|
Orta Asya için dini ekstremizmin tehlike oluşturma
bakımından etkinliğini sürdürmeye devam edeceğini
söylemek olanaklıdır, her ne kadar bu görüş kötümser
olsa bile...
Bu yazıda Orta Asya
bölgesinde günümüzde güncel olan dini aşırılıkların,
bunların nedenlerinin ve mevcut durumlard an
olası çıkış yollarının üzerinde durulacaktır. Konu
seçimini etkileyen neden ise, dinci örgütler tarafından
yürütülen dinci ekstremizmin günümüzdeki Orta Asya
bölgesindeki devletler açısından mevcut aşırılık
çeşitlerinin içerisinde en tehlikelisini temsil
etmesidir (örn, bu konuda bkz.: Burhanov 2000: 38). Bunu
doğrulayan da, din olgusunun öteki ideolojilerden farklı
olarak çok daha eski bir tarihe sahip olması ve dinin
kendisi değil de, dini uygulayanların dini kendine göre
yorumlamaları ve bunu yalnızca kendi ülkelerinde değil
aynı zamanda komşu ve öteki ülkelere de sızdırmaya
çalışmalarıdır. Tabii bunun için en elverişli zemin,
aşırıcı örgütün kullandığı dinin zaten yaygın olduğu
ülkeler temsil etmektedir.
Yazıdan önce burada kullanılacak terimlerin anlam
boyutunun ortaya konulmasında yarar vardır. Örneğin,
aşırılık olarak da bilinen ekstremizm kelimesinin
etimolojisine göre bu sözcük Latince extremus,
yani “uç” ya da “uçtaki” anlamına gelen bir kelimeden
türemiş olup siyaset düzleminde “nesnel” ve dolayısıyla
da kaçınılmaz bir olgu niteliğine sahiptir (daha
ayrıntılı tanımlar için bkz.: Burhanov 2000: 4-12).
Terör sözcüğü ise Latince “korkutmak, dehşete düşürmek,
korkup kaçırmak, caydırmak” anlamına gelen terrere
sözcüğünden gelmiş olup içinde şiddete başvurma
anlamını taşır. Bu tür eylemlerin alt yapı bağlamında
herhangi bir ideolojiye dayalı olarak mevcut siyasi
düzene yönelik, yani siyasi amaçlar doğrultusunda
uygulandığında terörizmden bahsetmek mümkündür (Alkan
2002: 13). İdeoloji ise, Ahmet Taner Kışlalı’ya (Kışlalı
1996:72; Aklan 2002: 29) göre “toplumların ya da
toplumların içindeki belirli kesimlerin gereksinimlerine
yanıt veren, kendi içinde tutarlı inanç sistemleridir”.
İdeolojiler terörist oluşumlara fikir çerçevesinde besin
sağlamaktadır denilebilir. Örneğin, dinci nitelikli
terör örgütleri kendi kaynağını düşünce planında din
kaynaklı ideolojilerden almaktadır (Alkan 2002: 30).
Ekstremizm ve terörizm kavramlarına gelince siyasi
ekstremizm, terör eylemlerinin yanı sıra, askeri darbe,
devrim, devlet karşıtı söylevler, anayasal düzenin
yıkılmasına yönelik çağrılar gibi eylemlerin de dahil
olduğu bir biçimde mevcut siyasal düzenin yıkılması ve
yerine ilgili ideoloji doğrultusunda sol veya sağ
nitelikli totaliter diktatörlüğün kurulması amacıyla
gerçekleştirilen ekstremist eylemlerin tümüdür (Burhanov
2000: 6). Siyasi ekstremizmin içinde yer alan terörizm
çeşitlerinin arasında en önde gelenlerden biri olarak da
dinci terörizmi görmek olanaklıdır. Dinci terörizmin
amacı seküler devlet düzenini yıkmak, savunucusu
olduğunu ileri sürdüğü din veya mezhebin toplumun
içindeki öteki din veya mezheplere nazaran üstünlüğünü
devlet düzeyinde kurmaktır (Burhanov 2000: 7). Bu arada
günümüzdeki dinci ekstremizm kimi araştırmacılara göre
köktenci (fundamentalist) ve tarikatçı (sectarian)
olmak üzere iki alt gruba ayrılmaktadır. Özellikle bu
köktendinci ekstremizm konusunda dünyada neredeyse bir
çifte standart biçiminde daha çok İslamcı ekstremist
oluşumlarla ilişkilendirilmektedir. Oysa bu kavram
İslam’ın değil, bizatihi Hıristiyanlığın bir alt mezhebi
olan Protestanlığın bir ürünü olup bu mezhebe ait en
aşırı ve tutucu fanatiklerine verilen bir isim idi (Burhanov
2000: 7-8).
