|
En eski
Türk bayramı olan Nevruz, Türkler aracılığıyla
Avrasya'ya yayılmıştır. Eski Doğu geleneklerinin
devamı olarak yaşamıştır. Çin kaynaklarına dayanarak
Hunların milattan yüzlerce yıl önceleri 21 Mart'ta
hazır yemeklerle kıra çıktıklarını, bahar şenlikleri
yaptıklarını, bugün Nevruz kutlamalar ındaki
geleneklerin o zamanda da yer aldığını biliyoruz.
Aynı gelenekler, Hunlardan sonra Uygurlarda da
görülmüş ve bugüne kadar uzanmıştır. Çağdaş Uygur
resminde Uygurların Nevruz kutlamalarını temsil eden
tablolar yapılmıştır. Nevruz'u İran geleneğine
bağlayan Firdevsi'nin Şehnamesi ve diğer kaynaklar
yanıltıcıdır. Çünkü Nevruz hakkındaki bilgiler orada
XI. yüzyıldan itibaren görülür. Milâttan önceki
yıllarda Nevruz hakkında İran metinlerinde herhangi
bir iz ve kayıt yoktur. Ancak Hunlarda bu kayıtlar
mevcuttur
Nizamü'l-Mülk de XI. yüzyıl yazarı olarak
Siyasetnâme adlı eserinde bu bayramdan söz eder. Bu
bayramın aynı zamanda yılbaşı olduğunu belirterek
Nevruz geleneklerini anlatır. Aynı zamanın
yazarlarından Kaşgarlı Mahmut da Divân-ı Lügati't-Türk'te
Türklerde yıl başlangıcının Nevruz olduğunu ifade
eder.
Ayrıca, 12 Hayvanlı Türk Takvimi'nin başlangıcının
da 21 Mart olduğu bilinmektedir. Selçuklularda
Nevruz bayramı eğlencelerinin kutlandığı, şenlikler
yapıldığı, özel yemekler pişirildiği, özel hediyeler
alınıp verildiği de bilinmektedir. Selçuklularda
yılbaşı, güneşin koç burcuna girdiği gün olan Nevruz
günü olarak kabul edilmiştir.
22 Mart 1922, Mustafa Kemâl Nevruz Kutlamalarında
Osmanlı devrinde de Nevruz, çok canlı biçimde
kutlanmaktaydı. Osmanlı ailesini çıkarmış olan Kayı
Boyu'na mensup Karakeçililerin, Karakeçili aşireti
mensuplarının 21 Mart tarihinde Ertuğrul Gazi'nin
türbesi etrafında toplanarak burada bayram
yaptıklarını biliyoruz. Bu bayramın bir diğer adı da"Yörük
Bayramı"dır. Osmanlı Devrinde 21 mart günü
özellikle padişahın yani sultanın nevruz
tebriklerini kabul ettiği, halkın Nevruz'unu
kutladığı, Nevruz şenliklerinde bulunduğu gün olmak
hasebiyle, 21 Mart tarihinin Nevruz-ı Sultanî, yani
sultana mahsus, sultan tarafından veya sultanın
katılmasıyla kutlanan Nevruz günü olmak bakımından
böyle bir isim aldığı söylenilebilir.
Osmanlı devrinde kutlanan Nevruz kutlamaları
Cumhuriyetin ilk yıllarında da resmî olarak devam
etmiştir. Bu konuda Prof. Dr. Reşat Genç şu
bilgileri veriyor:
Geri planlarda bırakılmış ve unutulmaya yüz tutmuş
olan Türk insanına kendi kültür kimliğini,
kişiliğini, benliğini, hüviyetini kazandırmak
hareketi Atatürk'ün başlattığı bir hareketti. Bu ne
ile mümkün olurdu? İşte bu, öze dönmekle, kendi
kültürel değerlerimize, örfümüze, âdetimize,
geleneğimize dönmekle mümkün olurdu. Bu yüzden
Atatürk diyor ki"Bilelim ki, kendi benliğine
sahip olamayan milletler başka milletlerin
şikârıdır", yani yaşayamaz. O yüzden, yine,
Atatürk der ki,"Gençlerimize, çocuklarımıza
görecekleri eğitimin hududu ne olursa olsun en evvel
ve herşeyden evvel kendi geleneklerine, millî
ananelerine ve Türkiye'nin bağımsızlığına düşman
olan unsurlarla mücadele etmek lüzumu
öğretilmelidir."Millî hareketin özü bu. Diğer
taraftan kendi kimliği, kişiliği, millî benliği
kazandırılmış olan millete çağdaş olma yolunu
açıklamak da Atatürk hareketinin temellerindendir.
