|
AMERİKA’DA ERMENİ LOBİSİ VE LOZAN
ANTLASMASI KAVGASI
(1923-1927)
Dr. Bilâl N. Simsir*
Kasım
1922’de Lozan’da başlayan bariş konferansina Amerika
yalniz gözlemci olarak katildi. Amerika’nın Bern
Büyükelçisi Joseph C. Grew, Roma Büyükelçisi Richard
Washburn Child ve İstanbul Yüksel Komiseri Amiral
Mark L. Bristol, Lozan Konferansına gözlemci olarak
gönderildiler. Washington Hükümeti, yalnız gözlemci
olduklarını, Türkiye ile İtilaf Devletleri arasında
yapılacak müzakerelerde resmi bir rol
oynayamayacaklarını kendilerine önemle bildirmişti.
1923 Şubat başında Lozan Barış Konferansına ara
verilmesi üzerine Grew, Child ve Bristol Lozan’dan
ayrıldılar ve asıl görevlerine döndüler. Nisan
1923’te barış konferansı yeniden toplanınca üç
Amerikalı gözlemciden yalnız Grew Lozan’a yollandı.
Konferansın ikinci döneminde Amerikan delegasyonun
başında Grew bulundu.
Lozan Konferansının daha birinci
döneminde Türk ve Amerikan delegeleri arasında ikili
görüşmeler başlamıştı. Konferans yeniden açılınca,
Türk Heyeti Başkanı İsmet Paşa (İnönü), bir Türk -
Amerikan antlaşması imzalanması için ikili
görüşmelere hemen başlanmasını istedi. Ama
Amerikalılar işi biraz ağırdan aldılar; İtilâf
devletleriyle Türkiye arasındaki barış
görüşmelerinin sonucunu beklediler. Lozan Barış
Antlaşması imzalandıktan iki hafta sonra, 6 Ağustos
1923’te, Türk-Amerikan ikili antlaşmalari imzalandi.
[ii] Antlaşmalari Türkiye adina Ismet Paşa ile
yardimcilari Dr. Riza Nur ve Hasan (Saka) Bey;
Amerika adina da Joseph C. Grew imzaladilar.
Amerika ile ayni günde iki antlaşma
imzalanmişti. Birincisi Dostluk ve Ticaret
Antlaşmasi, ikincisi de suçlularin iadesi antlaşmasi
idi. Asil önemli olan birinci antlaşmaydi. Bu
antlaşmanin 1. maddesi, Türkiye ile Amerika Birleşik
Devletleri arasinda diplomatik ilişkilerin
kurulmasini öngörüyordu. 2. maddesi, tüm
kapitülasyonlarin kaldirildigini belirtiyordu. 3.-8.
Maddeler Türk ve Amerikan vatandaşlarinin karşilikli
yerleşme, oturma, çalişma haklariyla şirketlerin
durumlarini düzenliyordu. 9. maddeyle taraflar
birbirlerine “en çok gözetilen ülke” statüsünü
tanıyorlardı. Eskilerin ifadesiyle “En ziyade
müsaadeye mazhar devlet” statüsü. Ondan sonraki yedi
madde vergiler, ithalat, ihracat resimleri ve
Amerikan gemilerinin Boğazlar bölgesindeki hakları
gibi konulara ilişkindi. 17-27. Maddeler Konsolosluk
görevlilerinin haklarıyla görevlerini düzenliyordu.
[iii]
Türk - Amerikan Lozan Antlaşması
nispeten kısa, 32 maddelik bir antlaşmaydı. Asıl
Lozan Barış Antlaşmasında yer alan devlet sınırları,
toprak sorunları, askerlik işleri vb. gibi birçok
önemli konuyu kapsamıyordu. Bu gibi konular
Amerika’yı doğrudan ilgilendirmemişti. Lozan’da
Amerika’nın önemle üzerinde durduğu,
kapitülasyonlar, Türkiye’deki Amerikan eğitim,
öğretim ve yardım kurumlarının çıkarları,
Boğazlardan geçiş ve ticaret özgürlüğü gibi
konulardı. [iv] İmzalanan antlaşmayla Amerikan
isteklerinin çoğu kabul edilmişti. Türkiye’de
Amerika’ya tanınan haklar, öteki devletlere tanınan
haklardan daha az değildi. Fransa, İngiltere, İtalya
gibi ülkelere tüm kapitülasyonların kaldırılması
kabul ettirilmişti. Amerika için kapitülasyon
rejiminin yürürlükte kalması söz konusu olamazdı.
Kapitülasyonların toptan kaldırılmasını Amerika da
kabul etmişti. Türk kanunlarına uymak şartıyla
Amerikalılar Türkiye ile ticaretlerini
sürdürebileceklerdi. Amerika’ya, en çok gözetilen
ülke statüsü tanınıyordu. Türkiye’deki Amerikan
okulları, yardım kurumları, hastaneleri, misyonları,
misyonerleri Türk kanunları çerçevesinde
çalışmalarını yürütebileceklerdi. Yine Türk
kanunlarına uymak koşuluyla, Amerikan vatandaşlarına
Türkiye’ye gelip yerleşme ve burada iş tutma haklari
taninmişti...
Lozan Bariş Antlaşmasindan sonra Türkiye
ile Amerika arasinda böyle bir dostluk antlaşmasi
imzalanmasi dogaldi. Çünkü yeni Türk Devleti, diş
ilişkilerini normale dönüştürebilmek için savaş
halinde oldugu eski düşman devletlerle bariş
antlaşmasi imzaliyor, savaş halinde olmadigi
devletlerle ise dostluk antlaşmalari yapiyordu. 1923
yilinda Arnavutluk, Macaristan ve Polonya ile
Türkiye arasinda dostluk antlaşmalari imzalanmişti.
Türkiye - Polonya dostluk antlaşmasi, tipki Amerika
ile yapilan antlaşma gibi, Lozan’da imzalanmıştı.
Türkiye, 1924 yılında da Almanya, Avusturya,
Çekoslovakya, Estonya, Hollanda, İspanya ve İsveç
ile dostluk antlaşmaları yapmıştı. Normal diplomatik
ilişkiler kurulurken önce dostluk antlaşması
yapılması usulü benimsenmişti. Türkiye Cumhuriyeti,
ilişki kurmak istediği 40 kadar devletle dostluk
antlaşmaları imzalamıştı. Lozan’da imzalanan Türkiye
- ABD antlaşmasi bu dostluk antlaşmalari zincirinin
sadece bir halkasiydi. Ne var ki, Türkiye’nin öteki
ülkelerle yaptığı antlaşmaların hepsi sessiz sedasız
onaylanmış, yürürlüğe konmuş ve uygulanmış olduğu
halde, Türk - Amerikan dostluk antlaşması etrafında
büyük bir fırtına koparılmıştır.
“Lozan Antlaşmasina Hayir!” kampanyası
Lozan’da Türk - Amerikan antlaşmasi
imzalanir imzalanmaz Amerika’daki Ermeni ve Rum
lobileri ve bütün Türk düşmanlari hemen ayaga
kalktilar, kükrediler, harekete geçtiler. Amerika
sanki yerinden oynadi. “Lozan Antlaşmasina hayir!”
sloganı altında yeni ve güçlü bir Türk düşmanlığı
kampanyası başlatıldı. Atlantik ötesinde Türklere
karşı yıllardır kampanya zaten yürütülüyordu. Yeni
kampanya için hava elverişliydi. Eskiden kurulmuş,
oturmuş düşman örgütler zaten hazırdı. Yeni kampanya
bu kurulu temele oturtuluverdi. Çabucak tutundu,
güçlü bir baskı grubu oluşturuldu.
Mütareke yıllarında Türk düşmanlığı
kampanyasına öncülük eden “Ermenistan Bağımsızlığı
için Amerikan Komitesi” (American Committee for the
Independence of Armenia) adlı örgüt, bu kez, Lozan
Antlaşmasına Karşı Amerikan Komitesi (The American
Committee Opposed to the Lausanne Treaty) adını
aldı. [v] Bu örgüt, bütün hazır kadrosu, organları,
gazeteleri ve etkisi altındaki çevreleriyle, Lozan
Antlaşmasına savaş açtı. Böylece, yıllarca sürecek
bir kampanya başlatılmış oldu. Kampanyaya, başka
örgütler, gazeteler ve Amerikan iç politikasına
oynayan muhalefetteki Demokrat Parti ileri gelenleri
de katılınca, Amerikan kamuoyunun ve Kongrenin baskı
altına alınması kolaylaştı.
Yeni kampanyanın elebaşıları eski Türk
düşmanlarıydı. Bunların başında da James W. Gerard
vardı. 1927 yılında T.C. Washington Büyükelçiliğine
atanan Ahmet Muhtar Bey, Gerard hakkında özetle şu
bilgileri veriyor:
“New York’un ileri gelen avukatlarından
ve muhalefetteki Demokrat Parti liderlerindendir.
Hükümeti sürekli rahatsız etmek isteyen ataklığı ile
tanınır. Ermeni örgütlerince satın alınmış bir
kişidir. Büyük Savaşta Amerika’nın Berlin
Büyükelçisiydi. Almanya’ya karşi besledigi kinle
Amerikalilarin yurtseverlik duygularini bir hayli
okşamiş ve böylece kamuoyunda taninmiş, kendisine
oldukça önemli bir yer yapmiştir. Türkiye’yi hiç
tanımamaktadır. Rasgele karşımıza çıkmış şarlatan
bir düşmandır. Aşırı İngiliz yanlısıdır. Berlin’deki
Elçiliği sırasında, Amerika’yı İngiltere yanında,
Almanya’ya karşi savaşa sokmak için hayli çaba
harcamiştir. Ingiltere’ye yaptığı bu hizmetine
karşılık İngiliz Hükümeti kendisine nişan vermiştir.
Amerika’daki Ermeni örgütleri de Türkiye’ye karşi
kampanyalarinda Ingilizlerce kişkirtilmakta ve
paraca beslenmektedirler. Bu bakimdan Gerard’ın ne
gibi ilişkilerle Türkiye’ye musallat olduğu
kendiliğinden anlaşılır.” [vi]
Gerard,
Mütareke yıllarında, “Ermenistan’ın Bağımsızlığı
için Amerikan Komitesi” adlı örgütün başkanıydı. Bu
sıfatla, Türk Kurtuluş Savaşı boyunca Türk
düşmanlığı kampanyasını yürütmüş, Ermeni lobisinin
sözcülüğünü yapmıştı. Mondros Mütarekesinin, Sèvres
Antlaşmasının Ermeniler yararına uygulanmasını
savunmuştu. [vii] Ermeni komitesi bu defa “Lozan
Antlaşmasina Karşi Amerikan Komitesi” adını alınca
bunun da başına yine Gerard geçmişti:
Komitenin elebaşılarından biri de Vahan
Kardaşyan (Cardashian) adlı yırtıcı bir Ermeni
avukatıydı. Ahmet Muhtar Bey’in bildirdiğine göre,
Kardaşyan, “vaktiyle Osmanlı Sefaretinde müstahdem
olup bilâhare vazifesine hitam verilen ve bu yüzden
bize hasım kesilen ve Amerikalı zengince bir kadınla
teehhülü (evlenmesi) dolayısıyla hal ve vakti ifa-i
tahrikata müsait bulunan ve bilhassa İngilizler
tarafından istihdam kılınan” bir kişiydi. [viii]
1910 - 1915 yillarinda Washington’daki Osmanlı
Elçiliğinde tercümanlık yapmıştı. İşine son
verilince Osmanlı Hükümetinden alacağı bulunduğunu
ileri sürmüştü.
Gerard - Kardaşyan ikilisinin egemen
bulunduğu Ermeni Komitesinde ayrıca şu kişiler
vardı: David Hunter Miller, Albert Bushmell Hart,
Güney Metodist Piskoposu James Cannon, Jr., Albert
James M. Cox, Homer S. Cummings, Abraham I. Elkus,
Oskar S. Straus ve Ray Lyman Wilburn. Bunlar o
yıllarda Amerika’da oldukça tanınmış kişilerdi.
