris içinde yönetmektedir.Türkler hristiyanlara savasta ilimli,zaferde yumusak olmayi ögretmislerdir ''.
Philip Marshall Brown : ''Türkler kazandiklari büyük zafere ragmen fethettikleri yerlerin halkina ,kendilerini kendi yasa ve gelenekleri uyarinca yönetme hakkini cömertçe bahsetmislerdir ''.
Venizelos Hükümetinin Disisleri bakani Politis : '' Türkiye'deki Rumlarin çikarlari Türklerden baska hiç bir güç tarafindan bu kadar iyi korunamazdi ''.
J.W.Arnold : '' Türk ordularinin fethettikleri yerlerde din ve kültüre müdahele etmedigi tarihin inkar edemiyecegi bir gerçektir ''.
Alman Generali Bronsart : '' Türkler,kendilerine dokunulmadigi takdirde,baska dinlerden olanlara karsi dünyanin en hosgörülü insanlardir ''.
Son olarak su örnegi verelim : Napolyon Bonapart,Akka yenilgisi üzerine Osmanli Imparatorlugundaki katolik Ermenileri yönetime karsi ayaklandirmayi ve bir tür intikam almayi düsünür.Bunun mümkün olup olmayacagini Istanbul'daki Büyükelçisi Sebastiano'dan sorar.Büyükelçinin yaniti çok açik ve kesindir : '' Ermeniler hayatlarindan o kadar memnundurlar ki buna imkan yoktur ''.

XIX. yüzyilin ikinci yarisinda bir Ermeni sorunundan söz edilmeye baslandigini görmekteyiz. Ermeni sorunu için bir baslangiç noktasi aramak gerekirse bunu 1856 Islahat Fermani yada 1877-1878 Osmanli-Rus savasi ve bunu izleyen Ayastefanos anlasmasi ve Berlin Konferansi'nda bulmak mümkündür. Konunun daha iyi anlasilmasi için , biraz daha gerilere, 1820'lere kadar gitmek belki de daha yararli olacaktir.

Çarlik Rusyasi bu dönemde dünya güç dengesinde giderek daha önemli bir devlet olarak ortaya çikmaktadir. Bu emperyalist güç komsu oldugu Osmanli devleti topraklarini bir tür dogal gelisme alani olarak kabul etmekte olup, Osmanlilarin sirtindan güneye ve güneybatiya yayilmak pesindedir. Nitekim, Yunanistan'in Osmanlilardan ayrilarak bagimsiz olmasi büyük ölçüde Rusya'nin bu politikasi sonucudur. Bu politikanin basta gelen unsurlarindan biri de, Rusya'ya göre, Osmanli Hristiyanlarinin hamisi olmaktir. Bu ise Ruslari Ortodoks Rumlarin yani sira Gregoryen Ermenilerle de ilgilenmeye sevketmektedir.

Rusya Bati'da Balkanlara nufuz etmeye çalisirken, Dogu'da da Kafkasya'ya inmektedir. Bu gelisme Kafkasya'daki Ecmiyazin Ermeni kilisesini Rus tesiri altina sokmaya baslamistir. Ecmiyazin ise Gregoryen Ermenilerinin büyük çogunlugunun bagli olduklari dinsel merkezdir.

Eçmiyazin kilisesi kisa sürede Rus nufuzuna girmis, hatta Katolikos Nerses Aratarakes 60 bin kisilik bir Ermeni kuvvetinin basinda 1827-1828 Rus-iran savasina Ruslar safinda katilmistir.

Ruslarin Osmanli Ermenilerine, sizmaya çalismasi da Ecmiyazin kilisesi araciligiyla olmus ve 1844'den itibaren Istanbul Ermeni patrikhanesindeki ayinlerde Ecmiyazin Katolikosu'nun adi anilmaya baslanmistir.

Osmanli Hristiyanlarinin hamisi olmaya niyetlenen yalnizca Rusya degildir. Ingiltere ve Fransa da Osmanli Ermenilerini protestanlik ve katoliklige kazandirmak amacindadirlar. Bunda basarili olmalari üzerine 1830'da Istanbul da Ermeni katolik kilisesi, 1847'de de protestan kilisesi kurulmustur. Ancak ne bu gelismeler olup biterken, ne de 1856'da Islahat Fermani ilan edilirken bir Ermeni soykirimi söz konusu degildir.

Toplumsal düzenin bati modelinde yeniden örgütlenmesi anlamina gelen Islahat Fermani müslümanlarla gayrimüslimleri ayni statüye getiriyor ve gayrimüslimlere taninmis bulunan ayricalik ve ruhani muafiyetlere de bu nedenle son veriyordu. Bu ferman üzerine Ermeni patrikhanesince hazirlanan Ermeni Milleti Nizamnamesi Osmanli hükümetine sunulmus ve 29 Mart 1962'de onaylanarak yürürlüge girmistir. Nizamname ile Ermeni toplumunun içislerini görüsmek üzere 140 üyeli bir meclis kurulmus, bunun 20 üyesininn Istanbul kilisesi mensuplarindan, 80 üyesinin Istanbuldaki kilise cemaatinden ve 40 üyesinin de tasradan seçilmesi öngörülmüstü.

Islahat fermani Rusya'nin yani sira, Ingiltere ve Fransa'yi da Ermenilerle daha çok ilgilenmeye sevketmis, bu ise Rusya'yi Ermenilerle ilgisini yogunlastirmaya yöneltmistir.

Bu ilginin altinda bu devletlerin Ermenilere duyduklari sempati degil, kendi emperyalist çikarlari yatmaktadir.

Bunun neden böyle oldugunu görmek için dünyada o dönemde mevcut güç iliskilerine ve nüfuz mücadelesine bakmak lazimdir.

Bu nüfuz ve çikar mücadelesinin önemli alanlarindan biri de Osmanli Devletidir. Izlenen yeni politikanin temel taslarindan biri ise Osmanli devletindeki Hiristiyan unsurlari ve özellikle Ermenileri Osmanlilara karsi kullanmak olmus ve Ermenilere, gerçeklesmiyecegi kendilerince de bilinmesine ragmen, Dogu Anadolu'da hayali bir Ermenistan vaad edilmistir.

Ermeni sorunu'nun 1877-78 Osmanli-Rus savasi ve Osmanlilarinin bu savasi kaybetmeleri sonucu meydana gelen gelismeler üzerine çikmasi bunun belirgin kanitidir.

Savas sona ererken Istanbul Ermeni Patrigi Nerses Varjabedyan Ecmiyazin Katolikoslugu araciligiyla Rus Çari'ndan Rusya'nin Dogu Anadolu'da isgal ettigi topraklari Osmanlilara geri vermemesini istemis, bununla da yetinmeyerek savas sonunda Ayastefanos'daki Rus karargahina gidip Grandük Nikola ile görüsmüs ve Dogu Anadolunun'nun Ruslar tarafindan ilhakinin, bu olmazsa bölgeye Bulgaris

 


tan'a oldugu gibi özerklik verilmesini bu da mümkün degilse bölgede Ermeniler lehine islahat yapilmasini ve bu islahat tamamlanana kadar Rus ordusunun geri çekilmemesini talep etmistir. Patrigin bu talebi Ruslarca kabul edilmis ve Ayastefanos Anlasmasina 16.madde olarak girmistir. Unutulmamalidir ki Patrik Varjabedyan bir Osmanli vatandasidir ve devletine karsi bir yabanci devletten bu taleplerde bulunabilmektedir.

Dogu Anadolu'daki Rus isgali Rusya'ya Osmanli Ermenileri üzerindeki etkisini arttirma olanagi saglamis ve Rus ordusundaki Ermeni subaylar Osmanli Ermenilerini devlet aleyhine kiskirtmaya çalismis ve Ermenilere "...Balkanlar'daki Hiristiyanlar gibi Osmanlilardan ayrilarak kendi muhtar devletlerini kurabileceklerini" telkin etmislerdir.

