|
Hıristiyanlık propagandası yapılmasından dolayı 1928
yılında BURSA AMERİKAN KIZ KOLEJİ’nin kapatılması.
ABD’NİN OSMANLI’DA MİSYONERLİK FAALİYETLERİ
1797 yılında İzmir Limanı’na ilk Amerikan ticaret gemisi
gelir ve ondan sonra yoğun bir şekilde gelmeye
başlarlar. Nitekim bu ilgi ve yönelişin bir sonucu
olarak dönemin ABD Başkanı Jefferson, 4 Mayıs 1802’de
William Steaward’ı İzmir konsolosu olarak görevlendirir.
Fakat Osmanlı Devleti ile ABD arasında henüz diplomatik
ilişkiler kurulmamış olduğundan Osmanlı hükümeti,
Steaward’ın konsolosluğunu tanımaz. ABD, 1808’de tekrar
girişimde bulunursa da Babıali yine isteği geri çevirir.
Bu defa ABD birkaç yıl sonra 1811’de, gayri resmi bir
şekilde İzmir’de Amerikan Ticaretevi’ni kurar ve bu
kurum, bir konsolosluk gibi faaliyet gösterir
Bu yıllarda ABD toplumun çoğunluğu ve iktidarı, kendine
göre farklı bir hayat anlayışına sahip ve dış pazar
arayan hıristiyan tüccar bir devlettir. Ülkedeki tüm
resmî ve sivil kuruluşlar da adeta bu amaca hizmet için
oluşturulur. Bu kurumlar, ticari veya kültürel
faaliyetler altında dünyaya yayılmaya çalışırlar.
İşte 1910 yılında Boston’da kurulan American Board of
Commisioners for Foreign Missions (kısaca Board) adlı
teşkilât, Amerika’nın dışa yönelik misyonerlik faaliyeti
için oluşturulur. Board, 1819 yılında, Osmanlı
topraklarını programına alır ve misyonerlerini bölgeye
göndermeye başlar.
Bu yıllardan itibaren Amerika, Osmanlı topraklarındaki
Ermeniler üzerinde de kültürel ve siyasî yönden
faaliyete başlar ve onları işin aslı bu topraklardaki
uzantıları haline getirebilmek amacıyla himayeleri
altına almaya çalışırlar.
Malta’da, daha önce İngiliz Protestan misyoner
teşkilâtları tarafından kurulmuş olan dört matbaadan
sonra, 1822 yılında Amerika da burada bir matbaa kurar.
Matbaa, 1824 ve 1827 yıllarında yeni makinelerle daha
güçlü hale getirilir. Malta’daki bu Board matbaası, sırf
1922 yılından 1926 yılına kadar olan sürede bile 211.850
adet baskı işi yapar. Matbaa 1830 yılında Board emrine
verilir ve 1830 yılında Ermeni harfli Türkçe kitaplar
basılmasına karar verilir. Bu karar kapsamında Ermeni
harfli ilk Türkçe İncil basılır. Malta matbaası, 1833
yılında İstanbul’a, 1853 yılında İzmir’e, daha sonra da
tekrar İstanbul’a nakledilerek faaliyetini sürdürür[iii].
Amerika bu yayılma faaliyetini bir yandan ticarî
ilişkiler ile sürdürürken, diğer yandan esas olarak
misyonerlik şemsiyesi altında ve okullar açarak yürütür.
1830 yılında da Amerika ile Osmanlı arasında ticaret
antlaşması imzalanır.
Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisinde ilk Protestan
Amerikan misyoner okulu 28 Temmuz 1824’de Beyrut’ta
açılır. Okul önce yedi öğrenciyle açılır ve bir yıl
sonra öğrenci sayısı doksana çıkar[iv].
Bu tarihten sonra Amerika, Osmanlı’da süratle bir çok
okul açar. Ayrıca 1831 yılından itibaren resmi olarak
yoğun bir şekilde Osmanlı’nın hemen her yerinde Amerikan
konsoloslukları kurulur. Amerika’nın 1911 yılındaki
konsolosluk sayısı 40, 1914 yılındaki okul sayısı ise
426’dır!