Tarih boyunca Orta Asya bölgesi hem coğrafya olarak hem
de buna bağlı olarak ticaret ve dolayısıyla da ekonomi
ilişkiler bakımından son derece önemli bir coğrafyaydı.
Bu durumu teyit eden ise dünyadaki güçlü devletlerin bu
bölgeye yönelik izlemiş oldukları siyasetlerdir.
Özellikle XIX. yüzyılda dünya üzerinde en güçlü
devletlerden olan Rusya ve İngiltere’nin bölgeye yönelik
siyasetinin sonucunda (ki bu siyasete “büyük oyun” da
denilmektedir) (Akçalı 2002: 17-33), oluşan siyasi
harita günümüzde de geçerliliğini korumaktadır. Öte
yandan Orta Asya coğrafyasının önemini teyit eden,
günümüzde yine dünya üzerinde en güçlü devletlerden olup
bölgedeki mevcudiyetini artıran Amerika Birleşik
Devletleri ve halen de bölgede en güçlü mevcudiyete ve
nüfuza sahip Rusya Federasyonunun askeri ve ekonomik
olarak Orta Asya’da varlıklarını sürdürmeye ve
derinleştirmeye yönelik siyaset izlemeleridir.
1991’in sonunda çöken Sovyetler Birliğinin ardından
bağımsızlıklarını ilan eden Orta Asya devletleri aslında
coğrafyanın jeo-politik ve jeo-ekonomik önemini
azaltamamışlardır. Tam tersine bölgeye yönelik olarak
devreye giren yeni oyuncular girmiştir. Bu oyuncuların
bölgeye girmesinde ileri sürdüğü çeşitli gerekçeleri
vardır. Bunlar: coğrafi komşuluk, kültür, tarih, din,
dil, vs. alanlarındaki ortaklıklardır. Öte yandan doğal
kaynak ve özellikle stratejik maddeler olan enerji
kaynakları bağlamında Orta Asya devletleri ve özellikle
Kazakistan, Özbekistan ve Türkmenistan dünya çapında
çekim merkezi haline doğru hızlı bir biçimde dönüşüm
yaşamaktadır. Dolayısıyla devreye giren bölge komşusu
sayılan yeni ülkelerin ve Rusya ile ABD’nin ortak, daha
doğrusu benzerlik gösteren yanı, bölgede ekonomik olarak
yeni oluşan piyasadan sahip olunan gücün izin verdiği
ölçüde pay kapabilmeye yönelik hedefleridir (Gürsoy-Naskali
2002:11-15). Doğal olarak bölgeye yönelik tüm
siyasaların yalnızca ekonomik yönünden açıklanması
olanaksızdır, çünkü birçoğunun altında yatan nedenler
gerçekten de daha önce zikredilen ortaklıklardır.
Bununla birlikte ekonomik gelişme ve ortaklıkların yanı
sıra bölgede yaşanan geçiş döneminde ortaya çıkan
boşlukların ortamında siyasal çıkarların önemi de
büyüktür.
