|
Göktürklerden geldiği bilinen iki destandan biri Bozkurt
Destanı ve diğeri Ergenekon destanıdır. Her ikisi de
kurttan türemiş olunduğunu gösteren bu efsanelerin, biz
günümüze ulaşabilen ve şekil değiştirip Türk dünyasının
muhtelif mekânlarına uyum sağlayan uzantılarından
hareketle, kurdun Türk inanç sistemindeki yerini
belirlemeye çalışacağız [1].
Erken devir
Türklerinde en önemli hayvan sembollerden birisi
kurttur. Türklerde türenilen varlık olarak sayılan
kurtlar daha ziyade Gök menşeli olarak kabul edilmiştir.
Erkek kurt resimleri, kaya resimleri (petroglifler) nde
şaman ve kam aletleri ve elbiselerinin üzerinde yer
almıştır. Zamanla kurt, devlet, hükümdarlık ve yiğitlik
gibi kavramlarla ilişkilendirilmiştir. Göktürk ve Uygur
devri Türk freskolarındaki kurt başlı bayrak tasvirleri
görülmektedir. Burgut Abidesi ile Buncikeş saray
freskoda görülen erkek ve dişi kurtlar türeme
efsanelerinin sanata yansımasıdır. Oğuz’a yol gösteren
gök yeleli erkek Kurt’un güneşten çıkmış olması Kültiğin
Kitabesinin doğu tarafından “Tanrı güç verdiği için
babam hakanın ordusu Kurt gibi düşmanı koyun gibi imiş”
gibi ifadeler Kurt’un Gök ehli olduğuna işaret
etmektedir [2].
Türkler
zevk, düşünce ve inanışlarına göre bazen bir renge ilahi
bir boya da vermişler ve onu Tanrının rengi gibi
görmüşlerdir. Uygurca Oğuz Kağan Destanı’nda “Ufukta bir
Kurt (Börü) görünür. Oğuz Kağan’ın ordusu kurdu izler,
kurt bir yerde kayıp olur. Oğuz hakan Tanrı bizim buraya
gelmemizi buyurdu, deyip orada durur” Gök Kurt, Tanrının
alameti ve habercisi gibi Türklere yol göstermiştir [3].
Mavi şeye karşı saygı bütün Türk halkalarında vardır.
Eski inançlara göre bu renk Tanrı rengidir. “Gök”
kelimesi genel olarak yaşamak yenilenmek gençleşmek
yeşermek anlamını verip göyermek bu anlamdadır.
Nuh
Efsanesinde Tufan’dan sonra Nuh’un oğlu Yasef’e de Turan
denilen Türk toprakları düşer ki, efsanelerde Türkler bu
Yasef’den gelmiştir. Yafes’in oğullarından birisinin
ismi Maruh ve Onun Lakabı Türk’tür. Türkçeyi ilk defa
ortaya çıkaran bu kişidir. Bundan dolayı kendisine Türk
denilmiştir [4].
Çin
kaynakları Kök Türk Kağanlığı Fetret devrinden çıkarken
liderliği üstlenen yol gösteren A-shih-na (Aşina) ve
Ashih-teler(Aşite) isimli iki ünlü aileden söz
etmektedir. Çin yıllıkları Kök Türklerin Hunların bir
kolundan geldiğini açıklamaktadır. Efsaneye göre bu
aşiretin adı Aşina’dır. Kök –Türklerin atalarını
düşmanları tamamen imha edince bir tek çocuk kurtulur.
Kolları ve bacakları da kesilmiş olan bu çocuğu kurt
besler. Efsaneye göre Tanrı bu kutlu soyun yok olmasını
istememiştir. Çocuk ile Kurt birleşirler ve dünyaya 10
çocukları gelir. Kurt Tanrı’dan gelen buyruğu dinleyerek
bunlara yol gösterir. Çoğalan bu aile Aşina adını alır
ve çadırlarının önüne Kurt başlı bir sancak asarlar[5].
Adilhan
Adiloğlu, Kurdoğan’ı izah ederken, Türk mitolojisindeki
Al-Ruhu, demir –demirci kültü ile bağlantılayıp
etimolojik tahlilinin yanı sıra kahramanın destandaki
yeri itibariyle de tezini savunmakta ve Sümer –Türk
bağlantısından da delil getirmektedir[6]. Ayrıca, yazar
Karaçay Balkar ve Oset Nart destan kahramanlarından
Örüzmek’den söz etmektedir. Bu Kafkas destan kahramanı
gökten gelmiş bir taşın içinden çıkmış ve bir dişi
kurdun sütüyle beslenmiştir[7].
Bu
tahlillere bir boyut daha eklenebilir. Türkçede ala, kır
ve boz büyük ölçüde eşanlamlı olup yekdiğerlerinin
yerine kullanılırlar. Türk mitolojisindeki geyik “ala
geyik” tir. Kurt “Bozkurt”tur. At “kır at”tır. Eş
anlamlı bu üç kelime Kara ve Ak’ın karışımı karşılığında
kullanılır. Buradaki kara, siyah değildir. Ak da beyaz
değildir. Kurt Alagan bize göre Bozkurt demektir.
Karaçay
–Balkar ve Oset Nart destanlarında “Ala wgan” ve
“Kurdalagon” adlı kahramanlar vardır. İri cüsseli olan
Alawgan kendisine uygun bir kız bulamayınca “emegen”
(dev) bir kadınla evlenir. Alagan’ın etimolojisini
yapanlar bu kelimeyi “alanların Kurt soyundan olan
demircisi” veya “ Kurt Soylu Alangan” şeklinde izah
etmektedirler[8].Al –Ruhu veya iyesi koruyucu bir
iyedir. İyelerin ak veya kara iye olmaları arasında çok
ince bir çizgi vardır. Nihayet her ikisi de iyedir. Kara
iyeler kendilerinden korunulmak için onlardan çekinilir.
Ak iyelerden ise yardım alınabilmek için onlara iyi
davranılır. Od –ateş hastalık mikroplarını yakarak
öldürür. Aklar paklar. Ancak ister ise her şeyi yakar.