Ruslarin niyetini sezen Ingiltere Ayastefanos anlasmasina karsi çikmistir. Zira, Dogu Anadolu'da Rusya himayesinde kurulacak bir Ermenistan Ingiltere'nin Basra Körfezi ve Hindistan yolunun güvenligini tehlikeye düsürecektir. Bunun üzerine Ingiltere, Osmanlilardan Kibris'i kopararak bunun karsiliginda Ayastefanos Anlasmasi'nin degistirilmesini saglamis ve Berlin Konferansi'nda Rusya'nin Kars, Ardahan ve Batum disinda isgal ettigi topraklardan hemen geri çekilmesi ve Ermeni Islahati'nin bunun ardindan yapilmasi kararlastirilmis, üstelik islahatin 5 büyük devletin denetiminde uygulanmasi öngörülmüstür. Bu tarihten itibaren Ingiltere "Ermeni Islihati"ni kendi meselesi olarak görecektir.

Berlin Konferansina Istanbul Ermeni Patrikhanesinden de bir heyet katilmis ve isteklerini kabul ettiremeyen bu heyet Istanbul'a mücadele ve ayaklanmaya girisilmedikçe hiçbir sey elde edilemeyecegi yargisiyla dönmüstür.

Ayastefanos Anlasmasi ile eline geçirdigi büyük firsati Berlin Konferansi ile kaybeden, ayrica Bati'da Yunanistan ve Bulgaristani'i Ingiliz nufuzuna terketmek zorunda kalan Rusya Dogu Anadolu'yu dogrudan ilhak etmeyi amaçlayan bir politika izlemeye baslamis, bu politikasinda yine Ermenileri kullanmayi denemistir.

Ingiltere ve Rusya'nin Ermeniler üzerindeki mücadelesi, Türk düsmanligiyla ünlü yazar Rene Pinon'un su sözleriyle açikca görülmektedir : "Rus ve Ingiliz nufuzu Ermenilerin sirtindan çarpismislardir. Ermenistan Ingiltere'nin elinde Rus yayilmaciligina karisi ileri bir karakol olmustur."

1880'de Ingiltere'de Gladstone Hükümetinin iktidara gelmesi bu mücadeleyi daha da yogunlastirmistir. Ingiltere artik Rusya'ya karsi Osmanli devletinin toprak bütünlügünü korumak politikasini terketmis ve Osmanli Imparatorlugu'nu parçalayip kendisine dost küçük devletler kurmayi ve bunlari Rusya'ya karsi tampon olarak kullanmayi öngören bir politikayi benimsemislerdir. Ingiltere'ye göre bu tampon devletçiklerden bir de Ermenistan olacaktir.

Bu yeni politikanin ilk sonuçlari Ingiliz basininda Dogu Anadolu'dan Ermenistan diye söz edilmesi; Dogu Anadolu'nun en ücra köselerinde bile Ingiliz Konsolosluklar açilmasi, bölgedeki protestan misyonelerin sayisinin hizla artmasi ve Londra'da bir Ingiliz-Ermeni Komitesinin kurulmasiyla görülmüstür.

Rusya ve Ingiltere'nin Ermenileri kendi emellerine nasil alet ettikleri çok sayida Ermeni ve yabanci kaynak tarafindan da belgelenmistir.

Ermeni Patrigi Horen Asikyan "Ermeni Tarihi " adli eserinde sunlari yazmistir: "Türkiyenin çesitli yerlerine dagilmis çok sayida protestan misyoner Ingiltere lehine propaganda yapmakta, Ermenilerin Ingiltere sayesinde muhtariyete kavusacaklarini ileri sürmektedirler. Kurduklari okullar gizli tasarilarin yuvasidir".

Ermeni din adami Hrant Vartabed'e göre de " Osmanli ülkesinde protestan topluluklar kurulmasi ve bunlarin Ingiltere ve ABD tarafindan himaye edilmesi uygarlik iddiasindaki Batili güçlerin en kutsal duyugu olan din duygusunu bile sömürmekten kaçinmadiklarini göstermektedir. Vartabed, Eçmiyazin Katolikos'u V.Kevork'u da Çarlik Rusyasina alet olmak ve Anadolu Ermenilerine ihanet etmekle suçlamistir.

Bir baska teshis Istanbul'daki Fransiz Büyükelçisi Paul Cambon'a aittir. Canbon 1894'de Paris'e gönderdigi bir raporda söyle demektedir: "Gladstone gayrimemnun Ermenileri örgütlemis, disiplin altina almis, onlara destek vaadinde bulunmustur. Bundan sonra propaganda komitesi ilhamini aldigi Londra'ya yerlesmistir.

Jean Paul Garmier sunlari söylemektedir: " Millet-i Sadika diye adlandirilan Ermeniler, Ruslar ve protestan misyonerlerce tahrik edilmis ve Berlin Konferansi'na sanki zulüm görmüs bir halkmis gibi basvurmuslardir. "

Edgar Granville, "Rus tahrikinden önce Osmanli ülkesinde hiçbir Ermeni hareketi olmadigini, Çar himayesinde bir Ermenistan gibi hayaller yüzünden masum insanlarin aci çektiklerini " kaydetmis ve asil büyük canilerin Çarlar olduklarini, Ermeni hareketlerinden Dogu Anadolu'nun Rusya'ya ilhakinin amaçladigini vurgulamistir.


Ermeni yazar Kaprielian "Ermeni Krizi ve Yeniden Dogus" adli kitabinda 'ihtilal vaad ve telkinlerini Ruslara borçlu olduklarini' iftiharla belirtmistir.

Tasnak yayin organi Hairenik 28 Haziran 1918 tarihli sayisinda su itirafta bulunmaktadir : 'Türkiye'deki Ermeniler arasinda ihtilalci ruhun uyanmasi Rus kiskirtmalari sonucudur.Rusya.........sinir halklarinda her türlü merkezkaç egilimi tesvik etmistir'.

Bu gerçekler karsisinda,Ermeni sorununun ardinda emperyalizmin Osmanli Imparatorlugu'nu parçalama ve paylasma politikalarinin yattigini söylemek güç olmayacaktir.

Bu politika çercevesinde 1880'den itibaren Dogu Anadolu'da bazi Ermeni komiteleri kurulmaya baslamis, Van'da 'Kara Haç' ve 'Armenakan', Erzurum'da 'Vatan Koruyuculari' adli komiteler teskil edilmistir. Bu komiteler yerel düzeyde kalmis ve Osmanli yönetiminden bir sikayeti olmayan ve refah ve baris içinde yasamaya devam eden Ermeni halkinin büyük çogunlugunun bu faaliyete ragbet etmemesi nedeniyle etkili olamamis ve zamanla varliklari da sona ermistir.

Osmanli Ermenilerini içeride kurulan komiteler yoluyla devlete karsi harekete geçirmek mümkün olamayinca, bu kez bir baska yol denenmis ve Rus Ermenilerine Osmanli topraklari disinda komiteler kurdurtulmustur. Böylece 1887'de Cenevre'de Hinçak, 1890'da Tiflis'de Tasnak komiteleri ortaya çikmistir. Bu komitelere hedef olarak Anadolu topraklari ve amaç olarak Osmanli Ermenilerini 'kurtarmak' gösterilmistir.

Ermeni propagandasinin bugünkü öncülerinden Louise Nalbandian, 'Armenian Revolutionary Movement' (California University Press,1963) adli kitabinda Hinçak Komitesi için söyle demektedir :

'Ermeni halkinin duygularini harekete geçirmek için tahrik ve teröre ihtiyaç vardi. Halk, düsmanlarina karsi kiskirtilacak ve ayni düsmanin misilleme faaliyetinden yararlanilacakti. Terör, halki korumak ve Hinçak programina güven duymasini saglamak için bir yöntem olarak kullanilacakti. Parti (komite), Osmanli Hükümetini terorize etmeyi amaçlamisti. Bu suretle rejimin prestiji azaltilacak ve tam anlamiyla dagilmasi için çaba harcanacakti.Terorist taktiklerin tek odak noktasi hükümet olmayacakti. Hinçaklar, o sirada hükümet hesabina çalisan en tehlikeli Ermeni ve Türkleri öldürmek istiyor ve bütün casus ve muhbirleri yok etmeye çalisiyorlardi. Parti (komite), bütün bu terorist faaliyetlerde bulunabilmek üzere kendisine özgü bir kurulus meydana getirecekti'.

K.S. Papazian ise, 'Patriotism Perverted' (Boston Baikar Press,1934) adli kitabinda Tasnak Komitesi hakkinda sunlari yazmaktadir :

'Komitenin programi isyan yoluyla Türkiye Ermenistani'na siyasi ve ekonomik özgürlük saglamakti....Komitenin 1892 yilinda yapilan Genel Kurulunda kararlastirilan programin 8.metodu Hükümet yöneticilerini ve hainleri terorize etmek, 11.metodu ise Hükümet kuruluslarini tahrip etmek ve yagmalamakti.'