Amerika’da Türk düşmanligi kampanyasinin
bayraktarlarindan biri de Amerika’nın eski İstanbul
Büyükelçisi Henry Morgenthau idi. New York’un
tanınmış ailelerinden ve muhalefetteki Demokrat
Parti ileri gelenlerinden olan Morgenthau, Mütareke
yıllarında Türklere karşı yazılar yazmıştı. Lozan
Barış Konferansı sırasında da Türklere karşı silah
kullanılmasını savunuyor ve 10 Ocak 1923 günlü The
New York Times gazetesinde şunları yazıyordu:
“400
yıldır Türkleri Avrupa’dan kovmak için çaba harcayan
Avrupalılar için Lozan, çok acı bir ders olmuştur.
Türklerin Avrupa’dan kovulmaları şöyle dursun,
Avrupalıların Türkiye’den kovulacakları
anlaşılmaktadır...Türkleri yola getirmenin tek yolu
onlara karşı silaha başvurmaktır....” [ix]
Devletler Lozan’da barış yapmağa
çalışırken bu gibi kışkırtıcı yazılar yazabilen
Morgenthau, Lozan Antlaşmasından sonra da “Eli kanlı
despotizmle yapılan antlaşma” başlikli yazilar
yaziyor, bu yazilarini Amerikan Kongresine yolluyor
ve antlaşmanin reddedilmesini istiyordu. [x]
“Lozan Antlaşmasina hayir!”
kampanyasının Amerikan Senatosundaki ateşli sözcüsü
Utah eyaleti Demokrat senatörü William H. King idi.
Antlaşmaya karşı muhalefetteki Demokrat Partinin
görüşlerini kaleme almakla da görevli bulunan King,
Türk Kurtuluş Savaşı yıllarında Sèvres Antlaşmasının
Türklere empoze edilmesini savunmuş durmuştu. 1921
Sakarya zaferinden sonra Sèvres Antlaşmasının gözden
geçirilmesi, Türk - Yunan savaşına son verilmesi
doğrultusunda diplomatik girişimler başlayınca, bu
girişimlerin karşısına dikilen Amerikalıların
başında yer almıştı. 2 Şubat 1922’de yaptığı
konuşmada, Sèvres Antlaşmasının zorla uygulanmasını
savunuyor ve “dinî, siyasî ve insanî hakların
korunmasından yana olan tüm örgütlerimizle Mustafa
Kemal denen haydutun vahşet ve zulmüne karşı
çıkmalıyız” diyordu. [xi]
Fanatik Türk düşmani senatör King’in
iddiasına göre, Amerika, Lozan Antlaşmasıyla
Ermenileri yüzüstü bırakmış, onlara verdiği sözü
tutmamıştı. Türkiye, ülkesinde yaşayan azınlıklara
zulüm yapıyor, antlaşmalara bağlı kalmıyordu. Bu
bakımdan Lozan Antlaşması reddedilmeliydi. 1925
yılında çıktığı bir Avrupa gezisi sırasında, kısa
bir süre için İstanbul’a da uğrayan önyargılı King,
bu gezisini sürekli olarak Türkiye aleyhine
kullanmış, Türkiye’de hiçbir şeyin degişmedigini,
eski kötü yönetimin sürüp gittigini öne sürmüş ve
Lozan Antlaşmasinin reddedilmesi yolundaki görüşünü
degiştirmedigini açiklamiştir. [xii]
ABD Anglikan Kilisesinden 110 kişilik
bir din adamlari gurubu da “Lozan Antlaşmasina Hayir!”
kampanyasına katıldılar ve bir bildiri imzaladılar.
Türkiye’deki Amerikan misyonerleriyle doğrudan
doğruya ilişkileri bulunmayan ve Türkiye’yi yakından
tanımayan bu kilise örgütü, Türkiye’de yıllarca
çalışmış din adamlarına kıyasla zayıf durumdaydı.
Ama Amerika’daki Türk düşmanligi kampanyasina
oldukça güç kattilar. Zaten kampanya için Türkiye’yi
yakından tanımağa pek gerek duyulmuyor, yüksek sesle
demagoji yapabilmek ve büyük gürültü koparabilmek
yetiyor da artıyordu bile.
“Lozan Antlaşmasina Hayir!” kampanyasını
yürütenler, kapitülasyonların kaldırılmasına,
Ermenilere isteklerinin verilmemesine karşı
çıkıyorlardı. Antlaşmanın Amerika’ya dikte edilmiş
oldugunu ileri sürüyor ve koskoca Amerika’nın bu
diktaya boyun eğemeyeceğini söylüyorlardı. Komitenin
elebaşısı Gerard, 28 Kasım 1923’te Türkleri
“imansızlıkla” suçluyor, antlaşmanin reddedilmesini
istiyor, “Amerika Birleşik Devletlerinin Kemalist
Cuntaya boyun egmesini anlayamadim” diyor ve şunlari
ekliyordu:
“Lozan
Antlaşmasi, kapitülasyonlarin kaldirilmasini
onaylamiş ve 1830 yilindan beri konsolosluk
mahkemelerimizin kanadi altinda korunmuş olan
yurttaşlarimizi imansiz Türklerin insafina terk
etmiştir. Bu antlaşmayla birçok haklarimizdan
vazgeçiyor ve Türklerin bu haklari korumayi vadeden
sözlerine bagli kalmiş oluyoruz. Türklerin ne denli
sözlerinde durduklari ise herkesçe bilinir.
“İtilaf
Devletleri (Lozan Antlaşmasını imzalarken) her
şeyden önce sömürgelerindeki Müslümanları düşünerek
hareket etmişler ve üstelik Osmanlı
İmparatorluğundan geniş toprak parçaları
koparmışlardır. 1917 yılında İtilaf Devletlerinin
yanında yer almaktan kaçınmış olan Amerika Birleşik
Devletleri’nin şimdi onlarin yolunu izlemek istemesi
gerçekten gariptir.”
“Türkiye
ile herhangi bir antlaşma yapmamak her bakimdan daha
uygun olacaktir. Böylelikle, antlaşmaya ragmen
bildiklerini okuyacak olan Türklere karşi serbestçe
davranmak olanagina kavuşacagiz. Senato bu
antlaşmayi onaylarsa, Amerika’yı Avrupa’daki amansız
fırtınanın tam ortasına sürüklemiş olacaktır.” [xiii]
Bu gibi çarpık yayınlarla kampanyayı
yürütenler, Amerikalıların can damarına
basıyorlardı. Amerika Türklere boyun mu eğecekti?
Monroe doktrini uyarınca yüz yıldır Avrupa
politikasından uzak kalmağa çalışmış olan Amerika
şimdi Avrupa’daki “amansız fırtınanın” göbeğine mi
atılacaktı? Ve buna Türklerin keyfi için mi
katlanacaktı? Hayır! Senato buna göz yumamazdı ve
yummamalıydı. Ne yapıp yapıp Lozan Antlaşması veto
edilmeliydi. Amerika, Türkiye ile hiçbir ilişki
kurmamalıydı. İşlenen tema kısaca buydu.
Ermeni lobisi meydanı boş bulmuştu
Türkiye, Lozan Antlaşmasına karşı
Amerika’da yürütülen kampanyayı önleyebilecek veya
dengeleyebilecek durumda değildi. Normal diplomatik
ilişkiler kurulamadığı için Amerika’da Türk
Elçiliği, Türk konsoloslukları, ataşelikleri yoktu.
Atlantik ötesinde büyük bir Türk nüfusu, önemli bir
Türk lobisi de yoktu. Amerika’da Türk’ün sesi hemen
hiç çıkmıyordu. Türk düşmanları meydanı boş
bulmuşlardı ve istedikleri gibi at oynatıyorlardı.
İstediklerini söylüyor, saf ve cahil Amerikan
kamuoyunu istedikleri gibi şartlandırıyor,
aldatabiliyorlardı. Amerika’da Türk görevlileri
bulunmadığına göre, Lozan Antlaşmasına karşı
yürütülen kampanyaya tepki ya Amerikalıların
kendilerinden, ya da Amerika’da yaşayan küçük Türk
kolonisinden gelebilirdi.
New York’taki “Türk Teavün Cemiyeti” (
Turkish Welfare Association) kampanyaya karşi 1924
yilinda ilk tepkiyi gösterdi. “Özgür İnsanlar
Ülkesinin Liderlerine” başlikli Ingilizce küçük bir
broşür yayimladi. [xiv] Açik mektup, ya da muhtira
niteliginde bir broşürdü bu. Amerikan Kongresi
üyelerine dagitilmişti. Lozan Antlaşmasinin
onaylanmasini engellemek amaciyla sürdürülen
kampanya karşisinda, “Biz, Amerika’daki Türk
kolonileri...bu muhtırayı saygıyla dikkatinize
sunarız” diye başliyordu. Türk düşmanlarinin kasitli
iftiralari “şiddetle protesto” ediliyordu. Ondan
sonra Lozan Antlaşmasinin neden onaylanmasi
gerektigi açiklaniyor ve özetle şunlar söyleniyordu:
“Antlaşmanin onaylanmasi, Türkiye ile Amerika
arasinda normal ilişkiler kurulmasinin en kestirme
yoludur. Yeni Türk demokrasisi ile antlaşmasi
bulunmayan tek ülke Amerika Birleşik Devletleri’dir.
Bu durum, Türkiye’deki Amerikan çıkarlarına da ters
düşer. Türk düşmanları kapitülasyonların
kaldırılmasına karşı çıkıyorlar. Oysa
kapitülasyonlar, yalnız Türkiye’nin ekonomik
kalkınmasını kösteklemekle kalmamış, aynı zamanda
çeşitli ırklar arasında ayrılıklar ve çatışmalar
yaratmıştır. Çağdaş kapitülasyon rejimi, çağdaş
Türkiye’de uygulanamaz. Lozan’da, öteki bütün
ülkeler kapitülasyonların kaldırılmasını kabul
etmişlerdir. Amerika’daki Türkler, “açık kapı” ve
herkese fırsat eşitliği politikasını benimsemiş olan
Amerika’nın da kapitülasyonların kaldırılmasını
onaylayacağına inanmaktadırlar. Türkiye’deki
Amerikan okullarıyla misyonlarının kapitülasyonsuz
çalışamayacakları iddiası yanlıştır. Bunun
yanlışlığını İstanbul’daki Robert Koleji Müdürü gibi
çeşitli yetkililer de belirtmişlerdir. Bugünkü
Türkiye, en demokratik temeller üzerine kurulmuş bir
Cumhuriyettir. Bütün Türkiye’de yepyeni bir hayat,
yepyeni bir enerji ve gayret görülür; dirlik,
düzenlik egemendir...”
Broşür, şu cümlelerle son buluyordu:
“Yeni
Türkiye Cumhuriyeti, yakın doğuda bir barış ve ahenk
faktörü olacaktır. Lozan’daki Amerikan temsilcileri,
Türklerin yüce ülkülerini her halde teslim ederek
Dostluk ve Ticaret Antlaşmasina imzalarini
koymuşlardir. Bu imzalari onaylamakla Birleşik
Devletler, Türklerin başlattiklari yapici demokratik
ve ileri esere en güçlü moral destegi vermiş
olacaklardir.”
Amerika’daki Türkler bu kadarcık
seslerini çıkarabildiler. Haklı bir sesti bu,
yerindeydi, ama pek yetersizdi.
