|
Milletçe
öğünüp gurur duyduğumuz meziyyetlerimizden biri de
üzerinde yaşamakta olduğumuz cennet vatanımızı
canımızdan aziz bilip, onun uğrunda can ve malımızı seve
seve fedâ etme inanç ve kararlılığında olmamızdır. Yurt
sevgisinin imândan olduğuna inanan vatanperver
atalarından tevârüs ettiği inanç ve duygu ile yoğrulan
kahraman Türk milleti, vatan için dökülen kanı, vatansız
yaşayan cana tercih etmiştir. Vatansız varlığın hiç bir
değer ve anlam ifâde etmeyeceği yolundaki ulvî
düşünceden hareketle can ve malını vatanına armağan
etmiştir. Öyle ki; Vatan, Varlık ve Vakıf kelimelerinin
dilimiz vc gönlümüzde müstesnâ bir yeri olmuştur. ''V''
harfi ile başlayan bu üç kelimeyi ardarda getirmek
suretiyle ''Varlığını vatan için vakfetme'' şeklinde
oluşturulan cümle ile, her vatandaşın vatan savunmasında
üstleneceği görev özetlenmiştir. Can ve mal emniyeti ile
huzur ve güven ortamı içinde yaşamak, her türlü
saldırıya karşı koyacak nitelikteki güçlü ve etkin bir
savunma ile mümkündür. Özellikle büyüğün küçüğü yuttuğu,
güçlünün zayıfı ezdiği ve çeşitli haksızlıkların kol
gezdiği bir dünyada yaşamak ve varlığını korumak için
güçlü olmak ve muhtemel saldırılara karşı tedbirli olup,
savunmaya ağırlık vermek zaruridir.
Burada şöyle bir soru akla gelebilir: İnsanın vakar ve
onuruyla refah ve mutluluğunu amaçlayıp, ona hizmet
için akla gelen her iyi ve güzel şeyi konu edinen vakıf
müessesesinin, insanın güven ve huzuru ile ilgili
böylesine önemli bir konuya yaklaşımı ne olmuş ve vatanı
savunma alanında ne gibi katkıda bulunmuştur? Böyle bir
soruya cevap aramak üzere Vakıfların kuruluşunu,
gâyesini, yapılması öngörülen hizmet türlerini, gelir
kaynaklarını ve yönetim şeklini belirleyen vakfiye ve
benzeri vakıf belgeleri üzerinde yaptığımız araştırma
ve incelemelerde, -de, savunmaya yönelik bir çok
vakıfların var olduğunu gördük. Diğer konularda olduğu
gibi bu konuda da en yüksek devlet adamından, en basit
yurttaşa kadar değişik düzeylerde bir takım kimseler,
varlıklarını vakfederek yurt ve yurttaşın güvenlik ve
selâmeti için yapılan çalışmalara katkıda
bulunmuşlardır. İncelediğimiz belgelerde savunma ile
ilgili olarak tesbit ettiğimiz hususlardan bir kaçı
şunlardır:
Askerlere gerekli savaş malzemesi alınarak, ordunun
donatılması,
b) Kara kuvvetlerinin güçlendirilmesi,
c) Donanmanın ihyâ ve imârı ile güçlenmesi için gerekli
techizât temin edilmesi,
d) Gâzîlerin barınması için hanlar yapılması,
c) Din ve Vatan uğrunda savaşan
g) 1ztlere at verilmesi,
f) Tophanenin onarılması,
g) Esirlerin kurtarılması,
h) Deniz yoluyla seyâhat eden yolcuların emniyeti ile
saldırganların tecâvüzünden korunmaları için kaleler
yapılması,
i) Kara yoluyla seyahat eden hacılarla diğer
yolcuların, hırsızlar ve yol kesicilerin
saldırılarından korunmaları için kaleler yapılması ve
muhâfız birlikler kurulması,
i) Şehid, gâzi ve esirlerin çocukları ile ailelerine
yardım edilmesi,
Bunlar ve benzeri düşünceler, diğer vakıf hizmetleri
arasında yer alıp, vakfedenlerin vakfiyelerinde
belirtilen irâdeleri doğrultusunda vakıf gelirinin
elverdiği oranda uzun yıllar uygulanan hususlardır.
Zamanın şartları ile ihtiyaçlarına göre düşünülüp
gerçekleştirilen vakıf hizmetleridir. Vatanı savunmak
için nöbet tutan uyanık göze cehennem ateşinin
dokunmayacağını müjdeleyen bir dinin mensûbu olan
Müslüman-Türk Milleti, savunma hizmetlerine özel bir
önem vermiştir. Nöbet beklemek kadar nöbet tutan
Mehmetçiğe destek olanın da milli ve kutsal bir görev
olduğunun bilinci ile varlığını vatan ve vatandaşına
armağan etmeyi şerefli ve onurlu bir görev telakkî
etmiştir. Tarihî olaylarla belgeler bu gerçeği dile
getirmektedir. Yukarıda sıralanan vatanî görevlerin,
vatanperver atalarımız tarafından vakıf yoluyla îfâ
edildiğini gösteren belgelerden bir kaçını, konu
hakkında bir fikir vermesi amacıyla okuyucularımızın
tedkîkine sunmakta fayda mülâhaza ediyoruz:
1-III, Selim'e ait 23. Muharrem. 1220 H. -(11 Nisan.
1805 M. ) tarihli vakfiyye[1] nin 282. sahifesinde,
vakfın gelir fazlasının cihâd işleri ve ordunun
donatılması için tahsis edilmesi ile ilgili olarak
şöyle denilmektedir:
''. . . ve îrâd-ı vakf kemâl-i kuvvet buldukda fazla-i
vakf re'yi mütevellî ile dîn ve devlet-i â1iyyeye enfa'
ve evlâ mesûbât-ı celîle ve umûr-ı cihâdiyye ve gazâya
ve asâkir-i İslâm techizine ve levâzım-ı sâire-i
cihâdiyyeye harc ve sarf oluna. . ''
Vâkıf III. Sultan Selim, vakfiyyesinin metni sunulan bu
bölümünde: Vakıf gelirinin güçlendiği takdirde gelir
fazlasının mütevellînin görüşü ile din ve devlete daha
yararlı olan ve büyük sevap sağlayacak şekilde, savaş
yapan askerlerin techizi ile diğer gerekli savaş
işlerine harcamasını, şart kılmıştır.
2- Mihrişâh Vâlide Sultan 'a ait 15. Şaban. 1215 H. (20.
Aralık. 1800 M. ) tarihli vakfiye[2] nin 75.
sahifesinde ordunun donatılması hususunda şöyle
şart-edi1miştir:
''. . . Irâd-ı vakf kemâl-i kuvvet buldukta, fazla-i
vakf re'y-i mütevelli ile din ve devlet-i âliyyeye enfa
ve evlâ mesûbât-ı celîle ve umûr-ı cihâdiyye ve gazâya
ve asâkir-i İslâm techîzine ve levâzımât-ı sâire-i
cihâdiyyeye harc ve sarf oluna. . . ''
Vâkıfe Mihrişâh Vâlide Sultan, vakfiyesinin bu
bölümünde: ''Vakıf gelirinin kuvvetlendiğinde, gelir
fazlasının mütevellînin görüşü ile din ve devlet
işlerine, sefere çıkan, savaş eden İslam askerlerinin
techizine ve diğer savaş ihtiyaçlarına harcanmasını. . .
'' öngörmüştür.