Bölgeye,
bölgenin dışından ve hatta başka kıtadan gelen
“oyuncular”ın aynı zamanda bölgeye hem siyaset hem de
ekonomi anlamında canlılık getirdiği de söylenebilir.
Aynı zamanda bölgedeki doğal kaynaklara yönelik ekonomik
çıkarlar güden taraflar yalnızca yabancı ülkelerle
sınırlı değildir, çünkü Orta Asya bölgesi aynı zamanda
sahip olduğu coğrafî konumu, doğal zenginlikleri gibi
hem ekonomi hem de ticaret ve siyaset açısından önemli
olduğundan bölgeye çeşitli aşırı hareketler de
yönelmektedir. Bu arada bu aşırı hareketlerin güttüğü
çıkarlar yine de ekonomik, siyasal niteliklidir. Bu
ekstremist hareketlerin bölgeye ilişkin olarak
güttükleri çıkarların büyüklük ve önemlilik oranına
paralel olarak etkinlik göstermeleri beklenebilir.
Nitekim, Orta Asya bölgesinde eski Sovyetlerin yol açmış
olduğu din alanındaki boşluğu (din olgusunun Sovyetler
döneminde de gizli de olsa yaşatıldığı bir gerçek
olmakla birlikte) doldurmak ve aynı zamanda da mevcut
seküler düzenler açısından tehlike oluşturmak suretiyle
birçok aşırı dinci hareketin faaliyet gösterdiği da bir
gerçektir (Akçalı 2002:17-33; Stone 2002:35-44). Bunlar;
bölgenin içinden olup dış kaynaklı destek sahibi olan,
bölgeye doğrudan bitişik ve hatta bölgenin dışından olan
Ürdün ve Suudi Arabistan kaynaklı “Müslüman Kardeşler”
ile İran kökenli Hizb-ut-Tahrir, Afganistan’daki
(günümüzde etkinliği ortadan kaldırılmış olan ancak
1990’lı yıllardan beri önemli bir istikrarsızlık kaynağı
olan) Taliban yönetiminin desteklediği “Özbekistan
İslami Hareketi” örgütleridir (Akçalı 2002:17-33).
İslam Orta Asya bölgesinde ortaya çıkan yeni ulusların
ulusallıklarının inşaasında en az etnik, daha doğrusu
ulusal aidiyet duygusu kadar önemlidir. Bu konuda
bölgedeki yönetimlerin, her ne kadar dinin devlet
alanına sokulmaması gerektiğine ilişkin söylevler
geliştirmesiyle birlikte yine de özellikle İslam
konusunda göreceli de olsa oldukça belirgin bir
yumuşamaya gitmeleri söz konusudur. Bu bağlamda, dine
ilişkin tutum çerçevesinde herhalde en katı tutum
izlediği söylenebilecek Özbekistan’ın cumhurbaşkanı bile
hacca gitmiş ve cumhurbaşkanlığı yemin töreninde “Kuran
üzerine el basarak” yemin etmiş olduğu ve
Türkmenistan’da yayımlanan “Ruhnama” kitabının Kuran’dan
hareket edilerek meydana getirildiği örnek olarak
gösterilebilir (Akçalı 2002:17-33). Zaten bu doğal olsa
da dinin devlet alanına kaymasının tam olarak
önlenmesinde güçlüklerin çekildiğini gösterir
niteliktedir. Her ne kadar Orta Asyalı ülke yöneticileri
din ile devlet işlerini birbirinden ayrı tutmaya niyetli
olsalar dahi (Akçalı 2002: 17-33). Ekstremizmin varlığı
hem dış hem de iç etkenlerin varlığıyla açıklanabilir.