Tasnak kurucularindan ve ideologlarindan Dr.Jean Lorismelikoff, 'La Revolution Russe et les Nouvelles Republiques Transcaucasiennes'(Paris,1920)adli kitabinda,'Komitenin çikarlarinin Ermeni toplumunun çikarlarindan önde geldigini ve amaçlarin gerçeklesmesi ugruna zengin Ermenilerden terör yoluyla para toplandigini'kabul etmektedir.Yine Tasnak ideologlarindan Varandian 'History of the Dashnakzoutune' (Paris,1932) adli kitabinda ayni itiraflarda bulunmaktadir.

Ermeni yazarlarin da açikça kaydettikleri gibi amaç Anadolu'da isyanlar çikarmak, yöntem ise terördür. Ermeni komiteleri bu programlarini uygulamaya koymak için zaman kaybetmemisler ve çesitli ayaklanma girisimlerinde bulunmuslardir.

Ayaklanma tesebbüsleri önce Hinçaklardan gelmis, daha sonra Tasnaklar da bu yolu izlemislerdir. Bütün ayaklanma girisimlerinin ortak özelligi bunlarin Osmanli ülkesine disaridan gelen komitecilerce planlanmis ve gerçeklestirilmis olmasidir.

Ilk isyan 1890'daki Erzurum isyanidir. Bunu yine ayni yil meydana gelen Kumkapi gösterisi,1892-93'de Kayseri,Yozgat, Çorum ve Merzifon olaylari, 1894'de Sasun isyani, 1895'de Babiali gösterisi ve Zeytun isyani, 1896'da Van isyani ve Osmanli Bankasinin isgali, 1903'de 2.Sasun isyani, 1905'de Padisah Abdulhamid'e suikast tesebbüsü, 1909'da Adana isyani takip etmistir.

Bütün bu isyanlar ve olaylar Ermeni komitelerince 'Ermenilerin Türklerce katledilmesi' olarak tanitilmis ve Bati ülkelerine, hiristiyan kamuoylarina bu sekilde yansitilarak büyük bir gürültü koparilmistir. Bu amaçla hiç bir yalandan kaçinilmamis,olaylar tahrif edilmistir. Anadolu'nun en ücra köselerine kadar dagilmis hiristiyan misyonerler ile büyük devletlerin Konsolosluklari ve Istanbul'daki Büyükelçilikler bu propagandanin bati kamuoylarina iletilmesinde ve benimsetilmesinde büyük bir rol oynamislardir. Buna bati basininin bu yoldaki yayinlari da eklenince, hiristiyan kamuoylari Ermenilerin gerçeklerle hiç bir ilgisi bulunmayan mesajlarini benimsemeye baslamislardir. Esasen, kendi devletlerinin politikalari da bu mesajlarin benimsenmesini gerektirmekteydi. Üstelik, Bati'ya göre bu 'hristiyanlarla müslümanlar arasindaki bir çatismaydi ve vahsi müslümanlar masum hristiyanlari katletmekteydi'. Öyle ise,yapilacak is müslümanlara karsi hiristiyan Ermenileri desteklemek ve himaye etmekti. Gerçekten de böyle yapilmistir.

Ancak meselenin aslinin hiç de böyle olmadigi ve Ermeni komitelerinin bu propagandasinin altinda büyük devletleri Osmanlilara silahli müdahaleye zorlamak amacinin yattigi belgelerle sabittir.

Istanbul'daki Ermeni Patrigi daha 1876'da Ingiliz Büyükelçisi Elliot'a "eger Avrupa'nin bu ise müdalesi ve dikkatinin çekilmesi için ihtilal ve isyan çikarmak lazimsa, bunu yapmanin hiçte zor birsey olmadigini" söylemistir.

Istanbul'daki Ingiliz Büyükelçisi Currie 28 Mart 1894'te Ingiliz Disislerine su raporu göndermistir: "Ermeni ihtilalcilerin hedefi karisikliklar çikararak Osmanlilarin karsilik vermesini temin etmek ve böylece yabanci ülkelerin duruma müdahele etmesini saglamaktir".

Erzurum'daki Ingiliz Konsolosu Graves 28 Ocak 1895'de Istanbul'daki Ingiliz Büyükelçiligine yolladigi mesajda, "Komitelerin amaçlarinin genel bir memnuniyetsizlik yaratarak Türk Hükümeti ve halkinin kendilerine karsilik vermesini saglamak ve yabanci güçlerin dikkatini Ermeni halkinin hayali acilarina, dolayisiyla durumu düzeltme geregine çekmek' oldugunu bildirmistir.

Yine Graves, NewYork Herald muhabiri Sdney Whitman'in "eger bu memlekete hiçbir Ermeni komitecisi gelmemis olsaydi ve Ermenileri isyana kiskirtmasaydilar, bu çarpismalar olur muydu?" seklindeki sorusuna su yaniti vermistir: " Tabii ki hayir. Sanmam ki o takdirde bir tek Ermeni öldürülmüs olsun."

Van'daki Ingiliz Muavin Konsolosu Williams 4 Mart 1896 tarihli yazisinda "Tasnak ve Hinçaklarin kendi vatandaslarini terorize ettiklerini, asirilik ve çilginliklariyla müslüman halki kiskirttiklarini, reformlarin uygulanmasi için girisilen tüm çabalari felce ugrattiklarini ve bütün Anadolu'da olup bitenlerden Ermeni komitelerinin cinayetlerinin sorumlu oldugunu" belirtmistir.

Adana'daki Ingiliz Baskonsolosu Doughty Wily 1909'daki bir raporunda "Ermenilerin yabanci müdahaleyi saglamaya çalistiklarini" yazmistir.

Bitlis ve Van'da Rus Baskonsoloslugu yapan General Mayewski 1912 tarihli bir raporunda sunlari kaydetmistir: " 1895 ve 1896 yillarinda Ermeni komiteleri Ermenilerle yerel halk arasinda öyle bir kusku yaydilar ki, bu bölgelerde herhangi bir reformun yürütülmesi imkansiz hale gelmisti. Ermeni din adamlar hemen hemen hiçbir dini egitim gayreti içinde degillerdi. Buna karsilik, milliyetçilik fikirlerini yaymak için çok çalistilar. Bu tür düsünceler esrarengiz manastirlarin duvarlari içinde gelisti ve dini görevlerin yerini hiristiyanlarin müslümanlara olan düsmanligi aldi. 1895 ve 1896 yillarinda Asya Türkiyesi'nin pek çok villayetinde çikan ayaklanmalarin sebebi ne Ermeni köylülerin büyük sefaleti, ne de maruz bulunduklari baski idi.Zira bu köylüler komsularindan çok daha zengin ve müreffehtiler. Ermenilerin ayaklanmasi su üç sebepten ileri geliyordu.

--Bunlarin siyasi konularda bilinen tekamülleri,

--Ermeni kamuoyunda milliyetçilik, kurtulus ve bagimsizlik fikirlerinin gelismesi,

--Bu fikirlerin Bati hükümetlerince desteklenmesi ve Ermeni din adamlarinin telkin ve çabalariyla yayilmasi.

Mayewski, Aralik 1912 tarihli bir baska raporunda, "Tasnak komitesinin Ermnenilerle müslümanlari birbirine düsürerek durumu karistirmaya ve Rus müdahalesine zemin hazirlamaya çalistigini" vurgulamistir.

Nihayet,Tasnak ideologu Varandian " Avrupa'nin müdahalesini saglamak istediklerini"itiraf etmis, Papazian da "isyancilarin amacinin Avrupa devletlerinin Osmanli Devletinin içislerine karismalarini saglamak oldugunu" yazmistir.

Ermeni komiteleri her isyani, bu isyandan hemen sonra Avrupalilarin müdahalede bulunacaklari propagandasiyla çikarmislardir. Bu propagandaya komitecilerden bazilari da inanmis, Osmanli Bankasinin isgali olayinda saatlerce Ingiliz donanmasinin gelisini gözleyen komiteci Armen Aknomi kaderine küserek intihar etmistir.

