|
Tek başına yaşam mücadelesi bile veremeyecek güç ve
yaşta öksüz kalan çocuğa bir dişi kurt sahip çıkarak
anası gibi korur ve büyütür, besler ve avcı olması
için yetiştirir.
Dolu dizgin koşan atlar ve onları ustalıkla yöneten
biniciler, izleyenleri büyü etkisi altına alan ve
atalarımız tarafından kültürel miras olarak
tanımlanabilecek bir spor oyunu bağlamında belki de
artık tüm dünyaya tanınan ve Orta Asya bölgesinde
daha Emir Timur döneminde oynanan Polo oyununu biçim
olarak andırmaktadır. Yalnızca bu oyunda değneğin
yerine oyuncuların kolları, topun yerine ise “keçi”
anlamına gelen “içki” olarak tanımlanan keçi postu
kullanılmaktadır. Kimi zaman bu adın “ulak” olarak
da geçtiği bilinmektedir. Kalelerin yerine de
topraktan yapılan kenarları yüksek iki çukur
kurulmaktadır, bu oyun için.
Teknik parametreleri konusunda da, sonra ayrıntılı
bilginin verileceği bu yazıya “Kök Kurt” anlamına
gelen “Kök Börü” oyununun, görevli olarak gittiğimiz
Dağlık Altay ülkesindeki tarihçesinden girmekte
yarar görülmektedir.
Aslında bu oyunu, Uluslararası TÜRKSOY Teşkilatı,
Rusya Federasyonu Kültür ve Kitlevi İletişimler
Bakanlığı ve Altay Cumhuriyeti Kültür ve Sinema
Bakanlığının ortaklığıyla 22-27 Temmuz 2004
tarihlerinde Altay Cumhuriyetinde düzenlemiş olduğu
Uluslararası Lev Gumilöv Forumu çerçevesinde
katıldığımız Altay’ın Ulagan Bölgesindeki
Uluslararası Kaycılar (eski bir Türk geleneğinde
gırtlaktan türkü okuyan sanat kişileri) Kurultayı
esnasında izleme olanağını elde ettik. Bu yazımda
yer verdiğim bilgilerin çoğu, Altay’da bu oyununu
başlatıcısı, tek yetkili hakemi ve Altay Cumhuriyeti
Kök Börü Federasyonu Başkanı Daniil Mamıyev
tarafından sağlanmıştır.
Dağlık Altay’a Kök Börü oyununu ilk kez resmi olarak
Kırgız Cumhuriyeti’nden 2003 yılında Daniil Mamıyev
getirmiştir. Dolayısıyla, Kök Börü oyunu spor
uygulaması bakımından, Kırgızistan’da ikisi
profesyonel düzeyde olmak üzere çok eski zamanlardan
beri çok sayıda güçlü spor takımı tarafından
oynanırken, Altay ülkesi için daha yeni hayata
geçirilen bir spor dalı olduğu söylenebilir. Bununla
birlikte, Kök Börü oyununun kökleri Altay dağlarında
oldukça eski tarihlere dayanmaktadır.
Efsaneye göre kanlı bir savaşta Türkleri büyük bir
yenilgi alır ve düşman galip geldikten sonra halkın
tümünü yok etme yoluna gitmiş ve bir zamanlar çok
nüfus ve nüfuzlu devletin gerisinde yalnızca bir
erkek çocuğu hayatta kalmayı başarır, daha doğrusu
yazgısı tarafından bu sağlanır. Tek başına yaşam
mücadelesi bile veremeyecek güç ve yaşta öksüz kalan
bu çocuğa bir dişi kurt sahip çıkarak anası gibi
korur ve büyütür, besler ve avcı olması için
yetiştirir.
Bu dişi kurdun adı ise Aşina idi. İşte Aşina soyu
Türklerde başlangıcını, tarihle efsanenin karışık
olduğu bu dönemden alır.
Oyunun adı olan Kök Börü de adından da anlaşılacağı
üzere o dönemden beri Türklerin geleneksel bir ata
sporu haline gelir.