Daha doğrusu ekstremizmin varlığının nedenleri bu iki
ana grup altında toplanan ekonomik, sosyo-kültürel ve
siyasal etkenlerle açıklanabilir ki burada dış etkenler
çok daha tehlikelidir. Çünkü onların üzerinden
ekstremizmin en uç dışa vurumu olan terörist oluşumlar
sınırları aşabilmekte ve başta komşu ülkeler olmak üzere
diğer devletlerin sınırları dahiline sızabilmekte ve
faaliyetlerini orada örgütlenmek suretiyle
sürdürebilmektedir (Burhanov 2000: 12-20). Bu arada dış
etkenlere gelmişken Amerika Birleşik Devletleri ve eski
Sovyetler Birliği’nin, terörizm olgusunun ortaya
çıkmasında, gelişmesinde ve kasıtlı olarak
desteklenmesinde “katkı payları”nın özellikle önemli
olduğu söylenebilir (Burhanov 2000: 19).
Dinci ekstremizm Orta Asya devletleri için eşit derecede
tehlike oluşturmazsa dahi bu tehlike her zaman
geçerliliğini korumakta olup bu gibi gelişmelere karşı
önlemler zamanında alınmazsa bir olasılıktan çıkıp bir
gerçekliğe dönüşebilir. Örneğin Orta Asya’nın Kazakistan
ve Kırgızistan gibi ülkeleri bu konuda çok daha iyi
konumdadır. Çünkü bu bölgelerde İslam çok daha yumuşak
biçimlerde yaşatılmaktadır. İslam bu bölgelerde halkın
geleneksel hayatının bir parçası olan yerli Şaman
inançlarıyla da içiçeydi. Ancak bu böyle diye, yani Orta
Asya’nın öteki ülkeleri ve özellikle Özbekistan ve
Tacikistan’dan farklı olarak katı İslamî geleneklere
sahip olmayışı, bu iki ülkenin bu tür dinci
ekstremizmden muaf olacağı anlamına da gelmeyeceği
açıktır. Üstelik bu tür olgularla karşı karşıya
kalınmadığı sürece devletin bu durumda ortaya konulması
gereken refleksi ve bağışıklığı da yeterli düzeyde
geliştirilmiş olabilir. İşte bunun için zamanında eğitim
ve ülke içi gelir dağılımının sosyal politikalar
vasıtasıyla düzeltilmesine yönelik çalışmaların
yapılması kaçınılmaz derecede önemlidir (Burhanov
2000:38-40).
Dinci ekstremizmin Orta Asya’da yalnızca İslam diniyle,
daha doğrusu bu dinin yorumlanması ve hayata geçirilmesi
ile sınırlı olmadığını da vurgulamakta yarar vardır,
nesnellik açısından. Çünkü daha önce de belirtildiği
gibi ekstremizm kavramının ortaya çıkmasına öncülük
İslam’a ait değildir. Kaldı ki günümüzde Orta Asya
bölgesinde bölge dışından kaynaklanan İslamî olmayan çok
sayıda dini tarikatların faaliyet göstermesi de aslında
olası tehlike kaynağını oluşturabilir. Nitekim, bölgenin
dışında olsa da Japon kökenli bir terörist örgüt olan
“Aum Shinrikyo” örneği bu konuda ikna edici olabilir (Burhanov
2000: 40).
Ayrıca dinî ekstremizm için doğrudan zemin oluşturmazsa
da dini bölgedeki halkın içinde yayma çalışmaları hem
İslam hem de Hıristiyanlık bağlamında sürüp gitmektedir
(Paksoy 2003:
http://www.turkhaber.org/140.html).
Dini ekstremizm olgusunun aynı zamanda kasıtlı olarak
çeşitli amaçlarla kullanılmaya da elverişli olduğunun
bilinmesinde yarar vardır. Örneğin bu olguyu öne sürerek
devletin yönetimini elde tutanların insan haklarını
ihlal pahasına birçok baskıcı önlemler alma dahil bu
konuda çok geniş manevra alanları bulunmaktadır. Yani,
yönetimin elinde bu tip ekstremizme karşı mücadele
etmek, çok iyi bir biçimde istediği yönde faaliyette
bulunmak için önemli bir fırsat sunmaktadır. Bu gibi
durumlarda devlet yönetimi bu fırsatları şu şekillerde
kullanabilir; 1. ülke içindeki mevcut ekonomik
sorunlardan dikkatleri başka yöne doğru çekme olanağı;
2. Batının gözünde İslamcı köktenciliğe karşı mücadelesi
bağlamında Batı ülkelerinden destek sağlama olanağı; 3.
bu yöndeki mücadele adı altında ülke içinde her türlü
fikri ve siyasi muhalefetin ortadan kaldırılması veya en
azından üzerinde baskı kurulmasına ilişkin olanak (Burhanov
2000:39).