“Lozan Antlaşmasina evet!” diyenler
“Lozan Antlaşmasina hayir!” kampanyasına
karşı asıl güçlü tepki yine Amerikalıların
kendilerinden geldi. “Antlaşmaya evet” diyenler de
“hayır” diyenler gibi örgütlendiler. Merkezi New
York’ta bulunan “Türkiye ile Antlaşmanin
Onaylanmasindan Yana olan Amerikan Kurumlariyla
Derneklerinin Genel Komitesi” (General Committee of
American Institutions and Associations in Favor of
Ratification of the Treaty with Turkey) adlı bir
örgüt kurdular. On dört kurum ve dernek bu örgüte
katıldı. Bazı ticaret odaları, misyoner dernekleri
ve Türkiye’deki tüm Amerikan kulüpleriyle dernekleri
Komitenin üyeleri arasındaydı. Uluslararası
ilişkiler ve devletler hukuku alanlarında
uzmanlaşmış “Dış Politika Derneği” ile “Chicago Dış
İlişkiler Derneği” de Antlaşmaya “evet” diyenler
arasında yer alıyorlardı. [xv]
Komitenin dokuz kişilik bir yönetim
kurulu vardı. Başında Türk-Amerikan İlişkileri
Derneği Başkanı Rayford W. Alley bulunuyordu. [xvi]
Komite yöneticileri arasında tanınmış kişiler pek
yoktu. “Antlaşmaya evet” diyenlerin zayıf
taraflarından biri buydu. Amerikan kamuoyunda ve
siyaset sahnesinde pek tanınmadıkları gibi, karşı
taraftakiler kadar yırtıcı, yüzsüz ve yaygaracı da
değillerdi. Komite dışında da Antlaşmanın
onaylanmasını savunanlar çoktu. Bunlar da çoğunlukla
ağır başlı kişilerdi, Ermeni propagandacıları gibi
kavgacı değillerdi.
Lozan Antlaşmasının onaylanmasını
isteyen Amerikalılar, — Amerikan vari tuttuğunu
koparan “aggressive man” tipinde kimseler gibi
görünmemekle birlikte — 1923-1926 yıllarında birçok
bildiri yayınladılar, çeşitli demeçler, raporlar
hazırladılar, yazılar yazdılar. Bu belgelerin çoğu
1926 yılı sonunda kalınca bir kitapta toplandı.
Türkiye ile Antlaşma - Lozan Antlaşmasının
Onaylanmasından Yana Demeçler, Kararlar ve Raporlar
[xvii] adını taşıyan ve büyük boy 220 sayfa tutan bu
kitaptaki belgeler çok ilginçtir. Lozan
Antlaşmasının nasıl savunulduğu, yeni Türkiye’nin
bir bölüm Amerikalılarca nasıl görüldüğünü
yansıtmaktadır O dönemdeki Türk - Amerikan
ilişkileri konusunda değerli ve yararlı bir kaynak
kitaptır bu. Aşağıda bu kitaptan bazı satırlar
aktarılmaktadır.
Kitabın
başında Lozan Antlaşması kısaca şöyle savunuluyor:
1)
Türkiye’deki bütün Amerikalılar antlaşmanın
onaylanmasından yanadırlar. Antlaşma çerçevesinde
işlerini sürdürebileceklerine, yoksa ciddî
güçlüklerle karşılaşacaklarına inanmaktadırlar. 2)
Antlaşma, Türkiye’deki Amerikalılara, öteki
yabancılarla eşit haklar sağlamaktadır. Şimdiye
kadar 27 ülke Türkiye ile benzer antlaşmalar
imzalamış ve onların vatandaşları, tanınan haklardan
yararlanmaktadırlar. 3) Türkiye ile Amerika
arasındaki eski antlaşmalar artık öne sürülemez,
bunlar eksikti, ve artık ömürlerini
tamamlamışlardır. Türkiye’de çalışan her Amerikalı
da bu kanıdadır. 4) Türkiye ile antlaşma yapan her
Devlet, kapitülasyonların kaldırılmasını kabul
etmiştir. Amerika, Türkiye ile savaşa girmedikçe
kapitülasyonları yaşatamaz. 5) Antlaşmanın
onaylanmaması Türkiye’deki Rumlara ve Ermenilere
herhangi bir yarar sağlamayacaktır. Tersine,
Amerika’nın Türkiye’deki etkisini sıfıra indirecek
ve dolayısıyla bu azınlıkları Amerika’nın moral
desteğinden de mahrum bırakacaktır. Ermeniler için
Türkiye’den toprak koparma olanağı yoktur. Amerika,
Ermenilere karşı hukukî veya manevî herhangi bir
sorumluluk yüklenmiş değildir.
Sıralanan bu gerçekler, kitabın sonraki
sayfalarında enine boyuna genişletilmiştir. Çeşitli
kurumların, derneklerin, kişilerin yazılarıyla
demeçleri birbirine eklenmiş ve Lozan Antlaşmasının
savunması iyice güçlendirilmiştir.
Misyonerlerin ilginç tutumu
“Lozan Antlaşmasina evet!” kampanyasında
dikkati çeken noktalardan biri şudur: On dokuzuncu
yüzyıldan beri sürekli olarak Türk aleyhtarlığı
yapmış, Ermenileri Türkiye aleyhine kışkırtmış olan
ve Amerika’da bir “Korkunç Türk” imajının
yaratılmasında birinci derece sorumluluğu bulunan
Amerikan Protestan misyonerleri bu defa yüz seksen
derecelik bir dönüş yapmışlardır. Şimdi bütün bu
misyonerler oybirliği ile Lozan Antlaşmasını
savunurlar. Bu antlaşma Amerika tarafından
onaylanmazsa Amerikan misyonerlerinin Türkiye’den
büsbütün ayaklarının kesileceği kaygısı vardır.
Misyonerler, kapitülasyonların artık tarihe
karıştığını kavramışlardır. Yeni antlaşma
çerçevesinde Türkiye’deki işlerini sürdürebilmek
onlarin son umududur. Buna siki sikiya
sarilmişlardir ve Lozan Antlaşmasinin onaylanmasi
için savaş verirler. Misyonerler ayni zamanda
Atatürk Türkiye’sine hayranlık duymağa
başlamışlardır. Türkiye’deki devrimci atılımları
dikkatle izlerler. Türkiye’yi tanımayan
Amerikalılara bunları anlatmağa çalışırlar ve “Lozan
Antlaşmasina evet” kampanyasının öncülüğünü
yaparlar.
Lozan Antlaşmasının onaylanmasından yana
olan Amerikan din adamları, 150 imzalı bir bildiri
yayınlamışlardır. Din adamları, “Türk halkına karşı
Amerika’da sürdürülen öfkeyi ve toplu suçlamayı
üzüntüyle karşıladıklarını” belirtirler. Antlaşmanin
onaylanmasi için gerekçelerini sayip dökerler.
“Türkiye egemen bir Devlettir ve egemen bir Devletle
kapitülasyonlar çerçevesinde ilişki kurulamaz”
derler. Türkiye’de bugünkü yönetimin, gelmiş geçmiş
yönetimlerin en iyisi oldugunu, Türk tarihinde eşine
rastlanmayan devrimler yapildigini söylerler. [xviii]
Türkiye’de elle tutulur önemli çıkarları
bulunan Amerikan misyoner örgütünün 8 Haziran 1926
günü Boston’da aldığı kararda, “Antlaşma onaylanirsa
Amerikan misyonerlerine Türkiye’de çalışma kapısı
açılacak; onaylanmazsa daha elverişli bir antlaşma
yapma olanağı doğmayacak” deniyordu. [xix]
Hıristiyan Genç Bayanlar Yakın Doğu Derneği
Sekreteri Ruth F. Woodsmall, “Kapitülasyonlar
ölmüştür, Antlaşmanin reddi onlari diriltmeyecektir”
diye ekliyordu. [xx] Misyoner Kadınlar Derneği
Konferansının 20 Temmuz 1926 tarihli kararında,
“Uygarlık uğrunda savaş veren uyanmış bir ulusu
(Türk ulusunu) kösteklemek, insanca bir davranış
değildir” deniyordu. [xxi] Komite üyelerinden
Jeanette W. Emrich adlı rahibe, Atatürk Türkiye
sinin uygarlık yolundaki devrimci atılımlarını sayıp
döküyor, Amerikalıların Türkler hakkındaki
önyargılarını eleştiriyor ve bu yargıların uygarlığa
ters düştüğünü belirtiyor ve “Biz Amerikalılar neyi
destekliyoruz?” diye soruyordu. [xxii]
İstanbul Robert Koleji Müdürü Dr. Galeb
Frank Gates de Lozan Antlaşmasının onaylanması
gerektiğini uzun uzun savunuyordu. “Yeni Türkiye
Cumhuriyeti ile dostluk ilişkileri kuracak miyiz,
kurmayacak miyiz? Şimdi sorun budur” diyor,
Türkiye’de yaşanan devrimci atilimlari övüyor ve hem
bu bakimdan, hem de Amerikan çikarlari açisindan
Antlaşmanin onaylanmasi gerektigini anlatiyordu.
Onun görüşüne göre, Antlaşma reddedilirse Türkiye
Amerikalilara kapanabilirdi. Kapitülasyonlar zaten
ölmüştü, bunlari diriltme olanagi yoktu. Amerika bu
yüzden Türkiye’ye savaş açamazdi. Amerikalilarin
Türkiye’de çalışabilmeleri Türklerin iyi niyetine
bağlıydı. “Türkler bizi defetmeğe karar verirlerse,
hiçbir antlaşma bizi koruyamaz” diyor ve antlaşmaya
karşi çikanlara çatiyordu: Bunlarin bir bölümü,
sadece antlaşmanin reddedilmesini düşünüyor, ondan
sonrasini ise hiç umursamiyorlardi. Bu duygusal
kişilerle mantik çerçevesinde konuşulamazdi. Kimi
Amerikalilar ise Lozan Antlaşmasi reddedilirse,
yerine daha iyi bir antlaşma yapilabilecegini
umuyorlardi. Bunlar da yanilgi içindeydi, gerçek
durumu bilmiyorlardi. Amerika için bu antlaşmadan
daha iyisini yapma olanagi yoktu. [xxiii]
Otuz dokuz yildir Türkiye’de oturan ve
otuz beş yildan beri de Izmir Amerikan Koleji Müdürü
olan Alexander MacLachlan da, “Son üç yılda
Türkiye’de gerçekleşen köklü degişimi gözle
görmeyince insan bu ülkenin şimdiki durumunu
kavrayamaz...Washington’daki Senato, Ankara
Hükümetinin yeni atılımcı ruhunu ve sosyal, dinî ve
ekonomik alanlarda şimdiye kadar gerçekleştirdiği
şaşırtıcı başarıları kavrayabilirse, Lozan
Antlaşmasını hemen, oybirliğiyle onaylar” diyordu. [xxiv]
Ticaret Odaları, Gazeteler
Türkiye ile iş yapan Amerikan Ticaret
Odaları da Lozan Antlaşmasını yüksek sesle
savunanlar arasında, hatta başında yer alıyorlardı.
Uzun uzun raporlar hazırlamışlar, bunları bol
istatistik verilerine dayandırmışlar, Amerikan
tüccarının Türkiye’deki çıkarlarını birer birer
sıralamışlardı. Bu çıkarları koruyabilmek için
Türkiye ile ilişkileri tez elden normalleştirmek
gerektiğini savunuyorlardı. Amerikan tüccarının
başlıca iki kaygısı göze çarpıyordu: 1) Normal
ilişkiler kurulamadığı için Amerika’nın Türkiye ile
ticaret hacmi hızla düşüyor, Türkiye pazarı
başkalarına kaptırılıyordu. 2) Türk-Amerikan
ilişkilerindeki anormal ve gergin durum sürüp
giderse, Türkiye tepki gösterebilir ve Amerikan
tüccarına karşı kısıtlayıcı önlemler alabilirdi.