Misyonerlerin ileri
gelenlerinden birisi olan Tillman C. Trowbridge,
Anadolu’da yaptığı geziye dair 1858 yılında yazdığı
notlarında, tipik bir Misyoner kafasıyla Türklerin
ırksal ve dinsel bakımdan ilkel olduklarını söyleyerek,
şöyle der:
“Türklerin gerek
insan olarak kendileri, gerekse tüm toplumsal kurumları
ilkeldir. Bunun bir nedeni ırksal ise, bir nedeni de
dinseldir (İslâm). Türkler Hıristiyanlaştırılmadıkça ve
tüm kurumları Batılılaştırılmadıkça kurtuluş yoktur.
Kurtuluşun yolu ise Osmanlı İmparatorluğu’ndaki
Hıristiyan halkları bir bir Protestanlaştırmak (evangelization)
ve özgürleştirmektir.”
Nitekim, aynen bu notlarda denildiği gibi, özellikle
Amerikan misyoner okulları, giderek Türk olmayanların
Osmanlı’dan kopartılmasına dayalı eğitim verilen birer
merkez haline gelirler. Özellikle ilerleyen yıllarda bu
okullardan bazıları adeta gizli isyân yuvası olurlar.
Yunan, Bulgar, Ermeni ve Arap isyanlarında bu misyoner
okulları önemli bir şekilde rol oynarlar.
İTTİHAT VE TERAKKİ’NİN EĞİTİM
REFORMLARI
1914 yılından itibaren İttihat ve Terakki iktidarı,
diğer bazı konularda olduğu gibi, yabancı okullar
hakkında da bir takım düzenlemelere gider. Bu kapsamda,
1914 yılında yabancı okullar ile ilgili bir talimatname
çıkarılarak bu okullar sıkı bir denetime tabi tutulur.
Birinci dünya savaşının çıkmasından sonra 1 Ekim 1914’de
kapitülasyonların kaldırıldığı ilân edilir. 20 Ağustos
1915’de Mekâtib-i Husûsiye Talimatnamesi (=Özel Okullar
Yönetmeliği) adıyla yeni bir yönetmelik çıkartılarak
yabancı okullar disiplin altına alınır ve yeni okul açma
bazı esaslara bağlanır.
Bu Talimatname Cumhuriyet döneminde de yürürlükte kalır
ve hatta Şubat 1926’da çıkartılan genelgede de söz
konusu yönetmeliğe dayanılır.
Birinci Dünya Savaşı sırasında savaşın da etkisiyle
yabancı okulların çoğu kapanırsa da 30 Ekim 1918’de
imzalanan Mondros Mütarekesi’nden itibaren tekrar
açılırlar ve bu defa da bazıları Millî Mücadele aleyhine
çalışırlar. Meselâ, özellikle Merzifon Koleji olmak
üzere, Antep ve Maraş’taki Amerikan Kolejleri, Rumların
hesabına çalışmışlardır[vii].
Nitekim, Ankara hükümeti
kurulduktan sonra dönemin Genel Kurmay Başkanı olan
İsmet (İnönü) Bey, TBMM’de 1920 yılında yaptığı
konuşmada –resmi bir belge olarak-, Antep’teki Amerikan
Koleji hakkında şunları söyler
“Ayıntap
civarında Amerikan mektepleri kolejleri vardır (Lanet
olsun sesleri). Bu Amerikan Kolejleri, Fransızların
bugün üssülharekesidir. Bizim canımızı yakmak için ve
ahalimizi öldürmek için Amerikan mekteplerini
üssülhareke ittihaz ediyorlar. Taarruz ederler ve oraya
top yerleştirirler, ambar olarak kullanırlar. Hasılı
mektep değil, memleketimizin içinde bir kale olarak inşa
olunmuş zannolunur.”
Antep’teki bu Amerikan Koleji, Millî Mücadele sırasında
Fransız işgal kuvvetleri komutanlığı olarak kullanılır,
ancak 1924 yılında faaliyetine son verilir.
Mustafa Kemâl Atatürk de
Merzifon Amerikan Koleji’nin Rumlara destek olması
hakkında Nutuk’ta şöyle der:
“Ateşkes
Anlaşmasından sonra, bütün Rumlar Yunanlılık millî
davası ile her tarafta şımardığı gibi, Etniki Eterya
Cemiyeti’nin propagandacıları ile Merzifon’daki Amerikan
kuruluşlarının manevî destekleri ile eğitilip
yetiştirilen, maddî bakımdan da yabancı hükümetlerin
silâhlarıyla güçlendirilip cesaret verilen bu bölgedeki
Rumlar da bağımsız bir Pontus hükümeti kurma emeline
düştü.”
