|
Göktürk Sikkelerinde Ay Yıldız
Orta
Asya’da yapılan kazılarda Göktürkler’e ait sikkeler
bulundu. Sikkelerdeki ay-yıldız motofi, Türkler’in ay
yıldızı İslamiyetten önce de kullandığının en somut
kanıtı olarak gösteriliyor.
Arkeologlar tarafından Kırgızistan, Özbekistan ve
Tacikistan’da yapılan kazılarda ortaya çıkarılan toplam
104 sikke, ilk olarak geçen yıl Kırgızistan’da yapılan
uluslararası bir konferansta kamuoyuna duyuruldu.
Altıncı
ve yedinci yüzyılda basıldığı tahmin edilen ay yıldız
motifli sikkelerin, Türk tarihindeki en eski paralar
olduğu bildirildi.
Sikkelerdeki ay yıldız motifleri ise, Türkler’in ay
yıldızı İslamiyetten önce de kullandığının somut kanıtı
olarak gösteriliyor.
9 Eylül
Üniversitesi Öğretim Görevlisi Yardımcı Doçent Doktor
Yavuz Daloğlu şunları söyledi:
“Bunlar Türk tarihi açısından ilk paralar ve bu
paraların bizim tarihimiz açısından çok önemli bir
özelliği olduğu gibi bizim uygarlık tarihimiz açısından
çok önemli özellikleri var. Nedeni de Türkler’in
gelişmiş bir uygarlıkları olduğunu, Türkler’in
devletlerinin her türlü gereklerini yerine getiren
unsurları içerdiğini görüyoruz.
Kaynak:
http://www.trt.net.tr/wwwtrt/hdevam.aspx?hid=117531&k=6
Orkun Anıtlarından Sonra En Önemli Keşif
Eski Türk
devletlerinde kağanlığın (sonrakilerde hükümdârlığın)
sembolü “tuğ” (bayrak, sancak ve davul) ve “sikke”dir.
Sikke ekonomik, tuğ da siyasi bağımsızlığın göstergesi
olan bayrağı ve bağımsızlık marşını (millî marşı) temsil
etmektedir. Gök-Türkler tuğ’u ve sikke’siyle, bir başka
söyleyişle, bayrağı, marşı ve parası ile bağımsız, başı
dik bir devlet kurmuş ve büyük bir uygarlık
oluşturmuştur.
Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi’nce 4-6 Ekim 2004
tarihlerinde Bişkek’te düzenlenen II. Uluslararası Türk
Uygarlığı Kongresi’ne Türkiye adına gittim ve kongrede
bir bildiri sundum.
Bişkek’te geçirdiğim günler oldukça yoğun geçti. Bir
yandan akademisyen olarak II. Türk Uygarlığı Kongresi’ni
ve kongre programındaki bütün etkinlikleri hiç
sektirmeden izledim, “Atatürk ve Türk Uygarlığı”
başlıklı bir bildiri sundum ve oturum aralarında çok
değerli meslektaşlarla tanışma ve sohbet olanağı buldum.
Diğer yandan da Kırgızistan ve Bişkek’teki tarihi
yerleri (Balasagun, Issık Göl, Alato dağları), müzeleri
(başta Devlet Tarih Müzesi ile Devlet Resim Galerisi)
gezdim ve çok sayıda fotoğraf çektim. Ayrıca Kırgız
Filarmoni Orkestrası’nın bir dinletisiyle, Kırgız Devlet
Opera ve Balesi’nin sahnelediği bir ulusal Kırgız
operasını (Ay Çürek=Ay Yüzlü) seyrettim.
II. Uluslararası Türk Uygarlığı Kongresi’ne Kırgızistan
dışından katılan bütün Türkologlar, hepimiz Issık Göl
Oteli’nde kaldık ve meslektaşlarımızla her gece koyu
sohbetler yapıp Türk tarihini, uygarlığını irdeledik,
tartıştık.
GÖK-TÜRK SİKKELERİ İLE TANIŞMA
Türk
Uygarlığı Kongresi’nin ikinci akşamıydı. Otelde Özbek
tarihçi Dr. Gaybullah Babayar ile sohbet ediyordum. Bu
sırada Dr. Babayar çantasından bazı notlar ve
fotoğraflar çıkarıp göstermeye başladı. O anda
gözbebeklerimin büyüdüğünü hissettim. Fotoğraflarda
Büyük Türk İmparatorluğu kurmuş Gök-Türklerin, Gök-Türk
kağanlarının darp ettirdiği sikkeler vardı karşımda.