2 Ocak 1926’da Türk Gümrük yasası
değiştirildi. Yeni yasa, Türkiye ile ticaret
antlaşması olmayan ülkelerden yapılacak ithalatın
gümrük tarifelerini yükseltmeyi öngörüyordu. Bu
hüküm öncelikle Amerikan tüccarını ilgilendiriyor,
daha doğrusu tehdit ediyordu. Yasa uygulanınca
Amerika, en çok gözetilen ülke statüsünden
yararlanamayacaktı ve dolayısıyla Amerikan
mallarından daha çok gümrük alınacaktı. Bunu önlemek
için 18 Şubatta Amerikan Mümessili Amiral Bristol
ile Türkiye Hariciye Vekili Dr. Tevfik Rüştü (Atas)
arasında bir Modus vivendi yapıldı. Bu antlaşma altı
ay süreliydi, 20 Temmuzda altı ay daha uzatıldı. Bu
son uzatmaydı. Türk Hariciye Vekilinin ancak bir
defa uzatma yetkisi vardı. Bu süre içinde
Türk-Amerikan Dostluk ve Ticaret Antlaşması
onaylanmazsa, Amerika artık en çok gözetilen ülke
statüsünden yararlanamayacaktı. [xxv] Bu tehdit
karşısında Amerikan ticaret çevreleri, Lozan’da
imzalanmış olan Türk-Amerikan antlaşmasını Senatodan
geçirebilmek için çabalarını arttırdılar.
Amerikan basınının bir bölümü de Lozan
Antlaşmasının onaylanmasından yanaydı. Eskiden
Türklere karşı sürekli yayın yapmış ve Ermenilerin
avukatı kesilmiş olan The New York Herald Tribune
gazetesi, bu defa Türk yanlısı görünüyor ve Lozan
Antlaşmasını savunuyordu: “Savaş, kapitülasyonlari
silip süpürdü. Kapitülasyonlar artik nasil
diriltilebilir? ... Japonya’daki kapitüler
haklarımızdan Hükümetimiz gönüllü olarak vazgeçti.
Çin’deki kapitülasyonlara son verilmesini de
Washington konferansında kabul ettik. Türkiye’ye
karşi neden ters bir politika izliyoruz?” diye
soruyor ve “Bir devlet egemense, onun egemenliğinden
vazgeçmesini bekleyemeyiz” diye ekliyordu. Gazete,
Lozan Antlaşmasina karşi çikanlarin “eski düşünce
alişkanliklarindan” vazgeçemediklerini, yeni
Türkiye’yi kavrayamadıklarını söylüyor ve “Ne
söylenirse söylensin Mustafa Kemal rejimi eski
Osmanlı düzeniyle bağlarını kesinlikle koparmış bir
rejimdir” diyordu. [xxvi]
The New York World gazetesi, “1916’ların
Enver (Paşa) Türkiyesi değil, 1926’ların (Mustafa)
Kemal Türkiyesi söz konusudur” diyor ve bir
başyazisinda şunlari belirtiyordu:
“Lozan
Antlaşmasi, yalnizca bizim Amerikan çikarlarimiza
etkisi ve kimi çevrelerde savaş döneminin eski
önyargilarini diriltmesi açisindan tartişilmamalidir.
Yakin Doguda yeni bir durum yaratilmasina dogru
atilmiş bir adim olarak, geniş bir uluslararasi
bakiş açisiyla göz önünde tutulmalidir.
Kapitülasyonlardan vazgeçişimize, milliyetçi
Hükümete (Türkiye’ye) ödün vermemize karşi çikan
baylar, eskiye dönmeyi mi arzuluyorlar? Güçsüz
düşmüş, alçalmiş, horlanan bir Türkiye mi görmek
istiyorlar?...
“
(Mustafa) Kemal Hükümeti ve Lozan Antlaşmalari,
ülkenin eski, aşagi ve çökmüş durumuna karşi güçlü
bir başkaldiriyi simgeler. Ayni başkaldiri,
1890’larda kapitülasyonları kaldırırken Japonya’da
da görüldü. Lozan’da, güçlü milliyetçi rejim,
Türkiye’nin dünya milletleri arasında eşit olarak
yerini alacağını açıkladı. Avrupa bunu kabullendi.
Tek başına Amerika mı karşı duracak? Aşırı
milliyetçiliğin yalnız tatsız yanını düşünüp
(Mustafa) Kemal Hükümetinin sivil, siyasal ve sosyal
başarılarını görmezlikten mi geleceğiz?
“Gerek
Dışişleri Bakanı Kellog, gerek Türkiye’deki Amerikan
iş çevreleriyle misyonerleri gerçekleri kabul etmek
durumundadirlar ve zaman çarkinin geri
döndürülemeyecegini biliyorlar.” [xxvii]
The Boston Herald gazetesi, Lozan
Antlaşmasini engellemege çalişanlara sert tepki
gösteren gazetelerden biriydi. “Türkiye ile
ilişkilerimiz anormal. Istanbul’da bir amiralimiz
var. Ama Türk yetkilileriyle kişisel dostluk
ilişkilerinden başka hiçbir resmi sifati
yok...Antlaşma hemen onaylanmali ve Türkiye ile
normal ilişkiler kurulmali” diyordu. Türkleri zulüm
yapmakla suçlayanlara karşi da gazete, “çuvaldızı
Türklere saplarken iğneyi de birazcık kendimize
batıralım” öğüdünde bulunuyordu: “Bizim insanları
linç edişimize ne buyur ulur? Kongre, linç
aleyhindeki kanunu bir türlü çıkaramıyor. Dünyanın
en suçlu halkı biziz. Yıllarca önce başyargıcımız,
ceza kanunun uygulanışı “uygarlığın yüzkarasıdır”
demişti” diye yazıyordu. [xxviii]
Lozan Antlaşmasını savunan başka
Amerikan gazeteleri de vardı: The Washington Post,
The New York Times, The Chicago Daily News, The
Boston Transcript, The Baltimore Sun vs. gibi.
Profesörlerin Lozan Raporu
Amerikan Dış Politika Derneği, Lozan
kavgasının sürüp gittiği bir sırada, Lozan
Antlaşmasını incelemek üzere özel bir komite kurmuş
ve bu komiteye uzun bir rapor hazırlatmıştır. [xxix]
Columbia Üniversitesi Tarih Profesörü Edward Mead
Earle’nin başkanliginda, tarih, devletler hukuku,
uluslararasi politika profesörlerince hazirlanan bu
ilginç rapor, Lozan Antlaşmasinin en güçlü
savunmalarindan biridir.
Bu rapora göre: “Türk-Amerikan
Antlaşmasi, Lozan barişinin bölünmez bir parçasi
olarak görülmeli... Lozan barişi (da) son yüz elli
yildan beri yapilmiş en iyi Yakin Dogu barişi” idi.
Rapor
özetle şöyle devam ediyor:
“Antlaşmanin onaylanmasi, yalniz Amerikan
çikarlarina degil, Yakin Dogu halklarinin da pek
yararina olacaktir. Yakin Dogu elli yildir savaş
alanidir. Bölgenin bütün halklari çok aci çekmiştir.
Bunda hiçbir halk suçlanamaz. Hiçbir namuslu
Amerikan aydini, Türk halkinin çektigi acilari
görmezlikten gelemez. 1912-1922 döneminde 1.200.000
Türk, yerinden yurdundan edilmiş, göç etmek zorunda
kalmiştir. Yalniz 1914-18 savaşinda 600.000 Türk can
vermiştir. Türk Hükümeti suçlanirken neden bu
gerçekler hatirlanmiyor? Yakin Dogu’da halklar
boğuşmasına, yabancı entrikalara son vermenin yolu,
normal barış dönemi ilişkileri kurmaktan geçer.
Lozan Antlaşmasını reddetmek ise, savaşı değilse
bile, savaş psikolojisini sürdürmek olacaktır...”
Bunları belirten rapor, gittikçe
açılıyordu:
“Lozan’da
Müttefikler ve Amerika, Türklere barışı dikte
edebilecek durumda değillerdi. Zaten dikte edilen
bir barış, iyi bir barış olamaz. Türkler de barış
koşullarını kimseye dikte etmemişlerdir. Yapılan
barış antlaşması, iyi bir antlaşmadır. Dünya siyasal
coğrafyasında kilit yeri tutan Türkiye, barışa
gerçek hizmette bulunabilecek durumdadır. Amerika,
Ankara Hükümetini desteklemelidir. Lozan’da Amerikan
delegasyonu doğru iş yapmıştır. Müttefikler
kapitülasyonların kaldırılmasına razı olurken,
Amerika için en çok gözetilen ülke hakkından fazlası
elde edilemezdi. Kapitülasyonlar, öteden beri Türk
hazinesini kurutmuştu, Babıâliyi (İstanbul
Hükümetini) Avrupa diplomatlarının ve
kapitalistlerinin insafına bırakmıştı. Lozan’da
Türkler kapitülasyonları kaldırmaya kesinlikle
kararlıydılar. Birinci Lozan konferansı, en başta
kapitülasyonlar yüzünden kesilmiştir. Müttefikler
kapitülasyonlardan vazgeçerken, Amerika’nın tek
başına bunları yaşatması düşünülemez.”
Profesörler raporunda Ermeniler
konusunda da özetle şunlar söyleniyordu:
“Amerika, hiçbir zaman Ermenilere ahdî
bir vaatte bulunmamış; 1956 Paris ve 1878 Berlin
antlaşmalarına taraf olmamıştır. Şimdi Ermenileri
Lozan Antlaşmasına karşı kışkırtmak cinayet
olacaktır. Çünkü Amerika, Ermenileri, gerektiğinde
silahla destekleyebilecek durumda değildir. Lozan
Barış Antlaşmasında azınlıklara ilişkin hükümler
vardır. Türk Hükümeti azınlıklara güvenceler
veriyor. Amerikalılar Ermenileri kışkırtmakla onlara
iyilik etmiş olmayacaklardır; tersine, ihanet etmiş
olacaklardır. Bu kışkırtmalar sonunda Ermeniler gene
ayaklanır ve gene ezilirlerse suç, Amerikalıların
olacaktır; Ermenilerin ya da Türklerin değil.
Ermenilere karşı gerçek dostluk, onları Türklere
yaklaştırmak olacaktır. Bu da barış içinde
gerçekleştirilebilir. Yapılacak iş, Türk - Amerikan
Antlaşmasını onaylayarak Lozan barışına moral, güç
kazandırmak olmalıdır. Amerika’nın Yakın Doğu’ya en
büyük hizmeti, eski yaraları sarmak, ırk ve din
çatışmalarını yatıştırmak olabilir; yoksa insanları
suçlamak ve çatışmaları körüklemek değil.”
Lozan
Antlaşmasi özel komitesinin kanaati buydu...
Amerikan Senatosu Lozan Antlaşmasini
reddediyor
Amerika’da, 1923 yılında başlayan Lozan
Antlaşması tartışmaları 1926 sonuna kadar sürüp
gitti. Amerikalılar, üç buçuk yıl boyunca konuştu,
yazdı, çizdi, kavga etti. Lozan Antlaşması başka
hiçbir ülkede bu kadar uzun tartışılmamıştır. Sanki
bütün Amerika iki karşıt kampa bölünmüştü.
İktidardaki Cumhuriyetçi Parti, Hükümet, Dışişleri
Bakanlığı, Ticaret odaları, Türkiye’deki Amerikan
misyonerleri antlaşmanin onaylanmasini, Türkiye ile
normal ilişkiler kurulmasini savunuyorlardi.
Muhalefetteki Demokrat parti, Kilisenin bir bölümü,
Ermeniler, Rumlar ise antlaşmanin reddedilmesini,
Türkiye ile ilişki kurulmamasini istiyorlar ve büyük
gürültü kopariyorlardi. Lozan Antlaşmasi, Amerika’da
iç politika malzemesi yapılmıştı. Kavga sürerken,
Başkan Calvin Coolidge yönetimi Antlaşmanın Senatoya
sunulmasını geciktirdi ve bekledi.
Sonunda karar günü gelip çattı.