Aynı vakfiyenin 76-79 sahifelerinde bu defâ
''. . . şürût-ı mezkûremin bâzısından rücû edüp ve
müceddeden şol vechile şart ve ta'yîn eyledim ki,
izhâr-ı şeâir-i dîn ve i'lâ-i kelimetu'llahi'l-mübîn
zımnında şehr-i yâr-ı hazret-i müşârun ileyh efendimiz
hazretlerinin müceddeden ihyâ-kerde-i şâhâneleri olan
Tophânei Amire ve Toparabacıları Ocakları neferatları
ve Levend Çiftliği ve Üsküdar Kışlağı asâkiri ve sâir
sünûf -ı askeriyyenin masârif -i zarûriyyelerine iânet
cümle umûrun akdemi ve istihzar-ı esbâb-ı umûr-ı
cihâdiyye farîzası kâffe-i masâlihin ehemm ve elzemi
olduğundan biinâyeti' îlâhi' I-müte'âl-zât-ı me'âlî
sıfât-ı himmet-disârın câr-bâliş-i evreng-i iffet ve
erîke-i pirây-ı evc-i ismet-de ber-karâr oldukça vakf ı
şerîfin tevliyeti yedi âliyyeme mahsûs olarak kâffe-i
umûr ve husûsu ve beher
sene îrâd ve masârıfât muhâsebesi kâim-i makâm-ı
mütevellî ve kâtib ve rûznâmçecisi ve câbisi
ma'rifetleriyle rü'yet olunup ve bi-irâdeti'llâhi
Te'â1â
(yâ eyyetühe'n-nefsü'l-mutmainnetü irci'1 ilâ Rabbiki
râdıyeten mardıyyeten) da 'vet-i kerîmine icâbet
buyurduğumda, vakfı şerîfime necl-i necîb-i muhteremim
şevketlü mehâbetlü azametlü kudretlü Pâdişâh-ı âlem-penâh
hazretleri, meşrûtiyyet üzere mütevellî olup vakfı
şerîfimin umûr ve husûsunu idâre ve rü'yet edüp eğer
irâde-i â1îyye-i şâhâneleri şeref -efzâ-yı südûr eder
ise vakf-ı şerîfimin bi'lcümle îrâdından ba'de ihrâci'l-vazâif
ve'l-masârif bâkî kalan mecmû' fazlası îrâd-ı cedîd-i
Humâyûn defterdârı olanlara teslîm ile Hazîne-i Amire'de
hıfz olunup umûr'ı askerîyye-i berriyye ve levâzım-ı
cîhâdiyye masârıflarına harc ve sarf oluna. . ''
Vâkıfe Mihrişâh Valîde Sultan, vakfiyyesinin bu
bö1ümünde ise özet1e: ''Daha önce öngördüğü şart1arın
bir bö1ümünden dönerek, yeniden şu şeki1de şart
kı1dığını ifâde i1e Tophane'deki Top arabacı1arı ve
ocak1arı, er1eri, Levend Çiftliği ve Üsküdar
kışlasındaki asker1erle diğer askerî sınıfların zarûrî
masraf1arını karşılamak üzere yardımda bu1unmanın, her
işin başta geleni ve cihâd farîzası için hazır1ık1ı
o1manın bütün yarar1arın en önem1i ve en lüzumlusu
olduğundan Allah' ın inâyeti ile hayatta oldukça vakf -ı
şerîfinin mütevellî1iğinin kendi elinde olmasını, vakfa
ait her türlü işlerle her yıl ge1ir ve masraf
muhâsebesinin mütevellî veki1i, katip, rûznâmçeci ve
câbî marifet1eriy1e gözetilmesini ve Allah'ın emriy1e
''Ey mutmain o1an nefs; Rabbına razı olarak ve olunarak
dön, ''çağırısına icâbet ederek vefâtında vakfa, oğ1u
Sultan Selim'in meşrutiyet üzere mütevellî olup, vakfın
işlerini yürütmesini ve eğer irâdeleri o1ursa vakıfla
i1gili görev1iIerin ücret1eri ile masraflar
çıkarıldıktan sonra vakf -ı şerîfinin gelirinin arta
kalanının tümünü Hazine-i Amire'de muhâfaza edilerek
kara kuvvetleriyle ilgili askerî hizmet1er1e cihâd
ihtiyaçlarına harcanmasını. . . '' şart kılmıştır.
3- Çanakkale eşrafından Binbaşı Rüstem Efendi oğlu
Mustafa İzzet Efendi'ye ait 15. Muharrem. 1328 H. (28.
Ocak. 1910M. ) tarihli vakfiyye[3] nin 2. sahifesinin
18-20. satırlarında donanmaya yardım hakkında şu
ifâdeler yer almaktadır.
''. . . ve beher sene gallei mezkûreden faz1a kalan
mebâ1iğin yüzde yirmi kuruşu bâ1âdaki meşrûtün lehüm ve
mürtezikaya ilk hisse-i muayyeneleri nisbetinde redd
ve taksîm ve diğer yüzde yirmi kuruşu Donanma-i
Osmânî'nin ihyâ ve imârına sarf içün Bahriye
Nezâreti'nde sarfiyâta me'zûn ve mes'û1 dâire-i
âidesine tevdî' ve teslîm oluna. . . '' Vâkıf Mustafa
İzzet Efendi, vakfiyyesinin yukarıya alınan
bö1ümünde;''
her yı1 vakfının gelirinden arta ka1an meb1ağ1arın yüzde
yirmi kuruşunun daha önce kendilerine vakıf gelirinden
ödeme yapı1ması şart edilenler1e, görevli1ere tayin
edilen ilk hisseleri oranında dağıtılmasını, diğer yüzde
yirmi kuruşunun da Osmanlı Donanmasının ihyâ ve imârına
harcanmak üzere Bahriye Nezâreti'nde harcama yapmaya
yetki1i ve sorum1u o1an ilgi1i dâireye ileti1mesini ve
tes1im edi1mesini. . ''şart etmektedir. Buna göre
vakfın kuruluş tarihi o1an 15. Muharrem. 1328 H. (28.
0cak. 1910M. ) tarihinden itibaren bu vakfın gelirinden
yüzde yirmisi her yı1 muntazaman Bahriye Nezâreti'nin
i1gi1i dairesine teslim edilmiş o1malıdır. Zîrâ vakıf
hukukuna göre vâkıfın şartı, kanun hükmü gibi uyu1ması
gereken bir husustur. Bahriye Nezâretine ödenmesi
öngörülen bu meblağ ilk bakışta az görü1mek1e beraber,
süreklilik arzeden sabit bir gelir o1ması ve diğer
vakıf1ardan gelecek gelirlerle birlikte bir yekûn
tutacağı gözden Irak tutulmama1ıdır. Ayrıca önem1i
olan, az da olsa kişinin içinden geçen düşüncesini,
imkânı oranında uygulama alanına koymuş o1masıdır.
4- İzmir'in Tilkilik Mahallesi'nin Evliyâzâde
Sokağı'nda oturan ve 4. Orduya mülhak 31. Karahisâr-ı
Şarkî Redif Mirlivalığından emek1i Hüseyin oğlu
Hayreddin Paşa' ya ait 9. Şevval. 1328-H. (3. Ekim. 1910
M. ) tarihli vakfiyye[4]de İzmir'in Hoca Hasan
Mahallesinde bulunan iki ev ile bir dükkânın
vakfedildiği ve vâkıfın kendisi hayatta oldukça sözü
geçen evlerle dükkanın tevliyet ve tasarrufu ile
gelirlerinin müstakıllen kendisine ait olması, ölümünden
sonra ise donanmanın güçlenmesi için harcanması şart
edildiği belirtilerek şöyle denilmektedir:
“. . . ve ben bi-emri'llâhi Te'âlâ fevt olduğumdan sonra
Devlet-i Aliyye-i Osmânîyye'nin bi'l-fiil Bahriye
Nâzırı bulunacak zâtlar, halefen ba'de selef
mütevel1îsi olup, ya bizzat kendüleri veyahud
vekilleri taraflarından mezkûr menzillerle dükkân
sene-be-sene icâre-i vâhide ile ve bedeli misilleriyle
îcâr edilerek hâsıl olan gallelerinden ihtiyaç zuhûrunda
ta'mir ve termîmleri masârıfı ile vergileri ba'de'l-ihrâc
mütebâkî gallâtı sâfiyesi Donanma-i Osmânî'nin tezâyüd-i
kuvvet ve satveti içün levâzım-ı techîziyye ve
sâiresine sarf oluna. . . ”
İncelenmesinde de anlaşılacağı üzere vâkıf Hayreddin
Paşa, vakfiyyesinin bu bölümünde: “Allâh'ın emriyle
kendisinin vefâtından sonra Osmanlı Devletinde fiilen
Bahriye Nâzırı olan kimselerin peşipeşine vakfına
mütevellî o1malarını, bu mütevellîlerin ya kendileri
veya vekilleri tarafından sözü geçen evlerle dükkânı her
yıl icâre-i vâhide usûlü ve emsâlinin rayic fiyatı ile
kiraya vermelerini ve elde edilen gelirlerinden
ihtiyaç halinde onarım harcamaları ile vergileri
çıkarıldıktan sonra arta kalan saf geliri Osmanlı
Donanmasının gücünün arttırılması ve kuvvetlenmesi için
donatım malzemesi ile diğer ihtiyaçlarına harcanmasını.
. . ” şart kılmıştır.
5- Adana'da Softa Mahmud Paşa'ya ait 1062 H. (1651 M. )
tarihli vakfiyye[5] de gâzîlerin de barınmaları için
büyük bir Han tahsis edildiği ifâde edilmektedir.
Vâkıf merhûm Softa Mahmud Paşa, sözü edilen
vakfiyyesinin mevkûfât bölümünde Adana ve çevresindeki
bazı yerlerde vakfettiği taşınmaz mallardan söz ederken
şöyle demektedir:
''. . . kasaba-i mezbûreden hâric-i bâb-ı Tarsus'da
vâki' mukaddemâ Ramazanlı Hoca Sultan evkâfından olmağla
mütevellîsi Abid Çelebi'den bey'i iktizâ etmekle
ma'rifet-i şer' ile iştirâ eylediğim arâzîde kendim
ihyâ eylediğim bir kıt'a eşcâr-ı müsmireyi müştemil mülk
bahçe ve anın kurbünde yine arâzi-i mezbûrede ebnâ -i
sebîl ve huccâc-ı müslimîn ve guzât-ı muvahhidîn için
fîsebilillah' binâ eylediğim Hana muttasıl on bâb
dükkân. . . ''
Bugünkü dil ile kısaca özetlenecek olursa, şöyle
denilmektedir: ''. . Sözü geçen kasabanın dışında Tarsus
Kapısında bulunan ve eskiden Hoca Sultan vakıflarından
olup, satılması gerektiğinde bu vakfın mütevellîsî Abid
Çelebi'den yasal şekilde satın aldığım arazide kendim
geliştirdiğim bir parça meyveli ağaçları içeren mülk
bahçe ve onun yakınında yine sözü geçen arazi üzerine
yolcular ve Müslüman hacılarla Müslüman gâzîler için
Allah rızası gâyesiyle yaptığım Hana bitişik on
dükkân. '' Bu ifâdelerden açıkça anlaşılacağı üzere
vâkıfın, sözü edilen Hanı Allah rızası doğrultusunda
vakfederek yolcular, hacılar ve gâzîlerin hizmetine
tahsis ettiğini görmekteyiz.