İşte bu öze dönme, kendi tarihine, kültürüne dönme
hadisesi millîciliğin özü idi. Bu yüksek idrakinin
icabı olarak , O'nun milli kültür unsurlarının her
biri üzerinde, en küçük ayrıntısına kadar çok büyük
bir dikkatle durduğunu biliyoruz. Nitekim, Nevruz
ile ilgili hassasiyeti bunun bir göstergesi
olmuştur. Bilindiği gibi Atatürk 22 Mart 1922
tarihinde Ankara'nın Keçiören semtinde Nevruz
şenlikleri düzenletmiş ve kendisi de bu şenliklerde
hazır bulunmuştur.
Netice itibariyle görülmektedir ki, kaynağı neresi
olursa olsun M.Ö. 3. Yüzyıldan, Mete Han zamanından
beri Türklerde var olan bir bayram, bir bahar
bayramı geleneğidir. Özellikle 1200 yıldır öbür Türk
gruplarının hemen hiç birisi ile ilgisi kalmamış
olan Saha yani Yakut Türklerinde Nevruz
geleneklerinin izlerinin kuvvetli bir şekilde bugün
de var oluşu dikkate değer.
Doğrusu, eğer Nevruz batı kaynaklı bir gelenek
idiyse, bu, Nevruz bayramının Sahalara kadar nasıl
gittiğini ve 1200 yıldır, diğer Türk boylarıyla
ilgisi olmayan bu Sahalara nasıl etki ettiğini de
tarihî olarak, kaynaklara müracaat ederek açıklamak
gerekir. Değilse şimdi kaynak Hunlar olarak veya
daha eski bir tarihte Türkler olarak ağır basar
görülmektedir. Ama neticesi itibariyle bugün
Afganistan'da da yaşatılmaktadır, İran'da da
yaşatılmaktadır, Irak'ta, Suriye'de en azından belli
kesimlerde ve bütün diğer Türk dünyasında; Çin
Seddi'nden Adriyatik'e kadar, Hindistan'dan,
Afganistan'dan, Yakutistan'a, Çuvaşistan'a,
Tataristan'a, Moldova'ya, Macaristan'a ve Balkanlara
kadar geniş bir coğrafyada bugün canlı bir şekilde
yaşamakta ve yaşatılmaktadır.
|
NEVRUZ KUTLAMALARI İLE İLGİLİ ADETLER
Çeşitli adlarla ve yaygın olarak Nevruz adıyla
kutlanan bu bahar bayramıyla ilgili olarak Türk
topluluklarında çeşitli gelenekler meydana
gelmiştir. Orta Asya'dan, Balkan Türkleri'ne ve
hatta Amerika'daki Kızılderililerin yaşatılan
âdetlerinde bu gelenekleri ve törenleri tespit
edebiliyoruz.
K. K. Yudahin'in eserinden Kırgız Türkleri'nde
Nevruz gününün, Mart ayında olduğu ve yeni yılın
ilk günü anlamına geldiği ifade edilir. Bu günde"Nouruz
Köcö"denilen özel bir yemek yaparlar."Köcö",
darı yarması veya bulgur konulmak suretiyle
yapılan bir nevi tirittir.
Kazak Türkleri de Kırgız Türkleri'nin yaptığı
aşı pişirirler. Ayrıca Nevruz törenlerinde
mevlit okuturlar. O günü evler baştanbaşa
temizlenir, yeni elbiseler giyilir. Nevruz
törenleri sırasında ev duvarlarına veya çeşitli
eşyaların üzerine kil kaplar atılarak
parçalanır. Ateş üzerinden atlanır. Çadırlar
kurulup sofralar açılır.
Özbekistan'ın Semerkant, Buhara, Andican
taraflarında, Nevruz günü başlayan törenler bir
hafta kadar devam eder. Halk bu törenlerde çadır
çadır gezerek birbirlerinin bayramını kutlar. Bu
ziyaretlerde ikram edilen yemek"aş"adı
verilen pilavdır. Köpkarı, güreş, at yarışları,
horoz dövüşleri gibi gösteriler düzenlenir.