Antlaşmaya “hayır” diyenlerle “evet” diyenler
söyleyeceklerini söylemişler, söz sirasi Senatoya
gelmişti. Amerika’ya yeni atanan T. C. New York
Başkonsolosu Celâl Bey, gelişmeleri izliyor ve 13
Ocak 1927 günü, “Amerikan Âyanında (Senatosunda)
muahedemizin müzakeresi hafi (gizli) surette cereyan
etmek üzere vakt-i âhire tâlik olundu (ertelendi).
Şimdilik vaziyet lehimizdedir” diyordu. [xxx]
Antlaşmanin Senatoda onaylanacagi umuluyordu.
Ama umut boşa çikti. Amerikan Senatosu,
18 Ocak 1927 günü Lozan Antlaşmasini reddetti.
Başkonsolos Celâl Bey, bu tatsiz haberi Ankara’ya
tellerken, “Muahedemizin tasdik olunmadığı kemal-i
teessürle arz olunur” dedi ve ekledi: “Verilen 84
reyden 50 rey lehimizde ve 34 aleyhimizde olarak,
yani sülüsân (üçte iki) reyden altı rey noksan ile
muahedemiz reddolundu.” [xxxi] Senatonun çoğunluğu
olumlu oy vermişti. Ama antlaşmanın onaylanması için
gerekli olan üçte iki çoğunluk tutturulamamış, altı
oy eksik kalmıştı. Lozan Antlaşması, oy azınlığı ile
Amerikan Senatosunca reddedilmişti.
Senatonun bu kararı Amerika’da çok geniş
yanki yaratti. Lozan Antlaşmasinin Onaylanmasindan
Yana olan Amerikan Komitesi, Amerikan basinindaki
yankilari, tepkileri, yorumlari bir broşürde topladi.
[xxxii] Bu broşüre bakilirsa, 17 Amerikan gazetesi
Senato kararini alkişlamişti. Buna karşilik 75
gazete karari tepkiyle karşilamişti. Amerikan
kamuoyu çogunlukla Senatoyu ve özellikle Demokrat
senatörleri eleştiriyor, suçluyor ve Antlaşmanin
reddedilmesine üzülüyordu.
Senato kararini alkişlayan gazetelerden
biri, “Antlaşmanin onaylanmasi, (Mustafa) Kemal’in
emperyalist planına teslim olmak anlamına gelecekti”
diyor; bir diğeri “Diktatör Kemal’e Amerika’nın
alçakça teslim olması demek olacaktı” diye yazıyor.
[xxxiii] Bir üçüncü gazete “Türkiye reddedildi” diye
başlik atmişti. [xxxiv] Bir taşra gazetesi, “Lozan
Antlaşmasi çöp sepetine atildi; yeri orasiydi” diye
seviniyordu. [xxxv] ...
Amerikan gazetelerinin çoğu Senato
kararını “aptallık”, “dar görüşlülük”,
“partizanlık”, “büyük hata”, “gaf” olarak görüyor ve
eleştiriyorlardi. Washington Star, “Kaybeden Türkiye
değil, Amerika’dır” diyordu (19.1.1927). Huston
Chronicle, “Antlaşmayi reddetmekle ne kazanacagimizi
anlamak zordur, ama ne kadar çok şey kaybedecegimizi
görmek kolaydir” diye ekliyordu(30.1.1927). The New
York Herald Tribune, “Senato azınlığı, sağduyu
diplomasisini eski önyargılara feda etti” diye
yazıyordu (19.1.1927)...Bağımsız Demokrat The New
York Times, pek suya sabuna dokunmayan bir tutum
içinde görünüyor, Türkiye’ye olgunluk öğütlüyor,
“Şimdi gerçek soru, Türkiye bundan sonra ne yapacak?
sorusudur” diyordu ( 20.1.1927).
Amerikalılar, Türkiye’nin sert tepki
göstermesinden, misilleme yapmasından kaygı
duyuyorlardı. Mademki Amerikan Senatosu Lozan
Antlaşmasını reddetmişti, mademki iki ülke arasında
normal diplomatik ilişkiler kurulmasının önünü
kesmişti; öyleyse Türkiye, haklı olarak, Amerika’ya
sert tepki gösterebilir, Türkiye’deki Amerikalılara
karşı bazı önlemler alabilirdi. Türk Hükümeti bu
yola gitmedi. Türkiye’deki Amerikan okullarını
kapatmağa, Amerika’yı en çok gözetilen ülke
hakkından yoksun bırakmağa kalkışmadı. Türkiye,
şaşılacak bir ağırbaşlılık ve soğukkanlılık
sergiledi. Türk basınının da Amerika’ya tepkisi
yumuşak oldu ve kisa sürdü.
Istanbul’daki İngiliz Büyükelçisi Sir
George R. Clerk’e göre, Türkiye’nin Amerika’ya sert
tepki göstermemesinin başlica nedenleri şunlardi:
Türkler, Amerikan Hükümetinin Lozan Antlaşmasinin
onaylanmasindan yana oldugunu biliyorlardi ve
Senato’nun kararını Amerikan iç politika
çekişmelerine bağlıyorlardı. Amerika’nın iç
politikası ise Türklerden çok Amerikalıları
ilgilendirirdi. Türk Hükümeti ayrıca, Lozan
Antlaşmasını reddetmekle Amerika’nın Türkiye’ye
ciddî bir zarar veremeyeceğini görüyordu. Pek
rahatsızlık duyulmadan, Amerika’da duyguların
değişmesi beklenebilirdi. [xxxvi]
Modus Vivendi
Senato kararı üzerine, Türkiye’nin
tepkisini önlemek, Türk Hükümetini yatıştırmak
amacıyla Amiral Bristol hemen İstanbul’dan Ankara’ya
gönderildi. Kararın, Amerikan iç politika
çekişmelerinin bir sonucu olduğunu, Amerikan
kamuoyunun ve Hükümetinin görüşlerini yansıtmadığını
Türk yetkililerine anlattı. [xxxvii] Türk
yetkilileri, kaygıya kapılmamışlar, Amerika’ya karşi
önlemler alma yoluna gitmemişlerdi; ama, Amerika’da
azınlığın çoğunluğa egemen olmasına biraz
şaşırdıklarını de gizlememişlerdi. Cumhurbaşkanı
Gazi Mustafa Kemal (Atatürk) de Amiral Bristol
önünde Ankara’da yaptığı bir konuşmasında bu noktaya
değinmişti. “Kültürlü ve uygar bir ülkede, bağnaz
bir azınlığın, nasıl olup da aydın çoğunluğa
istediğini empoze edebildiğini” anlayamadığını
söylemişti. [xxxviii]
Neyse, artık olan olmuş, Lozan Antlaşması
Amerikan Senatosunca veto edilmişti. Antlaşmanın
yeniden Senatoya sunulmasını isteyenler ve
bekleyenler vardı. Amiral Bristol de bunlar
arasındaydı. Ama, Amerikan Dışişleri Bakanlığı,
Lozan Antlaşmasını Senatodan geçirmek için yeni bir
denemeye kalkışmadı; buna karşılık, Türk-Amerikan
ilişkilerinin düzenlenmesi amacıyla bir modus
vivendi yapılması için Amiral Bristol’ e yetki
verdi. Bristol, Amerika’nın artık kapitülasyonlardan
vazgeçtiğini Türk Hükümetine resmen bildirecekti.
Türk Hükümeti de Lozan Antlaşmasının Amerikan
Senatosundan geçirilmesini beklemek yerine, yeni bir
antlaşma yapılmasını tercih ediyordu. Yeni
antlaşmanın eskisinin yerini tutacak şekilde
yapılmasını arzu ediyordu. Bristol, yapılacak yeni
antlaşmanın da Senatodan geçmemesi kaygısını
belirtince, nota değiş-tokuşu yoluyla bir Modus
Vivendi yapılması daha uygun görüldü. [xxxix] Bunun
Senatoya sunulmasına gerek olmayacaktı.
Türkiye Dışişleri Bakanı Dr. Tevfik
Rüştü (Aras) ile Amiral Bristol arasında, Ankara’da
üç hafta kadar süren görüşmeler yapildi. Sonunda, 17
Şubat 1927 günü, notalar imzalanip degiş-tokuş
edildi. Böylece, on yillik aradan sonra,
Türk-Amerikan ilişkilerinin yeniden düzenlenmesini
saglayan bir antlaşma yapilabilmiş oldu.
Imzalandigi gün, yani 17 Şubat 1927 günü yürürlüge
giren bu Modus Vivendi’nin Türk-Amerikan
ilişkilerinin yeniden kurulmasini öngören maddesi
şöyleydi:
“1.
Amerika Hükümat-ı Müttehidesi (ABD) ile Türkiye
Cumhuriyeti Hükümeti aralarında diplomasi ve
şehbenderî (konsolosluk) münasebatını, hukuk-u düvel
(devletler hukuku) esasatına tevfikan yeniden tesis
eylemek ve sür’ati mümkine ile Sefirler teati etmek
hususlarında ittifak etmişlerdir. Tarafeynden her
birinin siyasî ve şehbenderî mümessilleri, diğerinin
arazisinde mütekabiliyet şartı ile, hukuk-u
umumiye-i düvel esasatınca müesses muameleye mazhar
olacaklardır.” [xl]
Artık kördüğüm çözülmüş, normal
Türk-Amerikan ilişkilerinin yolu açılmış, Senato
engeli aşılmıştı. Amerika’daki Ermeni lobisinin
çirkin oyunu bozulmuştu. Şimdi Türkiye ile Amerika
arasinda Büyükelçiler düzeyinde diplomatik ilişki
kurulacakti, hem de tez elden. Antlaşma, “sür’ati
mümkine ile” Büyükelçiler teati edileceğini hükme
bağlamıştı. Böyle bir antlaşmaya nispeten kolayca
varılabilmesinde, Türk Hükümetinin anlayışlı tutumu
ile Amiral Bristol’ün Türkiye’deki kişisel dostluk
ilişkilerinin büyük payi olmuştur. Bristol, Lozan’da
İsmet Paşa ile kurduğu yakın ilişkilerin bu kez
Modus Vivendi antlaşmasını yaparken kendisine çok
yararlı olduğunu söylüyordu. [xli]
Yapılan
antlaşma, başta İsmet Paşa ile Bristol olmak üzere,
Türk ve Amerikan yetkililerini sevindirdi.
Amerika’daki Türk dostları da antlaşmayı sevinçle
karşıladılar. Türk basınında pek yankı yaratmayan
antlaşmayı, Amerikan basını, “Türkiye’deki Amerikan
çıkarları için bir zafer” olarak yorumluyordu,
çoğunlukla.
Buna karşılık, oyunları bozulmuş olan
Amerika’daki Ermeni lobisi bu defa yapılan Modus
Vivendi’ye karşi protesto seslerini yükseltti.
Ermeni komitesinin elebaşilari Gerard-Kardaşyan
grubu ve diger Türk düşmanlari antlaşmaya sert tepki
gösterdiler. Hele Türk-Amerikan ilişkilerinin
Büyükelçilik düzeyinde yeniden kurulacagi ve yakinda
Türk Büyükelçisinin Washington’da göreve başlayacagi
haberi, Ermeni lobisini büsbütün çileden çikardi.
Ermeni Avukat Vahan Kardaşyan, Amerika Cumhurbaşkani
Coolidge’e, Dışişleri Bakanı Kellog’a, küstahlık
derecesine varan mektuplar gönderdi. Türk-Amerikan
Modus Vivendi antlaşmasının Amerikan anayasasına
aykırı olarak yapıldığını, Dışişleri Bakanlığının
Senatoyu atlayarak Türkiye ile ilişki kuramayacağını
ileri sürdü. Ermeni lobisi, Amerika’nın çeşitli
yerlerinde mitingler de düzenledi. Mitinglerden de
Amerikan Dışişleri Bakanlığına protesto telgrafları
çekildi. Dışişleri Bakanlığı, biraz rahatsız olmakla
birlikte, protestoları duymazlıktan geldi. [xlii] Ne
demiş atalarımız: İt ürür, kervan yürür!