Bizans, Selçuklu, Osmanlı sikkelerini biliyordum, ama
Gök-Türk kağanlarının sikke darb ettirdiklerini o ana
dek hiç duymamış ve hiçbir yerde de okumamıştım.
Fotoğrafları tek tek ve hayranlıkla incelediğimde,
sikkelerden birinin üstünde ortada kağan kabartması ve
kenarlarda üç tane ay-yıldızı görünce o anda ne kerte
önemli bir olayla karşılaştığımı, bunun ne kerte önemli
toplumsal, tarihsel, iktisadi ve siyasi bir olay
olduğunu düşündüm. Bu konuyu mutlaka Türkiye’ye
taşımalıydım. Çünkü bu, tarihi altüst edecek önemde bir
buluştu. Dr. Babayar’a o anda bütün bu fotoğraflardan
bir kopya istediğimi ve konuyla ilgili bir yazı
hazırlamasını rica ettim. Sağ olsun! Bu cin gibi genç,
kanı kaynayan Özbek Türkü değerli tarihçi de seve seve
bu ricâmı yerine getirdi ve Gök-Türk sikkeleriyle ilgili
yazısını bana ulaştırdı.
GÖK-TÜRKLERİN UYGARLIK BİRİKİMİ

Bir
uygarlığın gelişmişlik düzeyini, o uygarlığı oluşturan
toplumun üretim ve paylaşım biçimi ile ona bağlı
toplumsal kurumlar: dil, aile, gelenekler, din, hukuk,
askerlik, sanat, vb. belirler. Bütün bu unsurlar
yüzyıllar içerisinde şekillenir ve kimlik kazanır.
Ayrıca, bir toplum ya da bir ulusun, uygarlığa eriştiği
veya uygarlığı yaşattığını belirten başlıca unsurlardan
biri de, onların dünya tarihinde tuttuğu yer ve çeşitli
halkların kültürüne kattığı etkilerdir.
“Peki, Türk toplulukları tarih boyunca bir uygarlık
yaratabilmişler mi? Kesin olarak ilk Türk uygarlığı
denebilecek bir uygarlık var mı? Varsa ne zaman, nerede
ortaya çıkmıştı ve nasıl örnekleri var ve insanlığa ne
gibi etkide bulunmuş?” sorularını cevaplamak gerekir.
İKİ
BÜYÜK TÜRK DEVRİMİ
Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi’nce 4-6 Ekim
2004’te yapılan “II. Türk Uygarlığı Kongresi”nde
“Atatürk ve Türk Uygarlığı” başlıklı bir bildiri
sunmuştum. Bildirimde dünya uygarlığı içinde Türklerin
yerini belirlerken çok önemli gördüğüm iki konuyu
vurgulamıştım. Özetle: birincisi, Türk adı tarihte ilk
kez bir devrimle; Türk kavramı, Türkçe konuşan Orta Asya
kavimlerinin diğer kavimleri de yönetimlerine alarak
devletleşme sürecinde, dolayısıyla hukuka ve siyasal
kurumlara kavuştukları aşamada ortaya çıkmıştı.
Bayrağıyla, hukukuyla, askeri gücüyle, devlet
hiyerarşisiyle, paranın geçerli olduğu ticaret
yaşamıyla, iktisadi yapısıyla, maliyesiyle, kısacası
bugün devlet dediğimiz örgütlenmeyi başaran Gök-Türkler
tarihte ilk kez Türk adı taşıyan bir devlet kurarak
devrim yapmıştı. İkinci olarak ise, Türk adı tarihin
gündemine gene bir devrimle geldi. Gök-Türklerle
birlikte siyasal bağı ifade eden bir içerikle tarih
sahnesine çıkan Türk adının, bu kez Türkiye
Cumhuriyeti’nin kuruluşuyla yeniden tarihsel kökenindeki
anlamını öne çıkaran bir içerik kazanması çok
anlamlıdır. İşte bu iki devrim, Türklerin dünya
uygarlığı içindeki yerini belirler. Kırgızistan’da
sunduğum bildiride, XX. yüzyılın başında emperyalizme ve
feodalizme karşı verilen ve kazanılan savaşta, bir başka
söyleyişle ikinci büyük Türk devrimiyle kurulan Türkiye
Cumhuriyeti’nin çağdaş uygarlık hedefini incelemiş ve
yorumlamıştım. Bu yazımda da, birinci büyük Türk
devrimini gerçekleştiren Gök-Türklerin dünya uygarlığı
içindeki yerini ve bu uygarlıkla ilgili bilimsel
çalışmaları sergilemeye çalıştım.