Ekstremizm olgusu aslında her yöne çekilebilmeye
müsaittir. Bunun için bu alandaki çözümlemelerin
yapılmasında çok yönlü nesnel yaklaşımın kullanılmasında
fayda vardır.
Yukarıda bahsedilenlerden hareketle Orta Asya için dini
ekstremizmin tehlike oluşturma bakımından etkinliğini
sürdürmeye devam edeceğini söylemek olanaklıdır, her ne
kadar bu görüş kötümser olsa bile. Ancak bu durum, bu
konuda hiçbir şey yapılamayacağı anlamına da
gelmemektedir. Daha önce de değinildiği gibi dünya
ekstremizm araştırmacılarının ortaya koyduğu gibi
ekstremist hareketler sosyal adaletin bozuk olduğu
toplumlarda ekonomik açıdan en güç durumlarda
yaşayanları ve özellikle bu ortamlardan çıkan gençliği
kendi içine çekmek adına son derece elverişli bir zemin
bulmaktadır. Örneğin bir kıyaslama için Türkiye’deki
terörist örgüt olan PKK (yeni adıyla KADEK) içerisinde
yer alıp daha sonra tutuklananlara ilişkin olarak KÖK
Sosyal ve Stratejik Araştırmalar Vakfı tarafından
yapılan bir saha araştırmasının sonucunda teröristlerin
hem kendilerinin hem de “ailelerinin eğitim ve gelir
düzeylerinin çok düşük olduğu” sonucuna varılmıştır.
Oysa hem eğitim hem de ekonomik durum yükseldikçe bu tür
örgütlere katılımda da bir azalma gözlemlenmiştir (Özönder
1998: 287-306; Alkan 2002: 38). Ancak sosyal, kültürel,
ekonomi, psikoloji, vs. alanlarda yaşanan sorunların
doğrudan bireylerin ve özellikle gençliğin ekstremist
nitelikli oluşumlara girmesinin altında yatan nedenler
olmadığını da bu konuda gerçekleştirilen araştırmalarca
tespit edilmiştir. Bununla birlikte bahsi geçen
alanlarda bireylerin ve özellikle gençlerin yaşadığı
sorunlar bu insanların sağ veya sol nitelikli terörist
örgütler tarafından kendi saflarına çok daha kolayca
çekilmesine elverişli bir zemin oluşturur. Bu
alanlardaki sorunlarla yüz yüze kalan bireyler çok daha
kolayca ikna edilebilmekte ve sonuçta yasadışı
oluşumlara katılmaktadır.
Dini ekstremizmin tamamen ortadan kaldırılmasının ancak
topyekün bir baskıcı rejimde olanaklı olacağı ve bu tip
yaklaşımın aslında demokrasiye aykırı olacağından bu tür
toptancı çözümün yerine bu tür olgunun etkinliğinin
azaltılması, kaynaklarının, daha doğrusu beslendiği
damarların kurutulmasıyla mümkün olacağı gözükmektedir.
Bunun için ise hem hukukî, hem eğitime ağırlık verilmek
suretiyle sosyo-kültürel hem de ekonomik düzlemlerde
etkin önlemlerin alınması kaçınılmazdır, denilebilir.