6- Sinan oğlu Sokullu Şehîd Mehmed Paşa'ya ait Evâil-i
Zi'l hicce-981 H. (Mart-Nisan. 1573 M. ) tarihli
vakfiyyede ârdâ için yetiştirilecek cins kısraklardan
elde edilecek atların, ihtiyacı olan gâzîlere verilmesi
şart edilmiştir. Bu vakfiyyenin mevkûfâtla ilgili bir
bölümünde[6] Rûst Kasrı Kazasındaki mandıradan bahisle
şöyle denilmektedir:
''. . . ve biri dahi kazâ-i mezkûrda karye-i mezbûre
kurbünde vâki' olup, Pîrî Ağa nâm kimesneye intimâ ile
meşhûr olan ma'lûmü'l hudûd mandıradır ki, içinde bir
değirmeni ve üç balıklağısı ve mülk çayırı ve sazlığı ve
korusu ve kışlağı olan ve durumları bilinen müteaddid
boş arazisi bulunan mandıranın olduğu
belirtilmektedir. Bu mandıranın vakfedildiği tarihte
içinde 235 baş su sığırı, 263 baş kara sığırı ve 96 baş
yond[7] bulunduğu ifade edilmektedir. Daha sonra aynı
vakfiyye[8] de, vakfedilen taşınır ve taşınmaz malların
yerleri ile özellikleri belirtilmeye devam edilirken,
kezâ bugünkü millî sınırlarımız dışında bulunan Tamuşvar
vilayetinde çanat Sancağında Biçkerek Varoşunda bazı
taşınmaz mallardan söz edildikten sonra burada özel
sınırnâmesinde sınırları belirtildiği ifâde edilen
mandırada bulunan bir takım büyük baş hayvanlarında
vakfedildiği beyân edilerek şöyle denilmektedir:
''. . . ve biri dahi iki yüz elli bâr-gir[9] esb-mâdedir
ve biri dahi altıyüz re's kâv ve onbir re's câmûsdur ve
dahi zikr olunan bâr-gîrler ve yond ve kara sığırları
cemî'an ol hadd içinde ra 'y olunurlar. . . ''.
Biçkerek Varoşunda sınırları özel bir sınırnâme ile
belirtildiği ifâde edilen nehir kenarındaki sulak
arazide aynı yerde ve toplu halde yayılmakta olan 250
beygir ile kısrak, 600 sığır ve 11 camus olmak üzere
toplam 861 adet büyük baş hayvanın vakfedildiğini
yukarıda metni verilen vakfiyye bölümünde
öğrenmekteyiz. Söz konusu vakfiyyenin hayır şart ve
hizmetler bölümünde ise bahsi geçen mandırada beslenen
kısraklardan elde edilecek atlardan ihtiyacı olan
gâzîlere birer at verilmesi hususunda şu ifâdeler yer
almaktadır[10]:
vâkıf –ı müşârun ileyh hazretleri şöyle şart ettiler ki,
sâbıken zikr olup fîsebîli'llah vakf olunan yondlardan
hâsıl olan atları gurât-ı murîh guzât-ı müslimîn ve
kümât-l âlî-simât mücâhidînden her kangı gâzînin atı
olmayup küffâr-ı bedtebâra gazâ etmek içün isteye
re'yi hâkim ve mütevellî ile ol gaziye bir yarar at
verile, tâ kim i'lâyı kelimetu'llâh içün üstünde gazâ
eyleyüp sevâbını rûh-ı vâkıfa ihdâ eyleye ve şart
etdiler ki, verilen atı ve at verilen guzâtı isim ve
resmiyle sicill-i guzâta geçirüp sicil sûreti her yıl
muhâsebe defteri ile tafsîl üzere mütevellî-i kebîre
gönderile. . . ''.
Vâkıf merhûm Sokullu Şehîd Mehmed Paşa'nın
vakfiyyesinin yukarıda sunulan bu paragrafını
incelediğimizde:
a) Sözü geçen mandırada sayısı belirtilen kısrakların
Allah rızası için vakfedilmiş olup, onlardan elde
edilecek atların. din ve vatan uğrunda kâfirlerle
savaşan gâzîler ve mücahidlere tahsis edildiğini,
b) Bu atların gelişigüzel değil, sistemli bir şekilde
istihdâm edilip, atı o1mayan ve düşmanlarla savaşmak
üzere at isteyen her gâzîye yararlı bir at verilmesinin
öngörüldüğünü,
c) Bu atların Allah'ın kelâmını yüceltmek amacıyla
savaşta kullanılmasını ve böylece elde edilecek sevâbın
vâkıfın ruhuna armağan edilmesinin şart edildiğini,
d) Kendilerine at verilen gâzîlerle, verilen atların
isim ve evsâfının kadı siciline kaydedilip, her yıl
sicil sûretinin muhâsebe defteri ile birlikte detaylı
bir şekilde büyük mütevellîye gönderilmesinin
istendiğini görmekteyiz.
Ayrıca Vâkıf Sokullu Şehîd Mehmed Paşa'nın geniş
kapsamlı vakfiyyesini bir bütün olarak incelediğimizde,
çok yönlü hayrî ve sosyal hizmetleri öngören sosyal
amaçlı bir vakıf kurmuş olmasına rağmen yukarıda
görüldüğü üzere vakfiyyesinde belirtilen şekilde
savunmaya yönelik şartlara yer vermiş olmasında vakfın
kurulduğu tarihlerde Rûsî Kasrı ve Tamuşvar gibi bugün
millî sınırlarımız dışında kalan yerlerde bulunan
Müslüman Türklerin korunmasına verilen önemi
anlamaktayız.
7- Tophâne-i Amire Ocağı Ağasının nezâreti altında
bulunan Sinan Paşa'yı Atîk Vakfı[11] gelirinin bir
kısmı, top dökümü için istihdâm edilen yerin onarımına
ve mütevelliliği de sözü geçen ocağın Rûznâmçecisi
olanlara şart edilmiştir.
8- Şam'ın Salihiye Mahallesinde Selâhaddin kızı Saliha
Hatun'a ait 708 H. (1308 M. ) tarihli vakfiyye[12]'de
esir müslümanların kurtarılmasıyla ilgili olarak şöyle
denilmektedir:
''. . . ve merkûm vâkıfe, üserâ-i müslimînin mahzûl
firenglerin ellerinden kurtarılmasına, kaldığında bu
vakfın mahsûlü tâm bir sene nâzırın elinde cem' olup,
anı ümenâ-i müslimînden kendine i'timâd olunan bir veya
ziyâde kimse ile karada ve denizde fireng beldelerine
gönderip, anınla esîr düşen Müslümânlardan erkek ve dişi
ve çocuktan ihtiyâr ettiği kimseyi kurtaracak. Şu vech
üzre ki anlardan her birine elli aded dînâr-ı Mısrî ve
bundan
aşağı meblağ ile veya ol günde te'âmül eden ve merkûm
meblâgın makâmına kâim herhangi bir nakidle satın alacak
ve kurtardığı kimseler bilâd-ı müslimîne vâsıl oluncaya
kadar onların nafaka ve kisvelerini de i'tâ edecek ve
bu husûs tamâmı iki sene müteazzir olur ise, vakfın
nâzırı bu iki sene içinde vakfın gelirini cem'idüp her
nerede bulunan fukâra ve mesâkîn-i müslimîne dilediği
mikdârı sarf edecek ve ister nakid ve ister kisve ve
ister ekmek ve ister ise suya sarf edecek ve merkûm
nâzır, kisve ve ekmek ve nakid ve suyu cem'itmek ister
ise ol sûretle sarf idüp sûret-i sarf anın re'yi ve
ictihâdına menût bulunacak ve iki sene sonra üserâ-i
müslimîni kurtarmak hâsıl olursa, mezkûr gelirin şerh ve
beyân olunan vech üzere sarf edilecek ve yine müteazzir
olur ise yine fukarâve mesâkîne tasvîr edildiği vech
üzere sarf edecek ve dünyânın sonuna kadar böyle cârî
olacak. . . ''
Vâkıfe Saliha Hanım, vakfiyyesinin bu bölümünde özetle:
''Esir düşen Müslümanları firenklerin ellerinden
kurtarmak için, bu vakfın gelirinin tam bir sene vakıf
idarecisinin elinde toplanarak, toplanan bu meblağın
güvenilir Müslümanlardan kendine güvenilen bir veya
birkaç kimse ile karada ve denizde firenk ülkelerine
gönderip, onunla esir düşen Müslüman erkek, hanım ve
çocuklardan dilediği kimseyi kurtarmasını; bu esir
Müslümanlardan herbirinin alınması için 50 Mısır dinarı
veya daha aşağı meblağ ya da o gün teâmül eden ve sözü
geçen meblağın yerine kâim olan herhangi bir nakitle
satın alarak kurtarmasını, kurtarılan bu esirlerin
İslâm ülkesine ulaşıncaya kadar yiyecek ve
giyeceklerini de temin etmesini, bu hususu uygulamak
iki sene kadar bir süre imkânsız olur ise, vakıf
idarecisinin bu iki senelik vakıf gelirini toplayarak
nerede olursa olsun dilediği fakir ve yoksullara,
dilediği miktarı harcayabileceğini, bu harcamayı ister
nakit para, ister giysi ve isterse gıda maddesi olarak
yapabileceğini, iki sene sonra Müslüman esirleri
kurtarmak imkânı doğması halinde ise sözü edilen
gelirin belirtilen şekilde harcanmasının, yine mümkün
olmazsa yine fakir ve yoksullara belirtildiği şekilde
dünyanın sonuna kadar harcamaya devam edilmesini. . .