Kutsallığına inanılan Kurt gücü temsil ederken, icabına
riayet etmeyene karşı da bu gücünü cezalandırıcı olarak
gösterebilir.
Azerbaycanlı
halk bilimci İ.M. Hekimoğlu’na göre Karapapah Türkleri
arasında yaşayan halk inançlarına göre kurt ile Boz
donlu Kurt ayrıdırlar. Donu boz olan Kurt, bozkurt
hayatı boyunca sadece bir kurtla çiftleşirler. Dişisi
veya erkeği ölen bir bozkurt başka bir kurtla
çiftleşmez. Halk arasında birbirini çok seven çiftler
için bozkurt benzetmesi yapılır. Bu tür çiftler ardı
sıra ölürler. Anadolu’da bu türden ölümler için
“dayanamadı yanına gitti” denilir[9].
Kırım
Tatarları Kıpçak bölgesinde Kurt’a “Börü” ve Kırsal
kesimde ise “Kaşkır” veya “Kurt” denilmektedir. Kurta
Kaşkır (Kaşı kır olan) denilmesi kurdun adının telaffuz
edilmek istenmemesindendir. Kurt kutsal olup tekin
olmayan diğer güçler gibi onun isminin telaffuzundan
kaçınılır. Aile fertleri içerisinde hanımın eşinin
ismini vermemesi inancında olduğu gibi. Kırımda Kurt
ismi genellikle “Börü” kelimesi kullanılarak karşılanır.
Kırım’da halen köy, nehir ve mahalle ismi olarak Kurti
adı vardır. Tatar-Türk düşüncesine göre “Kara Oğuz
nerede var ise, kurt da orada vardır”[10].
Kurt ile
ilgili inanç muhtevalı tespitler gündeme “don” kavramını
da getirmektedir. Halk sufizminde de tuttuğu önemli yer
itibariyle Kurt Donu’na girilebilmiş olduğu fikri
ağırlık kazanmaktadır. Güvercin, Aslan, Geyik donuna
girilebildiğinin örneklerini biliyoruz. Kurt bazen
canavar kelimesi ile karşılanabilmektedir. Bu anlamda
Kurt sıradan bir hayvandır. Kendisinden türetilmiş
olunan, yol gösteren, manevi güç yüklü, kut bulmuş olan
kurt boz olan ismi verilmesinden çekinilen ve ondan
bahsedilmesi gerekince Kırkaş-Kaşkır gibi isimlerle
tanımlanan kurttur. Bu kurt sergilediği yaşam tarzı ile
örnek olmaktadır. Donuna girilen kurt budur. Bunun payı
ayrılmaktadır. Zira bu kurdan semavi boyutu vardır.
Bunun verebileceği muhtemel zararlardan korunmak için de
bir takım saçılar yapılmaktadır. Mesela ona nezir
adanmaktadır.
Kamizmde
“Angır” diye bilinen kutsal bir kuş vardır. Bu kuş
öterken ağlar gibi sesler çıkarır, bu kuşun eti
yenilmez, öldürülmesi halinde bir felaketin olacağına
inanılır. Köpeğin, Börü – Kurt gibi ulumasında da baykuş
da olduğu gibi ölüm getireceğine inanılır. Köpeğin kurt
gibi uluması gözüne kötü ruhların kara iyelerin
görünmesi sebebiyledir. Bütün köpeklerde bu türden
iyelerin hasleti yoktur. Sadece anlında “Görmekçi”
denilen iki benek bulunan köpekler bu iyeyi görebilir ve
görünce de ağlarlar[11].
Anadolu’da
baykuşun görünmesi ve köpeğin kurt gibi uluması ölüm
haberi olarak bilinir. Onları uzaklaştırmak onlara
yiyecek verilir. Bu, kazayı savmak için yapılmış bir
sacıdır.
“Türük
Tengrisi”, “Türük Hakanı”, “Türük Buyruku” ve “Türk
Budunu” bir bütünü oluşturuyordu. Türkün Tanrısı; Türke
Budununu Türk Hakanının Türk Buyruğu üzre yönetmek üzere
kutsamıştır[12].
Türk
kağanları kendilerini, insanları idare etmek üzere Tanrı
tarafından görevlendirilmiş olarak kabul ve taktim etmiş
böylelikle de hâkimiyetlerini ilahi bir menşe’e
dayamamışlardır. Onlar Gök tarafından tahta
çıkarılıyordu. Onlara gök ve Yer tarafından hayat
veriliyordu. Kutsal değil kutlu idiler. Tek Tanrı
İnancına dayanan ve Gök dini diye isimlendirilen din Gök
Türklerin dini idi. Bu dine Tengricilik de
denilmektedir. Bu dinde Kağanlarda Gök’de kut
buluyorlardı[13]. Göksel bir varlık olduğuna inanılan
Kurt’da şüphesiz Tanrı değildi, Göksel olması itibariyle
Kut bulmuş olacağından sadece kutsaldı. Kut bulmuş
kağanın bayrağına kutlu hayvan Kurt yakışırdı.
Erzurum ve
çevresinde doğum yapacak hanımı al basmaması için
yastığının altına bir parça Kurt derisi konulur. Kadını
ve çocuğu koruyacağına inanılan bu uygulamanın
derinliklerinde Ata Ruhu, Kurt Ata inancı olmalı[14].
Güney Doğu
Anadolu’da kırsal kesim ebelerin de mutlaka bir Kurt
Kafatası kemiği bulunur. Ebeler kırk basan çocukları bu
kurt kafatasını hamam tası gibi kullanarak yıkarlarsa
çocukların şifa bulacağına inanılır[15].
Karaçay
Türklerinde hamile kadınlar yanlarında kurt dişi
taşırlar. Dünyaya gelmiş erkek çocuğun beşiğinin dört
yönüne kurt resmi çizerler[16].
Kuzey
Azerbaycanda loğusa kadının yastığının altına bebek
erkek ise; kurdişi, bıçak,kurt ağzı, kartal gagası,
kemik konulur. Kız olsa dopak, makas, iğne, sap, üsküf,
ayna konulur[17].