Türk Büyükelçisine Amerika’da Ermeni
suikastı kaygısı
Modus Vivendi antlaşmasının
yapılmasından kısa bir süre sonra Türk-Amerikan
diplomatik ilişkilerinin yeniden kurulmasına
gidildi. 24 Mayıs 1927 tarihinde Joseph C. Grew,
Amerika Birleşik Devletlerinin Ankara
Büyükelçiliğine atandı. Büyükelçi Grew, Lozan’da
Türk-Amerikan Dostluk ve Ticaret Antlaşmasini
imzalamiş olan kişiydi. Meslekten yetişme, tecrübeli
bir diplomatti. Lozan konferansina katilan, Ismet
Paşa’yı (İnönü) yakından tanıyan ve Türk dostu
olarak bilinen tecrübeli bir diplomatın Ankara’ya
Büyükelçi atanması, Türk Hükümetince ve Türkiye’deki
Amerikalılarca olumlu karşılandı. Grew, 21 Eylül
1927 günü İstanbul’a, iki gün sonra da Ankara’ya
geldi ve 12 Ekimde Cumhurbaşkani Gazi Mustafa
Kemal’e güven mektubunu sundu. Üç gün sonra
Ankara’da, TBMM salonunda, Cumhuriyet Halk
Partisinin büyük kongresi açıldı. Bu kongrede
Atatürk, tarihi eseri Büyük Nutuk’u kürsüden
okurken, Büyükelçi Grew, Cumhurbaşkanligi locasindan
onu dinliyordu. Atatürk, bir dostluk jesti olarak,
kendi locasini yeni Amerikan Büyükelçisine vermişti.
[xliii] Türkiye Cumhuriyeti’ne atanan ilk Amerikan
Büyükelçisi Grew, ülkemizde çok iyi karşilanmiş,
saygi görmüştü. Türk-Amerikan yakinlaşmasi için
sürekli çaba harcayacak ve bu çabalari karşiliksiz
kalmayacakti.
Amerikan Büyükelçisi Grew’ün Türkiye’ye
atanırken, aynı zamanda Türkiye de Ahmet Muhtar
Bey’i Washington Büyükelçiliğine atadı. 25 Mayıs
1927 günü Amerika’dan agreman istendi. Amerikan
Hükümeti bu seçimi hemen kabul etti. Ahmet Muhtar
Bey, o yıllarda Türk diplomatlarının en
seçkinlerinden, en tecrübelilerinden biriydi.
Arkasında otuz yılı aşkın bir diplomatlık tecrübesi
vardı. 57 yaşındaydı. 1870 yılında doğmuş, 1890’de
Mülkiye’yi bitirip Hariciye Nezaretine girmişti. Bu
arada Istanbul Hukuk Mektebini de bitirmişti.
Çeşitli iç ve diş görevlerde bulunduktan sonra
Elçilige yükselmiş, 1911’de Atina Elçiliğine,
1913’te vekâleten Lahey Elçiliğine, Ağustos 1918’de
Ukrayna Elçiliğine atanmıştı. Kasım 1919’da İstanbul
Mebusluğuna seçilmiş, son Osmanlı Mebusan Meclisinin
İngilizler tarafından basılması üzerine Mayıs
1921’de Anadolu’ya geçmişti. Ankara’da, mebusluğunun
yanı sıra Hariciye Vekâleti Vekilliğine getirildi.
Kasım 1921’de TBMM Hükümetinin Tiflis
Mümessilliğine, bir yıl sonra da Moskova
Büyükelçiliğine atandı. 1924’te, İstanbul Mebusu
olarak Büyük Millet Meclisine döndü. Bu görevde
bulunduğu sırada Washington Büyükelçiliğine atandı.
[xliv]
Büyükelçi
Grew, Ahmet Muhtar Bey’i, Türk diplomatlarının
“duayeni”, “eski ekolden yetişme bir diplomat”
olarak nitelendirmiş, biraz resmi ve kibirli
bulmuştu. “Fazla Excellence” diyordu. [xlv] Onun
Washington’a atanması, Amerikan Hükümetince
memnuniyetle karşılanmıştı. Amerikan Dışişleri
Bakanlığı, “Türkiye, en seçkin diplomatlarından
birini Washington’a gönderiyor” diyordu. [xlvi]
Ancak, A. Muhtar Bey’in Washington’a
gidişi epeyce gecikti. Amerikan Büyükelçisi Grew
Türkiye’de göreve başladigi halde A. Muhtar Bey hala
Türkiye’deydi. Oysa o yıllarda, ikili diplomatik
ilişkiler kurulurken iki ülke Elçilerinin aynı
günlerde, hatta aynı gün göreve başlamalarına özen
gösteriliyordu. Böyle olduğu halde Amerika’ya atanan
Büyükelçimiz göreve başlamayi neden geciktirmişti?
Bu gecikmenin, siyasi bir nedeni vardi. Türkiye,
Amerika’daki kışkırtmaları, kaynaşmaları kolluyordu.
Türk-Amerikan ilişkilerinin yeniden kurulmasına
karşı Amerika’da yürütülen protesto kampanyasının
yatışmasını bekliyordu. Gerçekten, Gerard ve
Kardaşyan’ın başını çektiği Ermeni lobisi, yaz
boyunca protesto mitingleri düzenlemekten ve
Amerikan basınını körüklemekten hiç geri durmamıştı.
Ermeni Komitesinin ve Lozan Antlaşmasına
hayır diyen komitenin başı James W. Gerard, Türk
Büyükelçisinin Amerika’ya varışı öncesinde kolları
sıvayıp yeniden işe koyulmuştu. New York’un sicilli
Ermeni komitecilerini, Rum bağnazlarını ayağa
kaldırmıştı. Amerikan basınını da durmadan
körüklüyor, kin kusuyordu: “Türkiye ile diplomatik
ilişki kurulmaz, Senato Lozan Antlaşmasini reddetti”
diyordu. Şubatta yapilan Modus Vivendi’yi Senato
iradesine meydan okumak gibi gösteriyor, Anayasaya
aykırı buluyordu. İddiasına göre, Amerikan Hükümeti
böyle bir antlaşma yapamazdı. Gerard, bu kadarla da
kalmıyor, büsbütün gemi azıya alıyor ve
Büyükelçimizi Ermeni suikastçılara hedef olarak
gösteriyordu. “Ahmet Muhtar Bey 30.000 Ermeninin
öldürülmesinden sorumludur” diyordu. “Böyle bir
suçlu Amerikan toprağına ayak basamaz!”, “Onun
Amerika’ya girişi Amerikan halkina karşi bir
hakarettir!” diyor, “geleceği varsa göreceği de
var!” demeye getiriyordu. Bu azgın Türk düşmanının
kin saçan iddiaları, ağırbaşlı ve nispeten tarafsız
olarak tanınan The New York Times gazetesinde bile
yer alıyordu. [xlvii]
Türkiye Cumhuriyetinin ilk Washington
Büyükelçisi Ahmet Muhtar Bey’e karşi Amerika’da bir
Ermeni suikastı düzenlenebileceği akla geliyordu.
Ermeniler terör ustasıydı, Dr. Rıza Nur’un
deyimiyle,“Suikast, Emeni milletinin spesiyalitesi”
idi. Ermeni teröristler, 1921’de eski sadrazam Talat
Paşa’yı ve Sait Halim Paşa’yı; 1922’de Cemal Paşa’yı
vurmuşlardı. Lozan Konferansı günlerinde İsmet
Paşa’ya, 1920’lerde ve 1930’larda Atatürk’e karşi
suikastlar hazirlamişlardi. Bu defa 1927 yilinda
Washington Büyükelçimize karşi da suikast
hazirliklari yapiliyor gibiydi. Ermeni Komitesi
Başkani Ingiliz asilli Amerikali Gerard, “Ahmet
Muhtar Bey 30.000 Ermenin öldürülmesinden
sorumludur” diye iftira ederken, sanki onu Ermeni
teröristlere hedef olarak gösteriyordu. Amerikan
tarafının da böyle bir suikasttan kaygılandığı
anlaşılıyor. Büyükelçimize karşı suikast
hazırlandığı söylentilerini Türkiye’den izleyen
Büyükelçi Grew de kendi can derdine düşmüş ve 29
Kasim 1927 günü günlügüne şunlari not etmişti:
“Amerika’daki Ermeniler yaşli Muhtar’ı haklarlarsa,
benim cesedimi de buradan aldırmak için Hükümet
hemen bir savaş gemisi gönderebilir, çünkü
(öldürülmem) uzun sürmez.”
Büyükelçi Ahmet Muhtar Bey, işte böyle
bir havada ve büyük bir ugultu içinde, 28 Kasim 1927
günü Amerikan sularina girdi. Yuvalarina çomak
sokulup azdirilmiş yaban arilari sürüsü hişimla Türk
Büyükelçisinin üzerine çullanmaga hazirlanmişti.
Karaya ayak basar basmaz hemen üzerine yürüyecekler,
kendisini oracikta haklayacaklar veya linç
edeceklerdi. Büyükelçimiz, ateş yagmuru altinda bir
“düşman” hattına gelip dayandığını Leviathan
transatlantiği ile New York limanına girince anladı.
Karaya çıkmadan önce kendisine getirilen o günkü
Amerikan gazetelerine şöyle bir göz attı. Havayı
kavradı. Az sonra Amerikan görevlileri geldiler.
Türk Büyükelçisini gemiden alıp zırhlı araca
bindirdikleri gibi, son hızla trene yetiştirdiler.
Ermeni teröristlerinden ve Amerikan siyaset
gangsterlerinden salimen kaçırılan Muhtar Bey, nefes
alırken, “Amerikan toprağına şerareli bir hava
içinde ayak bastık” dedi. O günkü “şerareli”, yani
elektrikli havayı ve karşılanışını, tumturaklı
diliyle Ankara’ya aynen şöyle telledi:
“Muahedenin tasdikinden evvel Hükümeteynce Sefir
teatisinin gayri kanuni olduğuna ve âcizlerinin de
Ermeni kıtali âmillerinden bulunduğuna dair Âyandan
Gerard’ın gazetelerle aleyhimizde beyanatta
bulunması bura efkârı umumiyesini muvasalatımızda
şiddetle alâkadar ederek gazeteleri işgal
eylemektedir.
“Nümayişlere sebebiyet vermemek için Hükümet
seyahatimiz esnasinda fevkalâde tedbirler ittihaz
etmiş ve New York’ta mitralyözlü otomobil
refakatinde heyetimizi diğer müteaddid binek
otomobilleriyle ve rehgüzarımızda bütün vesait-i
nakliyeyi durdurarak sür’at-i mümkine ile derhal
limandan istasyona naklettirmiştir. Bu tarz-i kabul
merasim-i ihtiramkârane şeklinde pek heybetli
olmuştur.
“Âsar-ı
mihmannüvazi ibrazından hali kalmayan Hükümet,
matbuat tarafından aleyhimizde vaki neşriyatın
şayanı teessür olmadığını ve bu velvelenin yakında
kesb-i sükûn olacağını ifade eylemiştir....” [xlviii]
Amerikan Hükümetinin sıkı koruyucu
önlemleri ve dostça davranışı Ahmet Muhtar Beyi
hoşnut etmişti. Demek ki, karşı tarafın saldırgan
düşmanlığına karşılık Hükümet çevrelerinde
Türkiye’ye dostluk duyguları besleniyordu. Türk
Büyükelçisinin görevi kolaylaştırılacaktı.
Büyükelçimiz, Amerika’da başlica görevinin
Türkiye’ye karşi sürdürülmekte olan düşmanca
kampanyanin etkilerini gidermeye yönelik olacagina
ve bunun da her şeyden önce para gerektirecegine
inanmişti. Bu görüşünü Ankara’ya yazdı.