'' öngörmüştür.
9- IV. Mehmed'in Vâlidesi Hatice Turhan Sultan'a ait 27.
Receb. l073 H (26. Şubat. 1663 M. ) tarihli vakfiyye[13]
de Çanakkale Boğazında adı geçen Vâlidc Sultan
tarafından boğazın iki sâhilinde, biri Kal'a-i Sultâniye
(Kumkale), diğeri Seddü'I-Bahr ismiyle iki kale inşâ
ettirildiği belirtilmektedir. Herbirisinin içerisine
câmi', mekteb, hamam gibi lüzumlu binâ ve tesislerden
başka bu kalelerde görev yapacak askerler, subaylar ve
diğer hizmet erbâbı için bir çok evler, dükkanlar,
çarşılar yaptırılmıştır. Ayrıca her kale gerekli olan
alet, edevât ve silahlarla donatılmıştır. İlk önce
Fâtih Sultan Mehmed tarafından tahkim edilmiş olan
Çanakkale Boğazında inşaa olunan kalelere dair
vakfiyyelerin en önemlisi olan bu vakfiyyenin ilgili
bölümünü aynen sunmakta fayda görüyoruz:
''. . . ve lâkin hazret-i habîb-i Ekrcm sallallahü
Te'â1â aleyhi ve sellemden rivâyct olunan ''izâ mâte'l-insânu
in kat'a ameluhu illâ min selâsetin illâ min sadakatin
câriyetin ev ilmin yuntefau bihi ev veledin sâlihin
yed'û lehu'' hadîs-i şerîfinin fahvâ-yı münîfi üzere
afdal-ı sadakit ve ekmel-i hasenât, etemm-i hayrât vc
eberr-i meberrât kürûr-ı şühûr vc â'vâm ile avâidi
müntehiye ve mürûr-ı leyâlî ve eyyam ile fevâidi
münkaziye olmayup bekâyı müddeti dünyâyı fâniyc ile
bekâye ve ilâ yevmi'l-kıyâm fevâid ve mevâridi câriyc
olan binâ-i amâir-i â1iyye ve inşâ-i mebânî-i sâmiye
olduğu o melike-i zemîn ü zemân hazretlerinin pîşgâh-ı
basar-ı basîretlerinde nümâyân olmağın münâsib olan
mevâzide amâir-i azîme bünyâdına taviyyet-i hâlise ile
niyyet ve mebânî-i metîne îcâdına azîmet-i muhlise ile
himmetleri olmağın, mühimmât-ı dîniyyeden olan sugûr-ı
İslâmiyye mesûbâtından hisse-yâb ve (câhidû bi-emvâ1ikum)
emrine imtisâl ile dâreynde nâil-i sevâb-ı bîhisâb
olmağıçün sevâhil-i Bahr-i Sefîdden Boğazhisârı
hâricinde vâki' eski İstanbul nâmı ile iştihâr bulan
mahalde küffâr-ı hâksâr fülk-i felek girdârlarıyla
lenger endâz-ı ikâmet olup, Mısr-ı Kâhire ve memâlik-i
sâireye deryâ tarafından azîmet eden huccâc ve sevdâ
girânın âmed ü şüdlerine mâni olmağ ile izrâr u eziyyet
ve gâh u bigâh sefâin-i ehl-i İslâmı dîn-penâhı nehb ü
gâret ve garîk-i emvâc-ı kahr u hasâret edüp ahz
etdikleri müslimîni esîr ve mübtelâyı bend ü zencîr
etmekle mazarrâtdan hâlî olmamağın, ol Belkîs u
İskender-temkîn ebkâhallâhu Te'âlâ ilâ yevmi'd-dîn
hazretleri def-i Ye'cûci fiten-i müşrikîn için sedd-i
emîn ve memâ1ik ve mesâliki müslimîne hısn-ı hasîn
olmağ içün hasbeten li’llâhi Rabbi'l-âlemîn ve taleben
li-şefâ'ati seyyidi'l-mürselîn zikr olunan mahalde
birbirine mukâbil iki aded kal'a-i bî-misl ü mu'âdil
binâsına fermânları sâdır olmağla ale'l-fevr endâze-i
kıyâsdan bîrûn bennâ' ve ummâl ve neccâr ve emvâl ve
nukûd-ı bî-hadd ü şümâr irsâ1iyle mühimmât ve edevât-ı
binâ ihzâr olunup mi' mârân-ı kâr-dân ikdâm-ı tâmm
üstâdân-ı adîmü'l akrân sâ'y u ihtitâm-ı mâ-lâ-kelâm
eyleyüp sinîn-i kesîrede itmâmı mütesavver o1mayan iki
hısn-ı azîmü'l-bünyân ve hisâr-ı metînü'l-erkân yümn-i
himmet-i bî-hemtâları ile müddet-i yesîrede karîni
encâm ezmîne-i kasîrede hüsni-İhtitâm bulup, her
birisinin temhîd-şüvâr-ı üstüvârı merkez-i hâke vâsıl
ve kule-i gerdûn-medârı felekü'l burûca mümâsıl olup
tertîb-i bünyâd-ı sengîn nihâdına mühendisîn-i mâhirîn
harc-ı sanayi've tanzîm-i bürûc-ı âsumân urûcunda
üstâdân-ı kâmil sarf -ı bedâyi' kılup, birisi Kal'a-i
Sultâniye ünvânıyla iştihâr ve birisi dahi Seddü'l-Bahr
ismiyle şöhret şi'ar olup her birinin dahilinde bir
camii şerîf ve bir mekteb-i latîf ve bir hamam-ı nazîf
binasından mâadâ mustahfizân ve kal’a-dârân içün nice
büyûtve me'va ve dekâkîn ve esvâk-ı bîhemtâ binâ olunup
hıfz u harâset-i kal'aya müteallika olan ve eshâb ve
âlât ve edevât ve mühimmât kemâ yenbagî i'dâd ve ihzâr
olunmağ ile gayret-şiken-i dâru diyâr ve ibret-figen-i
kasabât-ı amsâr olup bi-avni'llâhi Te'âlâ küffar-ı
haksâr min ba'd ol mahalle gelmek muhal ve hîn-i mürûr
ve ubûrda ehl-i İslama firka-i hâsıre-i dalâlet-şi'ardan
isâbet-i eziyyet ve izrâr mumteniu'l-ihtimâl olduktan
sonrâ. . ''
Zamanın yazı diline göre Arapça, Farsça ve Türkçe
kelimelerin girift vaziyyetde kullanıldığı klasik
Osmanlı Türkçesiyle kaleme alınmış olan vakfiyyenin
yukarıya alınan bölümünden aşağıdaki sonuçları elde
etmekteyiz:
a) Hz. Peygamberden rivayet edilen ''İnsan ölünce amel
defteri kapanır; ancak, sadaka-i cariye, hayırlı evlâd,
faydalanılan ilim bırakanlarınki müstesnâ'' mealindeki
hadîs-i şerîfin ifâde ettiği üzere sadakaların en
üstünü, iyiliklerin en mükemmeli, hayırların en iyisi
aylar ve yılların tekerrür etmesiyle sona ermeyen, gece
ve gündüzlerin geçmesiyle faydaları tükenmeyen, dünya
durdukça devam edip kıyamet gününe kadar fayda ve
kaynakları sürekli olan işin yüce hayır binalarını
yapmak olduğunu gören valide Sultan uygun yerlere yüksek
ve sağlam hayır binalarını yapmaya yönelmiştir.
b ) Bu noktadan hareketle önemli İslâmî boğazlarda
yapılacak hayrî hizmetlerden pay almak amacıyla
''Malınızla cihad ediniz. ''[14] meâlindeki İlâhî
buyruğa uyarak dünya ve ahirette hesapsız sevaba ermek
için Akdeniz kıyılarında Boğazhisarı dışında bulunan
Eski İstanbul adıyla meşhûr olan yerde durup, Mısır ve
diğer ülkelere deniz yoluyla gitmek isteyen hacılarla
yolcuların gidip gelmelerine engel olup zarar veren ve
işkence yapan hatta, zaman zaman Müslüman halkın
gemilerine saldırılar düzenleyerek yağma eden
kafirlerin, Müslümanları yer yer boğulmak üzere
denizlerin dalgalarına bırakma ve yer yer esir alıp
zincire vurma tehlikelerinin önlenmesi için o şanı yüce
Vâlide Sultan tedbîr olarak, Allah rızasıyla Peygamberin
şefâatini talep gayesiyle adı geçen yerde birbirine
karşı eş ve benzeri olmayacak nitelik ve yücelikte iki
büyük kale yaptırılmasını emretmiştir.