Sarıkamış,
Kars ve çevresi Türk aşiretlerinde erkek çocuğun
büyüyünce cesur olmaları için burun kanatları iğne ile
delinip buradan kurt kılı geçirilir. Bu yörede çocuk
beşikleri için yapılan koruyucu büyülerin içerisinde
Kurttırnağının da konulduğu olur.
Salıncakta
sallanmakta olan kıza çubukla vurulur ve aniden
nişanlısının ismi sorulur. Kızın ismini söyleyeceği genç
erkeğe hemen gidilip müjde verilir ve kız istetilir
oğulları olur ise kurt dişi ve kurt damağı ile
yıkanılır. Böyle çocukların cesur olacağına
inanılır[18].
Moğollar’a
yenilen Kumanların bir kısmının Kafkasya çevresine ve
Gürcistan’a iner, bir kısmı da Bönek’e inip Hıristiyan
olurlar. Hıristiyan Kumanların Şamanlıktan /
Tengricilikten bir türlü ayrılamadıkları belirtildikten
sonra “Bönek gece çadırından çıkarak kurt gibi uludu
Kurtlar buna cevap verdi. Buradan düşmanı yeneceğini
anladı”[19]. Kaşkarlı Mahmut’un verdiği bilgiye göre
hamile kadına “tilki mi yoksa kurt mu diye sorarlar.
Tilki diye cevap verenin kızı, kurt diye cevap verenin
ise oğlunun olacağına inanılır [20].
Bulgaristan
Türklerinde Hıdırellez de üzerinden atlanılan ateşten
alınan közün üzeri örtülür. Sabahleyin külün üzerindeki
şekillere mana verilir. Şekiller kurt izine benzer ise
mutluluğa yorumlanır. Kurt gelecekteki başarıların
simgesi olarak kabul edilir[21].
Bu tespitte
yeniden doğuşun simgesi olan Hıdırellez motifi
koruyuculuğun simgesi olan od/ateş/ocak ile ve
gelecekten haber veren yol göstericiliğin simgesi olan
Kurt motifi ile birleşmiştir.
Avar ve
Kumuklarda da köpeğin kurt gibi uluması ölüm haberi
olarak algılanır [22]. Kırım’da köpeğin kurt gibi
ulumasının uğursuz işareti olduğu inancı çok yaygındır.
Kötü bir haberin geleceğine yorumlanır. Yol gösterici
geleceğin iyi haberinin müjdeleyicisi olarak bilinen
kurdun uluma şeklinin köpek tarafından taklit edilmesi
halinde uğursuzluğa yorumlanışı anlamlı olmalı.
Kafkasya’da Kumuk ve Nogaylar arasında köpeğin kurt gibi
uluması, onun gözüne bazı kara iyelerin görünmüş olması
şeklinde izah edilmektedir.
Tatar
Türklerinde insan ismi olarak Kurtnezir’in olması Kurt
Nezir, kurda adak, veya kurdun adağı demektir. Nitekim
Muhammed Nezir, Muhammade adak kurban, veya Muhammed
Adağı kurbanı demek olmaktadır. Kurdun kutsal olduğu
dönemdeki bir ifade biçimi İslamiyet’te içeriğini
yitirmeden sürmüştür. Yine Kırım Türklerinde Seyit Börü,
Seyit Kuvtov ve Kurt Seyidov gibi insan isimleri vardır.
“Seyit” bilindiği gibi Hz. Muhammedin soyundan gelenlere
verilen bir isimdir.
Don
değiştirme itibariyle kurt bahsine tekrar dönülecek
olursa, Cebe kelimesi metinlerde, miğfer bazen de Cübbe
karşılığı olarak kullanılmaktadır. Kurt’un başta,
miğfer’de veya sırtta, kaftanda oluşu onun genel anlamda
“don” karşılığında kullanılmasından kaynaklanmaktadır.
Şahıs böyle bir dona bürünmüş olmaktadır. Kurtcebe,
Kurtdonlu demek olmalı. Nitekim Kurtcebe ismini, insan
ve aile adı olarak tanıyoruz[23].
Karaim
Türklerinde köklü bir kurt kültü vardır. Karaimlerde
Kurttan türemiş olma inancı çok yaygındır. Karaimlerde
sık tekrarlanan bir söze göre “Temelimiz kurttan
olmuştur”[24].
Kurtlu insan
ismi de Karaylarda ve Tatarlarda çok yaygındır. Zikir
kurt, Kurt Nezir gibi isimlere rastlanılabilmektedir.
“Allahım bizi kurttan bağışla” şeklinde diye başlayan
dua örnekleri vardır. Afganistan Hazara Türklerinde
Muhammet Nezir diye insan ismi vardır. Dede Korkut
Destanı’nda “...Kara başım kurban olsun kurdum
sana...”[25]bir zikir midir?
779
senesinde Yablakar ailesinden Börü /Böğü Kağan’ı
öldürerek Tun Baga Tarkan tahta geçmiştir. Göktürk-
Uygur dönemi Türk tarihinde çok sayıda içerinde Kurt
veya Börü geçen insan ismi vardır. Börü sıradan insan
ismi olmayıp soylulara mahsusdur.
Kurt, Türk
Onamastiği’ne de doğal olarak yansımıştır. Yörüklerde
“Kurt Cemaati” isimli bir cemaat var olmuştur[26].
Kurdun toponomiye yansıdığını dağ, ova, kasaba, kaya
isimlerinde sıkça görebiliyoruz.
Bağlamak,
bağlanmış olmak, bağı bozmak halk inançlarında yeni evli
çiftler için ilişkide başarısız olmalarını sağlamak için
yapılmış bir nevi büyüdür. Bu büyüden korunmak ve
gerektiğinde kurtulabilmek için bir takım inançlar
taşınır ve uygulamalar yapılır. Biz bu koruma ve
kurtulma tatbikatlarından kurt ile ilgili olanlar
üzerinde duracağız. Zira Kurt Ata ve Kurt ana inançları
doğurmak ve doğurtmak fiilleri ile ilgilidirler.