Gerek Ermeni yazar ve komitecilerin, gerek Ermenileri destekleyen Ingiliz ve Rus diplomatlarin ifadelerinden de açikça görüldügü üzere, Ermeni ayaklanmasinin nedeni ne sefalet, ne islahat, ne de baskiya tabi tutulduklari iddiasidir. Ayaklanmanin nedeni Batililar ile Rusya'nin Ermeni komiteleri ve kilisesi ile isbirligi halinde Osmanli Imparatorlugunu parçalamak istemeleridir.

Osmanlilar ise bu isyanlar karsisinda, her devletin yapacagini yapmislar ve isyanlari bastirmak için asilerin üzerine kuvvet göndermislerdir. Isyanlar, Ermeni halkinin çogunlugunun komitelerin faaliyetini benimsememesi nedeniyle kisa sürede bastirilabilmistir. Ancak,yukarida da deginildigi gibi, her isyanin bastirilmasi yeni bir "katliam" olarak sunulmustur.

I. Dünya Savasinin ve Osmanli Devletinin 1 Kasim 1914'de Itilaf Devletlerine karsi Almanlarin yaninda savasa girmesi Ermenilerce büyük bir firsat olarak görülmüstür.Louise Nalbandian'in, "Armenian Revolutionary Movement" adli kitabinda belirttigi gibi "Ermeni komiteleri için ivedi hedeflerini gerçeklestirecek topyekün ayaklanmayi baslatmanin en uygun zamani Osmanlilarin savas halinde oldugu zamandi".

Komitelerin I. Dünya Savasinda faaliyete geçmesinden kuskulanan Osmanli Hükümeti,savas öncesinde,1914 Agustosunda Erzurumda Tasnak yöneticileriyle bir toplanti yapmistir.Tasnaklar bu toplantida Osmanlilarin savasa girmesi halinde sadik vatandaslar olarak Osmanli ordulari safinda görevlerini yerine getirecekleri vaadinde bulunmuslardir.Bu vaadlerini tutmamislardir,zira bu toplantidan önce Haziran ayinda yine Erzurumda düzenlenen Tasnak Kongresinde Osmanli Devletine karsi mücadelenin sürdürülmesi kararlastirilmistir.

Rusya Ermenileri de Rus ordusuyla birlikte Osmanli Devletine saldirma hazirliklarina baslamislar,Eçmiyazin Katolikosu ile Kafkas Genel Valisi Vranzof-Daskof arasinda "Rusya'nin Osmanlilara Ermeniler için yapilacak islahati uygulattirmasi karsiliginda,Rusya Ermenilerinin kayitsiz sartsiz Rusya'yi desteklemeleri" yolunda mutabakata varilmis,Katolikos daha sonra Tiflis'de Çar tarafindan kabul edilmis ve Çar'a "Anadoludaki Ermenilerin kurtulusunun ancak Türk egemenliginden ayrilarak özerk bir Ermenistan teskil etmeleri ve bu Ermenistan'in Rusya'nin himayesiyle mümkün olabilecegini" bildirmistir.Rusya'nin niyeti ise Ermenileri kullanarak Dogu Anadolu'yu ilhak etmektir.

Rusya'nin Osmanlilara savas ilan etmesi üzerine Tasnak komitesi,yayin organi Horizon'da su bildiriyi yayinlamistir: "Ermeniler en küçgk bir tereddüt göstermeden Itilaf Devletlerinin yaninda yer almislar,bütün güçlerini Rusya'nin emrine vermisler,ayrica gönüllü alaylari teskil etmislerdir."

Tasnak komitesi örgütünede su talimati vermistir: "Ruslar siniri geçtiklerinde ve Osmanli ordulari geri çekilmeye basladiklarinda her yerde isyanlar çikarilmali,Osmanli ordulari bu suretle iki ates arasina alinmalidir.Osmanli ordularinin ilerlemesi halinde ise ermeni askerler silahlariyla birlikte kitalarini terkedecek ve çeteler teskil edip Ruslarla birlesiceklerdir."

Hinçak Komiteside örgütüne gönderdigi talimatta "komitenin bütün gücüyle mücadeleye katilarak itilaf devletllerinin ve özellikle Rusyanin müttefiki sifatiyla Ermenistan, Kilikya, Kafkasya ve Azerbaycan'da zaferi temin için her türlü vasita ile itilaf devletlerine yardim edecegini" bildirmistir.

Osmanli meclisinde Van mebuslugu yapan Papazyan ise bir bildiri yayinlayarak "Kafkasyada gönüllü ermeni alaylarinin hazir bulundurulmasini,bunlarin Rus ordularinin öncüleri olarak Ermenilerin yasadiklari bölgelerdeki kilit noktalari ele geçirmelerini ve Anadolu topraklarinda ilerleyecek Ermeni alaylari ilehemen birlesilmesini" istemistir.

Bütün bu emirler fazlasiyla yerine getirilmis,Rus kuvvetlerinin Osmanlu ve Rus ermenilerinden kurulmus gönüllü alaylari öncülügünde dogudan Osmanli topraklarina girmesiyle birlikte Osmanli ordularindaki ermeniler(burada II.mesrutiyet döneminde çikarilan bir yasa ile ermenilerin askere alinmalarinin kabul edildigini hatirlatalim) silahlariyla firar ederek Rus kuvvetlerine katilmislar yada çeteler kurmuslar,yillardir ermeni ve misyoner okul ve kiliselerinde saklanan silahlar ortaya çikarilmis,askerlik subeleri basilarak yeni silahlar saglanmistir.Silahlanan bu çeteler komitelerin "kurtulmak istiyorsan,önce komsunu öldür" talimati üzerine erkekler cephelerde oldugu için savunmasiz kalan Türk sehir,kasaba ve köylerine saldirarak katliama girismisler,Osmanli kuvvetlerini arkadan vurmusler,Osmanli birliklerinin harekatini engellemisler,ikmal yollarini kesmisler,yarali konvoylarini pusuya düsürmüslerköprü ve yollari imha etmisler,sehirlerde ayaklanarak Rus isgalini kolaylastirmislardir.

Rus kuvvetleri saflarindaki Ermeni gönüllü alaylarinin yaptiklari zulüm o kadar agir olmusturki,Rus komutanligi bazi Ermeni birliklerini cepheden uzaklastirarak geri hatlara sevketmek zorunlulugunu hissetmistir.O dönemde Rus ordusunda görev yapan bazi subaylarin hatirati bu zulme bütün açikligiyla taniklik etmektedir.

Ermeni katliami yanlizca Türkleri hedef almamis,Trabzon dolaylarindaki Rumalr ve Hakkari dolaylarindaki musevilerde Ermeni çetelerince katledilmislerdir.Ermeni komitelrinin amaci bu topraklar üzerinde yasayan Ermeniler disindaki bütün unsurlari yok etmek ya da göçe zorlamak ve böylece kurulmasi hayal edilen Ermenilerin çogunlukta olmalarini saglamaktir.

Rus kuvvetleriyle birlikte siniri ilk geçen Ermeni birliklerinin basinda Armen Garo lakabiyla taninan eski Osmanli mebusu KarekinPastirmaciyan bulunmaktadir.Yine eski mebuslardan Murad lakabiyla bilinen Hamparsum Boyaciyan Ermeni çetelerinin basinda cephe gerisinde Türk kasaba ve köylerine saldirmakta ve "Ermeni milleti için tehlike teskil ettiklerinde Türk çocuklarinin dahi öldürülmesini" emretmektedir.Bir diger eski mebus papazyan çeteleriyle Van,Bitlis ve Mus dolaylarini kasip kavurmaktadir.

Rus kuvvetlerinin 1915 Mart ayinda bu kez Van yönünde harekata geçmeleriüzerine 11 Nisan'da Vanda genis çapta bir ermeni isyani baslamis,bu isyan sonucu Van Ruslarin eline düsmüstür.Rus Çari II.Nikola Van'daki ermeni komitesine 21 Nisan 1915'de bir telgraf göndererek,"Rusyaya yaptigi hizmetler nedeniyle tesekkür etmistir".ABD'de yayinlanan ermeni gazetesi Goçnak 24 Mayis 1915 tarihli sayisinda "Van'da yalnizca 1500 Türk'ün kaldigini" iftiharla bildirmistir.

Tasnak temsilcisinin 1915 Subatinda Tiflis'de toplanan Ermeni milli kongresinde yaptigi konusmada "Rusyanin Osmanli ermenilerini silahlandirmak,hazirlamak ve isyanlar çikarmalarini saglamak için savastan önce 242.900 ruble verdigini" söylemesi,Rus-Ermeni ittifaki ve Ermeni komitelerinin savas öncesinde nasil bir hazirlik içinde olduklarini bütün açikligiyla göstericek niteliktedir.