Zaman içerisinde bu oyun, Sibirya’nın güneyi ve Asya
kıtasının coğrafya anlamında tam merkezi yeri olan
Altay-Sayan dağları bölgesinden bütün Orta Asya’ya
Türklerle birlikte yayılmıştır. Günümüzde bu oyunun,
daha ilk adımlarını attığı Altay ülkesinin yanı sıra
çok sayıda deneyimli ve güçlü oyuncu takımlarının
olduğu Kırgızistan, Afganistan, Özbekistan,
Tacikistan vb. bölge ülkelerinde kendine özgü oyun
kurallarıyla bir spor dalı olarak varlığını
sürdürdüğü bilinmektedir.
Altay’da 2003’te getirilen bu oyun; ülkenin Onguday
ve Ulagan bölgelerinde kurulan iki takımla temsil
edilmektedir. Ayrıca ülkede “Kök Börü” Federasyonu
da kurularak çalışmalara başladı. Halen bu spor
dalında mücadele eden takımlar için sportif form
giyimi ve amblemler üzerinde hazırlık çalışmaları
sürdürülmektedir.
Kök Börü oyununu sahada, her birinde 10’ar atlının
bulunduğu iki takım oynar. Ancak oyun esnasında
müsabaka etmek üzere sahaya her iki takımda da
yalnızca dörder atlı oyuncu çıkmaktadır.
Karşılaşma esnasında oyuncu değişikliklerini yapma
konusunda herhangi bir sınırlama yoktur. Oyunun
cereyan ettiği saha yaklaşık olarak futbol sahası
büyüklüğünde olup 200 x 80cm ölçülerine sahiptir.
Sahanın kurulan duvarları yüksek çukur biçimindeki
kalelerin arasında ise 140 metrelik bir mesafe
olmalıdır. Kalenin arkasında da 30’ar metre
uzunluğunda serbest mesafe bırakılır ki atlı
oyuncular mücadelelerini orada oda devam
ettirmektedir. Daha önce de belirtildiği gibi
kaleler duvarları yuvarlak bir çukur biçiminde olup
kalenin genel yüksekliği 1.20m, alt çapı 4.40m, üst
çapı ise 3.20 m’dir. Dibi geniş, üst kısmı ise daha
dar biçimli bir keke benzeyen yuvarlak kalenin
ortasında 50cm derinlikte ve 2m çapta bir çukur
vardır. “Keçi” anlamına gelen “içki” topu olarak
ortalama 30-35 kg ağırlığında, kimi zaman ise 60 kg
ağırlığında da olan baş ve ayakları olmayan keçi
gövdesi kullanılmaktadır. Bu “içki” denilen topun
karşıt takım oyuncularından saklanarak ve
engellerinden sıyırarak geçtikten sonra yuvarlak
kalenin çukuruna isabetli bir biçimde atılması
gerekir. Her bir isabetli atış için takımlardan
birisi sayı kazanmaktalar. Onunu yöneten hakeme
“yargıcı” (cargıcı) denir.
Saha alanı her biri 10m’lik çapta ve ikisi kalede
biri de sahanın ortasında olmak üzere toplam 3 daire
çizilmektedir. Ayrıca protokol olarak da bilinen
esas tribünün önünde olacak biçimde 10m yakınında 2m
çapta bir daire var. Bu dairenin içine oyun
başlarken yargıcı tarafından “içki” bırakılır. Daha
sonra ise bu işlem golü kendi kalesine yiyen takımın
bir oyuncusu tarafından yerine getirilir.
“Kök Börü” oyununda oyuncuların yetenekleri kadar
atların marifetleri de önem arz etmektedir. Hatta
atlar bu oyun için özel olarak yetiştirilir.
Örneğin, Kırgız ülkesinde atlar tamamen bu amaçla
uzun terbiye dönemine tabi tutulmakta ve onlara bu
oyun esnasında özel hareketler öğretilmektedir.
Ayrıca bu oyun için özel olarak yetiştirilen atlar,
üzerlerinde bulunan oyuncuların en ufak
hareketlerini hisseder ve ona göre davranacak düzeye
gelir. Yani, oyun esnasında atla oyuncu bir anlamda
bir bütünlük, bir uyum içerisinde hareket eder. Her
ikisinin de amacı kendi takımına zafer getirmektir.
Böylece “içki” denilen top için mücadele etmek üzere
eğitilen atlar, iyi terbiye aldıktan sonra topu
savunarak yerde bile tutabilir. Bunun için gerekirse
ayağını da “içki”nin üzerine basmak suretiyle
kullanabilir.