Hakkâri’den
yapıp yayınladığımız bir tespit de çocuk yaşta erginlik
yaşında ve yaşlılıkta kız ve hanımların kemer tokası
farklıdır. Erginlik yaşından sonra genç kızlar tokasında
kurt kabartması olan gümüş kemer takarlar. Bu kemerler
çoluk çocuğa karışıldıktan sonra yeni genç kızlara
bırakılır[27] Bu tespit bir çocuk yaşta ve yaşlılıkta
yani doğurganlık yaşından evvel ve sonra kurttan üreme
ile ilgili korumasının olmadığımı düşündürmeli.
Maraş,
Adıyaman ve Kayseri’de kurt kanı ile sigara kâğıdına
özel tılsım yapılıp oğlanın kapısının eşiğinin altına
gömülür ise ve gömen şahıs arkasına bakmadan oradan
uzaklaşır ise, damadın ay dört defa oluncaya kadar eşi
ile birleşemeyeceğine inanılır[28].
Hakkâri’nin
bazı yörelerinde bağlı çiftlerin bağlarını bozmak için
gelin ve damat parmaklarını kurt kanına bularlar ve
kanlı parmaklarını çaprazlaştırarak çarpı işareti gibi
yaparlar[29]. Orta ve başparmakla yapılan bu çapraz
işaret çocuklar arasında küs işareti olarak bilinir.
Aynı işareti kolların bağlanması şeklinde yapılınca
yapanın kısmetinin kesileceğine inanılır.
Bağlı gelin
ve damadın bağlarının bozulması için de uygulanılan bir
takım yöntemler vardır. Güneydoğu Anadolu Türkmenleri ve
Hakkâri yöresinde bağın bozulması için çiftler kurt
postu üzerinde birleştirilirler. Toros Türkmenlerinde bu
arada Alanya ve Antalya’da henüz vurulmuş kurdun
soğumamış kanı ile bağlı çiftlerin cinsel organları
yakınılır[30].
Ergenekon
efsanesindeki Türk genci ile birleşen dişi kurt Emel
Esin’e göre semboliktir. Bu dişi kurt Bozkurt
donuna/kılığına girmiş düşmandan kendisini ve yaralı
Türk gencini korumuş bir Türk kızı kadın kam
olabilir[31].Kurt veya Bozkurt donuna girebilmiş olma
konusu üzerinde ayrıca duracağız.
Umay gibi,
ananın da (kurdun) çocuğu korumak rolü olduğu düşünülür
ise çocuğu kurtaran kadın kamın dişi bozkurt gibi
tasavvur edilmesi akla gelebilir[32].
Gök Tengri
Yaradılış Efsanesinde erbah kurt, yerini dişi kurda
bırakır. Efsaneye göre, düşmanla yapılan savaşta sağ
kalan bir erkek çocuğu bilindiği gibi kurtaran dişi
kurttur[33].
Kurt Baba
isimli Anadolu’da yatırların olduğu bilinmektedir. Geyik
Baba yatırlarındaki ulu zatların Geyik donuna girişleri
ile ilgili efsanelerin varlığı bilinmektedir. Bilindiği
gibi Babalar adeta geçmişlerin Kamlarıdır. Konya’da ki
Kurt Baba, Kastomunu’daki Kurt Şeyh, Konya Tavşanlı’daki
Kurt Dede’nin Kurt ismini almış olmaları incelenebilir.
Halk
Efsanelerinde şekil değiştirme cezalandırma, Beddua
sonucu oluşma, keramet gösterme, utanma duygusunu yerme
gibi durumlar sonucu oluşur. Şekil değiştirme, taşa
dönüştürme gibi süreklilik arz eder. Keramet sahibinin
kendisini başka bir şekle sokabilmesi halk inançların da
don değiştirme olarak bilinir. Don değişen kutlu kişi,
gireceği donu kendisi seçer. Bu arada hayvan donuna da
girebilir. Muhakkak ki seçilen donun ve değişik donları
seçmiş olmanın da sistem içerisinde yeri vardır[34].
Dişinden,
kılından, tırnağından, yağından, pöstekisinden,
kanından, kafatasından korunmak ve kurtulmak için
yararlanılan kurt seccadelerinden mezarının toprağından
Çınarının yaprağından yararlanılan adeta bir ulu baba,
ulu dededir. Bu görünümü ile Kurt, Kurt atadır.
Türklerdeki Baba Kültü ile Kurt Ata Kültü uyuşmaktadır.
Güney
Türkistan’da; Börü Han, Börü Nisa, Börü Nisan, Börücan
gibi kız isimleri ve Börü, Börübey, Börcübek, Cinborü
gibi erkek insan isimleri kullanılmaktadır. Bu bölgenin
Türkleri yaşamayan çocuklarını esnetilmiş Kurt derisinin
ağız kısmından geçirmektedir. Böylece yaşayan çocuğa
Börü ismi verilmektedir[35].
Türk
Dünyasının birçok yerinde çocuğu yaşamayan anne çocuğunu
bir yatıra satar. Böylece çocuğun yatırın koruması
altına girdiğine inanılır. Bu tür çocuklara ya yatırın
ismi verilir veya cinsiyetine göre Satı veya Satılmış
adı konulur. Bu çocuk hayatının dönüm noktalarında o
türbeyi ziyaret eder.
Güneydoğu
Anadolu Hakkâri ağırlıklı Pinyaniş aşiretinde kurt
silahla vurularak öldürülmez. Bunu yapan şahıs
aşağılanır. Kurdun zararsız hale getirilmesi için özel
sürek av yöntemleri vardır. Bu kurda saygılı bir
uygulama biçimidir.
Saim
Sakaoğlu yaptığı konu ile ilgili çalışmada da Borak
aşiretinde kurdun uğuruna inanıldığını kurt başına
kutsiyet izafe edildiğini, Pervaride kurda atılan
tüfeğin patlamayacağına inanıldığını,
belirtmektedir[36].
Güney
Azerbaycan’da yaşayan Kaşgay Türklerinde Kurt’a
küfredilmez. Kurdun evcil olmayan hayvanlar arasında
itibarlı bir yeri vardır[37].
Anadolu
Azerbaycan ve bir kısım Kafkasya coğrafyasını da
kapsayan Dede Korkut Destanı’nda yukarıda da
belirtildiği gibi “...sudan kiçdi bu kez bir kurda tuş
oldu. Kurt yüzü mübarek dür”[38] ifadesini biliyoruz.