Ermeniler bu ayaklanmalari ve faaliyeti,Osmanlilarin tehcir karari üzerine girisilen bir mesru müdafaa olarak takdim etmek aliskanligindadirlar.Oysa ortada henüz alinmis bir tehcir karari yoktur ve isyanlar tehcirin degil,tehcir isyanlarin sonucudur.

Bütün bunlar olup biterken Ingiliz ve Fransiz donanmalari Çanakkale bogazini zorlamakta,Osmanli ordulari Galiçya'dan Dogu Anadolu ve Irak'a kadar çesitli cephelerde düsman kuvvetleriyle çarpismaktadirlar.

Osmanli hükümeti bu durum karsisinda,önce,Ermeni Patrigi,mebuslari ve öndegelenlerini çagirarak Ermenilerin müslümanlari katletmeye devam etmeleri halinde gerekli önlemleri alacagini bildirmekle yetinmis,bu sonuç vermeyince 24 Nisan 1915'te Ermeni komitelerini kapatmis ve yöneticilerinden 235 kisiyi devlet aleyhine faaliyette bulunmak suçundan tutuklamistir.

Disaridaki Ermeni toplumlarinin her yil "katliam" yildönümü diye andiklari 24 Nisan iste bu 235 kisinin tutuklandigi tarihtir.

Osmanli Hükümeti maruz kaldigi bu büyük iç ve dis tehlikeler nedeniyle,benzer tehlikelerle karsilasan tüm ülkelerin almakta tereddüt göstermiyecegi bir önleme basvurarak ,savas bölgeleri yakinlarindaki Ermenileri daha güneydeki Osmanli topraklarina,Suriye'ye tehcir etmistir.Muvakkat Kanunun tarihi 27 Mayis 1915'tir.

Ermeni tarihçi Leo'nun da belirttigi gibi,Osmanli Hükümeti "Rus kiskirtmalarina kapilarak ve Rus silahlarina güvenerek karisiklik ve isyanlar çikaran Ermeni komiteleri karsisinda kendi varligini korumak hakkini kullanmistir"

Üstelik tehcir bir cezai islem degil,güvenlik nedenleriyle belirli bir grubun belirli bir yerde ikamete mecbur edilmesidir.Bir savas halinde düsman ile isbirligi yaptigi sabit olmus ve,üstelik, bu isbirligini bir iftihar neticesi olarak gören topluluklarin,zararli faaliyetlerinin önlenmesi bakimindan belirli bölgelerde mecburi ikamete tabi tutulmalari ittiraz edilecek bir hususta olmasa gerektir.Bu tedbir II.dünya savasinda bile bütün devletlerce uygulanmistir.

Kaldiki Osmanli Hükümeti Ermenilerin tehcir sirasinda zarar görmelerini önlemek için somut bir gayrette göstermistir.Bu amaçla yayinlanan emirler bunun belirgin kanitidir:

*Bahsi geçen kasaba ve köylerde yerlesik ve nakli gereken ermenilerin yeni yerlesme bölgelerine hareket ettirilmeleri ve yolculuklari sirasinca rahatlari saglanmali,canlari ve mallari korunmalidir;varislarindan yeni yurtlarina yerlesmelerine kadar iaseleri mülteci tahsisatlarindan karsilanmalidir;bunlara daha önceki maddi durumlari ve halihazir ihtiyaçlarina göre mal ve toprak dagitilmalidir_ihtiyaç sahipleri için hükümet evler yapmali,çiftçi ve ihtiyaç sahibi zanaatkarlara tohum,alet,teçhizat temin etmelidir.(1915 Mayis tarihli bakanlar kurulu talimati,basbakanlik arsivi,istanbul meclis-I bukela mazbatalari,cilt 198,karar no:1331/163)

*Bu emirn tamamiyla ermeni isyanci komitelrin genislemesine karsi bir önlem olmasi nedeniyle müslüman ve ermeni gruplarinin karsilikli katliama girismelerine yol açacak sekilde yerine getirilmesinden kaçinilmalidir.(Ingiliz disisleri arsivleri,Public Record Office,Londra,371/4241/170751)

*Yeniden yerlestirilen ermeni gruplarina refakar etmek üzere özel görevliler temini için düzenlemeler yapilacak,bunlarin yiyecek ve diger ihtiyaçlari saglanacak bu amaçla gerekecek harcamalar göçmenlere ayrilan hükümet tahsisatindan karsilanacaktir.(Ingiliz disisleri arsivleri 371/9158/E 5523)

*Göçmenlerin yolculuklari sirasinda varis yerlerine kadar gerekli iaseleri saglanmalidir….Yoksul göçmenlere yerlesebilmeleri için kredi verilmelidir.Yolculuk halindeki kisiler için kurulan kamplar muntazaman denetlenmelidir.bu kisilerin refahi için,gerekli önlemler alinmali ayrica asayis ve güvenlikleri saglanmalidir.yoksul göçmenlere yeterli yiyecek verilmeli ve saglik durumlari hergün doktor tarafindan denetlenmelidir…Hasta,kadin ve çocuklar trenle digerleri ise dayanikliklarina göre katirla,araba içinde veya yaya olarak gönderilmelidir.Her konvoya bir müfreze muhafiz refakat etmeli,her konvoyun yiyecek malzemeleri varis yerine kadar korunmalidir.Kamplarda veya yolculuk sirasinda göçmenlere karsi bir saldiri vuku bulursa,bu saldirilar derhal püskürtülmelidir.(Ingiliz disisleri arsivleri 371/9158/5523)

Ermenilerin dogu anadoludaki carpismalar ve tehcir sirasinda kayiplar verdikleri dogrudur,esasen bunu kimse inkar etmemektedir.Bir dünya savasi,bir ayaklanma ve isyan ve bunun sonucu bir tehcir sözkonusudur.Savastan kaynaklanan genel asayissizlik ortami ve sahsi kin ve intikam duygulari tehcir edilen kafilelerin bir takim saldirilara ugramalarina sebep olmustur.Hükümet bu durumu elinden geldigince önlemeye çalismis ve sorumlu gördügü kimseleride cezalandirmistir.

Öte yandan,savas günlerinin güç kosullarini,araç,yakit,gida,ilaç ve diger imkanlarin yetersizligini,agir iklim sartlarini ve tifüs gibi salgin hastaliklarin yol açtigi tahribatida göz önünde tutumak gerekir.90bin kisilik bir Osmanli kolordusunun Dogu cephesinde soguk ve hastaliktan kirildigi unutulmamalidir.Cephelere uzak bölgelerde,hatta baskent Istanbul'da bile feci sikintilar çekilmistir.Bu kosullar ve sikintilaryalniz Ermeniler için degil,bütün Osmanlilar için esit sekilde geçerlidir ve ugranilan acilar herkes için ortak acilar olmustur.

Ermeni propaganda ve terör odaklarinin bugün "XX. Yüzyilin ilk soykirimi" diye ilan ettikleri olayin asli iste bundan ibarettir.

 

"Soykirim" iddiasini bir Osmanli politikasina baglamaya heveslenen Ermeni propagandasi, bir de bu yönde alinmis bir karar oldugunu kanitlamak zorundadir. Bunun için de bir formül bulunmus ve Talat Pasa'ya atfedilen ve General Allenby komutasindaki kuvvetlerce Halep'de ele geçirildigi ileri sürülen bir takim telgraf örnekleri ortaya çikarilmistir. Bu telgraflarin Naim Bey adli bir Osmanli memurunda bulundugu ve Ingiliz isgalinin öngörülenden daha kisa sürede gerçeklesmesi nedeniyle Osmanlilarca imha edilemedigi iddia olunmaktadir.

Aram Andonian adli bir Ermeni yazar bu telgraflarin örneklerini 1920'de Paris'de yayinlamis, ayrica Talat Pasa'yi Berlin'de katleden Tehlirian'i yargilayan mahkemeye de vermistir. Mahkeme bunlardan 5'ini gerçek olarak kabul etmis ve bu iddia, böylece, görünüste, hukuki bir statü de kazanmistir.