c) Verilen bu emir üzerine derhal sanatında mâhir olan
mimar, mühendis, yapıcı ustaları, marangozlar ve diğer
sanatkârlarla işçiler, iş başı yapmıştır. Bu amaçla
gönderilen sayısız paralarla gerekli âlet, edevât ve
mühimmât alınıp iş yerinde hazır bulundurulmuş ve uzun
yıllarda tamamlanacağı düşünülemeyen iki büyük kalenin,
Vâlide Sultan'ın yüce himmetleriyle kısa sürede
mükemmel bir şekilde yapıları tamamlanmıştır.
d) Yukarıda işaret edildiği üzere yapılan bu iki kaleden
birine Kal'a-i Sultâniye (Kumkale), diğerine de Seddü'l-Bahr
(Deniz barajı) adı verilmiştir. Söz konusu kalelerden
her birinin içinde az önce işaret edildiği üzere birer
câmi', mektep, hamam ile muhafızlarla kale kumandanları
için bir çok evler, sığınaklar, dükkanlar ve çarşılar
yapılmıştır.
e) Kalelerin korunmasına ait her türlü alet, edevât ve
mühimmât sağlanarak kalelere yerleştirilmiştir.
Böylece sözü geçen kalelerle bölge, gösterilen ilgi ve
sağlanan imkanlar sayesinde her türlü şiddet, gasb ve
saldırıdan korunup huzur ve güven temin edilmiştir.
Allah'ın yardımı ile kâfirlerin gemileri bu bölgeye
gelemez olmuş ve Müslüman halk gidiş-gelişlerinde
saldırı, zarar ve eziyete düçâr olmaktan kurtarılmıştır.
10) 23. Cemâziye'1-evvel. 1140 H. (27. Aralık. 1727 M. )
tarihli vakfiyyeye göre Çanakkale Boğazı dışında
Bababurnu adlı yerde Hırzü'l-Bahr kalesi de eski Kaptan
Paşalardan Kaymak Mustafa Paşa tarafından hizmete
konulmuştur. Adı geçen Vakıfa ait belirtilen
vakfiyyenin, vakfedilen taşınmaz mallardan söz edilen
bölümünde[15] bu kaleden bahisle şöyle denilmektedir:
''. . . ve merhûm-ı mezbûrun hayâtında Bahr-i Sefîd
Bababurnu nâm mahalde, hasbeten lillahi Te'âlâ Hırzü'I-Bahr
nâm kale derûnunda ve bîrûnunda binâ eylediği ma'
lûmu'l-hudûd ve'l-aded hamâm ve dekâkîn ve limanında
binâ eylediği ebniye-i memlûke. . . ''yani''. . . sözü
geçen merhum Vâkıf, hayatta iken Akdeniz kıyısının
Bababurnu adlı yerde Allah rızası için ''Hırzü'l-Bahr''
adlı kalenin içinde ve dışında yaptırdığı sınırları ve
sayıları bilinen hamam ve dükkanlar ve limanında
yaptırdığı mülk binalar. . . '' denildikten sonra aynı
vakfiyyenin 3. sahifesinin 11-42. satırlarında
sözkonusu kale ile burada görevlendirilecek personel
hakkında aynen şöyle denilmektedir:
''. . . ve yine merhûm-ı mezbûr sâlifu'zzikr Hırzu'l-Bahr
Kal'ası derûnunda hayâtında müceddeden binâ ve ta'yîn-i
cihât eylediği câmi-i şerîfde hatîb olanlara yevmî beş
akça ve imâm olanlara yevmî on ve müezzin olanlara
yevmî yedi akça ve bevvâb olanlara yevmî kırk akça ve
kethüdâ olanlara yevmî yirmi akça ve topçubaşı olanlara
yevmî otuz akça ve topçular ketdühâsı olanlara yevmî
onbeş akça ve kal'a-i merkûmede kâtib olanlara yevmî on
akçe ve kal'a çavuşu olanlara yevmî on akçe ve topçular
çavuşu olanlara yevmî sekiz akçe ve kal'a-i mezbûrede
nöbet çalmak içün ser-mehter olanlara yevmî altı akçe ve
iki nefer erlerine yevmî beşer akçe ve su yolcu olanlara
yevmî yedi akçe ve kal'a-i mezbûre bevvâbı olanlara
yevmî sekiz akçe ve kal'a-i mezkûrede oda-i evvelde
ser-bölük olanlara yevmî on akçe ve dokuz nefer
neferâtından her birine yevmî yedişer akçe ve oda-i
sânîde ser-bölük olanlara yevmî dokuz akçe ve dokuz
nefer neferâtından her birine yevmî yedişer akçe ve
oda-i sâlisde ser-bölük olanlara yevmî dokuz akçe ve
dokuz nefer neferâtından her birine yevmî yedişer akçe
ve yine kal'a-i mezbûrede topçular odalarının oda-i
evvelinde ser-bölük olanlara yevmî on akçe ve sekiz
nefer neferâtından her birine yevmî yedişer akçe ve
oda-i sânîsinde ser-bölük olanlara yevmî on akçe ve
sekiz nefer neferâtından her birine yevmî yedişer akçe
verile ve yine merhûm-ı merkûm kal'a-i mezbûre
varoşunda hayâtında müceddeden binâ ve ta'yîn-i cihât
eylediği câmi'i şerîfde vaiz olanlara yevmî on akçe ve
imâm olanlara yevmî on akçe ve hatîb olanlara yevmî
sekiz akçe verile ve câmi'i mezkûrda her kim imâm
olursa ol hatîb ola ve müezzin-i evvel olanlara yevmî
altı akçe ve müezzin-i sânî olanlara yevmî beş akçe ve
kayyim-i evvel ma'a sirâcî olanlara yevmî beş akçe ve
kayyim-i sânî olanlara yevmî dört akçe ve yevmî beş akçe
dahi devir-hân-ı evvel vazîfesi olup müezzin-i evvel
olanlar devirhân-ı evvel ola ve yevmî dört akçe dahi
devir-hân-ı sânî vazîfesi olup müezzin-i sânî olanlar
devir-hân-ı sâl1t olâ ve devir-hân-ı sâlis olanlara
yevmî dört akçe ve yevmî dört akçe dahi na'thân
vazîfesi olup, devir-hân-ı sâlis olanlar na't-hân ola
ve yevmî bir akçe hâfız-ı seccâde vazîfesi olup kayyim-i
evvel olanlar hâfız-ı seccâde ola ve yevmî iki akçe
dahi ferrâş-ı kenîf vazîfesi olup kayyim-i sanî olanlar
ferraş-ı kenîf ola ve suyolcu olanlara yevmî dört akçe
vazîfe verile ve merhûm-ı mezbûr şöyle şart etmişdi ki,
balâda zikr olunan cihât erbabı ve neferatdan herbiri
ibâdu'llâhı hıfz u harâset ve a'dâ-yı dînden sîyânet
içün umûmen kal'a-i mezbûrede ta'yîn oldukları
hizmetlerinden bir an münfekk olmayup ta'yîn olunan
vazâife mutasarrıf olalar ve bâlâda zikr olunduğu üzere
zikr olunan kal'a derûnunda ve bîtrûnunda vaki'
musakkafâtın gallâtını tahsil ve zikr olunan câmi'lerin
iktizâ eden masârıfını rü'yet ve vazâyifi mezkûreyi
erbâbına teslim içün yine evkaf mütevellîsi tarafından
bir kâim-i makamı mütevellî nasb ve ta'yîn olunup beher
yevm onbeş akçe vazîf e verile ve vazâif -i mezkûre asıl
mütevellî ma'rifetiyle her üç ayda bir verile ve kal'a-i
mezbûrede iktizâ eden ta'mirât ve sâir masârıf-ı lâzıme
kal'a-i merkûmda kâtib olanlar kalemiyle âsitâne-i
saâdetde beher sene asıl mütevel1î ma'rifetiyle
muhâsebesi görüle. . . ''
Vâkıf Kaymak Mustafa Paşa'nın vakfiyyesinin yukarıya
alınan bölümünün incelenmesinde de görüleceği üzere,
bu büyük insan, Hırzü'l Bahr'de câmi' hamâm, dükkanlar
ve evler de inşâ ettirmiştir. Hatip, imam, müezzin ve
kapıcı tahsisâtından başka, kalede devamlı olarak
vazife görecek askerlere de tahsisler yapmıştır.
Vakfiyyeye göre bunlar tayin edildikleri hizmetlerin
başından bir an bile ayrılmayıp, kaleyi ve çevreyi
koruyup savunmakla yükümlü kılınmışlardır. Vakfiyyenin
bu bölümünde Hırzü'l Bahr Kalesi mürettebâtına
verilecek ücretler hakkında şu hususlar yer almaktadır.