Kurt yüzü mübarek bilinmiştir.
Stalin’in
Karaçayları Kafkasya’dan sürmeden evvel 1940 lardan önce
davası mahkemeye akseden Karaçay Türkleri yemin
ederlerken ellerini kurt kirişine basarlardı. Üzerine
yemin edilen nesne yalan söylenilmesi halinde yalan
söyleyeni çarpan, çarpma gücünün olduğuna inanılan
şeydir. Kutsaldır. Mukaddes olarak kabul edilir.
Karaçaylar
1940 yılından sürgüne gönderilinceye kadar yetişkin
insanların ahşap karyolarının yan taraflarına oyarak
kurt resmi yaparlardı[39] Kurdun birçok bayrak, flama,
kokartta yer almış olması aynı inancın bir ürünüdür.
Nakşedilmiş kurt motifinin koruyuculuğu inancının bir
sonucudur. Bu koruma bazen yol gösterme şeklinde de
olabilmektedir.
Iğdır
Soykırım Anıt ve Müzesi’nin rölyefleri arasında asker,
kurt, kartal ve at motifi yer almıştır[40] Bunlardan her
dördü de koruyucu, kurtarıcı, yol göstericiliğin Türk
tefekküründeki simgeleridir.
Bozkurt ve
Türeyiş Destanlarında olduğu gibi Cengiz Han Destanında
da Kurttan türeyiş vardır. Bahattin Öğel Doğu Sibirya
ilkel kavimlerinin de atalarının kurt olduğuna
inandıklarını belirtmektedir[41].
Kurt
motivinin Türk Dünyası’nın muhtelif kesimleri ve Kızıl
Derili efsanelerinde yer aldığını Etrüsler’den bahisle
yapılan karşılaştırmalı çalışmalar da olmuştur[42].
Ancak biz yazımızın kapsamını fazla genişletmek
istememekteyiz.
Biz 2000
yılında katıldığımız Koş-Ağaç, El –Oyun Kültür
Şenliklerinde Kurt Başlı filamanlara şahit olduk. Bölge
kazılarımdan çıkarılan arkeolojik buluntular Dağlık
Altay Müzesine konulmuştu[43].
Kafkasya
Türkmenlerinde 16-30 Ocak tarihleri arasında günlere
“Kurt Günleri” denir[44]. Gagauz Türklerinde her yıl kış
aylarında “Canavar / Kurt Yortusu” yapılır. Başalma
(Beşleme) Mikail Çakır Etnoğrafya Müzesi’nde bu
yortuları anlatan dokümanlar vardır[45].
Nazar, kem
gözden korunmak Türk halk inançlarında önemli bir yer
tutar. Nazar muhakkak bizzat görülerek yapılmaz. Giyaben
de nazar değebilir. Sadece canlı ve cansız mala değil
insanlara bilhassa çocuk ve kadınlar nazar olabilirler.
Nazara uğrayan mal mülk zarar görünebilirken, insanlar
hastalanıp ölebilirler. Nazar için yarı ölümdür,
denildiği olur. Nazar‘dan korunmak için bostanlara kurt
kafası dikilir.
S.Sakaoğlu’nun
Sıtkı Aras’dan derlediği bir bilgiye göre, uğuruna ve
yararına inanılan “Kurt Yağmuru” bulutsuz ve güneşli
havada yağar. Bu esnada kurdun doğurmakta olduğuna
inanılır[46]. Bu tespiti biz diğer kaynaklarla teyit
ettik.
Afyon –
Bolvadin’de yaşayan Karabağlı Karapapah Türkleri Nevruz
( Yenigün) de tarlaya “Kurt Kafası” dikip bereketi
cezbetmek için Onun etrafında dönerler[47].Kurt
kafasının koruyuculuğuna da inanılır. Bu uygulamada
Artova-Tokat’da vardır.
Kumuk
Türklerinde Börü Gözü (Kurt Gözü)nün nazara karşı
koruyucu etkisi olduğuna inanılır. Aile fertleri
arasında ihtilaf çıkmış ise geçimsizliği gidermek için,
ihtilaflıların arasından geçilir. Böylece dargın
çiftlerin barıştırılacağına inanılır. Bu uygulama bizzat
yapılamaz ise, temsilen de yapılıp Küsler
barıştırılır[48].
K.Afganistan
Türklerinde Kurt Dişi çocukların nazardan korunmaları
izin kullanırken, Türkmenler çocuğun kalpağına, Özbekler
Kelepoş’una ve omuzuna kurt dişi takarlar. Kurt dişi
Türkiye Türklerinde de nazar boncuğu olarak kullanılır
ve mavi boncukla birlikte kızların saçına örüklerinin
içine erkek çocukların omuzuna, yakasına ve beşiğine
takılır[49].
Türkiye’de
muhtelif vesilelerle belirtildiği gibi, bebeği yaşamayan
kadınlara ve çocuklara yapılacak koruyucu uygulamalarda
“ kurttan yararlanma ile ilgili inançlar da vardır. Bu
arada nazarlığa kurt dişi ve kurttırnağı takılır. Bebek
kurt derisinin ağzından geçirilir. Cesur olması
istenilen erkek çocuğun burun kanadı delinerek buradan
veya kulak memesi deliğinden kurt kılı geçirilir. Kırk
döneminde çocuklar kurutulmuş kurban gözü ile olduğu
gibi, kurt gözü ile de banyo yaptırıldığı olur.
İçerisinde kurt dişi, kurt postu, kurt tırnağı olan
nazarlıklar beşik veya salıncağa takılır[50].
Güney
Türkistan’da durmayan (yaşamayan) erkek çocuklar için
özel yapılmış kurtağzından çocuğun büyükbabası veya
büyükannesi çocuğu geçirir. Anadolu’da ise kurdun
çeşitli fonksiyonlarına Türk Dünyasının diğer
kesimlerinde olduğu gibi, inanılır[51].
Özbekistan’da bebeği nazardan korumak için onun başına
nazarlık olarak Kurt Kemiği, Kurt dişi, acı ısırık
(üzerlik) Sarımsak ve iğne konulur, muska yapılır[52].