Oysa, diger Ermeni iddialari gibi, bu iddianin da gerçekle bir ilgisi yoktur. Zira,

a) Bu telgraflar 1922'de Ingiltere'de Daily Telegraph gazetesinde yayinlanmistir. Ingiliz Disisleri Bakanligi bunun üzerine durumu isgal komutanligindan sorusturmus ve sonunda bu belgelerin Allenby kuvvetlerince bulunmadigi, Paris'deki bir Ermeni grubunca icat edildigi anlasilmistir.
b) Telgraflarin kaleme alinis sekli ve yazildiklari kagitlar Osmanli belgeleri olmadiklarini açikça göstermektedir.
c) Ingilizler ve Fransizlar Istanbul'un isgalinden sonra Ermenilere karsi girisilen "katliamin"sorumlularini cezalandirmak amaciyla tutuklamalara girismisler, Osmanli Hürriyet ve Itilaf Hükümeti, Ittihat ve Terakki Partisi ve yöneticilerine olan düsmanligi nedeniyle isgal kuvvetlerine bu hususta elinden gelen her türlü yardimi yapmistir. Tutuklananlardan bir kismi Istanbul'da yargilanmis, bir kismi ise Malta'ya sürülmüstür.

Istanbul'daki mahkeme Ittihat ve Terakki'nin firardaki 4 yöneticisini

Giyaplarinda idama mahkum etmis, ayrica 3 kisiyi daha idam cezasina çarptirmistir. Bu son idam cezalarinin yalanci taniklarin ifadelerine dayanilarak verildigi daha sonra açiga çikmistir.
Ingilizler, Malta'ya sürdükleri saniklar aleyhine her yerde belge ve tanik aramaya girismisler, Osmanli Hürriyet ve Itilaf Hükümeti'nin de yardimlarina ragmen hiçbir belge bulunamamis, bunun üzerine ABD arsivlerine müracaat edilmistir. Bu arsivlerde de katliam iddialarini kanitlayacak hiçbir belge bulunamamistir.
Vasington'daki Ingiliz Büyükelçiligi bu konuda Ingiliz Disislerine su cevabi göndermistir:
"Malta'da tutuklu bulunan Türkler aleyhine delil olarak kullanilabilecek hiçbir sey olmadigini bildirmekten üzüntü duyuyorum. Yeterli delil olusturulabilecek hiçbir somut vakia mevcut degildir. Söz konusu raporlar, hiçbir surette, Türkler hakkinda Majesteleri Hükümetinin halen elinde bulunan bilgilerin takviyesinde yararli olabilecek delilleri bile ihtiva eder görünmemektedir. ( Vasington'daki Ingiliz Büyükelçiligi, R.C. Craigie'den Lord Curzon'a, 13 Temmuz 1921, Ingiliz Disisleri Arsivleri, 371/6504/8519 )
Ingiliz Disisleri bu cevap karsisinda ne yapilmasi gerekecegini Ingiliz Kraliyet savciligindan sormustur. Savciligin yaniti söyledir:
"Simdiye kadar hiçbir sahitten, tutuklular hakkinda yapilan suçlamalarin dogrulugunu kanitlayabilen bir ifade alinmis degildir. Esasen herhangi bir sahit bulunup bulunmayacagi da belli degildir..."(29 Temmuz 1921,Ingiliz Disisleri Arsivleri, 371/6504/E8745 )
Sonuç olarak, Malta'daki tutuklular, kendilerine hiçbir suçlama dahi yöneltilmeden ve durusma yapilmaksizin 1922 yilinda serbest birakilmislardir.
Ingilizler belge aramakla mesgul iken Andonian'dan kaynaklanan telgraflar bilinmektedir. Ingilizlerin bu telgraflara ragbet etmemeleri bunlarin uydurma uydurma olduklarini bilmelerindendir.
d) Alman Mahkemesinin, Andonian'in verdigi telgraflardan bir kismini kabul etmemis iken, 5'ini kabul etmesinin izahi yoktur.Çünkü Andonian bunlarin hepsinin gerçek oldugunu ileri sürmektedir.

Ingilizlerin Alman Mahkemesine itibar etmemeleri de telgraflarin
Uydurma oldugunu göstermektedir. Nihayet, Alman Mahkemesi'nin bu karari Almanya'da genis itirazlarla karsilanmistir.

e) Talat Pasa'nin Ermenilerin katledilmesini emrettigi ileri sürülen telgrafiyla ayni tarihlerde gönderdigi baska gizli telgraflar da vardir. Bu telgraflar tehcir sirasinda suç isleyecek görevlilerin cezalandirilmasina iliskindir. Bir yandan Ermenilerin "katli" istenirken, diger yandan bu "katliami" yapacak görevlilerin cezalandirilmalari talimatinin verilmesinin izahi yoktur.
f) Neareast Relief Society adli Amerikan yardim kurulusunun tehcir sirasinda Ermenilere yardim etmek üzere Anadolu'da görev yapmasina Osmanli Hükümetince izin verilmistir. ABD'nin Itilaf Devletleri safinda Osmanlilara karsi savasa girmesinden sonra da bu kurulusun Anadolu'da kalmasina müsaade olunmustur. Bu husus ABD Büyükelçisi Elkus'un raporlarina da konu teskil etmistir.

Bu durumda, eger "katliam"emri verilmisse, Amerikan kurulusunun faaliyet göstermesine ve "katliama" tanik olmasina nasil müsaade edilmistir, yani, "biz Ermenileri katlediyoruz, siz de gelin seyredin mi", denmistir? Bunu herhalde mantikla açiklamak imkani bulunmamaktadir.

g) Istanbul, Bati Anadolu ve Trakya'da oturan Ermeniler tehcir disinda birakilmistir. Hatta Orta Anadolu Ermenilerinden bile yerlerinde birakilanlar olmustur. Topyekun bir tehcir bile söz konusu olmadigina göre, "topyekun bir katliam" hiç iddia edilemeyecektir.
h) Nihayet, eger Hükümet Ermenileri topyekun imha etmek niyetinde olsaydi, herhalde bunu aylarca süren bir tehcir yoluyla ve bütün devletlerin dikkatini üzerine çekerek degil, Ermenilerin bulunduklari yerlerde ve özellikle cephelere yakin bölgelerde çok kolay bir sekilde yapabilirdi.

Görüldügü gibi, Ermenilerin simsiki sarildiklari soykirim iddiasi da yalandan baska bir sey degildir ve bir soykirim hiçbir zaman söz konusu olmamistir.

 

Ermeni propagandasi bugün, soykirim diye tanimladigi olaylarda 1,5-2 milyon
Ermeninin hayatini kaybettigini iddia etmektedir.

Ermeniler bu olaylarda önce 600 bin, sonra 800 bin Ermeninin öldügünü ileri
sürmüsler, bu sayi daha sonra sürekli olarak arttirilmis ve 1,5 milyona varilmistir. Bu a-
çik arttirmanin devam etmesine ve Ermeni çevrelerinin yarin, öbürgün ölü sayisini 2,
hatta 3 milyona çikarmalarina da sasmamak gerekecektir. Nitekim, Ermeni kayiplarinin
2 milyon oldugundan sözedilmeye baslanmistir.

Bu açik arttirmaya ne yazik ki ciddiyetleriyle taninan bazi yayin organlari da ka-
tilmaktadir. Örnegin Encyclopedia Britannica'nin 1918 baskisinda ölen Ermenilerin sa-
yisi 600 bin olarak kayitli iken, bu sayi 1968 baskisinda 1.5 milyon olarak belirtilmistir.

Gerçek Ermeni kaybi nedir? Bunu kesin olarak tesbit etmeye elbette imkan yoktur. Ancak, ortada esas olarak alinabilecek temel bir veri vardir, bu da Omanli Devle-
tinde o dönemdeki Ermeni nufusudur.

Osmanli Devletindeki Ermeni nufusu hakkinda çesitli rakamlar verilmektedir.
Tahmin edilebilecegi gibi, Ermeni kaynaklarinca açiklanan ya da bu kaynaklara dayanila-
rak ileri sürülen rakamla daha yüksektir.