Tacikistan'da Nevruz Mart ayının başından, 21
Mart gününe kadar baharın gelişini ve tabiatın
canlanmasını karşılamak amacıyla kutlanır.
Nevruzda yenilen"Ş"harfi ile başlayan 7
yiyecekten süt; temizliği, tatlı; yaşama
sevincini, şeker; serinlik ve dinlenmeyi, mum;
ateşe tapınmayı, tarak; kadının güzelliğini
temsil eder. İslâmeyetten sonra İslâmî
geleneklere göre"Ş"ile başlayan 7 nesne
bunların yerini almıştır.
Afganistan'da Nevruz, Türkler arasında doğum
günü olarak kutlanır. Bugün herkes en yeni
elbiselerini giyerler. Kabir ve akraba
ziyaretleri yapılır, güreş tutulur ve oğlak
oyunu oynanır. İnsanlar arasındaki
dargınlıkların kaldırılmasına çalışılır. Yeni
yıla nasıl başlanırsa, yılın öyle geçeceğine
inanılır.
Türkmenistan'da Nevruz bayramında halk gününü
ülkemizdeki dini bayramlara benzer bir şekilde
geçinmekte, karşılıklı ev ziyaretleri
yapılmakta, tebrik mesajları gönderilmektedir.
Nevruz kutlamaları basın yayın organlarında
geniş bir şekilde yer almaktadır.
Azerbaycan'da her yıl Mart'ın 2123'ünde, Nevruz
bayramı büyük törenlerle kutlanır. Mezarlık
ziyareti yapılır. Bu ziyaretlerde hazırlanan
helva pilav ve diğer yiyecekler fakirlere
dağıtılır."Gapı Pusma","Suya Yüzük Atma","Su
Başı","Baca Baca"adetlerinde uzun yılların
gelenekleri çeşitli motif ve oyunlarla
sürdürülür. Semeni göğertilir. Yani tohum
çimlendirilir.
Nevruz; Karapapaklar'da Nevruz, Kırım
Türkleri'nde Navrez, gündönümü; Batı Trakya
Türkleri'nde Mevris, Makedonya ve Kosova
Türkleri'nde Sultanı Navrız , Gagauzlarda İlkyaz
bayramı adıyla yukarıda bahsettiğimiz ortak
coşku ve geleneklerle kutlanmaktadır.
Çok geniş coğrafyaya yayılmış olan topluluklarda
Nevruz törenlerinde genellikle şu oyunların
değişmeden devam ettiği gözlenir: Gökböri Oyunu.
Türkistan'da oynanan milli oyunların başında yer
alır. Bu oyuna"gökböri, köpkâri, oğlak/ulak,
buzkaşi, kökpar, kükbar"gibi isimler de
verilir. At yarışları, cirit oyunu, kılıç
sallama, yamba kapma, güreş, at üzerinde güç
gösterisi, sinsin oyunu, huntu oyunu. Bu oyunlar
genellikle spora dayalıdır.
Oyunların bir kısmı ise seyirliktir. Bunları
halk tiyatrosu veya Orta oyunu şeklinde
değerlendirebiliriz: Koskosa oyunu; deve oyunu;
ekende yoh, biçende yoh, yeyende ortag gardaş
oyunu; kış bovay; yolbars; argımak.
Nevruz bayramında mahalli eğlencelere de yer
verilir. Gençler aralarında mani ve şiir
söyleyerek yarışırlar. Bunlardan bazıları:Halay
oyunu, Yaşıl yarpag, Gızılgül, Hahışta, Benövşe,
Bahtıyar ve atışmalardır.
Anadolu sahasında da oynanan bu oyunların
yanısıra 21 Mart'ta büyük bir coşkuyla
kutlamalar yapılmaktadır. Geçmişte o güne has
olarak macunlar, şerbetler, hediyeler
hazırlanarak devlet erkanı büyükten küçüğe,
bunları birbirlerine takdim ederlerdi. Bu
adetler günümüzde Mesir Macunu Şenlikleri adı
altında hâlâ devam etmektedir. Anadolu'da Yörük
Bayramı günümüzde de kutlanarak bu adeti
yaşatmaktadırlar.
Anadolu'da"Sultanı Nevruz","Nevruz
Sultan","Mart Dokuzu"ve"Mart Bozumu"gibi
adlarla bilinen nevruz, gelenekleriyle bütün
Türk toplumu içerisinde yaşamaya devam
etmektedir.