A -Kale içindeki câminin:
1 Ha ti bine günlük 5 akçe,
2-İmamına günlük 10 akçe,
3-Müezzinine günlük 7 akçe,
4-Kapıcısına günlük 8 akçe,
B-Kalede:
l- Dizdar[16] olana günlük 40 akçe,
2- Kethüdâ[17] olana günlük 20 akçe,
3- Topçubaşı olana günlük 30 akçe,
4- Topçular Kethüdâsı olana günlük 15 akçe,
5-Kâtip olana günlük 10 akçe,
6-Kale Çavuşu olana günlük akçe,
7-Topçular Çavuşu olana günlük 8 akçe,
8-Mehterbaşı olana günlük 6 akçe,
9-İki kişi mehter adamlarına günlük 5'er akçe,
10-Suyolcu olana günlük 7 akçe,
ll-Kale kapıcısına günlük 8 akçe,
12-Birinci odada bölükbaşı olana günlük 10 akçe,
13-Birinci odanın 9 nefer erlerinden her birine günlük
7'şer akçe,
14-İkinci odada bölükbaşı günlük 9 akçe,
15-İkinci odanın 9 nefer erlerinden herbirine günlük
7'şer
akçe,
16-Üçüncü odada bölükbaşı olana günlük 9 akçe,
17-Üçüncü odanın 9 nefer erlerin den herbirine günlük
7'şer akçe,
18-Birinci topçular odasında bölük başı olana günlük 10
akçe,
19-Birinci topçular odasının 8 nefer erlerinden
herbirine günlük 7'şer akçe,
20-İkinci topçular odasında bölük başı olana günlük 10
akçe,
21-İkinci topçular odasının 8 nefer erlerinden herbirine
günlük 7'şer akçe,
C-Kale dışındaki Câmi'de:
l-Vâiz olana günlük 10 akçe,
2-İmam olana günlük 10 akçe,
3-Hatib olana günlük 8 akçe,
4-Birinci müezzin olana günlük 6 akçe,
5-İkinci müezzin olana günlük 5 akçe,
6-Siracî1ikle birlikte birinci kayyim olana günlük 5
akçe,
7-İkinci kayyim olana günlük 4 akçe,
8-Birinci devir-hân olana günlük 5 akçe, (Bu görev
birinci müezzine tahsis edilmiştir. )
9-İkinci devir-hân olana günlük 4 akçe, (Bu görev ikinci
müezzine tahsis edilmiştir. )
10-Üçüncü devir-hân olana günlük 4 akçe
11-Na't-hân olana günlük 4 akçe, (Bu görev üçüncü
devir-hana tahsis edilmiştir, )
12- Tuvalet temizlikçisi olana günlük 2 akçe, (Bu
görev ikinci kayyim olana tahsis edilmiştir. )
13-Seccâde muhâfazacısı olana günlük 1 akçe, (Bu görev
birinci kayyim olana tahsis edilmiştir. )
14-Suyolcusu olana günlük 4 akçe,
Yukarıda dökümü verilen görevlilere ödenecek ücretler
incelendiğinde; kale içindeki câmide görevlendirilen 3
din görevlisi ile bir hizmetli, kaledeki 60 güvenlik
görevlisi ile diğer personel ve kale dışındaki câmide
görevli 9 din görevlisi ile yardımcı personel olmak
üzere günde 73 görevliye toplam olarak 615 akçe ödenmesi
öngörüldüğü anlaşılmıştır.
11-Sadrazam Moralı Hasan Paşa'ya ait Gurre-i Safer-1116
H, (26. Mart. 1704 M. ) tarihli vakfiyye[18]de Hatay'da
Şeyhü'I-Hadîd diye bilinen mukataanın sınırları içinde
ve Antakya şehri ile Bakras ve Belen arasında bulunan
Karamurt diye tanınan yerin, Mekke-i Mükerreme, Medîne-i
Münevvere, Şam, Mısır, Halep ve o çevredeki diğer
şehirlerin geçiş yeri iken zamanla buradaki köylerin
harap, çiftlik ve ırmakların kullanılmaz hale gelmesi
nedeniyle, hırsızların ve yol kesicilerin sığınağı
haline gelerek, hacıların ve diğer yolcuların
geliş-gidişi sırasında yollarına çıkan yol kesicilerin
birçok kimseyi öldürdükleri mal ve mülklerini soyup
zorla gasb ettiklerinden dolayı sözü geçen yerin imar ve
ihyası cihetine gidilerek burada bir kasaba, bir kale
inşaa ile etrafında köyler kurmak suretiyle, eşkiyanın
saldırı1arından yolcuların korunması gerektiğinden
bahisle şöyle denilmektedir:
''. . . mukâtaa-i merkûme Karamurt nâm mahalde binâ ve
inşâ olunan kal'a-i ref1atü'l-bünyân ve bir câmi'-i
şerîf ve ma'bed-i latîf ve müslimîn ve müslimâtın
nezâfet ve tahâretleri içün i'dâd olunan çifte hamâm ve
âyende ve revende nüzû1 ve İrtihâ11eri içün hâricen ve
dâhilen dokuz ocaklı bir ribât-ı â1i ve kâr-bân sarây-ı
mahrûsü'l-havâlî ve etfâ1-i müslimîn ve vildân-ı
muvahhidîn ta'lîm-i Kur'ân-ı Azîm etmeleri içün binâ
olunan mekteb-î meymenet ihtivâ ve kal'a-i mezbûre
huddâmı ve müsâfirin itâmı içün inşâ ve ihdâs olunan
imâret-i âmire ve ni'met-hâne-i fâhire ve otuz aded
dekâkîn ve neferât-ı kal'a ve mütevellî ve kâtib ve
vâiz müezzinân ve kayyim sakin olmaları içün binâ
olunan menâzil ve ebniyeyi ve kireç ve taş ve horasan
ile mebnî su yollarına hasbeten li'llâhi'l-aliyyi''l-a'lâ
ve haseneten li-rûhi resûlihi'l-mu'allâ vakf ve habs
idüp. . . '' daha sonra''. . iş bu ciheti birrin tertîb-i
vazâif ve mühimmât ve tensîk-i levâzım ve mühimmâtı içün
şöyle şart ve ta'yîn buyurdular ki, kal'a-i mezbûreyi
muhâfaza içün 26 nefer kimesne süvârî mustahfızı ve bir
nefer kimesne süvârî ağası ve bir nefer kimesne süvarî
kethüdâsı ve bir nefer kimesne alemdar ve bir nefer
kimesne çavuş ta'yîn olunup, ağalarına yevmî 30 akçe ve
kethüdâ1arına yevmî 20 akçe ve alemdârlarına yevmî 17
akçe ve çavuşlarına yevmî 16 akçe ve neferât-ı
mezkûrenin herbirine tabak bahaları ile ma'an yevmî
15'er akçe vazîfe ta'yin olunup anlar dahi vazîfe-i
mu'ayyeneleri mukâbelesinde âyende ve revendeyi bir şey
talebi ile rencîde ve ta'cîz etmeyüp, Antakya'dan
Belen'e varup gelen yolcuları, iktizâsı mertebe
neferâtile götürüp iyâzen billâhi Te'âlâ bir kimesneye
hasâret vâki' olursa zecren lehum garâmeti kendülere
aid ve râci'olup, muhâfaza emrinde ihtimâm-ı tâmm ile
kayd-ı tâmm eyleyeler ve kezâlik 15 nefer piyâde
müstahfizîn ve bir diz-dâr ve dört nefer bevvâb ta'yîn
olunup, diz-dâra yevmî 15 akçe ve bevvâbların her
birine yevmî 12'şer akçe ve neferat-ı sâirenin her
birine yevmî l0'ar akçe vazîfe verilüp, mezbûrlar dâimâ
kal'a-i mezbûre ve etrâfını muhâfaza emrinde mucidd ve
sâ'î olalar ve evâiI-i kıbalada zikri mürûr ettiği üzere
derûn-ı kal'ada inşâ olunan menâzilden dâhiliyye ve
hâriciyyeli bir menzil mütevellî-i vakf içün ve
dâhiliyye ve hâriciyyeli bir menzil ağayı süvârî içün ve
diğerleri âtî vâiz ve mu'allim-i mekteb ve imâm ve
hatîb ve müezzinânın her biri ve kayyim ve kâtib ve
kethüdâyı süvarî ve alemdar ve çavuş ve dizdar ve
nefarat-ı süvârî ve piyadenin her biri içün hallerine
göre birer menâzil ta'yîn ve tahsîs oluna ve eger süvarî
ve piyade müstahfizandan biri kal'ada sakin 0imayup ve
yahud hizmet-i lâzımesinde kusûr ederse mütevellî-i vakf
onlarınkini âhere arz etmede tereddüt ve tevakkuf
eylemeye. . . ''
Vakfiyyenin incelenmesinden anlaşılacağı üzere Vakıf
Hasan Paşa, söz konusu mukataayı, zamanın parasıyla 7500
kuruşa satın alarak belirtilen yerden geçen hacılarla
diğer yolcuların güvenliğini sağlamak gibi olağanüstü
yüce ve insancıl bir amaçla Allah rızası için mukataa ve
muhtevasını vakf etmiştir. Belirtilen amaçla vakfedilen
bu yerde yapılan binalar şunlardır:
a) Muhteşem bir kale,
b) Bir cami-i şerîf,
c) Müslümanların temizlenmeleri için yapılan çifte
hamam,
d) Gelip-gidenlerin konaklamaları için yapılan içten ve
dıştan 90 ocaklı kervansaray,
e) Çocuklara Kur'an-ı Kerîm öğretilmesi için yapılan
bir mektep,
f) Kalenin hizmetçileri ile misafirlerin doyurulmaları
için yapılan imaret,
g) 30 adet dükkan,
h) Kalenin erleri ile mütevellî, katip, vaiz, 2 müezzin
ve kayyımın oturmaları için yapılan ev ve binâlar,
i) Kireç, taş ve horasan ile yapılan su yolları.