Günümüzde hem Batı, hem de Doğu’daki tarihçilerin
çeşitli yöndeki araştırmaları sayesinde İran, Çin, Hint,
Yunan, Bizans ve Arap Müslüman uygarlıkları ile
karşılıklı etkileşim içerisinde olan ve hattâ bunların
merkezinde yer alan Türk uygarlığının temel unsurlarının
geniş Orta Asya topraklarında ortaya çıktığı ve
şekillendiği bir gerçektir.
İLK
BÜYÜK TÜRK UYGARLIĞI
Türkoloji
alanında tanınmış bilginlerin vardıkları sonuca göre,
Türk uygarlığının ilk belirtisi zaman bakımından Orta
Asya tarihi sahnesine Gök-Türk Devleti’nin çıkmasıyla
meydana gelmiştir. Gerçi, milâttan önceki binyılın son
çeyreğinde Hun Konfederasyonu’nun vücuda gelmesinden
Gök-Türk Devleti’ne dek geçen zaman içinde Avrupa
Hunları, Akhunlar (Eftalitler) gibi Türk
konfederasyonları ortaya çıkmış olsa bile onlardan
günümüze tam anlamda bir uygarlık mirâsı ulaşmamıştır.
Bugün bazılarının Gök-Türk Kağanlığı veya Gök-Türk
Devleti diye adlandırdığı, gerçekte bir imparatorluk
kuran Gök-Türkler kuvvetli olduğu dönemlerde doğuda
Kore, güneyde Çin ve Tibet, güney-batıda Hindistan ve
İran, batıda ise Bizans ve Doğu Avrupa ile sınır komşusu
olmuştur. Gök-Türkler kendine özgü yönetimleri,
toplumsal-kültürel yaşamları, yazıtları ve başka
değerlere sahip olmakla beraber adını saydığımız komşu
toplulukların kültür ve uygarlıklarıyla sıkı temaslar
kurmuş ve onlar aracılığıyla kendi uygarlığının
yükselmesine zemin hazırlamıştır. Ayrıca Gök-Türkler söz
konusu bölgelerin hem iktisadi, hem de kültürel
yönlerden gelişmesinde öncülük yapmıştır. Yani,
birbirlerinden epey uzak mesafede yar alan Batı ve Doğu
ülkelerinin değerleri (kültürleri) onların komşusu olan
Gök-Türkler yoluyla tanışmış ve etkileşmiştir. Bazı
bilginlere göre Sasanlı, Bizans, Tang (Çin) gibi o
dönemin en büyük dünya imparatorlukları, Gök-Türk
İmparatorluğu var oldukça yükselmiş, onun zayıflamasıyla
da çökmeye başlamıştır ki, bunun nedeni de Gök-Türklerin
kontrolündeki bu büyük coğrafyada, güvenle yaptıkları ve
yaptırdıkları ticaretin duraklaması olmuştur.