Büyükelçinin bu telgrafı üzerine Türk
Dışişleri Bakanlığı, “Maruz kaldığınız matbuat
hücumuna karşı (Amerikan) Hükümetin(nin) hareketi
burada (Ankara’da) hüsnü tesir etti” dedi. Ahmet
Muhtar Beye, “kıyaset, metanet ve hüsnü hareket”
öğütledi. Amerikan kamuoyu yeni Türkiye’yi
tanıdıkça, kışkırtmaların ve saldırıların
yatışacağını söyledi. [xlix] Türk Hükümetinin umudu
buydu.
Ahmet Muhtar Bey’in suikast tehditleri
altında Amerika’ya varışını Washington’daki yabancı
diplomatik çevreler de yakından izlemişlerdi.
İngiltere’nin Washington Büyükelçisi olayı Londra’ya
şöyle rapor ediyordu:
“Amerika’ya yeni atanan Türk Büyükelçisi
Ahmet Muhtar Bey 29 Kasım (1927) günü Washington’a
geldi. Hayatına karşı bir suikasttan korkulduğu için
New York’a gelişinde silahli, motosikletli bir polis
filosu tarafindan karşilandi. New York’ta bir gece
bile kalamadı. Hemen başkent trenine götürüldü ve
gece yarısı saat 12.30’da başkente geldi. Şimdi
kalmakta oldugu Wardman Park Hotel’in yan kapısına
kadar detektifler eşliğinde getirildi...Gelişi Mr.
James W. Gerard’ın şiddetli saldırılarına neden
oldu. Gerard, basına verdiği demeçte Muhtar Beyi
suçladı...(Ama) Bu saldırıları fazla taraftar
bulmadı...New York Tribune ve Baltimoe Sun
gazeteleri Türkiye ile Amerika arasında ilişkiler
kurulması konusunda Hükümeti destekleyen başyazılar
yayınladılar. “New York Tribune gazetesi Lozan
Antlaşmasinin onaylanmasini savunuyor.” [l]
Türkiye Cumhuriyetinin ABD’ye gönderdiği
ilk Büyükelçi Ahmet Muhtar Bey, işte böyle çok sıkı
güvenlik önlemleri altında Washington’da salimen
göreve başladi. Belki bu önlemler sayesinde bir
Ermeni suikastina ugramaktan kurtuldu.
Sonrasi...
Amerika’daki Ermeni lobisinin elebaşisi
James W. Gerard, Ahmet Muhtar Bey’in Washington’a
varışından sonra da seviyesizce saldırılarını ve
kışkırtmalarını sürdürdü. 1 Aralık 1927 günlü
Amerikan gazeteleri Gerard’ın yeni demeçlerini
yayınladılar. Bunlarda da Türk Büyükelçisi ve
Türkiye ağır biçimde suçlandı. [li] Büyükelçimiz,
Amerika’daki havayı durmadan Ankara’ya rapor
ediyordu. 6 Aralık günlü bir telgrafında şunları
söylüyordu:
“Gerard,
Hükümetimizi külhan bey çetesi gibi kelimelerle
tavsif ve âcizlerine de hücum ile Ermenileri
müdafaa, ithamatta berdevamdır. Beyanatı tezvirattan
ibaret. Kendisi rüesayı muhaliften mühim bir
şahsiyet olmakla velveleye verdiği matbuat ile
mehafil-i muhtelifede haysiyetimizi muttasıl rencide
etmektedir. Burada hemen herkes bizimle meşguldür
denilse sezadır.
“Bir
muhalefet manevrası teşkil eden bu hücumlar Amerika
Hükümetile bizi müşterek bir dâva karşısında
bırakıyor. Hükümet ve taraftarlarımızın tavsiyesi,
münakaşadan içtinab edip yalnız Yeni Türkiye
hakkında hususî temaslar, gazetede mülâkatlar ve
saire ile efkâr-ı umumiyeyi mebzulen tenvir
suretindedir. Bu tarz-ı hareketi bendeniz de
muvafık-ı basiret addederim. Zira Gerard’ın
ithamatını burada redde kalkıştığımız takdirde
vaziyetimiz bir kat daha eşkal edecek mukabil bir
şiddet-i lisan istimali mecburiyetinden sarfınazar
Amerikan Hıristiyanlık âlemi nazarında Ermeni
bahsini İngilizlerin dahi istifade edebileceği
şekilde ihyaya sebebiyet verilmiş olacağından şurası
şayan-ı tezkârdır. Irken İngiliz olan mumaileyh
Gerard, Ermeni teşkilâtının başında bulunmakla
beraber aynı zamanda Berlin’de Sefir iken kendi
memleketinden ziyade İngiltere’nin menafiini iltizam
etmiş olmakla Hükümet-i müşarileyhanin burada da
mürevvic-i âmali oldugu bazi mehafilde beyan
edilmektedir. Hatta bu son hatti hareketi Lozan
muahedesinin tasdikini akim birakmak hususunda
Ingilizlerin eseri telkini addedenler vardir. Ancak
bu hücumlara karşi hassas oldugumuzu matbuatimizla
ihsas edebiliriz. Bu yoldaki neşriyatin Anadolu
Ajansi vasitasile buraya (Amerika’ya) aksettirilmesi
lâzımdır. Bilmünasebe Ajansta Amerika’nın
ahvalimizden külliyen bi-haber olduğu muhtac-ı
ihtardır. Nitekim Gerard memleketimizin nüfusunu
halâ beş milyon iddia ve buna binaen Sefir teatisini
ilzam etmektedir.
“Vaziyet-i maruzaya nazaran diğer taraftan Sefareti
dahi burada el altından kabil-i istimal vesait-i
cidal ve müdafaa ile teçhiz etmek bir zaruret-i
mübreme halini almıştır.
“Amerika’ya muvasalatımızla âdeta unutulmuş birçok
hasmane dâvaları tekrar uyandırmış olduk. Kendimizi
şimdi müdafaa edemezsek buradaki huzurumuz faideden
ziyade mazarratı tevlid etmiş olacaktır.
“Binaenaleyh heyet-i sefaretimizin temsil vezaifini
itina-i mahsus ile tevsi ve kendimize müsaid
istidatları mütemadi tenmiye ve gazete gibi
propaganda vesaitini lehimize imale etmek
lâzımdır...Kendimizi lâyikile müdafaa ve memleketi
hüsn-ü temsil ettiğimiz takdirde bu netâyic-i
mesaimizden hayli ümitvarım”. [lii]
Bunları söyledikten sonra Ahmet Muhtar
Bey, görevini hakkıyla yapabilmek için en az yirmi
bin liraya ihtiyaç duyduğunu, bu para sağlanamazsa
“pek ağır bir vaziyette kalacağını” bildirmiştir.
Telgrafi Başvekile arz edilmiş ve istenen paranin
gönderilmesi ilke olarak kabul edilmiştir. [liii]
Fakat paranin gönderilip gönderilemedigi
saptanamamiştir.
Amerika’da Türk Büyükelçisine ve Türkiye
Cumhuriyetine karşi yapilan adice hücumlar, geçten
geç Türk basinina yansidi. Ilk defa 3 Aralikta Türk
basini olayi genişçe haber verdi. Türkiye
Temsilcisinin ve Türkiye’nin Atlantik ötesinde
uğradığı ağır hakaret karşısında Türk basınının da
ayni ölçüde patlayacağı umulurdu. Fakat öyle olmadı.
İlk günlerde Türk gazetelerinde hiçbir yorum
görülmedi. Daha sonraları çıkmaya başlayan
başyazılar da pek yumuşaktı. Sadece Gerard ile
Ermeniler ve Rumlar hedef alınıyor, Amerikalılara
sitem bile edilmiyordu. Türk gazetelerin bu tutumu
Amerikan Büyükelçisini bile şaşırtmıştı. Grew,
“Türk basınının tutumu şaşılacak kadar ılımlı” diyor
ve 6 Aralık gününe kadar Türk gazetelerinde hiçbir
yorum görülmediğini ekliyordu. [liv] Türk
gazeteleri, yaygaracı Amerikan gazetelerine
nispetle, halâ “ağır ol da molla desinler”
havasındaydı. Gazetelerimizin Türkiye’de bile pek
çekingen ve cılız kalan yayınları Atlantik ötesinde
hemen hiç ses getirmemiştir.
Büyükelçi Ahmet Muhtar Bey, 5 Aralık
1927 günü güven mektubunu Amerikan Cumhurbaşkanı
Calvin Coolidge’e sundu. Dört gün sonra Ankara’ya
ilk olumlu haberi verdi: “Hükümet partisinin
mürevvic-i efkârı olan Washington Post gazetesinin
bize müzahereti temim olunmuştur” dedi. Bu gazetenin
genel yayın müdürü Mr. Benett, Büyükelçimize ve
çalışma arkadaşlarına bir yemek vermiş ve niyetini
açıklamıştı: Washingon Post, Türkiye’yi savunacaktı.
Ermeni lobisinin propagandası karşısında artık
susmayacaktı. “Ermeniler, iki Cumhuriyetin el
sıkışmasını şimdiye kadar engellemişlerdi.” Bundan
sonra onların Amerikan kamuoyunu yanıltmalarına izin
verilmeyecekti...Mr. Benett, “Ermeniler, Amerika’da
da Rusya’da da yılandır” diyordu ve gazetesinde, 9
Aralık 1927 günü “Yeni Türkiye” başlikli, çerçeve
içinde bir yazi yayimladi. Bu, Amerika’daki Türk
düşmanligi propagandasina karşi dolayli cevaplardan
biriydi.
Günler geçtikçe Ermeni lobisinin
kampanyasi hizini kaybetmege başladi. Ermeni
örgütünün başi olan Gerard, saldirilarini biraz
azaltti. Yeni Türkiye’ye karşi Amerikan kamuoyunda
ilgi dogmaya başladi. Büyükelçi Ahmet Muhtar Bey,
Washington’da birinci ayını doldururken şöyle
diyordu:
“Hasımlarımızın tahrikiyle Amerika’ya
hîn-i muvasalatımızda baş gösteren sakil bir cereyan
kesb-i sükûnet etmiş ve hattâ mâkûs bir şekil almak
istidadını göstermiştir...Şimdilik az çok bir
buhranın önüne geçilebilmiştir. Yoksa vaziyet
şayan-ı itinadır.” [lv]
Büyükelçi Ahmet Muhtar Bey, yedi yıl
Washington’da kaldı. Bu yıllar Türk-Amerikan
yakınlaşmasının gitgide dostluğa dönüştüğü yıllar
oldu. Atatürk Türkiyesi, bütün dünyada olduğu gibi,
Amerika’da da saygınlık kazandı. Amerikan
Cumhurbaşkanı Franklin D. Roosevelt, Türkiye
Cumhuriyetinin onuncu yıldönümümü dolayısıyla
1933’te yayınladığı mesajında, “Bu nispeten kısa
müddet zarfında Türk milleti hayatında ve
müesseselerinde husule getirdiği ve derin akisler
yapan yenilikler ve değişiklikler sayesinde terakki
yoluna büyük bir emniyetle girmiş ve bütün dünyanın
dikkat ve hayranlığını üzerine celbetmeye muvaffak
olmuştur”diyordu. [lvi] Amerika’da Türkiye’nin
prestiji yükseldikçe Ermeni lobisinin düşmanca sesi
kisiliyor gibiydi.
Ve 50 yil sonrasi
Ancak, evet ancak, Büyükelçi Ahmet Muhat
Bey, Amerika’daki Türk düşmanliginin, Ermeni
propagandasinin köklü olduguna ve kolay kolay
söndürülemeyecegine de dikkati çekmişti. “Bu hasmane
cereyan, kuvvetli kökenleri olmak itibariyle kolay
kolay kabil-i itfa değildir” diyordu. Türk-Amerikan
dostluğunun doruk noktasına ulaştığı, ya da öyle
göründüğü dönemlerde bile, Türk düşmanlığı tohumları
sürekli besleniyordu. İlk fırsatta patlayabilirdi.
“Vaziyet şayan-i itinadir” diye ekliyordu Muhtar
Bey.