Öteki spor oyunlarında olduğu gibi bu oyunun da
kendine özgü oyun taktikleri mevcuttur. Bunlar
savunma ve hücum olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.
Savunma taktiğiyle oynayan takım ağırlığı kendi
sahasına taşırken, hücum ağırlıklı oynayan takım
oyuncuların daha çok skor peşinde olduklarını
söylemek olanaklıdır.
İleri düzey oyuncular oldukça ağır (normalde
“içki”nin ağırlığı 30-35kg, kimi zaman ise 40-60 kg
arası değişmekte) alana topu basketbol oyunundaki
gibi havadan paslaşmaktadır. İşte özellikle bu
yöntemle sürdürülen oyunlar izleyiciler üzerinde
etkileyici olmakta ve yoğun ilgiyi toplayıp
heyecanlı geçmektedir. Ayrıca karşıt takımlardaki
oyuncuların “içki” için giriştikleri mücadeleler de
izleyicilerin coşmalarına yol açmaktadır. Bazen ise
topu elinde tutamayan oyuncu “içki”yi sağ yada sol
ayağının diziyle atın vücudu arasında
sıkıştırmaktadır. Bu durumlarda ondan bu topu
alabilmek oldukça güç bir iş haline gelmektedir.
Öteki spor müsabakaları oyunlarında olduğu gibi “Kök
Börü” adlı bu oyunda da kurallar mevcut olup
bunların ilhakı durumunda ilgili cezalar tatbik
edilmektedir. Ancak bu oyunda uygulanan cezaların da
kendine özgü olduğunun da belirtilmesinde yarar
vardır. Örneğin, kasıtlı olarak atını karşıt takım
oyuncusunun atının üzerine yürüten ve çarpışmaya
neden olan oyuncu kendi kalesine “bullit” denen
penaltı uygulamasına yol açmaktadır. Ceza uygulaması
ise şu biçimde gerçekleştirilmektedir: Sahanın
ortasında, ceza vuruşunu kullanacak olan takımın
oyuncusu eşliğinde “içki”li yerini olmakta, bunun 30
metrelik mesafede arkasından ise cezayı yiyen
takımın oyuncusu konumlandırılmaktadır. Yargıcı
(hakem)’nın ıslık çalmasıyla elinde “içki”yi tutan
oyuncu hedefi olan kaleye doğru altını yürütmekte ve
hızlanmakta. Arkasındaki oyuncu ise onun takibine
girişmekte. Ancak takip eden takip edilenin önüne
geçmeden hep geriden ilerlemek zorunda, aksi
durumda, yani cezayı kullanan oyuncunun önüne
geçtiğinde takipçi oyuncu geriye dönme şansını
otomatik yitirmekte, dolayısıyla öbür oyuncu
rahatlıkla içkiyi götürüp kalenin içine atabilme
şansını kullanabilmektedir.
Onar dakikalık aralar olmak üzere toplam 20’şer
dakikalık üç devre halinde oynanan “Kök Börü” (Orta
Asya’nın başka ülkelerinde ise bu devreler daha kısa
olup 15’er dakikalıktır) oyunu günümüzde olduğu gibi
çok eski zamanlarda da oldukça yaygın geleneksel bir
oyundu. Örneğin, eskiden Kırgız Türklerinde Kök Börü
oyunları toplumda çok saygı ve itibar sahibi
kişilerdi. Bunda tabi ki etkili olan nedenlerden
biri de o zamanlar bu oyunun hiçbir sınırlama
olmadan oynanıyor olmasıydı. Dolayısıyla bu oyun
yalnızca yüreği pek, bileği demir kişiler tarafından
oynanmaktaydı. Herhangi sınırlama bulunmadığından
dolayı ise sık sık olarak oyuncular ciddi biçimde
sakatlanmaktaydı. Atlar o dönemde karşıt takım
oyuncusunu top için mücadele esnasında dişleriyle
kapıp yere atabilmek biçiminde özel olarak
yetiştirildi. Yani, görüldüğü gibi o yıllarda bu
“Kök Börü” oldukça tehlikeli bir oyun biçimini
teşkil etmekteydi. Halen de Kırgız ülkesinde,
sınırlayıcı kuralların olmadığı yıllarda bu oyuna
katılıp kalıcı biçimde sakatlanan sporcu insanları
görmek mümkündür. Bu insanlar günümüzde de toplumda
son derece itibarlı insanlar olarak görülmektedir.