Gök-Türk Devleti’nin kurulması hemen-hemen tüm Türk ve
Orta Asya bodunlarının bir araya getirilmesi yanında,
Türk uygarlığını oluşturan unsurların o dönemin
anayasası diyebileceğimiz Türk Töresi, Eski Türk-Runik
yazılarına dayanan ortak edebi dil, bölgesel yönetim
merkezlerinin yanı sıra zanaat ve ticaretin var olduğu
yerleşik tarım ve şehir kültürü, bütün Türklerin ortak
mânevî kültürünün temelini oluşturan ve aynı zamanda
ortak dini olan Gök-Tanrıcılığın gelişiminde de önemli
rol oynamıştır. Ayrıca kağanlıkta biçimlendirilen
verâset yönetim sistemi, kendi döneminin en etkin
askeri-siyasi yönetim sistemlerinden biriydi. İşte bu
yönetim sistemi sayesinde, devletin iç güvenliğinin yanı
sıra yeni toprakların fethedilmesi ve ele geçirilmesi de
sağlanırdı. Böylece Türk halkları, kendi tarihinin
gelişim zirvesinde yeni kuvvetli bir askeri-siyasi
örgütün yanı sıra Çin, Hint, İran (Sogd, Tohar, Pers) ve
Bizans uygarlıklarının en güzel taraflarını benimseyen
örnek bir uygarlığı meydana getirmiştir. Bu uygarlık
sonuçta, doğuda Büyük Okyanus’tan, batıda Adriyatik
Denizi’ne kadar uzanan Avrasya’nın uçsuz bucaksız
topraklarını yurt kılan tüm Türk boyları ve halklarının
kültürel kimliğinin başlıca işareti olmuştur.
GÖK-TÜRK TARİHİ ÜZERİNE ÇALIŞMALAR
İlk Türk
uygarlığını oluşturan Gök-Türk İmparatorluğu tarihimizin
en parlak dönemlerinden biri olarak ortaya çıkmaktadır.
Ancak, yaklaşık son 150 yıldır bilim insanları
tarafından araştırılmakta olan Gök-Türk İmparatorluğu
tarihi şimdiye dek tüm yönleriyle aydınlatılmamıştır.
Fransız, Çin bilimcileri ve tarihçileri S. Julien (1864,
1877), E. Chavannes (1903), R. Grousset (1949), Çinli
Liu Mau*tsai (1958), Rus bilginleri A. Bernştam (1946),
S. Klyaştorniy (1964), L. Gumilev (1967), Macar J.
Harmatta (1996) ve daha pek çok bilim insanı Gök-Türkler
üzerine araştırma yapmıştır.
Gök-Türklerin tarihiyle ilgili araştırmaların en çok
sürdürüldüğü Türkiye’de de A. N. Kurat (1952), B. Ögel
(1945, 1957), A. Taşağıl (1995, 1999, 2004), S. Gömeç
(1997) gibi tarihçiler çalışmalarıyla Kağanlık tarihini
önemli ölçüde aydınlatmıştır.
GÖK-TÜRK TARİHİYLE İLGİLİ YAPILMASI GEREKENLER
Geçen
yüzyılda Özbekistan, Kırgızistan, Tacikistan ve
Afganistan’da sürdürülen arkeolojik kazılar sonucunda
elde edilen çeşitli buluntular ve kültür eşyaları,
Gök-Türk tarihinin karanlık sayfalarını aydınlatmada
büyük önem taşımaktadır. Bunların başında Gök-Türk
kültürü ve sanatı için değerli bilgileri içeren duvar
resimleri; Afrasiyab (Semerkant), Varahşa (Buhara),
Acinetepe, Tavkatepe (Güney Özbekistan), Pencikent,
Şehristan (Tacikistan), Bamian (Afganistan) buluntuları
(sarayların kalıntıları) gelmektedir. VII-VIII.yüzyıllara
ait olan bu duvar resimlerinde görülen betimlemeler;
prensler ve onun çevresi, elçiler, muhafızlar ve onlarla
ilgili çeşitli törenler, o dönem yaşamını canlandırmakla
birlikte Gök-Türklerin kültürü hakkında önemli sonuçlar
vermektedir. Daha da önemlisi söz konusu duvar
resimlerindeki insan figürlerinin çoğu fiziksel olarak
Türk tipinde (hafif çekik gözlü, elmacık yanak, gür
olmayan sakal, arkaya uzatılmış örülmüş ya da omuza
bırakılmış saç, vb.) olup, giysiler ve silâh
takımlarının da eski Türklere özgü olduğu bilinmektedir.