Osmali ermeni nufusu hakkindaki bilgileri söyle bir tablo halinde göstermek
mümkündür:

Ermeni patrikhanesinin rakamlarini esas alan
Leard'a göre 2.560.000
Ermeni tarihçi Basmaciyan'a göre 2.380.000
Lozan konferansina katilan Ermeni heyetine göre 2.250.000
Ermeni tarihçi Kevork Aslan'a göre 1.800.000
Fransiz Sari Kitabina göre 1.555.000
Encyclopedia Britannica'ya göre 1.500.000
Contenson'a göre 1.400.000
Lynch'e göre 1.345.000
Revue de Paris'ye göre 1.300.000
Osmanli istatisliklerine göre 1.295.000
Ingiliz yilligina göre 1.056.000

Ermeni kaynakli ve mübalagali oldugu asikar rakamlari bir kenara birakirsak,
Bati kaynakli rakamlarin 1.056.000 ile 1.555.000 arasinda degistigini ve bunun ortalamasi olan 1.300.000'in fiili nufus sayimina dayali Osmanli istatislikleriyle hemn hemen ayni ol-
dugunu görmekteyiz. Bu nedenle Osmanli Ermeni nufusunun 1.300.000 oldugunu söylüyebiliriz.

Bu tablodan çikarilacak ilk sonuç, toplam Ermeni nufusu 1.300.000 olduguna göre, 1.5 milyon Ermeninin ölmüs olamiyacagidir. Demek ki, Ermeni propagandasinin
bu iddiasinin da gerçekle bir ilgisi yoktur.

Öyle ise gerçek Ermeni kaybi yaklasik ne kadardir?

Talat Pasa Ittihat ve Terakki partisinin son toplantisinda Ermeni kaybinin 300 bin
olarak tahmin edildigini söylemistir.

Fransiz din adami Monseigneur Touchet 1916 subatinda oeuvre d'Orient kuru-
munda verdigi bir konferansta 500 bin ermeninin öldügünün sanildigini, ancak bunun a-
bartilmis olabilecegini ifade etmistir.

Toynbee Ermeni kaybini 600 bin olarak göstermektedir. Encyclopedia Britann-
ca'nin 1918 baskisinda da ayni rakam vardir. Ermeniler de önce bu rakami ileri sürmüs-
lerdir.

Türkiye bakimindan bu konudaki bir talihsizlik, mütareke sonrasinda is basina gelen ve isgal kuvvetleriyle is birligi yapan Osmanli Hürriyet Itilaf Hükümetinin Ittihat ve Terakki iktidarini mahkum etmek amaciyla tehcirde 800 bin ermeninin öldügünü iddia etmesi olmustur. Isgal kuvvetlerine yaranmak için uydurulan bu rakam Ermenilerin ölü
sayisinin daha yüksek göstermelerinde önemli bir rol oynamistir.

Bununla birlikte, gerçek Ermeni kaybi hakkindaki tahminler Talat Pasa'nin ver-
digi rakam civarindadir. Nitekim, Ingiltere ve Fransa'ninda önce bu rakami verdikleri bilin-
mektedir.

Lozan konferansina katilan Ermeni heyeti Baskani Bogos Nubar o sirada Türkiyede hala 280 bin Ermeni bulundugunu, 700 bin Ermeninin ise baska ülkelere göç
ettigini söylemistir. Bogos Nubar'in bu hesabi dogru ise, toplam Ermeni nufusu 1.300 bin
olduguna göre, Ermeni kaybi yine 300 bin dolaylarindadir. Tehcire tabi tutulmayan, savas
öncesi ve sirasinda göç eden ve tehcirde menzillerine ulasan Ermenilerin sayisi dikkate
alindiginda kayip konusunda tekrar ayni sonuca varilmaktadir.

Ayrica unutmamak gerekir ki, bu kayip rakamini çete harekatinda veya düsman safinda yer alarak ölenlerde dahildir.

Bu bahsi kapatirken, gerek Ermeni propagandasinin, gerek Bati'daki bazi çevre-
lerin dikkate almayi ve deginmeyi düsünmedikleri bir konuyu, Türk kayiplarini hatirlatmak
gerekir.

Türk kayiplari Ermeni kayiplarindan her halükarda çok daha yüksektir. Bogos Nubar'a inanmak gerekirse, Dogu Anadolu'daki müslüman nufus açigi 1.400 bin dir.

Görüldügü gibi, ne sistemli bir soykirim, ne de 1.5 milyon Ermeninin ölmesi
söz konusu degildir. Bunu iddia etmek tarihi gerçekleri saptirmaktan ve ölü istismari
yapmaktan baska bir anlam tasimamaktadir.

 

Görüldügü gibi, bugün bizim söylediklerimizin dogru oldugu bundan 64 yil önce, 1918'de Tasnaklar tarafindan itiraf edilmistir. Ancak, bu açik itiraflara ragmen mesele Ermenilerce kapanmis sayilmayacak ve Ermeni çevreleri ilk firsatta itiraflarini unutup eski hayallerin pesinden gideceklerdir. Nitekim, Batum anlasmasina ragmen Ermeni çete harekati devam etmistir.

Osmanli Devletinin 1.Dünya Savasinda yenilgiye ugramasi ve 30 ekim 1918'de Mondros mütakeresini imzalamasi Ermenileri yeniden harekete geçirmistir.

Büyük hayaller pesinden kosan Tasnak denetimindeki Kafkas Ermeni Cumhuriyeti kurulusunun 1. yildönümü olan 28 mayis 1919'da "Türkiye Ermenistani'ni ilhak ettigini" açiklamistir. Bu açiklama, itilaf devletleri dahil, hiç kimse tarafindan ciddiye alinmamistir.

Sevr diktasi ile sonuçlanan Paris Baris Konferansi Ermenistan'in sinirlari konusunu ABD Baskani Wilson'un hakemligine birakmis, Wilson da General James G. Harbord baskanligindaki bir Amerikan heyetini incelemelerde bulunmak üzere 1919 sonbaharinda Türkiye'ye yollamistir. 1919 Eylül ve Ekim aylarinda Türkiyede incelemeler yapan Harbord heyeti vardigi sonuçlari bir rapor halinde ABD kongresine sunmustur. Gerçekleri yansitan bu raporda "Türkler ile Ermenilerin baris içinde yüzyillarca yanyana yasadiklari, tehcir sirasinda Türklerin de Ermeniler kadar aci çektikleri, Türk köylerinin yakildigi, savasa giden Türk köylülerinden en çok %20'sinin geri dönebildigi, 1.Dünya savasinin baslangicinda Ermenilerin Türkiye Ermenistani denilen bölgelerde hiç bir zaman çogunlukta olmadiklari, tehcir edilen Ermenilerin geri dönmeleri halinde tek bir yerlesim merkezinde dahi çogunlugu olusturamayacaklari, geri dönen Ermenilerin tehlike içinde bulunmadiklari ve olaylara ilskin acikli ve korkunç iddialarin dogru olmadiginin tespit edildigi" belirlenmistir. ABD kongresi bu rapor üzerine 1920 Nisaninda Ermenistan'a mandater olunmasini reddetmistir.
 

10 Agustos 1920'de Ermenileri bir kez daha umutlandiran Sevr Anlasmasi imzalanmistir. Anlasma Osmanli Devleti'nin Ermenistan'i özgür ve bagimsiz bir devlet olarak tanimasini hükme bagliyor, sinirin tesbitini ise Wilson'un hakemligine birakiyordu.

Bilindigi üzere 10 Agustos 1920'de Türkiye'de biri Istanbul'da Osmanli Hükümeti, digeri
Ankara'da Meclis Hükümeti olmak üzere iki Hükümet bulunmaktadir. Sevr'i imzalayan Osmanli Hükümetidir. Mustafa Kemal Atatürk'ün Ankara Hükümeti "Ermeni Sorununu" kendi basina halledecektir.

Mondoros Mütakeresi sonunda Fransizlar Adana vilayetini, Ingilizler de Urfa , Maras ve Antep'i isgal etmislerdi.Daha sonra Ingilizler kendi isgal bölgelerini Fransizlara birakmislar ve Fransizlarin beraberinde getirerek Fransiz üniformasi giydirdikleri Ermeniler Türklere saldirmaya baslamislardir.Bu zülum Türklerin tepkisiyle karsilanmis ve Fransiz-Ermeni isgaline karsi Türk
direnisi örgütlenmistir.Bunun üzerine yine Türklerin Ermenileri katlettikleri propagandasi baslamis ancak basta Fransiz isgal konutanligi olmak üzere bu kez Ermenilere kimse inanmamistir.