Tahtacı Türkmenleri'nde; Nevruz Bayramı eski
Mart'ın dokuzudur ve Sultan Nevruz olarak
adlandırılır. Nevruz, Tahtacı Türkmenleri'nin
yaylaya çıkışında; 22-23 Mart tarihlerinde
kutlanmaktadır. Tahtacı Türkmenleri'nde Nevruz;
ölülerin yedirilip içirildiği gün olarak kabul
edilir. Burada eski Türk inanç sisteminin atalar
kültürü kendini gösterir.
22 Mart Nevruz'dan bir gün önceyi
karşılamaktadır. Bu gün Nevruz hazırlıkları
yapılır. Çamaşırlar yıkanır, yemekler hazırlanır
Nevruz günü yenilen yemekler arasında ıspanaklı
börek, soğan kabuğu ile boyanmış yumurtalar,
yufka, sarı burma, şeker, leblebi, lokum
sayılabilir. 23 Mart günü öğleden sonra kadınlar
geniş bir tabağa çerezler koyarak"hak
üleştirir"ler. Yiyecekler dağıtılarak"ölünün
ruhuna değsin"dileğinde bulunurlar. Bu
bayramda herkes güler yüzlüdür. Suçlar
bağışlanır. Bayrama katılmak zorunludur.
Katılmayanlar köy halkınca dışlanır.
Yörükler arasında; Nevruz ile birlikte, kışın
bittiği ve bahar mevsiminin başladığı kabul
edilir. Köy ve yaylalarda 22 Mart'ta, şehirlerde
ise Nevruz günü pazara rastlamazsa, bu tarihi
takip eden Pazar günü kutlanır. Köy halkı 22
Mart sabahı yaylalara doğru yola çıkarlar. Daha
önceden"davar evleri"ne yerleşmiş olanlar
köylerden gelen akraba ve komşularına ev
sahipliği ederler. Köylerden gelen grupla,
yayladakiler karşılaştıklarında bir el silah
atarak"Nevruzunuz kutlu, dölünüz hayır ve
bereketli olsun"şeklinde selamlaşırlar.
Gelen misafirler çadırlara yerleşir, kendilerine
ikramlarda bulunulur. Sürü sahipleri tarafından
kesilen kurbanlar birlikte yenilir. Sünni olan
yörüklerde imamlar tarafından yapılan dualara
halk katılır ve şükrederler.
Gençler tarafından eğlenceler düzenlenir,
yemekler yenir, şarkı ve türküler söylenir,
oyunlar oynanır. Eğlenceler geç saatlere kadar
devam eder.
Güneydoğu Anadolu Bölgesi illerimizden Gaziantep
ve çevresinde 22 mart gününe"Sultan Nevruz"adı
verilir. Diyarbakır'da; Nevruz günü halk,
eğlence ve mesire yerlerine giderek Nevruz'u
kutlarlar. Kars ve çevresinde; bu tarihte kapı
dinleme, baca baca adetleri görülür. Evde
bulundurulan çeşitli meyvelerden baca baca
gezenlere verilir.
Tunceli ve çevresinde; bu gün erkekler
alınlarına kara sürerek su kaynaklarına
giderler. Bu karaları orada temizleyerek dua ve
niyazda bulunurlar. Özellikle Orta Anadolu'da
Nevruz,"Mart Dokuzu"olarak bilinir. Diğer
bölgelerdekine benzer kutlama adetleri yapılır.
Nevruzla ilgili Anadolu'da görülen diğer
gelenekler arasında, ağacın güneşten
etkilenmemesi için ağaca bez bağlanarak yapılan"Mart
ipliği"adeti ve özellikle Giresun'da"Mart
Bozumu"adeti önem taşır.
Tekirdağ'da Nevruz soğukların sonu, baharın
başlangıcı olarak kabul edilir ve"Nevruz
Şenlikleri"adıyla kutlanır. İzmir, Uşak,
Sivas ve Şebinkarahisar'da hemen hemen aynı
geleneklerin devam ettiği görülür.
Bilindiği üzere eski takvim Mart ayından
başlardı. Mart ayının ilk on iki günü ayrı ayrı
ayları temsil etmek suretiyle, o yıl içinde
neler olacağı ilk on iki günden tespit olunurdu.
O gün yedi çift, bir tek baş harfi"S"ile
başlayan yiyeceklerden yenilmesi adettendir. |
|
ALTAYLAR'DAN AMERİKA KITASINA UZANAN NEVRUZ...