Söz konusu duvar resimlerini inceleyen araştırmacılara
(L. Albaum, V. Raspopova) göre, o dönem Çin
yıllıklarında betimlenen eski Türk giysileri ve saç
şekilleri hakkındaki bilgiler ve Altaylar, Moğolistan
gibi Gök-Türklerin yoğun merkezlerinde yer alan taş
babalar, balballar, yine bu bölgelerde bulunan arkeoloji
buluntular arasında çok yakınlık görülmektedir. Bu gibi
arkeolojik buluntular Gök-Türk dönemi sanatı, mimarisi,
toplumsal ve kültürel yaşamı konusunda önemli bilgiler
içermektedir ki, bunları tüm yönleriyle araştırmak ve
incelemek gerekmektedir. Ne yazık ki, söz konusu duvar
resimleri bir araya getirilerek derin bir çalışma
yapılmamıştır. Hattâ, birkaç çalışma dışında, onların
Gök-Türklerle ilişkili olduğu bile düşünülmemiştir.
GÖK-TÜRK SİKKELERİ
Sadece
Gök-Türk tarihi için değil, tüm kadim Türk tarihi için
başlıca kaynak oluşturabilecek malzemeler arasında, söz
konusu ülkelerde bulunan sikkeler de yer almaktadır.
Gök-Türk dönemi kültürel-ekonomik yaşamı hakkında ipucu
olabilecek sikkeler son yıllarda gerçekleştirilen
kazılar sonucunda bulunmuş ve onların Sogd, Baktri,
Pehlevi yazılarında Kağan, Hatun, Yabgu, Tegin, Tudun,
Tarhan, Elteber gibi Gök-Türklere özgü unvanlarla darb
olunduğu görülmüştür. Gerçi bu sikkeler üzerine O.
Smirnova, E. Rtveladze ve L. Baratova’nın çalışmaları
vardır, ancak toplu olarak bir çalışma şimdiye dek
yapılmamış ve de bu sikkelerin Gök-Türk tarihi, genelde
de Türk tarihi için değeri tam olarak ortaya
konmamıştır. Bütün bu gelişmeleri şu başlık altında Türk
kamuoyuna ilk kez açıklıyorum.
Türk
Ulusu’na büyük açıklama:
“Gök-Türk sikkelerinin bulunuşunun kuşkusuz ki, günümüz
açısından çok önemli tarihsel ve siyasal sonuçları
vardır. Bunlardan en önemlisi bu sikkelerin toplumumuza
dayatılan ‘Türkler barbardı, Türklerin uygarlığı yoktu,
Türkler yağmacıydı, Türkler kaç-göçlü bir toplumdu, vb.’
gibi Avrupa merkezli tarih ve kültür anlayışı ile bunun
siyasal sonuçlarını bir kez daha yerle bir etmesidir.
Avrupa merkezli tarih dayatmasını alt-üst eden, Türk ve
dünya tarihinin yeniden yazılmasını gerektirecek bu çok
önemli buluşu Türk Ulusu’na açıklamaktan kıvanç
duyuyorum!”
Kuşkusuz ki bilim insanlarımız, Avrupa merkezli bu
iddiaları çürüten pek çok bilimsel çalışma ve kanıt
ortaya koymuştur. Şimdi ben de bunlara çok önemli bir
katkı koyarak, Gök-Türk sikkelerini gündeme taşıyarak,
Türklerin büyük uygarlık birikimini ve bunun günümüze
ulaşan kanıtlarını bir kez daha Türk kamuoyuna ve
dünyaya sunuyorum.
Gök-Türk sikkelerinin bulunuşu, Orhun Yazıtları’nın
bulunuşu kadar önemlidir.
Türkler (Gök-Türkler ve diğer Türk kavimleri ve
devletleri) tarihin derinliklerinde, dünya uygarlığına
büyük katkı sunmuştur. Askeri örgütlenme, büyük ordular
meydana getirme, Avrasya’nın büyük coğrafyasında
bağımsız, başı dik devletler kurma, paranın geçerli
olduğu ekonomik ve toplumsal bir ticaret yaşamı,
şehirleşme ve yerleşik yaşam biçimi, hiçbir dönemde
köleci toplumsal yapının egemen olmaması, güzel
sanatları yaratma ve yaşatma ve daha pek çok unsur
Türklüğün unutulmuş büyük medeni vasfı ve büyük medeni
kabiliyetini göstermektedir.
Eski Türk devletlerinde kağanlığın (sonrakilerde
hükümdârlığın) sembolü “tuğ” (bayrak, sancak ve davul)
ve “sikke”dir. Sikke ekonomik, tuğ da siyasi
bağımsızlığın göstergesi olan bayrağı ve bağımsızlık
marşını (milli marşını) temsil etmektedir. Gök-Türkler
tuğ’u ve sikke’siyle, yani bayrağı, marşı ve parası ile
bağımsız, başı dik bir devlet kurmuş ve büyük bir
uygarlık oluşturmuştur.