MUSTAFA KEMÂL’İN
EĞİTİM HEDEFİ
Mustafa Kemâl aslında daha
TBMM’de Üçüncü toplanma yılını açarken 1 Mart 1922
tarihinde yaptığı ve adeta kurulan Cumhuriyet’in
özelliklerini ortaya koyan konuşmasında, bir çok konuya
değindikten sonra eğitimin nasıl olması gerektiğini de
şöyle ifade eder:
“Efendiler!
Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri
tahsilin hududu ne olursa olsun en önce ve her şeyden
önce Türkiye’nin bağımsızlığına, kendi benliğine, millî
geleneklerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele
etmek lüzumu öğretilmelidir. Dünyanın milletlerarası
durumuna göre, böyle bir savaşın gerektirdiği ruhî
unsurlar ile donanmış olmayan fertlere ve bu mahiyette
fertlerden oluşan toplumlara hayat ve bağımsızlık
yoktur.”
LOZAN KONFERANSINDA YABANCI OKULLAR
MESELESİ
Lozan Konferansı’nda yabancı okullar meselesi de
tartışılır. İtilâf Devletleri, okulların önceki imtiyaz
ve muafiyetlerinin aynen tanınmasını isterler. Hatta
Fransa okullarının sayısını artırmak ister fakat kabul
edilmez. Barış Antlaşması imzalandıktan sonra, dinî
telkinlerde bulunmamaları ve devletin genel kanunlarına
uymaları şartıyla İsmet bey, Fransız, İngiliz ve İtalyan
temsilcilerine yazdığı 24 Temmuz 1923 tarihli
mektuplarla okulların tanındığını belirtir. Ayrıca 6
Ağustos 1923 tarihli anlaşma ile de ABD’ne ait
kurumların varlığı tanınır.
Lozan Konferansı devam ederken, bu arada, 8 Mart 1923’de
yeni Cumhuriyet’in ilk eğitim genelgesi yayımlanır. Bu
genelgede cahillikle mücadele ve eğitimin amaçları
ortaya konularak ve bu konuda Mustafa Kemâl’in açış
konuşmasındaki fikirlerin esas alındığı belirtilerek
şöyle denilir:
“...Bir toplum hırslı ve kıskanç
milletlerle savaşma halinde ise, olağanüstü kuvvetli bir
millî hisle donanmış fertler yetiştirir; milletlerarası
bir rekabetten kurtulacak bir dereceye gelmişse eğitimin
gerçek ulaştırmak istediği amaç daha çok insanî ve sakin
olur. Bu umdeler bütün toplumların eğitim esaslarında
sadakatle muhafaza olunmuştur. Türkler yüzyıllardan
beri, varlıklarına düşman olan hırslı, istilacı bir
zihniyetle dolu bir âlemle mücadele durumunda
bulunurlar. Bu savaşın muhtelif sahalarda bir çok zaman
daha devam etmesi şiddetle muhtemeldir. Bundan dolayı
tarihten ve bugünkü hakikatlerden mülhem olarak terbiye
esaslarını şu umdeler üzerinde yoğunlaştırmalıyız:
1 –
Haricî düşmanlar çoktur. Memleket dahilinde kuvvetli bir
millî his ile birleşmeye muhtacız...
2 – İktisadî
inkılaplar pek yakındır. Tehlikenin nerelerden geldiğini
ihtiyatkâr bir görüşle kavradıktan sonra onu azim ve
temkinle karşılayacak, memleketi iktisadî bir esaret
altında bırakmayacak dimağlar mekteplerde
hazırlanacaktır...
3 –
Manen yorgun bir medeniyetin karşısındayız... Doğuyu,
batıyı işgal eden olguların karşısında ancak
soğukkanlılığını ve iradî kuvvetini muhafaza edecek
okumuş yazmış bir neslin muzaffer olacağını yeni nesle
telkin etmemiz lazımdır... Biz her şeyde kuvvetli ve
azimli olacağız....”