Sözü geçen kalenin korunması için 26 nefer süvâri
muhafız bir nefer süvari kethüdâsı, bir nefer alemdâr
ve bir nefer çavuş olmak üzere toplam 30 kişinin tayin
olunması ve günde ağalarına 30, kethüdâlarına 20,
alemdârlarına 17, çavuşlarına 16 ve neferlerden her
birine tabak parasıyla birlikte 15'er akçe olmak üzere,
burada görevlendirilecek mezkûr 30 kişiye günde toplam
olarak 473 akçe ödenmesi şart kılınmıştır. Bu
görevlilerin alacakları ücret karşılığı, görevlerini
lâyıkı veçhile yapmaları, gelip gidenleri herhangi bir
istekte bulunarak rencide ve taciz etmeyip, Antakya ile
Belen'e gidip gelen yolcuları yeteri kadar neferle
birlikte götürmeleri, Allah korusun yolculardan herhangi
birisi zarara uğrarsa, ceza olarak zararın ödenmesinin o
neferlere ait olacağından, koruma işine tam bir özen
göstermeleri şart edilmiştir. Bunların dışında aynı
kalede 15 kişi piyade, muhafız bir diz-dâr, 4 kapıcı
tayin edilmesi, günde diz-dâra 15 akçe, kapıcıların her
birine 12'şer akçe, diğer neferlerin herbirine de 10'ar
akçe olmak üzere toplam olarak sözü geçen 20 kişiye
günde 213 akçe verilmesi ve bunların da alacakları
ücret karşılığı kale ve çevresini muhâfâzada ciddi ve
gayretli olmaları şart kılınmıştır.
Harp mâlüllerine ve gazîlere, vakıflardan türlü
şekillerde yardım edilmesi konusunu da millî savunma
vakıfları arasında mütâla etmek yerinde olur. Savaşan
bir adamın hayatı terk etmesi halinde çoluk çocuğunun
yüzüstü kalmayacağına, sakatlanacak olursa kendisinin
bakılacağına ve korunacağına inanması, onun savaş
azmini ve kudretini arttıracaktır o Vakıf belgeler
incelendiğinde şehit askerlerin eşleriyle çocuklarına
vakıflarca maaş bağlandığı ve yardımda bulunulduğuna
dair sayısız uygulama örneklerini görmek mümkün
olacaktır. Meselâ, İstanbul'da Şehzade Câminin Padişah
mahfeli kayyımı ve Unkapanı'ndaki Süleyman Subaşı câmi
müezzini iken askere giden askerlik
görevini yapmakta iken vefat eden Mehmet Emin Efendi'nin
hanımı Muhtediye Muhlise ile yetim kalan bir çocuğuna
evkâf nezâretince maaş bağlanmış olduğuna ve bu maaşın
sözü geçen Muhtediye Muhlise'nin dilekçesi üzerine
artırıldığına dair bir belge[19] şöyledir:
''Muhâsebdî Müdiriyyeti Umûmiyesinin 11-Haziran-332
tarihli müzekkeresi sûretidir.
Asker edilen zevcinin vukû-ı vefâtı hasebiyle muhtâc-ı
mu'âvenet kalan bir çocuğuyla beraber infak ve
iâşelerine medâr olmak üzere tahsîs buyurulmuş olan
şehrî 40 kuruş ile taayyüşleri kabil olamadığından
bahisle maaş-ı mezkûrun münâsip mikdarâ iblâğı Şehzâde
Câmi-i Şerîfi Mahfel-i Humâyûn kayyımı ve kabbân-ı
dakîkde Süleyman Subaşı Câmi-i Şerîfi müeizini Hâfız
Mehmet Emin Efendi zevcesi Muhtediye Muhlise mührüyle
verilen arzu hâlde istitâf olunmuş ve İstanbul Evkâf
Müdiriyyetinin der-kenârına nazaran mumâileyhâ ile
sagîre kerîmesine teehüllerinde kat' olunmak üzere
10-kânûn-ı sanî-331 tarihinden itibaren şehrî yirmişer
kuruş muhtacîn maâşı tahsîs edildiği anlaşılıp mezkûr
arzu hâlin melfûfu ilm ü haberle Mebânî-i Hayriyye
Müfettişliğinin raporuda ifâde-i vâkıayı te'yîd etmekte
bulunmuş olmağla icrâ-i îcabı menût-ı re'y-i â1i-i cenâb-ı
nezâret penâhî1eridir. O1 bâbda emr ü fermân hazret-i
men le-hü'l-emrindir.
Onar kuruş zammı tensîb edilmiştir.
işâret-i Sâmî
17-Haziran-sene 332'dedir.
Zamm-ı vaki'in ale'1-usû1 kaydı ile
iadesi lüzûmu Muhâseât Müdiriyyet-i Umûmiyyesinin
13-Haziran-332 tarihli der-kenar-ı müzeyyelesinde beyân
kılınması üzerine idarece muâmele-i kaydiyye îfâ ve
evrak-ı esasiyyesi Müdiriyyeti mezkûreye iâde ve isrâ'
kılınmıştır 1-Ramazan-334, 19 Haziran-331. ''
Metni yukarıya alınan belgenin incelenmesinden de
anlaşılacağı üzere vatani görevini îfâ etmekte iken
vefât eden bir askerin eşi ile çocuğuna bağlanan
maâşın, zamanla ihtiyacı karşılamaz hale gelmesi sonucu
eşinin vâki isteği üzerine zamanla Muhasebât Genel
Müdürlüğü ile Evkaf Nezâretinin konuya hassasiyet
göstererek kısa bir süre içinde ilgilinin isteğinin
olumlu bir şekilde sonuçlandırılmış olduğu
görülmektedir.
Şöyle ki:
a) Muhâsebât Genel Müdürlüğünün ll-Haziran-1332 tarihli
yazısında, ''Şehzâde Câminin Padişah Mahfeli kayyımlıgı
ve Unkapanı'ndaki Süleyman Subaşı Câminin müezzinliği
görevinde iken askere alınan Mehmet Emin Efendi'nin,
vatanî görevini yapmakta iken vefat etmesi münâsebetiyle
eşiyle küçük kızının geçimlerini sağlamak üzere bağlanan
40 kuruş aylık maaşla geçimlerini sağlamaları mümkün
olamadığından bahisle söz konusu maaşın uygun miktara
yükseltilmesi hususunda mühürlü arz u hâ1 takdim eden
eşi Muhtediye Muhlise'nin dilekçesinde yardım isteğinde
bulunduğu, bu dilekçe üzerine İstanbul Vakıflar
Müdürlüğünce düşünülen notta ise adı geçen hanım ile
küçük kızına evlendiklerinde kesilmek üzere 10-Kânûn-ı
sanî-1331 tarihinden itibaren aylık 20'şer kuruş muhtaç
maaşının tahsis edildiği anlâşılarak söz konusu arz u
halin ekindeki ilm ü habere Mebânî-i Hayriyye
Müfettişliğinin raporu da bu durumu te'yid etmekte
olduğundan gereğinin yapılması yüce Nezâretlerinin
görüşlerine bağlıdır.
Bu hususda emr ü fermân, emir kendinin olan
hazretlerinindir. ''denilmektedir.
b) Evkaf Nezaretine gelen bu yazının altına Nâzır
tarafından 17-Haziran1332 tarihinde yani, Muhâsebat
Genel Müdürlüğünün belirtilen yazısının gönderiliş
tarihinden altı gün gibi kısa bir süre içinde ''10'ar
kuruş zammı tensîb edilmiştir. ''notu konularak anne ile
küçük kızına ayda 10'ar kuruş zam yapılıp, kendilerine
ödenecek aylık maaşın 60 kuruşa yükseltildiği
anlaşılmaktadır.
c) Yapılan teklif ile tayin edilen zam miktarına ait
işlemin usulüne uygun olarak kütüklere işlendikten sonra
Muhâsebat Genel Müdürlüğü'nün 13-Haziran-1332 tarihli ek
der-kenârında işlemle ilgili evrakın iâde edilmesi
belirtilmiş olduğundan Vakıflar idaresinde gerekli
kayıt muamelesi yapılıp, konuyla ilgili esas evrakın
sözü geçen Genel Müdürlüğe l-Ramazan-1334,
19Haziran-1915 tarihinde iâde edilmiş olduğu
anlaşılmaktadır.
Osmanlı döneminde olduğu gibi Cumhuriyet döneminde de
savunma hizmetlerine yönelik Vakıflar kurulmuştur.