Bu söyledikleri yarım yüzyıl sonra
doğrulandı. 1920’lerde, fanatik bir Ermeni lobisine
boyun eğerek Lozan Antlaşmasını reddeden Amerikan
Senatosu, 1970’lerde de Türkiye’nin Kıbrıs
çıkarmasını bahane ederek NATO üyesi Türkiye’ye
silah ambargosu uygulamaktan çekinmedi. Bu ortamda,
Amerika’daki Türk düşmanliginin çabucak
hortlayiverdigi görüldü. 1920’lerde Ermeni lobisi
elebaşilari Gerard gibi Amerikan siyaset
gangsterlerinin serpmiş olduklari Türk düşmanligi
tohumlarindan eli kanli Ermeni teröristler
üretilmiştir. Bu teröristlerin Amerikan topraklarini
kana buladiklari da görüldü. Şöyle ki:
27 Ocak
1973: T.C. Los Angeles Başkonsolosu Mehmet Baydar
ile yardimcisi Muavin Konsolos Bahadir Demir,
Kaliforniya’nın Santa Barbara Kasabasında, Ermeni
terörist Mıgırdıç Yanıkyan tarafından pusuya
düşürülüp şehit edildiler. Katil terörist yakalandı,
yargılandı ve müstahak olduğu cezaya çarptırıldı.
Ama, 1920’lerin Ermeni terörü elli yıl sonra
Amerikan topraklarında hortlatılmış oldu. Ermeni
cinayetleri devam edecekti artık.
28 Ocak
1982: T.C. Los Angeles Başkonsolosu Kemal Arıkan,
sabahleyin evinden işine giderken, Ermeni
teröristlerce arabası içinde şehit edildi. Suikastı
kendilerine “Adalet Komandoları” diyen Ermeni terör
örgütü üstlendi, katil veya katiller yakalanamadı,
cezasız kaldı.
4 Mayıs 1982: T.C Boston Fahri Başkonsolosu
Orhan Gündüz, Massachusetts eyaletinin Boston
şehrinde, işinden evine dönerken, yine “Adalet
Komandoları” adlı Ermeni terör örgütü tarafından
şehit edildi. Katil veya katiller yakalanamadı,
cezasız kaldı.
27 Ağustos 1982: T.C. Ottawa
Büyükelçiliği askeri ataşesi Hava Kurmay Albay
Atilla Altıkat, sabah evinden işine giderken arabası
içinde Ermeni teröristlerce şehit edildi. Suikastı
aynı “Adalet Komandoları” adlı Ermeni terör örgütü
üstlendi. Katil veya katiller yakalanamadı, cezasız
kaldı....
Amerika Birleşik Devletlerinin teröre
savaş açtığı şu günlerde (Ekim 2001’de), bizleri pek
yakından ilgilendiren bu terör cinayetlerini
hatırlamadan edemedik. Ve bu teröristler, Afganistan
dağlarında değil, Amerikan (ve Kanada) topraklarında
yetişmiş, barınmış ve yine oralarda gizlenip
korunmuşlardır. Buna bir nokta koyalım.
Ermeni terörüne karşı uyanık olmak
gerektiğini söyleyen ve “Vaziyet şayan-i itinadir”
diyen rahmetli Büyükelçi Ahmet Muhtar Bey’i saygıyla
anıyoruz. Onun bu sözleri, sorumsuzca hortlatılmış
olan Ermeni terörü karşısında halen geçerlidir.
--------------------------------------------------------------------------------
* E.
Büyükelçi, Tarihçi - Yazar
[i] Bu
konuda daha geniş bilgi için bkz.: Bilâl N. Şimşir,
“Türk-Amerikan İlişkilerinin Yeniden Kurulması ve
Ahmet Muhtar Beyin Vaşington Büyükelçiliği
(1920-1927)”, Belleten, Cilt XLI, Sayı 162, Türk
Tarih Kurumu Basımevi, Ankara : 1977, s. 277-356
[ii]
Roger R. Trask, The United States Response to
Turkish Nationalism and Reform, 1919-1939, The
University of Minnesota Press, Minneapolis: 1971, p.
30-34
[iii]
Ibid. Antlaşmalar “Traités signés entre la Turquie
et les Etats-Unis d’Amérique, le 6 Août 1923 à
Lausanne”başiligiyla 1923 yilinda Lozan’da
basılmıştır.
[iv]
J. C. Hurewitz, Diplomacy in the Near and Middle
East, Vol. II, New York: 1958, p. 114-9
[v]
Trask, op. Cit., p. 37-39
[vi]
T.C. Dışişleri Bakanlığı Arşivi (DBA) - S. Amerika,
K.1/2 : T.C. Washington Büyükelçisi Ahmet Muhtar
Bey’den Hariciye Vekâletine rapor. 27.12.1927, No.
53/26
[vii]
Osman Ulagay, Amerikan Basınında Türk Kuruluş
Savaşı, İstanbul: 1974, s. 51, 192
[viii]
DBA - S. Amerika, K. 1-2 :T.C. Washington B.E.’den
Hariciye Vekâletine rapor. 27.12.1927, No. 53/26
[ix]
Aktaran: Osman Ulagay, op. cit., s. 240
[x]
Trask, op. cit., p. 38
[xi]
3. 2. 1922 günlü The New York Times’tan aktaran :
Ulagay, op. cit., s. 153
[xii]
“King back, still foe of Lausanne Pact”, The New
York Times, 27.8.1925
[xiii]
29.11.1923 günkü The New York Times gazetesinden
aktaran: Ulagay; op.cit.,s. 310-311.
[xiv]
To the Leaders of the Country of the Free. A Brief
from the Turks in America, Edited by Ibrahim Sefa
Bey, Contributed by the Turkish Welfare Association,
Inc.. Ne York: (1924).
[xv]
Bu Genel Komiteye üye kurumlarla derneklerin tam
listesi şudur: American Board of Commissioner for
Foreign Missions, American Chamber of Commerce for
the Levant, American Manifacurers Export Association,
American Men’s Club of Constantinople, Chamber of
Commerce the United States, Chamber of Commerce of
the State of New York, Chicago Council on Foreign
Relations, Conference of Women’s Foreign Missionary
Societies, Federated Chambers of Commerece on the
Near East, Foreign Policy Association, National
Council of the Congressional Churches, Near East
College Association, Young Men’s Chritian
Associations, Young Women’s Chritian Associations.
[xvi]
Komiteni yönetim kurulu şu kişilerden oluşuyordu:
Rayford W. Alley (Başkan), James L. Barton, James W.
De Graff, Jeanette W. Emrich, Irving G. Gray, John
R. Mott, George A. Plimton, Guy Emery Shipler ve E.
Veil Stebbins.
[xvii]
The Treaty With Turkey. Statements, Resolutions, and
Reports in Favour of Ratification of the Trreaty of
Lausanne, New York: 1926
[xviii]
Ibid., p. 26-29
[xix]
Ibid., p. 25
[xx]
Ibid., p. 42
[xxi]
Ibid., p. 59
[xxii]
Ibid., p. 58
[xxiii]
Ibid., p. 60-63
[xxiv]
Ibid., p. 67
[xxv]
Ibid., p. 90-91
[xxvi]
. Ibid., p. 106 ve 110
[xxvii]
Ibid., p. 104: “Trying to Turn the Clock Back”, The
New York World, 22. 4. 1926
[xxviii]
Ibid., p. 112-114
[xxix]
Ibid., p. 136-158: The Foreign Policy Association,
“Report of the Committee on the Lausanne Treaty to
the
Executive
Committee.”
[xxx]
DBA. - S. Amerika. K. 1/5: T.C. New York
Başkonsoloslugundan Hariciye Vekâletine şifre tel.
13.1.1927.
[xxxi]
Ibid. : T.C. New York Başkonsoloslugundan Hariciye
Vekâletine şifre tel. 19.1.1927
[xxxii]
American Public Opinion Condemns the Failure to
Ratify the American-Turkish Treaty, New York: 1927
[xxxiii]
Ibid., p. 29: Noprfolk Leader Despatch, 20.1.1927,
Moon Telegrqaph, 19.1.1927
[xxxiv]
Ibid., p. 29: Tampa Tribune, 28.1.1927
[xxxv]
Ibid., p. 31: Eau Claire Telegram, 20.1.1927.
[xxxvi]
F.O. (Ingiltere Dişişleri Arşivi) 424/266, p. 32,
No. 11: Clerck to Chamberlain, 26. 1. 1927, No. 41
[xxxvii]
F.O. 424/266, p. 32, No. 11
[xxxviii]
Trask, op.cit., p. 47
[xxxix]
Ibid., p. 48-49
[xl]
Türkiye ile Amerika Hükümati Müttehidesi Beyninde
Münasebatin Tanzimi Zimninda Hariciye Veklili
Dr.
Tevfik Rüştü Beyefendi ile Amerika Mümessili
Siyasisi Amiral L. Bristol arasinda Teati Olunan
Notalar, Hariciye Vekâleti, Ankara: 1927
[xli]
F.O. 424/266, p.45, No. 26: Hoare to Chamberlain,
16.3.1927, No. 134 Confidential.
[xlii]
Trask, op.cit., p. 52-54
[xliii]
Büyükelçi Grew, Türkiye anilarini yayimlamiştir.
Bkz. Joseph C. Grew, Turbulent Era. A Diplomatic
Record of Forty Years, 1904-1945, New York: 1952,
Vol. II, p. 707-925. Bu anilar Türkçe’ye de
çevrilmiştir.
Bkz.
Joseph C. Grew, Yeni Türkiye, Türkçesi Dr. Kadri
Mustafa Oragli, Multilingual, Istanbul: 1999, Ayrica
bkz. Trask, op. cit.p. 54-57;
[xliv]
DBA- A. Muhtar Bey’in Sicil dosyası No. 315; M. Ali
Çankaya, Yeni Mülkiye Tarihi ve Mülkiyeliler,
Ankara: 1968-69 Cilt III, s. 436-437
[xlv]
Grew, op. cit., II, p. 729; Trask, op. cit., p. 60
[xlvi]
Grew, op. cit., p. 745
[xlvii]
Bu gazetenin haber başlığı şöyleydi: “Gerard
Denounces New Turkish Envoy. Blaming Moukhtar Bey
for
Slaying
30,000 in Armenia. He Calls His Coming an Insult”,
The New York Times, 28. 11. 1927
[xlviii]
DBA - S. Amerika. 1/ 2 : T.C. Washington
Büyükelçiliğinden Hariciye Vekâletine şifre tel.
2.12.1927, No. 2
[xlix]
Ibid., T.C. Hariciye Vekâletinden Washington
Büyükelçiliğine şifre tel. 5.12.1927, No. 7
[l]
F.O. 424/267, p. 122, No. 68: Howard to Chamberlain,
2. 12. 1927, No. 2167
[li]
“Gerard Scents Oil in Turkish Policy. Charges
Acceptance of Envoy is Part of Move by Certain Group
to Size Deposits...Renews Attack on Moukhtar Bey”,
The New York Times, 1. 12. 1927
[lii]
DBA- S. Amerika. K. 1 / 2: T.C. Washington
Büyükelçiliğinden Hariciye Vekâletine şifre tel.,
6.12. 1927, No.4
[liii]
Ibid., T.C. Hariciye Vekâletinden Washington
Büyükelçiliğine şifre tel. 12.12.1927, No. 26809/10.
[liv]
Grew, op. cit., II, p. 748
[lv]
DBA-S. Amerika K. 1 / 2: T.C. Washington
Büyükelçiliği’nden Hariciye Vekâletine. Rapor.
27.12.1927,
No. 53/26
[lvi]
Bu mesajın tam metni ve Ataürk ile Amerikan
Cumhurbaşkanları arasındaki yazışmalar için bkz.
Bilâl N.
Şimşir, Atatürk ve Yabancı Devlet Başkanları, Cilt
I, Türk Tarih Kurumu Yayını, Ankara: 1993, s.237-238
ve devamı |