TEVHİD-İ TEDRİSAT KANUNU VE
GENELGELER
3 Mart 1924 tarihinde Tevhid-i
Tedrisat Kanunu (=Öğrenimin Birleştirilmesi Kanunu)
kabul edilir. Ve bu kanun ile ülkedeki bütün okullar
Maarif Vekâletine bağlanır. Kanunla medreseler de
kapatılarak, eğitimde lâikliğe gidilir ve eğitimde
millîlik esas alınır. Bu arada, o günkü kimi gazetelerin
ifadesiyle adeta –papaz okulu- niteliğindeki yabancı
okulların uymaları gereken kurallar da uygulamaya
konulur. Bu kurallar kısaca şu hususları kapsar:
-Yabancı okullarda,
mabetler dışında dershane ve salonlarda bulunan dinî
semboller; haç, heykel, dinî tasvirler vs.
kaldırılacaktır.
-Müslümanların ve başka mezhepten öğrencilerin
okullardaki dinî ayinlere katılmaları yasaktır. Bunun
için sık sık denetlemeler yapılacak ve suçlular
cezalandırılacaktır.
Bu uygulamalara yabancı okullar önce uymak istemezler.
Özellikle, Hazreti İsa’nın gökte olup yere
indirilemeyeceği belirtilerek okullardaki, haçlar
indirilmez. Bunun üzerine (1924) Nisan ayında derhal
gerekli müeyyide uygulanır ve İstanbul’da 40’a yakın
Fransız okulu ile 4 İtalyan okulu kapatılır. Kapatma
cezasına karşı, Fransa nota verir. Türkiye de notaya
kendinden emin ve açık bir cevap vererek, notada Türkiye
Cumhuriyeti’nin yabancı okullara karşı siyasetinin de
esasları şöyle ortaya konulur:
-Okullar mezhep yönünden
tarafsız olacak ve derslerde millî hislere yer
verilecek,
-Türkiye’de
medreselerin kaldırılması üzerine Türk okullarına
uygulanan bu durumdan Hıristiyan okulları istisna
edilemeyecek,
-Konu bir iç mesele olduğundan, yabancı hükümetlerin
protestoları dikkate alınmayacaktır.
Yeni öğretim yılının
başında, dönemin Maarif Bakanı Vasfi (Çınar) Beyin bir
genelgesi 8 Eylül 1924 tarihinde yayımlanır. Genelgede
eğitim siyasetinin esasları belirlendikten sonra, en
sonunda şöyle denilir ki, bu sözler aynı zamanda
devletin eğitim anlayışının da bir ifadesi anlamına
gelir:
“Yeni bir ülkü ve
varlık içinde yeni eğitim yılına başlıyoruz. Türkçü,
cumhuriyetçi ve yenileşmeye âşık bir nesli hazırlamak
görevini bütün bir tarih karşısında yüklenen
arkadaşlarımın başarılı olması en samimî bir arzum ve
dileğimdir.”
1925 yılı Eylül ayında yayımlanan genelgede ise şu
emirler yer alır:
-Hiçbir okulda Türk ve Türk Devleti
aleyhine, derslerde veya ders dışında bir ifade
kullanılmayacaktır.
-Türklerin bugününü ve dününü kötüleyen Türk ve Türk
Devleti aleyhine yazılmış kitap bulunmayacaktır.
-Türk tarihi ve coğrafyasına ilişkin en ufak bir yanlış,
ders kitaplarında, duvar panolarında bulunmayacaktır.
-Türk toprakları hiçbir ülkenin parçası olarak
gösterilmeyecektir.
-Ders kitaplarında hiçbir devletin propagandası
bulunmayacaktır.
-Bütün yabancı okullarda haftada beş saat Türk dili,
Türk tarih ve coğrafyası okutulacaktır.
-Türk dili, Türk tarih ve coğrafyası öğretmenleri Türk
olacak ve Millî Eğitim Bakanlığı’nca seçilecektir.
-Okullarda her türlü dinî
propagandanın yapılması yasaktır.
-Okullarda dinî sembol bulundurulmayacaktır.
Bu genelgeye rağmen, yabancı okulların kurallara tam
olarak uymadıkları tespit edilir ve 1926 yılının Şubat
ayında tekrar bir genelge gönderilerek kurallar bir defa
daha hatırlatılır. Söz konusu genelgenin bazı maddeleri
şunlardır:
-Yabancı okulların ruhsatnameleri
iyice araştırılmadan yenilenmeyecektir.