Altay Türkleri arasında 21 Mart'a tekabül eden
günde kutlanan"Cılgayak"bayramı vardır.
Bu bayram da Nevruz gibi baharın gelişi,
tabiatın canlanması ve yeni bir yıla giriş
bayramı olarak kutlanır. Bu bayramın
hazırlıkları yaz mevsiminde başlar. Bir önceki
yıldan toplanarak saklanmış yılın ilk çıkan
bitkileri olan kandıklar ve onların sargay adı
verilen kökleri çıkarılarak bunlardan çeşitli
yiyecekler hazırlanır. Ayrıca bu bayram için bal
katılmış yoğurt, dondurulmuş ve kurutulmuş et,
koyun ve mal tırnaklarından yemekler yapılır.
Dört tahıl hazırlanır. Güneş bayramının
kutlandığı kır başına vurmaya başladığı zaman
dört tahılın üzerine arçın bırakılır. Ateşle bu
arçınlar alaslanır. Büyükler çocuklar gibi
oyunlar oynar. Akşama doğru köye dönülürken hep
bir ağızdan şarkılar söylenir.
Nevruz'un bir bahar bayramı olduğun ortaya koyan
delillerden birisi de Saha Türkleri arasında
yaşatılan Isıah Bayramı'dır. Bu bayram hakkında
ilk bilgileri veren Dr. Yakup Deliömeroğlu
şunları söylemektedir:"Göktanrı dini
geleneklerinin hâkim olduğu Saha Türklerinde
Isıakh bayramı, ilkbaharın gelmesi ve yılın
bereketli geçmesi için Tanrı'ya bir şükür
bayramıdır. Saha Türkologları ve halkı Isıakh
bayramının Türkistan kökenli olduğunu
bilmektedirler.
21-22 Haziran tarihleri de Nevruz'da olduğu gibi
güneş sisteminin ayrıcalıklı bir dönemidir;
çünkü bugün yılın en uzun günüdür. Diğer yandan
Saha Türkleri'nin yaşadığı Sibirya'da bahar yeni
hissedilmeye başlanır.
Isıah bayramında törenlere, Akşaman'ın dualar ve
kımızla tören alanını temizlemesiyle başlanır.
Tören alanına yarım ay şeklinde genç ak ağaçlar
dikilir. Alana ateş yakılır ve bu ateş törenler
bitene kadar söndürülmez. Akşaman'ın yere kımız
serpmesi, duaları ve dualarla yakılan ateşle
geçmiş yılın kötülüklerinin kovulduğuna, yeni
başlayan güzel günlere zarar vermelerinin
önlenmiş olduğuna inanılır. Ak ağaçlara başta
genç kızlar ve genç erkekler olmak üzere halk
yeni yılda olmasını istedikleri dileklerini
tutarak bez parçası bağlarlar. Bu inanış ve âdet
dünyanın hemen her yerinde bütün Türk
halklarında hâlâ yaşamaktadır.
Isıah bayramı hakkında ilk belgelere Hollandalı
gezgin İdesa'nın notlarında rastlanmaktadır.
İdesa 17. Yüzyılda Sibirya'dan Çin'e yaptığı
seyahatte Isıah bayramının Sahaların tek bayramı
olduğunu yazar. Saha halkının İlkbaharın
gelişini büyük bir coşkuyla kutladıklarından,
ateş yakma ve ateşin törenler son bulana kadar
söndürülmesi, bol miktarda kımız yapılması,
yerlere kımız serpilerek"temizlenmesi"ve
misafirlerin bu içki ile ağırlanmaları
adetlerinden bahseder.
Bugün de yaşayan bu geleneklerle Isıah, takvimî
bir bayram olarak Saha halkının örf, adet ve
tarım faaliyetleriyle kopmaz bir hal almıştır.
Sahalar bu bayramı 2122 Haziran günlerinde
yılbaşı olarak kutlamaktadırlar. Onlar bu
bayramı yenilenme, tabiat ve insan doğasının
kaynaşması, iyilik, temizlik ve aydınlığın
başlangıcı ve geleceğe umutla bağlanmanın günü
olarak kutlamaktadırlar.
Uzun süren bir kışın ardından Saha halkı bir
araya gelip eğlenir; eğlencelerde kımız
içilmesi, bayram yerinde pişirilen şiş
kebapların yenmesi, milli oyunların oynanması,
güreş, at yarışları, Olonhosut yarışları ve
vazgeçilmez olarak Osuohay dansı yapılmaktadır.