Cumhuriyetimizin ilânı ile her alanda yapılan
yenilikler arasında Vakıflar da ele alınarak bir takım
idârî ve yasal yenilikler getirilmiştir. Bu dönemde de
önceleri Medeni Kanun hükümlerine ve daha sonra 1967
yılında kabul edilen 903 Sayılı yasa hükümlerine göre
çeşitli hayrî, sosyal, ekonomik ve kültürel konularda
başarılı hizmetler sunan bir takım yeni vakıflar
kurulmuştur. Bu arada bazı ileri görüşlü ve gayretli
komutanlarımızın öncülüğünde Türk Silahlı Kuvvetlerini
güçlendirmeye yönelik Vakıflar da kurulmuştur. 1970
yılında Türk Hava Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı, 1972
yılında Türk Deniz Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı,
1974 yılında Türk Kara Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı ve
1982 yılında da Türk Silahlı Kuvvetleri Mehmetcik Vakfı
kurulmuştur.
Türk Hava Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı'nın kuruluş
senedinin[20] 2. maddesinde yer alan amaç bölümünde
şöyle denilmektedir:
''. . . millî havacılık sanayimizin geliştirilmesi,
hava harp, silah ve vasıtalarının satın alınması, hayatî
önemi hâiz hedeflerin havaya karşı koruma imkanlarının
geliştirilmesi suretiyle Türk Hava Kuvvetlerine güç
katkısında bulunmaktadır. ''
Türk Deniz Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı'nın kuruluş
senedinin[21]1. maddesinde yer a1an amaç bölümünde şöyle
denilmektedir: ''Türk Deniz Kuvvetlerinin
güçlendirilmesi konusunda Türk Ulusunun maddî ve manevî
desteğini sağlamak Vakfın amacıdır.
Türk Kara Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı'nın kuruluş
senedinin[22] 2. maddesinde yer alan amaç bölümünde
şöyle denilmektedir:'' Mevcut kara silahları harp
sanayimizin geliştirilmesi ve yeni harp sanayî
dallarının kurulması, harp silah araç ve gereçlerinin
satın alınması, yurt düzeyinde hayatî önemi taşıyan
yerlerin korunma olanakları geIiştiri1mesi suretiyle
Türk Kara Kuvvetlerinin savaş gücünün artırılmasına
katkıda bulunmaktır. ''
Türk Silahlı Kuvvetleri Mehmetcik Vakfı'nın kuruluş
senedinin[23] 3. maddesinde yer alan amaç bölümünde
şöyle denilmektedir:
''Silahlı Kuvvetlerde yaptığı görev esnâsında hayatını
kaybeden veya sakat kalan erbaş ve erlerin kendilerine,
çocuklarına ve bakmakla yükümlü oldukları kimselere
sosyal ve ekonomik destek olmak ve çocuklarını
okutmaktır. ''
Kuruldukları tarihlerden itibaren kuruluş gayeleri
doğrultusunda verimli ve aktif faaliyetlerde bulunan bu
vakıflar, yüce mil1etimizin ilgi ve desteği ile her
geçen gün daha çok güçlenip gelişerek, Silahlı
Kuvvetlerimizin güçlenmesine büyük çapta katkıda
bulunmuştur.
Bu vakıflardan Kara, Deniz ve Hava Kuvvetlerini
Güçlendirme Vakıfları birleştirilerek, mal varlıkları
17. 06.198 7 tarih ve 3388 sayılı kanunla kurulan ''Türk
Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı'' na
devredilmiştir.
Kaynak: Vakıflar Dergisi, sayı 20, Ankara 1988.
--------------------------------------------------------------------------------
[1] Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi'nde kasada muhafaza
edilen 168 K nolu orijinal vakfiyye defteri s.282
ATEŞ İbrahim, "Hayri ve Sosyal Hizmetler Açısından
Vakıflar", Vakıflar Dergisi, S.19, s.78.
[2] Vakıflar Genel Müdürlü(ü Aşivi'nde Kasada muhafaza
edilen .8 K nolu orijinal vakfiyye defteri, s. 75-79.
ATEŞ İbrahim "Hayri ve Sosyal Hizmetler Açısından
Vakıflar", Vakıflar Dergisi, S.l9, s.78-79.
[3] Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivinde mahfûz "Vakfıyye-i
İstanbul Hâmis" adlı ve 574 nolu vakfiyye defteri,
s.39-40, sıra.16.
[4] Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivinde Mahfûz 595 nolu
vakfiyye defteri, s. 249-250.
[5] Kunter, Halim Baki, ''Türk Vakıflarının
Milliyetçilik Cephesi'', Vakıflar Dergisi, S.3, s.4.
Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivinde mahfûz 615
nolu vakfiyye defteri. s.188, sıra. 54.
[6] Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivinde kasada muhafaza
edilen 149 K nolu orijinal vakfiyye defterinin 122-123.
sahifeleri ve 572 nolu vakfiyye defterinin 27 -63.
sahifeleri ile 20. sırasında kayıtlı suret vakfiyyenin
35. sahifesi.
[7] Yond: Sürü ile gezen, terbiye edilmemiş yarı yabani
kısrak. Bkz. Türkçe Sözlük, s.1497 ve Kâmûs-ı Türkî,
s.1570.
[8] Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivinde kasada muhafaza
edilen 149 K nolu orijinal vakfiyye defterinin 142.
sayfası ve 572 nolu vakfiyye defterinin 2763.
Sahifeleri ile 20. sırasında kayıtlı olan suret
vakfiyyenin 36. sahifesi.
[9] Bâr: Yük, Gîr: (Giriften mastarından) Tutan,
kaldıran. Bâr-Gîr: Yük tutucu, yük kaldıran, yük
taşıyan anlamlarında olup hayvanlara, hamallara, araba
ve gemi gibi şeylere kullanmakla beraber, enenmiş
atlara da kullanılır. Bkz.Kâmûs-ı Türkî, s.262.
[10] Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivinde kasada muhafaza
edilen 149 K nolu orijinal vakfiyye defterinin 389-390
sahifeleri ve 572 nolu vakfiyye defterinin 27-63.
sahifeleri ile 20. sırasında kayıtlı olan suret
vakfiyyenin 55. sahifesi.
[11] Kunter, Halim Baki, "Türk Vakıflarının
Milliyetçilik Cephesi", Vakıflar Dergisi S.3.s.3.
[12] Vakıflar Genel Müdürlüğü Avşivinde muhafaza edilen
58. nolu vakfiyye defterinin 260-261. sahifelerinde
Arapçası ve 2132 nolu defterin 70-74. sahifelerinde
Türkçesi kayıtlı olan vakfiyye. ATEŞ İbrahim, "Hayrî ve
Sosyal Hizmetler Açısından Vakıflar", Vakıflar Dergisi,
S.19.s.75-76.
[13] Hatice Turhan Sultan'a ait vakfiyyenin orijinali
İst. Süleymaniye Ktp.de Turhan Valide Bölümünde 150
eski kayıt numarası ile muhafaza edilmektedir. Sureti
ise VGM Arşivinde muhafaza edilen Haremeyn 11 adlı ve
744 nolu defterin 112-135. sahifeleri arasında yer
almaktadır. Söz konusu kalelerle ilgili bölüm orijinal
vakfiyenin 23-29., sûret vakfiyyenin ise 115-116.
sahifelerinde yer almaktadır
[14] Tevbe süresi, ayet: 41
[15] Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivinde muhafaza edilen
735/2 nolu vakfiyye defterinin 119-123 nolu sahifeleri
ve 49.sırasında kayıtlı vakfiyyenin 2.sahifesinin
34-36.satırları ile 3.sahifesinin 11-42 satırları.
[16] Diz-dâr : Diz: Kale, dâr: (Dâşten mastarın dan)
tutmak, muhafaza etmek. Dizdâr: Kale muhâfızı
[17] Kethüdâ Aslı Ked-hudâ olup ev sahibi, kahya, daire
konak veyahut bir nevi işlerin idaresine memur olan
adam. Bkz.Kâmûs-ı Türkî, Kethüdâ Maddesi.
[18] Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivinde muhafaza edilen
2224 nolu orijinal vakfiyye defterinde Arap harfleriyle
ve 2157 nolu kütük defterinin 107. sahifesinde Türk
harfleriyle kayıtlı olan vakfiyye.
ATEŞ ibrahim,''Hasan Paşa'nın Hatay-Karamurt' taki
Vakıf ve Vakfiyyesi'', Vakıflar Dergisi.S.16, s.5-26
[19] Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivinde muhafaza edilen
950 nolu ve Nizâmât Tafsili adlı kütük
defteri.,s.47.sıra 6940.
[20] Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivinde muhâfaza edilen
Merkezi Sicil Defterinin 53. sırasında kayıtlı Vakıf
senedi.
[21] Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivinde muhâfaza edilen
Merkezi Sicil Defterinin 129. sırasında kayıtlı Vakıf
senedi.
[22] Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivinde muhâfaza edilen
Merkezi Sicil Defterinin 299. sırasında kayıtlı Vakıf
senedi.
[23] Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivinde muhâfaza edilen
Merkezi Sicil Defterinin 726. sırasında kayıtlı Vakıf
senedi.
 |