Anadolu’da
Ballayan Türkmen aşiretinde kötü kişinin nazarından
korunmak için okunarak ağzı bağlanınca, iki muska
yapılır. Bunlardan birisi ulu bir ağacın altına diğeri
eşiğin altına gömülür[53]. Buradan hareketle korumada
ağız bağlama bahsine geçeceğiz.
Ege ve
Akdeniz bölgesinde; Bozkurt’un dişini cebinde taşıyan
kimseye nazarın değmeyeceği ve bu kimsenin uykusunda
sayıklamayacağı inancı vardır. Bozkurt’un kurtulmuş gözü
toz haline getirilerek sürme gibi göze çekilirse, o
gözün iyi göreceğine hiç ağrımayacağına inanılır. Bu
yörede gece kurtlardan bahsedilmez, aksi halde bir kıl
koparılır veya ateşe çivi atılır[54]. Bu tespitte
yanılmıyorsak Bozkurt’un ak iye, diğer kurtların kara
iye görünümü var. Her iki kurtta da halk inancına göre
bir kuvve tespiti yapılmıştır. Ancak fonksiyonları
farklıdır. Boz olmayan kurdun muhtemel zararından
korunmak için demir ve ateş kültleri devreye girmiştir.
Anadolu’da yılan, cin gibi varlıkların isminin gece
geçmemesine özen gösterilir.
Bolvadin –
Karabağ Türkmenlerinde ağılları nazardan korumak için
kapının önüne bir sırık dikilir ve üzerine kurt başı
takılır[55].
Azerbaycan’da su bıçakla bağlanır. Kurtağzı Türk
dünyasının birçok yerinde keza bıçakla bağlanır.
Anadolu’da kız istenilince ailesinin ve imtahana girince
öğretmenlerin ağzı iğne ile bağlanılır. Ayrıca yol
bağlamak, kapı bağlamak ile ilgili inançlar da vardır.
Anadolu’daki
“kurtağzı bağlaması” uygulaması Bayır –Bucak
Türkmenlerinde de vardır. Evcil bir hayvan dağda, merada
kalıp köyüne dönmemiş ise, o hayvana kurdun zarar
vermemesi için merasim ve duaları yapılarak kurdun ağzı
bağlanır. Beklenilen hayvan çiftliğe dönünce, açlıktan
ölmemesi için kurdun ağzı açılır. Bu uygulama Güney ve
Kuzey Azerbaycan Türklerinde de vardır[56].
Karaçay
Türklerinde de kurtağzı bağlamak vardır. Bunun için
bıçak kınından çıkarılır ters çevrilir, bıçak ve kını
ilgili duası okunarak birbirine bağlanır. Hayvanlar
otlaktan salimen dönünce, kurt açlıktan ölmesin diye
ilgili dua okunarak bıçak ve kını açılır. Buna kurdun
ağzının açılması denir. Bu uygulama da “bıçak” ve
“bağlama –bağlanma” temalarının yanı sıra halk
inançlarındaki merhamet motifi de yer almaktadır. Kurdun
avlanması onun meşru yoldan rızkını aramasıdır. O’na
mani olunmamalıdır.
Kuzey
Kafkasya’da Tabasaranlar’da köyden birinin ineği
itse(kaybolsa)Molla kurdun ağzını bağlar. Kurtağzı
bağlamak Karapapak, Kırmanç ve Kumanlarda da vardır[57].
Koyun
Abdal’ın bağlarda koyun sürüsünün otlattığı koyunların
meyvelere hiç dokunmadan sadece otları yediği koyunların
bağlara zarar vermeyeceğini koyun abdal’ın garanti
ettiği anlatılır. Koyunlar halisane otlatılır ise sadece
rızıklarını yiyebilecekleri inancı ulu zatlarla ilgili
anlatımlarda çok sık rastlanılır[58].
Azerbaycan’ın Kazak bölgesindeki bir inanca göre hiçbir
dişi kurt erkek yavrusu ve erkek kurt da dişi yavrusu
ile çiftleşmez. Kurtların yakın çevrelerindeki
hayvanlarını parçalaması ilginçtir. Karınlarını
doyurabilmek için başka muhitlerden hayvan bulurlar[59].
Enver
Börüsoy’un bir araştırmasına göre; Kurt saldıracağı
kimsenin dikkatini çeker, saldıracağını duyurur. Aniden
ve arkadan saldırmaz. Her kurdun saldıracağı kendi
sürüsü vardır. Birbirlerinin sürülerine saldırmazlar.
Azerbaycan’ın Kazak bölgesinde çobanlar bakmakta
oldukları sürülerin sahiplerinden “Kurt payı” alırlar.
Kurt payı kurtların hakkı olarak bilinen bir miktar
ettir. Çobanlar 10-15 kilo kadar eti yemeleri için
kurtlara ayırır ve onların rahat yiyebilecekleri yerlere
koyarlar. Kurdun payının ayrılması anlaşılan zahiri
mahiyetinin yanı sıra Batıni boyutu ile nasiplerinin
paylaşılması olayıdır. Kurdun da rızkı bir yerden
gelmelidir. Onun da beslenme hakkı vardır. Anadolu’da
ekin toprağa atılırken “kurdun ve kuşan payı” ilaveten
toprağa serpitilir. Nevruz uygulamalarında ambar
temizlemede kurdun – kuşun payı Anadolu ve Güney
Azerbaycan da çok gözetilir.
Türk
Dünyası’nın hemen hemen her yerinde görülen “Kurt Ağzı
Bağlama” uygulamasının derinliklerinde helal –haram ve
rızk-nasip inancı vardır. Kurdun ağzı bağlanılarak ölüme
terk edilmesi amaçlanmaz. Kurda adeta yememesi gereken
evcil hayvan için işaret verilmiş olunur. Evcil hayvan
yerine dönünce kurdun ağzı açılır. Kurdun ağzı çok kere
bıçakla bağlanır. Bağlanmak Türk halk inançlarında bir
kodtur. Bağlanmak ve açılmak bıçak –demirle yapılar.