Olonhosut yarışları kaya parçalarını kaldırarak
omuzdan arkaya atarak yapılan güce dayalı bir
Sibirya sporudur. Sibirya'da yaşayan Hakaslar ve
diğer Türk halklarında da aynı spor yaygındır.
Osuohay ise Isıakh törenlerinin vazgeçilmez
kısmını oluşturmaktadır. Kımızlar içilip bazı
yarışmalar, eğlenceler yapıldıktan sonra Anadolu
halaylarında da bulunan, ellerin parmakların
birebir kilitlenmesiyle yanyana dizilen insanlar
Isıakh ateşinin etrafında dans veya halay
çekmeye başlarlar. Bazı destanlarda bu halayın 9
gün sürdüğü yazılmaktadır.
Bugün de büyük coşkuyla kutlanan Isıah bayramı
1991 yılında Saha Cumhuriyeti kurulduktan sonra
diğer Türk Cumhuriyetlerinde olduğu gibi resmi
tatil olarak ilan edilmiştir.
Son yıllarda Amerika'daki yerli Kızılderili
Kabileleri'nin"soy kütüğü"ile ilgili
çalışmalar Türk kültürünün yayıldığı sahalar
hakkında bize ilgi çekici bilgiler vermektedir.
Bu konuyla ilgili olarak Dr. Ahmet Ali Arslan şu
bilgileri veriyor:"Son yıllarda bağımsız
araştırmacı uzmanların, Sibirya ve Alaska'da ve
Alaska'nın daha güneyinde bulunan insan
kemikleri ve toprağa yayılmış insan yağı
kalıntıları üzerinde yaptıklan"gen"araştırmaları
Amerika ve Asya kıtalarında vakti ile yaşamış bu
insanların birbirleri ile yakın akraba
olduklarını tespit etmesine rağmen, Amerika'ya
Avrupa üzerinden gelenler bu gerçeklere sırt
çevirmektedirler.
Amerika yerli Kızılderili kabileleri ile Sibirya
Saka, Altay, Hakas, Telvit ve Tuva bölgelerinde
yaşayan eski Türk âdetlerinin ve mevsimlik dinî
merasimlerin birbirine benzemesi ve
paralellikler göstermesi oldukça ilgi çekicidir.
Amerika'nın toprakla ve ziraatla uğraşan
Kızılderili kabileleri arasında dinî ağırlıklı
merasimlerle kutlanan mevsimlik bayramların
başında Mart ayında"Yeni Yılın Başı"için
yapılan kutlama törenleri ve şenlikleri gelir.
Kaliforniya Eyaletinde geçimini topraktan temin
eden yerleşik, şehirli Kızılderili kabileleri,
göçebe bir hayat sürerek, yazın serin dağ
yamaçlarına ve kışın ise daha ılık ve mülayim
bölgelere göç eden ve geçimini avcılıkla temin
eden Kızılderili kabilelerine kıyasla"Yeni
Yılın Başı"kutlamalarına daha büyük bir
bağlılık göstermektedirler. Bu kutlamalar,"Eski
yıldan yeni yıla geçişi, ölümden sıyrılıp
yeniden dirilişi, kısırlıktan kurtulup yeniden
üremeye dönüşü kutlamak maksadıyla"yapılmaktadır.
Kaliforniya ve etrafındaki topraklarda dağınık
olarak yaşayan Amerika yerli Kızılderili
kabilelerinden Yurok, Karuk, Hupa, Yuki, Pomo,
Modoc ve Maidu kabileleri yeni yılın başlangıcı
olarak kabul edilen"Mart"ayında, bahar
bayramını, tabiatın yeniden canlanması ve
uyanmasına bağlı olarak"Yeniden Doğuş"un
bir sembolü olarak kutluyorlar. Bununla ilgili
dinî merasimlere diğer Kızılderili kabilelerinde
olduğu gibi, yine kabilenin Şamanı öncülük
etmekte ve yönetmektedir.
Yeni yılın başlangıcı olan Mart'ta kutlanan"Diriliş"kutlamaları
ile ilgili Kızılderililerin yaptığı merasimlerde
kabilenin yaşadığı köy veya kampın tam orta
yerine uzun ve düzgün bir"direk"dikilir.