ABD Kongresinin Ermenistan için mandaterligi kabul etmemesinden sonra , Kafkas Ermeni Cumhuriyetine bagli düzenli birlikler ve çeteler 1920 Hazirani'nda Türkiye'ye karsi saldiriya geç
misler, Eylülde bu kez Ankara Hükümeti karsi taaruzu emretmis ve Türk kuvvetleri Ermenileri agir yenilgilere ugratarak Kars dahil bütün Türk topraklarini kurtarmislar ve siniri da asarak Gümrü'ye girmislerdir.Bu yenilgi karsisinda Ermeni Hükümetinin baris istemesi üzerine 3 Aralik 1920'de Gümrü (Alexandropol) Antlasmasi imzalanmistir. Ermeniler bu antlasma ile Sevr'in geçersiz oldugunu kabul etmisler ve Türkiye'ye yönelik toprak taleplerinden resmen vazgeçmisleridir.

Ancak bu anlasma onaylanmadan Kizilordu Erivan'a girmis ve Sovyet Ermeni Hükümeti kurulmustur.

Erivan'da yönetim Vratzian'in 18 Subat 1921'de giristigi bir ayaklanma ile tekrar Tasnakla-nri eline geçmistir.Vratzian Hükümeti 18 Mart'ta Ankara' ya bir heyet göndererek Ankara Hükümetinden Bolseviklere karsi yardim istemislerdir.Tarihinin ne garip cilvesidir ki , daha 2 yil önce Dogu topraklarini ilhak ettigini açiklayan Tasnak Hükümeti bu kez bagimsizligini devam ettirebilmek için Ankara'nin yardimini talep etmektedir.

Bu Tasnak Hükümeti uzun ömürlü olamamis ve Sovyetler Erivan'da yeniden iktidari ele geçirmislerdir.
Türkiye 16 Mart 1921'de Sovyetler Birligi ile Moskova Anlasmasini imzalamis ve bugünkü Türk-Sovyet siniri çizilmistir.Bu anlasmanin tamamlanmasi amaciyla bu kez 13 Ekim 1921' de
Sovyet Ermenistan'i ile Kars anlasmasi imzalanmistir. Her iki anlasmada da Sevr'in taninmadigina iliskin hükümler yer almaktadir. Böylece, Tasnak Hükümetinden sonra Sovyet Ermeni Hükümeti de her türlü talepten vazgeçmis olmakta ve Sevr'in geçersizligi bir kez daha belgelenmektedir.

Sovyet Ermenistan'i Adalet ve Isçi Komiseri Sahverdof Kars anlasmasinin imza töreninde yaptigi konusmada "...bundan böyle bu iki milleti baskalarinin çikarlari ugruna birbirlerinin üzerine saldirtmanin mümkün olmayacagini" vurgulanmistir.

Dogu Cephesi'nin bu sekilde tasfiye edilmesinden sonra, Güney Cephesi de 20 Ekim 1921'de Fransa ile imzalanan Ankara Anlasmasi ile tasfiye edilmis ve Fransiz kuvvetleri beraberinde getirdikleri Ermeni lejyonunu ve mahalli komitecileri yanlarina alarak çekilmisler ,mahalli Ermeni halknin büyük kismini da adeta zorla beraber götürüp Lübnan'a yerlesmislerdir.Ayni olaya Hatay'in Anavatana katilmasinda da sahit olunacaktir.

Bogos Nubar Pasa baskanligindaki Ermeni heyetini Lozan Konferansi'nda da görüyoruz.Bu konferansta Türkiye'ye bu kez Ermeniler için "bir Türk genel vali yönetiminde bir bölge" teklif edilmistir.Dogu cephesinin tasfiyesi ve Moskova ve Kars Anlasmalariyla Ermeni meselesini kapa-
tan Türkiye tabiki bu öneriyi reddetmistir.

24 Temmuz 1923'de imzalanan ve Sevr'in yerini alan Lozan Anlasmasinda ise Ermeniler
hakkinda hiçbir hüküm yer almamistir.

Böylece mesele Lozan'da bütünüyle çözümlenmis olmaktadir. Ermenilerin bugün Sevr'e dayali olarak bir takim iddialarda bulunmalari da hiç anlam tasimamaktadir.

Konuyu kapatirken, Sevr Anlasmasinin taraf ülkelerin hiçbiri tarafindan onaylanmamis oldugunu da hatirlamak yerinde olur.

 

Türkiye'deki Ermenilerin bugün de baski altinda tutulduklari iddasiyla da sik sik karsilasilmaktadir.

Ermeni propagandasi çevreleri bu iddiayi su amaçlarla ileri sürmektedirler:

a) "Ermeniye zulmeden Türk imajini"tarih içinde kesintisiz oalrak sürdürerek bugüne kadar getirmek,

b) Genç Ermeni kitlelerine ugrunda mücadele edilecek bir hedef göstermek,

c) Propagandaya güncel bir nitelik kazandirmak,

d) Yabanci ülkelere Türkiye'nin içislerine müdahale imkâni saglayabilmek.

Bu iddia da digerleri gibi, hiç bir esasa dayanmamaktadir.

Türkiye'deki 70-80 bin Ermeni vatandasimiz bugün hiç bir ayirima tabi tutulmadan ,Türk vatandaslarinin sahip olduklari tüm hak ve özgürlüklerden esit sekilde yararlanarak, güven,
huzur ve refah içinde yasamaktadirlar.

Kendi kiliselerinde özgürce ibadet etmekte, kendi okullarinda kendi dilleriyle ögrenim görmekte ,yine kendi dilleriyle yayin organlarini çikarmakta, kendi derneklerinde sosyal ve kültürel faaliyetlerini sürdürmektedirler.

Türkiye'deki Ermeni toplumu 30 okula,17 hayir ve kültür dernegine, Jamanak ve Marmara adli 2 günlük gazeteye ve ayrica bazi dergilere, Sisli ve Taksim adli iki spor klubüne, çesitli vakiflara ve saglik kuruslarina sahip bulunmaktadir.

Türkiye Ermenilerinin büyük çogunlugu gregoryendir. Dini liderleri " Türkiye Ermenileri Patrigi" ünvanini tasimaktadir. Bu gregoryen çogunlugun yaninda katolik ve protestan Ermeniler de vardir ve bunlar da kendi kiliselerine sahiptirler.

Ermeni vatandaslarimizin çok büyük ekseriyeti Istanbul'da oturmaktadir.Bu nedenle kurumlarinin büyük çogunlugu da Istanbul'da bulunmaktadir.

Hiç bir baskiyla maruz kalmadiklarini,Türkiye'de yasamaktan büyük bir memnunlik duyduklarini ve Türkiye vatandasi olmakla iftihar ettiklerini her vesile ile dile getiren
Ermeni vatandaslarimiz, yurtdisindaki Türk diplomatlarini hedef alan Ermeni terör
örgütlerinin saldirilarini basta Patrik olmak üzere, her firsatta siddetle
kinamakta, bu terörün yol açtigi acilari diger Türklerle birlikte ayni ortak duydularla
paylasarak Ermeni propaanda ve teror odaklarina en etkili yaniti bizzat vermektedirler.

1 Kasim 1981 günü Istanbul'daki Ermeni patrikhanesinde sehit Türk diplomatlarinin
anisina düzenlenen ve patrik Kalustyan tarafindan yönetilen dini ayin Türkiye Ermenilerinin
Ermeni terorü karsisindaki kararli tutumlarinin açik bir örnegidir.

Bu çerçevede, Patrik Kalustyan 'in son olarak yaptigi iki beyanata da deginmek istiyoruz.
Patrik Kalustyan Avrupa Konseyinin Türkiye 'deki azinliklara baski yapildigi yolundaki son karari üzerine yayinladigi açiklamada " Türkiye Ermenilerinin birer Türk vatandasi olarak
Türkiye'de huzur içinde yasadiklari ve her türlü inanç hürriyetinden yararlanarak dini ayinlerini serbestçe yaptiklarini "vurgulamis, Los Angeles Baskonsolosumuz Kemal Arikan 'in Ermeni teroristlerce sehit edilmesi üzerine verdigi demeçte ise"Türk Ermenilerinin bu cinayeti her Türk vatandasi gibi büyük bir üzüntüyle karsiladiklarini"ifade ile "disardaki Ermenileri bütün yasa disi eylem ve cinayetlere karsi çikmaya"çagirmistir.

Böylece, Ermeni propagandasinin bu son iddiasi hakettigi cevabi Türkiye Ermenilerinden
almis olmaktadir.