GÖK-TÜRK KAYNAKLARI
Uzun
yıllardır Gök-Türk tarihini araştırmada temel kaynaklar
olarak kullanılmakta olan Çin yıllıkları, Orhun
Yazıtları, Bizans ve diğer dillerdeki kaynakların
yanısıra, kazılar sonucu elde edilen Sogd ve Baktri
dilinde yazılmış VI-VIII.yüzyıllara ilişkin belgelerin
de değerlendirilmesi gereklidir. Sogdça belgeler
arasında en başta “Mug dağı Sogd belgeleri” gelmektedir.
“Mug dağı Sogd arşivi” olarak da yürütülen söz konusu
belgeler 1932 yılında Tacikistan’ın Pencikent ilçesinde
(Semerkant şehrinin 90 km doğusu) yer alan Mug dağı
dolaylarında eski kale harabelerinde bulunmuştur.
Araştırmacılar burada bir yıl kadar sürdürülen kazılar
sırasında, yaklaşık 80 kadar belgeye rastlamıştır.
Belgelerin 70’i Sogdça, dördü Çince, biri Arapça ve bir
adedi de Türkçe (Runik) olduğu belirtilmiştir. Sogdça
olanlar A. Freyman, V. A. Livşits, O. İ. Smirnova, M. N.
Bogolyubov gibi Sogd dili uzmanları tarafından çözülmüş
ve belgelerin Sogd bölgesinde birer hükümdarlık olan
Penç (Pencikent) prensi Divaştiç (709-722) sarayı arşivi
olduğu anlaşılmıştır. Bu belgelerden birinde kendisini
Hun (Doğu Gök-Türk) kağanının bir naibi olarak gösteren
Divaştiç aslında 709 yılında, kendisinden önce 693-*708
yılları arasında Penç vilâyetinin prensi olan Türk
asıllı Çakin Çor Bilge yerine yönetime gelmiştir. Adı
geçen arşiv belgeleri arasında Çakin Çor Bilge zamanında
yazılmış belgelere de rastlanmaktadır. Bununla beraber,
belgelerde Gök-Türk Kağanlığı tarihi için önemli
bilgiler verebilecek kayıtlar da bulunmaktadır.
Belgelerde Türkçe Kağan, Tudun, Elteber, Tutuk, Tarhan
unvanları geçmektedir. Ancak bu belgeler hâlâ Türkçeye
çevrilmemiştir. Baktri dilinde yazılmış belgeler ise son
yıllarda bulunmuş ve N. Simms-Williams tarafından
çözülerek İngilizce’ye çevrilmiş ve yayımlanmıştır
(New-York, 2000). Çoğunluğu hukuksal belgeler olan
Baktrice belgelerden de Gök-Türk tarihinin bilinmeyen
yönleri aydınlanacaktır kuşkusuz. Bu belgelerde de
görülen Kağan, Tegin, Tarhan, Tudun, Elteber unvanları
ve Türkçe isimler, Kağanlık döneminde Afganistan,
Horasan ve Kuzey Hindistan’da kurulan Gök-Türk asıllı
sülâlelerin tarihi aydınlanacaktır. Zaten, adı geçen
belgelerde vurgulandığına göre, bu belgelerin pek çoğu
Türk asıllı vâlilerin himâyesinde düzenlenmiştir. Bu
belgeler de vakit geçirilmeksizin Türkçeye çevrilmeli ve
Türk tarihinin bazı karanlık noktaları da
aydınlatılmalıdır.
Demek ki bugün, Gök-Türk tarihinin çalışılacak temel
sorunları arasında Kağanlık-Sasanlı, Kağanlık-Bizans,
Kağanlık-Çin ilişkileri, Kağanlığın Kuzey Hindistan,
Afganistan, Horasan, Ceyhun ve Seyhun (Amuderya ve
Siriderya) aralığı ve buraya bitişik bölgeler, Doğu
Türkistan, İdil-Ural havzaları, Kafkasya, Kuzey
Karadeniz kıyıları ve Uzak Doğu ülkelerindeki
etkinlikleri, buraların pek çoğunda kurulan Gök-Türk
asıllı sülâleler tarihi yer almaktadır.