Demir de Türk halk inançlarında bir külttür. Bağlanma ve
açılmanın dua eşliğinde yapılmış olması, yapılan
uygulamanın İslamileşmiş oluşundadır. Uygulama da bazen
hocanın yer almış olması kam’ın rolünü üstlenmiş oluşu
ile izah edilebilir. Bazı uygulamalarda bu esnada
yakılmış ateşin sönüp sönmediğine bakılması, sönmüş
olması halinde kurdun hayvanı yemesi şeklinde
algılanması, kurdun hayvanı yemeyeceğinin işareti olarak
kabul edilir. Bize göre bu Türklerde adalet kavramının
antolojik temelinin varlığını da gösterir. Tengride
kurt, kut bulmuş ise, bunun da bir nizamı vardı[60]
Kurtağzının
bağlanılması gibi kurdun içerdiği manevi kuvvetten
istifade ile insanların ağzı, dili, gönlü bağlanabilir.
Bunun için kurt yağı kullanılır. İnanca göre kurt yağı
insanların sevimli görünmelerini önler ve şirin
konuşmalarına mani olur.
Düşmanlık
yapılmak istenilen kimsenin ağzını, dilini, kapısını
bağlamak için, o kişinin kapısına kurt yağı sürülür.
Böyle kapıları “Bağlı Kapı” denilir[61].
Nahçıvan’da
Kurt’a kutsiyet atfedilir. Kurt’un tekin olmadığına
inanılır. Kurt yağı sürülmüş bir ailenin aile fertleri
arasında tatsızlık çıkacağına inanılır ve “ Kurt Yağı
ile ocak yıkılır” denilir[62].
Azerbaycan
Türklerinde iki insan arasında ihtilaf çıkması isteniyor
ise, bunların arasını açmak için birisinin üzerine “kurt
Yağı” sürülmesinin gerektiğine inanılır[63].
Sonuç
Kurt Eski
Türk İnanç Sisteminde Tengriden kut bulmuş bir canlı
olup, Tanrı değil ancak semavi bir varlık dır. Fiziki ve
cinsel özellikleri de bulunan bu varlık boz, kır renkli
ve çok kere dişi sıradan bir kurt olmaktan ziyade kurt
donuna giren bir ata ruhudur. Bozkurt olarak mitolojide
yer alan bu varlık Ata ruhu, Kam kültünün bütün
özelliklerine sahip. Kendisine sevgi ve saygı duyularak
yardımının alınabilmesine çalışılan ve kendisinden
korkulup çekinilerek zararından korunmak istenilen bir
varlıktır.
Boz kurt’un
hayatın her safhasında fonksiyonunun olduğuna
inanılmaktadır. İnsanlar dünyaya gelmeden, geldikten
sonra, isim almalarında evliliklerinin muhtelif
dönemlerinde, bereket edinme, savaş kazanma gibi
mücadelelerinde, görünmeyen güçlere karşı savaşlarında
hastalıklarında, gelecekten haber almalarında kurtun
fonksiyonuna inanmaktadır. Kurt yaşam biçimi ve çevre
ile ilişkileri itibariyle Türk halk inançlarında örnek
alınabilmektedir.
Kurdun;
kanı, yağı, kılı, postu, dişi, tırnağı, kemiği,
kafatası, izi korunma ve kurtulma da halk inançlarında
yerini bulduğu, bir kurt kültünün oluştuğu söylenebilir.
Halk inanç kültüründe bu derece derin iz taşıyan Bozkurt
son yüzyıl da doğal olarak tekrar resmi devlet armaları
gibi üst kültür kurumlarına da yansımıştır.
[1] D.CICHOCKI,
“Türk Mitolojisinde Kurt –Ana Sembolüne Dair” Türk
Dünyası Araştırmaları, 1985, s. 37 sh. 17-30
[2]Yrd.
Doç.Dr. Yaşar Coruhlu “Türk Sanatında Görülen Hayvan
Figürlerine Gök ve Yer Sembolizmi Açısından Bir Bakış”
Türk Dünyası Araştırmaları. sh. 17-42
[3] Cevat
Heyet “Türklerin Tarihinde Renklerin Yeri” Nevruz ve
Renkler (Haz S. Tural, E.Kılıç –Ankara 1996 sh. 55-61
[4]Doç.Dr.
Saadettin Gömeç, Kök Börüler ve Arslanlar” Türk tarihi,
Şubat 2002 sh.42-47
[5]Doç. Dr.
Saadettin Gömeç, “Gök Börüler ve Arslanlar” Türk Tarihi,
Şubat 2002, sh. 42-47
[6] Adilhan
Adiloğlu, Kafkas Nart Destanlarında Sümer ve Saka
İzleri, Bilge, Kış 2002, sh. 29-32
[7] Adilhan
Adiloğlu a.g.e.
[8] Adilhan
Adiloğlu, “Kafkas Nart Destanlarında Sümer ve Saka
İzleri” Bilge 2001 kiş. Sh. 29-32
[9]
Y.Kalafat, Güney Kafkasya Ankara,2000,sh. 110
[10] Y.K.
Kırım –Kuzey Kafkasya Sosyal Antropoloji Araştırmaları,
Ankara, 1999 sh. 61
[11]
Y.Kalafat –N. Yuguşeva “Altay Kamizmi’nin Anadolu Halk
İnançlarında İzleri” Yol, Ekim-Kasım 1999 S. 2 sh.
102-108
[12]Mübahat
Türker – Küyel “Bilge Kağan Bir Filozof –Arhant mıdır”
XI.Türk Tarih Kongresi II: C. Ankara.....sh. 255-264
[13] Harun
Güngör, “Uygur kağan Ünvanlarında Kün ve Ay Tanrı
Kavramlarının Kullanışı” XI. Türk Tarih Kongresi,
Ankara, 199? Sh......
[14]
Y.Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının
İzleri, Ankara, 1995 sh. 91
[15] A.Rıza
Yalgın, Anadolu’da Bozkurt, Halk Bilgisi Haberleri,
1931, sh. 20
[16] B.Kayparov
“Karaçay Türklerinin Börü (Kurt)la İlgili Töreleri”
As.Alan, Moskova,2000 S.21 sh.1-6
[17]
Y.Kalafat, Güney Azerbaycan, S.2031
[18]
Y.Kalafat a.g.e. sh. 203
[19] M.Eröz
Hıristiyanlaşan Türkler, Ankara, 1983; L.Rasonji,
Tarihli Türklük Ankara 1971, sh. 132
[20] R.Genç.