-Bütün yabancı okulların Türk öğretmenleri (Türkçe ve
Türk tarih ve coğrafyası) Bakanlık tarafından tayin
edilecektir... Tayin edilecek öğretmenlerin öz Türk
olmaları ve millî duygularla mütehassıs bulunmaları
lazımdır.
-Bazı yabancı okulların az ücret veren fakir öğrenciyi
adi hizmetlerde kullandıkları haber alınmış ve bunun
şiddetle yasaklanması emrolunmuştur.
-Yabancı okullarda kayıtların Türkçe tutulması
gerekmektedir. Ancak buna uyulmadığı görülmüştür
Kayıtlar Türkçe tutulmazsa okulların kapatılmak üzere
Bakanlığa bildirilmesi gereklidir.
-Yabancı okulların
bazılarında Mekâtib-i Hususiye Talimatnamesi
görülmemekte ve verildiği halde bile bile
gösterilmemektedir. Kendilerine makbuz karşılığı
verilmesi ve her teftişte bu talimatnamenin aranması
icap eder. Talimatname hükümlerini bilmemenin hiçbir
zaman mazeret teşkil edemeyeceği bildirilmelidir.
-Yabancı okullarda Türkçe ve Türk
tarihi ve coğrafyasından başka okul idaresinin izni ile
ders okutan Türk öğretmenlerinin de durumlarının
incelenmesi MEB’na aittir. Bu öğretmenlere kimlikleri
araştırıldıktan sonra izin verilir.
-Bütün yabancı okulların en mutenâ bir yerine Türkiye
Cumhurbaşkanının 80x66 ebadında olmak üzere bir
fotoğrafı asılacaktır.
-Bazı yabancı okulların
kiliselerine dışardan bazı yabancı şahısların ibadet
amacıyla girdikleri haber alınmıştır. Bunun derhal
yasaklanması, tekrarı halinde Bakanlığa bildirilmesi
gerekmektedir.
-Bazı okulların, genelgenin aksine kitaplar arasında
dinî propaganda yapmak için Azize resimleri görülmüştür.
Bunların derhal kaldırılması gereklidir. Kiliseden başka
yerde haç takamazlar. Emrin aksine harekette bulunan
müdür ve öğretmenlerin görevlerine derhal son
verilecektir.
KURALLARA UYMAYAN
OKULLARIN KAPATILMASI
Bu uyarılardan sonra da yabancı okulların kurallara
uymama konusunda ısrarları devam eder. Meselâ,
Beyoğlu’ndaki İngiliz Kız Okulu Hükümetin emirlerine
uymadığından ve Bakanlığın tayin ettiği öğretmeni kabul
etmediğinden dolayı 1926 Mart ayında kapatılır. Daha
önce uyarılmasına rağmen emirlere uymayan Saint
Pulcherie Fransız okulu da (1926) Mayıs ayında kapatılır
BURSA AMERİKAN KIZ KOLEJİ’NDE
TANASSUR HADİSESİ
1927 yılının son aylarında (muhtemelen Kasım ayının
sonlarında), Bursa Amerikan Kız Koleji’ndeki üç
öğrencinin Amerikalı öğretmen Miss Edith Sanderson’un
etkisiyle hıristiyan oldukları anlaşılır. Olay,
hıristiyan olan öğrencilerin gelişmeleri hatıra
defterlerine yazmalarından ve bu defterlerin de
arkadaşları tarafından bulunması üzerine ortaya çıkar.
Durum Milli Eğitim Bakanlığı’na bildirilir ve Bakanlık
derhal inceleme başlatır. Olay 22 Ocak 1928 günlü ve
sonraki tarihli gazetelerde yer alır[xx].
Olay genelde “tanassur hadisesi” olarak anılır.
Tanassur, “hıristiyan olma” demektir.
22 Ocak 1928 tarihli Vakit gazetesi başyazıda olayı
“Cumhuriyete ihanet derecesinde bir cürüm olarak”
ifade eder[xxi].
Kezâ aynı tarihli Cumhuriyet gazetesi de olayı
“Şayan-ı hayret bir hadise: Bursa Amerikan Mektebinde
Kızlarımız Tanassur mu ettiriliyor?” başlığıyla
haber yapar[xxii].