Yrd.Doç.Dr.Yavuz
DALOĞLU
(Dokuz Eylül Üniversitesi Devlet Konservatuvarı)
Yavuz Daloğlu (1961)
Türk müzik ve tarih araştırmacısı. 1985 yılında Dokuz
Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Müzikoloji
Bölümü’nü bitirdi. Aynı üniversitede yüksek lisans ve
doktorasını tamamladı. Çeşitli dergilerde müzik ve tarih
konularında yazılar yazdı. Müzikbilim ve tarihle ilgili
ulusal ve uluslararası pek çok bilimsel toplantıda
bildiri sundu. Radyo ve televizyon programlarına
konuşmacı olarak katıldı. Türk müzik yaşamı, tarihi ve
Türk tarihi konularında konferanslar verdi. Hâlen Dokuz
Eylül Üniversitesi’nde öğretim üyesidir.
Bu
keşfin üzerinden biraz zaman geçti ama fikir meydanında
tüm aramalarıma rağmen bu konuyu bulamadım ve üzüldüm.
Hemen sizleri Türk Tarihindeki bu muhteşem keşifle
başbaşa bırakmak isterim. Bu keşif özetle üç şeyi
kanıtlıyor. Avrupalıların iddia ettiğinin aksine Gök
Türklerin para bastırmasıyla, tuğuyla tam bir devlet
olduğunu, Ay Yıldız'ın sanılanın aksine İslamiyet
öncesinden de köklü bir Türk simgesi olduğunu ve
tarihimizin kim bilir daha ne kadarının yerler altında
olduğunu...
1500
Yıllık Ay Yıldızlı Türk Parası
Türklere ait ilk parayı Göktürkler bastırmış. Kazılarda
ortaya çıkan ay-yıldızlı Göktürk paralarının bulunuşu
‘Orhun yazıtları kadar değerli’ diye yorumlandı
Kırgızistan, Özbekistan ve Tacikistan’da yapılan
arkeolojik kazılarda ilk büyük Türk uygarlığı olan
Göktürklere ait paralar bulunduğu ortaya çıktı. Paralar,
‘Türk uygarlığında önemli keşif’ olarak değerlendirildi.
Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi’nin 4-6 Ekim
2004′te Bişkek’te düzenlediği İkinci Uluslararası Türk
Uygarlığı Kongresi’ne katılan Dokuz Eylül Üniversitesi
öğretim üyesi Dr. Yavuz Daloğlu, burada tanıştığı Özbek
tarihçi Gaybullah Dr. Babayar’ın eski Türk devletleri
paraları üzerinde yaptığı çalışmayı inceledi. Daloğlu,
bu paralar arasında daha önce hiç duymadığı, görmediği
Göktürk paralarıyla karşılaştı. Dr. Daloğlu, Dr.
Babayar’la yaptığı çalışma sonunda, Göktürk paralarının
bulunuşunu ‘Türk uygarlığında önemli bir keşif’ olarak
açıkladı.
Sikkelerden birinde ortada kağan kabartması ve
kenarlarda üç tane ay-yıldız olduğunu söyleyen Daloğlu,
bu sikkenin Türk uygarlığı açısından çok büyük önemi
olduğunu belirtti. Daloğlu, şöyle dedi:
“Göktürklerden sonra 8′inci yüzyılda Türgişlere ait
paralar bulunmuştu. Ancak Göktürklere ait paralar
onlardan 150-200 sene daha önceye, 576-600 yıllarına
ait. En önemlisi, bu sikkelerin Türk toplumuna dayatılan
‘Türkler barbardı, Türklerin uygarlığı yoktu,
göçerlerdi’ gibi Avrupa merkezli anlayışı çürütmesi.
Göktürk sikkelerinin bulunuşu, Orhun Yazıtları’nın
bulunuşu kadar önemlidir. Ayrıca ay-yıldızın bize
İslam’da Semavi anlayıştan miras kaldığını biliyorduk.
Ancak, yeni bulunan Göktürk paralarında da ay-yıldızlı
figürler var.”
KAYNAK:
Türkçe Dünya
 |