Kaşgarlı Mahmut’a göre XI. Yüzyılda Türk Dünyası, Ankara
1997, sh. 135
[21]S.Birerova,
Bulgaristan Alevileri ve Demir Baba Tekkesi, İst. 1998,
sh-76
[22]
Y.Kalafat Kırım Kuzey Kafkasya,Ankara 1999 sh. 124
[23]
Y.Kalafat.Bakü Ceyhan Kültür Hattı. Ankara 2000 sh. 6
[24]
Y.Kalafat Kırım Kuzey Kafkasya sh. 76-83
[22] Dresden
46/5-6 ifadesi ile kurda kurban olunabilmektedir.
[26]Ş.Çelik,
XVI.Yüzyılda İçel Yörükleri Hakkında Bazı
Değerlendirmeler.” Anadolu ve Rumeli’de Yörükler ve
Türkmenler, Sempozyumu Bildirileri –Tarsus 14 Mayıs 2000
Ankara, 2000, sh. 83-102
[27]
Y.Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri
Ankara, 1990
[28] M.Z.Binler
“Türk Dünyasında Evlenme ile ilgili Gelenekler Ankara,
1980 (Basılmamış- Özel arşivimizde)
[29] M.Z.Binler
a.g.e, U.Barlas. a.g.e
[30] Gurol
Barlas, Hakkari ili Evlenme Töre ve törenleri, Karabük,
1975, sh.45) (Dr. Yaşar Kalafat “Alanya Yöresinde
Kilit-Bağ-Kitlenmek-Bağlanmak” Erdem 2002, S. 34-35-36
[31] E.Esin,
“Böri” I.Milli Türkoloji Kongresi –Bildiriler- İstanbul
1980, sh. 491-452
[32]Y.Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançları, S.
81
[33] Kurttan
Türeme Efsanesi için bk. B.Öğel, Türk Mitoloji, Ankara
1971 C. 1 sh. 13-29
[34] Şekil
değiştirme konusunda bkz.Yrd. Doç.Dr. B. Köksel,
“Gaziantep Efsanelerinde, şekil Değiştirme Motifi
Üzerinde” III. Uluslar arası Çukurova Halk Kültürü Bilgi
Şöleni (Sempozyumu) Bildirileri, Adana 1994 sh. 487-496
[35]
Y.Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançları
[36] S.Sakaoğlu,
“Anadolu Folklorunda Göktürk Efsanelerinin İzleri”
Beşinci Milletler arası Türkoloji Kongresi, İstanbul,
25-28 Eylül 1985, Türk Edebiyatı C.I. sh. 256-262
[37]
Y.Kalafat M.Kiyani, “Kaşkayi Türklerinde Sosyal Yaşam,
Yörük ve Türkmenlerde Günlük Hayat, Ankara, 2002 sh. 109
-136
[38] Dresden
45/9-10
[39]B.
Kaypenov a.g.m
[40]
Y.Kalafat, Güney Kafkasya sh. 86
[41] B.Öğel,
Türk Mitolojisi Ç.1. Ankara, 1989 sh. 441
[42] Doç.
Dr. Tanilla Aliyeva, “ Türk Dünyası ve Kızılderililerde
Kurt Motifi” Türksoy Dergisi, Haziran 2000 S. 41 –43 sh.
40-43
[43] Prof.
Dr. Dimitri Vasılıyev “Sibirya Müzesinde Bulunan Gök
Türk Heykel ve Sanat Eserleri Kolleksiyonları” Uluslar
arası Dördüncü Türk Kültür Kongresi Bildirileri, Ankara
1997 sh. 298-301
[44] S.
Kürünov, Kafkasya Oğuzları ve Türkmenler Araştırma
–Aktaran ; A. Duymaz, İstanbul 1995 sh. 85
[45]
Y.Kalafat, “Gagauz Türklerinde Halk İnançları ve Bazı
Karşılaştırmalar”
[46] S.Sakaoğlu,
a.g.e
[47] Kaynak
kişi: Muharrem Bayar
[48]
Y.Kalafat, Kırım Kuzey Kafkasya sh. 134
[49]
Y.Kalafat Türk Dünyasında Karşılaştırmalı Türkmen Halk
İnançları, Ankara 2000 sh. 71
[50]
Y.Kalafat a.g.e sh. 34
[51]
Y.Kalafat, Türk Dünyası Karşılaştırmalı Türkmen Halk
İnançları Ankara 2000 sh. 72
[52]
Y.Kalafat a.g.e S.111
[53] Yaşar
Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançları, sh.116
[54] Şükrü
Tekin Kaftan, “Günler ve Hayvanlarla ilgili olarak
sürdürülen Batıl İnançlar” Yörük ve Türkmenlerde Günlük
Hayat Sempozyumu Bildirileri” (17-18 Mayıs 2002) Ankara
2002 sh. 137-157
[55] M.
Bayar “Karakeçili Yörük Aşiretinin Tarih ve Kültür
Hayatı” Yörük ve Türkmenlerde Günlük Hayat Sempozyumu
Bildirileri Ankara 2002 sh. 27-62
[56]
Y.Kalafat.a.g.e sh. 149-150
[57]
Y.Kalafat Kırım - Kuzey Kafkasya sh. 127)
[58]
Z.Gürel, Koyun Baba Ankara 2000 sh. 18
[59]Y.Kalafat, Kırım Kuzey Kafkasya, sh. 207
[60]
Türklerde Adalet Kavramının Antolojik Temeli Konusunda
bkz. Mübahat Türker – Küyel “Türklerde Adalet Kavramının
antolojik bir temeli Var mıdır?” X. Türk Tarih Kongresi
III.c. sh. –735-79
[61]
Y.Kalafat, Kırım Kuzey Kafkasya sh. 207
[62]
Y.Kalafat , Güney Kafkasya sh. 16
[63]Kaynak
Kişi: Kamil Nerimoğlu Veliyev
*Yaşar
Kalafat
 |