ABD BÜYÜKELÇİSİ GREW’İN
HATIRATINDAKİ YORUMLARI
O sırada Türkiye’de görevli bulunan
ABD Büyükelçisi Joseph C Grew, bu durumu hâtıra
defterine 22 Ocak 1928 tarihiyle şöyle yazar:
“Associated Press’den Priscilla
Ring bugün öğleden sonra saat dörtte beni ziyarete
gelerek Bursa’daki Amerikan okulunda okuyan üç Müslüman
kız öğrencinin Hıristiyan olduklarını; Türk yetkililerin
bu konuda soruşturma başlattıklarını ve sonuçta din
propagandası yapıldığının ispatlanması halinde okulun
kapatılacağı haberini verdi. Haber, Türkiye’de
yayınlanan bütün sabah gazetelerinde çıkmış olduğundan,
bu hikâyeyi telgrafla Associated Press’e bildirmemesi
için bir sebep görüp görmediğimi de sordu. Bu tarzda her
tür hadisenin tayinimin Senato’da onaylanması
görüşmelerinde ziyadesiyle etkisi olabileceğini bilsem
de, telgrafa bir itirazım olmadığını ama bu konudaki
görüşünü almak için daha önce Goodsell ile konuşmasının
daha iyi olacağını söyledim. Amerikan okullarının dinî
propagandayı yasaklayan kanuna titizlikle uyduğunu ve
soruşturmanın bunu ortaya çıkartacağından emin olduğu
için her türlü tahkikatı gönül rahatlığıyla
karşılayacağını söyleyen Goodsell ile Bayan Ring’in
görüşmeleri süresince söz konusu telgraf bir müddet
beklemek zorunda kaldı. Goodsell’in dediğine bakılırsa,
Bursa’daki okulda okuyan bazı kız öğrenciler,
öğretmenlerden biri olan Edith Sanderson’a hayran
kalmışlar ve sahip olduğu mutluluk ve huzuru görerek
Hıristiyanlığın iyi bir şey olduğu kanaatine
kapılmışlardır. Kıskançlıkla hareket eden başka kızlarsa
bunların yataklarının altında sakladıkları hatıra
defterlerini çalarak Maarif yetkililerine teslim
etmişler; yetkililerse bu defterleri Türkçe’ye tercüme
ettirerek Ankara’daki Maarif Vekâletine göndermişti.
Soruşturma sonuçlanmıştı. Hadiseyi telgrafla Bakanlığa
haber verdim. Hadiseyi telgrafla Bakanlığa haber verdim.
Bayan Ring, bereket versin ki, Goodsell’in
değerlendirmelerine de telgrafında yer vermişti.
Bu
olayların neticesinde –hele Maarif’in başında böyle bir
mazereti şüphesiz sevinçle karşılayacak Necati Bey’in
bulunduğu düşünüldüğünde- bana Bursa’daki okulun
kapatılması kuvvetle muhtemel görünüyordu.”
Grew’in adını andığı Goodsell, BOARD’ın Türkiye misyonu
sekreteridir. Grew’in yazdıklarına bakılacak olursa,
BOARD sekreteri Goodsell, “Bursa’daki okulda okuyan
bazı kız öğrenciler, öğretmenlerden biri olan Edith
Sanderson’a hayran kalmışlar ve sahip olduğu mutluluk ve
huzuru görerek Hıristiyanlığın iyi bir şey olduğu
kanaatine kapılmışlardır” sözleriyle işin açığı üç
kızın hıristiyan olmasına sevinmiş gibi görünmektedir ki
zaten bir BOARD görevlisinin amacı da budur!
Olay aslında sadece tanassur meselesi olmayıp, işin aslı
bir çok yönden genelgelere aykırılık hali söz konusudur.
Öyle ki, okulda bir köşede Amerikan bayrağı asılı
olduğu gibi, bilgisine başvurulan öğretmenlerden biri
de, okul müdürü hakkında “müdiremiz aynı zamanda
konsolosluk vazifesi de yapar” demiştir[xxiv].
Görüleceği üzere okul adeta ABD yayılmacılığının ileri
karakolu gibi kullanılmıştır.