Her spor dalında olduğu gibi bu oyunda da ödüller
mevcuttur. Eskiden en yüksek ödül, koçtu. Bu koçun
parasal değerinden çok manevi değeri ön plandaydı.
Ama en değerli hediye, hem maddi hem de manevi
anlamda, oyun esnasında top, yani “içki” olarak
kullanılan keçi postu ve etiydi.
Günümüzdeyse Kırgız ülkesinde yine oldukça yaygın
olarak düzenlemeler Kök Börü müsabakalarında
birinciliği elde eden takımın oyuncularına, eskiden
farklı olarak koçlar hediye edilmektedir. Çok daha
prestijli düzeyde yapılan örneğin Cumhurbaşkanlığı
Kupasında birinciliği elde eden takıma “Jeep” sınıfı
arabalar, ikinciliği kazanan takıma “Volga” ve
üçüncülüğe erişen takıma da “Jiguli” modeli arabalar
hediye olarak takdim edilmektedir, diğer parasal
ödüllerin yanı sıra.
Kök Börü oyun geleneğinin bir zamanlar ana yurdu
olan Altay’da yeniden başlatılan bu spor dalı
çerçevesinde kurulan ilk takım olan Onguday Bölgesi
takımı, çok güçlü takımların bir araya gelip
karşılaştığı Kırgız Cumhurbaşkanlığı kupasına
katılma onuruna layık görülecek davet edildiği ve
katıldığı bu önemli müsabakalarda kendisi oldukça
kısa deneyimine rağmen aslında çok iyi bir
performans sergileyerek takım olarak altıncılığı
elde etti. Aslında Kırgızların takımları çok
güçlüdür, dolayısıyla genç Onguday takımının bu
denli zor şampiyonada bu düzey derecesine girmesi
belki de Kırgızların, Kök Börü oyunu yolunsa daha
yeni çıkan Altaylı kardeşlerine gösterdiği saygı ve
destekten kaynaklanmış olabilir.
Bununla birlikte, Onguday takımının antrenörü Daniil
Mamıyev, ileri ki zamanlarda kendileri için mutlaka
çok iyi bir oyun ortaya koyarak yeni spor
doruklarına takım halinde tırmanarak daha çok kez
yerleşeceklerinden emindir. Aynı zamanda D. Mamıyev,
bu geleneksel bir Türk oyununu ülkesinde
yaygınlaştırmak düşüncesindedir.
Eski Türk geleneksel “Kök Börü” oyunu karşılaşması
aşamasında, Dağlık Altay’daki Ulagan Bölgesinin
merkezinde izleyebildiğim kadar oyunu yöneten ve
hakemliği yürüten yargıcın yanı sıra oyunu
yorumlayan ve sunan kişinin de önemli bir yer işgal
ettiğini anladım. Üzerinde geleneksel Altay giysisi
bulunan sunucu kendi yorumlarıyla, gerçekten bu
oyuna renk katmakta ve izleyicilerin ilgisinin oyun
üzerinde odaklanması ve canlı tutulmasını
sağlamaktadır. Elinde mikrofonu ile karşılaşmanın
yapıldığı sahaya hakim bir yerde bulunarak oyunu
izleyen, sunan, yorumlayan ve tanıtıcı bilgiler
veren bu kişi oyun esnasında, çok sayıda toplanan
izleyicileri zaman zaman kahkaha tufanına yada alkış
fırtınasına sürüklemektedir. Konuya tam olarak vakıf
sunucunun gerçekten de bu tür spor karşılaşmalarına
en önemli figürlerinden biri haline gelerek kuşkusuz
oyunun izlenirliğini artırmakta ve bu yolla geleneği
kuşaklar arası yolculuğunun sürmesine katkıda
bulunmakta olduğu söylenebilir.
Yazımı bitirirken de, Altay’da Kök Börü oyununun
gönüllüsü olan Daniil Mamıyev’e çalışmalarında
başarı diler, bu yazının kaleme alınmasıyla bu
gerçek yiğitler tarafından oynanan oyunun Türk
dünyasında tanıtılmasına bir nebze olsun katkıda
bulunabilirsek ne mutlu bize sözlerini söylemek
isterim.
Timur B. Davletov
|