New Mexico, Arizona ve Kaliforniya eyaletlerinde
yaşayan Kızılderili kabileleri köyün orta yerine
dikilen bu"direğin"kâinatın"ekseni"olduğuna
ve dünyayı yaratan"Bir"i temsil ettiğine
inanırlar. Bu inanç yerleşik ve şehirli manasına
gelen"pueblo"yerli Kızılderili kabileleri
arasında da aynı şekilde yaygındır.
Kızılderililerin yaptığı merasim ve kutlamaların
en ilginç yanlarından birisi, kabilenin
Şamanı'nın"Gök Tanrı"olarak kabul edilen"Ulu
Ruh"a daha çok yaklaşmak ve kabilesi için
O'nun yardımını ve rahmetini talep etmek
maksadıyla, bu düzgün"direğe"tırmanmasıdır.
Dinî maksatlı bu merasimi yöneten Şaman'ın bu
direğe tırmanması, mensubu olduğu kabilesini
kötü ruhlardan ve onların sebep olabileceği
hastalıklardan koruması, yeni yılda kabilesine
bol mahsul bahsetmesi konularında görüşme talep
etmek maksadıyla"Gök Tanrı"ya daha yakın olma
amacı taşır. Direğe tırmanma merasimi
Kaliforniya eyaletindeki Camella Kızılderilileri
arasında oldukça yaygındır."
Demirin Türk kültür tarihindeki yerinden
yazımızda bahsetmiştik. Demir Türk'ün inanç
sistemi içinde bütünleştirici bir unsurdur.
Ergenekon destanının ana temasını oluşturan"demirin
eritilmesi ve kutsallığı"motifleri
Amerika'daki Kızılderililer arasında da
yaygındır. Onlar da demire hürmet ederek
özellikle yılbaşı kutlamalarında mutlaka demir
uçlu silahlar itina ile taşırlar. A. Arslan
araştırmasında bu konuyu şöyle anlatıyor:
Türk kültür tarihinde ve önemli mevsimlik
merasimlerde mühim bir yer tutan"demir"e
Kuzey Amerika kızılderili kabileleri arasında da
büyük önem verilmekte ve bazı kimselerin
demirden yapılmış mukaddes sayılan"silah"lara
dokunması katiyen yasaklanmıştır.
Amerika Kızılderili kabilelerinden Algonquian
Kızılderili kabilesinde, hamile kadının demir ve
çelikten yapılmış silahlara dokunması yasaktır.
Öldürücü gücü kaybolur ve düşmana tesir etmez
korkusu ile özellikle hamile kadınların ve
yetkili olmayan şahısların kabilenin
saaşçılarının silahlarına dokunması yasaktır.
Yaygın olan söylentilerin tam aksine, bu kadar
tabu ve yasaklamaya rağmen, Kızılderili
kabilelerinden hiç birisi, ne şekilde olursa
olsun diktikleri toteme tapınmazlar.
Amerika'da Alaska'nın Güneyinde yaşayan Yakutat
ve Tlingit Kızılderilileri arasında"demir"e
Sibirya Türkleri'nin verdiği değere eş bir
hürmetle yaklaşılmaktadır."Yakutat ve Tlingit
Kızılderilileri de diğer Kızılderililer gibi
çelikten yapılmış bıçak ve savaş baltaları veya
sivri uçlu silahlar yapmak için kullandıkları
demire büyük hürmet ve rağbet gösteriyorlar."
Ahmet Ali Arslan'ın yapmış olduğu bu araştırma
şu sonucu ortaya çıkarıyor:
Türk Şamanizmi ile Amerikan yerli Kızılderili
Şamanizminin izlerine"Yeni Yılın Başı"merasimlerinde
yoğun bir şekilde rastlanmaktadır. Aynı zamanda
paralellikler mevcuttur. Mart ayında kutlanan
yeni yıl merasimleri Orta Asya Türk şamanizmine
paralel olarak Güney Amerika'da, Bolivya'da
yaşamakta olan"Aravak"ve"Manası"Kızılderili
kabilelerinin varlıkları tespit edilmiştir.
Ayrıca Amerika'nın Mexico eyaletinde yaşayan"Arıkara"Kızılderili
Şamanı'nın ilkbaharda Türk Şamanlarının yaptığı
ayinlerin aynısını yaptığına dair kayıtlar
mevcuttur. Bütün bu kalıntılar Orta Asya'dan
Amerika'ya geçen Şaman kültürünün dolayısıyla
Türk kültürünün kalıntılarıdır. |
|