CUMHURİYET GAZETESİNDE ÇIKAN
HABERLER
Ertesi gün, 23 Ocak 1928
tarihli Cumhuriyet gazetesi, hıristiyan olan kızların
öğretmenleri ile kiliseye gittiklerini haber verir ve
hıristiyan olanların Amerikan bayraklarına sarılarak
bayram yapıldığını şöyle yazar:
“Hıristiyan
yapılan Madelet, Nemika ve Seniha Kâmran adındaki
hanımlar, dün Pazar olduğu için öğretmenleri ile
birlikte protestan kilisesine gitmişlerdir. Olayı okul
öğrencilerinden İzmirli Vedia hanım ihbar etmiştir.
Kolejdeki kızların hepsi de müslümandır. Öğrenci(ler);
protestan, tarafsız ve protestan propagandasına aleyhtar
olmak üzere üç gurba ayrılmıştır. Hıristiyan olanların
Amerikan bayrakları ile süslenilerek bayram yapıldığı
sabit olmuştur.”
Dikkat edilecek olursa, hıristiyanlığa geçenlerin,
Amerikan bayraklarına sarılarak bayram yaptıkları
belirtilmektedir ki, bu çok önemli ayrıntı, aslında
misyonerlik faaliyetinin de temel göstergesi, hatta
delili olmaktadır. Çünkü bu ayrıntı, BOARD’ın amacının,
sadece dinî dürtülerle ve sadece din adına faaliyet
değil, bölgede insan unsuruna da dayanmak için müsait
kişileri protestanlık kisvesi altında Amerikanlaştırmak
olduğunu ortaya koymaktadır!
26 Ocak 1928 tarihli
Cumhuriyet gazetesi, okuldaki Türk öğretmenlere de
protestanlık telkin ve teklif edildiğini, Türk’ün dinî
ve millî günlerine önem verilmemesine karşılık Pazar ve
yortu günleri ile yılbaşında Türk çocuklarına yeni
elbiseler giydirilerek dinî törenlere iştirak
ettirildiklerini yazar:
“Türk’ün dinî ve
millî günlerine hiç önem vermeyen okul idaresi pazar,
yortu günleriyle yılbaşı gibi günlerde Türk çocuklarına
yeni elbiseler giydirmekte ve çocukları dinî törenlere
iştirâk ettirmektedirler... Okul idaresi; ailesinin
maddî durumu kötü olan öğrenciye Hazret-i İsa’ya dua
etmesini, dua edecek olurlarsa her muradına ereceği
kanaatini yavaş yavaş aşılamıştır... teslis inanışı
ihtiva eden kitaplar Mis’ler tarafından öğrenciye hediye
ve hâtıra olarak dağıtılmıştır. Öğrenci, yemek vesaire
zamanlarında daima dinledikleri duaların daha sonra
İncil’den parçalar olduklarını anlamışlardır. Okul
idaresi, protestanlık telkinine o kadar önem vermiştir
ki... Okulda önceden öğretmen bulunan kibar bir ailenin
kızı öğretmen Behice hanımın öğrenci üzerindeki nüfuzu
düşünülerek protestanlık teklif olunmuş ise de Türk
öğretmen bu teklifi reddetmiştir. Bunun üzerine okul
idaresi, okulun ilk kısmının kaldırıldığını bahane
ederek öğretmeni okuldan çıkarmıştır... Protestan olan
ve olacak öğrencinin okul ücretleri indirilmekte ve
hatta kendilerine özel yardımda bulunulmaktadır. Büyük
bir önemle okulda araştırma ve inceleme yapan Maarif
Emini Necati Bey, araştırmaya başladığı sırada okul
müdiresi, bütün öğrencileri toplayarak bazı tenbihlerde
bulunmuştur...”
[xxvi]
Ertesi günkü, 27 Ocak 1928 tarihli Cumhuriyet’te olayın
nasıl ortaya çıktığı ve yapılan soruşturması
açıklanarak, bu arada iki yıl öncesine kadar okulda
önemli derecede İncil eğitimi verildiği ve öğrencilerin
protestan yapıldığı, okula ilgi gösterenlerin ise
genelde aydın aileler olduğu, bunun da sebebinin
İngilizce öğrenmek hırsından kaynaklandığı belirtilir:
“Bundan tam bir ay önce Bursa
Amerikan okulundan üç kız öğrenci Maarif müdürlüğüne
gelerek bu meseleyi haber vermişlerdir. Kızların
ellerinde iddialarını doğrulayan bazı belge de
bulunduğundan Maarif Müdürü Sıdkı bey Müfettiş Necip
beyi derhal araştırmaya memur etmiştir.