Ayrıca bu olguların dış kaynaklarının da kesilmesine
yönelik çalışmaların yoğunlaştırılması ve bölgedeki
ülkelerin bu alanda, kendileri bu tür tehlikenin
güncellik derecesine bakılmaksızın, işbirliğine ve
karşılıklı yardımlaşmaya gitmeleri de zorunludur.
Bundan da öte bu konuda yalnızca bölge ülkeleri yeterli
olmayabilir, çünkü bölgeye komşu olan ülkelerde ve hatta
dünya çapında bu alanda ortak tavrın ve işbirliğinin
ortaya çıkarılması olmazsa olmaz koşuldur. Doğal olarak
da bu alanda alınacak tüm önlemlerin hukukun üstünlüğü
çerçevesinde hayata geçirilmesine çalışılmalı ve
ekstremist unsurların yasal bir çerçeveye (örneğin,
bunların da legalleşmesine yol açılması ve demokrasi
kültürü dahilinde işlemelerinin özendirilmesi) çekilmeye
gayret gösterilmelidir. Yine örnek vermek gerekirse, bu
tür ekstremizm olgusuna toplumun içerisinde her hangi
dinin önceliğine izin verilmemeli ki bu da ancak
sekülerlikle (laiklik) sağlanabilir. Din ve mezhepler
arası barışçıl diyalogun geliştirilmesi ve toplumda dini
hoşgörü ve bu bağlamdaki göreceliliğin ve her bir dinin
varlığını sürdürme hakkına sahip olması gibi düşüncelere
yaygınlık kazandırılması gerekir.
Kaynakça
GÜRSOY-NASKALİ,
Emine; ŞAHİN, Erdal (editörler), (2002).
“Bağımsızlıklarının 10. Yılında Türk Cumhuriyetleri” (Ön
Söz: Emine Gürsoy-Naskali, s.: 11-15) SOTA: Research
Centre for Turkestan, Azerbaijan, Crimea, Caucasus, and
Siberia, Haarlem, Hollanda.
AKÇALI, Pınar, (2002). “Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinin
Bağımsızlık Dönemi Temel Sorunlarına Genel Bir Bakış” “Bağımsızlıklarının
10. Yılında Türk Cumhuriyetleri” GÜRSOY-NASKALİ,
Emine; ŞAHİN, Erdal (editörler) SOTA: Research Centre
for Turkestan, Azerbaijan, Crimea, Caucasus, and Siberia,
Haarlem, Hollanda, s.:17-33.
STONE, Leonard A., (2002). “Turkic Republics Ten Years
On: Transsitional Factors for Consideration” “Bağımsızlıklarının
10. Yılında Türk Cumhuriyetleri”, Gürsoy-Naskali,
Emine; Şahin, Erdal (editörler)
SOTA: Research Centre for Turkestan, Azerbaijan, Crimea,
Caucasus, and Siberia, Haarlem, Hollanda, s.:35-44.
BURHANOV, K.N. (genel redaktör), (2000). “Ekstremizm v
Sentralnoy Aziyi”, İnstitut Rossii i Kitaya,
Almatı.
ALKAN, Necati, (2002). “Gençlik ve Terörizm”, Ankara.
KIŞLALI, Ahmet Taner, (1996). “Güneydoğu’da Düşük
Yoğunluklu Çatışma”, Ümit Yayıncılık, Ankara; (aktaran:
Alkan, Necati, 2002, “Gençlik ve Terörizm”, Ankara).
ÖZÖNDER, M. Cihat, (1998). “Terörün Sosyo-Kültürel
Yönleri” Doğu Anadolu’da Güvenlik ve Huzur Sempozyumu
Bildirileri Elazığ, Fırat Üniversitesi, 1998
s.287-306. (aktaran: Alkan, Necati, 2002, “Gençlik ve
Terörizm” Ankara).
PAKSOY, H.B. “Orta Asya'daki ‘Kökten Dinci’ Kimlik
Üzerine Düşünceler” (erişim:26.12.2003) [http://www.turkhaber.org/140.html];
Timur B. DAVLETOV
 |