Müfettiş bey olaya el koyunca, gerçekten de ileri
sürülen iddianın varlığını derhal hissetmiş; gerek
maarif idaresinde gerek okulda bilgisine başvurulan on
beş öğrencinin ifadeleriyle gerçeğe yaklaşmıştır.
Okuldaki hayatları, öğretmenleriyle temasları da
incelenen dört şüpheli kıza ait belge, özel hâtıra
defterleridir. İngilizce kaydedilen bu hâtıralar
arasında İsa’ya muhabbete, protestanlığın yüceliğine
dair satırlar vardır. Bu defterler tercümeleriyle
birlikte soruşturma evrakına eklenmiştir.
Kızların ifadeleri: “Biz bu dini sevdik, kimseye hesap
verecek değiliz” tarzındadır... Bu işte âmir, muharrik
vaziyetinde görülenler okul müdürü ile iki bayan
öğretmen ve halen İzmir’de bulunan Miss Parson’dur.
Gerçekten de iki yıl öncesine gelinceye kadar okulda
İncil eğitimi önemli bir durumda idi. O zaman da
protestanlığı kabul eden Türk kızları vardı. Bugün
İstanbul’da yüksek öğrenimde bulunan Pakize İzzet
hanımla, bir süre Bursa’da doktorluk yapan bir zatın
kızı Sabiha hanım da bu meyandadır. Hatta yeni olayda bu
eski öğrencilerin de etkili oldukları söylenmektedir.
Amerikan okulunun yüz elli
öğrencisi vardır ve hepsi de Türk’tür. Museviler daha
geçen sene çocuklarını okuldan aldılar. Amerikan okuluna
itibar edenler ne yazık ki aydın ailelerdir.
Moda halinde hüküm süren bu rağbetten maksat İngilizce
öğrenmek hırsıdır. Halbuki durumu bilen ve yıllardan
beri dil öğretmenliği yapan bazı kişilerin bu
öğrencilerin, değil iyi, hatta ilkel bir şekilde bile
İngilizce öğrenemediklerini söylemektedirler.”
[xxvii]
TIP TALEBE
CEMİYETİ’NDE TARTIŞMA VE PROTESTOLAR
Bu olay sırf basının tepkisiyle kalmaz. Meselâ, 28 Ocak
1928 günü İstanbul’da toplanan Tıp Talebe Cemiyeti
konuyu heyecanlı bir şekilde tartışır ve öğrenciler,
çocuklarını bu yabancı okullara vererek hıristiyan
olmaya sebep olan aileleri şiddetle eleştirirler.
Gazetelerde o okulda okurken hıristiyan olduğu iddia
edilen tıp fakültesi öğrencisi Pakize İzzet hanım
hakkındaki bu haberlerin doğru olup olmadığının
araştırılmasına karar verilir. Ayrıca toplantıda elli
imzalık bir dilekçe verilerek, “küçük yaştaki
çocuklarını hıristiyan okullarına vererek
bunların hıristiyan olmalarına sebep olanlarla mücadele
edilmesi ve bu hususta bir heyet teşkili”
kararlaştırılır
PAKİZE TERZİ’NİN O GÜNKÜ BASIN
AÇIKLAMASI
Okulun eski öğrencilerinden
Pakize hanım hakkında basında defalarca benzer haberler
çıkması üzerine, bu haberlerden sonra Pakize İzzet (Tarzi)
hanım, iddiaların doğru olmadığı ve müslüman bir aileye
mensup bulunduğuna dair açıklamalar yapar ve bu
açıklaması 31 Ocak tarihli Cumhuriyet gazetesinde şöyle
yayımlanır:
“Ben tam
anlamıyla Müslüman bir aileye mensubum. Pederimi
tanıyanlar onun ne kadar dindar olduğunu bilirler. Böyle
bir baba kızının hıristiyan olmasına bilmem nasıl imkân
verir? Ben Amerikan Koleji’nde üç yıl okudum. Bu süre
içerisinde bana hiç kimse dinî bir telkinatta bulunmadı.
Bulunmaya da cesaret edemezlerdi. Aile kızının bu kadar
kötü bir surette teşhir edilmesi bilmem ne derece
uygundur. Resmen savcılığa başvurdum. Beni haksız yere
teşhir edenler hakkında dava açacağım.”
Bilge ORHUNLU
gencturkhaber
 |